Kayseri nin üzerinden tam 1 hafta geçmişti. Günlerimiz monoton bir şekilde geçiyordu. Karargah ve ev arasında gitmekten başka birşey yapmıyorduk. Ben tam anlamıyla Turhal olmuştum. Lojmandaki evimden bütün eşyalarımı Turhal malikanesine getirerek tamamıyla orada yaşamaya başladım. Ailemle aram oldukça iyiye gitmeye başlamıştı. Ali abi ile çok bir muhabbetimiz yoktu ama aramızda bir soğukluk da yoktu. Kendisi soğuk bir adam olsa da bize karşı yumuşak davranmaya çalıştığını görebiliyordum. İyi birisiydi.
Yağmur geçen gün beni üniforma ile gördüğü için o günden beri asker olmak istiyordu. Ali abiden saklıyorduk tabi bu durumu. Askerlik kudretli bir meslek olmasının yanı sıra çok da tehlikeli olduğu için, özellikle bizim gibi özel kuvvetlerde olan kişi için, Ali abim istemiyordu. Yani pek de karşı çıkamayacak gibiydi çünkü bizim küçük Asena asker olmakta oldukça kararlı görünüyordu.
Bir hafta geçmişti ama henüz Barbaros dan bir haber yoktu.
Kısa bir duş almıştım kahvaltıdan hemen sonra. Uzun sarı saçlarımı taramak için sol tarafıma aldığımda gözlerim aynadaki yansımamı buldu. Vücudum dinç görünse de gözlerim ben yorgunum diye bağırıyordu. Makyaj yapan biri değildim ama yorgunluğumu gizlemek adına bugün yapmam gerek gibiydi.
Saçlarımı tarayıp kuruttum hızlıca. Ardından yukarıda sıkıca toplamıştım. At kuyruğu toplamak bana yakışıyordu ama genel olarak beremi veyahut kaskımı takabilmek için aşağıdan toplardım.
Bugün tatilimdi. Tatilimdi ama her an görev emri ile karargaha çağrılabilirdik.
Derin bir nefes alıp çıktım odamdan. Adımlarım salonu bulduğunda kimsenin olmadığını fark ettim. Sonra mutfağa geçtim. Kartal abimi orada bulmuştum.
"Abi nasılsın?"
Elindeki tableti bırakıp bana döndü gülümseyerek. "İyiyim abim sen nasılsın?"
Bende gülümseyerek masaya yerleştim. "Olduğu kadar."
Bir hafta önce bir şehit vermiştik ve sevgilim hala ortada yoktu.
Kartal abim "aklın hala Barbaros da olduğunu biliyorum ama artık düşünmemeye çalışsan? Biliyorsun albay dışında kimse bilgi sahibi değil."
"Biliyorum abi zaten öyle yapmaya çalışıyorum."
Mutfağa giren bir hareket hissettiğimde vücudumu hafifçe o yöne çevirdim. Annem ve Yağmur du gelen. Yağmur beni görünce kocaman gülümsemesiyle yanıma gelip kollarını açtı. Kucağıma aldım onu bende.
Annem "Bugün kız almaya gidiyoruz."
Kartal "O ne demek anne?"
Annem "Hilal in ailesi aradı. Madem böyle böyle o zaman gelin kızı bizden isteyin dedi." Mutlu değildi ama. Bir problem mi vardı?
"Başka birşeyler de mi dedi anne?"
Gözleri parlamıştı. Anne dememden olduğunu biliyordum. "Yok merak etme."
Abim bana dönmüştü. "Bizi kandırabileceğini mi zannediyor yoksa ben mi yanlış anladım?"
Başımı salladım. "Doğru anladın bence."
Masaya yerleşti o da bizim gibi. "Haklısınız." Yağmur a döndü. "Bebeğim bahçedeki çiçekler sulanacak, Hasan abine haber verir misin?"
Yağmur "Tabi babaannecim," diyerek kucağımdan indi ve gitti.
Annem "kıza malmış gibi davranıyorlar. O kadar üzülüyorum ki. Gelin alın ve namusunu temizleyin dedi resmen."
Kartal abim "ne?" Derken ayaklanmıştı. "Ne saçmalıyor bunlar anne?"
Annem "durum bu."
"O zaman derhal o çöplükten Hilal i kurtaralım." Bir kadın olarak sinirlerim bozulmuştu. "En azından isterken usulüne uyalım" Kollarımı bağladım sinirle. "Düğünüydü kına gecesiydi nikahıydı ailesini çağırmayalım hatta."
Kartal "ben ikna oldum."
Annem "olmaz öyle şey. Neyse. Hadi hazırlanın Elçin i aradım o da gelecek. Ali çiçek ve çikolatayı hallediyor."
"Biz ne yapacağız peki?"
Annem "pasta yaptırabileceğimiz güveneceğin bir yer var mı?"
Gülümseyip başımı salladım. "Timden Tarık diye bir arkadaşımız var. Onun annesi butik pastacı." Daha önce bir defa kutlama amaçlı pasta yapmıştı Rana anne. Zaten henüz yeni sayılırdı onunla tanışmamız. Çünkü Tarık 23 yaşında gencecik bir delikanlıydı. Time yeni katılmıştı.
Annem "güzel. Kartal'ım sende..."
Kartal abim zaten bir süredir ayaktaydı. "Bende mahalleyi ışıl ışıl parlatmak için konvoy ayarlayayım mı? Turhal'lara yarışır bir isteme olsun."
Annem "ay süpersin."
Abimin anlatmaya çalıştığını anlamıştım. Buruk bir tebessüm yerleşti suratıma. "Tim mi?" Başını sallayınca konuşmaya devam ettim. "İyi düşünmüşsün. Hem bizimkilere de biraz moral olur."
Annem "O zaman Laçin sen doğru pastacıya. Ben sana yaptırmak istediğim pastayı atarım, Kartal sen de timini topla. Akşama tam takır bizi şu bahçede hazır görmek istiyorum."
Abimle birbirimize bakıp aynı anda elleri alınlarımıza koyup "emredersiniz komutanım," diye bağırdık.
Annem gururla gülümsedi. "Aferin asker."
"Sağol!"
Annem gidince abim telefonunu eline almıştı. Bende aynısını yapıp Tarık ın adını buldum rehberde.
"Efendim komutanım?" Diyerek açtığında "Çok vaktimiz yok kardeşim. Annenin dükkanı neredeydi?"
Kardeşim dediğimi duyunca o da rütbeleri bir kenara bıraktı. "Abla annemin dükkanı Çankaya da ama bir sorun mu var?"
"Yok aslanım." Bizim eve yakın değildi. "Nerdesin?"
Tarık "karargah."
"Bekle seni almaya geliyorum." Abime döndüm. "Ben çıkıyorum abim." Başını sallayınca Tarık a döndüm. "Rana anneye haber verir misin? Bi 25 kişilik pastaya ihtiyacımız var. Hazırlayabilir mi bir sor."
Tarık "tamam abla. Ben karargah kapısında bekliyorum sizi."
Arabama atladığım gibi karargaha sürmüştüm. Tarık ı aldığım gibi tarif ettiği yere sürmeye başladım.
"Bugün," dedim biraz daha hızlanırken. "Abim Baran ın kız arkadaşını isteyeceğiz. Bende pasta yaptırmak üzere görevlendirildim komutan annem tarafından. Hal böyle olunca da birkaç ay önce yediğim o şahane pastanın tadı geldi aklıma."
Tarık mutlu olmuştu. "Sağolun komutanım. Annem bunu duyunca çok sevinecek."
"Gerçekler aslanım." Üzerinde yeşil askeriye kazağı vardı. Altında da askeri pantolonu. "Sen niye hala üniformaylasın?"
Tarık "sen arayınca yetişememekten korktum abla. Hemen çıktım."
"Tamam da oğlum niye karargahtasın? İzinliydin bugün?"
Tarık "evde çok sıkılınca geldim."
Bizim timde bir tane normal yoktu.
Yarım saatlik bir yolun ardından pastaneue varmıştık. Yolun yarısında annemden gelen direktifleri Tarık aracılığıyla Rana anneye iletmiştik. O çoktan hazırlamaya başlamış bile.
"Rana anne." Dedim Tarık ın ardından ona sarılarak. "Nasılsın?"
Rana anne 45 yaşlarında çok tatlı bir ablamızdı. Tarık gibi hafif çekik gözlüydü. Türkmen soyundan geldiklerini biliyordum. Ben, 3 yılımı verdiğim timim hakkında herşeyi bilirdim. Kaybettiğim askerlerin ardından gelen yeni askerlerim hakkında herşeyi bilmek zorundaydım.
Rana anne "İyiyim kızım sen nasılsın?"
"Bende iyiyim ne olsun. Abimi nişanlıyoruz."
...
Çok kısa bir sürede Rana anne herşeyi dört dörtlük hazırlamıştı. Daha azını zaten beklemiyordum. Güvendiğim kişileri iyi seçerdim nede olsa.
"Koç," dedim tim içindeki lakabını söyleyerek. "Sende benimle geliyorsun aslanım."
Pastayı alıp çıkmıştık. Dükkanın kapısının önündeki arabamın yanında dikiliyorduk. "Ben ne alaka komutanım? Olur mu öyle şey?" Diye sordu.
"Olur olur," arka kapıyı açarak Tarık a döndüm. "Yerleştir bakalım dikkatlice."
Tarık pastayı koyduğu gibi Rana anneye döndüm. "Anacığım, dikkat et kendine." Sıkıca sarıldım ona. "Bir ihtiyacın veyahut bir işin düşerse ara olur mu? Telefonum her zaman açık."
Rana anne "asıl sen dikkat et kendine güzel kızım. Tarık'ım sana emanet." Yanaklarımdan öptü.
Tarık da annesiyle vedalaşınca arabaya bindik. Tarık ın gösterdiği adrese doğru süemüştüm.
"Tim olarak kız isteyeceğiz."
Tarık "kime istiyoruz abla?"
"Abime, yani Baran'a."
Tarık ı evine bıraktıktan sonra Turhal evine sürmüştüm. Arka koltukta duran pasta yüzünden gaz yapamasam da normal süratle dikkatli gidebiliyordum. Biraz camımı açtım. Soğuk hava tenimi yalayıp giderken gülümsedim. O kadar iyi gelmişti ki soğuk hava. Sanki kalbim durmuş da bir şok etkisi yaratmış gibi kendime getirmişti beni. Daha fazla açık tutarsam hipotermiden ölürüm korkusuna kapattım. Elim konsoldaki teyp e gitti. Arabam çok yeni bir model olmadığından öyle şaşalı bir arabam, dokunmatik ekran kontrol konsolum yoktu. Flash bellek ile çalıştırdığım bir teyp'im vardı.
Rastgele bir müzik çalarken çıkan şarkı ile gülümsemem iyice büyümüştü. Hüsnü Arkan hayranıydım biliyor muydunuz? Onun ağzından Yeniden isimli müziği çalıyordu.
"Gülpembe bahar türküleriyle. Kıyıda gölgesine oturup zeytin ağacının. Ben derim derim eski günlerin. Düşelim yollarına kanayan sevgi çiçeğinin."
Sesini yükselttim. Bu şarkı beni hep gaza getirirdi.
"Yeniden doğup eline günün, Yeniden duyup adını gülün, yeniden... Yeniden başlamalı, Yeniden anlamalı, Yeniden dinlemeli o yiten türküleri... Dağılır gider, kara bir bulut, dokununca bir dost eli."
Son cümleyi bir kez daha söylediğimde arabam sallanmaya başladı birden. Arıza lambasını yanıp söndüğünü fark edince sağa, güvenli bölgeye çektim hemen. Zaten kenara çeker çekmez sarsılarak durmuştu arabam. Siktir... arabam bozulmuştu!
Allah ım... işine karışmak gibi olmasın ama sırası mıydı?
"Off!" Arabayı stop ettirip telefonumu elime aldım. O sırada dörtlüleri de yakmıştım. Pastayı da kontrol edip telefondan Elçin i aradım.
Elçin "Efendim ikiz?" Diyerek açtı. Arkadan fön makinesi sesleri falan geliyordu.
"Müsait değil miydin?"
Elçin "kuafördeydim fön çektiriyorum bir problem mi var?"
"Ya ben pastayla yolda kaldım. Arabam bozuldu ne yapacağımı şaşırdım. Taksi falan da çekmiyor bu yoldan."
Elçin "hayda... ben kuafördeyim, annemin arabası serviste, abimlerin işi var ama Ali abim eve dönüyordu onu ara istersen. Ali abim alır seni."
"Tamam ikiz, görüşürüz."
Onu kapatıp Ali abiyi buldum rehberden bu sefer. Arasam mı aramasam mı diye bir anlık düşündüm. Abimdi ama değil mi? Kız kardeşi zor durumdayken yardım ederdi sonuçta.
Gelmişim 27 yaşıma, özel kuvvetlere subay olarak girmişim, dağda terörist avlıyorum ama abimden çekiniyorum.
Düşünceme gülerken aramaya dokundum. Çok bekletmeden hemen açmıştı. "Efendim?"
"Ali abi, benim Zülal."
Ali abi bir anlık sessizlikten sonra konuştu. "Biliyorum kayıtlıydın. Bir problem mi var?"
"Evet... ben yolda kaldım da. Çankaya dan dönerken ev yolunda. Taksi vesaire de geçmiyor yakınsan beni alabilir misin?"
Ali "konum atar mısın? Yoldayım bende."
Konumumu attıktan tam 3 dakika sonra arkamda siyah bir araba durmuştu. Dikkatli bakınca Ali abi olduğunu gördüm. Zaten hemen inmişti arabadan. Torpidoda duran silahımı çantama koyup anahtarı alarak çıktım. Ali abi arka koltuktaki pasta kutusunu aldı.
Ali abi "çekici çağırdım. Arabanı alacaklar. Bide birazdan yolda arkadaşımı da alacağız. Rahatsız olmazsın değil mi?"
"Teşekkür ederim. Yok hayır rahatsız olmam."
Ali abinin arabasına binince direkt gazlamıştı. Sessiz geçeceğini düşünürken abimin konuşması beni şok etmişti. "Nasılsın?" Diye sordu.
"İyiyim, sen nasılsın?"
Ali abi "İyiyim. Çiçek ve çikolatayı almam için görevlendirildim."
"Komutanlardan sonra anneden emir almak biraz garipti." Güldü bu dediğime. Ne kadar hoş bir gülüşü vardı.
Bende güldüm.
Ali abi "bundan sonra direkt benden isteyebilirsin bir işin düştüğünde. Benden çekinmeni istemiyorum. Elçin benim için ne ise sen de benim için o'sun. Kardeşimsin biliyorsun değil mi?"
Derin bir nefes aldım. "Biliyorum. Ama 22 yıl sonra ortaya çıkıp bütün düzeninizi karıştırdım biraz."
Ali abi "bunu bir daha konuşmak istemiyorum." Arabayı bir adamın önünde durdurdu. "Sen bir Turhal'sın."
Önünde durduğumuz Ali abim yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim çocuğun üzerinde krem renklerinde bir kombin vardı. Havanın soğuk olmasının yanı sıra yere kadar trençkot giymişti o. Hızlıca bizim arabaya bindi. Bizim araba mı? Ne çabuk sahiplenmişim abimin arabasını. Ali abi diyorduk, sahiplenme eki koyulmuş, abim olmuş bile.
Adam "selamlar."
Ali "tam zamanını mı buldun sen arabanı bozacak Uğur?"
Adının Uğur olduğunu öğrendiğim adam ağlamaklı ses tonuyla konuştu. "Ya bilmiyorum bir anda stop etti sus zaten canım yanıyor." Tıpkı benim arabam gibi. Ama ben kontrollü durdurmuştum arabamı.
Ali "hastaneye gidelim mi? Kaza mı yaptın?"
Uğur "yaptım da önemli birşey değil." Gözü beni buldu dikiz aynasından. "Bu güzel hanım kim Ali?"
Çapkın bakışları sinirlendirmişti beni. Çantamın üstünden silahımı yokladım. Çapkın insanlardan hoşlanmazdım.
Uğur "pek de nazlıymış." Elini uzattı arkadan. "Uğur ben. Tanışmamızın bir mahsuru var mı?" Nazlı mıymışım? Ben mi? Bir anlık namluyu kafasına dayayasım geldi.
Ali abim ne yapacağımı merakla izliyordu sanki. "Gerek yok." Dedim kısaca. Bunu dememle dudaklarında bir gülümseme peydah olmuştu.
Uğur un ise kaşları çatıldı. Elini çekmişti hızlıca. İlk defa reddediliyor gibi bir hali vardı. Eh, bir sevgilim olmasaydı reddedemeyeceğim kadar yakışıklı bir adam olurdu gözümde. "Çok şey kaçırırsın ama güzellik."
Ali abi konuştu en sonunda. "Geri bas Uğur. Kafana mermi yemek istemiyorsan benim kardeşime sulanma."
Benim kardeşime... içim bir hoş oldu bu cümleyle. Onun kardeşi olmak çok iyi hissettirmişti bir anda. Sanki güven gibi.
Uğur "kardeşin miydi?" Çatık kaşları düzelmişti. Gülümsedi. "Öyle desene ya. Sen de kafana mermi yersin falan ne şiddetvari bi adamsın."
Ali abi "her önüne gelene sulanma sende it herif." Kısa bir anlık bana baktı. "Hem kafana mermiyi benden değil, bordo bereli üsteğmen Zülal Laçin Turhal'dan yiyeceksin."
.
.
.
.
Yazdığım en uzun bölüm oldu. Gün dolu dolu geçince geri kalanı yazmaya vakit yetmedi skmzlsmxşsösğ
Ay ben savaş pilotu kurgusu yazmaya başladım. İsmi Uçuş Hattı. Bu bölümle birlikte giriş bölümünü yayımlayacağım okumak isterseniz kütüphanenize eklersiniz diye. Umarım seversiniz.
Bu arada bölüm nasıl olmuş? Bir sonraki bölüm yine çarşamba gelecek. Finale yaklaşıyoruz.

