İçeriğe geç

LAÇİN

Bölüm 17 · 5 dk okuma

LAÇİN

Bölüm 17

¹⁶| acılar

Bazen acı ellerini insanın boğazına bağlar ve insan o an kilitlenir. Ne yapacağını bilemez. Kırsa dökse fayda yoktur, ağlasa ağlayamaz. Bazen de içine atıyor, atıyor ve atıyor. O anlık iyi birşey olarak görünse de aslında değildir. Çünkü içine attıkları zamanla büyür ve bir çığa dönüşürdü. Bu sefer nerden ve ne şekilde içinden çıkacağı belli olmazdı.

Tıpkı patlamaya hazır bir bomba gibi.

Benim durumum da tam olarak buydu. Gerçekten ailem bildiğim benim hayatımı hiçe sayan ve şuan toprak altında teröristler tatafından vurularak öldürüldüğü için 'şehitlik' unvanıyla yatan ailemin benim ailem olmadığını öğrenmiştim. Yetimhaneden beni alırken gerçek aileniz seni bizden kaçırdılar zırvalıklarıyla büyüten kişiler. Sonra Kartal abim çıktı karşıma. Gerçek ailen biziz dedi, sustum. Annemi, ikizimi, abilerimi ve babamı sessizce kabul ederken attım içime. O sıra çok yakın olduğum ve aynı zamanda yine komutanım olan Yağız abimin gidişi hepimizi sarsarken üstüne bir silah arkadaşımızı da kaybetmiştik.

Sonra Barbaros geldi, 3 yıldır bana karşı hisler beslediğini söyledi. Komutanı olduğum için hislerini içinde yaşadığını anlattı, kabul ettim. Onun da babası, kayınbabam olacak o adam ikizim ile peşimize silahlı adamlar takarak öldürme teşebbüsünde bulundu. Sonra onun kırmızı bültenle her yerde fellik fellik aranan Demir kod adlı, terör örgütü elebaşısı olduğunu öğrendik. Gelini olacak beni öldürmek istemişti. Üstelik arabada savcı ikizim de varken. Hoş, o kendi oğlu ve kızını da öldürmeye çalışmamış mıydı zaten. İnsan hayatı bu kadar basit miydi? Her istediğimizi canımız istedi diye ortadan kaldırsaydık bu ülkede adam mı kalırdı?

Şehidimiz vardı. Barbaros yaralıydı. Aile mevzum kalabalıktı. Sevgilimin babası beni öldürmeye çalışmıştı. Anne olamayacaktım. Barbaros un babası olduğunu öğrendiğimiz Demir i elimizden kaçırmıştık. Ve bir asker olarak bir ayağım her zaman o çukurdaydı.

şehidimiz vardı.

Ne yapacağımı şaşırmıştım. Öfke doluydu içim. Barbaros Hastaneye kaldırılmıştı ama gitmeme izin verilmemişti. Elimden hiçbir şey gelmiyor oluşu o kadar canımı yakıyordu ki. Göğsümün tam ortasında bir yumru vardı ve o büyüdükçe büyüyor, nefes almamı zorlaştırıyordu.

Evimin, yeni ailemin evinin önündeydim. Kapıyı çalıp açmalarını beklerken kapıyı açan kişi babam olmuştu. Suratı beni görünce endişeli bir hal aldı. "Kızım?"

Teçhizatlarımı bırakmıştım sadece, üniformam üzerimdeydi.

Gözlerim doldu. "Baba," dedim ilk defa yüzüne karşı. Gözyaşlarım akmaya başlamıştı bile. "Ben çok kötüyüm."

Kolumdan tutarak içeri çekti ve sonra sıkıca sarıldı. Yaşlar daha hızlı akmaya başlamıştı. "Meleğim..."

Başka hiçbir şey demedi. Sadece benim sakinleşmemi bekledi. Ama yaşlarım durmak yerine artık bağırarak ağlamaya dönünce beni salona götürmüştü. Oturtup yanıma geçti. "Laçin, anlatabilir misin bana ne olduğunu? Biri birşey mi yaptı?"

"Herşey üst üste geliyor," yaşlarımı silsem de yenileri doldurmuştu hemen. "Ben nasıl içinden çıkacağım bilmiyorum baba! Elim kolum bağlanmış gibi sanki!"

Babam neler olduğunu anlamış gibiydi. Hafif bana yaklaşıp elini sırtıma koydu ve daireler çizmeye başladı. "Hayat bazen istemediğimiz gibi gidebilir güzel kızım benim. Kafan o kadar dolar ki acını yaşamaktan başka birşey düşünmez olursun. Senin şuanki durumun bu. Belki acını yaşamak bile sana ağır geliyordur. Ama yaşaman gerekiyor ki içinden atabilesin." Beni kendine çekip sıkıca sarıldı. "Keşke elimden birşeyler gelse senin içinden acını çekip çıkarabilsem. Ama sarılmak dışında ne yapabilirim bilmiyorum. Affet beni."

Saçlarımı okşuyordu. Bu... yabancısı olduğum his o kadar güzel hissettimişti ki, bir an acımı unutturdu bana. Baba kucağı... Ne kadar kutsaldı. İlahi bir güç gibi.

Acının elleri yavaşça gevşedi.

Susmadı babam. "Affet beni, ailemize katıldığından beri ilgilenemedim seninle. İş yoğunluğu falan diyerek kaçmayacağım özür dilerim. 22 sene sonra bulduk seni çok korktum yine aynı şeyler yaşanır da sana alışmışken kaybederim diye. Birde asker olduğunu öğrenince..." Daha Barbaros un babasından haberdar değildi hiçbiri. Özel görev gizliliği yüzünden kimse bilmiyordu. Komutanlar izni verdiğinde anlatabilirdim ancak. Muhtemelen ikizimin haberi olmuştur şimdilik. Savcı olarak ve özel olarak bizim davamızı üstlendiğinden o da. Terörden hüküm giydikten sonra çok zordu içerden çıkması ama suçunu iyice ağırlaştırmak adına elinden geleni yapacağını biliyorum.

Derin bir nefes alıp sertçe bıraktım. "Olanlar hiçbirimizin suçu değil. Rabbimin bizim için olan planı bu şekildeyse kader diyip boyun eğeriz. Ben şu saatten sonra sadece önüme bakarım... baba."

Kollarını daha sıkı sardı bedenime. "Canım kızım."

En azından güzel birşeyler de oluyor. Mutluluk bize haramdı. Şehidimiz varken onu unutamazdık.

Ercan... temiz anadolu çocuğuydu. Çok efendi ve saygılı biriydi. Timdeki herkes öyleydi ama Ercan bir farklıydı. Çok fazla konuşmaz, gerekli gördüğü yerde kısa ve öz konuşurdu.

Yattığı yer nurla dolsun.

Babamla ne kadar öyle kaldık bilmiyorum ama kapı çalınca ayrılmıştık.

Babam "Hadi sen odana geç de bir duş alıp kendine gel. Daha üniformaların bile üstünde."

Başımı sallayıp ayaklandım. O da ayaklanıp üstümü süzmüştü. Gurur dolu bir yüz ifadesi oluştu. "Aslan kızım ne kadar da yakışmış üniforma."

İlk defa görüyordu üniforma ile babam. Gülümsedim burukça. "Sağol."

İçeri birinin girmesiyle o yöne döndüm. Yardımcılardan biri açmış olmalıydı Elçin e. Çantasını koltuğa fırlatıp yanımıza geldi ve bana sıkıca sarıldı. "Başınız sağolsun." Dedi.

"Vatan sağolsun."

...

"Aradığınız kişiye şuanda ulaşılamıyor. Lüt-" 50.kez dinlediğim telesekretere sinirlenip fırlattım telefonumu yatağıma. Kendimi de aynı yatağa bırakırken gözüm odayı süzmüştü. Geldiğimden beri kaldığım o ev. Kaçırıldığımda eski odam olan o oda. O günden beri temizlik ve mobilya değişimi dışında kimsenin girmediğini söylemişti annem. Bir kez olsun boşalmamış.

Ailem... acısını hep en tazesinden yaşatmış kendine. Her seferinde en derinden hissettirmiş.

Ben onca şey yaşarken onlar bile isteye yapmış her şeyi.

Onlar, içimde türlü duygular uyandırıyordu.

Barbaros a ulaşamıyordum. Tedavisini yarım bırakıp hastaneden çıktığı bilgisi dışında hiçbir bilgi yoktu. Karargah da hiçbir şey söylemiyordu bana. Kafayı yemek üzereydim ve bunu umursamadan ortadan kaybolan Barbaros sinirimi daha çok bozuyordu.

Karşımda olsaydı muhtemelen iki yumruk çakardım.

Nereye gitmiş olabilirdi? Yaralı halde neredeydi bu adam?

"Hangi cehennemdesin sen Barbaros?"

Başımdaki havluyu çekiştirip onu da yatağıma fırlattım. Uzun sarı saçlarım sırtıma dökülmüştü serbest kalınca. Duştan çıkmıştım ve olduğu gibi bıraktığımdan dolaşık halde kurumuştu. Umurumda olmadı. Zira içimde türlü acılar kol geziyordu. Kendimi kötü hissediyordum.

.

.

.

betimleme yapmadan dümdüz yazdığımı fark ettim. Çoğu konuyu üstünden geçip oldu bittiye de getirmişim. Sakinleşip tane tane işlemeye özen gösteriyorum birkaç bölümdür.

Kapak fotoğrafını değiştirip arka plana temsili bir Barbaros ve Zülal i ekledim. Nasıl olmuş?

nasıl gidiyor sizce?

Bölümler her çarşamba gelmektedir.

Bölüm sonu

1 yorum