Tüfeğimi yanıma koymuştum. Kendimize sığınacak yer bulmuştuk. Komutanlar sabaha karşı anca yardım gönderebileceğini söylüyordu.
Yaralımız vardı.
Fırtına deli gibiydi. Hava kararmak üzereydi. Yanımızda siviller varken bu gece burası çok tehlikeli olacak. Pusu yeme ihtimalimiz varken tetikte olmak zorundaydık. Allah yardımcımız olsun.
Kartal komutanım ile oturuyorduk mağara girişinde.
Kartal "seni çok uzun süre aradık biliyor musun?"
Bir anda bu konuya girmesine şaşırmıştım. "Efendim komutanım?"
Kartal "sen kaybolduğunda tam 9 yaşındaydım. O kara gece kavga etmiştik seninle sen hatırlamazsın." Güldü kendi kendine. "Okulda bir kavgaya karışmıştım sende buna çok kızdığın için kavga etmiştin benimle. Küçücüktün, 1.10 boyun vardı çipil çipil bakan korkunç baktığını düşündüğün gözlerin ateş saçıyor zannediyordun."
"Haklı mıydın peki?" Küçük ben kavga sevmezdim. Kavga duyunca kulaklarımı kapatır şarkı söylerdim. Şimdi olsa... alayıyla kavga ederdim. En azından ezilmezdim.
Başını salladı. "Haklıydım. Sevdiğim kıza çiçek almıştı köpek." Gülünce devam etti. "O günden sonra kız peşimden koşmuştu ama reddetmiştim."
"Neden?"
Derin bir nefes aldı. "Sen gidince herşey sarpa sardı ailemizde. Hepimiz sana çok bağlıydık. İzini hiçbir şekilde bulamadık be güzelim."
Gözlerim dolmuştu. "Çok düşündüm biliyor musun? Öğrendiğimden beri düşündüğüm tek şey sizinle büyüseydim nasıl olurdu?"
Kartal abim tüfeğini eline aldı. Kurşununu namluya sürüdü. Gözleri bir yere kilitlenmişti. "Birileri var."
İçeriye koştuk.
Kartal "Kasırga kalk!" Diye bağırdı. "Oğuz, Feyzullah, Ercan çabuk güvenliğe alın bizi."
"Barbaros iyi misin?" Başını salladı ve tüfeğini alıp kalktı. "Tek parmağımla 10 pezevengi devirecek kadar."
Sırıttım. Karnımda 3 kurşunla bende böyleydim.
Tarık elindeki telsizi uzattı. Kartal abim alıp açtı. "Komutanım etrafımızı sarıyorlar."
Hava kararmıştı.
Ercan "komutanım çok kalabalıklar," dedi kulaklıktan. Gözüm iki doktoru buldu. Bizim tulumlarda uyuyordu ikisi de.
Oğuz "önemli bi insan göremiyorum ben."
"Çocuklar ben size en yakın yerden bir tim göndereceğim," albaydı konuşan. "Ancak sabaha ancak yetişirler. Binbaşı! Sabaha kadar dayanmak zorundasınız!"
Kesildi hat. Hay ben böyle işin.
Selçuk "nasıl bir çıkmazdayız biz? Yanımızda bir terörist, iki sivil dağda fırtınada."
Kartal "çıkmazda değiliz aslanım. Yarın sabaha kadar sıkacağız dişimizi."
Mevzilendiğimiz vakitten tam bir buçuk saat geçmişti. Uyku bastırıyordu tutamıyordum kendimi. Terörist unsurlarından bir hareket yoktu.
O kuş kadar beyinlerinden ne geçiyordu?
Yaslandığım yerde bacaklarımı iyice kendime çektim. Kaskımı çıkarıp yanıma koymuştum. Sarı saçlarımı gizleyen tek şey koyu yeşil bereydi. Elim zincir künyeme gitti. Parkamın içinden çıkarıp elime aldım.
ZÜLAL ALAKUŞ.
30.08.1997
BURSA
0 RH -
Derin bir nefes aldım. Künyemi, kimliğimi değiştirme zamanım gelmişti. Orada yazması gereken isim Laçin Turhal olmalıydı. Kimin verdiğini bilmediğim isim değil.
Bakışlarım abimi buldu. "Abi." Dedim birden rütbeyi bırakıp. Kolyemi çıkarmıştım. Ona doğru fırlattım. "Benden hatıra kalsın sana."
Elindekine bakıp cebine attı. "Dönünce yenisini çıkaralım Laçin." Dedi. Gülümsedim. "Çıkaralım."
Saatler sessiz sakin geçiyordu. Terör unsurlarından ses seda çıkmıyordu.
Tarık "komutanım neden sessizler?" Dedi uzun süren bir sessizliğin ardından. "Çıkıp vuralım?"
Kafamı sağa sola eğip boynumu kıtlattım. "Yorulmamızı bekliyorlar koç. Yorulmamızı, uyumamızı bekliyorlar."
Kartal "akıllarınca sabah başımıza çöküp hazırlıksız yakalamayı düşünüyorlar."
Güldü Feyzullah. "Kuş kadar beyinleriyle... oy siz plan mı yapıyorsunuz siz."
Kendimi tutamayıp bende güldüm.
Kuş kadar beyin işte. Kafasına piyade tüfeği dayasan da birşey değişmiyor, öldürsen de. Yıllardır böyleydi bu.
En acil şekilde dönmemiz gerekiyordu. Hava çok kötüydü ama bir yaralımız vardı. Durumu kötüleşecek diye o kadar korkuyordum ki. Ama Barbaros sağlam askerdi. İnat edip dönene kadar dayanacağını biliyordum. Olur da kötüleşirse ne yapacağımızı bilmiyorum. Allah ım sen bizi koru yarabbim.
...
"Ateş altındayız!"
Oğuz un cümlesi beni kendime getiren şey olmuştu. Terör unsurları gece boyunca susmuştu. Muhtemelen bizim iyice yorulup dalmamızı beklemişlerdi. Şafak vakti bir anda saldırmaları bunu kanıtlar nitelikteydi zaten. Taktik uygulamanız bize sökmezdi. Yıllardır öğrenememiş olmaları ne acı.
Siper aldık.
Ortalığın mahşer yerine dönmesi çok uzun sürmemişti. Barbaros bile çatışıyordu. Yoğun ateş altındaydık. Kalbim ağzımda atıyordu sanki.
Mermim biterken sakladım kendimi. Hızlıca şarjör değişmiştim. Sivillere göz atıp Barbaros a döndüm. Hissetmiş gibi o da bana baktı. Gözlerindeki yorgunluğu görüyordum ama duruşu dimdikti. Gülümsedi bana sorun yok dercesine. Başımı salladım. Bende gülümsemiştim. Son gülümsememiz dahi olsa dimdik dururdu o. Ciğerini bildiğim adam.
Kartal "tek bir mermi dahi, boşa gitmeyecek kasırga! Gelmeyecekler buraya! Duydunuz mu beni!"
Hiçbirinin buraya gelecek yüreği yoktu ki.
Elimde nişancı vardı. Namluyu onlara doğrulttum. Tam o sırada fark etmiştim ağır silahlıyı. Dudaklarımdaki samimi gülümsemenin yerini tehlikeli sırıtış aldı. Başını hizalamıştım hedefi. Tetiği çekmemle yığılması bir oldu. Buradan doğru düzgün göremiyordum.
Kartal komutana döndüm. "Komutanım çıkıyorum, koruyun beni." Yerimden çıkarken o da çıkmıştı. Koruma ateşiyle ilerleyip benim yerimi aldı. Bende mağaranın çıkışına doğru ilerleyip siper aldım. Buradan daha rahat görebiliyordum.
Kartal "üsteğmenim dikkat edin."
"Emredersiniz komutanım!"
Birkaç mermiden sonra yine biten şarjörümle sakladım kendimi. Yenileyip geri döndüm. Yaklaşıyorlardı. Umarım yardım geldiğinde geç olmaz.
"Komutanım!" Diye acı bir bağırış geldi kulağıma. "Vuruldum."
O kadar sessiz bir bağırıştı ki kim olduğunu anlayamamıştım. Biri mi vurulmuştu? Oğuz? Ercan? İkisi dışardaydı, hangisiydi!
Kartal "sesini alamadım asker! Bir daha söyle!"
"Kim vuruldu!"
Ses çıkmadı. Kalbime bir acı saplandı. Şehidimiz mi vardı? Niye cevap vermiyordu?
"Kim o dedim!"
İyice sindim yerime. Dikkatim dağılmıştı. Bunu fırsat bilen terör unsurları iyice yaklaşıp inimize girene kadar püskürtmüştük. Çok fazlaydılar.
"Sikeyim ben böyle işi!" Silahımı duvara yaslayıp ayağa kalktım. Tabancamı elime almıştım. Mağaranın çıkışına ilerledim hırsla.
Kartal "Zülal içeri gir!"
Dinlemedim. Öfke damarlarımda kol gezinirken önüme gelene sıkıyordum. Bir anda hepsi teker teker düşmeye başladı. Gelmişlerdi. Güneş iyice kendini göstermeye başladığında tam da dedikleri saatte burada olmuşlardı.
İki yaralımız vardı.
Belki bir tanemiz şehit düşmüştü.
Yerde yatan silah arkadaşımı görünce ona koşturdum. Öylece yatarken yüzü huzurlu bir uykudaymış gibi hissettiriyordu insana. Kanım dondu. Yanına eğilmiştim. Nabzını kontrol ederken gözümden bir yaş düşmüştü.
"K-komutanım," dedim. Sesim titremiş kekelemiştim. Derin bir nefes alıp kalktım ayağa. İç cebimden çıkardığım bayrağı üzerine örtmüştüm. "Başımız sağolsun."
Bugün gürleyen gök şehidimiz için çağladı. Kar yerini şiddetli yağışa bırakırken akan yağmur hepimizin gözyaşlarıydı. Gök, şehidimiz için ağladı.
O gün rabbim tüm şehitlerimiz için rahmet yağdırdı.
.
.
.
Henüz kim olduğunu öğrenmek için hazır değilim. Bende bilmiyorum. Çok zorlayan bir bölüm oldu.
Yazacağım birkaç olay var onlar kaç bölüm sürer bilmiyorum ama, 5-10 bölüm arası sürer diye tahmin ediyorum. Sonrası final, finale çok yaklaştık.
Var mı istediğiniz sahneler?
