Arenadaki o feci gecenin ve Hakan’ın adının ortaya çıkmasının üzerinden haftalar geçmişti. Ravenwood’un o kasvetli koridorlarında zaman tuhaf bir şekilde hem çok hızlı hem de feci şekilde yavaş akıyordu. Hakan’ın adamları doğrudan bir saldırıya geçmemişti ama gölgeleri hep okulun etrafındaki ormanlık alanda dolanıyordu. Boynumda bir zincire takılı duran, annemin o eski evlilik yüzüğü ise artık tamamen susmuyordu; gün içinde hafif hafif sızlayarak, tenime ince bir sıcaklık bırakarak o büyük tehlikenin her an kapıda olduğunu bana sürekli hatırlatıyordu.
Bu gerilimli ve korku dolu haftalar, Konrad’la aramızdaki bağın tamamen değişmesine neden oldu. Yaşadığım panik dalgalarında sığınabileceğim en büyük destekçi o olmuştu. Beni korumak için bir an bile yanımdan ayrılmıyor, kütüphanede ders çalışırken elimi tutuyor, geceleri kabuslarla uyandığımda penceremin dışındaki ağacın dalında nöbet tuttuğunu bilmemi sağlıyordu.
Geçen hafta sonu, beni okulun o boğucu havasından uzaklaştırmak için kasabanın dışındaki tepeye, sislerin altındaki o eski göl kenarına götürmüştü. Soğuk rüzgar saçlarımı uçururken üzerindeki kalın ceketi çıkarıp omuzlarıma bırakmış, ardından gözlerini doğrudan benimkilere dikmişti. "Seni korumak benim için sadece bir görev değil Sara, sen benim hayatımın merkezi oldun" diyerek beni ilk kez öpmüştü. O günden beri resmi olarak sevgiliydik. Onun kollarındayken, bu dünyada ilk kez gerçekten mutlu ve huzurlu hissettiğimi fark ediyordum. Konrad benim hem sevgilim hem de bu okuldaki en büyük kalkanımdı.
Tabii bu süreçte Victor da tamamen geri çekilmiş değildi. Konrad’la resmi olarak bir ilişkiye başlamış olmam onu benden uzaklaştırmamıştı. Arenadaki o feci dövüşte sırf Konrad'ın dikkatini dağıtmak ve onu delirtmek için söylediği o çirkin, ahlaksız sözlerin sadece bir strateji olduğunu biliyordum; bu yüzden ona karşı içimde bir öfke barındırmamıştım. Aksine, o gecenin ardından bakışlarındaki o yoğun, dürüst ve sahiplenici koruma arzusu daha da derinleşmişti. Benimle doğrudan konuşmuyor, Konrad’ın yanındayken mesafesini koruyordu ama ne zaman tek kalsam, kantinde ya da bahçede gözleri üzerime kilitleniyordu.
O gaddar çetesi de hala etrafımda görünmez bir duvar gibiydi. Diğer klan çocukları bana zarar vermek ya da annemin yüzüğüyle ilgili bir hamle yapmak istediklerinde, Victor’un çetesinin tek bir karanlık bakışı yetiyordu onların geri adım atmasına. Victor, aramızdaki o gecenin gizli sözünü tutuyordu; beni kendi yöntemiyle, sessizce ve güçlü bir şekilde koruyordu. Onun bu mesafeli ama sarsılmaz duruşu, içten içe ona da feci şekilde güvenmeme ve saygı duymama neden oluyordu.
Bir akşam, odada Bethany yatağına uzanmış kulaklığıyla müzik dinlerken, pencerenin kenarına geçip dışarıdaki sisli ormana baktım. Boynumdaki annemin yüzüğü yine hafifçe sızladı.
Bir tarafta bana dünyadaki en güzel sevgiyi sunan ve beni asilce saran Konrad, diğer tarafta gölgelerin içinden beni Hakan’a karşı canı pahasına koruyacağını söyleyen dürüst Victor... İki büyük klanın varisi de etrafımda birer koruyucu kalkan gibi duruyordu. İçimdeki korku, yerini tuhaf bir güven hissine bırakmıştı. Hakan her kimse ve ne kadar güçlü olursa olsun, bu okulda bana dokunması imkansızdı. En azından, etrafımdaki bu sarsılmaz çemberin beni gerçekten koruduğuna inanarak yatağıma girdim ve haftalar sonra ilk kez huzurlu bir uykuya daldım.
...
Hafta içi bir gün öğle arasında, Ravenwood’un o kasvetli ve gri havası yerini hafif bir esintiye bırakmıştı. Konrad, ders çıkışında beni sınıftan bizzat aldı ve herkesin meraklı bakışları altında elimi kavrayıp bahçeye çıkardı. Bahçedeki klan çocukları fısıldaşarak bizi izlerken, Konrad’ın o dik duruşu içimi tarif edilemez bir güvenle dolduruyordu. Bahçedeki büyük çınarın altına geldiğimizde cebinden özenle paketlenmiş küçük bir çikolata çıkarıp bana uzattı. İstanbul’dayken en sevdiğim şeylerden biri olduğunu ona günler önce fısıldamıştım; bunu unutmamış olması çok ince bir davranıştı. Onun bu temiz, derin sevgisi bana bu tekin olmayan okulda feci şekilde güvende ve değerli olduğumu hissettiriyordu. Konrad gerçekten benim bu dünyadaki en büyük sığınağımdı.
Öğleden sonra Konrad, klan meclisinin acil bir toplantısı için yanımdan ayrılmak zorunda kaldı. Ben de kafamı dağıtmak ve ödevlerimi tamamlamak için okulun o yüksek tavanlı, sessiz kütüphanesine geçtim. Rafların arasında ödevim için eski bir tarih kitabı ararken, kalın ciltli kitaplardan birini çekmemle birlikte arasından küçük, katlanmış bir kağıt parçası yere düştü.
Kağıdı yerden alıp yavaşça açtım. Üzerinde herhangi bir isim ya da imza yoktu ama o sert, köşeli el yazısının kime ait olduğunu anında anlamıştım. Bu Victor’un yazısıydı. Notta sadece birkaç kelime yazılıydı:
Çember daralıyor, adımlarına dikkat et. Gözüm üzerinde.
Okuduklarımla birlikte göğsümün ortasında tuhaf bir sıcaklık yayıldı. Victor, Konrad’la olan ilişkime saygı duyup benden uzakta duruyordu ama o karanlık, dürüst koruma vaadini her an arkamda hissettiriyordu. İki klanın varisi de sanki görünmez bir anlaşma yapmış gibi beni bu dünyadaki kötülüklerden uzak tutmak için çabalıyordu.
Akşam odama döndüğümde Bethany banyoya girmiş, duş alıyordu. Ben de bunu fırsat bilerek yatağıma geçtim ve telefonumu çıkardım. Mina’dan yeni bir mesaj ve ekinde bir fotoğraf vardı. Ekranı kaydırıp fotoğrafı açtığımda ellerimin buz kestiğini, nefesimin boğazımda tıkandığını hissettim.
Mina, İstanbul’daki evimizin birkaç sokak arkasında kalan o eski, terk edilmiş depoya kadar o şüpheli adamları takip etmeyi başarmıştı. Çektiği fotoğrafta, deponun küflü duvarına kırmızı boyayla devasa bir sembol çizilmişti ve altında net bir şekilde Hakan yazıyordu. Mina mesajında, "Sara, bu adamlar İstanbul'da resmen üs kurmuşlar. Sürekli senin adını ve okulunu sayıklıyorlar, feci bir şeyler dönüyor!" yazmıştı.
Fotoğrafa dehşet içinde bakarken, boynumdaki yüzük birden tenimi feci şekilde yakacak kadar ısınmaya başladı. Acıyla inleyip elimi göğsüme götürdüm. Yüzük adeta kor bir ateşe dönüşmüştü.
Tam o salisede, okulun ana kapısının olduğu taraftan devasa bir gürültü, ardından klan çocuklarının korku dolu çığlıkları yükseldi.
Okul kapısındaki gürültünün ardından Ravenwood’da tam bir alarm durumu ilan edilmişti. Saldırganlar sınır tellerini zorlayıp kaçmışlardı ama arkalarında okul yönetimine iletilmek üzere siyah bir zarf bırakmışlardı. Zarfın üzerinde Hakan’ın mührü vardı. İçindeki mektupta her şey çok net bir dille yazılmıştı: Hakan, Sara’yı ve annesinin evlilik yüzüğünü istiyordu. Eğer istekleri yerine getirilmezse, Ravenwood’u yerle bir edecekti.
Bu tehdit mektubu üzerine okul meclisi acilen toplandı. Salonun arkasındaki kuytu bir köşeden tartışmaları korku içinde izliyordum. Diğer klan liderleri korkudan ne yapacaklarını şaşırmış durumdaydı. İçlerinden biri ayağa kalkıp bencilce, "Hakan sadece o kızın peşinde!" diye bağırdı. "Sara’yı ve o yüzüğü onlara verelim, okulu ve kendimizi kurtaralım. Bir insan kızı için hepimizin canını tehlikeye atmaya değmez!"
"Asla!" diyerek öfkeyle öne atıldı Konrad. Sesi salonda yankılandı. "Onu o pisliklerin önüne atmanıza izin vermeyeceğim!"
Tam o sırada, toplantı boyunca bir köşede sessizce bekleyen Victor devreye girdi.
"Kendinizi düşünmüyorsanız, soyunuzu düşünün," dedi Victor, buz gibi bir sesle meclise bakarak. "Eğer o kızı ve annesinin yüzüğünü teslim edersek, Hakan o kandaki gücü tamamen ele geçirecek. Bu da tüm vampir soyunun kuruması, hepimizin onun kölesi olması demek. O yüzden o korkak çenenizi kapatın."
İki büyük klanın varisinin ortak direnişi karşısında meclis üyeleri birbirine bakıp geri adım atmak zorunda kaldı. Karar çıkmamıştı; Sara okulda kalacaktı.
Toplantı biter bitmez Konrad, sınır kapısındaki güvenlik önlemlerini arttırmak ve nöbetçilere destek olmak için hızla hareketlendi. Gideceğini anladığım an hemen önüne geçtim, onu durdurmaya çalıştım.
"Gitme, orası çok tehlikeli," dedim, sesimin titremesine engel olamayarak. "Seni o tehlikenin ortasına göndermek istemiyorum, lütfen kal."
Konrad durdu, yüzüme bakıp beni sakinleştirmek ister gibi hafifçe gülümsedi. "Merak etme, sadece sınır güvenliğini kontrol edip döneceğim. Beni düşünme," diyerek hızlı adımlarla salondan çıktı.
O giderken, kapının eşiğinde bekleyen Victor’la göz göze geldik. Mesafesini kesinlikle bozmuyordu, yanıma yaklaşmadı bile. Sadece tam yanımdan geçip koridora çıkarken, kimsenin duyamayacağı bir sesle, "Meclis şimdilik sustu ama gözünü dört aç," diye fısıldadı ve karanlık koridorda gözden kayboldu.
Odama döndüğümde Bethany odada yoktu. Telefonumu çıkarıp baktım ama Mina’dan yeni bir haber yoktu, İstanbul’daki iz tamamen kopmuştu. Boynumda asılı duran annemin yüzüğü ise tenimi hafif hafif sızlatmaya devam ediyordu. Tehlike kapımıza kadar dayanmıştı ama en azından iki klanın da benim için öne atıldığını bilmek içimdeki korkuyu biraz olsun bastırıyordu.