Toplantıdan sonra odama girdiğimde Bethany ve Chloe beni bekliyordu. İkisi de feci şekilde gergindi. Bethany odanın ortasında volta atıyor, Chloe ise yatağına oturmuş dik dik bana bakıyordu. Ültimatom mektubunu ikisi de duymuştu.
"Senin yüzünden hepimiz hedef tahtasındayız," diye bağırdı Bethany kapıyı kapatır kapatmaz. "Hakan sadece seni istiyor Sara. Bencilce burada kalıp hepimizi tehlikeye atamazsın, git ve teslim ol!"
Chloe bunu fırsat bilip hemen yerinden kalktı ve üzerime doğru yürüdü. Yüzündeki o eski nefret geri gelmişti. "Hem ezik bir insan halinle okulu tehlikeye atıyorsun hem de Victor’u peşinde koşturuyorsun," dedi tükürür gibi. "Bu okuldan defolup gitmeliydin. Senin yüzünden ölmeye niyetim yok."
Ona cevap vermeme fırsat kalmadan Bethany eşyalarından birkaç parça aldıktan sonra kapıyı çarparak odadan çıktılar. Beni odada yapayalnız bırakmışlardı.
Konrad sınır güvenliği ve klan meclisinin acil durum toplantıları yüzünden sürekli dışarıdaydı. Bana destek olmak, yanımda durmak istiyordu ama okulun savunmasında onunda görevi vardı. Telefonuma kısa bir mesaj atıp gelemediği için özür diledi. Kendimi okulda hiç olmadığım kadar yalnız hissediyordum.
Hava almak için odadan çıkıp koridora yöneldim ama işler dışarıda daha da kötüydü. Chloe koridordaki diğer klan çocuklarını çoktan dolduruşa getirmişti. Birkaç öğrenci önümü kesip üzerime yürümeye kalktı, fısıldaşmalar yerini açık açık tehditlere bırakmıştı.
Tam o sırada koridorun başında Victor belirdi. Arkasındaki çetesiyle birlikte yürüyordu. Önümü kesen çocukların önüne geçip sadece, "Dağılın," dedi. Sesi o kadar net ve sertti ki, çocuklar hiçbir şey söyleyemeden arkalarını dönüp hızla uzaklaştılar.
Victor bana doğru döndü. Konrad’la sevgili olduğumu bildiği için aramızdaki mesafeyi kesinlikle koruyordu, yanıma yaklaşmadı bile. Sadece uzaktan gözlerimin içine bakarak konuştu.
"Konrad dışarıyı korumaya çalışıyor ama içerideki düşmanları göremiyor," dedi dürüst bir ses tonuyla. "Odana dön ve kapıyı arkadan kilitle. Dışarıda tek başına dolaşma."
...
Gece yarısı boş odada tek başıma yatakta oturuyordum. Birden boynumdaki annemin evlilik yüzüğü öğle saatlerindekinden çok daha şiddetli bir şekilde ısınmaya başladı. Tenim adeta alev almış gibiydi, acıyla inledim.
Tam o salisede telefonuma bilinmeyen bir numaradan bir mesaj düştü. Mesajı açtığımda nefesim kesildi:
"Yarın gece yarısı. Yüzükle birlikte ormana gel, yoksa ilk ölen sevgilin olur."
Hakan doğrudan Konrad'ın canıyla bana şantaj yapıyordu. Ne yapacağımı bilmez halde yatakta kalakaldım.
Sabah olur olmaz Konrad’ı bulmak için koridora fırladım. Sınır koruma görevinde olan soylu klan varisleri sabaha kadar okulun güvenliği için acil durum toplantısı yapmıştı. Konrad da bu koruma konseyinin içinde olduğundan yorgunluktan bitap düşmüş görünüyordu. Onu kütüphanenin çıkışında yakaladım ve hemen kolundan tutup tenha bir köşeye çektim.
Telefonumdaki şantaj mesajını ona gösterdim. "Lütfen dışarı çıkma, ormana gitme," dedim, gözlerim dolarak. "Hakan doğrudan senin canını istiyor. Seni öldürecekler, seni kaybetmek istemiyorum. Yalvarırım bugün sınır hattına gitme."
Konrad endişeli halimi görünce durdu, yüzümü ellerinin arasına aldı. Gözlerinde derin bir şefkat vardı. "Seni seviyorum Sara," dedi fısıldayarak. "Bu okulun ve senin güvenliğin benim sorumluluğumda, klan varisi olarak arkamı dönüp kaçamam. Ama söz veriyorum, bana hiçbir şey olmayacak." Eğilip beni dudaklarımdan öptü.
O an, koridorun diğer ucunda Victor belirdi. Arkasında çetesiyle durmuş, doğrudan bize bakıyordu. Konrad’ın beni öptüğünü gördüğünde yüzü buz kesti ama hiçbir hamle yapmadı, mesafesini korudu. Konrad beni tekrar sakinleştirmeye çalıştıktan sonra diğer konsey üyelerinin yanına gitmek için hızla uzaklaştı.
Konrad gittikten sonra koridorda tek başıma kalakaldım. Victor adımlarını yavaşlatarak bana doğru yürüdü. Yanıma kadar gelmedi, aramızda birkaç adım mesafe bırakarak durdu. Sesi her zamanki gibi düz ve dürüsttü.
"Konrad'ı durduramazsın," dedi gözlerimin içine bakarak. "O seni korumak için doğrudan ölüme yürür. Eğer onun yaşamasını istiyorsan bu gece o odadan çıkma ve yüzüğü Hakan’a götürmeyi aklından bile geçirme."
Hiçbir şey söylememe izin vermeden arkasını dönüp gitti. Victor benim Konrad'ı kurtarmak için delilik yapacağımdan feci şekilde şüpheleniyordu.
Gece yarısına bir saat kalmıştı. Boş odada yatağın üzerinde oturuyordum. Boynumdaki annemden kalan evlilik yüzüğü etimi koparacakmış gibi cayır cayır yanmaya başladı. Acıdan nefes alamıyordum.
Düşündüm. Konrad sırf beni ve okulu korumak için sınırda canını ortaya koyuyordu. Hakan’ın mesajı netti; eğer gitmezsem ilk ölen Konrad olacaktı. Onun benim yüzümden ölmesine, kanının dökülmesine asla göz yumamazdım. Onu korumak için kendimi feda etmekten başka çarem kalmamıştı.
Yataktan kalktım. Ceketimi üzerime geçirip kapıyı yavaşça açtım. Chloe ve koridordaki diğer çocuklara yakalanmamak için gölgelere sığınarak ilerledim. Nöbetçi klan varislerinin boşluğunu kollayarak arka kapıdan bahçeye, oradan da Hakan'la buluşmak üzere büyük ormana doğru koşmaya başladım.
Ormanın derinliklerine doğru ilerledikçe hava daha da soğudu. Hakan ve adamları tam ortadaki boşlukta beni bekliyordu. Beni gördüğü an Hakan’ın yüzünde pis bir gülümseme belirdi.
"Mantıklı bir seçim yaptın," dedi Hakan, bana doğru birkaç adım atarak. "Sevgilinin hayatını kurtardın. Şimdi o yüzüğü bana ver."
Tam yüzüğü boynumdan çıkarıp ona uzatacakken çalılıklar büyük bir gürültüyle yarıldı. Konrad, Victor ve okulun koruma konseyindeki diğer klan çocukları aynı anda alana fırladı. Konrad odamın boş olduğunu fark edip peşimden gelmişti. Klan çocukları Hakan’ın adamlarının etrafını sararken ortalık bir anda cehennem yerine döndü.
Hakan köşeye sıkıştığını anlayınca feci bir hızla üzerime atıldı. Cebinden çıkardığı sivri bir tahta kazığı doğrudan boğazıma dayadı.
"Tek bir adım daha atarsanız kızın kalbine bu kazığı saplarım!" diye kükredi Hakan.
Konrad öfkeyle öne atılmak istedi ama boğazımdaki kazığı görünce dehşet içinde durmak zorunda kaldı. "Sara'yı bırak!" diye bağırdı.
Tam o sırada Victor yavaşça öne çıktı. Hakan’a ya da Konrad’a değil, doğrudan bana bakıyordu. Sesi feci şekilde sakin ve ikna ediciydi.
"Sara, bana bak," dedi Victor, gözlerini gözlerime dikerek. "Yüzüğü bana ver. Onu burdan götüreyim sen şuan onu koruyacak halde değilsin. Yoksa bu gidişle Konrad da ölecek, sen de öleceksin. Seni korumamın tek yolu bu. Yüzüğü bana ver, durumu ben çözeceğim. Bana güven."
Boğazımdaki kazığın soğukluğunu hissederken Victor’un o dürüst ve sarsılmaz sesine feci şekilde aldandım. Beni ve Konrad’ı korumak için bir planı olduğunu düşündüm. Titreyen ellerimle boynumdaki yüzüğü çıkarıp Victor’a doğru fırlattım.
Victor havada süzülen yüzüğü tek hamlede yakaladı. Ama yüzüğü alır almaz yüzündeki o korumacı ifade tamamen silindi, yerini buz gibi bir tebessüme bıraktı. Yüzüğü cebine koydu ve Hakan’ın yanına doğru yürüdü.
"Güzel," dedi Victor, Hakan'a bakarak. "İstediğini aldın. Artık gidebiliriz."
Konrad gördükleri karşısında çılgına döndü. "Victor! Ne yapıyorsun sen? İhanet mi ediyorsun?!" diye bağırdı, öfkeyle öne atılmaya çalışarak. Ama Hakan kazığı daha fazla boynuma yaklaştırınca Konrad durdu.
Hakan boğazımdaki kazığı çekti, beni sertçe yere fırlattı. Victor arkasını dönüp bana son bir kez bile bakmadı. Hakan ve adamlarıyla birlikte karanlık ormanın içinde gözden kayboldu. Onların gidişini yerde acı içinde izlerken, Victor’un beni feci şekilde kandırdığını ve yüzükle birlikte uzaklaştığını anladım.