Arenadaki o ağır, buz gibi sessizlik Victor’un sözlerinin ardından yerini klan çocuklarının fısıltılarına bırakırken, Konrad daha fazla risk almadı. Kolumu sıkıca ama canımı yakmayacak bir şekilde kavrayıp beni o karanlık çemberin içinden hızla çıkardı. Victor’un çetesi arkamızdan öfkeyle bakıyordu ama Konrad’ın kararlı duruşu karşısında kimse hamle yapmaya cesaret edemedi.
Hızla Konrad’ın lüks arabasına bindik. Motorun güçlü sesi Ravenwood’un bahçesinde yankılanırken, araba sisli yolda hızla ilerlemeye başladı. Direksiyona vuran ışıkta Konrad'ın kasılmış çenesini görebiliyordum. Daha fazla dayanamayıp onu soru yağmuruna tuttum. "Konrad, neler oluyor? Hakan kim? Onun benimle, boynumdaki kolyeyle ne ilgisi var?" Konrad derin bir iç çekti, buz mavisi gözlerinde asırlar öncesinin yorgunluğu vardı. "Hakan... Asırlar önce klanlarımıza ihanet eden, kendi gücüne doymayıp safkanların asil bağlarını koparan karanlık bir vampir, Sara. Senin soyunun taşıdığı gücü çalmak için yanıp tutuşuyor. Victor'un onun adını bilmesi hiç hayra alamet değil," dedi. Niyetinin beni korumak olduğundan o kadar emindim ki, içimdeki korku biraz olsun hafifledi.
Odama döndüğümde hala tir tir titriyordum. Bethany yatağında mışıl mışıl uyurken, ben yastık altı telefonumu çıkarıp yorganın altına gizlendim. Parmaklarım titreyerek Mina’ya hızlıca mesaj fırlattım:
Sara: Mina, durum sandığımızdan çok daha büyük ve korkunç! Hakan denen o pisliğin gölgesi buraya kadar uzanmış. Hem Victor hem Konrad onun adını biliyor. Ben yüzyıllık ölümcül bir klan belasının tam ortasındayım, ne yapacağımı bilemiyorum...
Mina’dan neredeyse anında, panik dolu bir ses kaydı düştü. Kulaklığımı takıp dinlediğimde sesindeki korku içimi ürpertti; İstanbul’da da bizim evin çevresinde garip, tekinsiz tiplerin dolanmaya başladığını, çok dikkatli olmam gerektiğini fısıldıyordu. Bela her iki taraftan da etrafımı sarıyordu.
Gece yarısı, kafamdaki düşünceleri susturmaya çalışarak tam uykuya dalmak üzereydim ki, odanın balkon kapısından hafif bir tıkırtı yükseldi. Korkuyla yerimde doğruldum. Karanlığın içinden süzülen gölge, odanın loş ışığına çıktığında nefesim kesildi.
Gelen Victor’du.
Yüzündeki dövüşten kalma yaralar ve kurumuş kan izleriyle, o her zamanki ukala halinden uzak, hırpalanmış ama bir o kadar da göz alıcı duruyordu. Yavaş adımlarla yatağımın kenarına ilişti. Çığlık atmak için ağzımı açtığım an, buz gibi ve güçlü eliyle dudaklarımı sıkıca kapattı. Yüzü yüzüme o kadar yakındı ki, nefesini tenimde hissedebiliyordum. Gözlerinde daha önce hiç görmediğim, neredeyse gerçek sanacağım bir şefkat ve koruma arzusu vardı.
Ağzımdaki elini yavaşça çekerken, sesini sadece benim duyabileceğim bir fısıltıya düşürdü:
"Şşşt, sakin ol taze kan... Buraya canını yakmaya gelmedim," dedi, gözlerini doğrudan benimkilere dikerek. Ses tonu o kadar yumuşak ve sahipleniciydi ki içimdeki savunma mekanizmasını sarsıyordu. "Konrad sana her şeyi anlatmıyor, onun o sahte asaletine aldanma. Hakan bu okula doğrudan senin için geliyor. Etrafındaki çember daralıyor ve seni onun ellerinden gerçekten koruyabilecek tek kişi benim. Sadece bana güvenmek zorundasın."
Victor, yatağımın kenarında oturmuş, o her zamanki pervasız maskesini tamamen indirmiş bir şekilde doğrudan gözlerimin içine bakıyordu. Elini dudaklarımdan yavaşça çekerken sesindeki o derin, korumacı tını içimdeki tüm savunma duvarlarını sarstı.
"Hakan boynundaki o kolyenin peşinde, Sara," diye fısıldadı, yüzü yüzüme daha da yaklaşırken. Yaralı yüzündeki o ciddi ve endişeli ifade, onun ne kadar samimi olduğunu kanıtlar nitelikteydi. "O kolye senin soyunun taşıdığı bir gücün kilidi. Hakan buraya o kilidi kırmak ve seni tamamen ele geçirmek için geliyor. O sarışın senin etrafında centilmenlik taslarken asıl tehlikenin nereden geleceğini göremez. Seni o karanlıktan gerçekten koruyabilecek tek kişi benim."
Duyduklarım karşısında kalbimin tekinsizce, hızla çarpmasına engel olamadım. Arenada feci şekilde dayak yiyen, o aşılmaz egosuyla bilinen Victor, şu an gecenin bir yarısı odama sızmış, kendi canını bile hiçe sayarak beni Hakan’a karşı uyarıyordu. Gözlerindeki o yoğun, neredeyse aşıkmış gibi duran sahiplenici bakış içimi tuhaf bir sıcaklıkla doldurdu. Odadan gitmek için yavaşça ayağa kalktı, balkona doğru yönelmeden önce son kez bana döndü. "Ona benden ve bu konuştuklarımızdan bahsetme, Sara. Eğer bilirlerse seni korumam çok daha zorlaşır," dedi ve gecenin karanlığında, sislerin arasında sessizce kayboldu. Yatağın içinde, onun bıraktığı o koruyucu hisle baş başa kalakaldım.
Ertesi sabah okul binasına girdiğimde koridorlar her zamanki gibi hareketliydi. Victor, arkasında o simsiyah giyinmiş güçlü çetesiyle birlikte koridorun diğer ucunda belirdi. Dün gece odamda o kadar incinebilir ve dürüst olan adam gitmiş, yerine yine o dik duruşlu, karizmatik lider gelmişti. Yanımdan geçerken kimseye belli etmeden gözlerini doğrudan benimkilere dikti; o kahverengi gözlerdeki derin koruma vaadini net bir şekilde okuyabiliyordum. O gaddar çetesi de sanki liderlerinin gizli emrini almış gibi, etrafımda adeta görünmez bir kalkan oluşturarak yürüyor, diğer klan çocuklarının bana yaklaşmasını engelliyordu.
Sınıfa geçip sırama oturduğumda Konrad hemen yanımda yerini aldı. Dün geceden sonra yüzü hala gergindi, buz mavisi gözlerini kısarak koridordaki Victor ve çetesine baktı.
"Victor bir şeyler planlıyor, Sara," dedi Konrad, sesini kısarak. Sesi hala feci şekilde endişeliydi. "Dün geceki mağlubiyetten sonra bu kadar rahat olması ve çetesini sürekli senin etrafında dolandırması normal değil. Sana yaklaşmasına ya da kafanı karıştırmasına izin verme. Ne peşinde olduğunu çözene kadar benim yanımdan ayrılma."
Konrad’a hafifçe başımı salladım ama içimde çok büyük bir çatışma başlamıştı. Konrad beni korumak istiyordu, buna emindim; ama Victor da dün gece bana tamamen içini açmış, beni Hakan’dan koruyacağını söylemişti.
Öğle arasında telefonuma bakarken Mina’dan gelen acil mesajla irkildim. Mesajı okuduğumda ellerimin buz kestiğini hissettim:
Mina: Sara, çok acil bak! Evinin çevresinde dolanan o tekinsiz adamları bugün tekrar gördüm. İçlerinden birinin boynunda garip bir dövme vardı, internetten araştırdım... Sizin o okulun, Ravenwood’un armasına feci benziyor! Kızım, Hakan denen o adamın adamları çoktan hem İstanbul'u hem de senin etrafını sarmış. Kime güveneceğini çok iyi seç, durum feci tehlikeli!
Mina’nın mesajından sonra okulun o devasa, yüksek tavanlı tenha kütüphanesinin en arka köşesine geçtim. Titreyen ellerimle telefonumu çıkarıp onu gizlice aradım. Telefon ikinci çalmada açıldı, Mina’nın nefes nefese kalan sesi kulağıma doldu.
"Sara, inanamazsın, adamları bizzat takip ettim!" dedi Mina, sesini kısmaya çalışarak ama heyecanını gizleyemeyerek. "Bizim evin sokağında dolanıyorlardı, peşlerinden gittim. Köşeye geldiklerinde durup doğrudan sizin evin, senin odanın pencerelerinin fotoğraflarını çektiler! Fısıldaşırken Hakan’ın adını ağızlarından kaçırdıklarını da kendi kulaklarımla duydum. Kızım, bu pislikler her kimse senin peşini asla bırakmıyorlar." Duyduklarımla kütüphanenin buz gibi havasında nefesim kesildi, gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı.
Tam panik içinde ne yapacağımı düşünerek telefonu kapatmıştım ki, kütüphanenin tozlu raflarının arasından bir gölge belirdi.
Gelen Konrad’dı. Ağlamaklı ve feci şekilde korkmuş halimi gördüğü an gözleri endişeyle kaplandı. Hızla yanıma gelip sıraya oturdu ve soğuk ellerimi o sıcak, güçlü ellerinin arasına aldı. Gözlerimin içine bakarak, "Sara, ne oldu? Neden bu haldesin?" diye sordu. Victor’un gece odama geldiğini tamamen gizli tutarak, Mina’nın İstanbul’da gördüklerini, adamların evimizin fotoğraflarını çektiğini ve Hakan’ın adını duyduğunu anlattım.
Konrad duyduklarıyla dişlerini o kadar sert sıktı ki çene kemiği dışarı fırladı. Gözlerinde saf bir öfke dalgası yayıldı. Ellerimi daha da sıkı tutarak, "O pisliğin sana dokunmasına asla izin vermeyeceğim, Sara. Ne olursa olsun seni koruyacağım, bana güven," dedi ve beni yavaşça kendine doğru çekip sıkıca sarıldı. Başımı onun göğsüne yasladığımda, o güzel kokusuyla birlikte kalbimin ritmi yavaşladı. Onun kollarında gerçekten huzur bulduğumu, güvende olduğumu hissettim.
Akşamüstü, kütüphaneden çıkıp yatakhaneye doğru yürürken koridorun tenhalığında Victor’la karşılaştım. Arkasındaki çetesi birkaç adım geride beklerken, Victor doğrudan bana doğru baktı. Aramızda dün geceden kalma gizli bir bağ varmış gibi, kimseye belli etmeden hafifçe kafasını salladı. Gözlerindeki o dürüst, sahiplenici koruma vaadi hala oradaydı ve bana yalnız olmadığımı hissettiriyordu.
Tam o salisede, boynumdaki antik yüzük kolye birden tenimi feci şekilde yakacak kadar ısınmaya başladı.
Acıyla elimi boynuma götürdüm. Metal parçası adeta kor bir ateş gibi göğsümü dağlıyordu. Ne Victor’un bakışları ne de Konrad’ın sarılışı... Kolye bana bambaşka, çok daha büyük bir tehlikenin sinyalini veriyordu. Hakan’ın ve o adamlarının Ravenwood’a, yani tam olarak benim yanı başıma çok ama çok yaklaştığını iliklerime kadar hissettim. Zamanımız hızla tükeniyordu.