İçeriğe geç

Kuzgun Oluğu: Sisin Ardındakiler

Bölüm 8 · 2 dk okuma

Kuzgun Oluğu: Sisin Ardındakiler

Bölüm 8

KİNETİK GÖLGE

Okul çıkışında gökyüzü, sanki üzerine kurşun dökülmüş gibi ağırdı. Sis, kasabanın binalarını yavaş yavaş yutmuş, görüş mesafesini birkaç metreye kadar indirmişti. Alis, Rose ve Dean’in kütüphanedeki telaşlı hallerini düşündükçe içi daralıyordu. Daniel, onu güvenli bir şekilde eve bırakmak istemişti ama son anda gelen bir telefonla Rose ve Lily’nin yanına gitmek zorunda kalmıştı.

Daniel: "Dikkatli git, Alis. Kimse için durma," demişti.

Alis, kulaklarını tırmalayan sessizliğin içinde yokuş yukarı yürürken, arkasından gelen motor sesini çok geç fark etti. Kasabanın eski kamyonetlerinden biri, sisin içinde önünü göremeyerek kontrolden çıkmış, kaygan yolda Alis’in üzerine doğru savruluyordu.

Alis donup kalmıştı. Farların soluk ışığı yüzüne vururken kaçacak saniyesi yoktu.

Tam o anda, havada bir ıslık sesi duyuldu. Göz açıp kapayıncaya kadar geçen sürede, önünde devasa bir gölge belirdi. James, sanki yerin altından fırlamış gibi Alis ile kontrolden çıkan kamyonetin arasına girmişti.

Alis çığlık atmaya hazırlanırken inanılmaz bir şey oldu. Kamyonetin James’e çarpıp onu ezmesi gerekirken, araç sanki bir boşluğun, bir sis bulutunun içinden geçiyormuş gibi James’in vücudunun içinden geçti ve yolun kenarındaki çalılıklara savruldu. James, saniyeler içinde vücudunun yoğunluğunu bir hayalet kadar düşürmüş, kamyonetin metal yığınının kendi içinden geçmesine izin vermişti.

Kamyon durduğunda James, hiçbir şey olmamış gibi arkasına döndü. Vücudu tekrar o kaya gibi sert, aşılmaz formuna geri dönmüştü. Alis’in yanına diz çöktü.

Jamas: "Sana dikkatli olmanı söylemişlerdi," dedi. (Sesi her zamanki gibi sertti ama bu kez içinde gizli bir endişe kırıntısı vardı.)

Alis: (nefes nefese kalmıştı.) "Sen... Sen az önce ne yaptın? Kamyon içinden geçti James! Ölmeliydin!"

James: (Alis'in kolundan tutup onu nazik ama sarsılmaz bir güçle ayağa kaldırdı.) "Biz sadece hızlı değiliz Alis. Her birimiz karanlığın farklı bir parçasına hükmediyoruz. Ben sadece... orada değildim diyelim."

Alis şaşkınlıkla James’in eline baktı. Elini koluna koyduğunda hissettiği şey normal bir insan teni değil, sanki mermer bir heykele dokunmak gibiydi. James, Alis’in şaşkınlığını fark ederek elini hızla geri çekti.

James: "Daniel senin için endişeleniyor," dedi, (bakışlarını kaçırarak.) "Seni eve ben bırakacağım. Ve o gördüğün şeyi... Daniel’a sorma. O henüz senin bizim ne kadar 'farklı' olduğumuzu görmene hazır değil."

Alis, James’in yanında yürürken onun neden bu kadar korumacı ve sert olduğunu şimdi daha iyi anlıyordu. Onlar sadece avcı değillerdi; onlar fizik kurallarını altüst eden birer doğa olayıydılar. Eve vardıklarında James kapının önünde durdu.

Alis: "James," dedi (tam kapıyı açarken.) "Teşekkür ederim. Beni kurtardığın için."

James: (sadece başıyla hafif bir selam verdi.) "Kendini öldürtme Alis. Daniel'ın senin için yapabileceği fedakarlıkları bir bilsen, bu kadar dikkatsiz olmazdın."

James sisin içinde bir anda kaybolduğunda, Alis kapıyı kilitledi. Lily’nin gördüğü o "yaklaşan koku" ve James’in bahsettiği fedakarlık... Bir şeyler oluyordu ve bu kez sis bile olanları saklamaya yetmeyecekti.

Bölüm sonu

1 yorum