İçeriğe geç

Kuzgun Bahçesi

Bölüm 9 · 5 dk okuma

Kuzgun Bahçesi

Bölüm 9

Kuzgunun Laneti

Kuzgun Kral'ın Yuvası, dünyanın bittiği yerde yükselen bir kara taç gibiydi. Rowan'ın her adımı, kayalara saplanmış insan kaburgalarının üzerinde çatırtılarla yankılanıyordu. Bileğindeki altın damar, tepeden gelen düzenli bir vuruşla zonkluyordu – Kuzgun Kral'ın kalp atışıydı bu. Yukarıdan yağan tüyler yüzüne yapışıyordu; her biri Aris'in bedeninden koparılmış, ucunda minik bir göz bebeği olan iğrenç kar taneleriydi bunlar. Zirveye ulaştığında gördüğü manzara nefesini kesti: Canlı kemiklerden örülmüş dev bir taht, gök gürültüsünü andıran homurtularla soluk alıp veriyordu. Tahtın üzerinde iki siluet vardı.

Kuzgun Kral, insanlığın en karanlık kâbusundan fırlamış gibiydi. Başındaki miğfer, kırık düşman kılıçlarından dökülmüştü; arasından geçmişin gerçek kuzgun boynuzları fışkırıyor, uçlarından kan damlıyordu. Bedeni katılaşmış bir tüy yumağıydı ama her tüyün dibinde canlı bir insan gözü kırpışıyor, Rowan'a odaklanıyordu. Parmakları yoktu; ellerinin yerinde binlerce minik gaga şakırdıyor, cik cik sesleri kayalarda yankılanıyordu. En ürperticisi, belinden çıkan siyah sinir ipliklerinin doğrudan tahtın kemiklerine dikilmiş olmasıydı. Kral nefes aldıkça taht inliyor, kemikler birbirine sürtünerek tırnakları tahtaya sürtme sesi çıkarıyordu.

Tahtın dibinde, gümüş zincirlerle bağlanmış Lys vardı. Beyaz saçları karanlıkta fosfor gibi parlıyor, göğsündeki kılıç yarasından sızan altın ışık bir şamdira gibi titriyordu. Ama gözleri – Tanrıça Elysia'nın mirasçısının o derin mavi gözleri – artık simsiyah olmuştu. Kral'ın gölgesi onları emmişti. "Rowan..." diye zorlukla fısıldadığında sesi metalik bir gıcırtıyla boğuldu. "Bu beden... benim değil... Kaç! O seni—"

Kral'ın miğferinin altından gelen ses dağları çatlattı: "SUS! LANETLİ KIZ!" Sonra başını Rowan'a çevirdi. Tüy yumağı bedenindeki binlerce göz aynı anda kırpıştı. "HOŞ GELDİN MİRASÇI! KUZGUN KANININ TAŞIYICISI! GELDİĞİNE GÖRE HAZIRSIN DEMEK... LANETİ KUCAKLANMAYA!"

Rowan'ın elindeki paslı tırpanlı kırbaç sapı aniden canlandı. Zincirler yılan gibi kıvrıldı, üzerindeki pas döküldü. Aris'in kemikleri çatırtılarla birleşerek yepyeni bir kırbaç ördü! Kral'ın kahkahası uçurumları titretti: "GÖRÜYOR MUSUN? BABA OĞULA SİLAH OLDU! İŞTE GERÇEK LANET: DÜŞMANLARIN SENİN KOLUN OLACAK!"

Kırbaç Rowan'ın bileğine yapıştı. İradesi dışında savurduğu ilk darbe, sağındaki kayayı toz bulutuna çevirdi! "Dur!" diye çığlık attı Rowan, ama eli kendi isteği dışı altın kılıcı çekti. Kılıçla kırbaç havada çarpıştığında: Kıvılcımlar gökyüzüne yıldırım oldu, şok dalgası Lys'i zincirlerinden kopardı, Kral'ın bedenindeki gözlerin yarısı patlayarak kan fışkırttı!

Lanet aktive oldu. Kral'ın yere damlayan kanı toprağa değer değmez, yağan tüy iğneler delici bir hızla Rowan'a saplanmaya başladı. Her iğne, geçmişin bir travmasını zorla hatırlatıyordu: Sağ omzuna saplanan iğne, babası Kael'in laboratuvarında Aris tarafından boğazının kesildiği anı canlandırdı. Sol bacağına saplanan, Darian'ın kemik mahzeninde mekanik kanatlar içinde çırpınışını gösterdi. Lys ağzını açıp "Rowan!" diye bağırmak istedi ama çıkan ses küçük Rowan'ın çocukluk çığlığıydı: "B-B-Baba! Korkuyorum!"

Lys zincirlerini kırdı. Göğsündeki altın yara güneş patlaması gibi aydınlattı ortalığı: "Rowan! Lanet senin duygularını yiyor! Acını besleme!" diye haykırdı, ama sesi Kral'ın kahkahasına gömüldü.

Tam o sırada, kırbaçtaki Aris'in ruhu Rowan'ın zihnine bir bıçak gibi saplandı: "Oğlum... şu solundaki çatlak kayanın ardında... annen! Kral onu tüy yumurtasına hapsetti! Kurtar onu! Hâlâ yaşıyor!"

Rowan içgüdüsel olarak fırladı. Altın kılıcı kayaya vurdu. Taş paramparça oldu. İçinde altın tellerle örülmüş bir kafes vardı. Ama içinde annesi değil, Lys'in annesi Liora'nın çürümüş cesedi yatıyordu! Kral'ın gök gürültüsü kahkahası kulakları sağır etti: "ANNEN Mİ? SEN DOĞMADAN ÖLDÜ O APTAL! ARİS ÖLÜRKEN BİLE YALAN SÖYLEDİ! İŞTE LANETİN DOĞASI: SENİ SEVDİKLERİNLE VURUR!"

Tırpanlı kırbaç bu sefer Rowan'ın kendi boğazına yöneldi! Lys çığlık attı: "Hayır!" diye fırlarken, üç şey aynı anda oldu:

1. Kendini kırbacın önüne attı,

2. Göğsündeki altın yara kırbaçla temas etti,

3. Patlayan ışıkta Liora'nın hayaleti belirdi!

Liora'nın ruhu, kızının yaralarına dokundu. Sesi ipek gibi yumuşak ama acıyla doluydu: "Sevgili yavrum... Bu lanet sevgiyle beslenir. Onu aç bırak. Açlıktan öldür..."

Lys anladı. Yüzünü Rowan'a çevirdi. Siyah gözlerindeki Kral gölgesi kıvılcımlanıyordu: "Beni sevdiğini söyleme!" diye hırladı. "Yalan söyle! Hemen!"

Rowan'ın yüreği parçalandı: "Ama... seni seviyo—"

"HAYIR!" Lys'in çığlığı ilk kez tamamen insandı, saf bir acıyla titriyordu. "YAPMAZSAN İKİMİZ DE ÖLECEĞİZ! KALBİMİ KIRACAKSIN! DUY BUNU: BENİ ASLA SEVMEDİĞİNİ HAYKIR!"

Rowan gözlerini kapadı. Lys'in beyaz saçlarının ışığı göz kapaklarının ardında parlıyordu. Boğazı düğümlendi, kelimeler yakıyordu: "ASLA... ASLA SEVMEDİM SENİ LYS!" Sesindeki acı gerçekti. "SADECE BİR YÜKTÜN BENİM İÇİN! ÖLÜRSEN RAHATLAYACAĞIM!"

O anda mucize oldu:

· Tırpanlı kırbaç kum yığınına dönüştü,

· Havadaki tüy iğneler eriyerek yok oldu,

· Kuzgun Kral'ın bedenindeki gözler kara yaşlar dökmeye başladı!

Lanetin örtüsü düştü. Kral'ın tüy bedeni çatırdadı, kabuk gibi kırıldı. Altından genç bir adam ortaya çıktı. Yüzü Rowan'a tıpatıp benziyordu. Elleri gümüş zincirlerle bağlıydı. Göğsünde, Rowan'ın bileğindekinin aynısı mavi bir damar nabız gibi atıyordu. Adam hıçkırarak konuştu: "Ben... senin ilk lanetlinim... Bin yıl önce ben Kuzgun Kral'dım. Ama Elysia beni reddedince... kalbimi taşlaştırdım. Kendime bir lanet ettim: 'ARTIK ASLA SEVMEYECEĞİM!' İşte tüm lanetler o anda doğdu."

Lys göğsüne dokundu. Altın yarasından ışıktan bir hançer büyüdü. Onu Rowan'a uzattı: "Lanet senin eserin. Sen bitireceksin."

Rowan hançeri genç Kral'ın göğsüne sapladı. Ama aynı anda kendi göğsünde keskin bir acı hissetti! Kan lekesi gömleğinde büyüdü. Kral acıyla gülümsedi: "Görüyor musun? Lanet... senin içinde. Öldürdüğün her şey kendin oluyorsun."

Hançer yere düştü. Kral son sözlerini fısıldadı: "Şimdi seçim senin. İki yol var:

Ya beni öldürürsün: Tüm lanetler biter ama sen de sevme yetini kaybedersin. Lys'e dokunduğunda onu hatırlamazsın.

Ya da beni affedersin: Lanet sürer ama Lys'le yaşamaya devam edersin. Bedelini her gün ödersin."*

Rowan gözlerini kapadı. Lys'in kamp ateşi başında söylediği sözler zihninde çınladı: "Korku lanetin yakıtıdır. Sevgiyi seçersen, acıyı da seçmiş olursun. Ama yaşam budur."

Ellerini Kral'ın yüzüne koydu. Bileğindeki altın damar ışıkla dolarken kelimeler döküldü: "Affediyorum seni... Ve affediyorum kendimi..."

Kral'ın bedeni altın tozuna dönüştü. Toz bulutu Rowan'ın bileğine dolandı. Altın damarın üzerinde yeni bir iz belirdi: Kırık bir kuzgun kanadı dövmesi.

Lys ona sarıldı. Siyah gözleri yeniden maviye dönüyordu: "Laneti kırmadın... dönüştürdün. Şimdi onu taşıyorsun. Her nefeste, her sevgide, her acıda..."

Ufukta, ilk kez Kuzgun Kral'ın Bahçesi göründü. Yemyeşil tepelerinde, tomurcukları insan çığlıklarıyla patlayan çiçekler açıyordu. Çiçeklerden birinin sesi diğerlerinden farklıydı: Darian'ın kahkahası...

Rowan kırık kanat dövmesine dokundu. Kanat ucu, bahçenin yolunu gösteriyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.