Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın siyah kalplerim🖤
Keyifli okumalar!
Zamanı geriye sarabilseydim Cihangir'e sıkıca sarılırdım. O bana sarılmasa bile sarılırdım. Sessizce, kimsesizce...
Kulağıma fısıldanan sesin sahibi midemi bulandırıyordu. Tam birinden kurtuldum derken başka bir dertle uğraşmak beni oldukça yormuştu. Koluma dokunan elini ittirmek için hareketlendim ama tutuşu öyle sıkıydı ki ne yaparsam yapayım bırakacak gibi durmuyordu. Elinin değdiği yerinin morarıp bana unutulmaz bir anı bırakacağı aşikardı.
" Korkmuş görünüyorsun. " dedi Evan Tilki gözlerini yüzümde gezdirdiğinde. Sanem'i öğrenmiş miydi bilmiyordum ama buraya kadar geldiyse bilmemesi için bir nedeni yoktu. Beni bulmak istemesine şaşmamak gerekirdi. " Benden korkuyor musun? "
Sesindeki sakinlik kalbimin sıkışmasına sebep oluyordu. Asansörün tuşuna basarak durdurmuş, kollarımı tutarak tekrar tuşa basmama engel oluyordu. " Senden korkmamı mı isterdin? " Ondan korkuyor muydum bilmiyordum. Bana ne yapmak istediğini bile bilmiyordum. Sanem'in yanında zorla duruyor gibi bir hali vardı. Ama aynı zamanda onunla da birlikteydi. Sanem'i ortadan kaldıran kişilerle birlikte olduğumu öğrendiyse bana neler yapardı düşünmek bile istemiyordum.
Belki de korkmalıydım.
" Güzel kızların benden korkması şu dünyada isteyeceğim son şey bile olamaz. " gözlerindeki duyguları hiç beğenmedim. İçimdeki sıkıntı büyüdü. " Hem korkman için bir sebep de yok, değil mi? "
Oyunbaz bir soruydu bu. " Ne istiyorsun? " sorusuna soruyla karşılık verdiğimi anladığı an kaşları havalandı.
" Asansörler sen ve ben. " göz kırptığında kusmamak için dudaklarımı birbirine bastırdım. Benimle flört ediyor gibi konuşmasından nefret ediyordum. " Bizi içine çeken bir durum var. Ne dersin? "
" Evan ne istiyorsun? "
" Sadece konuşmak, başka ne isteyebilirim ki? " omuzlarını kaldırıp indirdiğinde gözlerim aynaya takıldı. Belinde silaha benzer bir cisim görünce derin bir nefes aldım. " Kurtarıcı meleğimdin sen benim, bizim hikayemiz böyle başlamadı mı? Ayıp ediyorsun, nedense bakışlarını hiç sevmedim. "
" Benimle oynama. " dediğimde güldü. Dudaklarındaki kıvrımı bir bantla kapatmayı diledim. Buradan nasıl çıkacaktım?
" Senin bizimle oynadığın gibi mi? " dudaklarını öne doğru büzdüğünde her şeyi bildiğini anlamış oldum. " Merak ediyorum ben ya, sen bu cesareti kendinde nasıl buldun? Aramıza girmek kolay mıydı? "
" Bunları konuşmak için mi geldin? " sorumla birlikte iç çekti.
" O gerçekten öldü mü? " gözleri gözlerimden gezindiğinde sanki dudaklarımdan ne çıkarsa ona inanacak gibiydi duruyordu. Öldü dersem belki reddetme hakkını kullanmayı seçerdi. O gerçekten Sanem'i seviyor muydu? Kaşlarım havalandı. Bu ihtimalin olabileceğine imkan vermemiştim. Ama sanırım o gerçekten Sanem'e değer veriyordu. " Sana bir soru sordum. Zor bir soru da değil üstelik. " kolumu sıktığında acıyla inledim.
" Onu seviyor muydun? " sorusuna cevap vermek yerine sürekli ona soru sormayı nasıl beceriyordum? Bu onu sinirlendirmek dışında bir şeye sebep olmuyordu.
" Sevgi ne demek bilmem ben. Sadece bağlılık bilirim. Ben Sanem'e bağlıydım. " kötüler de sevilir dedi içimdeki ses. Neden şaşırıyorsun diye de ekledi. Sevilmenin iyi ya da kötü ayrımı yoktu. " Ve bu bağlılık bir ölümle sonuçlandı. Bil bakalım kimin yüzünden? "
Ondan uzak bir noktaya gitmek en doğru seçenekti ama kolunu tutuşu yüzünden hareket dahi edemiyordum. " Sanem beni öldürecekti, bunu biliyorsun değil mi? "
" Birilerinin yaşaması için birilerinin ölmesi gerekir. " dediğinde kanım dondu. Ölüm onlar için ne kadar da kolaydı. Asansörün düğmesine basmalı ve buradan çıkmalıydım. Evan Tilki'nin niyetinin iyi olmadığı belliydi.
" İnsanların hayatları sizin parmak ucunuzda yani? "
Tek kaşını kaldırarak bana baktı. " Seninki sanki öyle, ha? " göz kırptığında yutkunmamak için direndim. " Çok uyumlu olduğun sevgilin nerede? Seni koruyup kollayamayacak kadar salak mı yoksa onun da mı biri tarafından kurtarılmaya ihtiyacı var? " sorusu zihnimde yankılandı. Beni korkutmak amaçlı söylemiş olacağını düşündüm. Her ihtimali düşünmek zorundaydım.
Ya gerçekten Cihangir'e bir şey yaptıysa o zaman ne yapacaktım? İkimizi de tuzağa düşürmüş mü olacaktı? O an aklıma gelen detayla elimi kulağıma doğru götürdüm. Küpenin açılma tuşuna bastığımda artık Cihangir'in beni duyduğunu biliyordum. Eğer arabadaysa zaten kulaklığını takmış beni dinlemek için kendine zaman yaratmış olmalıydı.
" Bakıyorum da beni korkutmak için elinden geleni arkana koymuyorsun Evan Tilki. " gözlerini kısarak bana baktı. Adını neden söylediğimi anlamaya çalışıyordu belki de. Tek bir amacım vardı. Eğer Cihangir beni duyuyorsa buradan çıkma ihtimalim vardı. " Asansörde beni sıkıştırmak sana erkek gibi mi hissettiriyor? Savunmasız kalmam gururunu mu okşuyor? "
Evan'ın kaşları çatıldı. Yüzü öyle bir sertleşti ki bir an üzerime atılıp beni boğacağını düşündüm. " Bana bak, benimle düzgün konuş, yoksa..."
" El mi kaldırırsın? Yoksa daha da ilerisi mi olur? Yani mesela ben de Sanem'in yanına mı giderim? " sorumla birlikte afallayarak kaşlarını çattı.
" Gerçekten sana bir şeyler yapacağımı mı düşünüyorsun? " Bu sefer sorusuyla afallayan taraf ben oldum. " Beni hiç tanıyamamışsın. " Asansör hareket eder gibi olduğunda kolumu bıraktı. Düğmeye o basmıştı.
" Seni tanımak istemedim ki tanıyayım. " dediğimde bana inanamıyormuş gibi baktı.
" Oysa ben de...."
" Sen de ne? " tek kaşımı kaldırdığım an gözlerini kapattı.
" Seni korumak istedim hep. " sertçe yutkunduğunda küpenin çalışıp çalışmadığını düşünüyordum. Açıkçası Evan Tilki'nin süslü cümleleri umrumda bile değildi. " Sanem'e dedim ki kıza bir şey yapma. Bu sefer yapma. "
" Bu sefer derken? "
Güldü. " Bilmiyormuşsun gibi bakma bana. Diğer kızlarla işi bittiğinde onları bir şekilde öldürdüğünü sen de bende çok iyi biliyoruz. "
" Sen bunları bildiğin halde susuyor muydun bir de? " asansör en üst katta durdu. Bakışları asansörün kapısına çevrildi.
" Sessizce beni takip et. Ailen evde değil zaten ve sana yardım edecek kimse de yok. Aklından bağırarak yardım çağırma fikirlerini at. " yardım için bağırmama gerek yok demek istesem de susma hakkımı kullandım.
Önden o arkasından da ben ilerlemeye devam ettik. Terasa çıktığımızda soğuk hava tenime bir tokat gibi çarptı. Belki de soğuk beni kendime getirmek için yeterli değildi. Çünkü hala ne yapacağımı bilmiyordum. Onu buraya kapatıp kaçmak gibi bir fikrim vardı ama sanırım bunu gerçekleştirmek zordu.
" Neden buradayız? " Gözlerim etrafı taradı. " Yüksek bir binadan düşen birini hatırlıyorum. " gözlerimiz kesişti. " O kızın ölümü de böyle olmuştu, değil mi? "
Derin bir nefes alarak sabır dilenir gibi baktı. " Hala sana zarar vereceğimi düşünüyorsun, inanamıyorum. " elini saçının arasından geçirdi. " Bak ben cani değilim tamam mı? "
" O zaman söyler misin burada ne arıyoruz? Neden bir terastayız? "
" Asansörde olmayı tercih mi ederdin? " sinirli nefes verdi. " Size de asla yaranılmıyor. Ya belki konuşmak istiyorum sadece. Sormak için geldim belki. Gerçekten gitti mi yani bu dünyadan? Belki de sadece onu sormak için gelmişimdir, olamaz mı ya? " Evan Tilki buraya benimle Sanem hakkında konuşmak için mi gelmişti?
" O öldü. " dedim tek düze bir cümleyle. Küpe çalışmıyordu. Eğer çalışmış olsaydı şu ana kadar Cihangir gelmiş olurdu. Ama burada olmadığına göre tek bir çıkışa ulaşıyordum. O da Cihangir'in beni duymamasıydı. " Sanem artık yok. "
" Yok. " Yüzünü buruşturdu ve sonra kahkaha atmaya başladı. " Artık ondan kurtulmak istiyormuş gibi davranmama gerek yok. Ama en kötüsü de ne biliyor musun? " benim konuşmama müsade etmeden devam etti. " Bir mezarı bile yok. " kıkırdadı. " Sonunun böyle olacağını hiç tahmin edemezdim. "
" Sanem'i seviyor musun yoksa ondan nefret mi ediyorsun inan hiç anlamadım. Davranışların o kadar dengesizki. "
" Bunu bende sordum kendime. " bakışları binalara kaydı. Etraftaki binalar, boşlukta gibi hissettiriyordu. " Ama bir cevap bulamadım. Ya da ne hissettiğimi bile bilmediğim için bendeki konumunu sorgulamak saçmaydı. " omuz silkti. " Şu binalara bak. " dedi ardından aklına başka bir şey gelmiş gibi. " Sanem'i seviyor muyum bilmiyorum ama yüksekte olmanın güzel hissettirdiğini fark ettim. Tüm şehir ayaklarının altında ve sen sanki şehre hakimsin. "
" Nedense ben öyle hissetmiyorum. " İkimizde aynı şeye bakıyorduk ama aynı şeyi gördüğümüzü söyleyemezdim.
" Hala seni aşağıya atacağımı düşünüyor olamazsın değil mi? " sorusuyla birlikte iç çektim. Düşüncelerimin bir sınırı yoktu.
" Bu fikri aklımdan çıkarmak için bambaşka bir boyuta geçmiş olmamız gerek. " omuz silktim. " Ama katil olmak istiyormuş gibi bir halin yok. " bedenine çevrilen gözlerim tekrardan binalara döndü. Cihangir'in sesini duymak, ona sarılmak istiyordum. İstediğim tek şey bu iken yanımda Evan'ın olması trajikomik bir olaydı.
" Yeterince günahım var. "
" Artık sevap işlemek istiyor gibi de durmuyorsun Evan. " dediğimde güldü.
" Kötüler her zaman kötüdür. " dediğinde elini cebine atarak bir sigara paketi çıkardı. Ağzını açtığında bana da uzattı. Ondan uzağa gitmeye çalıştıkça onun benimle konuşası geliyordu. Başımı iki yana sallayarak sigara kullanmak istemediğimi belli ettim. İçinden çıkardığı bir dalı dudaklarının arasına aldı ve çakmakla ateşe verdi. İçine uzun uzun çektiği sigaranın dumanını üflediğinde gözleri bana çevrildi. " Hiçbir zaman da iyilerin tarafına kabul edilmez, haksız mıyım? "
" Bunun konumuzla ilişkilendiremedim. Ayrıca Evan biz şu an ne yapıyoruz? "
" Konuşuyoruz. " dedi rahat bir sesle.
" Ya konuşmak istemiyorsam? " gözleri üzerimde gezindi.
" Daha iyi bir fikrin var gibi. " dediğinde bütün bedenim karıncalandı. İmasının kötü şeyler olduğunu anlamak istemedim. Aklıma gelen bütün seçenekleri reddettim.
" Benimle asıl konuşmak istediğin konu sadece Sanem mi? " Gözlerini kısıldı. Bakışlarının altında başka derinlikler aramamak aptallık olurdu. Alt dudağımı dişlerimin arasına alarak endişemi gizlemeye çalıştım. " Değil, başka şeyler de var değil mi? "
" Akıllısın. " sigarayı içine çektiğinde bakışlarımı binalara çevirdim. Keşke dedim şu an Alparslan bari çıkıp gelse. Eve ulaşıp ulaşmadığımı anlamak için beni arasa. Ama hiçbiri olmadı. Cihangirle olduğumu düşündüğü için aramazdı. Bunu biliyordum ama yine de bir umuttu benimki. Başından beri umut olmaması gereken bir düşünceydi belki de.
" Başka bir şeyler var. " Derin bir nefes aldım. Duymak istediğimden emin değildim.
" Tibet. " dedi kaşlarını çatarak. " Bu isim sana tanıdık geliyor mu? " Kalbim korkuyla kasıldı. Ondan neden bu kadar çok korktuğumu bilmiyordum. İnsan bazen kaderine razı gelmek durumunda kalıyordu. Ben onunlayken buna alıştığım için mi korkuyla doluyordum?
Gözleri bana çevrildi, bunu hissettim ama dönüp de ona bakmadım. " Ortak bir geçmişiniz var sanırım ha? Ellerin titriyor. " kaşları çatıldı, yan profilini ona bakmasam bile görebiliyordum.
Tibet'i hatırlamak, ölmek gibiydi.
Bana hissettirdiği hiçbir iyi şey yoktu. Ailemi kaybetmeme sebep olmak için gönüllü olan kişiydi Tibet. Bana istediğini yaptırmak için tehdit eden biriydi. Adam değildi, insan hiç değildi. O sadece dünyaya gelmiş bir varlıktı benim gözümde.
" Bir cevap vermek zorunda mıyım? " Gülümsedi, sorum onu eğlendirmişe benziyordu.
" Ben cevabımı aldım. " göz kırptığında bir adım geriye doğru gittim. Soğuk tenimi yakacak derecede tenime baskı yapıyordu. Cihangirle olduğum zamanlar nedense üşüdüğümü hissetmiyordum. Çünkü Cihangir ne zaman üşürsem ellerimi ellerinin arasına alırdı.
Bir zamanlar... diye hatırlattı zihnim. Bir zamanlar yapardı.
" Tibet de sizin gibi biri. " dedim sinirlenerek. Sinirim ona değildi.
" Sanem gibi biri ama benim gibi biri değil. " başını iki yana salladı.
" Senin farkın ne? "
" Hala sana vermemek. " dediğinde gözlerimi kapatarak derin bir nefes verdim.
" Evan. " iç çektim. " Lütfen boş kelimelerle ikimizi de yorma. Bana söylemek istediğin bir şey varsa direkt söyle. "
" Tibet peşinde. " dediğinde ona afallayarak baktım. Bu bilmediğim bir durum değildi. Narin Koçova'nın yanında da buna benzer bir cümle kurmuştu. Şaşırdığım şey bu değildi. Benim şaşırdığım şey Tibet'in benimle alakalı bir şeyi Evan'a söylemiş olmasıydı.
" Tibet kim? "
" Yapma, salağa mı yatacaksın? " Başını omzuna doğru eğdiğinde Derin bir nefes aldım. Benim nefes alıp vermek dışında yaptığım bir eylem var mıydı? " Önüme bilgilerini koydu adam. Sen hala inkar peşindesin. "
" Artık gitsem iyi olacak. " koluma uzanarak beni tuttuğu an kendimi geriye doğru çektim.
" Sakin ol, ben sadece seni uyarmak için geldim. Bu adamın olayı Sanem'e benzemez. Tibet bambaşka boyut. Onu yeterince tanıdığını düşünmüyorum. "
Ben de demek istedim ona ama çenemi kapalı tutmayı seçtim. Tibet hiçbir zaman iyi biri olmamıştı. Şaşıracağım bir durum değildi. " Sen tanıyor musun onu? "
" Bir zamanlar iş yapmıştık. " omuz silkti. " Pek tutulacak bir adam değil. Dolandırıcılık, yalan, kumar bütün kirli işlerin başında olan biri. "
" Ne işi yaptınız? " soruma karşılık sigarasını söndürdü. Gözleri sigarasından ayrılmadı.
" Ticaret. " diye cevapladı beni. " Legal olmayan bir ticaret. "
" Sen de bu işlerin içindesin işte Evan. Dedin ya kötü her zaman kötüdür diye. Söyle o zaman bana şimdi. Sen burada hangi konumda bulunuyorsun? Sen de bir kötü değil misin? Unutma ki kötüler zarar vermeden mekan değiştirmez. " Onu gaza mi getiriyordum yoksa içimden geçenleri dile mi getiriyordum bilmiyordum. Tek bildiğim artık yanımdan gitmesini istediğimdi.
" Ben kötünün içindeki o griyim. Belki o daha kötü, iki tarafı da tercih ediyor sonuçta. Ama. " gözleri binaları izlemek yerine beni izlemeyi seçti. " İlk defa içimdeki sesi dinlemek istedim. Biliyorsun Sanem beni buraya bile getirmedi ve ben ona rağmen kendi imkanlarımla geldim. "
" Doğru, bir de bu konu var. Neden buradasın? "
" Tibet geldi yanıma. Sanem yok artık dedi. Ben de kendi gözlerimle görmeye geldim. "
" Öldüğüne inanmadın mı? " inanmış olsaydı benim yanıma gelmezdi.
" Dokuz canlıydı o. " dedi hala inanamıyormuş gibi. " Aklım almıyor ya. "
" Bir yerlerden çıkıp gelecek gibi mi hissediyorsun? "
" Aynen ve bu çok kötü. " omuzlarını kaldırıp indirdiğinde hala onu dikkatle izliyordum. " Hayatıma iş dışında kimseyi almam. Bir aileye sahip olmak ne demek bunu bile bilmiyorum ama bana o sıcaklığı az da olsa hissettiren biri vardı. Kötü biriydi evet ama bana iyi hissettiriyordu. "
" Sevgilini kaybettin. " dediğimde güldü.
" Sevgili değildik. "
" Sizi gördüm. " göz devirdiğim an tek kaşı havaya kalktı.
" O günkü kişi sendin değil mi? " gözleri kısıldı. Olayı anlamaya çalışıyor gibi görünüyordu. " Benimki de soru, tabi ki de sendin. "
" Evan söyleyeceklerin bittiyse..." arkamı dönüp gitmek üzereydim ki beni durduracak, adım atmamı engelleyecek cümlesiyle donakaldım.
" Cihangir'i bilmiyor değil mi Tibet? " beni tehdit edecek miydi yoksa amacı başka bir şey miydi bilmiyordum ama devamını duymak istemedim. Cihangir'i öğrenirse bu benim yaşadığımı öğrenmesinden bile kötü bir yola sürüklenirdi. " Tenin bir tık beyazlaştığına göre sanırım şu anlık bilmiyor. "
" Konunun Cihangirle ne alakası var? "
" O bir asker değil mi? "
Soruma soruyla karşılık vermesi sinirlerimi bozuyordu. " Önce ben soru sordum. Bir cevap al..."
" Cihangir bir asker, değil mi? " dudakları düz bir çizgi halini aldı. " Görevi de Sanem miydi? Bu yüzden seni içimize gönderdi öyle mi? İyi de burada Tibet'in rolü ne? "
" Saçma sapan senaryolar üretmeye devam mı edeceksin yoksa Cihangir'in konuyla ne alakası olduğunu mu söyleyeceksin? " Kollarımı göğsümde birleştirdim. " Belki de hiçbir şey bilmiyorsun tek derdin benim ağzımdan laf alabilmek. "
" Sandığından daha çok şey biliyorum. Mesela Cihangir'i takip eden bir tetikçi olduğunu. " gözlerimin içine baktı. " Sen biliyor muydun? Mesela şu an arabasının içinde ama onu takip eden biri başkası da bak şu çatının üzerinde. " parmağıyla işaret ettiği yere çevirdim başımı. Öyle aniydi ki hareketim korkuyla yüzleşmenin bendeki etkisi zarardan başkası değildi. Gösterdiği yerde gerçekten de bir adam yatıyordu. Ve elindeki dürbüne bakılacak olursa o bir tetikçiden başkası değildi.
" Kim o adam? "
" Tetikçi. "
" Adamına söyle lütfen bizi takip etmeyi bıraksın. " sesimin tınısına dikkat etmeye çalıştım. Ama buna bir sınır getiremedim.
" Benim adamım değil. "
" O zaman kim bu? " dediğimde sesimin yüksek çıkmasını engelleyemedim. " Ne istiyor Cihangir'den? "
" Ona aşıksın değil mi? " diye sorduğunda yüzünde buruk bir gülümseme vardı. " Senin gibi olmak isterdim. Birini sevmek ve onun canı tehlikedeyken böyle hissedebilmek isterdim. " omuz silktiğinde tek düşündüğüm başımızda bir tetikçinin eksik olduğuydu. " Seninki o kadar dalgın ki onu takip eden birinin var olduğunu bile göremedi. Asker olmak temkinli olmak demek değil miydi? "
" Onun askerliğini sorgulayacak son kişi bile olamazsın. " sözlerim ağır gelmiş olacak ki dudaklarını öne doğru büzerek yüzünü buruşturdu.
" Cihangir Tibet'i biliyor mu? " Ortalık karıştırmak dışında yapabileceği bir eylemi yok muydu bu adamın?
" Ne yapmaya çalışıyorsun? Kafamı karıştırmak mı amacın? Hani sadece Sanem için gelmiştin? Yalan, senin hayatın da yalandır. "
" Evet, bir yalanla açtım gözlerimi dünyaya. " başıyla beni onayladı. " Doğru bildin ama söylediklerimin hiçbiri yalan değil. İki gündür sizi izliyorum ve o adam iki gündür burada. Sürekli peşinizde. Kim olduğuna dair hiçbir fikrim yok. Önce ben de senin gibi düşündüm. Dedim acaba Sanem'in intikamı için birini mi tuttular ama bunu zaten benden başkası yapmazdı ki bunu ben bile yapmam. İntikam biraz saçma geliyor kulağıma. "
" Tanımadığını mı söylüyorsun? " Gözlerim tetikçiye kaydığında başını salladığını fark ettim. Dudaklarımı birbirine bastırarak sakin kalmaya çalıştım. Tetikçi orada durduğuna göre Cihangir aşağıda olmalıydı. Yine arabasının içinde sabaha kadar beni mi bekleyecekti?
" Muhtemelen biz dışında başka düşmanlarınız da var. " dediğinde içime yeni bir kor düşürdüğü için ona teşekkür etmek istedim. " Tibet olduğunu düşünmüyorum çünkü bence Cihangir'i bilseydi tetikçi tutmak yerine bu işi kendi hallederdi. Öyle bir potansiyel var ki erkeklik gösterisi olsun diye bile yapabilir o. "
Haklıydı, Tibet'in üzerine kafamda bir çizik attım. O zaman bu kim olabilirdi?
" Evan iyi biri misin kötü biri misin karar veremiyorum. "
Güldü. " Sana arkanızdaki tetikçiyi söylememiş olsam yine de böyle düşünür müydün? " Bu soruya cevabım sanırım hayır olurdu. Bana söylememiş olsaydı yine de onun adını iyi kelimesiyle yan yana getirir miydim?
Sanmıyordum.
Evan Tilki kafamda iyi bir adam değildi.
" Sanırım düşünmezdim. "
" Bende öyle düşünmüştüm. " başını sallayarak beni onayladı. " Tetikçiyi tutan kişi aslında bir ölüm istemiyor. " gözleri karşı binadaki adama çevrildi. " Yoksa şu ana kadar çok açık verdiniz. İllaki birinde o tetiğe basardı. "
" Haber verdiğin için teşekkürler bundan sonrasını biz hallederiz. "
" Siz? Kuzgunlar mı? " sorusu kaşlarımı çatmama sebep oldu.
" Sen nereden biliyorsun? "
" Biz uzun zamandır her şeyi biliyoruz. Sadece senin nereye karar oynayabileceğini kontrol etmek istedik. Yıllardır peşindeydi özel kuvvetler Sanem'in. İllaki içlerine adam sokup kimin olduğunu öğrenirdi ki öğrendi de. "
" Kuzgunların içine birini mi soktunuz? " korku damarlarımda atan kanın yanına eklenen yeni bir konu oldu. " Kim olduğunu bana söylemeyeceksin değil mi? "
" Belki söylerim. " üzerime doğru eğildiğinde gözlerimi irileştirdim. " Sen de benim için bir şeyler söylersen. "
" Sana söyleyecek bir şeyim olduğunu sanmıyorum. " omuzlarımı kaldırıp indirdiğimde dudaklarını yaladı.
" Tibet hakkında bilgiye ihtiyacım var. " gözlerini tetikçiye kaydı. Adamın elinde bir silah var mıydı göremiyordum belki de sadece takip etmekle görevli biriydi. Ondan tetikçi diye bahsetmem doğru oluyor muydu bilmiyordum. " Ve bu bilgilerin de nedense sende olduğunu düşünüyorum. "
" Tibetle alakalı bir şey bilmiyorum. " doğru mu yapıyordum bilmiyordum ama sonuna kadar bu konuyu redddedecektim. Tibet hakkında bildiğim tek şey zaten bizi batırmak, kendi şirketiyle ortak bir şirkete çevirmekti. Ailem yıllarca onlarla iş yapabilmek için beni öne sürmüştü. Ne aile ama dedi içimdeki ses. " Bildiğim tek şey kötü biri olduğu. "
" Ne kötülüğünü görmüş olabilirsin ki? " gözleri kuşkuyla üzerimde gezindi.
" Bana silah çekip tehdit etmesi iyi bir özellik olmasa gerek. "
Gözleri irileşti. " Sana silah mı çekti şerefsiz? " dediğinde başımı sallamakla yetindim. Belime dayadığı silahların haddi hesabı yoktu. Tibet yanında durulacak bir adam değildi.
" Neden onun hakkında bilgiye ihtiyacın var? "
" Sanemle ortak bir proje yaptılar ama şimdi o projenin üzerine kondu. Fikir Sanem'indi. Artık dünyada olmadığına göre her şey Tibet'inmiş gibi oldu. Projeyi geri istiyorum. En azından Sanem için bunu yapmalıyım. "
" Sanem'i bu kadar sevip benimsediğini bilmiyordum. "
" Bu sevmek değil ki. " omuzları yukarı doğru kalktığında iç çekti. " Bu biraz da minnet duymak. Beni olduğum bataklıktan çıkaran oydu. Belki de ben yıllarca yanında bu yüzden durdum. Bilirsin birisi seni o düştüğün çukurdan kurtarır ve ona bir borcun olduğunu düşünürsün. Bu kişi kötüyse bile ona bir borcun vardır. "
" Anladım, artık gidebilir miyim? " binanın aşağısında duran Cihangir'in aracına doğru gitmek istiyordum. Eve girmek artık aklımın ucunda bile yoktu.
" Sana zarar vermeyeceğim senin gitmene izin vereceğim anlamına gelmez. " elini ensesine atarak kaşıdı. " Sanem öldü diye her şey bitti mi sanıyorsun? Büyük patron Sanem mi sanıyordun? O sadece bir kuklaydı. Tıpkı benim de onun kuklası olduğum gibi. "
Kaşlarım çatıldı. " Beni tanıyorlar mı? "
Bakışlarını ayaklarına sabitledi. " Seni ve kuzgun timini rahat bırakmazlar. " başını iki yana salladı. " Elleri uzun, kendine dikkat et. Bu arada konu hiçbir zaman Sanem olmadı. Onun intikamı için sizinle uğraşacak değiller. Sadece içinize soktukları kişi her şeyi ötüyor. "
" O kişinin kim olduğunu bana söylemeyeceksin değil mi? "
" Buna yetkim yok. " Burada benimle düzgün konuşuyor olması bile bir rüya gibiydi aslında. " Bu arada az sonra bir şey yapmak zorundayım. Bana kızma, belki de senin için de iyi olur. " dediği an ona bakakaldım. Bana zarar vermeyeceğini dile getirmişti ama sanki bunu yapmak için bir emir almış gibi bakıyordu gözleri. Elini telefonuna attı ve birkaç tuşa bastı. " Cihangir sana dokunmuyormuş. " fısıltısı gözlerimin irileşmesine sebep oldu. Bunu nereden biliyordu?
Doğru ya içimizdeki o kişi onu bilgilendirmiş olmalıydı. İyi de o kişi kimdi?
" Bunu..."
" İçinizdeki o kişiye dikkat edin. Bir gölge gibi etrafınızda. " dediğinde üzerime doğru eğilerek " Şimdi seninle küçük bir gösteri yapmamız gerek. Hem benim için hem de senin için önemli olan bir gösteri. İkimizin de yararına olacak. "
" Beni korkutuyorsun. "
" Benden korkma diyemem sana ama en azından sana bile isteye zarar vermeyeceğimi bil. " dudaklarını yüzüme doğru yaklaştırdığında kaşlarımı çatarak bedenimi uzaklaştırmaya çalıştım. Ama beni öyle sıkı tutuyordu ki hareket dahi edemiyordum.
" Canımı yakıyorsun. "
" Sakin ol, biraz sonra seni şuraya yatırıp aşağıya atar gibi yapacağım. " dediğinde aklıma gelen senaryo tüylerimi ürpertti.
" O kız gibi. Yoksa sen..."
" Onu ben itmedim. " Beni ikna etmek için mi söylüyordu yoksa gerçek miydi söyledikleri karar veremiyordum. " Sadece bana güvensene, bir kereliğine. "
" Evan sana güvenemem. "
" Ah, bu beni kırdı. " elini kalbinin üzerine koyduğunda yüzünde bir gülümseme belirdi. " Sana bir şey olmayacak söz veriyorum. Ama bunu yapmazsam beni görevimden alırlar, buna hiç hazırlıklı değilim. Sadece sakin ol ve sana dediklerimi yap. İki taraflı da işimize yarayacak. Cihangir sana bir şey yaptığımı sanıp buraya gelecek, o geldiğinde beni kötüle. " dedi kaşlarını çatarak. " Sana zarar vermemek için çırpındığımı ona sakın söyleme. Sadece korktuğunu dile getir, belki de artık sana dokunmak için beklediği o an gelir. " çenesini yukarı doğru kaldırdı. " Gerçekten garip bir adam, sana zarar verme ihtimali var diye kendini affedemiyor. Benim yapımda yoktur mesela bu. Zarar vermedim sonuçta, seni kurtardım derdim. Öpüp başına koysun da isterdim. " güldü. " Bu yüzden dünya iyiler kötüler ve ortada kalan griler olmak üzere üçe ayrılıyor. " göz kırparak kolumu bir kez daha sıktı. " Üzerinde bir iz bırakmalıyım ki sana zarar verdiğimi düşünsünler. " diyerek kolumu biraz daha sıktı. " Umarım hemen morarır. "
" Sana gerçekten inanamıyorum isteseydin şu an bu kadar uğraşmak yerine beni bir şekilde alt etmiştin. "
" Ama istemiyorum. " omuz silkti. " Sana zarar vermeyi hiç istemedim ki. "
" Evan teslim ol. " dediğimde kaşları ortada birleşecek kadar çatıldı. " Seni korurlar, bilgileri verdiğin sürece de güvende olursun. "
" Sana zarar vermedim diye beni iyi biri olarak tanımlama. " kuruyan dudaklarını yalayarak bana kısa bir bakış attı. " Sonuçta ben o cehennemin içinden geliyorum tıpkı Sanem ve diğerleri gibi. " Dudaklarım aralanacak gibi olduğunda konuşmasına devam etti. " Tibet mevzusunu halletmeye çalışacağım. Senin peşine yeniden düşmesi sinirlerimi bozuyor. Kadına silah doğrultacak kadar şerefsiz bir piç kurusu dünyada daha fazla yaşamamalı. Gerçekten adam olsa o silahı kime doğrultması gerektiğini bilirdi. "
" Teşekkür mü etmeliyim? Kafamı karıştırıyorsun. " duygu durumum neydi onu bile bilmiyordum. Şu an bildiğim tek şey az sonra yaşayacaklarımı unutamayacağımdı. " Evan..."
Devam etmeme izin vermedi. " Başını aşağıya doğru eğdiğimde çığlık at. Ağzını kapatacağım, elimi ısır ki darbe izleri görünsün. " Derin bir nefes alarak gözlerini diğer binalara çevirdi. " Her dediğime harfi harfine uy tamam mı? Yoksa seni bir daha uyarmak için gelmek zorunda kalırım. Bu işi bugün burada bitirelim ki ne sen beni bir daha görmek zorunda kal ne de ben seni. "
" Beni aşağıya atacaksın değil mi? "
Göz devirdi. " Seni seven kişi kurtarmaya gelecek. " diye mırıldandı. Hepsini kafasında planlamış olması can sıkıcıydı. Gerçekten beni öldürmek istese bana bunları söylemezdi. O yüzden sanırım ona şu anlık güvenmeli ve dediklerini yapmalıydım. Telefonda birkaç tuşa bastı ve sonra telefonu aşağıda Cihangir'in arabasına doğru fırlattı.
" Ne yapıyorsun..." diyemeden beni de tutarak başımı aşağıya doğru eğdi.
" Şimdi bağır. " dediğinde kalbim korkuyla kasıldı. Midemin bulunmasını göz ardı ederek dudaklarımı araladım. " Hadi, çıktı Seninki. "
" İmdat! " diye bağırdım an göz devirdi. " Daha yüksek sesle. Adını söyle, söyle ki senin yanına gelsin. " dediğinde beni aşağıya doğru biraz daha eğdi. Bu sefer gerçek bir korku bedenimi sardığı için ses tonum beklediğimden daha duyguluydu.
" Cihangir! " Saçlarım aşağıya doğru sarkıyordu. Rüzgar sanki saçlarımı savurduğu gibi beni de yere savurmak istiyordu. Evan beni sıkıca tutuyor düşmemem için elinden geleni yapıyordu. Bir yandan da gözleri Cihangir'deydi. Telefonu onun dikkatini çekmek için attığını o an anladım.
" Geliyor. Oltaya geldi. " dediğinde kaşlarım havalandı. " Artık seninle işim bitti. Kendine iyi bak ve sakın tek başına bir yerlere gitme. Duydun değil mi beni? Artık karşında Sanem gibi oyunbaz biri yok, direkt icraata geçen biri var. Büyük patronun acıması yok. Bir daha denk gelmemek üzere, " bir adım geriye doğru gittiğinde bana arkasını dönmeden önce " Kendine iyi bak. " diyerek binanın çıkışına doğru ilerlemek yerine aşağıya sarkıttığı ipe asıldı. Onunla inecek olmasına şaşırdım. " Bu arada boynunu tut, nefes alamıyormuşsun gibi yap. Hadi. " Ve sonra kendini iple beraber aşağıya bıraktı.
Gözlerimi hızla kapatıp ona bir şey olmadığını hayal etmeye çalıştım. Bana zarar vermeyen birinin ölümünü isteyecek değildim. Dediği gibi ellerimi boğazıma götürerek nefes almaya çalıştım. Gözlerim biraz önce sıktığı kollarıma indiğinde morluk izlerini gördüm. Beni korkutmamıştı, bunu yapabilirken hiçbir şey yapmamıştı. Ve dahasını bile yapmıştı.
Aramızda bir hainin var olduğunu dile getirmişti.
Gözlerimi kapattığımda üşüdüğümü hissettim. Hatta belki de titriyordum. Dizlerimin üzerine düştüğümde bana ne olduğunu anlayamadım. Gözlerim usulca kapanmaya başladığında bulanık da olsa onun ayakkabısının ucunu gördüm.
Cihangir Karaboğa'nın.
Sevgilimin.
Belki de eşimin.
🖤
Mizgin
" Çok şükür ki bir şeyi yok. " dedi Gece güven verici bir ses tonuyla. " Sadece kolunda morarmalar var. "
" Belasını sikeceğim o herifin. " diyen Cihangir'in gözleri öfkeden dönmüş bir haldeydi. Umay'ın yanından ayrılmıyor onunla birlikte durmak için elinden geleni yapıyordu. Sanırım ondan uzak durmaya çalıştığı için pişman olmuştu. " Nasıl göremedim, ben bu sıralar her şeyi göz ardı ediyorum. Göremiyorum. Dikkatsizliğim sevdiğim herkesin başını belaya sürüklüyor. "
" Dalgınsın. " dedi abim elini Cihangir'in omzuna koyarak. " Hepimiz bunun farkındayız. Senin önce ikinizin arasını toplaman gerekiyor. Sen Umaysız bir hiç gibisin Cihangir. "
Haklıydı abim. Onlar birbirinden uzak kaldıkça başlarına daha kötü olaylar gelmeye devam ediyordu ve bu nedense hiç sekmiyordu. " Halledeceğim, gözlerini açtığı an bu konuyla ilgileneceğim. "
" Artık Türkiye'ye dönmek istiyorum. " dediğini duydum Leman'ın. " Burada kalmak bize hiç iyi gelmedi. "
" İki kişi geldik üç kişi döneceğiz. " dedi Barbaros heyecanına yenik düşerek. Leman'ın yanaklarının kızaracağını beklemiyordum ama hafif pembelikleri görünce kaşlarım havalandı. " Bu haberi kutlamadık değil mi? "
" Çiftliğe mi gitsek? " diye sorduğumda abimle göz göze geldik. Hepimize iyi gelecek tek yer orasıydı. Belki orada Kubi...At kızım kafandan dedim kendime, at onu kalbinden de zihnindende. Sanırım bunu becerebilmem uzun sürecekti.
" Çok özledim. " dedi Leman hiç beklemediğim bir anda. Hamilelik bir insanı nasıl değiştirebilir adlı makale yazabilirdim onun hakkında. Gerçekten eski Leman'dan eser yoktu. Eğlenmeyi bilen birine dönüşüyordu. Eski katılığı yoktu.
" O zaman ayarlayalım bu gece çıkarız. "
" Gece'ye gerek var mı? " diyen kişi abim oldu. Kolundaki akıllı saatte birkaç yere dokunduğunda " Siz burada kalın, Cihangir'e belli olmaz. Bir delilik yapabilir. Benim küçük bir konuşma yapmam gerekiyor. " dediğinde hızla yanımızdan ayrıldı. Gece'nin çatık kaşlarla abimin arkasından bakmasını izledim. Gözlerimi ona çeviremiyordum.
Kalbim ona bakmamı söylemiş olsa da ona bakmamak için direndim.
Böyle mi olacaktı?
Onunla iki yabancı oyununu mu oynayacaktım? Bundan sonra ikimiz diye bir şey olmayacağı gibi yan yana oturmayacaktık bile. Birbiriyle sürekli tartışan, hint dizisi mi kore dizisi mi diye ortalığı birbirine katacak kişiler olamayacaktık.
Yüzümü ekşittiğim sırada telefonumun melodisi koridorda yankılandı. Gözlerim ekranıma kaydığında kaşlarım havalandı.
Mahir arıyordu.
Şu an açmanın sırası mıydı karar veremezken Kubilay'dan gelen sesle birlikte sinirle kaşlarımı çattım. " Hayırdır neden arıyor o lavuk seni? " sanane demek istesem de onunla çocukça tartışma içerisine girmeyecektim.
" Özlemiştir. " dediğini duydum Leman'ın. Ona gözlerimi irileştirerek baktığımda susmamı işaret etti. " Açsana Mizgin, çocuk ısrarla arıyor. Belki önemli bir şey söyleyecektir. " Barbar da aynı benim gibi ağzı açık bir şekilde Leman'a bakıyordu. Gerçekten ne yapmaya çalıştığı hakkında bir fikrim yoktu. Ama ona uyum sağlamam gerektiğini hissettim ve onların yanında ayrılarak telefonu açtım.
" Efendim Mahir? " sorumla birlikte rahatladığını belli eden bir ses çıkardı.
" Bir an hiç açmayacağını sandım. " telefonun diğer tarafından gelen ses yerine karşıma gelen adama odaklanmış olmam hiç etik değildi. Kubilay tam karşımda durmuş, sanki arabasını çizmişim gibi bana bakıyordu.
" Müsait değildim ama şimdi müsaitim. " dedim karşımda olmasına anlam veremezken. Her gittiğim yere arkamdan gelmesi ne kadar doğruydu?
Sonuçta o beni sevmeyi beceremeyen biriydi.
" Ne zaman geliyorsun? " sorusuyla birlikte derin bir nefes aldım. Benimle buluşmak için an kolluyordu. Bu beni heyecanlandırmak yerine yoruyordu. Abim onunla konuşmamı istediği için konuşuyordum aslında.
" Yakın zamanda, tarihi henüz belli değil. " Kubilay telefondan gelen sesi duymadığı için bana doğru yaklaştığında bir adım geriye doğru gittim. Ne yapmaya çalışıyordu? Benden uzak durması, yakınıma bile gelmemesi gerekmez miydi? Ayrıca telefonda konuştuğum çocukla arama bir sınır çizmiş gibi konuşuyordum buna rağmen nasıl merak edebilirdi ki?
" Geldiğinde ilk görüşeceğin kişi olmak istiyorum. " göz devirmemek için kendimi sıktım. Mahir kötü biri değildi. Bunu biliyordum. Zaten kötü biri olsa abim onunla konuşmama da görüşmeme de izin vermezdi.
" Ağzına sıçarım onun. " diyen sesle Kubilay'a baktım. Sesini nasıl duymuş olabilirdi ki ben bile zar zor duyuyordum. " Söyle geri dönmeyeceğini söyle. "
" Bir dakika Mahir. " dedim kaşlarım çatılı dururken. Telefonun mikrofon kısmını sessize alarak bakışlarımı Kubilay'a çevirdim. " Beni rahat bırakır mısın? " soruma göz devirdi.
" Telefondaki rahat bırakırsa olabilir. "
" Kubilay seninle konuşmak istemiyorum. "
" Telefondakiyle de konuşmak isteme o halde. " dediği an derin bir nefes aldım. Beni yormak dışında hiçbir halt yaptığı yoktu.
" Arkadaşımla konuşuyorum, izin vermeye ne dersin? "
" Arkadaş? "
" Aynen öyle. " dediğimde yumruk yaptığı ellerini arkasındaki duvara sürttü. " Bir zamanlar biz de arkadaş kalma kararı almıştık. "
" Ben hiçbir zaman öyle bir karar almadım ama sen almışsın belli ki. "
" Arkadaşlığın sonu başka şeye dönüşür. Her şey boka sarar. " yüzümü buruşturarak koridorda başka bir yere doğru yürümeye çalıştım ama kollarını iki yanımda tutarak buna izin vermedi. Uzun kolları olduğu için lanetler savurdum. İstediği zaman beni onların arasına alıp gitmemi engelleyebiliyordu. " Bunu nereden bildiğimi sormayacak mısın? "
" Merak etmiyorum cevabını. " omuzlarımı kaldırıp indirdiğimde ofladım. " Senden de dengesiz davranışlarından da çok yoruldum. Lütfen artık beni rahat bırakır mısın? " geçmek için başımı eğdiğimde o da benimle birlikte eğildi ve kaçma girişimim engellenmiş oldu. " Lütfen dedim. "
" Gitmeni istemiyorum. " Bir çocuk gibi yapmak istediklerini sıralamasını bekleyecek değildim.
" Burada senin kararların geçmiyor, üzgünüm. Ben gitmek istiyorum. " Bir kez daha iki tarafıma ördüğü kollarından kurtulmaya çalıştım. " Ve gideceğim de. "
" Mizgin. " ses tonu beni adeta yerime çiviledi. Gözlerimi kapattım. Kendime gelmeye çalıştım. Yine ona kapılmak gibi bir eylem gerçekleştirmek istemiyordum. " Biraz kalsana, yanımda. " başını omzuna doğru eğerek burnunu boynuma dayadı. Derin bir nefes içine çektiğinde gözlerim usulca kapandı.
Yine yeni ve yeniden ona kanıyordum.
Yine yeni ve yeniden onun yanında kalıyordum.
Beni sevmeyi beceremeyen adama daha ne kadar kanacaktım?
" Yapma. " acı doluydu sesim. " Lütfen bana yine bunu yapma. " telefonun diğer tarafında hala Mahir beni bekliyordu. Bunu biliyordum ama şu an bulunduğum konumdan da çıkmak istemiyordum. Sırtımı koridorun duvarına yasladığımda kolları iki yanımda bir çit örmüştü. " Beni azcık sevdiysen ne olur yapma Kubilay. "
" Adımı ağzından duymak hiç bu kadar güzel hissettirmemişti. " Bir kez daha derin bir nefes aldı. Kokumu içine çektiğini anlamamak için aptal olmak gerekirdi. " Özür dilerim, sana yaşattığım ve yaşatmaya da devam ettiğim her şey için özür dilerim. "
" Sadece benden uzak dur, bu yeterli özüre gerek yok. "
" Neden düşmanmışız gibi davranıyorsun? "
" Uzaklaşır mısın? " sorusuna soruyla karşılık vermek zorundaydım çünkü ona yenilmek istemiyordum. Kollarımı kaldırıp beline dolamamak çok zordu. " Abim gelecek birazdan. " Belki de onu abimle kendimden uzaklaştırmak en doğrusu olacaktı.
" Alparslan'dan korkmuyorum. "
" Yeni bir özellik yüklenmiş sana. " dedim abartı dolu bir sesle. " Helal olsun mu demeliyim? "
" Dalga geçmelerini bile çok özledim."
" Telefon görüşmemi bölüyorsun. " dediğimde elimde salladığım telefonu alarak kapatma tuşuna bastı. Ağzım açık bir şekilde onu izledim.
" Ne yaptığını sanıyorsun sen? " kızgın bakışlarımı umursamadı.
" Benim olanı almaya çalışıyorum. " dediğinde kalbim hızlanmaya başladı. Onun olan şey ben olamazdım değil mi? Elindeki telefonumu aşağıya doğru indirip pantolonumun arka cebine koymasını dudaklarım aralık bir şekilde izledim. Gözlerini gözlerimden çekmeden telefonu arka cebime yerleştirdiğinde inlememek için kendimi zor tuttum. Çok basit bir hareketi bile beni kendimden geçirmeye yetiyordu. Kubilay'ın üzerimdeki etkisini seviyor muydum yoksa ona kanmak için yer mi arıyordum bilemiyorum.
" Senin olan ne pardon? "
" Bu soruya şu an susma hakkımı kullanmak istiyorum. " üzerime doğru eğildiğinde irademe sahip çıkmak zorlaşıyordu.
" Öyle bir hakkın yok. Eğer şu an konuşuyorsak devamını da getirmek zorundasın. "
" Mizgin ve kuralları. " dediğinde gülümsedi. " Bir kore dizisi başlamış. " dedi konudan bağımsız. " Konusu beni sardı ama izlemedim. Çünkü..."
" Çünkü? " tek kaşımı havaya kaldırdığım an nefesimi kesecek kadar yakınıma geldi.
" Çünkü tek başıma izlemek hoşuma gitmiyor. Çiftliğe gittiğimizde sinema odasında buluşalım. "
" Kubilay ve emrivakileri. " dedim az önce bana söylediklerini çevirip onu taklit ederek. Yüzündeki tebessümle birlikte çenesinde belirginleşen gamzeye göz gezdirdim. O gamzeye elimi bastırmak hoşuma gidiyordu ama bunu şu an yapmayacaktım. Onunla ne kadar az temas olursa o kadar iyi olacaktı.
" Geleceksin değil mi? " Dudaklarının kulağıma değdiğini hissetmek ruhumu bedenimden ayırmakla eş değerdi. Yanımdan derhal gitsin beni tek başıma bıraksın istedim. Ama bunu yapacak gibi durmuyordu.
" Hayır. " dedim düz bir sesle.
" Neden? " sorusunun cevabı yeterince basit değil miydi? Gelmek istemiyorum demem mi gerekiyordu illaki?
" Kore dizileri artık sarmıyor. " dediğim an kaşları havalandı. Yalan söylüyordum, huylu huyundan vazgeçer miydi? Hala seviyordum ama onunla izleyecek falan da değildim.
" Çarpıldın şu an. " dedi yüzüme doğru eğilerek. " Ağzının bir tarafı yukarı doğru kalktı. " gözlerimi kısarak yaptığı espriye gülmemeye çalıştım. " Yalan söylemeyen kızdan başka birine terfi etmişsin. Hiç yakıştıramadım. "
" Bizim de yakıştıramadığımız şeyler oldu sana ama bak hala o yolda ilerlemeye devam ediyorsun. "
" Güzel yerden vurdun. " göz kırptı. " Acıdı ama dayanabilirim. "
" Yolumdan çekil gideyim, senin de daha fazla bir yerlerin acımamış olur. "
" Yanımda olduğun sürece acıya razıyım. Sen yeterki yanımda ol. " Ona tokat atmak istedim. Çünkü bu lafları sadece benim yanımda söyleyecek cesareti varken abimin yanına geldiğinde sus pus olma yoluna gidiyordu.
" Kubilay, inanır mısın bilmiyorum ama artık dudaklarının arasından çıkan kelimelerin hiçbiri beni etkilemiyor. " omuzlarımı silktim. " Abimin yanında da bu adam olmadığın sürece de hiçbir şeyin beni etkilemeyecek. Bu arada sinema odasına gelmek için de bir sebebim yok. Bizim artık seninle bir bağlantımız yok. Bunu aklına soksan iyi olur. Herkes yoluna baksın. "
" Senin yolun da Mahir mi? " öfkeli gözleri harelerimde dolaştı.
" O ya da bir başkası seni ilgilendirmez. "
" İlgilendirir. " üzerime doğru eğildi. " Yakından ilgilendirir. "
" Neden ya neden? " diye sorduğumda alnını alnıma yasladı. Yine aynı şeyleri yapıyordu. Artık ondan bıkmıştım. Biraz sonra abim yanımıza gelmiş olsa ona vereceği cevap yine aynısı mı olurdu?
Bir hata?
Ellerimi göğsüne koyarak onu var gücümle ittirdim. " Beni sevmeyi hiç beceremedin sen Kubilay. Bundan sonra da beceremene gerek yok. Uzak dur benden. Bana bir adım atamayan biriyle işim yok benim. Akıllandım tamam mı? "
" Sana bir değil bin adım atmam gerekiyor aramızı düzeltmem için. " dediğinde nefesimi dışarı verdim. " Lütfen, öylece kestirip atma. "
" Niye yine sen atasın diye mi? "
" Özür dilerim. "
" Dileme, artık bu sözü duymaktan gerçekten bıktım. Söyleme. "
" Çiftlikte bekleyeceğim seni. " elini yanağıma koyduğunda ağladığımı o an hissettim. Göz yaşımı silerek yanağımı okşadığında neden ağladığımı bile bilmiyordum. Tek bildiğim ondan gelecek sevgiye ve şefkate ihtiyaç duyduğumdu. Bunu beni etmemek için üstün çaba sarf etmem gerekiyordu. Çenemi dik tutarak kendime gelmeye çalıştım. Ona yenik düşmemeliydim.
" Çok beklersin. " dediğimde elini çenemden ittirerek aşağıya doğru kaymasına izin verdim. Etrafımı saran kollar artık ortada değildi. " Birbirimizden uzak duralım. "
" Bunun mümkünatı yok. " başını iki yana salladı.
" Var. "
" Bana yapabileceğim şeyler söyle. "
" Yanıma yaklaşma. "
" Denedim. Bunu son birkaç gündür yapıyorum. Ama yapabildiğim tek şey bunu yapamamak. "
" Kubilay işleri zorlaştırıyorsun. " dediğimde " Farkındayım. " diyerek cevapladı beni.
" Abimin yanına gitmeliyim. " dediğimde kendini geri çeker sandım ama bunu yapmadı. Geri adım atmak istemiyor gibi baktı gözlerime.
" Birlikte gidelim. "
" Ne alaka? "
" Alparslan arkadaşım sonuçta alaka aramaman gerekirdi. " omuz silkti.
" İkimizi yan yana görmek istemez. " dediğimde ağzının içinde bir şeyler geveledi.
" İkimizi birlikte daha çok görecek. "
" Rüyanda. " dediğimde bıraktığı boşluktan hızla ayrıldım ve kaçar adımlarla ondan uzaklaştım.
" Seni bekliyor olacağım Mizgin, gelsen de gelmesen de. " diyerek aramızdaki konuşmaya son getirdi. Bir şey söylemeden abimin gittiği yöne doğru yürümeye başladım. Kalbim ağzımda atıyordu. Onunla konuşurken kendimi törpülediğim anlardan birini az önce gerçekleştirmiştim.
Koridorun köşesini döndüğümde abimin sırtını duvara yaslı bir şekilde gördüm. Onunda ise elini onun göğsüne koymuş Gece duruyordu. Ne zaman onu takip edip yanına gitmiş olduğunu düşündüm. Sonra Gece'nin abime doğru eğildiğini görünce elimi ağzımın üzerine koyarak oradan koşar adımlarla uzaklaştım.
Kendime mi yoksa abime mi şaşıracaktım?
Peki ya Gece'ye ne demeliydi?
Umay'ın yattığı odanın önüne geldiğimde Barbaros ve Leman'ın garip bakışlarını önemsememeye çalışarak başımı duvara dayadım. Gözlerimi kapattığımda aklımda dönen tek bir cümle vardı.
" Seni bekliyor olacağım Mizgin. "
🖤
Umay
Elimi tutan sıcaklığı hissettiğimde gözlerimi açmak için zorladım. Bedenime iğne gibi batan şeyler yüzünden yüzümü buruşturduğumda " Sevgilim " diyen sesini duymak bana da sürpriz oldu. Ellerimi tutan kişinin Cihangir olup olmadığını sorguladım. Alnıma değen ıslak dudaklarla gözlerim açılmak için bir kez daha kendini zorladı. " Uyan sevgilim. " sesini duymak bedenimde karıncalanma hissi yaratırken nefes alış verişlerimin düzensizleştiğini hissettim.
" Ci..Cihangir. "
" Buradayım. " dediğinde elimi sıktı. Parmaklarımızı birbirine geçirmiş, her birinin üzerini okşuyordu. Gözlerimi bir kez daha açmayı denediğimde bu sefer başardığımı hissettim.
Bulanıktı.
Cihangir'in yüzü Bulanıktı ama zihnim o bulanıklığı tamamladı. Görebildiğim tek net şey artık Cihangir'di.
" Sonunda uyandın. " dediğini duydum Kubilay'ın. " Hangi uykuya yattığını bize de söyleyeceksin değil mi? "
Sorusuna cevap vermek için henüz erkendi. Dudaklarıma biri sanki bir yapıştırıcı sürmüş gibi hissediyordum. " Sevgilim, uyandın. Çok şükür. " sesini duyduktan sonra alnımda bir kez daha ıslak dudakları hissettim. Cihangir buradaydı. Hep olması gerektiği gibi yanımda duruyordu.
" Gece sanırım bir yeri ağrıyor. " dedi Leman'ın olduğunu düşündüğüm ses. " Bir baksan mı? "
" Ateşliydi. O yüzden dudaklarını hareket ettiremiyor olabilir. Ateş düşürücü verdim aslında ama.."
" Gözlerini açtı. " dedi Cihangir. " Artık siz çıkabilirsiniz. Onunla ben ilgilenmek istiyorum. Biraz baş başa kalmaya ihtiyacımız var. Sadece ben ıslak bez getirene kadar daha yanında kalsanız olur mu? " diye sorduğunda diğerlerinden sesli bir cevap gelmedi. Muhtemelen baş hareketiyle onaylamışlardı.
Cihangir'in sıcak elleri ellerimin arasından kaydığında nefesim kesilir gibi oldu. Onsuzluğun bende bıraktığı etkinin haddi hesabı yoktu. Gözlerimi odada bulunan diğer kişilere çevirdim. Görüntüm artık netti.
" Hepiniz buradasınız. " diyebildim zar zor bir sesle. En son ne yaşadığımı hatırlamaya çalıştım.
" Her zaman. " dediğini duydum Alparslan'ın. Bana bir abiydi ve bunu her daim hissettiriyor olması da benim için dünyadaki en güzel şeydi. Bilirdiniz bazı şeyler doğuştan olmasa bile sonradan olabilirdi. Kan bağıyla olmayan şey can bağıyla oluyordu.
" Artık seni yataklarda görmek istemiyorum. " dedi Leman. " Lütfen biraz da ben yatabilir miyim? Artık tek kişi değilim. "
Yakındığı konuya tebessüm ettim. " Ben sizi taşırım. İsterseniz size yatak olurum, isterseniz de koltuk. " diyen Barbaros neredeyse Leman'ın ağzına düşecek gibi duruyordu. " Hangisi olayım bugün gülüm? "
" Gülüm mü? " diye sorduğunda başını sallayan Barbaros bambaşka bir tepkiyle karşılaştı.
" Gülün müyüm gerçekten? " dedikten sonra güler sandım ama birden ağlamaya başladı Leman. Dudaklarını öne doğru eğmiş elini karnının üzerine koymuştu. " Baban bizi güle benzetti, belki de bize diken demek istedi. Üzülme sen bebeğim ben babaya ikimizin yerine de küserim. " Kubilay ağzı açık bir şekilde Leman'ı izliyorken diğerlerinin de aslında ondan pek bir farkı yoktu.
" Ben böyle bir şey göreceğimi bilseydim var ya..." dedi Kubilay gözlerini irice açarak. " Lemanla arama bir tık mesafe koymayı bilirdim. "
" Sus komutanınla nasıl konuşuyorsun sen öyle? " dedi Barbaros topu kendi üzerinden Kubilay'a atmak için. Kaş göz işaretiyle susması gerektiğini belli ediyordu.
" Komutanıyım ben değil mi? " Leman'ın biçimli kaşları aniden çatıldı. " Ama artık olamam ki. İzne ayrılmam gerekiyor. " Dudakları az önceki gibi öne doğru büküldüğünde Barbaros başını iki yana sallayarak gözlerini kapattı. " Geliyor benim ikinci ağlama sebebi. " diye de eklemeyi unutmadı.
" Barbar ben artık komutan olamam. " dediği an Hıçkırarak ağlamaya başladı. " Ya bebeğim komutan anne istiyorsa? Ben ben..." hıçkırıklarından ne dediği pek anlaşılmıyordu. Barbaros daha fazla dayanamamış olacak ki onu kucağına aldı.
" Bize ayrılan sürenin sanırım sonuna geldik. " diyerek Leman'ı hiç zorlanmadan havaya kaldırdı. Leman onun kucağında küçücük kaldığında " Benim ilgilenmem gereken biri var. Geçmiş olsun Umay bacım, yanına yine geleceğiz ama önce ben benim bebeğimle ilgilenmeliyim. " diyerek göz kırptı. Ona başımı salladığımda odadan çıkmak için hareketlendi.
Leman gerçekten kendi değil de başka birini canlandırıyor gibiydi.
" Bunları da mı görecektik? " diye sordu Kubilay ellerini başının iki yanına koyduğunda.
Ona verilecek cevap gecikmedi. " Ben de şaşırıyorum gördüğüm şeylere de benim şaşırdığım başkasıyla ilgiliydi. " dedi Alparslan. Sanırım Kubilay'a diğer olayı hatırlatıyordu.
" Abi beni Mahir aradı. " araya giren Mizgin bana Gülümsedi. " Ama hat kesildiği için çok konuşamadık. " gözleri Kubilay'a çevrildi. Hattı kesen kişinin o olup olmadığını deli gibi merak etsem de ağzımı açıp bu konuyla alakalı bir soru sormadım.
" Hatları kesen kişi bayağı yetkiliymiş. " gözleri Kubilay'ın üzerinde gezindi Alparslan'ın. " Burada da hat kesmek ne demektir ya? Ben de öğrenip keseceğim hattı. " Konunun hatla alakasının olmadığını belliydi.
" Benim de kesildi. " dedi Kubilay çenesini dikleştirerek. " Hat kesiciye de hak vermek lazım şimdi. Hani bazı insanlar ne zaman arayacağını bilmiyor ya onu düzenlemek de ona düşüyor. " omuz silkti. " İyi yaptı iyi. Her daim çeken telefon mu olurmuş hem ya? Bazen kapatacak kendini kimse ulaşamayacak ona. "
" Ben ulaşılmak istenirdim. "
" Ben de ulaşılmaz olmak istediğini düşünmüştüm. " dedi Kubilay Mizgin'e karşılık olarak.
Gece yanıma doğru geldiğinde Mizgin ve Kubilay ikilisinin arasında sessiz bir bakışma sürmeye devam ediyordu. " Ateşin hala var. " dedi Gece endişe tohumlarını yüzüne yayarak. " İlaç etkisini geç gösterecek demek ki. "
" Biraz sonra ateşiyle Cihangir ilgilenir hiçbir şeyi kalmaz, merak etme. " Güven veren sesin sahibi tabiki de Alparslan'dan başkası değildi. " Ellerini tuttu, başından hiç ayrılmadı. Bence hala bir umut var. "
O an aklıma gelen kişi Evan Tilki oldu. Bedenime bir şey enjekte mi etmişti yoksa gerçekten ateşim mi çıkmıştı karar veremiyordum. Tek hatırladığım gitmeden önce sıktığı kolumda hissettiğim ağrıydı. Ve zaten ondan sonra gözlerim kendiliğinden kapanmıştı.
" Sana ne olduğunu hatırlıyor musun? " diye soran kişiye çevirdim gözlerimi. Bir sorgu meleğini andırıyordu Gece. " Yanındaki Evan mıydı gerçekten? "
" Kamerada gördük ya oydu. " dedi benim cevaplamamı beklemeden öne atılan Kubilay. " Bu arada ailen iyi ki evde değilmiş. Onları da telaşlandırmış olurduk. Zaten Cihangir yeterince telaşlandırdı diğer olayla. "
" Bunu da duyarlarsa bence seni götürmek isteyebilirler. "
" Götüremezler ki. " diyen Kubilay'a sert bakışlar gönderdim. " Umay ve Ciho aşkı öyle kolay biter mi sanıyorsun? Ben onların çocuklarını görmeden rahat edemem. Ayrıca bu ekibe bir bebek daha gelmesin mi? Kardeş kardeş büyütürsünüz. "
" Kubilay..." diye uyardığımda omuz silkti.
" Ne? Ben yeğen sevmek istiyorum. "
" Yakında seveceksin. " dedi Cihangir elindeki ıslak bez ve su dolu kapla içeri girerek. " Ben yokken benimkinin yanında beklediğiniz ona göz kulak olduğunuz için teşekkür ederim ama artık bizi yalnız bırakma zamanınız geldi. "
" Bize yeğen yapma sözü verirseniz yalnız bırakırız. " diyen kişi Kubilay'dan başkası olamazdı. " Yani erken derseniz kabulüm ama bence çok geç bile kaldınız. Sonuçta Cihangir bayağı büyük. Umayla arasında bir sürü yaş var. Yaşlanıyor. İnsan yaşlanmadan baba olmak ister diye düşünüyorum. Yoksa çocuk Cihangir'e baba yerine dede diyebilir. "
" Hadi lan oradan. " diyerek Kubilay'a su sıçrattı Cihangir. " Yaşlıymış. " gözleri bana doğru döndü. " Yaşlı mıyım ki ben? " diye sorduğunda diğerleri gülmeye başladı. " Yaşlı değilim ki. " kendi kendine konuşmaya başladığında ben bile gülüyordum.
" Kabullenmek önemli demişti büyüklerimden biri. " dedi Kubilay üstüne giderek. " Umay işin var. "
" Daha otuz bile olmadım. Barbar yaşlı olabilir ama ben değilim. " dedi Cihangir arka arkaya sıraladığı cümlelerine devam edebilir. " Ayrıca Alparslan da büyük. Ve seninle aynı yaştayız lan, ben yaşlıysam sen de yaşlısın. "
" Ben daha yaşıma girmedim kardeşim. " ellerini kaldırarak teslim oldu Kubilay. " Sen yaşına direkt giriyorsun ama ben tüm senin dolmasını bekliyorum. Aramızdaki fark böyle bir şey. Bilmem anlatabildim mi? " Yüzünü buruşturdu. " Kulakların hala iyi duyuyor mu Cihangir bazılarında oluyormuş da bu yaşlarda hafif işitmeyle ilgili sorunlar..."
" Kubi..." dediğinde odadaki herkes kahkaha atıyordu.
" Cihangir yaş denilince gözün kimseyi görmüyor. " dedi Alparslan. " Beni bile araya sıkıştırdın ya helal olsun sana. "
" Ama yaşlısın. " dedi Cihangir sonra da gözleri beni buldu. " Yani benden büyüksün ya saygı için dedim. "
" Kesin öyle demişsindir. "
" Ee, ne zaman bizi baş başa bırakacaksınız? " sorusuyla birlikte göz devirdim. Cihangir açık sözlü biriydi evet ama bu kadarı da biraz fazla değil miydi?
" Sen ne zaman bize yeğen yapmaya karar verirsen. " Kubilay kapıya doğru yürüdü. " Yani yaş diyorum, geçiyor diyorum. Otuza ne kaldı diyorum. " Cihangir elindeki bezi ona fırlatacaktı ki kendini tutarak bana doğru baktı.
" Dua et Umayla ilgilenmem gerek yoksa ben sana biliyordum Kubi.."
" Otuza merdiven dayamış adamlarla konuşmama kararı falan mı alsam acaba ya? " Kubilay'ın sesi koridordan duyulduğunda Cihangir dilini dişlerinin arasına aldı. O kadar komik duruyordu ki yüzünü ellerimin arasına alıp sevmek istiyordum.
" Senin icabına sonra bakacağım lan. " dediğinde Alparslan bize el sallayarak odanın kapısını kapattı.
Cihangir onlar gidince yanıma gelerek yatağın kenarına oturdu. Cihangir'e ait olan ve onun aslında hiç yatmadığı odadaydım. Ailem endişelenmesin diye beni buraya getirmişlerdi. Elindeki bezi getirdiği suyun içine koyarak ıslattı sonra da sıkarak katladı. Alnımın üzerine koyduğunda biraz önceki konudan soyutlanmış gibi duruyordu.
Gözleri gözlerimi bulduğunda yumuşak bakışları altında ezildiğimi hissettim. Aslında belki de onunla konuşmamalıydım. Uzak durduğu için onu yanımda istemediğimi söylemeliydim. Lakin hiçbirini yapmadım. Sadece ona bakmakla yetindim.
Bazen kelimeler susar gözler konuşurdu.
Şu an o anlardan birindeydik.
" Sana elimde çiçeklerle gelmem gerekirdi. " yutkundu. " Ama bir su ve bezle geldim. " başımdaki bezi işaret ettiğinde tebessüm ettim. " İleride çocuklarımıza bu anıyı anlatıp gülmemiz gereken konular var. "
" Çocuklarımız mı? " diye sorduğumda yanıma uzanmak için hareketlendi.
" Yanına uzanabilir miyim? " Başımı sallayarak onu onayladığımda " Biliyor musun senden uzak durmak şu ana kadar yaptığım en saçma olaydı. Ben ailemden ayrıldığımda bile böyle büyük bir boşluğa düşmedim. Reddedilmek bu kadar koymamıştı. " Bana kendini açmaya başladığını hissettiğimde dikkatle onu dinlemeye karar verdim. " Ne olursa olsun beni bırakmadığın için teşekkür ederim. Bu ilişkiyi ayakta tutan biri varsa o da sensin. "
" Bunu bana benden uzak durmak ama asla öyle bir eylemi gerçekleştiremeyerek her gün Kapımda yatan adam mı söylüyor? " sorum onu gülümsetmedi. Oysa güler sanmıştım.
" Çok zordu, kokuna öyle bir alışmışım ki..." başını iki yana sallayarak bedenini bana doğru döndürdü. Sağ tarafında yattığım için sağ kolunun üzerine yatarak bana doğru bakmaya başladı. Kolunu yanağının altına koydu ve bana o kadar masum bakmaya başladı ki yüzüme yayılan tebessüme engel olamadım. " Sensizlik gerçekten ölümden beterdi. " Sustu ama söyleyecekleri var gibiydi.
Günlerdir konuşmayan o dudaklarının kıpırdanışının kalbimde bıraktığı hasardan haberi var mıydı?
" Özür dilerim, bize ayrılık yaşattığım için özür dilerim. "
" Özür dileme, sadece bundan sonrası için söz ver bana. Saçma sapan bir şey için yanımdan ayrılmayacaksın. Bize ayrılık yaşatmayacaksın. "
" Ya sen istersen? " acıyla yüzünü buruşturduğunda yüzüne vuran ışık tenini tüm kusuruyla önüme serdi. " Öyle bir şey yaşadığımızı düşün ve bana git dediğini düşün. O zaman da kalacak mıyım yanında? Senin kararına saygı duymayacak mıyım? "
" Git desem de gidebilir misin ki benden? " elini yüzüme doğru uzattı.
" Ben senden gidemem, bunu gördüm. Ben herkesten gittim, ailemden gittim, arkadaşlarımdan gittim. Herkesin hayatından bir şekilde çıktım. Dedim ki bu benim kaderim, alışırım ki alışmıştım. Birileriyle arama mesafe koymak artık daha kolay geliyordu bana. Ama ilk defa öyle olmadı. Senden gitmeye çalıştım çünkü hep başına iş açıyordum. Senden uzakta olursam sana zarar gelmez sandım. "
" Benden gittiğin an boşlukta gibi hissediyorum. "
" Ben de. " başını iki yana sallayarak yastığa daha sıkı tutundu. " Gözlerimin altındaki morlukları görüyor musun? Neden oluştu biliyor musun? "
" Bizsizlikten. "
Başıyla beni onayladı. " Bizsizlikten. " diyerek tekrar etti beni. " Elini tutmayı nasıl bırakabildim inan bilmiyorum. Aklım almıyor. "
" Oldu ve bitti. " dedim elimi başımdaki beze koyarak.
" Sıcak mı oldu? Ters çevireyim hemen. " diyerek bezi elimin arasından aldı. Hemen ayaklanmış olmasına şaşırdım. Hiç yadırgamadan bezi ters çevirip bir kez daha alnımla buluşmasını sağladı.
" Ateşim düşmüş olmalı, daha iyi hissediyorum. " beze itiraz edecek gibi oldum ama üzerimden komodinin üzerine doğru eğilerek ateşölçeri aldı.
" Bir ölçelim bakalım gerçekten düşmüş mü ateşin? "
" Ateşimi ölçmek için bir alete ihtiyaç duymana gerek yok. " dediğimde gözleri hızla bana çevrildi. " Dudaklarını yasla alnıma, anlarsın. "
" Ama alnında bez var şu an düşmüş görünür. En iyisi başka bir yerden kontrol edeyim. " diyerek dudaklarıma doğru eğildi ama onları es geçerek boynuma dudaklarını dokundurdu. " Pek anlayamadım. " dediğinde dudaklarıma bir gülümseme yerleşti. Benimle oynuyordu. Dudakları bu sefer de boynumdan aşağıya köprücük kemiğimin üzerine dokundu. " Hmm, sanki hala ateşlisin. "
" Belki de senin için yanıyorumdur. " dudaklarımdan çıkan kelimelere önce anlam veremedim ama sonra beynime sinyaller gönderince yanaklarım kızarmaya başladı.
" Fazla cüretkarsın ve bil bakalım bu kimin hoşuna gidiyor? "
" Cihangir Karaboğa'nın? "
Kaşlarını çattı. " Resmiyet denince de sen. "
" Dua et asker diye seslenmedim. " Bir anda üzerime çıktığında gözlerimi irileştirerek ona baktım. Bu hamleyi beklemiyordum.
" Bana her asker diye seslenişinde hem kendimi yerden yere vurmak istiyorum hem de sana aslında senin için kim olduğumu göstermek istiyorum. " gözlerindeki yoğunluğu görmemek elde değildi.
" Hadi ya, kimmişsin ki sen? " burnunu burnuma sürttüğünde kendimi geriye doğru çektim.
" Beyefendi lütfen biraz mesafe bırakır mısınız aramıza ben evliyim. " elimi kaldırıp yüzük gösterecektim ki olmadığını fark edince yüzümü buruşturdum. " Ama bir yüzüğe sahip değilim, bu yarı evli olduğum anlamına mı gelir? "
" Benim karımsın sen. " diyerek dudaklarını dudaklarıma bastırdığında gözlerimi kapatmamak için direndim. Aslında ona çektirmek isteyen yanımı dinlemek istiyorum. Lakin şu an ihtiyacım olan tek şey oydu ve ondan uzak durmak istediğim bir şey değildi. Hastaydım, o yüzden onu şimdilik affedebilirdim değil mi?
Sıcak dudakları dudaklarımın arasına çektiğimde elleri belime yerleşti. " Dudakların çok sıcak. " dedi dilini ağzımın içine doğru ittiğinde. " Ateşlisin. " diline dokunan dilim içe doğru kıvrıldı. Ellerimi kirli sakallarına koyduğumda yavaşça okşamaya başladım. Onu öyle bir özlemiştim ki ne kadar öpersem öpeyim ona doyamayacak gibi hissediyordum.
" Cihangir..." diyerek boynuna asıldığımda kendini geriye doğru çekti.
" Sence ben yaşlı mıyım? " diye sorduğunda kaşlarım havalandı. Otuz yaş sendromu diye bir şey olduğunu daha önceden duymuştum ama bunun Cihangir'e vuracağı hiç aklımın ucundan bile geçmemişti. " Seninle aramızda çok yaş var gibi hissetmiyorsun değil mi? " cevap vermeme bile izin vermedi. " Yani insanlar elbet 30 yaşına girecek. Ne olmuş yani ben bu yaşa biraz daha yakınsam? "
Kaşlarını çatarak yaşıyla ilgili bir şeyleri hesaplamaya çalıştı. Ellerimi yanaklarına koyarak bana bakmasını sağladım. " Bence sen tam bana uygunsun. Yaşı yaşıma, teni tenime denk tek kişisin. " dediğimde alt dudağını dişlerinin arasına alarak serseri bir gülüşü bana sundu.
" Öyle mi diyorsun? "
" Öyle diyorum. " göz kırptığımda burnunu boynuma yaklaştırarak derin nefesler almaya başladı.
" Peki bu şey mevzusuna ne diyorsun? " sıkıntıyla iç çekti. " Çocuk mesela. "
" Lemanların bir bebeği olacak. " diye fısıldadığımda başını sallayarak üzerimden çekildi. Yanıma yatarak beni kolunun altına aldı. Kendine doğru çektiğinde bir kolu altımda beni tamamen sarıyordu. " Nasıl bir şey bilmiyorum hiç ama öğreneceğiz. "
" Baba olmak ilk Barbar'a nasip oldu. " dediğinde kulağıma doğru eğildi. " Evlenmek de bize. "
Aklıma gelen şeyle gülümsedim. " Ben hayatımda böyle bir evlenme teklifi görmedim ya. Barbaros gerçekten çok değişik biri. "
" Şaşırtmayı seviyor. " diyerek beni onayladı. " Ben sana evlilik bile teklif etmedim. " kaşları çatıldı. " Biz bazı aşamaları hızlı geçtik. "
" Öyle oldu. "
" Hiç beklemediğin bir anda ellerimde çiçeklerle geleceğim sana. " dedi ben daha devamını bile sormadan. " Çikolatada olacak onu unutacak değilim. Hatta ailen bizimle Türkiye'ye dönse de biz seni istesek mi ki? " sırtını dikleştirerek bana döndü. Oldukça heyecanlı görünüyordu. " İsteyelim, ne olur evet de. "
" Rol çalıyorsun. " dedim kaşlarımı havaya kaldırarak. Aslında bu benim de hoşuma gitmişti. Ailem buradayken her şeyi halledebilirdik. Gerçi beni istemelerine gerek var mıydı? Biz zaten evliydik. " Bizden geçmedi mi sence de? "
" Kendimi yine yaşlı hissettim. " dedi dudaklarını öne doğru büzerek. " Bizden geçmedi, geçemez, geçmemeli. Düşünsene doksan yaşına gelmişiz hala yaşıyoruz. Torunlarımız olmuş ama ben hala seni istemek için ailene gidelim diye ısrar ediyorum. "
" Doksan mı? " Gözlerimi irileştirdim. " Doksan yaşında buruş buruş olurdum sanırım. "
" Ben seni buruş buruşken de severim. "
" Benim o halimi hiç görmedin ki..." dediğimde Gülümsedi.
" Doğduğun gün çekindiğin bir fotoğraf var. " gözlerim irice açıldığında bedenimi yataktan ayırdım. Alnımdaki bezi suyun bulunduğu kaba koyarak Cihangir'e doğru döndüm.
" Sen o fotoğrafımı nereden biliyorsun ki? " sorumla birlikte genişçe tebessüm etti.
" Bulduk bir yerlerden. "
" Cihangir o fotoğrafımı kimseye göstermem. Tam bir buruşuk bezelye tanesine benziyorum. O kadar çirkinim ki..." Ellerimi yüzüme kapattığımda Cihangir gülmeye başladı.
" Neden bana dünyadaki en güzel şeymiş gibi geliyor o zaman? " yüzüme düşen saçı kulağımın arkasına ittirdi. O fotoğrafı annemlerden bile saklardım. Gerçekten bakılacak bir tipim yoktu. Ayrıca aileler neden ilk gün fotoğraf çekmek isterlerdi ki?
" Annemler mi gösterdi? " Gözlerimi sıkıca kapattım. Fotoğrafı hatırladıkça kalbim kasılıyordu.
" Babana sormuştum. " pantolonundan cüzdanını çıkardığında kaşlarımı çatarak onu izledim. Bir kere görmüş olması sürekli o fotoğrafı hatırlayacağı anlamına gelmezdi değil mi? O yüzden rahat bir nefes alabilirdim. " Çok ısrar ettim ve fotoğrafını kendime sakladım. " diyerek cüzdanının fotoğraf bölmesini açtı.
Buruşuk bir bezelyeden ibaret olduğum fotoğraf Cihangir'in cüzdanındaydı. Herkesten yıllarca saklamaya çalıştığım o fotoğraf sevdiğim adamın yanı başındaydı.
" Bu..bu sende.."
" Sevgili eşimin bir fotoğrafı tabi ki de cüzdanımda olacaktı. " dediğinde nefesimi kestiğinden haberi var mıydı?
" Bunu yırtıp atmıştım. " cüzdandan çıkararak bantlı kısımları gösterdi.
" Yırtmışsın ama ben kaybolmasını istemedim. Bir gün bebeğimiz olduğunda onun kime benzediğini bulmak için ihtiyacım vardı fotoğrafına. " dediğinde kalbimi daha hızlı nasıl attırabilir sorusunun cevabını almış oldum.
" Peki ben de küçük Cihangir'i cüzdanımda taşıyabilir miyim? " diye sorduğumda acı dolu bir tebessümle bana baktı.
" Küçük Cihangir'in bir fotoğrafı yok. " başını iki yana salladı. " Dedemlerde varsa sorarız ama olur mu? "
" Deden mi? "
" Hı hı. " Gülümsedi. " Seni artık onlarla tanıştırmanın vakti geldi. "
" Kiminle? "
" Bana seninle tamamlanacağımı ilk günden beri söyleyen ailemle. " nefesimi tuttum. " Çiftliğe gitmeden onların yanına el öpmeye gitmeye ne dersin? "
Sorusuyla kalbim ağzımda atmaya başladı. Onu ve ailesini merak ediyordum. Alparslan bir şeyler anlatmıştı ama ben asıl hikayeyi ondan dinlemek istiyordum.
" Seninle her şeye evet derim. " dediğimde Gülümsedi.
" Gelinleriyle tanışma vakti çoktan gelmişti. "
Cüzdanında bebeklik fotoğrafımı taşıyan adamın ailesiyle tanışmak benim için büyük bir yenilik olacaktı. Heyecanla kasılan kalbim dudaklarıma konan küçük öpücükle kendinden geçti.
Ailesi diye fısıldadı zihnim, artık senin de ailen olacak. Buna hazır mıydım?
Görecektim.
Aileye giriyoruz yavaştan bizim Cihangir artık kendini açmaya başladı sanırım ha, ne dersiniz?
Gelecek bölümde görüşmek üzere siyah kalplerim🖤
Sizleri seven
Rumi.
Insta: rumistrop
Tiktok: therumice
Çizgi studio: gizemlikimliksizz
