Barbar
Bitkilerin kokuları, belki de onların düşünceleridir diye bir yazı okumuştum. O günden sonra bitkileri daha detaylı incelemiş, bulduğum her çiçeği Leman'a da koklatarak fikrini almıştım. Başkalarıyla olduğumuz zaman diliminde komutanım olan kadın, aslında benim sevgilimdi. Onların bilmediği şeyleri ben bilebiliyordum. Bu bana farklı hissettiriyordu.
Çünkü Leman dilini bilmediğim bir kitabın ilk sayfasını açmış gibi hissettiriyordu.
Ve ben bilmediğim bir dilde olan kitabı okuyabiliyordum.
Artık birini daha okuyabilmem gerekiyordu.
Bebeği.
Bebeğimi.
Bebeğimizi.
Dudaklarım alışkın olmadığı bir kelimeye adapte olmaya çalışır gibi içinden tekrarlamaya devam etti. Leman ve benden olan bir bebek.
Leman bilmiyordu ama benim bir duam daha vardı. Ve artık kabul olan tek duamsın diyemeyecektim. Çünkü Allah iki duamı da kabul etmişti. O bebek benim en güzel duamdı.
Ellerim hala Leman'nın karnının üzerinde duruyordu. Kollarımı beline sararak Leman'ı havaya kaldırdım ve döndürmeye başladım. Benim küçük kızım anne oluyordu. Bu benim için çok değerliydi. Hayatının hiçbir döneminde hayalini kurmamıştı. Bu anın yaşanacağı aklımın ucundan bile geçmezdi. Ama yaşanıyordu. Onu döndürdüğümde yüzündeki tebessümü gördüm. Gözlerinin içi parlıyordu. Benim küçük kızımın anne olacağı için gözlerinin içi parlıyordu.
" Barbar. " dedi kahkahalarının arasında duraksayarak. Güzel yüzüne gülmenin ne kadar yakıştığının farkında mıydı? " Barbaros. " dedi bu seferde onu yere indirdiğimde kimseye bakamadım. Gözlerim onun gözlerine odaklaydı. Bizi birbirimize daha sıkı bağlayacak bir mucizeme çevirdim gözlerimi. Oradaydı. " Hey, Barbaros ağlıyorsun. "
Ellerini uzatıp ıslanan yanaklarımı sildiği ana kadar ağladığımın farkında bile değildim. " Neden ağlıyorsun? "
Bu soruya bir tane cevabım yoktu ama dudaklarımın seçtiği bir cümle vardı. " Mutluluktan. " öne doğru eğilip alnını alnıma yasladığında derin bir nefes aldım. Kokusu amber çiçeğini andırıyordu. Bunu çiçekleri koklayıp, düşüncelerini öğrenmeye çalıştığımda fark etmiştim. Vanilyayla harmanlanmış gibiydi bedeni. Zarafeti ve güzelliğini andırıyordu bana. Ceketimin iç cebinde neredeyse unutmak üzere olduğum çiçeği çıkararak Leman'a uzattım. " Dünyanın en güzel annesine. " dizimi kırarak önünde eğildim.
" Amber çiçeği. " dedi elimden alıp koklayarak. " Kokusunu seviyorum. "
" Onun gibi koktuğunu bilseydin, bir çiçekten farkın olmadığını da bilirdin. Neyse ki ben biliyorum. " diyerek göz kırptığımda kıkırdadı. Leman değişiyordu. Eskiden ona böyle bir cümle kursaydım bana aldırmaz, tebessüm bile etmezdi.
Hamilelik ona yakışacağa benziyordu.
" Ben hamileyim. " dedi Leman gözlerini irileştirerek. Sanki daha yeni olan biteni algılamış gibi irkildi. Dudakları o şeklini aldığında onu kendime çekip öpmemek için direnmek zorunda kaldım. " Duydun mu? Yani ben ben... " elini karnının üzerine koydu. " İnanılır gibi değil. "
Gözleri aksini iddia ediyordu. Uzun uzun gözlerine baktım. Aşık olduğum kadının gözlerini inceledim. Dudaklarımdan uzunca bir süre tek bir kelime bile çıkmadı. Leman kaşlarını çatacaktı ki konuşmak için dudaklarımı araladım. " Anne oluyorsun. " Ne diyeceğimi şaşırmış durumdaydım. İnanın anne ve baba olacak en son insan bile değildik. İkimizin de bambaşka sorumlulukları vardı. Askerdik. Bunun da büyük sorumluluğu vardı. Her daim yanında olamayabilirdik.
" Kaşlarını neden çattın? " onun da kaşları çatıldı. " Ne yani benden iyi bir anne olmayacağını mı düşünüyorsun? " Kollarını önünde birleştirdiğinde dudaklarıma küçük bir tebessüm yayıldı. " Barbaros sen var ya..."
Kollarımı beline dolayarak onu kendime çekip sarıldım. O bana sarılmıyordu ama şu an önemli olan bu değildi. Tripleri hoşuma gidiyordu ve sanırım dokuz ay bununla uğraşmak bana da iyi gelecekti. Birinin triplerini dinlemek isteyeceğimi düşünmezdim ama bu kişi Lemansa bana istediği her şeyi yapabilirdi. " Senden çok güzel bir anne olacak. " dediğimde elini ağzına götürdü.
" Dur, dur bir dakika. " diyerek geriye doğru çekildi. " Kusacağım sanırım. " gözleri etrafı taradı. Midesinin bulantısı ne zaman geçecekti? Onu rahatsız hissettiren şeyler hoşuma gitmiyordu. Bunun bir aşaması falan yok muydu? " Lavaboya gitmem gerek. " koşar adımlarla önce sağa doğru ilerledi sonra da sola. Onun arkasından koşarken buldum kendimi. Her zamanki gibi dedi zihnim, o kaçsın ve sen kovala Barbaros.
Sonra zihnime küçük bir düşüncenin varlığı sızdı. Çiftlikte olduğumuzu, bebeğimizin doğduğunu ve yürümeye başladıktan sonra benimle oyun oynarken kaçışını düşündüm. Leman'a doğru paytak adımlarla koşarken arkasında mıyım diye kontrol edişini...
Gülümsedim.
Baba olmak bana iyi gelecekti. Bunu tüm bedenimle hissediyordum.
Lavaboya girdiğimde Leman'ı klozete eğilmiş kusarken gördüm ve kulaklarıma kadar gelen gülümsemem soldu. Bebeğimiz bir an önce dünyaya gelmeliydi. Çünkü Leman'ı böyle görmeye dayanamıyordum. Saçlarını ellerimle geride topladığımda bana gitmem için işaret yaptı ama onu dinlemedim.
" Barbar git. " diyebildi sonra kusmasına devam etti. Midesini bulandıran neyse ona bir çözüm bulmak istedim. Telefonumu cebime koymuş olsaydım bunu araştırabilirdim ama masada bırakmıştım. Leman yanımda olduğu zamanlarda telefon fazlalık gibi geliyordu. Çünkü ulaşmak istediğim tek kişi yanı başımdayken telefona gerek var mıydı?
" Gitmem. " dedim saçlarını geride toplayarak. " Gidemem. " boynuna küçük bir öpücük kondurdum. " Benden her şeyi iste ama bunu isteme. Her daim senin yanında olacağım. "
" Kusuyorum. "
" Sorun değil. " yutkundum. " Her halinle yanındayım. "
" Ama ben..."
" Hşşt, sadece miden bulanıyor. Bulaşıcı bir hastalık taşıyormuş gibi bakma bana. Hoş bana öyle bir hastalığım var uzak dur dersen bile uzak duramazdım. "
Bir kez daha öğürdü lakin bu sefer midesinden herhangi bir şey gelmedi. Yemek yememişti, içi boş olmalıydı. Bundan sonra kendimi düşünmek diye bir şey yoktu. Sadece Leman'a odaklanacaktım. Ne bulursam ona yedirecektim. Çünkü o iki canlıydı.
" Kötü hissediyorum. " dediğinde ayağa kalkacak hali yok gibi görünüyordu. Onu kucağıma aldığım an başını göğsüme yasladı. Gerçekten yorgundu. Yoksa şu an itiraz ederdi. Onunla birlikte lavabonun öne geldim ve elimi ıslatarak yüzünü yıkamaya başladım.
" Yoruldun tabi. " dedim ayağındaki topukluya bakarak. " Bunlar seni yormuş olmalı. "
" Ayaklarım değil, bedenim. "
" Hmm. " dedim tehlikeyi andıran sesle. " Gece seni yormadım aslında ama bugün yormayı düşünüyordum. Sen evlilik teklifimi kabul ettiğin an koşarak yatak odasına gitme planlarım vardı. "
" Vardı derken? Sonra ne oldu o planlara? " tek kaşı havalandı. " Yani artık benimle sevişmek istemiyor musun? Neden geçmiş zamanlı konuştun? Kilo mu aldım acaba? Yüzüne bak, kızarmış. Kesin beni taşıyamadın diye oldu. İndir beni yere Barbar. " bacaklarını aşağıya sarkıtıyordu ki onu sıkıca tuttum. " Bıraksana beni. Hey kime diyorum. Yoruldun sen de tabi. Ama hala neden geçmiş zamanlı konuştuğunu anlayamadım. Yani beni geçmiş zamanda seviyormuş gibi bakıyor gözlerin. Onlar da mı geçmişte kaldı? " Gözlerini yukarı doğru kaldırarak nefes aldı. " Ne diyorum ben ya? Saçmalıyorum farkındayım ama buna engel olamıyorum. Sürekli kafamda dönüp duruyor. " avcumun içine su doldurarak ağzını çalkalaması için işaret ettiğimde sustu. Kaşları çatık duruyordu.
Sabaha kadar konuşsa da onu dinlerdim. Sonuçta sustuklarını da dinlemiştim. Artık konuşması hiç sorun değildi. Keşke dedim içimden keşke hic susmasa, saçma da olsa bir şeyler anlatsa. Ve sanırım Allah bu duamı da kabul etmişti.
" Beni dinlemek istemediğin için mi sürekli ağzıma su verip duruyorsun? " ağzına bir kez daha su verdiğimde gözlerini kısarak bana baktı. Öyle tatlı duruyordu ki dudaklarını öne doğru büzmemek için kendimi zor tuttum. " Sana diyorum sana. Barbar gibisin gerçekten ya. İsminin hakkını veriyorsun. " Kollarını önünde birleştirdiğinde sol elim belinde sağ elim de bacaklarının altındaydı. Onu sıkıca tutuyordum. " Kilo almış mıyım Barbaros? " Birbirinden garip sorularla boğuşma dünyasına hoşgeldiniz dedi zihnim ama buna içten içe mutlu da oluyordu.
" Aynı kilodasın. " dedim onu yukarı doğru kaldırıp tekrar eski haline getirdiğimde. " Bak, her zamanki gibi bu hareketi yapabiliyorum. "
" Zorlanıyor gibi görünüyorsun. " temkinli bakışları yüzümde dolaştı.
" Hiç de bile. "
" Artık iki kişiyim. " dedi ellerini birleştirip parmak uçlarıyla oynayarak. " Yani biraz ağır olacak gibiyiz. Kucağına almak istemezsen anlarım ama..."
" Ama sen kucağımda olmayı seviyorsun. " dedim zihnimin köşesinde parlayan görüntülere kısa bir bakış atarak.
" Utandırma beni ya. " koluma vurdu. Ama sonra acıttığını sanmış olacak ki kolumu okşamaya başladı. " Vallahi öyle acısın diye vurmadım babaya, lütfen küsme bana. " Bir eli karnına yaslandığında gülümsedim.
Babaya...
Baba olacaktım ben değil mi?
Leman'ı düşünmekten kendimi düşünmeyi unutmuştum. Baba. Dudaktan kolayca çıkabilen küçük bir kelimeydi. İki aynı hecenin oluşturduğu o kelimeydi. Ama büyüleyiciydi.
" Barbaros biz ne yapacağız? " dediği an duramadım. Kendimi durduramadım. Bu soruyu zihnimin en derinlerine saklamış olsam da bir gün ortaya çıkacağını biliyordum. Leman'ın sırtını kapıya yaslayarak bacaklarını serbest bıraktım. Direkt belime dolanan bacaklarını hissettim.
Yanaklarını büyük avuçlarımın içine aldığımda yüzü ellerimin arasında kayboldu. " Bu soruya bir cevabım yok. " alnımı alnına yasladım. " Tek bildiğim şey, " elimi karnına yasladım. " Onu ve seni çok istediğim. Benim başka da bir isteğim yok. Dünyaya gelene kadar sana emanet. Seninle birlikte, ben ona sadece uzaktan dokunabileceğim. Bu kötü mü iyi mi bilmiyorum. Ama onu hissetmek istiyorum. "
" Bende. " dedi Leman. " Kusmak dışında hissettiğim bir şey yok inan. "
" Sence ne kadarlık? " diye sorduğumda gözlerini kaçırdı.
" Bilmiyorum..." yutkundu. " Biz en son..."
" Bir doktora gidelim, hemen. "
" Şimdi olmaz. "
" Görev bitti. "
" Türkiye'de güvendiğim bir doktora gitmek istiyorum. " diye diretti. O da benim kadar heyecanlıydı. Hatta belki benden bile heyecanlıydı. İkimiz içinde yeni bir duyguydu bu. Bu bir mucizeydi. Elimi karnının üzerinde dolaştırdım.
" Merhaba. " dedim titreyen sesime engel olamadan. " Şu an tam olarak neredesin bilmiyorum ama sana selam vermek istedim. Annen benden önce sana selam vermiş olmalı. Geç kalmadım değil mi bebeğim? " sorumla birlikte Leman Hıçkırarak ağlamaya başladı. Onu görünce kendime engel olamadım. Yanağımdan süzülen yaşlara engel olmak tam bir saçmalıktı zaten. Bebeğim için mutluluktan ağlıyordum, başka ne için ağlayacaktım ki?
" Bizi duyuyor mudur? " diye sordu Leman.
Başımı salladım hızla. " Bir yerde okumuştum, annelerinin her duygusunu hissedermiş. Seslerini duyarlarmış. Ama kaç aylıkken olduğunu pek hatırlamıyorum. "
" Nerede okudun? " kaşları çatıldı. " Ne zaman okudun? Kim hamileydi de merak ettin mesela? Anlatmayı düşünüyor musun Barbaros? Ben seni dinlemek için hazırım da tam da şu an. "
" Bence sen tartışmak için hazır gibisin. "
" Ne yani ben hep tartışma mı çıkarıyorum? " Kollarını göğsünde tekrar bağladı. Dudaklarımı birbirine sıkıca bastırdım. Muhtemelen şu an bunu yapmamış olsaydım gülüyor olurdum. Trip ve Leman ha dedi zihnim. Birbirine çok yakışan ikiliymiş.
" Tartışırken çok seksi durduğunu daha önce hiç söylemiş miydim? " dediğim an dudakları aralandı ama aynı hızla tekrar kapandı. Ne söyleyeceğini kendi de bilmiyormuş gibiydi. " Şu an senin için delirdiğimi de daha önce söylememiştim sanırım. "
" Şu an deliriyormuşsun daha önce delirmiyormuşsun. " dedi burnunu çekerek. " İnanamıyorum gerçekten. Bir insan her lafında nasıl bir kat daha aşağıya çekebilir kendini? "
Dudağımın kenarını ısırdığımda gözledi dudaklarıma kaydı. " Seni delicesine öpmemek için sebep arıyorum şu an. " dediğimde göğsü şiddetle hareketlenmeye başladı.
" Sebebe ihtiyacın olduğunu bilmiyordum. " başını diğer tarafa doğru çevirdiğinde " Hem şu an zamanı falan değil. Sakın öyle bir şey yapma. " dedi.
" Ne eve mi saklamak istiyorsun beni? " Başını hızla bana çevirip eliyle ağzımı kapattı.
" Barbaros sen gerçekten delirdin. Neden bağırıyorsun? Diğerleri duysun mu istiyorsun? "
" Sanki çığlıklarını hiç duymadılar. " dediğimde koluma sertçe vurdu. Bu sefer gerçekten o acıyla yüz yüze geldim. İnlediğimde " Acıdı mı? " diye sorarak bir kez daha vurduğu yeri yatıştırmak adına okşamaya başladı.
" Çok acıdı, öpsen geçer belki. "
" Kolunu mu? " alık bakışlarına alışkın olduğum söylenemezdi. Onu böyle görmek benim için de yeni duyguların başlangıcıydı.
" Sanırım öpmek istediğin başka bir yerim var ha? " dediğim an dudaklarıma kapanan dudaklarıyla afalladım. Kollarını boynuma dolayarak beni kendine çekti ve soluksuz bırakacak kadar sertçe dudaklarıma asıldı. Onun bu değişimlerine alışmam gerekecekti.
Ellerimi bacaklarına koyarak elbisenin açıkta bıraktı yeri okşamaya başladım. Çıplak teni oldukça hassastı. Ellerimin küçük bir darbesinin bile izi derhal teninde baş gösteriyordu. Kalçasını sıktığım an inleyerek dudaklarımla arasına mesafe koydu.
Nefes nefeseydi. Bu görüntünün bendeki etkisini bilse bana bu kadar kışkırtıcı bakışlar sunar mıydı bilmiyordum. " Dudaklarını tercih ederim. " dediğinde dudaklarını dudaklarıma sürtmeye başladı. O kadar güzel hissettiriyordu ki öpüşmeden sadece bunu yapsa bile hoşuma giderdi.
" Leman. " dedim aklımı kurcalayan şeyleri nasıl dile getireceğimi bilemeyerek. Anne ve baba olmak ne demekti? Bunu birlikte öğrenecektik.
" Hı? " dudaklarıma o kadar odaklanmıştı ki sanki beni duymuyor gibiydi. Bu görüntüye dayanabilmemin imkanı bile yoktu. Öne doğru atılarak dudaklarını dudaklarımın arasına aldım. Dilimiz buluştu an kendimi ona doğru ittirerek sertliğimi hissetmesini istedim. İnlemesi dudaklarımda yankılandı.
" Çok güzelsin. " diye fısıldadım kulağına doğru. " Seni şu an burada istiyorum. "
" İstediğini al o zaman. " dediğinde kendini tamamen bana bıraktı. Bedeni bedenime yaslıyken elimi bacaklarının arasına götürdüm.
" Ama yapamayız. " dediğim an sertçe yutkunarak kapattığı gözlerini açtı.
" Barbaros seni döverim. " dediğinde gözleri irileşti. Böyle bir tepki beklemiyordum. " Çocuk mu kandırıyorsun sen? Sürekli istiyorum ama olmaz diyerek? "
" Sevgilim. " dediğim an sertçe yutkundu. " Bebek varken biz hiç..." elimi enseme attım. " Yapmadık. Yani ya bir şey..." dilim devamını getirmek istemedi. Kaç aylık olduğunu bile bilmiyorduk sonuçta. Sadece bizimle olduğunu bilmek dışında bildiğimiz hiçbir şey yoktu. " Bir doktora sormalıyız. "
" Haklısın. " dudağının kenarını ısırdığı an yutkunma sırası bendeydi.
" Ama bu sana dokunmayacağım anlamına gelmez. " elimi bacaklarının arasına kaydırdığım an bacaklarını araladı. " Tadını özledim. " Ellerimi külodunun üzerinde gezdirmeye başladığımda başını kapıya yasladı. " Tadını almadan da senden uzaklaşmak istemiyorum. "
Gözleri hızla açıldı. " Yani tadımı aldıktan sonra uzaklaşmak mı istiyorsun? " tehlikeli sorusunun altındaki imayı tabiki de anlamıştım ama anlamamayı seçmek en mantıklı olandı.
" Senden uzaklaşamam. "
" Uzaklaşmak istiyorum dedin. "
" Demedim. " Kaşlarım çatıldı. Öyle bir cümle kurduğumu bile hatırlamıyordum.
" Dedin. " ısrarcıydı.
Parmaklarımı hareket ettirip tepesine bastırdığım dudakları aralık kaldı. Ama konuşmaktan da geri durmadı. " Hem dememiş olsan ben neden öyle duyayım? Uyduruyor muyum ben? Ah! " parmağımı külodunun içine sokarak bizi engelleyen her şeyden kurtuldum. Temas güzeldi. Yanlış cümleydi bu. Doğrusu temas karşımdaki kadınla güzeldi olmalıydı. " Ah, Barbar.." dediğinde başını kapıya sertçe çarptı. Parmaklarım onu mahvediyor olmalıydı. " Siktir, evet biraz daha..."
Ağzı bozuk küçük kızım...
" Anne sana kötü örnek olmak için büyük çaba gösteriyor. " dedim elimin boşta kalanını karnına yaslayarak. " Sen onu duyma olur mu güzelim? "
" Güzelim mi? "
" Hı. "
" Neden yakışıklın değil? Belki erkek. "
" İçimde kız olacak gibi bir hissiyat var. " omuz silktiğim an konuşmaması için kadınlığının yanaklarını parmaklarımın arasında sıkıştırdım. Derin bir nefes aldı. Şu an kucağımda olmasaydı kesinlikle ayakları yerden kesilirdi.
" Ah! " diyebildi sadece. Dudağımın kenarı yukarı doğru kalktığında gülümsüyordum. Göz gözeydik. Daha doğrusu ben onun gözlerini inceliyordum ama onun beni gördüğünü bile sanmıyordum. Gözleri aldığı zevkten arkaya doğru kaymıştı. Kendini tamamen bana teslim etmişti. Parmaklarımı daha hızlı hareket ettirdiğimde nefes alış verişleri hızlandı. Göğsünün kalkıp inişine daha fazla dayanamayarak dudaklarımı aralarına bastırdım. Çok ama çok güzeldi. Dişlerimi göğsüne geçirdiğim an bir kez daha inledi.
" Yapma. " diye mırıldandı. Dudaklarının yakınında olmasam onu duyamazdım. " Kapatamam. "
" Pekala. " diyerek geri adım attım. Lakin dilimi tenine sürerek geri çekildiğimde iç çekti. " Gel güzelim, elime gel. " saçından öptüm. " Gel ki seni tadabileyim. " Leman bedenini elime doğru bastırdığında gülümsedim. Daha fazlasına ihtiyacı vardı. Parmaklarımı içine doğru kıvırdığımda sırtını yasladığı kapıya vurulma sesi geldi.
Gözleri anında açıldı. " Leman. " diyen sesi tanıyordum. Umay gelmişti. " İyi misin? Yani Barbaros yanındadır tabi ki ama ben yine de..." yutkunduğunu hissettiğimde dudaklarımı yaladım.
" İyiyim. " dediğinde parmaklarım içinde hareket ediyordu. Dudaklarım kıvrıldı. Ellerimin altında kıvranması " Biraz..." dudaklarına dişlerini geçirdi. Bana kızgın bakışlarını yollamış olsa da hoşuna gittiğini biliyordum. " Birazdan geleceğim. Midem biraz kötü de. "
Kesinlikle sorun sadece midesiydi.
" Anladım. " dedi Umay boğazını temizleyerek. " O zaman ben gidiyorum. "
" Teşekkür ederim. " elim duraksadı. Lemandan beklemediğim bir hamle daha gelmişti. Umayla aralarının kötü olduğunu sanıyordum. Onu kabul etmek gibi bir şeyi düşünmüyordu bile.
" Senin burada ne işin var asker? " dediğini duydum Umay'ın. Kaşlarım çatıldı. Mekanı kapattırmıştım. İçerideki kişiler ya görevliydi ya da bizim ekipten kişilerdi. Asker diye kime sesleniyor olabilirdi ki?
" Senin olduğun her yerde benim işim var. " Cihangir'in sesini duyunca kaşlarım havalandı ve Lemanla göz göze geldik. Parmaklarım hareketine devam ederken kulaklarımı onlara birkaç saniyeliğine kapatmak zorunda kaldım. Çünkü Leman'ın kasılmaları geleceğinin işaretiydi.
Leman'ın ses çıkaracağını hissettiğim an boşta kalan parmağımı ağza soktum. Beni istediği kadar ısırabilirdi. Tenim hassas değildi. Olsa bile sorun değildi. Leman'dan gelen her şey kabulumdu. Rahatladığını hissettiğimde alnından öptüm. Başını boynuma yaslayarak nefes alış verişlerini düzenlemeye çalıştı.
" Bence erkek. " dedi Leman. Dikkatim o kadar dağılmıştı ki önce neyden bahsettiğini hatırlayamadım. " Yani ne bileyim benim içime de öyle doğdu. Sana benzeyen bir erkek. İki tane Barbaros. "
" Bence iki tane Leman. " göz kırptım ama o bunu görmedi. " Sağlıklı olarak doğsun da cinsiyeti hiç önemli değil. "
" Kesinlikle. "
" Belki de ikiz olurlar ha? " sorumla birlikte başını boynumdan çekerek gözlerime baktı.
" Nasıl bakacağız ki? " yüzündeki ifadeyi görünce gülmeden edemedim. Endişelenmiş, karmakarışık bir ifadeyle bana bakıyordu.
" Bakarız bir şekilde. Hem tek değiliz ki. " omuz silktim. " Kubilay ve Mizgin'in eline veririz birini. Diğerini de Alparslan ve Gece'ye. " gözlerimi kapatıp açtım. " Çocuklarımı emanet edeceğim çiflere bakar mısın ya? Hint dizileri izletirler kesin. Çocuğum ya başını sallayarak konuşmaya başlarsa? " düşünceler zihnimin içinde büyüdükçe büyüdü. " Aman aman.." Ellerimi salladım. " Onlar olmaz. "
" Umay ve Cihangir'i neden seçenek olarak bile koymadın? " tek kaşını havaya kaldırdı.
" Belli mi olur belki onların da bebekleri olur ve bizimkilerle birlikte büyür. " heyecanla konuşmama devam ettim. " Cihangir'in kızıyla oğlumu beşik kertmesi yaparız hatta. " dediğimde Leman hem kaşları çatık bir şekilde hem de yüzünde bir tebessümle bana bakmaya başladı.
" Saçma düşüncelerine bak. "
" Saçma ama komik. Ciho'yla bu konuda kavga etmek çok güzel olurdu ya. "
" Onların bebekleri yok. " göz devirdi. " Hamile olan benim. "
" Baskı yaparsak onların da olur bir tane. Bize diğerlerinden hayır yok bari onlardan olsun. Yalnız mı büyütelim çocuğumuzu? Hiç arkadaşı olmasın mı sevgilim? " bunları düşüneceğim aklıma dahi gelmezdi ama bir şekilde düşünürken buluyordum kendimi. Leman'ın düşünceleri gibi olmuştu düşüncelerim. Birbiri ardına ve duraksız.
" Olsun, arkadaşı olmalı tabi. " gözlerinden düşünceli ifadeler geçti. " Ama ya olmazsa? " Dudaklarını öne doğru büzerek elini karnına koydu. Artık onu bu şekilde görmeye alışmalıydım. Kalbim sıkışıyor, göğsüm heyecanla kabarıyordu. Karnında ikimize ait bir birey taşıyordu. " Zaten Umay ve Cihangir küs gibi. " ağlama ifadesi yüzüne yerleştiği an gözünden bir damla yaş elime doğru aktı. Hayretle Leman'ı izledim. " Umay eve gelmiyor. Bizimle kalmasına alışmıştım. "
Yok artık!
Umay eve gelmiyor diye mi ağlıyordu?
Leman?
Alt dudağımı dişlerimin arasına alarak zihnimi susturmaya çalıştım. " Umay eve gelsin mi istiyorsun? "
" Evet ama gelmez ki. " burnunu çekti. " O Cihangir de eli de batsın. " dediğinde gülmemek için gerçekten kendimi zor tuttum.
" Cihangir'in aklını başına getirecek bir plan yaparsak belki de Umay bacım eve geri gelir. "
" Ne yapacağız ki? "
" Valla ben silah çıkarıp önünde diz çökmek dışında pek bir şey bilmiyorum. Çözümlerim genelde böyle oluyor sen de biliyorsun. "
" Bilmez miyim. " Bana içi gidiyormuş gibi baktığında dudaklarına eğilmek istedim. " Bu arada bence evlilik teklifin dünyadaki en güzel evlilik teklifiydi. "
Göğsüm kabardı. " Gerçekten mi? " Başını sallayarak beni onayladığında dudaklarıma gülümsemem yerleşti. " Beğendiysen ne mutlu bana. "
" Senin yaptığın bir şeyi beğenmeme ihtimalim yok ki..." kolları bedenimi kapladığı an huzurla doldum. Aynı anda zihnimin içinde söyledikleri tekrar etti. Karşılıklı sevmek çok güzel bir duyguydu. " Orjinal bir fikirdi. "
" Barbarca bir fikirdi. " dediğimde güldü.
" Yoruldum. " başını göğsüme yasladı. " Kollarında uyumak istiyorum. "
" Hemen evimize gidelim o halde. "
" Olmaz, bu bir kutlama. Onlarla geldik onlarla dönmemiz gerekir. " dediğinde başımı salladım.
" İyi bir baba olur muyum bilmiyorum ama öyle olmak için elimden gelen her şeyi yapacağım. " dediğimde Leman başını salladı.
" Senden çok iyi bir baba olur Barbaros. Bunu en iyi ben biliyorum ama nereden bildiğimi asla sorma. "
" Ya sormak istersem? "
" Cevap alamazsın. " omuz silkti. " Belki uslu bir adam olursan alabilir gibisin. Ama kendimi kollarının arasında kaybettiğimde. " yutkundu. " Fazla oyalandık, hadi gidelim. " ellerini ellerimin arasına koyarak parmaklarımızı birbirine geçirdi.
El ele lavabodan çıktığımızda Umay ve Cihangir'in birbirine olan sert bakışlarıyla karşılaşmayı beklemiyordum. Kapının önünde değillerdi ama bizim sesimizi duyabilecek kadar yakındalardı. " Sen de mi lavaboya girecektin bacım? " diye sorduğumda Umay kirpiklerini kırıştırdı.
" Ben Leman'ı merak ettim. " gözleri Cihangir'e döndü. " Tam da gidiyordum zaten. " diyerek ondan yürümeye başladı. Ama sonra aklına bir şey gelmiş gibi geri döndü. " Bu arada tebrik ederim, ailemiz büyüyor. "
" Teşekkür ederiz. " dediğimde Leman'ın bakışları ikisi arasında gidip geliyordu. Onları birbirinden uzak görmeye alışkın değildik.
Masaya döndüğümüzde Kubilay'ın telefonunu bana uzattığını ekranda gösterdiği şeyin ne olduğunu algılamaya çalıştım. " Bak, şunu görüyor musun? Yeğenime nasıl da yakışır. Hemen sipariş ettim. Şimdi cinsiyeti bilmediğimiz için iki tane sipariş ettim. Biri kız için biri erkek için. " Gözlerime soktuğu ekrana baktım. Zıbın takımı vardı ve yanında küçük çoraplarda vardı. " Leman komutanım sizce nasıl? Başka seçenekler de var ama bana bunlar güzel geldi. Senin beğendiğin varsa onu da alalım mı? Yani çocuk sonuçta bir tane şey giyecek değil ya. Sürekli üstünü pisletir değiştirmek zorunda kalırız. Oh ne güzel. "
Leman Kubilay'ın uzattığı telefona göz gezdirdi. " Alışveriş için erken. " dedi ama ekrana içi gitmiş gibi baktığı gözümden kaçmadı.
" Doğmamış çocuğa don biçiyorum desene. " dedi Kubilay sonra aklına bir şey gelmiş gibi gözlerini irileştirdi. " Acaba ona kendi ellerimle bir şeyler mi yapsam? "
" Ne gibi? " dedim korkuyla. Çünkü Kubilay'dan normal şeyler beklemek pek de mümkün değildi.
" Birlikte gideceğimiz yerlere özel kıyafet işte. " elini salladı heyecanla. " Hala inanamıyorum ya.. "
" Terziliğe merak sardığını bilmiyorduk. " dedi Mizgin göz devirerek. " Ayrıca sen ne anlarsın ki? Bir şey yapılacaksa bunu ben yaparım. Sonuçta ben teyzeyim, teyzeler anne yarısı olur. Bana daha yakın. " işaret ve orta parmağını önce gözüne doğru sonra da Kubilaya doğru kaldırdı. " Gözlerim üzerinde yeğenimden uzak dur. "
" Ben de amca kontenjanından baba yarısı oluyorum. " Kubilay gözlerini kısarak bir bana bir de Leman'a baktı.
" Tarafınızı seçtiniz. " Gece kollarını göğsünde bağlamış onlara bakıyordu. " Ben hala mı olsam ki? "
" Genelde halalar pek sevilmez, tam buldun konumunu. " Kubilay gülmeye başladı. " Seni bir tek Alparslan sevdi o da..."
" Kubi. " dediğini duydum Alparslan'ın. Susması gerektiğini duyuruyordu. Gözlerim Leman'a kaydı. Yüzünde tebessümle onları izliyordu. Benim küçük kızım anne olacaktı. Sürekli beynime gelen bu bilgi beni neredeyse oynatmak üzereydi. Halay çekmek istiyordum. Eğlenmek istiyordum. Ama hepsinden önemlisi artık bize ait olanı görmek istiyordum. Belki de bir bezelye tanesi gibiydi ama yine de onu görmek istiyordum. Her kontrole gittiğimizde elimize verilen ultrasyon fotoğrafını saklamak istiyordum. Doğduğunda ona göstermek, seni heyecanla bekledik demek istiyordum.
" Haksız mıyım? " dedi Kubi tek kaşını kaldırarak.
" İnkarla arası iyi olan sensin Kubi. " dedi Mizgin kaşlarını havaya kaldırarak. " Bu arada abi Mahir benimle görüşmek istiyor. Eve döndüğümüzde ona haber vermemi istedi. "
" Birkaç güne döneriz. " dedi Alparslan. " Okul işleriyle uğraşıyormuş. "
" Yardıma ihtiyacı kalmayacak o zaman. " Kubilay onların konuşmasına katıldığında Alparslan da Mizgin de göz devirdi. Bu çocuğun derdinin ne olduğunu asla anlayamıyordum. " Mahir dediğimiz adam..."
" Kim olduğuyla sen ilgilenme kardeşim. " dedi Alparslan. " Ben yeterince ilgiliyim bu konuda. Sana ne demiştim hatırlıyor musun? Mizgin sadece benim kardeşim. Ben her şeyiyle ilgilenirim. Arkadaşlarıyla da sevgilisiyle de. "
" Sevgilisi? " Kubilay çatalını tabağındaki balığa batırdı. Öyle bir batırıştı ki bu bir an tabak delinecek sandım. " Sevgilin mi var? "
Mizgin gözlerini abisine çevirdi. İkisi arasında ne dönüyordu bilmiyordum ama farklı şeyler olduğu kesindi. Mizgin ve Kubilay birbirinden kaçar gibiydi. Yan yana gelmemek için saklambaç oynuyor ama hep de birbirlerine sobeleniyorlardı.
" Bu seni ilgilendirmez Kubilay abicim. " altını çizerek söylediği cümleyle Lemanla göz göze geldik. Nedense onun bir şeylerden haberdar olduğunu varsayıyordum. Gözleri bana bilinmezlik gibi değil de ortada dönen şeylerin bizzat şahidi olduğunu söylüyordu.
" Abi deme..." gözleri Alparslan'a çevrildi Kubi'nin. Masadaki herkes ikisi arasındaki gerilimi dikkatle izliyordu. " Senin tek abin var sonuçta. "
" Cihangir. " diyerek ona doğru döndü Mizgin. Kubilayla daha fazla konuşmak istemediği belliydi. Cihangir'in yüzünü inceledim. Traş olmamıştı. Yüzündeki çizgilere bakılacak olursa Umaysızlık ona hiç yaramamıştı. Umay buradaydı ama dokunamıyordu. Sanırım Cihangir'i anlamam zor olacaktı. Çünkü aynı şeyleri ben yaşamış olsam Leman'ın yanından ayrılmak istemezdim. Belki ona kötü gelen ben olurdum ama yine de iyi gelecek olanın da ben olacağımı bilirdim. Belki de buna Leman'ın tek ailesinin ben olduğumu bildiğim için bu kadar emindim. " Sen bebeğin nesi olmayı seçiyorsun? "
Cihangir konuşmakla konuşmamak arasında kalmış gibi birkaç saniye öylece Mizgin'e baktı. " Bilmem. " omuz silkti. " Sence kim olmalıyım? " diyerek Umay'a döndüğünde Mizgin'in iç çektiğini duydum. Kararlarını alırken bile Umayla birlikte ortak olmasını istiyordu. O zaman neden ondan uzak durmakta ısrar ediyordu?
İlişkilerine zarar verdiğinin farkında mıydı?
" Bana mı soruyorsun asker? " Umay'ın sesi soğuktu. Onu tanıdığımdan beri sadece evimize ilk geldiğinde bu ses tonunu duymuştum. " Seni bilmem ama ben... " gözleri Leman'in üzerinde gezindi.
" Kız senin işin de zor he. " Kubilay kolunu Umay'ın sırtına uzattı. " Yenge kontenjanını mı dolduracaksın yoksa hala mı? "
" Eğer Leman'ın izni varsa ben teyze kontenjanını seçmek istiyorum. " dediğinde Cihangir'in yüzünü sıvazladığını gördüm.
" Ama biz senle ev..." diyecekti ki Umay'ın bakışlarıyla sustu. " Sana yenge olmak da yakışırdı. "
" Senin sevgilin olabilir ama benim de arkadaşım. " Leman elini Umay'a uzattığında neredeyse küçük dilimi yutacaktım. Biri bana onların arasında ne geçtiğini açıklayabilir miydi? " Teyze olmak istiyorsa bunu engelleyemezsin. Ayrıca sen de dayısı olmak zorundasın. Yeterince amcası var. "
" Teyze olmak çok havalı. " dedi Mizgin. " Çak bir beşlik. " Umayla ikisi bizden daha heyecanlı görünüyordu.
" Mizgin şimdiden uyarmak istiyorum kızıma kore dizileri falan izletemezsin. " dediğim an Leman kaşları çatık bir şekilde bana baktı.
" Kız mı? Oha cinsiyeti belli mi? " Gece'nin bakışları ikimiz arasında gezindi.
" Henüz belli değil ama Barbar kız olacak diye tutturuyor. " omuz silkti Leman. " Rahat olun şimdilik cinsiyetimiz yok. "
" Şey yapalım mı? Hani bebek için bir parti düzenliyorlar da bebeğin cinsiyetini tahmin ediyorlar. Çok eğlenceli olurdu. " gözleri heyecanla Cihangir'e çevrildi Umay'ın ama sonra sustu. " Ya da şey ben gelemeyebilirim, o detayı unuttum. "
" Ne demek gelemeyebilirim? " sorusu Cihangir ve Kubi'den aynı anda çıkmıştı.
Umay derin bir nefes aldığında dikkatle onu inceledim. " Ailem burada biliyorsunuz ve dönecekleri zaman beni de yanlarında istiyorlar. " sertçe yutkundu. Gözleri Cihangir'e dönmek istiyor ama o tarafa bakmamak için büyük çaba sarf ediyordu. " Görev de bittiğine göre herkes yoluna gitmeli değil mi? " yüzü acı dolu bir tebessümün izleriyle doldu.
Gitmezdi, gidemezdi. Bunu masadaki herkes biliyordu. Bu masadan gidebilecek kimse yoktu. Allah bizi ayırmadığı sürece buna bizim gücümüz yetmezdi.
Cihangir'in elini masaya vurduğunu gördüm ama tek bir kelime bile etmedi. Sessizliğini korudu. Sanki eski kişiliğine geri dönmüştü. Dudaklarından tek kelime çıkmıyordu. Biz soru sorarsak cevap veriyor, sormuyorsak sessizliği dinliyordu. Onun sessizliği de sesi de Umay'dan başkası değildi.
Kardeşimi çok iyi tanıyordum.
" Ya senin yolun burası ise? " Alparslan'ın bakışları Umay'ın üzerindeydi.
" Gidemezsin ki. " dedi Kubilay aklına bir detay gelmiş gibi irkilerek. " Yani nasıl gitmeyi düşünebilirsin ki zaten? Sizi birbirinize bağlayan şeyleri unuttun galiba? "
Umay zoraki bir gülümseme gönderdi. " Belki de bağlar sandığın kadar kuvvetli değildir ha Kubi? " Gözlerini kapatarak sandalyesine yaslandığında bu konu hakkında konuşmamak istediğini hepimiz anladık. Ama Kubilay'ın ısrarcı yanını susturmak mümkün değildi.
" Ama teyzeler uzakta olmaz ki. " gözleri Leman'a çevrildi. " Değil mi Leman? Olmaz ki. Teyzeler yanında durmalı bebeklerin. Yoksa..."
" Yoksa ne? " Umay bu konuyu ciddiye almış gibi öne doğru eğildiğinde Cihangir'in gözleri sadece masaya odaklıydı. Ellerini yumruk yapmış öylece duruyordu. Ellerindeki sargı bezini Gece'nin yenilediğini görmüştüm. Aslında elleri kullanım dışıydı. Lakin buna rağmen çıtı bile çıkmıyordu yumruk yaparken.
" Yoksa teyzeler sıfatı senden alınır. " dünyadaki en saçma cümleyi kuran Kubi'ye bayık gözlerle baktım. " Ayrıca düşünsene sen çok uzakta olacaksın seni hatırlamayacak ki. " dediği an bir pot kırdığını fark etmiş olacak ki sessizleşti.
" Umay hayatımızın bir parçasıyken unutmak mümkün olmayacak, değil mi annecim? " diyerek elini karnına götüren Leman'a baktım. Onu hiç sevmediği günlerin aksine şu an tek destekçisi o gibiydi.
" Hayatınızın belli bir dönem parçası oldum, bazılarınız beni sevdi. " duraksadı. " Bazılarınız zor kabul etti. Hepinize saygım sonsuz. Ben kan bağı dışında aile olmaz sanıyordum ama bana bunun tam tersinin de olabileceğini sizler öğrettiniz. Bunun için hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim. Ama ben kalmayı düşünmüyorum. Belki de ülke değiştirmek bana da iyi gelecek. Denemeden bilemem değil mi? "
" Sorun gerçekten ülke mi? " Gece'nin sorusuyla Umay sertçe yutkundu.
" Sorun tam olarak benim. " omuz silkti. " Hatta ben artık gitmeliyim. Aileme bu saatlerde evde olacağımı söylemiştim. " ayağa kalktığında tabağının dolu olduğunu gördüm. Her şeyi gerisinde bırakıp gitmek istiyordu. Bu kolay mıydı?
" Ama daha yemeğine dokunmamışsın bile Umay. " dediğim an göz göze geldik.
" Midem biraz rahatsız. " saf bir yalandı. Gözleri bunun tam tersini ifade ediyordu. Açtı ama daha fazla burada kalmak istemiyordu. " Size afiyet olsun. "
" Ben seni bırakırım. " Cihangir de sandalyesini geriye doğru çekmişti ki Umay başını iki yana salladı.
" Kendim giderim. Ha illaki beni biri bırakacaksa bu Alparslan olabilir. " diyerek başını ona doğru çevirdi. " Sizin rahatınızı bozmak istemiyorum aslında. "
" Ben yemiştim zaten her şeyi. " dedi Alparslan ayaklanarak. " Bırakırım seni. "
" Ben bıraksaydım, bari senin için bunu yapsaydım. " Cihangir'in sesinin tonunu hiç sevmedim. Bu çocuk ne yaparsa kendine yapıyordu. Gerçekten neden bir adım atmak yerine kendini geriye çekiyordu? Umay gitsin mi istiyordu?
" Benim için yeterince şey yaptın asker. " dedi Umay mesafeli sesiyle. " Bu arada sabaha kadar Kapımda nöbet tutmana gerek yok. Sonuçta artık ortada bir tehlike yok. " Cihangir'in eve gelmediğini Umay neredeyse orada olduğunu biliyordum ama kapısında yattığını da bilmiyordum. Evinin içine bile girmeyecek kadar kendini çekmiş olması gerçekten garipti.
Cihangir böyle biri değildi. Ama sevdiği kadının iyiliği için kendini feda edecek biriydi. Bunu biliyordum.
" Asker ha? "
" Hı hı. " başını salladı Umay.
" Sana bu hitabın bendeki etkisinden bahsetmiş miydim hiç? " Cihangir'in gözleri Umay'ın gözleri dışında hiçbir şeyi görmüyordu.
" Bilmem, hatırlayamadım. " gözlerini ilk kaçıran Umay oldu. " Alparslan gidebilir miyiz artık? Geç kalacağım da. " dediğinde Cihangir'e son kez bakmadı. Bize selam vererek mekanın çıkışına doğru ilerlemeye başladı. Arkasından Alparslan ilerliyordu ve onu takip eden biri daha vardı.
Bu tabi ki de Cihangir'di.
Onların arkasından bakarken hiç kolay olmayacağının farkındaydım. Onlar için gerçekten zor zamanların geldiği kırılma anlarından biriydi.
Ne olacağını hep birlikte görecektik.
🖤
Umay
Kalbim acıyordu. Sanki kalbimin ortasında bir yara varmış da ben o yaranın yerini unutmuş ve tam kabuk bağlayacakken kaşımışım gibi acıyordu.
Gözlerimi yoldan ayırmadım. Ayırırsam dayanamaz, arabanın içinde Alparslan'ın yanı başında ağlardım. Ailemi bir otele yerleştirmek yerine onlar için bir ev tutmuşlardı. Bunu neden yaptıkları hakkında bir fikrim yoktu ama kimin yaptığını çok iyi biliyordum.
Her gün odamın penceresinin önünde sabahlayan o kişi.
Kocam.
Parmağımda yüzüğü olmasa bile resmiyette eşimdi. Gözlerimi sıkıca kapatıp yolu izlemeyi reddettim. Cihangir'in davranışı beni bitirmek üzereydi. Kendime gelmek için bir sebep de bulamıyordum. En iyisi buradan defolup gitmekti. Belki o zaman peşimden gelmek yerine yaptıklarını düşünür ve kendini değiştirmeye çalışırdı.
" Ciddi miydin? " Alparslan'ın sorusuyla gözlerim açıldı. Başımı hafifçe döndürerek ona baktım. " Yemekte söylediklerinde? " diye eklediğinde yutkundum.
" Gitmek konusunu soruyorsan evet. " dedim dümdüz bir sesle. Gözlerim restorandan beri bizi takip eden araca takıldı.
" Seni rahat bırakmaz. " Alparslan'ın da dikkatinden kaçmayan arabaya göz gezdirdim. Yanımda olmak yerine arkamda olmayı tercih ettiği belliydi. O zaman bana da ona arkamı dönmek yaraşırdı. " Bunu biliyorsun değil mi? "
" Biliyorum. " sesim fısıltı gibi çıktı ama Alparslan beni duydu.
" O zaman neden kalmak yerine gitmeyi tercih ediyorsun? "
" Şartlar diyelim. " omuz silktim. Bu konuyu kendime bile açamazken Alparslanla konuşuyor olmam biraz tuhaftı. Onu bir abi gibi görüyordum evet ama şu an zamanı değildi. Konuşmayı reddetmek tek niyetimdi.
" Seni seviyor..." devam etmesine izin vermedim.
" Bana bilmediğim bir şey söyle. " dedim ağlamaklı sesime rağmen başımı dik tutmaya çalışarak. " Arkamdan gelmek dışında hiçbir şey yapmayacak Alparslan. Bunu sen de biliyorsun. O gün..." Gözlerimi kapattım. " O lanet boks torbasının içinde olduğum gün keşke ölse..."
" Sakın. " ses tonu canımı acıtacak kadar sertti. Aracın hızını arttırdığında başımı koltuğa yasladım. " Sakın devam etme o cümleye. O gün senin başına bir şey gelseydi ne olurdu biliyor musun? " biliyordum. Cihangir de benim peşimden gelirdi. Hem de hiç düşünmeden gelirdi. Acı hissederdi belki ama benim için belli etmezdi. " Cihangir'e hak veriyor muyum tartışılır. Senden uzak kalmak isterken uzak kalamaması onun suçu değil. "
" Benim suçum. " burnumdan sert bir nefes verdim. " Ben mi dedim benden uzak dur diye? "
" Seni kaybetmenin eşiğine geldi. "
" Keşke bir kez daha gelse de şu tuhaf halinden çıkabilse. "
" Bugün ağzından cehennemlik sözler fışkırıyor. " dedi gözlerini irileştirerek bana baktığında. " Bu konuyu konuşmak istemediğini biliyorum ama seninki arkamızdan geliyor, farkındasın değil mi? "
Başımı koltuğa yaslayarak dikiz aynasından arkaya bakmaya çalıştım. Oradaydı. Yanımda ama bir o kadar da uzakta. " Sence? "
" Ondan gitme. " Alparslan'ın sesi buğulanır gibi oldu. " Kaldıramaz. " dediğinde sertçe yutkundu. " Sana anlattı mı bilmiyorum ama ailesi asker olmasını hiç istemedi. Belki bu onun özeli lakin şu an nedense anlatmak zorunda hissediyorum kendimi. "
" Ailesi neden istemedi ki? " kaşlarım çatıldı. Cihangir'in ailesi hakkında hiçbir bilgim yoktu. Kaşlarım bu sefer ortada gek bir çizgi oluncaya dek çatıldı. Onunla ilgili bildiğim tek şey adı mıydı yani? Bir de bana verdiği soyadı? Sertçe yutkundum, bana kendinden bahsetmek istemiyorsa neden benimle evlenmişti ki?
" Ailesi biraz şeydir. " Doğru kelimeyi aramak için çaba sarf etti. " Zengin ve ne bileyim değişik. " değişiğin ne anlama geldiğini bilmek istedim lakin çok da açıklayacağa benzemiyordu. " Varlıklı aileler çocuklarını genelde kendi yerlerine geçirmek isterler. Bir şirket sahibi olduğunu düşün babanın. " duraksadı. " Aslında senin baban da öyle bir şeydi değil mi? "
" Evet şirketlerimiz vardı. " başımı salladım usulca. " Benimkilerin hayali de şirketlerini sürekli büyütmek, köklerini tanıtmaktı. "
" Onun ailesi de öyleydi. Ama Cihangir onları değil vatanını seçti. " dediğinde gözlerimiz kesişti lakin bu uzun sürmedi. Alparslan yola bakmak için gözlerini gözlerimden çekti. " Karaboğa soyadına layık olmadığını düşündü ailesi. Oysa o sadece toprağına, vatanına, bayrağına düşkündü. "
" Ailesi tuhafmış. " dediğim iç çekti.
" Babaannesi ve dedesi var. İzin günlerimizde sadece onları ziyarete gider. Annesi sürekli vakıf işleriyle ilgili olduğu için Cihangir'i babaannesi büyütmüş. " Kaşlarım bu sefer hadi ya dercesine havalandı. Aile yapımız aslında benziyordu. Benim ailem de şirket için Tibetlerin ailesiyle anlaşma adına beni vermemiş miydi? Onların ailesi de belki Cihangir'i ortaklık için hiç tanımadığı biriyle evlendirecekti.
Kalbim acıyla kasıldı. Onu bir başkasıyla hayal etmek etimi sıyırmakla eş değerdi.
" Bunları bana onun anlatması gerekirdi. " dediğimde kalbimin kırıklığıyla uğraşacak vaktim yoktu. " Ama sen anlatıyorsun. Hiç etik değil. "
" O salak şu an bunları düşünemez. " dediğinde gözlerim tekrar arkadaki araçta bulunan Cihangir'e kaydı. Eve kadar bizi takip edecekti, bunu biliyordum. " Tek düşündüğü senin yanına nasıl yanaşabileceğidir ya da kendini nasıl affedeceğidir. "
" Alparslan. " dedim derin bir nefes vererek. " Teşekkür ederim. "
" Ne için? " Bana kısa bir bakış attı sonra da önüne döndü.
" Her şey için. Öyle genel yani. " gözlerim yola çevrildi. " Özellikle de bugün beni eve bıraktığın için. Hiç reddetmeden hem de. "
Alparslan arabanın içindeki tüm oksijeni içine çekmek istercesine derin bir nefes aldı. " Benim için yerin ayrı. Mizgin neyse sen de öylesin benim için. Dedin ya yemekte aile olmak için kan bağına ihtiyacımız yok diye. Aynen öyle kardeşim, aynen öyle. Cihangir de benim kardeşim sen de. Ama sana en ufak bir yanlış yaparsa kimi tutarım biliyor musun? "
" Yapmaz ki. " dediğimde güldü.
" Bilmez miyim. Adam sana zarar vermediği halde verme ihtimali var diye uzak tutmaya çalışıyor seni kendinden. Ama bunu bile beceremiyor. Zarar vermez, veremez ama hadi diyelim ki oldu. İçinden çıkamadığınız bir kavganın ortasında buldun kendini ve bir çıkış yolu arıyorsun diyelim. O zaman çalacağın ilk kapı olmak isterdim. " omzunun üzerinden bana baktı. " Bir abi gibi. "
Ağlamamak için duvar olmam gerekirdi. Gözümden firar eden yaşları önemsemeden ağlamaya başladım. " İyi ki tanıdım seni. " dedim belki de hayatımın hiçbir döneminde böyle biriyle denk gelemeyeceğimi bilerek. O Cihangir'in arkadaşıydı ama bana söylediği sözlerle sanki yıllardır beni tanıyor onu tanımıyor gibiydi. " Bana bir abi nasıl olur onu öğrettin. Mizgin'e sahip çıkışın, yanında duruşun..." yutkunamadım. " Ben size baktıkça hep dedim ki keşke dedim, benim de bir abim olsaydı o zaman hayatım böyle olmazdı. Ailem o Tibet'e hiç bulaşmazdı. "
" Unutma Umay, o olaylar yaşanmamış olsaydı biz birbirimizi hiç tanıyamazdık. " başını omzunun üzerine yatırarak gözlerini yola çevirdi. " O yüzden artık kendini bu konuda üzmeyi bırak ve önüne bak. Artık başına bela olan herkesten kurtulduk. Söyle bana ne yapmak istiyorsun? Gerçekten gitmek istiyorsan, Cihangir'i bırakmak kendine yeni bir hayat çizmek istiyorsan söyle bana. Yemin ederim yardım ederim sana. Bunu nasıl yapacaksın diye sorma çünkü ben de bilmiyorum. Cihangir'i senden nasıl uzaklaştırabilirim bilmiyorum ya da uzaklaşmak istiyor musun onu da bilmiyorum ama abin olarak elimden her şeyin geleceğini biliyorum. Şimdi söyle bana bundan sonraki planın ne? Hepimiz evimize döneceğiz. Kısa bir tatil sonrası bir sonraki görev yerimiz belli olacak. Gidip belki de aylarca gelmeyeceğiz. Sen gitmesen bile Cihangir gidecek. Askerler böyledir Umay, hepimiz böyleyiz. Yarınımızın garantisi yok ki. Aslında tüm insanların öyle. Bir dakika sonra yaşayacak mıyız onu bile bilmiyoruz ama herkesi kırıyoruz. Sevdiklerimizi bir şekilde ellerimizle itiyoruz. O Kubilay lavuğu geldi bak aklıma. " dediğinde göz yaşımı elimin tersiyle silerek bedenimi ona doğru çevirdim.
" Kubilay'a bir şey olmuş. " dediğimde ofladı.
" Sikeceğim onun belasını. Onu istiyor. " Bir kez daha ofladı. " Ağzımı bozmak yoktu ya. Hay ağzıma. "
" Sorun değil. "
" Yıllar önce o Kubilay andavalına dedim ki bak dedim kardeşim o benim dedim. O gün ilk karşılaştıkları günü diyorum. " diyerek saniyelik benimle göz teması kurdu. " Yemin ederim vuruldu bu asalak. Mizgin'i görünce lal oldu. Saçmalayan Kubilay çenesini açmaz oldu. Ne olduysa da ondan önce benim lafımdan oldu. O gün önce Allah'a sonra da sana emanet dedim ben ona. Ağzım lal olsaydı da diyemeseydim. Dedim ki ben yokken sen bak ona. Babam peşimizi bırakmaz dedim. Benim canım yansın diye Mizgin'in canını hiçe sayar çünkü o adam biliyorum, tanıyorum malımı. " zorlukla yutkundu. " İnsan babasına böyle şeyler der mi? Dememeli. Ama benimki normal bir baba değil ki. "
Anlattıkları kadarıyla gerçekten tam bir baş belasının tekiydi babası. Hala onları arıyordu. Yıllar geçmiş olsa da o onlardan geçmiş değildi. Alparslan'ın geri dönmesi için elinden gelen her şeyi yapar, çirkinleşebilirdi.
" Başımıza ne geliyorsa sizin emanet demenizden geliyor. " dedim kaşlarımı çatarak. " Cihangir de sürekli bana emanetsin hikayesini okuyordu. Ah, ben de sinirlendim. " elimi göğsüme koyduğum an gözlerim arkadaki Cihangir'in aracına kaydı. " Bir de takip ediyor, şapşal ya. " dediğimde Alparslan sesli bir şekilde güldü.
" Şapşal? " Başını sallayarak beni onayladı. " Haklısın aslında senden sonra tam bir şapşal oldu. Aşık bir şapşal. " gözlerinin içi parlıyordu bana bakarken. " Reddedilmiş çocuklar kendini ön plana çıkarıp seçtiği yolun doğru olduğunu göstermek isterler. Nerden biliyorsun diye sorma. " gözlerimiz kesişti. " Mizgin neden hukuk okuyor biliyor musun? Erken yaşta evlendirilen çocukların haklarını savunabilmek için. Elimden bir şey geleceğini düşünüyor. Ve hiç onaylamadığım bir şeyi yapmak istiyor. "
" Onaylamadığın mı? "
" Babamın yaşadığı şehirde yaşayıp kendini göstermek istiyor. " omuz silkti. " Dedim ya kendinin önemli biri olduğunu göstermeye çalışıyor. Yıllarca ona gösterilmeyen ilgiyi belki de şu an almak istiyor. İnsan her zaman bir destek bekler, aferin denilmesi aslında herkesin hoşuna gider. " Alparslan Mizgin hakkında konuştukça babasını daha çok merak ettim. Ama Mizgin'in oraya yerleşmesini bende istemezdim. Sonuçta bu tehlikenin tam ortasına kendini atmak olurdu. " Ama nedense Cihangir öyle değildi. Ailesi onu reddetti ama o hiç geri dönmek istemedi. Yetkili bir asker oldu. " gözleri bana yandan bir bakış attı. " Bordo bereliyiz biz, şşt bu gizli bir bilgi. Birinden duyarsam seni ortadan kaybetmek zorunda kalırım. " dediğinde kahkaha atarak gülmeye başladım. Tabi ki ciddi değildi ama söyleyiş tarzı öyle ciddiydi ki kendime hakim olmak zordu.
" Alparslan ya hiç gülesim yoktu. "
" Gül, daha çok gül. " dedi omzunun üzerinden aramızdaki arabayı göstererek. " Onun da senin güldüğünü görmeye ihtiyacı var. İkinizi uzak görmeye alışkın değilim. Beni bile etkilediniz ya. " dediğinde tebessüm ettim.
" Nasıl aşacağız bilmiyorum. "
" Tuvalete gittiğinde arkandan gitti. " dedi sorgulayıcı bakışlarla. " Konuştunuz mu orada? "
" Aramıza sürekli bir adım mesafe koyarken nasıl konuşabiliriz ki? " Beynimin içinde Cihangir diye bir ses vardı ve sürekli kendini hatırlatıyordu. Onu unutmam imkansızdı. Onun da beni unutmasının imkansız olduğu gibi.
" Ne konuşacağını bile bilmiyor gibi görünüyor. " Alparslan'ın gözleri sürekli arkaya çevrildi. " O kadar yorgun görünüyor ki..."
" Çünkü Kapımda uyuyor, tabi uyuyabiliyorsa..." onsuz uyumak bana da iyi gelmiyordu. Kokusunu özlemiştim. Ona sarılıp ensesindeki saçları okşamak, parmaklarımı arasında gezdirmek istiyordum. " Mizgin ve Kubilay konusunda ne yapmayı düşünüyorsun? "
Işıklarda duyduğumuzda sağ tarafımıza yerleşen aracın içindeki kişi kalp atışlarımın ritmini değiştirmek için yeterli bir donanıma sahipti. O tarafa bakmamak için kendimi zorladım. " İkisi de birbirine karşı boş değil. " dediğinde onun da gözleri yanımızdaki araca çevrildi. Sonra hiç düşünmediğim bir şeyi yaptı. Penceremi kapatarak Cihangir'in beni görmesini engelledi. " Biraz çatlasın. " dediğinde iç çektim. Cam siyah filtreli olduğu için artık bizi göremiyordu. " Bizim çocuklara gelince de Türkiye'ye döndüğümüzde yapacağım bir şeyler. Bunca zaman el atmadım, kendi hallerine bıraktım ama işin tadı kaçtı. "
" İkisini gerçekten yakaladın mı? " sorduğum soruya ben bile inanamadım. Alparslan derin bir nefes verdi.
" Salaklar. " dedi küfretmek yerine. " Yakalana yakalana bana yakalandılar. " İkimizde gülmeye başladığımızda düşünmeye başladım. Onları gören Alparslan değil de bir başkası olsaydı gidip de ona söyler miydi? Aralarında bir şey olduğunu bildiğim halde ben gidip de abi gibi gördüm Alparslan'a tek kelime etmemiştim ki bunu ona bahsetmek doğru olur muydu onu bile bilmiyordum.
Arabanın penceresine vurulduğunu hissettiğimiz an gözlerimiz aynı anda sesin geldiği yöne çevrildi. Cihangir'i görünce kalbim dört nala koşan bir attan farksız bir şekilde atmaya başladı. " Buradasın. " diye fısıldadım. Onu görmek her zaman kalbimde bir heyecana mı neden olacaktı? Sesimi Alparslan dışında kimse duyamazdı.
Alparslan biraz önce kapattığı camı indirdi. " Hayırdır biraderim, tanışıyor muyuz? " diye sorduğunda Cihangir'in dudakları düz bir çizgi halindeydi.
" Konuşalım. " dedi direkt gözleri benim üzerimdeyken. " Lütfen. "
Kalbim ona doğru gitmek için deliriyordu. İnşallah dedim kalp atışlarımı duymuyorsundur, Cihangir. " Konuşacak bir şey yok asker. " dediğim an hiç düşünmeden kapımı açtı.
Gözlerim irileştiğinde " İnsan bir selam verirdi be Ciho. " dediğini duydum Alparslan'ın.
" Selam Alparslan. " dedi sonra da benim üzerime doğru eğildi. " Sana da selam sevgilim. Asker değil, sevgilim demelisin. Unuttun mu ben senin..." diyecekti ki sertçe yutkundu. Alparslan'a çevirdiği gözleri tekrar beni buldu. " Ben seni götürürüm, hadi benimle gel. " dediğinde göz devirdim.
" Sana beni Alparslan'ın bırakacağını söylemiştim. " ısrar etmek istiyordum. Ne kadar ileri gideceğini görmek istiyordum.
" Duydum. "
" O zaman kapımı kapat ve beni eve götürmesine izin ver. "
" Bunu yapmak istemiyorum. "
" Beni sen bırakamazsın. " dedim düşünceli gözlerimi üzerinde gezdirerek. Sakallarına dokunmak için can atıyordum.
" Bırakmalıyım. "
" Bırakmak zorunda değilsin. " omuz silktim. Çocuk gibi laf dalaşına girmiştik.
" Zorundalık değil bu zaten, seni ben Bırakmalıyım anla işte. "
" Niye babam sana emanet etti diye mi? " güldüm. " O yüzden mi asker? "
Kaşları çatıldı. " Emanetini de askerini de..." dediğinde artık son noktasında olduğunu anladım. Kendini sıkıyordu. Yumruk yaptığı elleri arabanın kapısını iyice açtığında Alparslan'dan gülme sesleri geliyordu.
" Asker diye seslenmenden çok hoşlanmışa benziyor. " dedi dalga geçircesine.
" Sikeyim elimi ya. " dediğini duyduğum an kaşlarım çatıldı.
" Küfürbaz bir Cihangir Karaboğa'ya alışkın değilim. " gözlerini kapatıp açtı.
" Özür dilerim ben..."
" Kapımı kapatır mısın? Yorgunum ve evime gitmek istiyorum. " sözünü dinlemeden kesmeyi tercih ettim. Dinlesem de aynı şeyleri söyleyip duracaktı, biliyordum. " Yoksa emir mi bekliyorsun asker? Kapımı kapat mı demeliydim? "
" Askerine başlayacağım. " dediği an üzerime doğru eğildi. Nefesimi tuttuğum an Alparslan'dan gelen onaylama sesleriyle beni arabanın içinden çıkararak hiç beklemediğim anda sırtına attı.
Beni sırtına attı!
Ne?
Şu an ters bir şekilde Cihangir'in sırtında duruyordum. Bakış açımda ise sıkı kalçaları vardı. Gözlerimi kaçırarak aklıma bambaşka düşünceler getirmeye çalıştım. Sakinsin kızım Umay, kimse yok. Şu an aklındakileri unut.
Unutmam neredeyse imkansızdı.
Sıkı kalça.. hayır bu cümle yanlıştı.
Cihangir'in sıkı kalçası olmalıydı doğrusu.
" Kardeşim kızı arabadan alıp kaçırmak hiç sana yakışmadı. " dediğini duydum Alparslan'ın. Bir yandan gördükleri hoşuna gitmiş gibi gülüyordu.
" Alparslan. " diye seslendim. Ters bir haldeyken konuşmak da sıkıntılıydı. Her an yeri öpebilecek gibi hissediyordum ama uzun boylu bir Cihangir'iniz varsa kendinizi yerde bulmak için önce bacak boyundan aşağıya geçmeniz gerekiyordu. " Beni böyle götürmesine izin mi vereceksin? "
" İzin istemedi, doğru. " dediğinde Cihangir'e döndü. " Nerede kızı kaçırma iznin? " göz devirdim. Alparslan arabada bana hikayeler okuyordu ama Cihangirle denk gelince direkt beni onun eline veriyordu.
" Aldım gidiyorum, izni uzun zaman önce bana kendisi verdi. " dediğinde tüylerim ürperdi. Beni elleriyle değilde kollarıyla tuttuğunu fark ettiğimde bir kez daha göz devirdim. Gözüm artık şaşı kalabilirdi. " Hatırlamıyorsan o günü seve seve hatırlatırım, sevgilim. "
" Ben abisiyim birader, izni ben de vermeliyim. "
Cihangir sabır dilenir gibi bir ses çıkardı. " Kardeşim, bizim hallolması gereken bir meselemiz var. "
" Doğru, abim olur kendisi. Ondan izin almadan şurdan şuraya gitmem. " demiş olsam da sırtında olduğum için bunun imkanı yoktu. O nereye giderse mecbur ben de onunla gitmek zorundaydım.
" Sabır..." dediğinde gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Bana dokunmamanın cezasını ona çektirecektim. " Alparslan sevgilimi kaçırabilir miyim acaba? "
" İzinle kaçıranı da ilk defa görüyorum. " alt dudağımı dişlerimin arasında aldım. Hiçbirimiz normal değildik ve en önemlisi kimse bunu yadırgamıyordu.
" Bir cevap alacak mıyım Alparslan? "
" Niye? " kaşlarım çatıldı. " Ağır mıyım? Beni tutamıyor musun? " bacaklarımı hareket ettirerek ona vurmaya çalıştım. " İndir beni çabuk. Bir de kilo almışsın diyecek utanmasa ya. "
" Kilo aldığını söylemedim. "
" Ha bir de söyleseydin, asker. " dediğim an derin bir nefes aldı.
" Askerine başlayacağım şimdi..."
" İndir beni. "
" Asker diyip durma o zaman sende. "
" Askere asker denilir. Ne diyeyim? " dediğimde yumruk yaptığı ellerini bedenime koyacak sandım ama bunu hala aşamadığı için nefes almakla yetindim. Yumruk yaptığı elini kendi dizine vurdu.
" Ben senin sevgilinim. " hatırlatması kalbimin orta yerinin sızlamasına sebep oldu. Nasıl beni böyle etkileyebiliyordu inanamıyordum. " Sevgilim diye seslenebilirsin. "
" Olmaz. "
" Olur. "
" Olmaz dedim. "
" Umay Kara..."
" Kes sesini. " diyerek bacağımı iki bacağının ortasına doğru vurduğum an inledi. Farklı bir şekilde inleme sesini duymak isterdim ama elimizden bu geliyordu. Sürekli evli olduğumuzu ele verecek hareketler sergilemeye devam ederse onu dövmemek için bir sebep bulmam zorlaşacaktı. " Ve İndir beni. "
" Yerin güzel. "
" Daha güzel yerlerim olmuştu. " diyerek kulağına doğru eğildim. " Sırtında olmak yerine kucağında olmayı tercih ederdim mesela. " göğsüne yaslı olduğum için nefes alışını hissettim. Öyle derinden aldı ki soluğunu bir an hiç vermeyecek sandım.
" Kardeşim bundan sonrası bende. " diyerek arabasına doğru yürümeye başladı. Trafiği işgal ettiğimiz için korna sesleri etrafta çınlanıyordu. Ön koltuğun tarafına geçmek için ilerlemeye başladığında Alparslan'a tersten el sallamaya başladım. Cihangir'den böyle bir hamle beklemediğim için bir yanım sevinmiş olsa da bir yanım beni sadece eve bırakacağını dile getiriyor üzgün olmaya devam etmemi tembihliyordu.
Arabanın ön koltuğuna beni bıraktığında üzerime doğru eğildi. Dikkatle onu incelemeye başladım. Bana bakmıyor, emniyet kemerini bağlamaya çalışıyordu. Alparslan korna sesinden sonra yanımızdan geçip gittiğinde bile başını kaldırıp bir yere bakmadı. Onu öyle bir özlemiştim ki sanki tüm gün sarılsam yine de özlemim gitmezdi. Emniyet kemerini taktığında elimi uzatarak yüzünü arasına aldım. Gözleri gözlerime çevrildiğinde göz kapaklarımın ağırlaştığını hissettim. Ona doğru yaklaşarak dudağını öpmek için eğildim. Trafik umrumda bile değildi. Tek umrumda olan o yumuşak dudakların tadına tekrar bakabilmekti. Ama sonra aklıma gelen şeyle birlikte gözlerimi açarak Cihangir'i inceledim. Dudaklarımı dudaklarına sürttüğüm an ileri doğru dudaklarını hareket ettirdi ama kendimi geri çektim. Kapattığı gözleri sorguyla açıldığında sakallarını okşadım.
" Elimi tutmanın kolay olmadığı gibi, dudaklarımın da dudaklarını tutması pek kolay olmayacak, sevgili asker. " Dudaklarım her kelimede dudaklarına sürtündü ama daha ilerisine gitmedi. Ellerimi yüzünden çekerek " Hazırım ben, evime bırakabilirsin. " diyerek iyice geriye çekildim. Zaten gidebileceğim bir yerim yoktu.
Cihangir neye uğradığını şaşırmış olsa da kendini toparlaması uzun sürmedi. Kısa sürede kendine gelerek sürücü koltuğuna geçti. Evimin önüne gelene kadar da tek bir kelime bile etmedi.
Hani, dedi içimdeki ses. Hani bizimle konuşması gereken bir konu vardı?
Gözlerimi cama çevirmiş olsam da aslında dışarıya değil onun cama yansıyan gölgesine bakıyordum. Ona bu kadar yakınken uzak olmayı nasıl becerebiliyordum? Hala o elleri bana dokunmuyordu. Sırtına almış olsa bile tekrar tutma gibi bir eylem gerçekleştirmemişti ve dikkatimi çeken şey iki elinde de sargı bezinin olmasıydı.
Evin önünde durduğumuzda ayrılık vaktinin geldiğini anlamamak için salak olmak gerekirdi. Gitmek istemiyordum.
Ona arkamı dönmeyi hiç istemiyordum.
Ben ona aittim, onun da bana ait olduğu gibi. Ondan nasıl gidebilirdim ki?
" Geldik. " dedim sonunda dudaklarımda konuşma gerçekleşebildiğinde. Onun yanında susmak bile güzeldi.
" Yavaş da sürdüm ama geldik. " dediğinde kalbime bir ok saplandı. Okun ucunda ise Cihangir vardı. " Seninle olduğum an nedense zaman hemen geçiyor. Keşke yanındayken zamanı durdurabilsem. "
O bana seni seviyorum demese de olurdu. Gözlerimi kapatarak arabanın içindeki sessizliğimizi dinledim. " Konuşmak istediğin konu neydi? "
Yan dönmüş bana doğru bakıyordu ama ben yerimde sabittim. Emniyet kemerini bile hala çıkarmamıştım ama Cihangir benim aksime kendisininkini direkt çıkarmıştı. " Biz. " ağzından çıkan tek kelime bu oldu.
" Biz derken neyi kastediyorsun? "
" Evliyiz. " dediğinde yutkundum. Gözlerim gözlerini buldu. Turkuazlarında kaybolmayı özlemiştim. Ona doğru uzanıp tekrar kirli sakallarını ellerimin arasına almak, okşamak istiyordum. Belki bu sefer onu öpmek için bir girişimimde olurdu.
" Sürekli pot kırmaya başladığın şu mevzu. " Kaşlarım çatıldı. " Dünyaya duyurmak istiyor gibisin. "
" Tüm evren bilsin istiyorum. " başını hızla salladı. " Tabi senin de iznin varsa. "
" Birileri bilse ne olur ki Cihangir farkında mısın bilmiyorum ama biz seninle evli bir çift gibi değil de boşanma aşamasındaki bir çift gibiyiz. " yutkunmak artık zordu. Cihangir'in yüzünden geçen o ifadeyi bir daha görmek istemedim. Acı çekişini görmek tam bir eziyetti benim için.
" Boşanmak mı istiyorsun? " sorusu boğazıma takılan fındık gibi hissettirdiğinde ona irileşen gözlerimle baktım.
" Gerçekten söylediklerimden bunu mu anladın? "
" İstiyor musun? " gözleri ellerine indi. " Sonuçta sana zarar..."
" Bana zarar vermedin, sen beni kurtardın. " hatırlatmam onun için pek de etkili olmadı.
" Zarar vermenin eşiğindeydim. "
" Cihangir seni gerçekten keşke Alparslan'a dövdürseydim ya. Ama kıyamıyorum ki. Senin için deli gibi atan kalbimi de susturamıyorum. Aptal biraz sussa belki bizi iyileştirecek bir çözüm bulacağım ama yok. Sana zarar vereceğim diye ödüm kopuyor. Ne olur unut artık, yapma bize bunu ya. "
" Ellerimde bunlar varken hatırladığım tek şey..." sustu devamını getirmedi. İkimizde ne olduğunu çok iyi biliyorduk sonuçta gerek var mıydı devamına?
" Benimle konuşmak istediğin şey bu muydu? Yani sadece bu kadar mı? Ne bileyim eklemek istediğin bir şey yok mu? " Gözlerim evin kapısına çevrildi. Dudaklarımı sıkıca birbirine bastırdım. Yapacak başka neyim vardı ki? Sessiz kaldığında beni neden sırtına atıp artistlik yaptığını sormak istedim ama susmayı tercih ettim. " Peki o zaman. Gidiyorum. "
Kapıyı açmak için hamle yaptım ama kapıları kilitleyerek gitmeme izin vermedi.
" Biraz daha kalsan..." yutkundu. " Olmaz mı? "
Olur, demeliydim. Hep senin yanında kalsam olur. Eskisi gibi al beni yanına götür demek isterdim. Ama hiçbirini demedim.
" Ailem bekliyor, hani buraya çağırdığın. Hatırladın mı? " yutkunamadı. Gözlerini kapatarak iç çekti.
" Bize yaşattıklarım için özür dilerim. "
" Dileme. Sadece bir şeyleri yapmayı dene. " dediğimde kapının açıldığına dair gelen sesi duydum. Gitmemi engellemiyordu. Oysa izin vermesin isterdim. Sonuna kadar diretsin isterdim.
" Sen uyurken nefesini dinlemeyi özledim. " dediğinde kapıdan çıkmıştım. Göz yaşlarım yanaklarıma doğru süzüldüğünde ağlamamak için bir sebebim yoktu. Kapıyı sert sayılacak bir şekilde kapatarak evin bahçesine doğru koştum. Arkama bakarsam ondan gidemezdim, biliyordum.
Ondan hiç gidemedin ki diyen sesi duymamaya çalıştım. Yanaklarıma süzülen yaşları elimin tersiyle sildim ama yerine yenileri eklenmeye devam etti. Tuzlu tat dudaklarıma geldiğinde yüzümü ekşittim.
Sen uyurken nefesini dinlemeyi özledim...
Kafamın içinde dönen sesi susturulacak gibi değildi. Nasıl birbirimizi bu kadar severken ayrı kalabiliyorduk ki? Şimdi beni bırakmış olabilirdi ama sabaha kadar da buradan gitmeyeceğini çok iyi biliyordum. Her perdeyi açtığımda göz göze gelmek tam da bize yakışırdı.
Asansörün gelmesini beklerken onu düşündüm. Hayatıma nasıl bir anda girdiğini, kalbimi o an çalmaya başladığını. Dudaklarımda bir kıvrım oluşsa da yanaklarımdan süzülen yaşlara bu kıvrımı engelliyordu. Onun yanına dönmek için çok sebebim vardı. Mesela biraz daha yanında kalırsam nefesimi sayabilirdi. Cihangir bir keresinde dakikada kaç tane nefes aldığımı hesaplamıştı. Bunu kendine neden yapıyordu bilmiyordum ama ondan böyle şeyler duymak beni daha da hassaslaştırıyordu.
Kim sayardı ki nefesinizi?
Cihangir Karaboğa diye cevapladı içimdeki ses huzursuzca.
Asansör geleceği an içimdeki geri dönme arzusuyla baş edemedim. Tam geri dönmek üzereydim ki asansörün kapıları iki yana açıldı. Gözlerimin önüne tanıdık bir sima yerleştiğinde dudaklarım o şekline büründü.
Yutkunamadım.
Çünkü karşımda Evan Tilki vardı.
Sanem'in ortağı olan Evan Tilki.
Geriye doğru bir adım atacaktım ki benden hızlı davrandı kolumu tutarak beni asansörün içine çekti. En son duyduğum şey ise " Yeniden Merhaba Umay. " oldu.
Sanem'den kurtulmuş olabilirdim ama onun arkasında bıraktıkları sanırım yakamı bırakmayacaktı.
Yeni bölümde görüşmek üzere siyah kalplerim!
Sizleri seven
Rumi
🖤
Insta: rumistrop
Tiktok: therumice
Çizgi studio: gizemlikimliksizz
