İçeriğe geç

KUZGUN

Bölüm 42 · 60 dk okuma

KUZGUN

Bölüm 42

KABUL OLAN TEK DUAMSIN

Oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin siyah kalplerim.

Keyifli okumalar!

Umay

Gitme, kal diyebileceğiniz insanlar yerine sizden hiç gitmeyecek insanlar sığdırın hayatınıza diye bir cümle okumuştum psikoloji derslerinde hocanın önerdiği kitaptan. O zamanlar bu cümlenin ağırlığının ne olduğunu anlayamamıştım. Kimseye gitme demem gibi gelmişti. Ama hayat öyle bir noktadan bana yüzünü göstermişti ki artık hayatımda gitme, kal diyebileceğim kişiler vardı.

Buna Cihangir dahil değildi. Çünkü o zaten benden gitmezdi. Gidemezdi. Ne ben onu bırakabilirdim ne de o beni.

Şu an benden kaçıyor olmasını da anlıyordum. Sevdiği kadına kendi elleriyle zarar verecekti. Bunu yapmayı o ister miydi? Tuzağa düşmüştü. Ama bunu ona anlatamıyordum.

Gözlerimi hastane duvarlarından çekerek odadaki kişilere çevirdim. Başımda durmuş, Cihangir'in yokluğunu gidermeye çalışıyorlardı. Onlarla ilk tanıştığımızda bu halde olabileceğimizi söyleseler kıçımla gülerdim sanırım. Çünkü hiçbiri beni istememişti.

Cihangir dışında.

Ve şimdi de yanımda Cihangir yoktu. Onlar vardı.

" Parmak uçların üşümüş. " dedi Mizgin ellerimi ellerinin arasına alarak. Ona öyle bir baktım ki dudaklarım konuşmadı ama o ne demek istediğimi anlamış gibi baktı bana. " Cihangir kontrol etmemi tembih etti de. "

Parmak uçların üşürse ben varım diyen adam şimdi neredeydi? Kendi burada olmasa bile illaki birilerini benim yanıma yolluyordu. Bu durumun beni hoşnut etmesi mi gerekiyordu yoksa hüsrana mı boğması gerekiyordu gerçekten bilemiyordum.

" Sana çorap falan getirmiştim ya hani? " gözlerime baktı o anı hatırlayıp hatırlamadığımı sorgularcasına. " O yüzden bu görevi bana teslim etti. "

Yutkundum.

Bu görevi bana teslim etti de ne demekti? O neredeydi?

" Teşekkür ederim Mizgin ama hiç gerek yok. " Ellerimi ellerinin arasından çekmeye çalıştım. " Cihangir yoksa parmak uçlarım üşümeye devam edebilir. "

" Ama..." dudaklarını araladı ama söyleyecek bir şey bulamayınca kapatmak zorunda kaldı. Geriye doğru çekilip biraz önce oturduğu koltuğun yanında durdu.

" Hepinize teşekkür ederim. " dedim sesim mesafeli olmamalıydı, Cihangir'in yokluğunun cezasını onlardan çıkartmamalıydım ama nedense kendimi dizginleyemiyordum. " Yanımda kaldığınız için. "

" Her zaman. " dedi Kubilay başını dikleştirerek. " Her yerde, seninle. " göz kırptığında ona gülümsedim. Gizlediğimiz evliliğimizi öğrenmiş, bize kızmış olmasına rağmen benim yanımdaydı. O gerçek bir arkadaştı.

" Kopyala yapıştır. " dedi Alparslan gözlerini yüzümde gezdirerek.

" Gözlerin başka birini arıyor biliyorum bacım ama idare et bizimle. " gözlerimi Barbar'a çevirdiğimde ona asker selamı verdim. Bunu neden yaptığım hakkında hiçbir fikrim yoktu.

" Cihangir nerede? " sorumla birlikte hepsi birbirine döndü. Kimse nerede olduğunu bilmiyordu. " Bilmiyor musunuz? "

" Hastanededir. Uzaklaşmaz. "

" Ama yakınlaşmaz da. " dedim gözlerimi kapatarak. Bana kirli elleriyle dokunmak istemediği için Alparslan'dan beni taşıması istediğini duyduğum andan beri kendimi sıkıyordum. Biz bunu nasıl aşacaktık? Ya da aşmalı mıydık? Bunu bile bilmiyordum. Ondan ayrı kalma düşüncesi bile ürkütücü geliyorken o şu anda yanımda değildi.

Ağlamalı mıydım?

" Elleri iyileşmeden sana dokunmaz ama yanından da ayrılmaz. " dedi Kubilay derin bir nefes vererek. Başını yasladığı duvara sürttü. " Cihangir'i tanıyorsam kapında yatar, nefes alış verişlerini kontrol eder ama..."

" Ellerini unutmaz. " diye tamamladı onu Alparslan.

" Unutmalı. " dedim ne yapacağımı bilemeyerek. Bunun için kavga çıkarmak aklımın bir köşesinde dolanıyor olsa da şu an buna halim yoktu. Mideme ne yaptıklarını bilmiyordum ama kendimi oldukça halsiz hissediyordum. Sanki yataktan ayağa kalkacak olsam yeri boylayabilirdim.

" Sanem'den Kurtulduk. " dedi Mizgin Bir ayrıntıyı hatırlatmak istiyorcasına. " Bunu kutlamamız gerekmez mi? Bir görevin sonuna geldik. Herkes çok şükür ki iyi. "

" Kutlama. " Barbar kaşlarını havalandırdı. " Bu kutlamayı dallandırıp budaklamaya ne dersiniz? "

" Evlilik teklifi için yer arıyorsun derdim. " dedi Kubilay ellerini teslim oluyormuşcasına yukarı kaldırdığında güldü. " Buldun bahane tabi. Yer açıldı sana da. "

" Fırsatı değerlendirmeye çalışıyorum diyelim. " gözleri bana çevrildi Barbar'ın. " Ne dersin Umay bacım? Cihangir'i de orada öyle bir hale sokarız ki ellerini unutur. "

" Ona hiçbir şey ellerini unutturamaz. " Alparslan başını iki yana salladı. " Onunlaydım, başından sonuna kadar. Ne kadar çaresiz olduğunu görseydin..."

" Karalar bağladın yine. " dedi Barbar Alparslan'a bakarak. " İki dakika hayal kurmak da yasak kardeşim ya. "

" Hayallerine giden yol Leman'dan geçiyor farkında mısın? " diyen sese gözlerimi çevirdim. Birbirleriyle uğraşmayı seviyorlardı. Belki de sadece ben güleyim diye yapıyorlardı. Bilemiyordum. " Ve o kişi senin komutanın. Şaka mı? "

" Sana da selam X kuşağı. " dediğinde Barbar'a ağzım açık bakakaldım. Ondan böyle bir espiri beklemiyordum. O daha çok ağır abi gibi takıldığı için ona yakıştıramamış da olabilirdim.

" Kendini aşıyorsun. " dedi Alparslan da ona inanamadığını belli eden bakışlar atarak. " Beni şaşırtmaya devam etme lütfen. "

" Kalbine indirecek bir planım var. " dedi Barbaros ciddi ses tonuyla. " Hepinizin nefesini tutacağına emin olduğum bir plan hatta. "

" Bu plan sen ve Leman'ı mı içeriyor? " Kubilay'ın tırnak işareti yaparak söylediği cümleye gülümsedim. Kubilay eski haline dönmüş müydü yoksa dönmüş gibi rol mü yapıyordu emin değildim. Mizginle göz göze gelmiyor olmaları aralarında bir şeylerin olduğunu söylüyordu. Ama ne olduğunu asla kestiremiyordum. Yalnız kaldığımız bir an kesinlikle ağzını arayacaktım.

" Üstüne bastın kaldır ayağını kaldır. "

" İstersen ben direkt amuda kalkayım. " göz devirdi. " Öyle olmaz. "

" O da olur bak. " gözleri tekrar benimkilere çevrildi.

" Umay bile şok olacak. O Cihangir hıyarı da görsün bakalım belki benden örnek almak istediği şeyler olur. "

" Ne gibi? " diye sordu kuşkulu gözlerle Barbar'a bakan Mizgin.

" Ciddilik. " dediği an nefesimi tuttum. Evli olduğumuzu bilmiyorlardı. Odada bilen tek kişi vardı.

Gözlerimiz Kubilayla kesiştiğinde " Dikkat et de şok etmeye çalışırken şok olma. " dedi. " Belki seninkinden daha fena bir şey vardır. " göz kırparak Barbar'a döndü. Kimseye bir şey söylemeyeceğini biliyordum. Hiçbir zaman söylemeyeceğiz desek ölene dek saklayacağına da emindim.

" İmalı imalı konuşmalara başladın var sende bir şeyler. " dedi Barbar Kubilay'ın yanına doğru yürüyerek. " Doğru söyle lan hayatına birini aldın da bizden mi gizliyorsun? " soruyu duyan Kubilay odadan kaçmak için yer aradı. Işınlanmak diye bir şey olsaydı belki de şu an yanımızda olmazdı. " Gizli saklı var mı aramızda lan? Söylesene. "

" Biri değil birilerini almıştır. " dedi Mizgin ilk defa ucu Kubi'ye dokunan bir cümlenin içine dahil olduğunda. Onları bugün birbiriyle konuşurken görmemiştim. Kubilay ve Alparslan konuşuyordu ama Mizginle doğrudan iletişime geçmemişlerdi. " Bilirsin, klasik Kubilay. "

" Hadi ya. " Barbar onun dediklerine inanmış gibiydi. " Geçen gece neredeydin lan? Burada da mı buldun birilerini? " Hangi geceden bahsettiği hakkında bir fikrim yoktu. " Leman yatakta yoktu gece aramaya çıktım da yoktun odanda. "

" Leman'ı benim odamda mı aradın? " diye sordu baygın bakışlarını Barbar'a çeviren Kubilay.

" Her yere baktım. " omuz silkti. " Leman bazen uyurgezer olabiliyor. "

" Ciddi misin? " diye sordu gözleri irileşen Mizgin. " Bunca yıldır aynı evin içindeyiz ama bunu bugün mü söylüyorsun Barbar? "

" Hiç sormadınız ki. " Mizgin'in endişeli gözleri önce abisine dokundu sonra da Kubilay'a çevrildi. Onların konuşmalarının içinde kaybolmayı özlemiştim. " Ayrıca kapın açıktı Kubi. İçeri öyle dalmadık herhalde. "

" Bir de dalsaydın kardeşim. "

" Seni münasebetsiz işlerinin üstündeyken yakalamaktan korkmamış olsam girerdim de..." Kaşlarım havalandı. Ne işler ne?

" Ne münasebetsizliğimi gördün acaba Barbar? " Kubilay sessizliğini korur sanıyordum ama bu konu hakkında konuşmak, birilerine bir şeyleri göstermeye çalışmak gibi hareketleri olduğunu görünce havalanan kaşlarım olduğu yerde bir kavis çizdi.

" Görmedim de göredebilirdim. "

" Daha önce fazla sıkıcı olduğunu söylemiş miydim? " bıkkın sesine eşlik eden cümlesi canının sıkıldığına işaret ediyordu.

" Beni Sıkıcı bulmayan insanlar var, onlar yeter bana. " Barbar kollarını göğsünde birleştirerek yatağıma baktı. Kolumda bir serum bağlıydı ve neredeyse bitmek üzereydi. Gözlerinin oraya takıldığını görünce onu incelemeyi kestim. " Serumun bitecek ben bir hemşireyi çağırayım. " diyerek odanın dışına çıktığında " Beni de bekle. " diyen Alparslan da onun arkasından dışarı çıktı.

Odada benimle kalan iki kişi ne yapacağını bilmiyormuş gibi gözlerini parkeye çevirdiğinde derin bir nefes aldım. " Ölecek miyim? " diye sorduğumda ikisinden de çıkan " Ha? " sesine gülmeden edemedim.

" O da nereden çıktı? " Kubilay'ın kaşları çatılmıştı.

" Şuramda bir ağrı var. " dedim böbreklerimi göstererek. Ağrım falan yoktu. Sadece bu iki aveli yan yana getirmek istiyordum. Aralarındaki gerilimden az sonra bir elektrik çıkacaktı. " Ah, çok acıyor. Yaralandım mı ben? "

İkisi de koşar adımlarla yanıma geldiğinde bıyık altından gülümsemeye başladım. Oltaya gelen iki balık vardı. Şanslı günümde olmalıydım.

" Neresi? " diye sordu endişeyle çatılmış kaşlarına rağmen sesi yumuşak çıkan Kubilay. Biri sağımdaydı, biri de solumda.

" Umay söylesene neresi tam olarak? Yani böbrek mi değil mi? " endişeli gözlerle bana baktığında kıvırcık saçlarından yayılan şampuan kokusuyla neredeyse gözlerimi kapatacaktım. Mizgin'in kullandığı şampuan da neydi böyle? Konuya adapte olmamı engelliyordu. " Ya böbrekse? " korku dolu sesiyle kaşlarım havalandı. Böbreklerimle alıp veremediği neydi?

" Şurası. " dedim ikisinin de hizasında olması adına tam orta noktayı göstererek. Sırtımda elleri birleştiğinde ateşe dokunmuş gibi ikisi de irkildi ve Kubilay kendini bir adım geriye doğru çekti. Gözleri birbirine dokunmak istiyor ama arada bir duvar varmış da bunu engelliyormuş gibi uzak duruyordu birbirinden.

" Orası omurgan. " Kubilay elini ensesine koydu. " Doktor gelince söyleriz. Belki seni sıkıştırdıkları boks torbasının içinde yanlış bir hareket yapmış olabilirsin. "

" Omurgam mı? " İç çektim.

" Bahsettiğin yer orası. " başıyla beni onayladı. Gözleri zemindeydi.

" Omurga bedeni dik tutan şeydir. " dedim edebiyatsal bir yaklaşıma başvurarak. " Az önce ellerinizin üst üste gelmesi de benim için aynı şey. " yutkunuş sesinin hangisinden geldiği hakkında bir fikrim yoktu. " Aile de bu şekilde ayakta durur. İnsanlar birbirinin omurgası olur ve birbirine tutunur. Söyleyin bana bu gözlerinizdeki saçmalık da neyin nesi? Birbirinizden en uzak noktayı arıyor gibisiniz. "

" Alakası yok. " Mizgin kıvırcık saçlarını kulağının arkasına sıkıştırdı. " Ne alıp vermediğim olabilir ki bununla? "

" Bu? " Kubi kendini gösterdi. " Bana bu mu dedin? "

" Aşkım mı demeliydim? " dediğinde Kubilay'ın bedeni gerildi. " Kızlar sana genelde böyle sesleniyor demek ki, beden buna tepki veriyor olmalı. "

" Ne alaka Mizgin? "

Gözlerim bir Mizgin'e bir de Kubilay'a kayıyordu. İkisi arasındaki gerilimi izlemek oldukça keyifliydi. Tabi ki ucu bana dokunmayacak şekilde olursa.

" Bir alaka kur diye demedim. Benimle konuşmaz mısın? " sinirli gözlerini Kubilay'ın üzerinde gezdirdi Mizgin ve bakışları bana döndü. " Her zamanki gibi benimle laf dalaşına giriyor, aynı Kubi. "

" Aynı Kubi değil. " dedim göz ucuyla ona bakarak. " Bunu ikimizde çok iyi biliyoruz. Aranızda öyle bir gerilim var ki bütün şehrin elektriğini kesebilir. " Mizgin gözlerini zemine indirdi. Kubilay da onun tam tersini yaparak elini ensesine attı ve tavanı izlemeye başladı. " Hey, size diyorum. Ne oldu be? "

" Aslında..."

" Alparslan bizi gördü. " dedi Kubilay ağzından dökülen cümleye gözlerimi irice açarak cevap verdim.

" Gördü derken, neyi gördü? " yutkunuşumu gizleyemedim.

" Kubilay abim beni öperken. " tiksinircesine yüzünü buruşturdu. " Dudaktan. "

" Hala abi diyor ya. "

" Sevdiği kadının arkasında duramayan bir adama ne demem gerekiyor pardon? " İkisi arasında her an bir bomba patlayabilirdi ve ben de o bombanın ortasında kalacak olabilirdim. Olayların nasıl bu boyuta geldiğini anlamıyordum.

Bir dakika bir dakika!

" Oha siz öpüştünüz mü? " diyerek yerimde doğruldum. Ellerimi birbirine çarparak heyecanla gülümsedim. " Sonunda açıldın demek Kubi bey. " gözlerimi Mizgin'in mutlu olduğunu düşündüğüm gözlerine çevirdim lakin umduğum tepkiyi bulamadım.

" Açılmadı. " Mizgin sinirle güldü. " Abime ne dedi biliyor musun? "

" Yüzünüze bakılacak olursa sanırım öğrenmek istemiyorum. " Kubilay yüzünü önüne eğmiş bir şekilde yere bakıyordu. Mizgin'in her şeyini bilen, onu çocuksu bir heyecanla seven Kubilay şu an karşımda duran adam mıydı?

" Karşında tam bir korkak duruyor Umay. " Mizgin'in bir taşı yaracak kadar tok çıkan sesiyle sersemledim. " Ya da ben her şeyi yanlış anlamışımdır. " omuz silkti. " Yıllardır gözlerim onun gözlerinden başkasını görmedi onunkiler de öyle sandım lakin ben büyük yanıldım. " Gülümsedi, bu buruk bir tebessümden ibaretti. İçinde vazgeçmişlik kırıntıları da mevcuttu. " Artık bir beklentim yok, duyulsun. "

Kubilay'ın yutkunuşunu izledim. Neden bir cümle kurmuyordu? Haksız olduğunu bilerek mi susuyordu? Anlam veremiyordum. Dudaklarını araladı ama sonra tekrar kapandı. Onların arası açılmış mıydı?

" Alparslan benim silah arkadaşım. " dedi dudaklarını aralayarak. " Ve ben onun kardeşine yan gözle baktım. Bu işin tek bir çözümü var o da belli. "

" Neymiş belli olan ya? " Mizgin kıvırcık saçlarını eliyle dağıttı. " Sen beni çıldırtmak mı istiyorsun ya? Nasıl çözecekmişsin bu durumu? Artık ortada olay yok, farkında mısın bilmiyorum ama abim hiçbir şey olmamış gibi davranıyor. Bizi mahveden tek kişi sensin. "

" Benim. " dedi tok bir sesle. " Herkesin hayatını mahveden benim, doğru. "

" Tek bildiğin şey söylediğim şeylere doğru diyebilmek. " Yüzünü ekşitti. " Yazık, gerçekten çok yazık. Ben..." Nefes alamıyor gibi gözlerini yukarı çeviren Mizginle elim ayağım birbirine dolaştı. Ne yapacaktım? Keşke konusunu hiç açmasaydım diyen tarafım susmayı seçti.

Onlar yıkılmıştı.

" Beni başka biri sanma, ben bundan ibaretim Mizgin. " dedi Kubilay ellerini önünde açarak. " Benim sana verebilecek hiçbir şeyim yok. Senin arkanda dağ gibi bir abin var, seni benim küçük bir darbem üzemez. "

" Merhaba yabancı. " diyaloglarının tuhaflığını görmezden gelemezdim. İkisini yan yana tutmak bile oldukça tehlikeliydi. " Bundan sonra rica ediyorum beni koruma adına takip etme. "

" Seni takip etmiyorum. " elinde bir kırmızı kalem olsaydı sanırım şu an cümlesi çizilmiş olurdu.

" Merhaba yalancı. "

Kubilay göz devirdi. " Çocuk gibi didişecek miyiz? "

" Bundan sonra seninle benim aynı cümlede ismim bile geçemez. Cümlelerini kullanırken biz kelimesini kullanmazsan sevinirim. " dediği an Kubilay'ın sabır dilenir gibi tavana bakışını yakaladım.

" Resmiyet sokalım araya diyorsun? " sorudan çok onay almak istiyor gibiydi bakışları. Aralarında bir rüzgar mı esiyordu yoksa ateş mi yanıyordu anlayamıyordum. Tek bildiğim cümlelerinin soğukluğunun beni delip geçebileceğiydi.

" Sana hiçbir şey demiyorum. " Elini beline koydu Mizgin.

" Trip mi? Şu an mı? "

" Trip sevdiğin, tanıdığın insanlara atılır. " dedi Mizgin usulca. " Ben seni tanımıyorum. "

" Cümlelerin kalbimi kırar sanıyorsun herhalde? " ikisinin ortasında olmam iyi miydi kötü müydü bilemedim. Gözlerim bir ona çevriliyor, cümlesinin karşılığını bulmak için dalaşan diğerine çevriliyordu.

" Kalp mi var ki kırılacak? " Mizgin'in cümlesi ikisinin arasına atılan bir bombayı andırıyordu. Kubilay dudaklarını sıkıca birbirine bastırdı. Kendini neden geriye çekiyor anlamıyordum. Gözlerinde bambaşka bir şeyler vardı. Tanıdığım Kubilay gibi bakmıyordu.

" Yok. " Gülümsedi Kubilay. " Olsa da burada kimseye yer yok. Özellikle de kıvırcık saçlı kadınlara. " göz kırptı. " Kolay kolay kırılmaz, incinmez. "

" Merhaba robot. " dedi Mizgin bu seferde. " Edebiyata başlayan robot. "

" Bence aranızdaki bu tartışma küçük bir öpücükle sonlanabilir. " dediğim an ikisi de aynı anda " Umay! " diye bağırdı. Cihangirle bu şekilde kavgalı olsak bizi bir öpücük kendimize getirirdi. Sanırım herkesi biz sanıyordum.

" Ne ya? Sadece bir teklifti. "

" Lütfen sen teklif sunma. "

" İyi. " kızgın gözlerimi Kubilay'a çevirdim. Onu dövecek gibi bakmam dışında bir sorun yoktu. " Birbirinizi yiyin, bana da git çekirdek getir Kubi. İzlemek istiyorum. "

" Keyfe bak, başka ne istersiniz hanımefendi? "

Elimi çenemin altına yasladım. " Aslında var ya mısır da olsa mükemmel olurdu. "

" Vizyona giren filme gireceksin çünkü az sonra. " Kubilay göz devirdi.

" Kubilay beni döv istersen öyle laflarla olmaz yani. "

" Kubilay herkese öyle. " Dedi Mizgin. " Ama abimin yanında hiç de öyle sözler söylemiyor. Bence abime karşı bir şeyler hissediyor. "

" Hadi ya..." gözlerim Kubilay üzerinde dolaştı. " Yöneliminin değiştiğini bilmiyordum. "

" Bayılacağım şimdi şuraya. " eliyle gösterdiği yere baktığımda ofladı. " Bir de bakıyorlar ya. "

" Ben bakmadım. " omuz silkti Mizgin. " Beni cümlelerinin içinde de geçirme. Çoğul konuşurken bile dahil etme, rahatsız oluyorum. "

" Rahatsızlık vermek istemem. " dedi Kubilay sinirle soluyarak. Onunla konuşmak için can atan tarafını bir kenara atma sebebi neydi? Onu engelleyen şeyin ne olduğunu bulacaktım. O benim sırrımı saklayan adamdı, eğlendiğim, beni seven adamın en yakın arkadaşlarından biriydi. Bunu ona borçlu gibi hissediyordum kendimi.

Kapıya doğru ilerleyecekti ki kapı açıldı ve içeri elindeki telefonla Alparslan girdi. " Mizgin telefonun bende kalmış. Seni biri aradı da yanlışlıkla açtım ben. " dediği an kaşlarım havalandı. Gözlerim sabırla Kubilay'a çevrildi. Ellerini yumruk yaptığını gördüğüm an derin bir nefes verdim.

" Kimmiş? " diyen kişi yoktu, kişiler vardı. Mizgin ve Kubilay aynı anda sormuştu soruyu.

" Sanane biraderim? " sorusuyla gözlerini Mizgin'e çevirdi Alparslan. Kubilayla arası bozulmuş gibi davranmıyordu. " Mahirmiş ya. " dediği an dudaklarım o şekline büründü. Mahir de kimdi? " Yüksek Lisans yapmak istiyormuş sizin okulda. Şimdi de bahar dönemi yaklaşıyormuş kayıt için bir şeyler soracakmış. " Mizgin'in tam karşısında durdu. " Kızım alsana kendin konuş, ben ne anlarım yüksek lisanstan, sen anlat. " Mizgin telefonu eline aldığı an dişlerini sıktı.

" Mizgin üniversitenin rektörü falan oldu galiba da haberimiz yok. " dedi Kubilay ağzının içinde geveleyerek. " Öğrenci işleri mi bu kız? "

" Mizgin de yüksek lisans istiyordu. " omuz silkti Alparslan. " Bence birbirlerine yardımları dokunabilir. " Bu cümlenin öylesine bir cümle olmadığını anlamıştım. Alparslan alttan alttan gülümsüyor, Kubilay'ın gözlerinin içine bakarak abartılı bir tonlamayla konuşuyordu. Mizgin olayının ikisinin arasını bozacağını düşünmeme rağmen öyle değildi. Kubilay kendini biraz geriye çekmiş gibi görünse de Alparslan buna izin vermeyecek gibi duruyordu.

" Mahir lavuğun teki ne anlar yüksek lisanstan? " Kubilay'ın yumruk yaptığı elinin beyaz boğumlar oluşturduğunu gördüm. Kızıyordu, bu kızgınlık kimeydi? Kendine mi?

" Ciddi misin? " diyen Mizginle gözleri ona çevrildi. Onu öyle bir dikkatli inceledi ki bir an içini görüyor sandım. " 92 mi aldın sınavdan? " Mizgin'in yüzünde şaşkınlık dışında bir duygu daha vardı. Telefondaki kişiye olan hayranlık.

Vay canına, dedim içimden. Eskiden suskun olan ikili arasında şimdi bambaşka şeyler olacak, birbirlerinin kıymetini anlayacaklar. Öyle ya da böyle...

" Sana inanamıyorum, bu çok iyi. " dedi Mizgin dudaklarını öne doğru bükerek. " Ben 88 almıştım. " Yüzünü buruşturdu. " Aşırı kıskandım seni şu an. "

" Yalan söylüyordur kesin. " diyen Kubilay'a bayık bakışlarını göndermek dışında bir şey yapmadın Mizgin. Telefondaki kişi dikkatini çekecek şeyler söylüyordu, belliydi. " Mahir'ini sikeyim. " ağzının içinde mırıldanmış olsa da ona baktığım için dudaklarını okuyabilmiştim.

" Ben şu an ülke dışındayım. " dedi Mizgin odanın içinde ileri geri yürüyerek. " Döndüğümde seni arayacağım, söz. "

" Söz. " diye tekrarladı Kubilay kaşları çatılırken.

" Görüşürüz. " diyerek telefonu kapatan Mizgin'in gözleri irice açılmıştı. " Yuh bu kadar yüksek not nasıl alabildi ya? " yüzü üzüntüyle büküldü. " Ben de çalıştım aynı şeylere. "

" Ayartmıştır birini kendine not ekletmiştir. "

" Kendinle karıştırıyorsun galiba? " Mizgin'in tek kaşı havaya kalktığında Kubilay'ın çenesi dikleşti.

" Bu adam asker değil mi? Ne yüksek lisansı ya? "

" Bilmiyorum. " omuz silkti Alparslan. " Sanırım başka sularda yüzmek gibi bir hedefi var. " bakışlarının odağı Mizgindi.

Mizgin'e giden yol, hukuktan mı geçiyordu? Kendisi gibi biriyle birlikte olması onu mutlu eder miydi? Kalbi bir başkasında olduğu sürece bunun ne önemi vardı ki?

" Suyunun gideğenini değiştiririm onun aklı şaşar. " küfür etmeden küfür etmek sanırım bu olsa gerekti.

" Coğrafya çalışıyorsun sanırım? " diye soran Mizgin'in tek kaşı havadaydı. " Gideğen? "

" Aynen ben de hazırlanıyorum sınava. " dedi Kubilay burnundan nefes vererek. " 99 almak için. "

" İmkansız. " başını iki yana salladı Mizgin. " Bu imkansız. Sen yüksek lisansı çocuk oyuncağı sanıyor olabilir misin? "

" Kimi çocuk oyuncağı sandığım bende kalsın. " elleri hala yumruk şeklindeydi ve dudakları düz bir çizgi halindeydi. Bakışları baygındı. Kubilay'ın eski hali nerede diye bağırmak istiyordum.

" Abi ne zaman gideriz Türkiye'ye? " sorusuyla birlikte Alparslan omuz silkti.

" Büyük dayı burada. " sesindeki şaşkınlık fark edilmeyecek gibi değildi. " Bu soruyu ona sorsak iyi olacak. "

" Onun burada ne işi var? " Kubilay sorusunun cevabını beklemeden kapıya doğru bir kez daha ilerlemeye başladı ama onu durduran şey yine birinin odaya girmesi oldu.

Barbar yanındaki doktorla birlikte yanımda doğru geldiğinde arkasından giren Gece ve Büyük dayıyı görünce kaşlarım havalandı. Leman ve Cihangir dışında herkes burada, yanıbaşımdaydı.

Gözlerimin aradığı tek kişi ise Cihangir'di.

" Geçmiş olsun. " diyen doktora teşekkürlerimi ilettim. İngilizce konuştuğu için onu anlayabiliyordum. " Sorun yok, hastaneden çıkış işlemlerini yaptırabilirsiniz. " dediğini duyduğum an içimde büyük bir boşluk oluştu. Bu cümleyi Cihangir duysun isterdim. Yüzündeki tebessümle bana baksın isterdim. Hiçbiri olmamıştı.

" Çıkış işlemlerini ben hallederim. " diyen Barbaros doktorun arkasından çıkıyordu ki duraksadı. " Sanırım yanıma bir de dil bilen biri lazım. Ben pata küte biliyorum da. " dediği an Mizgin gülerek onun arkasından ilerledi.

" Geçmiş olsun Umay. " dedi Gece yanıma doğru gelip üzüntüyle bana bakarak. " Çok endişelendik senin için. Şükür ki iyisin. "

" İyiyim. " dedim duraksayarak. "En azından bedenen. " dilimin ucunda Cihangir yoksa iyilikte yok cümlesi dolanıyordu. Nerede olduğunu deli gibi merak ediyordum. Kapının dışında bekliyor olabilir miydi? " Büyük dayı senin burada ne işin var? " sorumla birlikte kaşları havalandı.

" Arkanızı toplamaya geldim. " dediği an göz devirdim. Benimle artık işleri bitmişti. Görev için ellerinde tuttukları biriydim. Cihangir'in eşi olmam ise onların yanında kalacak olmamın bir getirisiydi. " Geçmiş olsun kızım. " içten sesiyle kaşlarım havalandı. " Cihangir dışarıda, kapının önünde. Merak etme senin yanından ayrılmaz. Lakin biraz zamana ihtiyacı var gibi. "

" Zamana ihtiyacı falan yok. " başımı iki yana salladım. " Benim tek ilacım o, yanımdaysa iyiyim. Bunu bildiği halde neden kapının dış mandalı gibi geri planda durmaya çalışıyor? " Gözlerim Gece'ye kaydı. " Ben kimim? "

Büyük dayının genzinden çıkardığı sesle iç çektim. Onun karısıyım diye bağırmak istiyordum. " Lütfen içeri gelmesini söyler misiniz? Fenalaştığımı söyleyin, öldü deyin ama içeri gelmesini sağlayın. Görmek istiyorum onu. "

" Biraz sonra biz çıkacağız, sizi de yalnız bırakacağız. " dediği an kapı açıldı ve gözlerimin önüne giren silüet Cihangir'den ibaret oldu. Bakışları zemindeydi. Kafasını kaldırdığı an gözlerimiz birbirini buldu. " Hatta şimdi çıkacağız. " diyerek kapıya doğru yürümeye başladı. Odadaki herkes teker teker kapıdan çıktığında ciğerlerime kadar oksijen dolduğumu hissettim. Çünkü nefes almamı sağlayan o kişi buradaydı.

Kocam.

Kapıyı arkasından kapatan Alparslan oldu. Cihangir kapının dibinde duruyordu. Bana doğru ne bir adım attı ne de geri adım attı. Olduğu yerde durup bana baktı.

" Konuşmayacak mısın? " sorumla birlikte gözlerini sıkıca yumdu.

" Sesinin verdiği huzuru bana kimse vermiyor biliyor musun? " afallamadım. Bunun bendeki etkisi de aynıydı. Kalbiniz biri için atıyorsa ve bu karşılıklıysa hissettirdikleri de karşılıklı oluyordu. " Hele ki gözlerinin içine bakmak, sende kaybolmak demek. "

" O zaman neden benden uzak duruyorsun? "

" Durmuyorum, duramam ki. " başını arkasındaki kapıya yasladı ve gözlerini kapattı. Aramıza bir sınır çizmiş gibi görünüyordu. Dudakları hafif aralık bir şekilde öylece durdu. " Benim senden başka gidecek yerim yokken nasıl senden uzak durabilirim? Ben sadece..."

" Sen sadece kendimi mi cezalandırmaya çalışıyorsun? " gözlerimin içine bakmaya korkuyordu. " Bunu yapma kendine Cihangir. Her şey bitti, bizi de bitirme. "

" Hiç başlamayan bir şeyi bitiremem ki..." Kaşlarım havalandı. Ne demek istediğini kendi içimde düşünmeye başladım. Kelimelerinin canımı yaktığını hissettim.

Başlamamış mıydık?

" Ben sana zarar vermek dışında bir şey yapmıyorum. " sinir tüm hücrelerimi uyardığında yattığım yerden kalkarak onun dibinde bitmek istedim. Dudaklarına yapışıp kelimelerini yutmak, zihninin içindeki kirli düşüncelerden kurtulmak istedim. " Seni öyle bir şeyin içine düşürdüm ki bu da yetmezmiş gibi ellerim..."

" Başlarım ellerine. " diyerek yerimde doğruldum. " Cihangir Karaboğa, ben senin karınım ve karın olarak emrediyorum şu saçma sapan düşüncelerin içinden derhal çık. Yoksa..."

" Babanı aradım. " dediği an zihnim durdu. Bütün gerçekliğin bu araya kadar olduğunu fark ettim. Dümdüz bir çizgiyi andıran dudaklarına çevrilen gözlerim hayal kırıklığı ile doluydu.

" Sebep? " diyebildim sonunda.

" Emanetine sahip çıkamadım dedim. " dediği an benim için bir şeylerin bittiği noktaydı. Gergin sinirlerim belki de ilk defa şiddet uygulamak istiyordu. Hem de sevdiği adama. Aptal adam. Hala emanet derdindeydi.

Kolumdaki serumun takıldığı yeri hiç düşünmeden hızla çektim ve ayağıma ayakkabı bile giymeden hızla Cihangir'in önüne ilerledim. " Sikeyim senin emanetini de kurallarını da düşünceni de. " karşısında durduğum an gözleri irileşti. Bunu beklemiyor olsa gerekti. " Senin var ya dövülmen gerek Cihangir. Aklın başına gelene kadar dövül..." elimi göğsüne vurduğum an ellerini yumruk yaparak belinin arkasına sakladı.

" Umay. " acı çeker gibi olan sesini duyunca yumuşayacak gibi oldum. Ona sürekli gösterdiğim bir yüzüm vardı. Ama bu yanımı ilk defa görüyordu.

Hırçın, istediğini almak için karşısındakini süründürecek Umay'ı.

" Babam ne zaman geliyor? " diye sorduğumda gözlerini kapattı.

" Buraya gelen ilk uçak biletini aldım. "

" İyi. " dedim tükürurcesine. " İstediğin gibi uzak kalalım. "

" Yok. " yerinde dikleşti. " Bizimle kalırlar. "

Gülmemek için dişlerimi birbirine bastırdım. " Orası askerlerin evi, ailemi oraya sokamazsın. Sen de çok iyi biliyorsun ki bunu timden kimse istemez, izin de vermez. "

" Ev tutarım. " dediği an başımı havaya kaldırıp ona kafa atma isteğimle boğuştum.

" Ailemin neden buradan gittiğini sana hatırlatmamı ister misin asker? " ona hitap cümlemi değiştirdiğim an göğsünde oluşan kabartıyla kaçıp uzaklaşmak dışında bir isteğim yoktu. Madem beni elinin tersiyle itiyordu bazı şeyleri de duymak zorundaydı. " Ailemle yaşadıkları yere giderim. "

" Hayatta olmaz. "

" Beni bağlayan bir şey yok. " dediğin an kaşları ortada tek bir çizgi olacak kadar birleşti.

" Sen benim karımsın. " tehlikeli ses tonu başka bir anda olsak tüylerimi diken diken edebilir, beni etkileyebilirdi. Lakin şu an söylediklerinin beni etkilemesi diye bir şey söz konusu bile değildi. Çünkü ona sinirliydim. Ve sinirimi çekmesini istiyordum.

" Kağıt üstüne. " omuz silktim. " Bu hiçbir şeyi değiştirmiyor. Ayrıca beni kendinden uzaklaştıran birine ben pek de kocam denilmesini uygun bulmuyorum. "

" Umay. "

" Efendim asker? " alt dudağını dişlerinin altına alarak sakin kalmaya çalıştığında gülmemek benim için oldukça zordu. İşte oltaya geliyordu. Onu öyle bir sinir edecektim ki beni sinir ettiği anların hepsinin acısını alacaktım.

" Bana şöyle seslenme. " sesindeki tınıyı sevdim mi sevmedim mi karar veremedim.

" Asker değil misin? Seslenmem sorun sorun değil bence. Asker olan birine ne diye seslenmeliyim ki? " Gözlerimi kısarak ona baktığım an gözleri koluma kaydı.

" Kanıyor. " dedi serumu çıkardığım yere bakarak.

" Benim başka yerlerim de kanıyor, orası için de endişelendin mi hiç? " Kesinlikle drama kızı oynuyordum. Ve bu faydalı da oluyordu. Gözlerindeki ifade yumuşamaya başladı. Elleri hala yumruk şeklinde arkasında duruyordu. Sargı bezlerinin etrafı kurumuş kan izleriyle doluydu. Bu görüntü içimde bir yerin cız etmesine sebep oluyordu. " Endişelensen bana böyle davranmazdın. Ellerini arkana değil, acıyan yerlerime bastırırdın. " acıyla yutkundu. Sanki ne dersem diyeyim hak ediyormuş gibi bakıyordu gözleri. Oysa öyle değildi. Dudaklarını aralayıp bana bir şeyler söylemeliydi.

" Susacak mısın? " Turkuazlarında gördüğüm duygu değişimlerini adlandıramıyordum. Belki de dediğini yapmalı ve zamana bırakmalıydım. " Susmana değil, konuşmana ihtiyacım var. "

" Sana iyi geleceğini düşündüğüm sözlerim yok ki. " Bir çocuk gibiydi. Kollarımı boynuna dolayıp sıkıca sarılmak istiyordum ona.

" Oysa ben dudaklarının arasından bir harf çıksa bile mutlu oluyordum, nasıl bilmezsin bunu? "

" Kendimi zor tutuyorum. " başını sertçe kapıya çarptı. " Bu lanet düşünce zihnimin içinden çıkmıyor. Sürekli sana zarar verdiğim anı düşünüyorum. Söylesene bana, ben sana nasıl dokunabilirim Umay? Ben sana nasıl hiçbir şey hatırlamadan yaklaşabilirim? Unutamam ki, kendime o kadar çok kızıyorum ki..."

" Nereden bilecektin? "

" Bilmek değil mesele. " duraksadı. " Mesele hissetmek. Seni nasıl hissedemedim. "

" İnsanlar bazen yanlış hissedebilir. " yutkundum. " Kendine bunu düşünerek eziyet edemezsin. "

" Kendimi yerin dibine sokmak istiyorum. Canım yansın istiyorum. "

" İyi. " dedim bir adım geri giderek. " Canın yansın istiyorsun ha? " Dudaklarımı yaladım. " O zaman uzak dur benden asker, bir daha yanıma yaklaşma. "

" Sana veda edemem. " acı dolu sesi kulaklarımda yankılandı. " Senden gidemem. "

" Bu bana gelmiş halin mi? " Gözlerimi kısa süreli yumdum. " Yapma Cihangir, sen bu değilsin. "

" Değilim, Allah kahretsin ki bu ben değilim. Biliyorum, sen bilmiyorum mu sanıyorsun? Gözlerine bakamıyorum ben senin ya. Kendimi suçlamamak istiyorum, tamam diyorum. Nereden bilecektin orada olduğunu diyorum ama içimdeki sesi susturamıyorum. Kafamdaki sesler benden daha çok konuşuyor. Sanki içimde iki ayrı kişi varmış gibi hissediyorum. Tanımadığım kişiliğimin seni inciteceğinden deli gibi korkuyorum. Allah kahretsin ki kendimi bir kavanozun içine kapatıp kendime gelene kadar orada durmak istiyorum. Ama o kavanozun dışında da sen ol, sen orada ol ki nefes alabileyim. Sen yanımda ol ki, nefesim bitse bile iyi ki gözlerine bakarak nefesim bitti diyebileyim. "

Ne demek istediğini öyle iyi anlıyordum ki, ne diyeceğimi bilemeyerek bir süre sustum. O kadar uzun bir süreydi ki bu ikimizde sessizlikte boğulduk. Turkuaz gözleri gözlerimden hiç ayrılmadı.

" Sessiz kalman çok acıtıyor. " harelerinde gezdirdiğim gözlerimi zemine indirdim. Benden uzak kalmak istemiyordu ama bir yandan da uzaklaşıyordu. Açıkçası ne yapmak istediğini asla anlayamamıştım.

" Ne dememi bekliyorsun? "

" Bilmiyorum. " dediğinde iç çekerek ona doğru yaklaştım. Ayak parmak uçlarımız birbirine dokundu. Benim ayaklarım çıplaktı onunkinde ise ayakkabı vardı.

" Alnımdan öp. " öne doğru eğildim ama aynı hızla geri çekildim. " Diyecektim ki biraz mesafeli olmamız gerektiğini hatırladım. " dudaklarımı öne doğru büzdüğümde gözleri dudaklarıma indi. Sonra da ayak ucuma baktı.

" Ayakların çıplak. "

" Seviyorum belki çıplak. " duraksadım. Üstüne bastırdığım kelimeyi anlamış mıydı emin değildim. " Ayak. " diyerek cümlemi bitirdim.

" Üşüyeceksin. "

" Üşümem. " inatlaşmak güzel bir yöntem olabilirdi. Belki inadını kırar ve arkasına sakladığı ellerini açığa çıkarır ve beni taşırdı.

" Üşürsün. " sesi sakin kalmanın en son aşamasında olduğunu belli ediyordu. Biraz daha onun dediğinin aksini iddia edersem sanırım kendi haline dönebilirdi.

" Üşümüyorum ya. Ayrıca beni çok düşünüyorsan kendin götürür, oturt bakalım yatağa. " çenemi dikleştirdim.

İç çekerek bana baktı. " Yapamam mı sanıyorsun? "

" Yapmazsın. " gözlerimi ellerine çevirdim. " Aman Allah korusun ellerinde veba falan vardır, sakın bana dokunayım deme. " geriye doğru bir adım kaçtım.

" Gitme. " dudaklarından çıkan kelimeyle adımlarım olduğu yerde kaldı. İçimde bir sızı oluştu. Sanki bir ayrılık konuşmasının ortasındaymışız gibi bakıyordu gözleri. Benden gitmezdi, gidemezdi. Bizi bağlayan bir evliliğimiz olduğu için demiyordum bunu. Bizi birbirimize bağlayan şey ruhlarımızdı, uyumlarımızdı. Aptal bir imza değildi. " Yaşayamam ki. "

" Aptal, ben yaşayabilir miyim sanki? " sorumla dudakları öne doğru büküldü. Onu böyle görmeye alışkın değildim. Küçük bir çocuk gibi önümde eğilecekti neredeyse.

" Seni çok seviyorum, bunu anlatamam yani tarif bile edemem. Ama içimde rahatsızlık veren bir hisle boğuşuyorum. Seni hak etmediğimi söylüyor. Başını belaya soktuğumu söylüyor. " gözlerini sıkıca kapattı. " Düşünüyorum seni ya hiç bulamasaydım, o zaman ne yapardım? Ya sen de havuza...." devamını getirmedi.

" Sanem senin sinirlerinle oynamış. Kafanı karıştırmak istemiş ve sen de izin vermişsin. " dedim tek düze bir sesle. " Aferin sana. "

" Belki de öyle oldu. " adem elmasının yutkunuşuyla birlikte hareketini izledim. " Ama şuram sıkışıyor. " elini kalbinin üzerine koydu. Sonra elini kullandığını fark etmiş olacak ki hızla arkasında topladı. " Yanında olmak isterken her yanında olduğumda başına bir şey gelecek diye düşünmek kalbimi sıkıştırıyor. "

" Cihangir, buradayım. Hayattayım, baş ucundayım. " Derin bir nefes aldım. Bir psikolog olsaydım belki onu rahatlatacak farklı kelimelerim olurdu lakin hala staj yapan bir öğrenciydim. " Bir adım uzağındayım. Ama madem için rahat etmiyor, uzak duralım. Biraz mesafe bize iyi gelebilir. Dediğin gibi..."

" Hiçbir şey demedim. " başını hızla iki yana salladı. " Yemin ederim demedim. Sadece ellerimi mahvetmek istiyorum. Sen görme istiyorum. Sana bir şeyler çağrıştıracak diye ödüm kopuyor. Bu yüzden ne yapacağımı bilemedim. Aileni çağırdım. Belki onları istersin, ne bileyim belki onlar seni sakinleştir..."

" Aptal, beni senden başka kimse sakinleştiremez. " elimi göğsüne koyup vursam bana bir şey diyemezdi. Akıllanana kadar ona vurmalıydım belkide. Şiddet dedi içimdeki ses, ona vurmaya kıyamazsın ki.

Haklıydı, canı acırdı.

" Beni senden başka kimse de iyi edemez. " saçlarımı savurarak yatağa doğru yürümeye başladım. " Ama sen bu düşünceyi zihninden atalı çok olmuş. Yatağa oturduğum an yerinde dikleşti. " Madem sen ne yapacağının kararını veremiyorsun o zaman bu kararı vermek bana düşer. Kararıma saygı duyacağını düşünüyorum. "

" Her zaman ama..."

" Aması yok Cihangir. " dediğim an hızlı nefesler almaya başladı.

Bir tartışma çıkarıp dudaklarına yapılmakta yanıp tutuşsam da bunu hastanede yapamayacağımı fark ederek bu fikri daha sonraya erteledim. Cihangir zaten az sonra söyleyeceklerimden sonra ne yapacağını şaşıracaktı.

" Tamam, sen dersen ben her şeyi yaparım. "

Bilmez miyim, dedi iç sesim. Dudaklarının her hareket edişini gördüğümde zihnim başka bir yere kaymak zorunda mıydı? Ellerini unutmasını sağlayabilirdim.

" Her şeyi mi? "

Başını salladı. " Senin için her şeyi. "

" Ailemle kalmak istiyorum, birkaç gün. " kaşları havalandı.

" Ama..."

" Aması yok. "

" Umay sensiz ne yaparım? "

" Ellerini iyileştir. " dediğim an aklına bir şey gelmiş gibi bana doğru yürümeye başladı.

" Yani yanımda yatmayacak mısın? " uzun bir yoldan gelmişcesine soluklandı.

" Yanında olsam da yanımda yatmayacağını ikimizde biliyoruz. " gözlerimi ellerine çevirdim. " Mazallah ellerin bana değer..."

" Doğru, değebilir. " Ondan ellerini koparmasını istesem bunu yapacakmış gibi bakıyordu. Demek ki durum sandığımdan daha büyüktü. Onu anlamak için birkaç makale okumam gerekiyordu. Nasıl yaklaşmam gerektiğini normal bir birey olarak bulamamıştım. Belki de kitaplarda böyle vakalar olabilirdi. " Sana bu kirli ellerimin dokunmasını istemiyorum. "

" Peki kirli ellerin tam olarak ne zaman temizlenecek? " sorumla afallamış gibi baktı bana. Kendini ne zaman affedeceğini de bilmiyordu. Oysa ellerini uzatsa, ellerimi tutsa kendi de ben de rahatlayacaktık. " Ne zaman eski bizi bize verebileceksin Cihangir? " Sustu, sessizlik ikimiz arasında büyüdükçe büyüdü. " Bir cevabın yok mu? " buruk gülümsemeyle baktım ona. " O zaman itiraz da yok. Birkaç gün sadece ailemle kalacağım. " Aslında hiç istemiyordum. Uzun zamandır sadece onunlaydım. Ondan uzak kalmak ne demek onu bile bilmiyordum. Sanırım bunu acı bir şekilde öğrenecektim. İkimize bunu yaşattığı için Cihangir'e aşırı sinirliydim.

" Kapında olmama kızmak yok. " dedi başını öne eğerek.

" Kapımda olmayacaksın. " olsun istiyordum, yanımda olamıyorsa gözlerimin önünde bir yerde olsun istiyordum. Lakin tam tersini dile getirmeliydim ki fikirlerinde bir değişim olsundu. " Birkaç gün, ikimize de iyi gelir. "

" İkimizi de yıkmak istiyorsun. "

" Bunu ben değil, sen istiyorsun. " gözlerim ellerine çevrildi. " Bana da senin kararına saygı duymak düşüyor. "

" Duyma, kararlarıma saygı duyma. "

" Şu an tek yapmak istediğim başımı o geniş göğsüne koymak, ellerinin belime sarılışını hissetmek ama sen benden o kadar uzak duruyorsun ki ben yapamıyorum. Ben istediklerimi dile getiremiyorum. " Yüzünü aşağıya doğru eğdi. Gözlerimin içine bakamıyor olsa gerekti. " Söylesene Cihangir ben çok mu şey istiyorum? " Bana bir cevap vermeyeceğini hissettiğimde " İstemiyorum. " diyerek kendimi cevapladım. " Buradan ne zaman gideceğiz? "

" Birkaç gün daha burada kalırız. " gözleri duvara sabitkendi. " Ecevit işin içinde biliyorsun. O tamam dedikten sonra gideriz. İçeride ne olup bittiğini bilmemiz gerek. "

" Barbaros evlilik teklif edecek. " dedim sadece dudaklarımı kıpırdatarak. Yüzümde herhangi bir mimik yoktu. " Aramızdaki gerilimi onların yanında belli etmeyelim. Ben zaten pek sizinle kalamayacağım, siz birlikte olursunuz. Sen de dikkat edersen sevinirim. Bizim yüzümüzden onlar da üzülsün istemiyorum. "

" Eski Cihangir'e dönerim. " yutkundu. " Hiç konuşmayan, sadece gölgesiyle var olan Cihangir'e. " bir şey söylemek için ne bekliyordum bilmiyorum ama sadece sustum. Eskiden kimseyle konuşmaz diye bir durumu yoktu. Az ve öz miktarda konuşurdu. Bunları diğerlerinden duymuştum. Bazen konuşmaları sessizce izler, ona bir soru sorulmadığı sürece çenesini kapalı tutardı.

Benim yanımda öyle değildi.

Ben ona bir şey sormasam bile benimle konuşurdu.

İçimde tarifi olmayan bir yer cız etti. Benimle hayata tuttunmuş gibiydi. Benim de onunla tutunduğum gibi.

" Seni rahatsız edecek hiçbir şey yapmam. " biliyordum bunu söylemesine bile gerek yoktu. Beni rahatsız edecek bir şeyi hiçbir zaman yapmamıştı. O beni hep kurtarmıştı. İlk günde, birkaç saat önce de.

" Biliyorum. " mırıltımı duyup duymadığından pek emin değildim. " O zaman bir süre yan yana olmayacağız. " kelimeler boğazımda düğüm oldu. Yutkunmak elde değildi. Boğuluyordum. Belki de ben abartıyordum. Yan yana olmamak bu kadar zor olmamalıydı. " Sen göreve gitmişsin gibi düşünelim. "Kendimi sanırım sadece bu şekilde avutabilirdim. Onun yokluğu bana bir tek böyle acı çektirmezdi.

" Görev. "

" Hı hı. " başımı sallayarak onayladım onu. " Sanırım artık gitmelisin. "

" Bir şey, tek bir şey yapmama izin verirsen gidebilirim. " gözleri bedenimi inceledi. Ne yapmak istediğini anlamadım ama izin vermeyecek de değildim. Bana doğru yaklaştı, yatakta bacaklarımın arasında diz çöktü. " Seni yaraladığım yerden iyileştirmeme izin ver. Çünkü ben sana başka türlü nasıl yaklaşılır bilmiyorum. " dediği an dudaklarını sol diz kapağıma bastırdı. Ellerini görmemi istemiyor gibi arkasına saklamıştı. Bütün vücudumu ürperten dudaklarının dokunuşuyla gözlerimi kapattım. Dudakları bu seferde sağ diz kapağıma minik bir öpücük bıraktığında " Affet beni diyemem ama affedilmek, sana bunları unutturmak için her şeyi yaparım. Gerekirse kendi canımı bile..."

" Devam etme o cümleye. " diyerek susturdum onu. Başından tutarak bir tık yukarı kalkmasını sağladım. Kollarımı boynuna dolayıp ona sıkıca sarılmak istesem de bu isteğimi teğet geçmek zorundaydım.

" Umay...""

" Hşşt. " dedim onu susturarak. Bedenimi öne doğru eğip önümde diz çökmesini fırsat bilerek dudaklarımı boynuna değdirdim. " Dudaklarım en çok dudaklarına yakışıyor ama şimdilik boynunla idare edeceğim. " dediğimde boynundaki kasların gerildiğini, bedenine hakim olmakta güçlük çektiğini fark ettim. " Seni ne olursa olsun seviyorum, sevgilim. Ne olur bunun farkına var, olur mu? "

Başını diz kapağıma yasladı. Söylediklerimi hazmetmeye çalışıyor olsa gerekti. Bir süre o şekilde durduktan sonra dudakları tekrar diz kapaklarımı buldu. " İyi ki. " dedi yorgun sesi. " İyi ki benimsin. " Bir kez daha dizlerimi öptü. Bu onun sessiz özrüydü. " İyi ki seninim. " Derin bir nefes alarak ayağa kalktı. " Seni dünyadaki her şeyden daha çok seviyorum. " arkasına dönerek kapıya doğru ilerledi ve odayı terk etti.

Cihangirle aramıza kapılar girdi. Arkasında sırtını kapıya yasladığını, buradan gitmeye hazır olmadığını hissettim. Eğer o kapıyı kapatan ben olsaydım, aynısını bende yapardım.

Hatta dayanamaz, o kapıyı açardım.

Cihangir açmadı, belki de açamadı.

🖤

Leman

Gözlerimi karşımdaki aynaya çevirdiğimde bedenim oldukça gergindi. Dudaklarını ısırıp duruyordum. Muhtemelen yara olacak kadar da ısırmıştım. Hayatımın hiçbir döneminde şu an hissettiğim kadar gergin olduğumu hatırlamıyordum. Kardeşim şehit düştüğünde yıkılmıştım evet ama devleti için, milleti için demiştim. Kendimi toparlamıştım. Bu süreçte yanımda olan kişi ise Barbar'dı. Gerçi o her zaman benim yanımdaydı. Ben istesem de istemesem de.

Aynadaki solgun yüzüme bir kez daha baktım. Yüzümde endişe kırıntılarının yanında her an ne yapacağını bilemeyen bir hal de vardı.

Lavabonun üzerine koyduğum nesneye baktım. Benim için bir nesneden ibaretti.

Hamilelik testi.

Gözlerimi sıkıca kapattım. İki aydır reglim düzenli değildi. Bazen oldum sanıyordum bazense bu sadece bir iki gün sürüyordu. Stres dedim kendime, sen stresten ibaretsin Leman. Bunlar olabilir dedim. Gizli görevde olduğumuz için sağlık kontrolüne de üç aydır girmiyorduk.

Sanem'in fişini çekmiş olmamız artık dağlara geri dönebiliriz demekti. Gözlerimi bir kez daha sıkıca kapattım.

Sakin ol.

Bir iki üç...

Nefes al.

Otelin karşısında tuttuğumuz evde kalıyorduk. Hala İtalya'da olmamızın sebebi arka plandaki işleri de halletmemizdi. Cihangir bizimle kalıyor muydu gerçekten bilmiyorum ama iki gündür onu neredeyse hiç görmemiştim. Ellerinin sargı beziyle kaplı olması içimde tuhaf bir his oluşturuyordu. Umay için kendinden vazgeçmişti.

Muhtemelen duvara sertçe vurduğu ellerindeki hasar büyüktü. Bunu sadece Gece bilebilirdi. Üzerinde fazla durmak istemiyordum. Umay'ı aramızda istemiyor olsam da bir süre sonra ona iyi gelen tek kişinin Umay olduğunu da kabullenmiştim. Silah arkadaşıma iyi gelen birini elimin tersiyle ittirmem doğru değildi.

Biliyordum.

Onu kabul edememe sebebim, ona kötü davranışlarımın tek sebebi vardı. O da Ecevit'i kaybettikten sonra bir kişiyi da benimseyip de kaybetme korkusuyla cebelleşmemekti.

Ecevit şehit olduğunda tek yıkılan ben değildim.

Cihangir de yıkılmıştı. Kardeş gibiydi onlar. Belki de yaşıt oldukları için bu denli birbirlerine yakınlardı. Cihangir'i her gün onun mezarında sabahlarken buluyordum. İntikamını alacağına dair içtiği yeminlerin şahidiydim. Kardeşimin cenazesi bile sahteydi. Mezarı olsun diye yapılmıştı. Ondan bana bir şeyler kalmış olsun diye Barbar yaptırmıştı.

Gözlerimi bir kez daha sıkıca yumdum.

Barbar, bütün keşkelerimin iyikisi olan adamdı. Keşke dedim içimden onu tanıyıp da hayatını mahvetmeseydim ama o hep derdi ki iyi ki benimlesin.

Benim de keşkelerim onun iyikileriyle karışmıştı.

İyi ki benimdi, iyi ki benimleydi.

Allah'a bir şükür borcum vardı. Benden kardeşimi almış olabilirdi ama bana en büyük destekçisi de vermeyi ihmal etmemişti.

İki gündür bu evde birlikte kalıyorduk. Büyük dayı bazen eve geliyor bazense nerede olduğunu haber bile vermiyordu. Bizim görevimiz bittiği içinde hepimizi serbest bırakmıştı. İtalya'da son bir kaç günümüz kaldığı için tüm ekip geziyordu. Gezilecek çok yer var mıydı bilmiyordum ama onlar bir şekilde buluyordu. Üzerimdeki kıyafeti inceledim. Siyah uzun, vücudumu sıkıca saran bir elbiseydi. Mizgin'in isteği üzerine bir akşam yemeği yiyecektik. Göğüs dekolteme baktığımda dışarı taşan yerleri içeri doğru itmeye çalışsam da bunu beceremedim. Eskiden bu elbisenin içerisindeyken böyle hissetmezdim. Kilo mu almıştım?

Gözlerim basenlerime çevrildi. Bir sıkıntı yoktu. Eski Leman'ın bedeniyle aynıydı. Derin bir nefes alarak aynada kendimi inceleme mesaime ara verdim. Yapmam gereken daha önemli bir işim vardı. Sanki daha önce on kez aynı şeyi yapmamış gibi bir kez daha yaptım. Hamilelik testi kullanmayı öğrenmek benim için çok zordu. Birden fazla video izlemiştim. Askerlikle alakalı bir şey olsaydı bir kez izlemem yeterli olurdu çünkü neredeyse her şeyini biliyordum. Kuzgun timinin komutanı olarak atanmak benim için pek de kolay olmamıştı. Yeteneklerimi sonuna kadar göstermem gerekmişti. Aldığım bir görevi hakkıyla yerine getirebildiğim için de rütbem yükselmişti. Gurur dolu bakışları bedenimde gezdirdiğimde gözlerim karnımda sabitlendi.

Bir haftadır aklımda olan ve sürekli de zihnimde tekrar eden o soruyu bir kez daha kendime sordum.

Ya hamileysem?

İçimi tarifsiz bir duygu kapladı. Heyecan? Hayır, bunun adı heyecan olamazdı. Korku? Hayır, bu korku da değildi. O zaman neydi?

Ellerimi karnıma götürerek on testinde değişmeyen sonucuna kısa bir küfür savurdum. Şu an tezgahın üzerindeki on birinci testti. Bir doktora gitmek daha mantıklıydı belki ama doktora gidecek zamanım yoktu. Umay'ın hastanede olduğu gün gitmek için kendimi zorlanmıştım. Diğerlerinden ayrıldığımda kadın doğumun önüne de gitmiştim ama cesaret edip de içeri girememiştim. Yapacakları tek şey kan testiydi. Bunu biliyordum ama korktum. Sonucu bir başıma öğrenmekten korktum. Hiçbir şey yolunda değilken duyacaklarımdan korktum. Ve en çok da eğer gerçekten karnımda benimle birlikte büyüyen minik bir beden varsa onu tek başıma görmek istemiyordum.

Bu Barbaros'un da hakkıydı. Ve eminimki benden daha çok sevinirdi.

Dudaklarımı sıkıca birbirine bastırarak gözlerimi hamilelik testi dışında her yere çevirdim. Umay'a yalan söylemiştim. Bana dümdüz bir şekilde hamile misin diye sormamış olsa da ima etmişti. Test yaptığımı dile getirip hayır demiştim. Bunu neden yaptığım hakkında bir fikrim yoktu.

Belki de korkmuştum.

Belki de başka bir duyguydu bunun adı. Ama dile getirmek istemiyordum.

Dudaklarımı kemirdiğim an ağzıma gelen kan tadıyla inledim. Artık sonuca bakma zamanıydı. Kabullenmem için kaç tane daha test yapmam gerekiyordu?

Korku içimde bir yangın gibi yanmaya başladığında zihnime fısıldanan cümlelere yutkunmak dışında verecek bir cevabım yoktu. Ya gerçekten hamileysem, her şeyi geride bırakıp sadece bebeğe adapte olabilecek miydim?

Komutandım ben.

Türkiye Cumhuriyeti devleti komutanı Leman Akarsu.

İçimi bir telaş kapladı. Ben emretmeyi biliyordum, ben anne olmayı bilmiyordum ki...

Anlık bir cesaretle gözlerimi teste çevirdim. Çift çizgi. Kalbim hızlandı, öyle bir hızlandı ki sanırım bayılacaktım. Göğsüm sanki bir maratona katılmış gibi hızla yükselip alçalıyordu. Kalbimin sesini dışarıda duyabiliyordum. Onun da sesini duyabilir miydim?

Gözümden bir damla yaş yanaklarıma doğru süzüldü.

Hoşgeldin, dedim ellerimi karnıma sararak. Annen benim, miniğim. Annen bir komutan. Annen bir Türk askeri, dedim. Beni anlıyor muydu bilmiyordum. Ben onu hissediyor muydum onu da bilmiyordum. Yanaklarımdan süzülen damlalar çoğaldığında mutluluktan ağlıyordum. Ben Leman, anne oluyordum. Ellerimi karnımda gezdirdim, burada gezinen tek el benim ellerim olmamalıydı. Barbaros'un da ellerini hissetmeliydi.

Ne çok sevinirdi. Gözlerinde görüyordum bunu. İstiyordu, bir çocuğu olsun istiyordu. Hiçbir zaman dile getirmemesine rağmen gece yatmadan önce izlediği videolardan anlamıştım. Bir insan her gün bebek videolarına bakıp uyuyabilir miydi? Ondan önce uyuyormuş gibi yapıyordum ama aslında uyuduğum falan yoktu. O bebek videolarını izlerken bende onu izliyordum. Onları izlerken kısılan gözleri, yüzündeki tebssüm izlemeye değerdi. Video bittikten sonra ise saçlarımı okşuyordu, sanki bir bebeğe zaten sahip gibiydi. Beni bebeği olarak görüyor olabilir miydi?

" Hamileyim. " dedim dudaklarımı kıpırdatarak. Nasıl söylediğimi merak ediyordum. Bana aşırı yabancı bir durumdu. Barbar'a nasıl söyleyecektim? Sonra aklıma bizim evli bile olmadığımız geldi. Ellerimi karnıma bastırarak alt dudağımı dişlerimin arasına aldım. Bu sanırım büyük bir sorundu. Ya Barbar evlenmek istemiyorsa ve benimle bebek yüzünden evlenmek zorunda kalırsa?

" Leman. " tuvaletin kapısı tıklatıldığında neredeyse yerimde zıpladım. Düşünceler zihnimin içine o kadar yapışmıştı ki sürekli beni rahatsız ediyordu. " İyi misin, kaç dakikadır çıkamadın. " Mizgin'in sesini duyduğumda rahat bir nefes verdim. " Umay geldi bu arada. Oturma odasında haberin olsun. "

Umay'ın gelmiş olması içimi sıktı mı yoksa rahatlamamı sağladı pek anlayamadım. Bugünkü yemekte o da bize eşlik edecekti. Sonuçta sadece kuzgun timinin görevi değil onun da görevi bitmişti. Bir pisliği daha dünyadan silmiştik.

" Geliyorum birazdan. " dedim ama sesim beklediğimden daha solgun çıktı. Sanki bir vebaya yakalanmış gibiydim. Yanaklarıma akan maskarayı yıkayarak son bir kez gözlerimi üzerimde gezdirdim.

" Tamam ben içerdeyim. " kapının önünden ayrıldığını belirten ayak sesleriyle derin bir nefes aldım. Buna ihtiyacım vardı.

Bedenimde büyümeye başlayan miniği kabullenmem uzun sürmüştü. Birden fazla test yaptırmıştım ama hepsinde yanılma payı diyerek kendimi geçiştirmiştim. Aslında geçiştirdiğim şey ona nasıl söyleyeceğimdi. Barbar sevinirdi biliyordum ama sanki...

Tuvaletten çıkmak için cesareti bulduğumda derin nefesler almaya devam ettim. " Leman? " diyen sesle gözlerimi Umay'a çevirdim. İki gündür bizimle kalmıyordu. Cihangir de bizimle kalacağını dile getirmişti ama evde yoktu. Muhtemelen Umay'ın kapısında yatıyordu. Onsuz yapamıyorken ondan uzak kalmayı nasıl kabul etmişti anlayamıyordum. " Yüzün solgun, yine kustun mu? "

Sorusu damağımda kalan ekşiliğin verdiği hasar gibiydi. Yine kustun mu?

Kusmaya devam edeceğim Umay, demek istedim. Haberi ilk ona vermek istedim. Neyi olurdu bebeğimin? Teyzesi mi? Yoksa Barbarla daha yakın olduğu için halası mı? Yoksa sadece bir yengeden mi ibaret olacaktı?

Nefesim daraldı. " Hayır. " dedim başımı iki yana sallayarak. " Kusmadım, iyiyim. "

" Ağladın mı? " aşırı dikkatliydi. Psikologluk kanına mı işlemişti bilmiyordum ama sanki yüzüme baktığında altında yatan nedeni de öğrenecek gibi geliyordu.

" Biraz hava almam gerekiyor. " diyerek mutfağa doğru ilerledim. Balkonuna çıktığımda o da arkamdan beni takip ediyordu. Rahat bırakmayacaktı.

Bırakmasındı.

" Şimdi daha iyi misin? " Gözlerimi onu incelemek için görevlendirdim. Üzerinde saten beyaz bir elbise vardı. İnce ipleri göğüs dekoltesi öyle güzel gösteriyordu ki hayran kalmamak elde değildi. Bir peri kızına benziyordu. Beyaz tenine uyumlu beyaz elbisesinin arkası ise beline kadar açıktı. Belindeki boşluğu kapatmak için küçük iplikler vardı. Elbisenin arkası bana bir korseyi andırıyordu.

" İyiyim, çok güzel görünüyorsun. " dediğimde ona yaptığım bütün haksızlıklar gözlerimin önüne döküldü. Kendimi ona açmak gibi bir niyetim hiçbir zaman olmamıştı lakin şu an ona bir özür borçlu hissediyordum kendimi. Bu duygusallığım artık bir anne adayı olduğum için miydi?

" Teşekkür ederim ama sen çok daha güzel görünüyorsun. Ama bence bir bordo ruj sürmemiz gerekiyor. " yansımamı görmediğim için yüzümdeki eksikliği anlayamıyordum. " Çantamda olacaktı, getireyim mi? " içeri girmek için geri dönecekti ki kolundan tutarak onu durdurdum.

Yanımda durmasını istiyordum.

Yanımda durmasına ihtiyacım vardı.

İlk defa birine ihtiyacım olduğunu dile getirebildim. " Özür dilerim. " dediğimde dudakları aralandı aynı zamanda kaşları da havalandı. Şaşkındı, en az benim kadar. " Bana sormuştun ya hani ilk geldiğin zamanlarda sen beni anlamazsın, hiç aileni kaybetmekle yüz yüze geldin mi diye. " sertçe yutkundu. Gözlerindeki hüznü zihnimin ucunda bir kibrit gibi yakmak istedim. " Hatırlıyor musun? " Derin bir nefes aldım. Bu konuşmanın sırası mıydı onu bile bilmiyordum. Sadece yapmak istediğim tek şeyi yapıyordum. Duyacaklarından korkan, ürkek bir insandım şu an.

" Hatırlıyorum. " dedi içinden defalarca söylediğim kelimelere küfür ederek.

" Ben ailemi kaybetmekle yüz yüze gelmedim. " dedim tok bir sesle. " Ben ailemi gözlerimin önünde kaybettim. " yutkunamadım bu ilk yutkunamayışım da değildi. Herkes bu hikayemi bilmezdi. Çünkü bazı yaralar hiç açılmamak üzere kapanırdı. Hala kanasa bile... " Benim yüz yüze geldiğim şey ölü bedenleriydi. " Kalbim ortadan ikiye ayrılmış gibi baktı bana. Devam etmemi istese de duyacaklarından korkuyor gibiydi. Bana bilmeden söylediği sözlerin ağırlığını yüzünde taşıyormuş gibi bakıyordu bana. " Annemi....babamı..." gözlerimin içine acıyla bakıyordu. " Kendi ellerimle. " Ellerimi kaldırıp ona gösterdim. Sanki görmüyor da gözlerinin içine sokmak istiyormuş gibiydi hareketlerim. " Bak..." gözleri ellerime indi. " Bu ellerle toprağın altına gömdüm. Üstlerine toprakları minik ellerimle..." Derin bir nefes aldım. " 9 yaşındaki halimle örttüm. Biliyor musun aslında ben ne yapılır hiçbir şey bilmiyordum. " tıpkı anne nasıl olunur bilmediğim gibi diyemedim.

Dudaklarını hareket ettirecek gibi olduğunda elimi kaldırarak susmasını rica ettim. Konuşacak, anlatacak çok şey vardı. Gözlerinde kendini benim yerime koyduğunu belli eden ifade vardı. Sanki ailesini toprağa gömdüğünü hayal ediyor gibiydi. " Sadece herkes ne yapıyorsa onu yaptım. Ama ne sandım biliyor musun? Hani meyve ağaçları ekilir ya ama sonradan çıkar...." yutkunamadım. " Hani dallanır, budaklanır ya. Ben...Ben öyle sandım. Onlar ölmemişti. Benim için onlar sadece yeniden canlanmak için girmişlerdi toprağa. " Bir hıçkırık çıkacak sandım dudaklarımın arasından ama benden önce bu ses Umay'dan geldi.

Gözleri bana öyle bir baktı ki çok güçlü olduğumu dile getirmesine bile gerek yoktu. Gözlerinden anladım ne demek istediğini.

" Dedim ya sadece 9 yaşındaydım. Nerden bilecektim ki toprağa verilen canların bize geri verilmeyeceğini? "

" Peki nasıl? " diye sordu dudaklarını öne doğru büzerek. Gözünden damlayan yaşı elimin tersiyle silme isteğiyle başa çıkmaya çalıştım. " Kim yaptı, niye yaptı? " doğru kelimeleri ararken oldukça çaresiz görünüyordu.

" Sorguya gerek yok ki, insanlar canı sıkılınca da katliam yapabiliyor. Bir nedene ihtiyaç duymuyorlar. Çünkü kurbanlar onların umrunda değil. "

" Bu çok acımasızca. " dediğinde neredeyse gülecektim. Hayat bana hep acımasızdı diyemedim.

" Öyleydi. " dedim gözlerimi duvara çevirerek. Elinin havalandığını fark edince elimi tutacak sandım ama bunu yapmadı. Belki de cesaret edemedi. Ona kendimi açtım diye büyük bir hareketi de kabul edebileceğimi düşünmüyor olsa gerekti. " Annemle evdeydik, babam bahçedeydi. Ne olduğunu anlayamadık önce çünkü. " Kendimi bunları ona anlatmak için hazır hissettiğimi kelimeler dudaklarımın arasına gelene kadar ben de bilmiyordum. " Her şey normaldi. Ne olduysa bir anda oldu. " hayatta böyle değil miydi zaten hep bir anda önümüze bir şeyler koyar sonra da ona alışmamazı beklerdi. " Babam hızla eve geldi. " anın içine hapsoldum. O güne gitmiş gibiydim. Bilinçsizce ellerimin karnımın üzerine gittiğini fark edince korumak istediğim tek kişinin benimle birlikte olduğunu anladım.

Bu bebeği istiyordum. Hem de her şeyden çok.

Onu koruyacaktım, hem de her şeyden. Kendimden bile.

" Çok telaşlıydı. Gözleri kocaman olmuştu. Korkmuştu. " Derin bir nefes aldım. Umay susmuş sadece beni dinlemeye odaklanmıştı. Bu özelliğini sevdim, bana soru sormayan sadece dinleyen Umay'ı sevdim. " Annemin yanına koştu. " dediğimde annemin yüzündeki ifadenin değişimi gözlerimin önünde parçalara ayrıldı. 9 yaşında olmama rağmen her detayıyla hatırladığım tek anım buydu. Kabuslarıma eşlik eden anları nasıl unutabilirdim ki? " Beni sordu. Gözleri bana çevrildiğinde küçük kardeşimi kucakladı. Sonra hem annemi hem de beni yanına aldı. Kolumdan öyle bir tuttu ki..." Gözlerimi kapattım. Acıyı iliklerime kadar hissettim. " " İlk defa canım acıdı. Babam hiçbir zaman canımı acıtmazdı. Ama babam bizi saklamak istiyordu. Bile bile acıtmazdı yani canımı. Aceleciydi. " ağlamamak için dudaklarımı uzun bir süre birbirine bastırdım.

" Anlatmak zorunda değilsin. " zorlandığımı fark etmiş olacak ki sözleri tenime iğne gibi battı. Anlatmak zor olan değildi, zor olan o anları yaşayıp ne olduğunu bilememekti.

" Dinle. " dediğimde derin bir nefes aldı. Kafamı iki yana salladım. " Bir daha bu kadar açık olamam. Dinle ki, duy beni. Duy ki anla beni. "

" Ben seni dinliyorum, duyuyorum, anlıyorum. " Bana kimsenin sarf etmeyeceği cümleleri kurdu. Öyle bir kötü hissettim ki kendimi, ona söylediğim bütün cümleleri yakıp yıkmak istedim. Geçmişi değiştiremezdim ama gelecek benim elimdeydi.

" Hştt, kelimeleri süsleyip koyma önüme. Sadece beni sonuna kadar dinle. " olayları yaşayan bendim, beni dinlemesi gerekirdi. Hem de ona kendimi açmak için can atarken. Ağlıyordu, artık durdurulamaz bir şekilde ağlıyordu. Başını sallayarak sadece beni dinleyeceğinin haberini verdi. " Babam bizi yatak odasına götürdü. Dışarıdan sesler geliyordu. Kötü bir şeyler olacaktı, emindim ama...ama bu kadarını beklemiyordum. " tırnaklarımı avuç içime geçirdim. Ellerimi uzatıp göz yaşlarını sildim. Buna cesaret edebildiğim için kendimle gurur duymalıydım. Çünkü kendimi ilk kez birine gerçek anlamda açıyordum. Ve bu kişi her boş bulduğum anda kötülemeye çalıştığım Umay'dan başkası değildi.

" Bende senin gibi ağlamaya başladım hemen tabi. Sonra ban

Bam diz çöktü önümde. Senin göz yaşlarını sildiğim gibi sildi yaşlarımı. Sonra dedi ki..." sertçe yutkundum. " Seni hep çok sevdim, sevmeye de devam edeceğim. Ama sanırım artık birlikte olamayacağız, Gül'üm. Sonra da beni ve küçük kardeşimi yatağın altına girdirdi. Sadece ikimiz sığabilirdik zaten ne annem ne de babam giremezdi o küçük yere. Ve sanki benim o yatağın altına girmemi bekliyor gibiydi zaman. Annem ve babamı aldı benden, acımasızca. " Hıçkırığıma engel olamadım. Göz yaşlarım yanaklarıma hücum etmeye başladı. Babamın bakışları gözlerimin önüne geldi. " Benim gerçek adım Leman değil, " diye fısıldadığımda dudakları aralandı. Bunu beklemiyordu. Ona sırrımı vermiştim, artık ondan uzak kalabilir miydim? Ya da ona eskisi gibi davranabilir miydim bilmiyordum. " Benim adım Gül'dü. Babam hep beni gülüm diye severdi. Ben çok güzel gülüyormuşum. " Bunu Barbar da söylerdi. " O yüzden koymuş adımı Gül diye. " kelimeler boğazımda düğüm düğüm oldu. Umay gözyaşlarına engel olamıyordu. " Biliyor musun Barbaros da bana aynısını dedi ve ben sanırım o yüzden bir tek ona gülümsedim şu hayatta gerçekten. " dudaklarımı birbirine bastırdım. " Bana baba sıcaklığını da aşkı da tattıran tek adama. "

Ağlamasına rağmen yüzünde kocaman bir tebessümle baktı bana Umay. " Seni çok seviyor. " demeseydi bile biliyordum. Barbar beni hep çok severdi. Benim de onu sevdiğim gibi.

" Bana adımı büyük dayı koydu. " gözlerimin içinin parladığına emindim. " Kardeşimle beni o buldu, yanına aldı. " Ecevit'in büyümesinde büyük payı vardı. Ben yine kendimi bir şekilde idare edebiliyordum ama o anneye muhtaç bir çocuktu, küçüktü. " Bana dedi ki, senin adın Leman olsun. Ülkemizin ilk kadın jet pilotunun adı. Bazı kaynaklarda ilk Türk kadın asker diye de geçiyor. Bana onun ismini vermek istediğinde hiç düşünmedim bile. Onun gibi güçlü olabilmek için hem ismimden hem de gülmekten vazgeçtim. Yüzüme sert bir yüz ifadesi yerleştirdim. Çünkü artık gülmen çok güzel diyecek bir babam yoktu. " yanağıma inen göz yaşını elimin tersiyle sildim.

" Tabi ben o zamanlar intikam almak istiyordum. Beni Türk askerleri kurtarınca da onlar gibi olmak istedim. Tutturdum asker olacağım diye. Zihnime kazıdım zihnime. " dediğimde Umay bana gururla baktı. " Büyük dayı bana inandı, olursun dedi. Elimden tutmak istedi, izin verdim. Hayalimi gerçekleştirdim. Ben bir Türk askeri oldum, Umay. Dudaklarımdan tebessümü sildim, Gül'ü unutmak için. " gözlerimdeki hırsı anlamış olmalıydı.

" Yüzündeki sert ifadenin altındaki acı dolu anıları şimdi anlayabiliyorum. " dedi Umay. Ona anlattığım için huzurlu hissediyordum ki zaten anlatmasam bile o anlayacakmış gibiydi.

" Bitti. " omuz silktim. " Ben sadece sana anlatmak istedim. " gözlerindeki memnuniyeti gördüm. Teşekkür ediyordu ama bunu dile getirmedi. Getirmesini de istemedim. " Hoşgeldin hayatımıza. " dedim dilimi içe doğru bükerek. " Seni daha önce kabullenmeliydim ama yapamadım. Çünkü ben ailemden sonra bir de kardeşimi kaybettim. Ben sen de..."

" Anlıyorum seni, senin yerinde kim olsa aynı şekilde davranırdı. "

" Davranmazdı. Ben bir askerim, sana öyle yaklaşmam mesleğime hiç yakışmadı. Özür dilerim, her şey için. " Gerçekten pişman hissediyordum. " Binlerce kez özür dilerim. "

" Özrünü kabul etmemi istiyorsan bordo ruju sürmelisin. " dediğinde onca şeye rağmen güldüm. Onunla güleceğim aklımın ucundan dahi geçmezdi. Ama güldüm, üzerimden büyük bir yük kalkmış gibi güldüm.

" Hoşgeldin. " dedim bir kez daha.

Ben bugün hayatıma iki kişiyi kabul etmiştim. Biri benim bedenimdeydi.

Bebeğim.

İkincisi de Umay'dı. Cihangir'in biriciği. Ve artık benim de sırdaşım.

Birilerini hayatına kolayca dahil eden biri değildim. Bunu herkes bilirdi. Ama ona kendimi açmıştım. Belki de artık o herkesten farklıydı.

" Hoşbuldum. " dediğinde elleriyle yanaklarına sildi. " Yüzümüzü yıkasak iyi olacak. "

" Cihangir seni böyle görmesin. " dediğim an gözlerini zemine indirdi. " Burada kalmadı gece senin yanında mıydı? "

" Kapımdaydı. " Derin bir nefes aldı. " Olmaması gereken bir yerdeydi. " Umay'ın ailesi yeni gelmişti. Onlarla birlikte kalmasını Cihangir istemesine rağmen onun yanından da ayrılamıyordu.

" Bence olması gereken yerdeydi. " dedim. " Onun tek yeri senin yanın. " kapıları sadece ona çıkıyordu. Çünkü Cihangir ondan başka nereye gidilir bilmiyordu. Buna rağmen kendini geri çekmeyi de başarabiliyordu.

" O zaman neden benden uzak durmaya çalışıyor. Bunu beceremezken hem de..."

" Kendini cezalandırıyor kendince. " Cihangir böyleydi. Onun yüzünden birine zarar gelirse o kişiden uzaklaşırdı. Bir zamanlar ailesinden de uzaklaşmıştı. Onlara zarar verdiğini düşündüğü zamanlar. " Ama eminim ki uzun süre ayrı kalamayacak. "

" Kalamadı ki zaten. " hüzünlü bir tebessüm dudaklarına oturdu. Onu Cihangir'in ailesiyle tanışırken hayal ettim. Neden aklıma böyle bir fikrin geldiğini sorgulamadım. Sadece hayal ettim. Onu çok seveceklerinden zerre şüphem yoktu.

" Benim sana bir şey söylemem gerek. " alt dudağımı yine dişlerimin arasına aldım. Kapanmaz yaralar açtığıma emindim. " Yani bir yanlışı doğruya çevirmem gerek desem daha doğru olacak sanırım. "

Kaşları havalandığında " Hangi konuda? " diye sordu.

" Tahmininde haklıydın, ben..." dilimin ucuna kadar gelen kelimeleri dışarı nasıl söyleyeceğimi düşündüm. Bu benim için alışılmadık bir durumdu. Hayatımda hiç hamile olmamıştım ki, ihtimal dahi vermemiştim. Kalbim hızlandı. Gözlerim bulunduğumuz yeri turladı. Kimsenin olmadığına kendimi inandırdığım an elim otomatikmen karnıma gitti ve duraksamadan dudaklarımı kıpırdattım. " Hamileyim ben. " sesim sandığımdan daha heyecanlı çıkmıştı.

Alışıyor muydum?

Onu benimsemeye başladığım an alışmak da beraberinde gelmişti. Ellerimi karnımın üzerinde gezdirirken o da beni hissetsin istedim. Keşke ona dokunan babası da yanımda olsaydı. Bugün ona da söyleyecektim. Tabi ki cesaretimi toplayabilirsem. Umay'ın dudakları o şeklini aldı. Açıldı sonra kapandı. Ne diyeceğini bilemiyor gibi sadece suratıma baktı.

" Leman? " diyen sesle kalbim hızla atmaya başladı. Baban bizi sobeledi, bebeğim dediğimde kendime inanamadım. Onu aldırma düşüncesi zihnimin içine dahil bile olmamıştı. Her şeye kısa bir ara vermeye niyetliydim. Anne olmak bu mu demekti? Onun için her şeyden vazgeçebilme gücünü kendinde bulmak?

Bana iki yıl önce bunu yapacağımı söyleseler onlara sadece düz düz bakmakla yetinirdim. Yüzüme sert ifadeyi oturttuğum günden beri gülmek pek benlik değildi. Sert bakışları seviyordum. Ama artık gülümsemem gereken biri vardı. O sıcaklığı hissettirmem gereken biri.

" Efendim? " diyebildim yarım ağız. Umay'a bir şey belli etmemesi için kaş göz işareti yaptığım an gözlerini iki kez kırptı.

" Ben bir içeri bakayım. " diyerek yanımızdan ayrıldı.

" Kaçtı mı o bana mı öyle geldi? " Barbaros'un sorusuyla kendime gelmeye çalıştım. Sana belli etmememiz gereken şeyler var, sürpriz diyecek değildim. Gözlerim bedenine kaydığında giydiği simsiyah takıma ağzım açık bakmaya başladım. Vücudunu ikinci bir beden gibi sarmıştı. O kadar yakışmıştı ki üzerine atlamamak, bu adam benim dememek için zor tuttum kendimi.

" İşi var. " yutkunamadım. Ne oluyordu bana? Her zamanki Barbaros karşımda duruyordu işte. Hamilelik hormonlarımla mı oynamıştı? " Sen neden çağırdın beni? "

" Ha. " dedi aklına yeni gelmiş gibi. " Kravatımı seçemedim de, hangisini takayım diye soracaktım. Bir de bağlayamıyorum biliyorsun. "

" Bilmez miyim. " diyerek bize ait odaya doğru yürümeye başladım. Ona baktığım an kalbim hızlanıyordu ve buna engel olamıyordum. Neden böyle oluyordu? Ondan sakladığım gerçek yüzünden mi?

Odaya girdiğim an bakışlarım yatağın üzerindeki kravatlara takıldı. İkisi de siyahtı ama birinin üzerinde beyaz çizgiler vardı. " Siyah olanı takalım. " dediğimde gülümsedi.

" Sen nasıl istersen. " göz kırptığında kalbim ağzımda atıyordu. Bugün ona söylemek doğru olur muydu? Tüm timle birlikte yemek yerken bir anda ben hamileyim dersem ne olurdu? Seçenekleri düşündüm ve tek bir seçenekte karar kıldım. Hepsi şok olurdu.

Kravatı boynundan geçirdiğim an koyu gözleri kısık bakmaya başladı. Aralık duran dudaklarımı sıkıca birbirine bastırdım. Kravatı tek elimde tutarak onu kendime doğru çektiğim an alnını alnıma yasladı. Hoşuna gitmiş gibi yüzünde bir gülümseme duruyordu. " Aşkının beni sersem ettiği yetmezmiş gibi kıyafetin de sarhoş ediyor. " kulağıma fısıldadığı cümleyle midemde hareketlenen kıpırtıları hissettim. " Söyle bana Leman, dudaklarına yapışmamam için bir neden söyle. "

Söyleyemedim.

Kravatını sıkılaştırarak onu bir anda kendime doğru çektim. Alınlarımız birbirinden ayrıldığında iç çekti. Dudakları dudaklarımın üzerine kapandığı an gözlerimi kapattım. Onu en son ne zaman hissettiğimi hatırlamaya çalıştım. " Dudaklarının tadı var ya..." dediği an hırsla beni öpmeye başladı. Kravatı ikimizde unutmuştuk. Ellerim ensesine kaydığında sağ bacağımı kaldırarak beline yasladı. Kendini bana yasladığı an inlememe engel olamadım. Ama o an aklıma gelen detayla birlikte kalbim korkuyla kasıldı. Bebek... Ona bir şey olur muydu? Acilen doktora gitmem gerekiyordu. Ensesine tırnaklarımı bastırdığımda alt dudağımı dişlerinin arasına alarak ezdi. " Durmak istemiyorum. " fısıltısını duydum. Ben de istemiyordum ama biraz sonra çıkmamız gerekiyordu. Rezervasyonumuz vardı. " Saçlarını avcumda toplayıp seni domaltmamak için zor duruyorum Leman. " kasıklarıma yayılan sıcaklıkla derin bir nefes aldım. " Dur de bana. " dudakları dudaklarıma çarpıyor, nefeslerimiz birbirine karışıyordu. " Hemen şimdi, de yoksa..."

" Bizi bekliyorlar. "

" Sikeyim ya. " diyerek aniden geri çekildi. " Bekliyorlar değil mi? " elleri Kravatı çekiştirmek adına havalandı. Bağlayacak gibi oldu ama göz göze geldiğimiz an " Ben bunu yapamıyorum ya, bir yapar mısın? " diyerek tekrar bana uzattı.

Yapabiliyordu, biliyordum. Sadece yapmak istemiyordu. Ben yapayım istiyordu.

Kravatı kendimi sakinleştirmeye çalışarak bağladım. Ondan uzak durmak ikimize de iyi gelecekti. " Umay bana ruj verecekti. " dedim odadan çıkmak için yeltenerek. Bir nevi ondan kaçıyordum. " Ben onu bir bulayım. "

" Leman. " dediğinde kalbimde bir çocuk sevinci belirdi.

" Efendim? "

" Sence de boynun çok boş kalmamış mı? " soruyla gözlerim boynuma çevrildi. Cebinden çıkardığı mücevher kutusunu bana doğru uzattığında nefesimi tuttum. " Bunu iznin olursa takmak istiyorum. "

Kutunun içindeki inci kolyeye uzun bir süre baktım. Bu inceliği de nereden çıkmıştı? " Tabi, takabilirsin. " diyerek ona arkamı döndüm. At kuyruğu yaptığım saçlarımı ensemden yukarı doğru kaydırdığım an sıcak ellerini boynumda hissettim. Ürpermemek elde değildi. " Bu nereden çıktı? "

" İçimden geldi. " dediğinde kolyeyi taktı ama geri çekilmedi. Boynunu eğerek enseme dudaklarını bastırdı. " İşte şimdi tamamen takmış oldum. " bütün vücudumu ateşe boğan ses tonuyla inlememek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

" Şey ben gideyim. " afallamış bakışları üzerimde gezindi. " Ruj için yani. "

Bir ruj için kimsenin ayağına gitmezdim. Sadece ondan kaçıyordum. Nereye kadar kaçabilirdim ki? Baba olacağını ona söylediğim an ne olacaktı? Barbaros mutluluktan havalara uçacak mıydı?

Kapıdan çıktığım an karşıma çıkan Cihangirle göz göze geldim. Gözleri kan çanağına dönmüştü. " Sen uyumadın mı? " sorumla birlikte omuz silkti. " Aynaya baktın mı hiç? " takım elbisesine baktı usulca. Dağınık saçları ona ayrı bir hava katmıştı lakin benim tanıdığım Cihangir düzenli biriydi. Bunu görmeye alışkın değildim.

" Lüzumu yok. " dedi bir kez daha omuz silkerek. İki kelimelik Cihangir Hoşgeldin dedim göz devirerek. Soru sormadığınız sürece sadece susardı. Cümlesi varsa bile yutardı. Düşüncelerini hiçbir zaman net olarak anlayamazdım. Kubilay ne kadar konuşkan biriyse o da o kadar suskunlukla bütünleşmiş biriydi.

" Çıkıyor muyuz? Herkes hazır mı? " sorumla birlikte " Biz hazırız. " diye bağıran Gece'nin sesini duydum.

" Alparslan arabayı çalıştırdı bile hadi. " Kubilay'ın bağırma sesleriyle kendime geldim. Bugün herkes çok güzel olmuştu. Kıyafet tercihlerinin özel bir nedeninin var olup olmadığını düşündüm.

Evden çıktığımızda kimse birbiriyle muhatap olmak istemiyor gibi sustu. Umay yanıma oturduğunda diğer tarafıma da Cihangir oturdu. İkisinin ortasında bir fazlalık gibi hissetmeye başladım. Onları bir araya getirmek istiyordum. Belki bu yemek onlara iyi gelirdi. Araba rezervasyon yaptırdığımız yerin önünde durduğunda Venedik'in o meşhur yerini gördüm. Su kanalları üzerinden yapılan ulaşımı net bir şekilde görebilecek bir yerde oturacaktık. Buraya en son Barbarla ikimiz gelmiştik. Yıllar önceydi.

Kaşlarım çatıldı. Burayı kim ayarlamıştı? Gondola bindiğimiz günü hatırladığım an yanaklarıma pompalanan kanı hissettim.

" İçeri geçelim. " diyen ses kime aitti onu bile seçemedim. Aklıma gelen senaryoların hepsini itip ana odaklanmam gerektiğini kendime hatırlattım.

Barbaros elini belime koyarak beni yönlendirdiğinde sessizce onunla birlikte ilerlemeye devam ettim. Burası ona tam da baba olduğunu söylemek istediğim yer olabilirdi. Daha iyi bir yere denk getiremezdim.

Sandalyemi çekerek ben oturduktan sonra ittirdi. Kendi de yanıma yerleştiğinde belinde duran silaha kaşlarımı çatarak baktım. Buraya gelirken getirmesine gerek var mıydı? Gerçi silahlar bize zimmetli olduğu için her daim yanımızda gezdirmek zorundaydık.

Siparişlerimizi almak isteyen garsona odaklanınca zihnime gelen bütün soruları unuttum. Artık kendimi değil, bir başkasını daha düşünmem gerekiyordu. Çünkü ikimiz aynı bedeni bir süre paylaşacaktık. Ben ne yersem o da yiyecekti. Bu...Bu çok garipti. Sürekli elimi karnıma götürmek istiyordum.

" Sessizlik hiç sevmediğim bir şeydir ve herkes sessiz. " dedi Gece dudaklarını öne doğru büzerek.

" Zamanında sen de çok sessizdin. " imayla gözleri Alparslan'a çevirdi Kubilay. " Görmezden geliyordun. "

" Dinime küfreden Müslüman olsa. " diyen kişi Gece'den başkası değildi. Alt dudağımı yaladığımda önüme konan yemeği hemen bitirmek istedim. Kaş göz isaretleriyle Kubilay'a Mizgin'i işaret etti.

" Bugünlük her şeyi unutabilir miyiz? " diyen ses yanımda oturan kişiye yani Barbaros'a aitti. " Her şeyi geride bırakıp anın tadını çıkarsak mesela? "

" Anın tadını çıkaralım derken umarım an ağzımızın var olan tadını sıçmaz. " Kubilay'ın gözleri benimkilere dokunduğunda göz devirdim. Her şeye tepki veriyor olabilirdim ama ben bundan başka bir şey bilmiyordum ki.

" Bana laf sokuyor gibisin. "

" Aman Allah'ım nereden anladın? " Ellerini ağzına kapattığında Kubilay'ı alıp Venedik'in sularına atmak istedim.

" Benimle uğraşma. "

" Ceza mı verirsin? "

" Sen zaten cezalısın. " içeceğimden bir yudum aldığımda kaşları çatıldı.

" Ne yaptım ben ya? " peçeteye ellerini silerek anlam veremediğini belli eden bakışlarını herkese çevirdi. " Hayır yani görevde de uslu durdum. Yemin ederim gereksiz adam vurmadım. Hepsi zaten vurulması gerekendi. " savunması beni güldürdü. " Oha sen güldün mü? "

" Bazen ben de gülebiliyorum. "

" Hadi ya bana senin yüzünde mimik oynamıyor gibi gelmişti. "

" Beni kendinle karıştırma Kubi. " dediğimde neredeyse masadaki herkes güldü. " Ne gülüyorsunuz ya? Ben çok mu gaddarım ki? " kaşlarım çatıldı. " Bana kötü biri muamelesi yapmayı keser misiniz? " Gözlerimi Barbar'a çevirdim. " Sen de mi ya? " dediğimde kendime inanamıyordum. Asla ağzımı yayarak konuşmazdım ya da birilerinin dedikleri umrumda bile olmazdı. Ama şu an büyük ve benden beklenmeyen bir tepkinin içinde debelenip duruyordum.

" Vicdansızsınız. " kollarımı göğsümde bağlayarak ağzımdaki lokmayı yutmak için kendimi zorladım.

" Alıngan bir Leman görmeyi beklemiyordum. " Umayla göz göze geldiğimizde dudaklarını birbirine bastırarak gülümsedi. Bir tek o biliyordu tepkilerimin sebebini. Ve bu bana güvendeymiş gibi hissettiriyordu.

" Alıngan değilim sadece..."

" Sadece kimseye emir kipiyle yaklaşamayacağın bir anda olduğumuzu mu fark ettin? " diye sordu Kubilay dalgasının üzerine yeni bir tane daha ekleyerek.

" Karargaha döndüğümüzde sahayı elli kez turlatacağım sana. " elimle avcuma yazıyormuş gibi yaptım. " Bak yazıyorum bunları kenara. "

" Aman tamam. " eliyle asker selamı verdi. " Tamam, sustum. "

Barbaros önümdeki tabağı kendi önüne doğru çekip balığımın kılçığını ayıkladı ve sonra tekrar tabağı önüme koydu. Bunu her zaman yapardı ama şu an gözüme tamamen farklı geliyordu. Neredeyse ağlayacaktım. Ve sanırım ağlıyordum da.

" Ne oldu? " diye sordu Barbaros yüzüme baktığında. " Neden ağlıyorsun? "

" Ağlamıyorum. " omuz silktim. " Gözüme toz kaçtı. " dediğimde Kubilay güldü.

" Kurşun yarasında bile ağlamayan kadın mı söylüyor bunu? " soruyla birlikte biraz daha ağlayasım geldi.

Bana ne oluyordu?

" Acıyor dedim ya. " Ellerimi yüzüme koyarak ağlamaya başladığımda masada çıkan çatal bıçak sesleri bile sustu. Barbaros başı göğsüne yaslayarak beni kendine çekti.

" Tamam, tamam ağlaya. " sırtımı sıvazladı. " İstiyorsan ağla tabi. "

Ruh halimdeki değişimi hepsinin fark ettiğine emindim. Garip hareketleri olmayan Leman şimdi karşılarında savunmasız bir çocuk gibi ağlıyordu. Ağladığımda saçlarımı okşayacak bir anneye sahip değildim ama Barbaros'a sahiptim. Dudakları başımın üzerine küçük bir öpücük kondurdu. " Geçti. " diye fısıldadı. Elleri saçlarımı okşamaya başladığında uykumun geldiğini hissettim.

" Uykun mu geldi? Bu saate? " diye soran Alparslan'a kaşlarımı çatarak baktım.

" Gelemez mi? " sorumla birlikte ellerini yukarı kaldırarak sertçe yutkundu.

" Tamam, bir şey demedim. Gelebilir. " geri adım attığında Umayla göz göze geldik yeniden. Bana yüzünde kocaman bir gülümsemeyle bakıyordu.

" Barbaros neden saçlarımı okşuyorsun? Uykum geliyor sonra da herkes bana neden uykun var diye soruyor. " mızmız sesimi duyduğunda iç çekti.

" Okşamayayım. " diyerek beni kollarının arasından kaldırdı. " Uykun gelmesin. "

" Aynen. " peçetemi alarak göz yaşlarımı sildim. Hepsi pür dikkat bana bakıyordu. " Yemeğinizi yemenizi rica ediyorum, bana bakmanız hiç hoş değil. " kimse benimle muhatap olmadı, önündeki yemeğe döndü.

Kısa bir sessizlik masaya hakim olduğunda tabağımın dibini sıyırıyordum. Balık o kadar güzel gelmişti ki neredeyse yerken inleyecektim. Barbaros elini kolunu nereye koyacağını bilemiyor gibi bana bakmaya başladığında kaşlarımı kaldırarak onu izledim. Bir şey demek istiyor ama bir türlü diyemiyor gibiydi.

Dans müziği kulaklarımı doldurduğunda elini uzatarak elimi avcunun içine aldı. " Dans edebilir miyiz? "

" Burada mı? " mekana göz gezdirdim ama bizim dışımızda kimse yoktu.

" Evet, hadi gel. " Beni yerimden kaldırdı ve masaların olmadığı yere doğru resmen sürükledi. Sağ elimi elinin arasına aldığında boşlukta kalan elimi omzuna koydum. Alnını alnıma yasladığında mekanın ışıkları renk değiştirmeye başladı. Bu..bu fazla romantikti. " Burayı hatırladın mı? " diye sorduğunda yutkundum.

" Seninle ilk yalnız kaldığımız yer. " diye cevapladım sorusunu. Aramızda kuvvetli bir ateşin varlığını hissettiğimiz ilk gündü. Sabahtan akşama kadar her yeri gezmiş, en sonunda da yorulup buraya gelmiştik. Amacımız sadece yemek yemekti. Lakin umduğumuz olmamıştı.

Yemek değişmişti.

" Hatırlıyorsun. "

" Seninle alakalı her şeyi hatırlıyorum. " dudaklarımdan firar eden cümleyle yanaklarıma kan pompalandı.

" Benim hafızam daha iyi. Mesela seninle şu masada ne yaptığımızı dün gibi hatırlıyorum. Sana dokunuşlarımı..." Dudakları kulağımın kenarındaydı.

" Barbar biri duyacak. "

" Gizlenecek pek bir şeyimiz kalmadı, sorun yok. " omuz silkti.

Şarkı sonlara doğru yaklaştığını belli eden tonda yavaşladığında araya giren sesle kaşlarım çatıldı. " Kabul olan tek duamsın, biliyor musun? Seni gördüğüm ilk andan beri Allah'a dua ettim. Onu bana beni de ona yaz diye. Rabbim beni geri çevirmedi. " kulağıma ninni söyler gibiydi. " Seni çok seviyorum, içimden söküp atamıyorum. Biliyorum ki zaten hiçbir zaman diliminde de atmadım. "

" İstersen atsaydın. "

Güldü. " Son zamanlardaki triplerine bayılıyorum. " Kalbime bir ağırlık çöktü. Dokuz ay daha çekeceksin beni demek istedim. Sahi bebek kaç aylıktı acaba? " O kadar tatlı oluyorsun ki..."

" Yalan söyleme. "

" Asla, sana hiç yalan söylemedim. " Ben de sana bir gerçeği hala nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum demek istedim.

Baba oluyorsun mu demeliydim?

" Leman. " dedi şarkının durduğu anı kollayarak. Sonra elini beline attı ve benden bir adım uzaklaştı. Belimde duran elleri benden uzaklaştığında üşüdüğümü hissettim. Silahı bana doğru uzattığında kaşlarım çatıldı. Ne yaptığını anlayamamıştım. " Ben hep dua ettim, dualarımın her birinde de sen vardın. En güzel duamdın. Ciddi bir konuşma nasıl yapılır bilmiyorum ben. Huyum kurusun. "

" Kurusun. " dediğini duydum arka planda birinin.

" İki dakika sus be kardeşim. " dedi Barbar yüksek sesle.

Silahın ucunu kendine doğru gelecek şekilde çevirdi ve tutmam için benim elimi yukarı doğru kaldırdı. " Ne yapıyorsun? " soruma nefesini yüzüme üfleyerek cevap verdi.

" En başından beri yapmam gerekeni. "

" Ne? "

Silahın ucunu göğsüne bastırdığında şarjörün dolu olma ihtimalini düşündüm. Tam kalbinin kenarına bastırıyordu. " Barbar..."

" Baktığım her yerde sen varken kalbime bir silah çekmiş olman hiç korkutmuyor biliyor musun? Aksine ölürken bile senin güzel ellerinden ölmek kulağıma güzel geliyor. "

" Saçma saçma konuşma. " dediğim an gülümsedi.

Silahı salladığında yanlışlıkla tetiği çekeceğim diye ödüm koptu. " Ya öldür ya da evlen benimle. " silahı göğsüne bastırdı an şarjörün içinden aşağıya dökülen iki şeye baktım. Biri mermiydi diğeri ise yüzüktü.

Yüzük mü?

Kalbim kasıldı. Yüzük de nereden çıkmıştı. Barbaros önümde diz çöktüğünde silah benim elimde kaldı. Avcunun içine hem mermiyi koydu hem de yüzüğü. Metal çerçevenin ortasındaki taş öyle güzel parlıyordu ki dudaklarımın aralanmasına engel olamadım.

" Benden romantik bir adam olmuyor, bizde evlenme teklifi böyle edilir. Bir tık Barbarca kabul ediyorum ama Leman seviyorum lan seni. Ya öldür ya da evlen benimle demek dışında aklıma bir şey gelmedi. Çünkü bana hayır dersen biliyorum ki bu benim için ölmekle eş değer. O yüzden hayır diyeceksen mermiyi seç. " hala dizlerinin üzerinde duruyordu. Çenesinin ucuyla bana gösterdiği şeye baktım.

Mermiyi mi almalıydım yüzüğü mü?

" Kesin mermiyi alır, aldığı gibi de Barbar'a nişan alır. " diyen kişiye gözlerimi kısarak baktım.

" Sizi duyuyorum. "

" Aman Allah'ım nasıl? " diyerek benimle dalga geçen Kubilay gerçekten kaşınıyordu.

" Bir cevap vermeyecek misin? " Umay'ın sorusuyla birlikte sertçe yutkundum. Bugün Barbaros'a sürpriz yapması gereken kişi bendim ama o benden önce davranmıştı. Ellerine göz gezdirdim.

" Benim de kabul olan tek duam sendin. " dedim gözlerimi kapatarak. Benimle bebeği öğrendiği için değil, kendi isteğiyle evlenmek istiyordu. Bu bana cesaret verdi ve dudaklarımı bir kez daha hareket ettirdim. " Ta ki başka birinin varlığını hissedene dek. "

" Oha. " dedi Alparslan.

" Aldatılıyoruz galiba. " Kubilay'ı gerçekten dövecektim, gerçekten.

" Başka biri mi? " Barbaros'un eli yumruk haline gelecekti ki yüzüğü alarak avcumun içine sakladım.

" Ölüm yok, söz ver bana ölüm yok. " dediğimde afallayarak bana baktı. Yüzüğü almamı beklemiyor olsa gerekti. " Evet, sen her ne kadar sormamış olsan da evet, seninle evlenirim. "

" Allah! " diyerek ayağa kalktığında yüzümde kocaman bir tebessüm belirdi.

" Bekle. " dedim içimde kalan son cesaret kırıntılarını da birleştirerek. " Bir şey daha söylemem gerek. "

" Söyle, seni hep dinlerim. "

" Sanırım artık dinlemen gereken bir başkası daha var. " elini alarak karnımın üzerine koydum. Artık ikimizin eli de karnımın üzerindeydi. " Hamileyim, söylesene Barbar kabul olan tek duan artık iki kişilik olabilir mi? "

Sürpriz yapan Barbar'a hayatının şokunu yaşatmıştım.

Bana öyle bir baktı ki bakışlarının içinde eridim bittim.

Bebeğim, baban artık seni öğrendi dedim haber vermek adına.

Güvendesin.

Güvendeyiz.

Umarım bölümü beğenmişsinizdir siyah kalplerim haftaya görüşmek üzere.

Sizleri seven

Rumi

🖤

Insta: rumistrop

Tiktok: therumice

Çizgi studio: gizemlikimliksizz

Bölüm sonu

2 yorum

  • GÜLÜMSEDİM BAYA SİRİTTİM YANAKLARİM ACİYOR MK 😭😭😭😭😭😝😝😝😝🫠😉😉😉🙃🙃🙃🙃🙃🙃🙃🙃🫠🫠🫠🫠🫠🫠🫠🫠🫠🫠🤍🍷🫀

  • Yaaaa bu nasıl bölüm allahim siritmaktan alamıyorum kendimizi🫠🫠🫠🫠🫠🫠