İçeriğe geç

KUZGUN

Bölüm 41 · 53 dk okuma

KUZGUN

Bölüm 41

ŞAH VE MAT

Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın siyah kalplerim

Keyifli okumalar!

Cihangir

Dünya ile bağlantımın koptuğu zaman dilimlerinin hepsinde Umay vardı. Onunla olmak, her şeyi unutmak sadece ona odaklanmak demekti.

Umay benim canımdı. Umay kendimden çok düşündüğüm o kişiydi.

O benim sadece sevdiğim kişi değildi, en sevdiğim zamanların sahibiydi, alnıma yazılan en güzel yazıydı.

" Ne oldu sevgilini bulmak istemiyor musun? " diye soran kişi Sanem'den başkası değildi. Bu kadın bir mafya değildi, bir çeteydi. İkisi arasında büyük bir fark olurdu. Adap nedir bilmeyen bir vatan haininden ne beklenirdi ki?

Önümdeki boks torbasına baktım. Az önce elime gelen sert şey neydi anlamaya çalışıyordum. Açıkçası hiçbir şey mantıklı gelmiyordu. Tek istediğim Umay'a ait bir ses duymaktı.

" Sana bir soru sordum. " dedi kelimelerinin altını çizerek. Benim kulaklarım sadece Umay'ın sesini duyardı, bunu bilmiyordu. Daha iyi bir duysaydım şu an Umay'ın yerini bulabilirdim.

Umay yanımdan gittiğinden beri onları takip ediyordum. Üstelik tekte değildim. Bütün tim buradaydı. Kulağımdaki kulaklıktan cızırtı sesleri geldiğinde sessizliğe gömülmeye razıydım. Bir kulağımda Umay'ın küpesinden gelen ses vardı bir diğerinde ise timle irtibat halinde kalmamız için gelen ses. Cızırtı sesi hangisine aitti?

Ne olur dedim, Allah'ım onu benden alma.

" Umay nerede? " ses tonum buz gibiydi. Kendim bile şaşırıyordum sesime. Umay yanımda yoksa yumuşak olmama gerek yoktu. Benim bu yüzümü görmeleri yeterliydi.

" Kanatlanmıştır belki. " omuzlarını kaldırıp indirdiğinde benimle oynamak için elinden geleni yapacağını anladım.

Beni oyalıyordu. Ama yanılıyordu asıl oyalanan oydu.

" Umay nerede? " acımasız ses tonumu duyduğu an kaşları havalandı. Dudaklarında çarpık bir gülümseme oluştuğunda bir kadına el kaldırılmaması gerektiğini bildiğim halde onu yumruklamak istedim. O bir vatan hainiydi. O sevdiğim kadını ellerimden alan bir vatan hainiydi. O çocukları hiç düşünmeden havaya uçuracak biriydi. Masum canları düşünmeyen birini yumruklamak suç sayılmamalıydı.

Cihangir dedim kendime, toparlan. Düşüncelerinin içinde kaybolmayı derhal bırak.

" Seni zeki sanıyordum. " dudaklarına oturan tebessüm dünyada görüp görebileceğim en iğrenç görüntüydü. Sadece ona bakarak bile kusabilirdim. Midemi bulandırıyordu. " Lakin konu kendi sevdiğin kadın olunca durumlar değişiyormuş. "

" Sevdiğim kadının adını ağzına almayı aklının ucundan bile geçirme. " dediğimde kahkaha attı.

" Umay..." dedi sonunu uzatarak. " Umay..." bir çocuk gibi tekrarlamaya devam etti. " Bunu demememi mi istiyorsun? İnanılmaz, aylardır bu adın sahibi benim yanımda nefes aldı. Şimdi mi sorun oldu? "

" Boş yapma. " dedim dümdüz sesimle.

" Sen daha kibar bir adamdın. " Yüzünü büzdü. Kırışıklıklarını net bir şekilde görebiliyordum. " Evrim geçirmiş gibisin. "

" Ben sadece sevdiğim insanların yanında kibar bir adamım. Bir vatan haininin karşısında asla kibar olamam. Bu doğamda yok. "

" Umay öldüğünde hayatın kayacak o zaman koca adam. " Ellerimi iki yanımda yumruk yaptım. Gözlerim bir yandan da etrafı tarıyordu. Onu saklayabileceği bir yer mutlaka burada olmalıydı. Gözlerimi havuz kadar büyük olan akvaryuma çevirdim. İçindeki piranalar bir sağa bir sola kıvranıyordu. " Dikkatini piranalarım mı çekti? " diyerek tekrar benimle muhatap olmaya çalıştı. " Vahşi bir seçim değil mi? "

" Seçimlerin de kendin gibi. " tükürür gibi söylediğim cümleye güldü. Kozlar onun elinde olduğu için şimdilik gülebiliyordu.

" Beni vahşi buluyorsun demek? " tek kaşını kaldırarak bana doğru bir adım attı. Havuzun başında duruyordum. Önümdeki boks torbası sallanmaya devam ediyordu. " Söylesene vahşi olmayı sevdiğin başka yerlerde var mı Cihangir? "

Kadının ima ettiği şeyle yüzümü buruşturdum. " Umay nerede? " Gözlerim bir kez daha etrafı taradı. Havuz ve boks torbası dışında herhangi bir malzeme yoktu. Bir dolap bile yoktu. Odadaki dört adamı inceledim. Kolay lokma olduklarını söleyemezdim ama buraya gelene kadar karşıma bunlardan fazla adam çıkmıştı. Hepsinin de durumu belliydi.

Zoru severdim.

" Belki hayatta bile değildir artık. " gözlerini tırnaklarına çevirdi. Rahatlığı beni deli ediyordu. Yumruk yaptığım ellerimi sıktım. " Bundan sonra yatağını ısıtacak başka birini bulmak zorunda kalacaksın, asker. "

" Onun hakkında bu şekilde konuşamazsın. " sesim yankılanıp odada bir kez daha duyulmaya başladı. " Sevdiğim kadına ettiğin lafları tek tek yediririm sana. "

" Sevdiğin kadın diye biri yok. " Kollarını iki yana salladı. " Bak burada öyle biri var mı? O yok diyorum sana. "

" Yaşıyor. " dedim elimi kalbimin üzerine koymak için delirerek. Ona bir şey olsa hissedebilirdim, değil mi?

" Şimdilik. "

" Bana yerini söyle. "

" Sana yerini bir şartla söyleyeceğimi söyledim zaten. " gözleri boks torbasına çevrildi. " Hadi, şu boks torbasını devir. Sonra da sevgilinin yerini öğren koca adam. "

Ağzından çıkan her kelime midemi bulandırıyordu. Kendimi bir çöpe bakıyormuş gibi hissediyordum. Neden boks torbasını devirmemi istediğini anlamaya çalışıyordum. Az önce elime sert bir şey gelmişti. Zihnim bulanık olmasa daha rahat düşünebilirdim.

" Seni tutuklayacak deliller var elimizde. " Başka bir yerden giriş yapmam gerekecekti. Ona istediğini vermeye niyetim yoktu. Arkasında duran adamlar irkildi. Sahiplerinin tutuklanacağını öğrenince taraf değiştirmek gibi bir girişimleri olur muydu merak ettim.

" Beni kandıramazsın. " kendinden emindi.

" Kandırmıyorum. Görüntüler elimizde. " dediğinde kaşları çatıldı. Demek gerçekten o görüntülerde bir şeyler vardı. Bu iyi bir haberdi. Yüzünde endişenin tohumları barınır gibi oldu ama kendini çabuk toparladı.

" Umay ölecek. " dedi ellerini birbirine geçirerek. " Eğer sana yerini söylemezsem ölecek. " Gözlerimi kapattım. Yalan söylüyor olmasını diledim. " Bedeninde bir zehir var, onu bulsan bile etkisiz hale getiremezsin. Çünkü..." gözleri kolundaki saate kaydı. " Zaman doluyor. "

Allah kahretsin! Sakin kalmalıydım, sadece Sakin kalıp düzgünce onu alt etmenin bir yolunu bulmalıydım. " Sana inanmıyorum. "

" Ölümünü izle o zaman koca adam. " dediğinde sinirle elimi boks torbasına geçirdim. Boks torbası sinirimi almaya yeterli olacak gibi görünmüyordu. Öyle bir sallandı ki bir an üstte duran ipi kopacak sandım. Ama ip hala sağlamdı. İki vurmayla onu devirebileceğimi sanmıyordum.

" O ölmeyecek. "

" O ölecek. " dedi gözlerini kısarak. " Ve onu öldüren tek kişi de sen olacaksın. " yüzündeki o gülümsemeyi bıçaklamayı diledim. Bıçakla orada açtığım her bir yaradan yüzündeki acıyı izlemeyi diledim. " Sevginiz sizi ölümle taçlandıracak. "

" Senin onunla bir derdin yok. " sesim inceldi. Umay'a bir şey olacak düşüncesi zihnimi yedi bitirdi. Onun elini tekrar tutamayacağımı düşünmek beni öldürebilirdi. " Beni al, onu bana ver. "

" O zaman ikinizi birlikte almış olurum. "

" Onu rahat bırak. " başımı iki yana salladım. " Biz kalalım ama o gitsin. "

" Benimle bir anlaşma yapmaya çalışıyorsun ama bu anlaşma hiç hoşuma gitmedi. " omuz silkti. " O zaman şöyle bir şey yapalım. "

" Söyle, bana onun yerini söyle sonra da ne istiyorsan onu yaptır bana. " hala yaşıyor olursan dedim kendime. Bu cümleyi onun duymasına gerek yoktu. Umay'ı görseydim yanındaki adamları direkt hallederdim. Sanem'in boynuna bıçak dayamak en kolay olan kısmı olurdu. Ama Umay ortada olmadığı için kolumu kıpırdatamıyordum.

" Şu dışarıdaki parkta duran çocuklar. " dedi Sanem yüzünü burusturarak. " Umay bana sizin çocuk hakkında hiç konuşmadığımızı söyledi. " dudaklarını öne doğru büzdüğünde düşündüğüm tek şey Umay'dı. Çocukların güvenliği için onunla buraya kadar gelmişti. Sinyali kesmeden önce bunu bahane edeceğini tahmin etmiştim. Buraya onu boşuna getirmemişti. Hainler sadece tehdit ederlerdi. Başka da bildikleri bir şey yoktu. " Çok üzüldüm onun adına. "

" Sadede gel. " dedim hikaye duymaya ihtiyacım yoktu. Umay anlatsa onu sabaha kadar dinleyebilirdim. Keşke dedim burada olsa da bana anlattığı şeyi yüz kere daha anlatsa. Gözümü bile kırpmadan dinlerdim onu. Bana bir ilacın prospektüsünü bile okusa yüzünde oluşan mimikleri kaçırmamak için dikkatle dinlerdim onu. Benim onu sevgimin sınırı olmadığı gibi dinlemememin de bir sınırı yoktu.

" Diyorum ki çocuk hayali bile kurmadığın kadın için değer mi bu kadar zahmete girmeye? "

" Hayallerimin hepsi Umayken ne zahmetinden bahsediyorsun? " Kadının yanında gelecek hakkında konuşacak değildim. Üstelik her şeyimizi bilmek zorunda değildi. Umay çocuk isterse bende isterdim ama bunu şu an dile getirecek değildim. " Söyle nereye sakladın onu? "

" Bir yere sakladığımdan nasıl bu kadar eminsin? " sorusu zihnimin allak bullak olması için çabalıyordu. Sakin kalmaya çalışmaktan yorulmuştum. Ben esip gürleyen taraftım, bunu Umay'a bir kez bile göstermemek için kendimi törpülemem gerekmişti. " Belki de dışarıda geziyor şu an. Seni arıyor olamaz mı? "

Olamazdı. Dışarıda Kuzgun timi vardı. İllaki biri onu görür ve bana haber verirdi. Umay bu yerden dışarı hiç çıkmamıştı. Buralarda bir yerde nefes alıyordu, biliyordum.

" İkimizde bu seçeneğin olmadığını biliyoruz. "

" O kızda ne buldun? " sesindeki ciddiyet yüzüne tokat çarpmış etkisi yaratmıştı. " Hayır yani anlamıyorum, fazla sıradan biri. "

" Benim için dünyanın en farklı kişisi. " omuz silktim. Onunla aşk hayatımı konuşacak değildim. Oturup Umay'ı anlatacağım tek kişi arkadaşlarım olurdu. Onlara da anlatmama gerek kalmazdı. Yüzümdeki tebessüm her şeyi anlatırdı. Ve bunun için adının bahsinin geçmesi yeterliydi. " Bu senin anlayabileceğin bir mevzu değil. "

" Büyük laflar eden adamlar yaralanmaya mecburdur. " dediğinde onu boğmak istedim. Beni Umayla vurmaya çalışıyordu. " Sende en büyük zararı kendine vereceksin. "

" Buna sen mi karar veriyorsun? "

" Umay'ın hayatı iki dudağımın arasından çıkan cümleye bağlı, evet ben karar veriyorum. "

" Allah ol der ve olur. " dedim inancıma güvenerek. Biliyordum, onu bulacağımı biliyordum. Nasıl bulacağımı bilmiyordum ama yaratana güveniyordum. " Seni konuşturan da Allah sonuçta. Konuşmanı istemese tek kelime edemezdin. "

" İnancınla mı etkiledin onu? Taktiğin bu mu? "

" Umay nerede? " dedim konunun dışına çıkmaya başladığını görerek. Konu ne bendim ne de bir başkası. Konu şu an sadece Umay'dı. Onu nereye sakladığıydı.

" Demek benimle konuşmak hoşuna gitmiyor. " huzursuz bir ses çıkardı. " Konu değiştirmeye çalışıyorsun. "

" Konumuz Umay. " omuzlarımı dikleştirdim. Yorgun görünmek istemiyordum. Kendimde olmadığımı ona göstermek en büyük hatam olabilirdi. " Hep de Umay'dı. " altını çizdiğim kelimelere güldü.

" Umay Umay Umay..." sıkıntılı bir şekilde ofladı. " Çok sıkıcısın. "

" Seni teslim ettiğimde de böyle karşımda konuşabilecek misin merak ediyorum. " kozlar kendi elindeyken konuşmak kolaydı. Büyük dayıya onu ellerine teslim edeceğime dair söz vermiştim. Bilgi birikimi olan biriydi ve bize ilaç gibi gelecekti. Belki de hiç konuşmayacaktı ama Sanem'in elimizde olduğunu bildikleri an onları aklamak daha kolay olurdu. Çünkü bize konuşmasını istemeyecekler ve onu yok etmek için ellerinden gelen her şeyi yapacaklardı. Üstlerine çökmek daha kolay olacaktı.

" Güldürüyorsun beni koca adam. " dedi Sanem gözlerini etrafındaki adamlarda gezdirerek. " Sen beni sadece bu dört adamın koruduğunu mu sanıyorsun? " arkasındaki kapının ardından onu geçkin kişinin bulunduğumuz yere giriş yapmasını izledim.

Kulaklığımdaki kulaklıklardan birinden ses geldi. " Bu kadın seni yalnız sanıyor, aptal. " diyen Kubi'nin sesini duyduğumda dudağımda küçük bir kıvrım oluştu. Kaşlarım bunun tezatı için çabalıyordu. " Yukarı temiz Ciho, kuzey batıdaki pencerenin önündeyim. Gir dediğin an aşağıya atlayacağım. Emri bekliyorum. " Ona cevap veremedim ama vermeme de gerek yoktu. Beni ve biraz önceki konuşmaları duyduğunu biliyordum.

Yalnız değildim.

Aslında kuzgunlar yalnız olmazdı.

Tek başlarına bile birçok kişiydiler. Lakin bunu düşmanların bilmesine gerek yoktu.

" Ne oldu? Yüzünün rengi değişti. Korkmuş olabilir misin? " Sanem'in kahkaha sesi bütün odayı doldurduğunda sinirlerime hakim olmaya çalıştım.

" Yukarıda dokuz adamını halleden birinin şu an korkabileceğini düşünüyor musun gerçekten? "

" Korkusuzu oynamaya devam et, etkilendim. " Bana öyle bir baktı ki kendimi çıplak hissettirdi. Bu kadının edepsizliği bambaşka bir boyuttu. " Acaba Umay'da bu yönünden mi etkileniyor? "

" Adını ağzına alma. " uyarım odada yankılandı. " Ve artık oyun oynamayı kes. " tek düze bir sesle söylediklerim ona komik geldi.

" Üzerinde silah bile yok, hala bana artistlik taslayacak cümleler kuruyorsun. " dediğinde adamlarının bir tanesinin silahını alarak namlunun ucunu bana doğru çevirdi. " Şimdi seni vursam kim kurtarabilir ki seni? "

" Ortalık karışmaya başlıyor. " dedi Kubi'nin kulağımdaki sesi. " Gir de gireyim. " tek başına değildi elbette ama şu an tek kişilik konuşuyordu. " Daha zamanı gelmedi mi? "

" Umay nerede? " diye sordum tek cevabını almak istediğim soruydu. Onu öyle bir özlemiştim ki, aklımın sınırlarını zorluyordu. Henüz ayrı kalalı bir saat bile olmamış olabilirdi.

" Seni hayatınla tehdit ediyorum. " gözleriyle silahı gösterdi. " Ama senin sorduğun tek soru Umay nerede mi oluyor? "

" Benim hayatım bedenimden ibaret değil, Umay'dan ibaret. Sen bunu unutuyorsun. " Kubilay'ın güldüğünü belli eden sesi kulaklarımda yankılandı. Diğerleri neredeydi bilmiyordum.

Sanem eliyle bir hareket yaptığında odaya az önceki kadar adam girdi. Yüzlerindeki maskelere baktığımda derin bir nefes aldım. Yarısını ben halletsem yarısını Kubilay halledebilir miydi? Belki ateş ederse yarısını değil daha fazlasını ortadan kaldırabilirdi.

" Buradan benimle birlikte çıkarsın diye düşünmüştüm ama leşin çıkacak gibi Cihangir. " Sanem'in ağzında eğreti duran ismimi duyduğumda neredeyse gülümseyecektim. Muhtemelen Leman'ın elinde olduğunu düşünüyordu. Lakin Leman peşindeki adamları devireli uzun zaman oluyordu. Beni yalnız gördüğü için küçük bir lokma olarak tanımlıyordu.

" Birinin leşi çıkacak evet ama bu ben değilim. " gözlerimi ona diktim. " Senin leşin çıkacak. Hatta belki de çıkamayacak. " Aklımdan geçenleri dile getirmedim. Havuzun hemen başında hala boks torbasının olduğu yerde dikiliyordum. Yerimden kıpırdamamıştım ama her yere adapte olmuştum.

" Dedi silahı bile olmayan hedefimdeki adam. "

" Silahım olmadığı kendimin silah olmadığı anlamına gelmez. " Keskin bakışlarım onun bakışlarıyla kesiştiğinde elindeki silahın titrediğini gördüm. Onu arkamdaki havuza atıp temizinden fişini çekmek istiyordum. Bunu yapmama sebebim ise Umay'ın nerede olduğunu bulamadığım içindi. Gözünü kırpmadan ona bir şeyler yapabilirdi.

" Namını duyduğum adam sendin demek. " dedi aklında dolan tilkilerin varlığını dile getirerek. " Kuzgun timindeki silah adam sendin demek ha? " söylediğim bir lafla kendi çıkarımını yapması çok saçmaydı. Adımın bu şekilde duyulması sorun değildi. Silah olmadan da bir şeyler halledilirdi. Sonuçta hala ellerim ve ayaklarım vardı değil mi? " Lakabını her duyduğumda derdim ki bu adamı bulmam gerekiyor. Buldum. " elini şıklattı. " Ve artık yapmam gereken tek bir şey kaldı. "

" Senin yapman gerekenlerle ilgilenmiyorum. " tek düze çıkan sesime kulak vermedi. Aklı başka bir yerde gibi duruyordu.

" Benim tarafıma geç. " dedi hırslı bir sesle. " Çok para veririm. "

" Vatan haini değilim çok şükür. "

" İnsan her an her şey olabilir. " dedi bana yanaşmaya çalışarak. " Hemen reddetme, aklının hayalinin alamayacağı şekillerde yaşarsın. Bak Evan'a, elinde her şeyi var. "

" Onu parayla kandırmış olabilirsin. " dedim dudaklarımı yalayarak. " Sen Türk askerini parayla kandıramazsın. Karşında kimin olduğunu bir kez daha düşün ve ağzından çıkacak kelimeleri yut. "

" Herkes satın alınabilir. " diye ısrar etti. " Söyle, başka bir şey iste benden. " gözleri aradığı şeyi bulmuş gibi parladı. " Umay! " dedi yerinde zıplayarak. Karşımdaki kadının hadsizliği zirvedeydi. " Sana onun yerini söylerim. Yeter ki benim tarafıma geç, silah adam. "

" Seni teslim etmek için söz verdim ama sanırım sözümü tutamayacağım. " sesimdeki karanlığı Umay duysaydı kendimi asla affetmezdim. Burada olmadığı için karanlık tarafımı göstermekten çekinmiyordum. " Ölümü izleyeceğim. "

" Hadi ama..." dedi söylediklerim umrunda değilmiş gibi. Etrafındakilerin onu benden koruyacağını olan inancı fazlaydı. " Güzel bir iş birliği yapabiliriz. "

" Ben sadece vatanımı korurum, ihanet etmem. " dedi her bir kelimenin altına vurgu yaparak. " Beni başkalarıyla karıştırma. "

" Bence yumuşayacaksın, elbet sana cazip gelecek o şeyi bulacağım. "

" Son kez soruyorum, Umay nerede? Bir daha sormayacağım. Artık konuşmalarından sıkıldım. "

" Umay'ın yerini sana söyleyemem. " omuz silkti. " Çünkü bende bilmiyorum. Belki de seni terk etmiştir. Ona öyle şeyler anlattım ki..." buna inanmamı bekliyorsa daha çok beklerdi. Sinyali buradan gelmeye devam ediyordu.

Aklınca Umayla arama gireceğini düşünüyordu.

Umayla arama kimse giremezdi. Biz kendimizden başka kimsenin lafına kulak vermezdik.

" Bir cevap alamayacağım sanırım ha? " dediğimde elindeki silahı aldığı adama tekrar uzattı.

" Buradan çıkamazsın. " dedi başını iki yana sallayarak. " Tek beden çıkmak istiyorsan benim dediklerimi yapmak zorundasın. "

" Hiçbir şey yapmak zorunda değilim. "

" Umay ölecek. " kaşları havalandı. " Bu da mı seni durdurmaz? Zamanı gerçekten çok kalmadı. Ona verdiğim zehir etkisini çoktan göstermiş olmalı. Ayrıca bulunduğu yerde havasızlıktan bile ölmüş olabilir. Ben onun için farklı bir ölüm planlamıştım ama bakalım o hangisini tercih etmiş? "

" Seni buraya asıp sallandıracağım. " dedim hiç düşünmeden. Konu Umay olunca benim için akan sular duruyordu. Düşün Cihangir, düşün dedim kendime. Nerede olabilir? Sinyali hala buradayken nasıl onu bulamazdım ki?

" Dikkat et de sallandırılan taraf sen olma. " dediğinde sabrımın sınırı çoktan geçilmişti. Gözlerim etrafı bir kez daha taradı. Neredesin sevgilim diye bağırsam sesini duyabilir miydim? Ben onun yutkunuşunu bile duyabilirdim peki ya şimdi? Şimdi neden onu bulamıyordum? Sağ tarafımda duran adamları itip havuza atsam soldakileri onlar silahını kullanmadan etkisiz hale getirebilir miydim sorusu zihnimde yankılandı. " Tamam madem benim tarafıma geçmeyeceksin, o zaman son bir kez sana dediğimi yap. O zaman Umay'ın yerini sana kendi ellerimle göstereceğim ve buradan çıkıp gitmenize izin vereceğim. Hiçbir şey olmamış gibi gideceksiniz. Söz. "

Onun sözüne güvenemeyeceğimi tabiki de biliyordum. Sadece ne diyeceğini merak ediyordum. Çünkü Umay'ın yerini belli etmeden söylemeye çalışıyor olabilirdi. Benim ellerimden ölümü olsun isteyen kadın neler yapmazdı ki?

" Boks torbası. " dedi gözleriyle işaret ederek. " Onu gerçekten devirebilecek misin merak ediyorum. Silahsız adamın ellerinin ne kadar kuvvetli olduğunu göster bize. "

" Size gösteri sunacak son kişi bile değilim. Ayrıca ben emirleri sadece devletimden alırım. " göz kapakları ağırlaştırılmış çekimde indi. " Devletine ihanet eden biri bana ne yapacağımı söyleyemez. "

" Ya ihanet etmemiş olsaydım? "

" Sen ihanetin ta kendisiyken böyle bir ihtimal düşünemem. " gözlerim boks torbasına odaklandı. Sürekli onu indirmemi istiyordu. Onunla alakalı ne olabilirdi? Yoksa... aklıma gelen ihtimali göz ardı edemezdim ama o kadar da değil dedi zihnim. Bunu da yapmış olamazdı.

" Umay aşırı şansız bir kadın. " dedi ağzını yamultarak. " İyi ki bu hallerini görmedi. "

" Adını ağzına..."

" Bundan sonra adını sen de ağzına alamayacaksın. " gözlerini bir kez daha kol saatine gezdirdi. " Şu ana kadar bulunduğu ortamda ölmediyse bile zehire en fazla yarım saat dayanabilir. " omuz silkmesiyle birlikte daha fazla dayanamayacağımı anladım.

" Bana derhal yerini söyle. " Bir an önce buradakiler halletmem gerekiyordu. Ya taktik değiştirecektim ya da sonuna kadar bu şekilde gidecektim.

Bana doğru birkaç adım attı. " Silahsız adam bende emirlerle çalışmam. " dedi başını dikleştirerek. Adamlarının önüne geçip benim üç adım önümde durduğunda " Ama sen gücünü gösterirsen belki dediğini yapabilirim. "

" Gücüne de sana da..." diyerek ani bir refleksle öne doğru atıldım. Yan tarafımda bulunan adamları havuza ittirmeden önce birinin belindeki silahı ellerimin arasına aldım. Sanem'in gözleri irileşti. Geri çekilmek için hamle yapacaktı ki boynundan tutarak onu önüme siper ettim. " Artık kaçış yok, vatan haini. " gözlerim silahlarını çıkaran Sanem'in adamlarına kaydı. " Uzak durmanız gerektiğinin farkındasınızdır, beni uyarmakla uğraştırmayın. "

" Çok yanlış hareketler yapıyorsun. " dedi Sanem soluk bir sesle. Korkuyordu, bu duyguyu bedeninde hissettirebildiğim için gururluydum.

" Bizde yanlış olmaz, unuttun sanırım ben bir Türk askeriyim sende ülkesini satmış bir terörist. " sesim bulunduğumuz ortamda yankılandı. Sanem'in sesli yutkunuşu duyulmayacak gibi değildi.

Adamları bize doğru bir adım attığında elimdeki silahı çenesinin altına dayadım. " Durun, yaklaşmayın. " diyerek onları uyardığında silaha baskım arttı. Şu an canını acıttığımı biliyordum. Onun ölümü bir silahla olmayacaktı. Bu kadar kolay sonlanamazdı hayatı. " Beni bırak ben de adamlarımı geri çekeyim. "

Silaha olan baskım arttı. Gücümü kullansam silah direkt gırtlağına yaslayacaktı. " Helal olsun kardeşim, hepsini dize getirdin. " diyen sesle birlikte Kubilay'ın varlığını hatırladım. " Ama bana da bırak birkaç kişi. Tek başına olmaz. Benim de canım sıkılıyor. "

Kubilay her an bulunduğumuz pozisyonla dalga geçebilirdi. Onun bu özelliğini aklımdan çıkarmasam her şey daha kolaydı. " Ne istersen verebilirim. İstersen bir araç ayarlarım. "

" Sana bir soru sormuştum, hatırlıyor musun? " silahı çenesinin altında gezdirdim. Boğazında bir silah hissetmek onu korkutuyor olmalıydı. Genelde o birilerine silah dayattığı için bunun ne anlama geldiğini bilmiyor olmalıydı.

" Bana Umay nerede dışında bir soru sormadın. "

" Güzel. Hatırlıyorsun. " Sanem'in ellerine baktım. O ellerde kaç kişinin kanı vardı? O ve onun dünyasında olan hiçkimse masum değildi.

" Ona en büyük zararı sen veriyorsun. " dedi Sanem dümdüz bir sesle. " Ve vermeye de devam edeceksin. " boğazında bir silah varken söylediği cümleyi ne kadar ciddiye almalıydım?

" Ona asla zarar vermem. " dediğimde güldü.

" Onu benim yanıma ajan diye gönderdin. " yutkunmak istemedim. " Benim ne karar tehlikeli olduğumu bildiğin halde o benimleydi. Demek ki onu kaybetmek sana çok da koymayacak. "

" Saçma sapan düşüncelerini kendine sakla ve bana istediğimi cevabı ver. " silahı yukarı doğru kaldırdım. " Yoksa şimdi ağzına sokacağım namluyu ve asla acımam. Tek hamlemde bitersin. "

Yüzünü buruşturarak iç çekti. " Biliyor musun hep nasıl öleceğimi merak etmiştim. "

" Öğren o halde, başkası için planladığın ölümle öleceksin. " karanlık sesim onu ürkütmüş olacak ki gözlerini havuza çevirdi. İçindeki piranalar biraz önceki adamları saniyeler geçmeden halletmişti. Havuz artık renksiz değildi.

Kırmızıydı.

" Kaç dakikada işleri bitti? " dedi acımasızca. " Hesaplayamayacağın kadar hızlıydı değil mi? "

" Hesaplaması gereken sendin, insanın yaklaşan sonunu bilmesi gerekir sanki ha? "

" Benim değil. " dedi başını havaya kaldırarak. " Ama seninkinin sonu öyle olacak. " göz kırptığı an sinirle silahın ucunu ağzının içine soktum. Elim tetikteydi.

Duvara toslamış gibi hissediyordum.

Ne demek seninkinin sonu?

Umay...

Aklıma karıştırmak için yapıyordu değil mi? Kesinlikle elimden kurtulmak için yapıyordu. Ve her yolu deneyecek gibi duruyordu.

Anlık bakışlarım boks torbasına çevrildi ve ona vurmamama rağmen öne doğru sarsıldığını fark ettim. Allah kahretsin! Umay... Umay orada olabilir miydi? Hangi manyak böyle bir şey yapabilirdi ki? Elimdeki silahın titrediğine yemin edebilirdim. " Kubilay. " dedim devam edemeyeceğimi belli eden sesimle. " Şimdi. "

Kafamın içindeki sesi susturamıyordum.

Kubilay emri almış olacak ki verdiği konumdaki camı büyük bir darbeyle indirdi tuzla buz olan cam herkesin dikkatini çekmeyi başardı. Kubilay arkası dönük olan adamları indirecek sandım ama ondan önce başka biri hızlı davrandı. Maskeli adamlardan biri yanındakilerin hepsini saniyesinde indirdi. Öyle nokta atışlar yaptı ki onun içindeki kişinin Alparslan olduğuna kesinlikle emindim.

Yüzündeki maskeyi kaldırdığında " Selam. " diye mırıldandı. " Hep bu anı beklemiştim, sonunda nasip oldu. " gözleri Sanem'e çevrildi. " Umay'ın nerede olduğunu söylememek için and içmiş. "

" Sanırım ben biliyorum. " dediğimde elimdeki silahı gevşettim. " Boks torbası..." Gözlerimi kapattım. Emin değildim ama elimdeki tek seçenek buydu. Bakmalıydım. " Orada olabilir mi? "

" Orada mı? " Sanem tepindi. Dudaklarının arasından çıkan ses sadece buydu. Öyle karmaşıktı ki belki de seçebildiğim bu kadardı.

" Kesinlikle orada. " dedim Sanem'i ileri doğru itip boks torbasına doğru hareket ederek.

Sevgilimi bir boks torbasına mı koymuştu? Onu nasıl görememiştim? Nasıl ihtimal dahi vermemiştim?

Sanem Alparslan'ın önüne ulaşamadan tökezledi. Ayağı havuzun kenarındaki çıkıntılara takıldı ve ne olduğunu anlamadan havuza düştü. Piranaların kan gölüne çevirdiği suyun içinde çırpınamadan bağırma sesleri geldi. " Kurtar! " diyordu. " Beni kurtar. " Havuzdan gelen çığlığın yarattığı pürüzlere aldırış edemedim çünkü boks torbasının ipi oldukça gevşemişti. " Bu burada bitmedi, göreceksiniz. Sizi bulacağım. Kurtar beni! "

" Bana yardım etmen gerek. " dedim gözlerimi Alparslan'a çevirerek. Aklıma gelen ihtimal canımı sıkıyordu. " Çabuk olmalıyız. "

" Cihangir tek yanlış hareketinde sende havuzu boylarsın. " gözlerimi artık sesi çıkmayan Sanem'in düştüğü havuza çevirdim. Leşler vardı. Etrafta etin kokusu yayıldı.

Onu canlı götürmek istemiştim, sözüm vardı ama artık yapabileceğim bir şey yoktu. Herkes kendi sonunu elleriyle yazardı.

Sanem de bunu kendine yapmıştı. Pis düşüncelerinin içindeki ölüm planına kendi düşmüştü.

Şah ve mat.

Bir hikayenin sonunu görmüştüm, artık yeni bir başlangıç yapma zamanıydı.

Acı çeke çeke ölmüştü.

" Umay burada. " dedim kendimden emin bir sesle. " Nasıl buraya koymuş olabilir ki? " Dudaklarımı birbirine bastırdım. " Ve Alparslan ben ona vurdum. " gözlerimi kapattım. Şu an bunu aklıma getirmenin bana hiçbir yararı yoktu.

" Sakin ol. " dedi Alparslan ne düşündüğümü anlamış gibi. " Şu an sadece Umay'ı kurtarmaya odaklanalım. " yutkundu. " Bizimkiler dışarıda. "

" Kucaklayacağım. " gözlerim etrafta gezindi. Boks torbasını havuzun ortasından geriye çekerek bir şey yoktu. " Sende ipi kesecek bir şey var mı? "

" Bu çok tehlikeli. "

" Ama yapmamız gerek, Umay içinde. " dedim her an ağlayacakmış gibi. Ellerim mi titriyordu?

" Cihangir mantıklı düşünürsek sen onu kucakladığın gibi yeri boylarsın. "

" Sikeyim. " inledim. " Mantığım devre dışı şu an. "

" Farkındayım kardeşim. " dedi başını sallayarak. Bir şeylerin farkında olmaları önemli değildi. Umay'ı kurtarmak yeterliydi. " Havuzun üzeri kapanıyor. Önce onu kapatmanın bir yolunu bulalım. Herhangi bir düşüşte havuzun içine girme ihtimalini ortadan kaldıralım. "

" Kaldır Alparslan. Lütfen çabuk ol. " nefessiz kaldığını düşünmek zihnimi yememe sebep olacaktı.

" Hallediyorum. " etrafta gözlerini gezdirerek elektrik kablolarının olduğu yeri gösterdi. " Burada bir sürü düğme var. "

" Sakın. " dedim uyararak. " Sakın yanlış bir şeye basma. "

" Üstlerinde nerenin nereye ait olduğu yazmıyor. "

" Allah kahretsin! "

" Cihangir sakın olmayı dene. "

" Olamam amına koyayım olamam. Ya ip koparsa ne yaparım lan ben? " Dudaklarımı kapatmak zordu. Kendime gelmem ondan daha zordu. Alparslan'ın elleri bir düğmenin üzerinde durduğunda nefesimi tuttum. Öne doğru eğilip boks torbasını kucaklamam gerekiyordu. Riske atamazdım.

" Sanırım buldum. " dediğinde gürültülü bir ses kulaklarımı tırmaladı.

" Kapanıyor! " dedi Kubilay kırdığı camın ardından bakmaya devam ederek. " Buldun lan buldun! "

" Cihangir kapandığı an boks torbasını kucakla. " dedi Alparslan. " Bir düğme daha var, belki o da onu geriye doğru çekmeye yarıyordur ha? "

" Sakinim. " dedim kendime hatırlatmak isteyerek. " Sakinim, Umay'a bir şey olmayacak. "

" Evet kardeşim, Allah'ın izniyle Umay'a bir şey olmayacak. " Alparslan gözlerimin içinde ne görüyorsa bana tuhaf bir şekilde bakıyordu. Sanki bir bebeğe laf anlatıyor gibiydi hareketleri. Açıkçası tedirgindim. Sanem belasından kurtulmuş olsak bile rahat bir nefes veremiyordum.

Çünkü Umay'ım yoktu.

Ya içinde değilse o zaman ne yapardım?

" Cihangir şimdi kucakla. " dedi havuzun üzeri tamamen kapandığında. Kollarımı kaldırarak boks torbasını sıkıca tuttum. Hiçbir şey düşünmemeye çalıştım çünkü zihnim beni terk etmişti.

Sen yaptın diyordu.

Sen ona vurdun.

Boks torbasının içinde onun olduğunu bilsem bunu yapar mıydım? En son ne zaman ağlamıştım? Şu an ağlamak istiyordum. Umay'ın omzuna yaslanıp hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyordum. Ona verdiğim zarar için defalarca özür dilemek istiyordum. Onu kırdığım yerden toparlamak için elimden geleni yapmaya hazırdım.

" Cihangir! " diyen sesi duyunca irkilerek Alparslan'a döndüm. Görev başında asla dikkatim dağılmazdı. Zihnimi yönetebildiğimi düşünürdüm ki bu yönümle taktir toplardım.

Hayatımda ilk kez zihnim toparlanmıyordu.

" Cihangir kendine gel, düşünmeyi bırak. " Beni sobeledi. " Lanet olsun sıkı tut, düşecek. " dediği an tokat atılmış gibi irkildim. Boks torbasının geriye doğru gelmesiyle birlikte bulunduğu ipten onu ayırmaya çalıştım. Gövdemle birlikte boks torbasını havaya kaldırıp ipin bulunduğu yerden çıkmasını sağladım. Sonunda kurtarmıştım.

Onu kurtarmıştım.

Beni zihnimi kurtaramamıştım.

Senin yüzünden dedi içimdeki yılmak bilmeden konuşan o ses. Senin yüzünden bu halde.

Alparslan koşarak yanıma geldi. İyi olmadığımı anlamış olmalıydı. Boks torbasının fermuarını açtığı an karşımıza çıkan köpükleri direkt dışarı çıkardık. Sonra onu gördüm. Evden çıkarken giydiği kıyafetlerini...

Buradaydı.

Başıma yıldırım düşmüş gibi irkildim. Yok oldum. Hatalarımı toprağın altına gömmek istedim. Ben ne yapmıştım? Ben...Ben o torbaya vurmuştum. Ben ona zarar vermiştim. Ellerimi geriye doğru çekerek tenine dokunmadım.

" Umay? " dedi Alparslan onu çıkardığında. Uyuyor muydu? Neden gözleri kapalıydı?

" Nefes..." dedim birinin elleri boğazımı sıkıyormuş gibi. " Nefes alıyor mu? "

" Alıyor, sanırım baygın. "

Çölüme yağmur yağmış gibi rahatladığımı hissettim. " Zehir..." Aklıma gelen detayla ruhum bedenimden çekildi. " Zehir vermiş, Alparslan ona zehir vermiş. Götürmeliyiz, onu derhal götürmeliyiz. Gece nerede? Gece doktor, Gece nerede? " ayağa kalkarak ne yapacağımı bilemiyormuş gibi gidip geldim. " Nerede o? Neden burada değil. "

" Cihangir kendine gel. " dedi Alparslan karşısında bir yıkıma şahit oluyormuş gibi gözlerini irileştirdiğinde.

Yıkılmıştım.

Onun yerini bulamadığım an ben yıkılmıştım.

" Götürmemiz gerek. " dedi Alparslan. " Nefes alıyor ama doktora götürmemiz gerek. Sen Umay'ı kucağına al, ben de çıkacak yerin temiz olup olmadığına bakayım. "

" Üstler temiz. " dedi Kubilay temkinli sesiyle. " Acele edin. "

" Hadi Cihangir. "

" Yapamam. " dedim inlercesine. Gözlerimin önündeydi. Dibimdeydi. Ellerimi uzatsam dokunabilirdim ama buna hakkım yoktu. Lanet olası ellerim ona vurmuştu. Boks torbasının içindeyken bir yerine gelmiş miydi onu bile bilmiyordum. " Ben ben ona vurdum Alparslan. Ben...Ben ya ben. Sevdiğime vurdum. "

" Sen ona değil, boks torbasına vurdun. "

"Hayır. " dedim itiraz ederek. " Vurdum, değdi elime bir yeri. " başımı iki yana salladım. " Ben ona dokunamam. Bu kirli ellerle ona dokunamam. Yine onu incitirim. " yalvarırcasına ona baktım. " Onu sen taşır mısın? Ben yapamam, ben ona yaraladığım yerlerini iyileştirmeden dokunamam. " Alparslan kaşlarını çatarak bana bakmaya devam etse de benim gözlerim Umay'ın kapalı gözlerinin üzerindeydi. " Vaktimiz kalmadı, ne olur Umay'ı sen taşı Alparslan. "

Alparslan ikinci kez düşünmedi bile. Kucağına alarak çıkış yoluna doğru koşar adımlarla ilerledi. Bense yaraladığım kadının arkasından kalbimdeki korkuyla birlikte yürümeye başladım. Adımlarım sabit değildi, yalpalanıyordum. Sanki bedenimi ilerleten ben değilde bir başkasıydı.

" Elleri soğuk mu? " sorumla birlikte Alparslan duraksar gibi oldu. Bir kolu Umay'ın dizlerinin altındayken diğeri belindeydi. Merdivenleri çıkarken gözlerimi Umay'dan çekemedim. " Üşür biliyor musun? Parmak uçları buz gibi olur. "

" İyileşecek. " dedi Alparslan sadece. Gözlerimdeki acıyı görebiliyor muydu? Arkasından hızlı adımlarla ilerlemeye devam ettim. Yıkımın tam kendisiydim.

Mekanın içi yere yığılmış adamlarla doluydu. Bize doğru gelen Kubilay'ı gördüğümde yüzündeki endişenin aynısı benim de yüzümde vardı. " Baygın mı? " diye sorduğunda yüzünden acı dolu bir ifade geçti. Sonra gözleri bana çevrildi. " Cihangir? " sorusunu duymazdan geldim.

" Benim yüzümden. " diyebildim. Ona en büyük zararı ben mi veriyordum? Yanımda kalması, onu bu işlerin içine çekiyor olmam hata mıydı? " Kubilay, zehir...zehir vermiş ona. Gece nerede? " sesim sakin çıkıyor olsa da kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu.

" Gece araçta. " dedi Alparslan'ın önden gitmesine izin vererek. Yüzümde ne görüyordu bilmiyordum ama benim yanıma doğru gelmeyi tercih etti. " Kardeşim, o iyi olacak. Gözlerini açtığında da ilk görmek isteyeceği kişi sen olacaksın. " elini omzuma koyduğunda aklıma yine boks torbasına sertçe vurduğum an geldi.

" İstemeyecek. " başımı iki yana salladım. " Eminim. "

Beni istemezse ondan uzak duracaktım. Benim düşüncelerimden önemliydi onun istekleri. Umay ne derse o olurdu. Bunu dışımdan söylesem Kubilay benimle hanımcı diye dalga geçebilirdi. Geçsin istedim, eskisi gibi mutlu olalım ve benimle dalga geçsin istedim.

Artık o günlere dönmek mümkün müydü bunu bile bilmiyordum.

Gece'nin araçtan çıkışı ve Umay'a doğru koştuğunu gördüğüm an kalbim sıkıştı. Gece doktordu, bizi defalarca hayata döndüren hamlelerde bulunmuştu. Şimdi Umay içinde aynısını yapardı değil mi?

" Zehirlenmiş. " dedi Alparslan. " Zehrin ne olduğunu bilmiyoruz. Yapabilir misin bir şey? "

Gece başını iki yana salladığında nefes alamadım. " Hastaneye gitmemiz gerekiyor. Yanlış bir şey yapabilirim. "

" Ne demek bir şey yapamazsın? " Ellerimi yumruk yaptım. " Allah kahretmesin sen doktorsun. Yap bir şey. Yok mu panzehiri? Yok mu? "

" Cihangir yanımda sağlık çantam bile yok. Bir yarası olsa, dikiş olsa, kurşun yarası olsa bir şeyler yapabilirim. Bunu hepiniz biliyorsunuz ama bu öyle bir şey değil. Hastanede test yapılması gerekiyor. Neyden zehirlendiğini bilmeden yanlış tedavi uygularız. " gözleri Umay'a çevrildi. " Ayrıca ne kadar zamandır bu halde? "

" Bilmiyorum. " Ellerimi başımın iki yanına geçirdim. Çaresizdim. Çaresizlik bedenimi ikinci bir deri gibi sarmıştı. " Hiçbir şey bilmiyorum. Ben....ben onu kaybedemem anlıyor musun? " nefes alamadım. Onu kaybetmek demek bitişim demekti. " Hastaneye gidelim. Çabuk olalım. Ne olur gidelim. "

" Cihangir sen öne gel. " diyen Barbar'ın sesini duymadım bile.

" Ben onunla kalacağım. " arka tarafa oturduğum an sürücü koltuğunda oturan Barbaros aracı hareket ettirdi. Herkes buradaydı. Karşı koltukta oturan Leman sessizce yüzümü inceliyor, ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. Biliyordum söylemek istedikleri çok şey vardı. Ama onlarla konuşacak bir Cihangir yoktu.

" Sen kucağına al. " dedi Alparslan Umay'ın cansız gibi duran bedenini bana doğru uzattığında başımı hızla iki yana salladım. Ellerimi arkama sakladığım an karşımda oturan Leman ve Mizgin'in gözleri ellerime çevrildi.

" Ben alamam. " dedim bakışlarımı ayaklarıma çevirerek. Yüzüne bakmaya cesaretim yoktu. " Ona vurduğum ellerimi kırmadan ona dokunamam. "

" Ona vurduğun eller mi? " kaşları çatıldı Mizgin'in. Ona bakmamak için direndim ama kendime hakim olamadım.

" Umay'ı boks torbasının içine koymuş hain köpek. " dedi Kubilay açıklama gereği duyarak. Gece Umay'ın yanında oturuyordu. Umay'ın bacakları onun olduğu tarafa doğru uzanmıştı. Başı ise Alparslan'ın dizinde duruyordu. Onu tersten görebiliyordum. " Cihangir'e de ona vurdurdu, sırf Umay'ın yerini öğrenirim diye vurdu birkaç kez. "

Hastane çok da uzak değildi. İtalya'da olduğumuz için biraz sıkıntı çıkar gibi hissediyordum. Lakin bu bir can meselesiydi. Neyin meselesi olacaktı ki?

Mizgin duyduklarından sonra yüzümü inceledi. " Cihangir sen iyi misin? "

" Neden herkes bana bu soruyu soruyor? " sesim beklediğimden daha yüksek çıktığında araba hastanenin önünde durdu. " Ben iyi falan değilim ama bu önemli değil. Umay iyiyse ben de iyi olurum. " gözlerimi yüzüne çevirdim. " Ama o iyi değil. "

" Acil sedye. " dedi İngilizce bir şekilde Gece. " Acil. "

Sedyeye gerek olmadan Alparslan hızlı adımlarla hastanenin içine girdi. Kucağındaki Umay'dan bir ses yoktu. Dudakları kurumuş, teni solmuştu. Birkaç doktor Umay'ın başına geldiğinde Gece onlara olanı anlattı. Ve Umay Alparslan'ın kucağından bir sedyeye yatırıldı.

Minik serçem, dedim içimden. Özür dilerim, seni koruyamadım.

Umay'ı aldıkları odanın kapısı kapandığı an ellerimi kapısına yasladım. Bir kapı uzağımda duruyordu. Başımı kapıya yaslayarak kendime gelmeye çalıştım. Ellerin kirli Cihangir, diyen iç sesime kulak verdiğimde sinirle harekete geçtim ve elimi karşıdaki duvara vurdum. Hangi elimle vurmuştum ona? Sağ mıydı? Sağ elimi yumruk yaparak duvara sertçe vurdum. Yoksa sol muydu? Sol elimi yumruk yaptım ve yumruğum duvarla buluştu.

Ellerim acıyor olabilirdi ama asıl acı kalbimdeydi.

Umay benim kalbimdi.

İnsan kalbi olmadan yaşayabilir miydi?

" Cihangir. " diyen sesleri duydum ama onlara bakmadım. Ellerimi duvara vura vura kırmak istiyordum. Belki o zaman kendimi cezalandırabilirdim.

" Bu ellerle vurdum ben ona, " Derin bir nefes verdim. Orada olduğunu bilmiyordum ama hissetmeliydim. Ellerim kirliydi, belki de dünyadaki en iğrenç adam şu andan itibaren bendim. " Söyle bana bir daha nasıl dokunacağım ona? Nasıl seveceğim onu bu pislik ellerle? Beni görmek bile istemeyecek. Belki de... " sertçe yutkundum. Belki de artık hayatımda olamayacak diyemedim. Olsun istedim, buna hakkım yokken bile istedim. " Nasıl hissedemedim? Nasıl kıydım ben ona lan? Seven sevdiğini her koşulda hissetmez miydi? " Sessizlik canımı yaktı. " Hissedemedim. "

" Hissedemezdin. " dedi Leman elini omzuma koyarak. " Aklın ondaydı, niyetin onu bulmaktı evet ama insan bazen hissedemiyor. "

" Canımdan bile çok seviyorum ben onu. " başımı iki yana salladım. " Hissetmem gerekiyordu. " Ellerimi duvara bir kez daha geçirdim. Leman yanımda sıçradığında dudaklarının arasından çıkan sese engel olamadı.

" Cihangir kendine gel. "

" Kirliyim ben. " dedim bir kez daha elimi kaldırarak. " Ellerim kirli. " Alnımı duvara koyarak sakinleşmeyi diledim. Ellerim acıyor muydu onu bile bilmiyordum. Hissizdim.

Ellerimi nereye koyacağımı bilemedim, pantolonuma sildim. Geçmedi, o ellerle boks torbasına vurmuştum. Umay'ın canını yakmıştım. Allah beni kahretsin! Ellerimi tişörtüme sildim. Bir kez daha sildim. Yıkamam gerekiyordu. Geçmezdi ki bu başka türlü.

Ben ona bir daha nasıl dokunabilirdim ki?

Elimi kalbimin üzerine koydum. Kalbim kesinlikle atmıyordu. Çünkü benim kalbimde bir kadın vardı ve ben onu biraz önce kırmıştım. Gözleri kapalıydı. Lanet olası ellerim ona bir darbe indirmişti. Her ne kadar aramızda bir engel olsa da ellerim onu sevmek dışında bir hareket yapmıştı.

Ona vurdun Cihangir dedi içimdeki ses. Beynimi susturmak, bir kutunun içine kilitlemek istedim lakin bundan derhal vazgeçtim. Hatırlamalıydım. Sevdiğim kadına bir hata yapmıştım bunun cezasını çekmeliydim. Alnımı duvardan çektim.

Duvara bir kez daha yumruklarımı geçirdim. Elimden başka bir şey gelmiyormuş gibi sadece duvarı yumrukladım. İçimdeki bitmek bilmeyen öfke beni başka birine çevirmişti. Duvarın kanla kaplanmış olması umrumda bile değildi. Aklımı yitirmiştim. Sevdiğim kadınını mahveden ellerimi cezalandırmam gerekiyordu. Belki de kullanılmaz hale getirmeliydim. Ellerim sıcaktı ama aynı zamanda da buz kesiyordu. Aklıma gelen anılarla gözlerimi duvara sabitledim.

" Dizlerin titriyor. " demiştim Umay'a kaşlarımı çatarak. " Çok üşümüşsün. "

" Sen ısıtırsın. " demişti bana o güzel gülümsemesiyle.

Sen ısıtırsın... artık dünyada duyduğum en ağır cümle olabilirdi. Ona bu ellerimle dokunamazdım. Artık onu ısıtamazdım. Üşüyen ayaklarına, parmak uçlarına dokunamazdım.

Cihangir Karaboğa artık kötü karakterdi. Hatta bir canavar. Sevgilisine bir daha yaklaşamayacak o canavar.

" Siktir. " dediğini duydum Barbaros'un. " Lan kanıyor ellerin dursana. "

" Bırak beni. " Barbaros'un ellerinden kurtularak tekrar tekmelemeye başladım. Tek başına beni idare edemeyeceğini anlamış olacak ki Kubilay ve Alparslan da beni tutmaya başladı.

Artık ellerimi duvara vuramıyordum.

Etkisiz hale getirilmiştim.

" Sakinleştirici yaptıramız gerek. " dediğini duydum Gece'nin. Başımı sallayıp hayır demek istedim ama dünya etrafımda dönüyordu. Gözlerimin gördüğü görüntü zigzaglardan ibaretti.

" Cihangir! " diyen sesi duydum ama cevap veremedim. Gözlerimin önüne karanlık indi. Sonra da onun yüzü. Umay'ın bana tatlı tatlı gülümsediği o yüzü.

Sonra dedim ki kendime, sen o yüzü görmezsen gözlerin hiçbir zaman açık kalamaz Cihangir.

Bak, şimdi göremiyorsun ve gözlerin de onu görmek için kapanıyor.

🖤

Gece

" Salak bu çocuk yemin ederim salak. " dediğini duydum Alparslan'ın. Cihangir'i bir odaya yatırmamış arabaya getirmek zorunda kalmıştık. Çünkü yaralıydı. Ve kimse bunu fark etmemişti. Kendi bile. Omzundan yaralanmıştı. Bunu bile hissedemeyecek kadar Umayla doluydu.

Alnında biriken ter damlalarına kısa bir bakış atarak kurşunun sıyırdığı yeri kapatmaya çalıştım. Temizlemiştim, şimdi sadece dikiş atmak kalmıştı. En az bir saattir buradaydık. Cihangir'in bilinci kan kaybından kapanmıştı. Derin bir nefes aldığımda arabada bu işleri yapmanın verdiği gerginliği hissettim.

" Salak değil sadece kör kütük aşık. " dediğim an dilimi ısırdım. Umay'ın canını düşünmekten kendinin acısını hissetmemişti bile. Yara aldığını bir insan nasıl hissetmezdi?

Alparslan sertçe yutkunduğunda arabada sadece ikimiz varken doğru bir cümle kurmadığımı anladım. Çünkü o da aşıktı. Hem de karşılık bulamamasına rağmen bana aşıktı.

Karşılıklı Alparslan demek istedim ona ama yapamadım. Ona yaklaşmaya karar vermiştim ama bunu engelleyen şeyler vardı. Arkadaş kalmamız bunlardan biriydi.

" Doğru, karşılıklı hem de. "

" Kubilayla konuştunuz mu? " konuyu değiştirmek için sormuştum aslında. Çünkü bana acıyla bakan gözlerine bakmak içimde tamir edilmez yaralar açıyordu.

" Bu beni ve Kubilay'ı ilgilendirir. " acımasızlık ona hiç yakışmıyordu.

" Haklısın ama Leman da o gün oradaymış. " gözlerim gözlerinde gezindi. " Bilmem sorun olmaz sandım. "

" O gün orada sende olsaydın, bilmen sorun olmazdı, arkadaşım. " diyerek bakışlarını üzerimden çekti.

Ağlamamak için kendimi sıktım. Onun bu haline alışkın değildim ve alışmaya da niyetim yoktu. " Pekala. Sorduğum için kusura bakma, arkadaşım. "

Arkadaşım kelimesinden nefret ediyordum ama onun bana arkadaşım demesinden daha çok nefret ediyordum.

Telefonu çaldığında son dikişi de atarak açılan yarayı kapattım. Onu bir hastaneye götürmemiz gerektiğini hepimiz çok iyi biliyorduk. Ülkemizin sınırları içinde olmadığımız için aldığı kurşun yarası illaki sorgulanırdı. Bir görevde olduğumuzu İtalya'nın yöneticilerinin öğrenmesi pek de hoş karşılanmazdı. Bu yüzden yanlarında her yere giden kişi bendim. Elimden geldiği her şeye hiç düşünmeden müdahale ediyordum. Ama Umay'a müdahale edememiştim. Çünkü o bir zehirdi, elimden ne gelebilirdi ki? Midesini nasıl temizleyebilirdim?

" Efendim Kubilay? " Gözlerimi Alparslan'a çevirdim. Hastaneden haber gelmiş olmalıydı. Alparslan ve ben dışında herkes Umay'ın başındaydı. " Ne zehriymiş? " gözlerimiz kesişti. " Etilen glikol. "

Kalbim ağzımda attı. Etilen glikolun düşük dozu bile ölümle sonuçlanabilirdi. Umay buna nasıl dayanabilmişti? " Böbreklerini kontrol etmeliler. " dedim aklıma gelen senaryoları görmezden gelemeyerek. " Hastaneden çıkınca bizim oraya götürmemiz gerekiyor. "

" Her şey yolunda yani? " diye sordu Alparslan benim cümlelerimi göz ardı ederek. " Ne zaman uyanırmış? "

Gözlerimi dikmiş sadece onu izliyordum. Cihangirle işim bitmişti. Duyduklarıma göre Umay'ı da kurtarabilmiştik. Bundan sonra durumlarını sürekli kontrol etmem gerekecekti. " Anladım. " diyerek telefonu kapatan Alparslan'a baktım.

" Böbrek yetmezliği oluşma ihtimali varmış. " dedi gözlerini kapatarak. " Beyninde..." devamını getiremedi. " Bunları şimdilik Cihangir bilmese daha doğru olur. Söylemeyelim. Yoksa kendini daha fazla suçlamaya çalışacak ve belki de ondan uzak duracak. "

" Onları birbirinden uzak düşünemiyorum. "

" Kucağına almadı. " dedi Alparslan düşünceli sesiyle. " Bilmiyordu, içinde onun olduğunu bilse vurur muydu? Vurmazdı ama bunu asla kabul etmedi. Sanırım ellerini keselim desek hiç düşünmeden kabul eder. "

" Ellerini mahvetmiş. " dedim sargı beziyle sardığım ellerine bakarak. " Bir röntgen çekilmesi lazım. Kırık olabilir. "

" Baktıracağını sanmıyorum. "

" Umay isterse baktırır. " dedim gözlerimi Cihangir'in yüzünde gezdirerek. " O ne derse onu yapar, bilirsin. "

" Bilirim. "

" Ne zaman çıkacakmış peki? "

" Bugün kontrol altında tutmaları gerekiyormuş. " eliyle saçını kaşıdı. " Böbrek kontrolünü yapacaklar muhtemelen. "

" Kontroller hemen yapılacak bir şey değil. " hatırladığım kadarıyla hepsini anında yapmıyorlardı. Bekletiyorlardı. Emin olmak, net bir karara varmak öyle kolay değildi. " Burada daha fazla kalırsak göze batarız. "

" Biliyorum. " dedi telefonuna göz gezdirerek. " Büyük dayıyı arayacağım. "

" Bunu Leman'ın yapması gerekmez mi? " işlerine karışmak istemiyordum ama onların komutanı Leman'dı. Durum bilgilendirmesini onun yaptığını sanıyordum.

" Komutanından izinsiz iş yapma diyorsun ha? "

" Sen bilirsin. " omuz silktim. Benim işim onların kararlarını sorgulamak değildi sonuçta. Yapmam gereken tek şey onlara acil bir durum olduğunda müdahale etmekti. Çenemi kapalı tutmalıydım.

" Kuzgun timini bırakmak istiyormuşsun. " dediğinde kalbime bir iğne batırılmış gibi hissettim. Bunu nereden biliyordu? Belgelerimin gizli olmasını istemiştim Büyük dayıdan. Ona söylemiş olamazdı.

" Bunu nereden öğrendin? "

Dudaklarını öne doğru bükerek elindeki telefonu avcunun içinde çevirmeye başladı. Cihangir'in derhal uyanması gereken konular vardı. Şu anki durumun içinden çıkmam için bu gerekliydi.

" Doğru yani? "

" Doğru ya da değil. " omuz silktim. " Bu sadece beni ilgilendirir. "

Bakışları altında ezildim. " Arkadaş olduğumuzu düşünüyordum. " dedi iğneleyici bir şekilde. " Arkadaşlar birbirleriyle bazı konuları tartışır. "

" Biz tartışma yaşayacak arkadaşlar değiliz. "

" Doğru. " dedi canına tak etmiş gibi. " Gece seninle biz bambaşka bir şeyiz. " yutkunmak dışında bir eylem gerçekleştiremedim. Söyleyecekleri bitmemiş olacak ki dudakları tekrar aralandı. " Benden kaçmandan bıktım, dedim ki tamam o zaman ben kızın peşini bırakayım. Dedim ki Alparslan olabilir herkes sevdiği kişi tarafından sevilmek zorunda değil. Ona da tamam dedim, kalbime gömdüm seni. Benimle olmasın ama yakınımda olsun dedim. " Nefes almak için sustu. " Sonra..."

" Arkadaş olmak istedin. " dedim gülerek. " Sanki olabilirmişiz gibi. "

" Olamayız. Biz seninle hiçbir şey olamayız. "

Kalbim sızladı. Neden bizden bir şey olmuyordu. Benimle alakalı hayallerinin üzerini çizmiş olamazdı. " Aynen. " dedim duygularımı belli etmek yerine kabullenmeyi seçerek. Bu akşam yorganın altına girdiğimde ağlayacak bir mevzu bulmuştum kendime. Ne güzel!

" Beni bırakabilirsin, her şeyi bırakabilirsin ama Kuzgun timini bırakamazsın. " gözlerimi kaçırdım. " Emek verdin, üzerimizde hakkın çok. "

" Yerimi illaki birileri doldurur. " gözlerimi usulca kapattım. Sana verdiğim hasarı da biri kapatır ve yaralarına merhem olur muydu? Kahretsin onun yanında kimseyi düşünmek istemiyordum. Onun mutlu olmasını istiyordum ama yine de...

Zihnim susmamı emretti.

Sus dedi, Alparslan'ın yanında birinin olmasını düşüncelerinin içine sokma.

" Doldurmasını istemiyorum. " boğazını temizledi. " İstemiyoruz. Timce. "

" Askeriye de çalışmak için can atan doktorlar var, Alparslan. " vardı, biliyordum. Hatta üniversiteden bir arkadaşım yerimde olmak için neleri feda etmeyeceğini bile söylemişti. Onunla iletişime geçseler yerim hemen doldurulurdu. " Arkadaşlarımdan birine sorsam onlar hemen kabul ederler mesela. "

" Benim yüzümden mi? "

" Ne senin yüzünden mi? " soruma güler gibi oldu ama bakışları sertti.

" Benim yüzümden mi gitmek istiyorsun? Her şeyi mahvettiğim için mi gidiyorsun? Yıllarca peşinden koştum artık koşmadığım için mi gidiyorsun? "

" Alakası yok. " dudaklarım titredi. Yalan bedenime yuva yapacaktı. " Ben sadece. " devam etmeme izin vermedi.

" Sen sadece uzak kalmak istiyorsun. Her şeyden, özellikle de benden. Benim ilgimden, ilgisizliğimden. Yine her şeyi görmezden gelmeye çalışıyorsun. " sakinleşmek adına duraksadı. " Gitmene gerek yok, ben giderim senin yerine. Hem zaten artık Mizgin de burada kalmak istemiyor. " omuzlarını kaldırıp indirdiğinde içindeki acının sahibini öğrenmiş oldum. Mizgin'in durumuna üzülüyordu. Ne olduğu hakkında pek bir fikrim yoktu. Ama Mizgin ve Kubilay'ın ayrı durmasına bakılırsa işler bambaşka bir şekilde ilerliyordu.

Eski neşemizden eser yoktu.

Ve bu neşeyi bozan ilk kişi bendim.

Ağzımda ekşi bir tat oluştu. " Mizgin iyi mi? " diye sorabildim yalnızca.

" Değil. " kaçamak bir cevap vermedi. Bana anlatmak istiyordu, derdini paylaşmak istiyordu ama kendini engelliyordu. Bu engele onu iten de bendim. " Ama iyi olması için elimden gelen her şeyi yapacağım. "

" Buna hiç şüphem yok. " yapardı, aklına koyduğu her şeyi yapardı. Söz konusu kardeşiyse onu kimse durduramazdı. Bir zamanlar babasının durduramadığı gibi. " Mizgin gitmek mi istiyor gerçekten? Yani neredeyse o evde büyüdü. Birlikte büyüdük biz. Evini bırakıp gitmek istemesi..."

" Sende o evden gitmek istiyorsun. " dudaklarımı birbirine bastırdım. Beni sobelemekle kalmamış, ebe yapmıştı. " Belki de artık o ev bize iyi gelmiyordur. "

" Sorun ev değil, sorun bizleriz. "

Başını sallayarak beni onayladı. " Her neyse senin gitmene lüzum yok ki zaten gidemezsin de. " dediğinde kaşlarım çatıldı. Gidemezsin diyerek ne demeye çalışıyordu?

" Belgelerimi teslim ettim. " başımı dik tutmayı denedim. Onunla konuşurken kendimi nasıl hissedeceğimi bilmiyordum. Ona yaklaşmak istediğim kadar ondan uzaklaşmak istiyordum. " Muhtemelen bir haftaya haberim gelir. "

" Gelmeyecek. " kendinden emin bakışları tenimi yakıp geçti.

" Alparslan belgeler geri çekilmez, resmi işleri bilirsin. "

" Eğer belgeler işleme hiç konulmamışsa geri çekilebilirler. " dediğinde gözlerini elindeki telefona çevirdi. Benimle daha fazla temas etmek istemiyor gibiydi. Ya da vereceğim tepkiden korkuyordu.

" Ne demek işleme koyulmamışsa? Büyük dayıya verdim, kendim teslim ettim. "

" Ben de yırtıp attım. " sesinin dozunu ayarlayamadığında yerimde sıçradım. " Duydun mu beni? Yırttım ve attım. Hangi çöpte olduğunu soracak olursan da sana bir cevabım yok. Çünkü çöpü de yaktım. " Dudaklarım aralık bir şekilde ona baktığımda kafam allak bullaktı. " Biri gidecekse bu ben olurum. Senin düzenini bozacak hiçbir şey yapmam. "

" Benim düzenimin içinde sen de varsın salak. " Kendimi tutamadığımı gördüğünde kaşları havalandı.

" Salak? " eğleniyor olmalıydı. " Hakaretimizi de aldık çok şükür. "

" Bunu nasıl yaparsın? " sorumla birlikte üzerime doğru eğildi.

" Aslında çok basit bir şekilde yaptım. İsminin geçtiği bir belgeyi görmemek imkansız zaten benim için. "

" Alparslan ben sana inanamıyorum. " Aslında hoşuma gitmişti ama bunu ona söyleyecek değildim. Bu bizim için bir ümit var demekti. Benden vazgeçmedi demekti. " Bunu yapmamalıydın. "

" Ama yaptım. " omuz silkti. " Bu zamana kadar hiçbir işine karışmadım. "

" Karışmamalıydın. "

" Bundan sonra karışmam gerekiyor. "

Kaşlarım havalandı. " Hadi ya, sebep? "

Gülümsedi. " Doğru kararlar veremediğini düşünüyorum. "

" Alparslan. "

" Adım dudaklarına çok yakışıyor. " dediğinde irkildim. Bunu beklemiyordum. Bana bir adım atmaya mı çalışıyordu yoksa ben mi yanlış anlıyordum karar verememiştim. " Sürekli duymak istiyorum. O yüzden senin istemediğin şeyleri yapacağım. Sende böylelikle sürekli adımı söylemiş olacaksın. " dudaklarını yaladı. " Dünya üzerindeki en mükemmel fikri buldum az önce. " göz kırptığında kalbim hızla çarpmaya başladı.

Benden vazgeçmemişti.

Hala kalbinde ben vardım.

Hala.

Arabadan çıkıp koşmak, kahkahalar atmak istiyordum. Lakin tek yaptığım kaşlarımı çatmak oldu. Hoşuma gittiğini belli etmemem gerekiyordu.

Cihangir'den gelen inleme sesiyle birlikte gözlerimiz ayrıldı. " Umay.." dediğinde yüzümde gülümseme oluştu. Rüyalarında bile Umay'ı görüyordu. Bu nasıl bir sevgiydi böyle?

" Cihangir uyan. " dedim sesimi duyabildiğini düşünerek. Uzun zamandır buradaydık. Yorgun düşmüştü biliyordum ama daha fazla burada kalamazdık. Belki de ben Alparslan'dan kaçmak için onu uyandırmak istiyordum.

" Biraz daha uyusun. " dedi Alparslan kızarak. " Neden uyandırıyorsun? Belki de ikisi rüyada buluştu. "

" Kesin öyledir. "

" Aşıkları rüyalar bile durduramaz derler. "

" Kimler der? "

Düşündü. " Birileri der işte. Ayrıca sen benden kaçmak için yer arıyor gibisin. Hayırdır işlerine karışmam hoşuna gitmedi mi? "

" Kimin hoşuna gider ki? "

" Benim. " nefesimi kesecek şekilde gülümsedi. " Keşke bana karışsan, yemin ederim ağzımı açarsam şerefsizim. "

" Birine karışmak güzel bir şey değildir. "

" Karışan istediğin kişi olursa güzelleşir. " diyerek gözlerini benden çekti. " Cihangir uyanmış. " gözlerim direkt Cihangir'e kaydığında yerinden doğrulmaya çalıştığını görerek ona destek oldum.

" Neden buradayız? Neden Umay'ın yanında değilim? " sorgu meleği gibi başımıza dikileceğini biliyordum. Lakin sakin kalmayı denemeye de niyetliydim.

" Çünkü yaralanmışsın, bayıldın. "

" Önemli bir şey değildi. " kaşlarımı çattım.

" Biliyordun yani yaralandığını? "

" Dedim ya önemsiz, basit bir sıyrık. "

" Dikiş atmam gerekti. " iğneleyici ses tonuma göz devirdi. " Bayağı basit bir yaralanma ya. "

" Umay iyi mi? " beni duymuyordu. İlgisi, odağı tek bir kişideydi.

" İyi. " Alparslan yutkundu. " Şu anlık iyi. "

" O da ne demek? " gözleri endişeyle bana döndü. " Söylesene Gece. "

" Bağırma lan kıza. " dedi Alparslan.

" Zehri tespit etmişler. Ve zehir böbreklerine zarar verebilir. Yani her ihtimali düşünmek lazım. Şu anlık bir sorun yok gibi görünüyor. Biz ülkemize gidince..."

" Ben veririm böbreğimi. " dedi direkt lafımı keserek. " Ne oldu böbreğine? Yeter ki yaşasın. "

" Yaşıyor. " Derin bir nefes aldı.

" Sen aşık olma Ciho ya. " Alparslan iç çekti. " Tam bir aptal oluyorsun. Yemin ederim ben seni daha önce hiç böyle görmedim. Asla ani hareketlerin yoktu. Şimdi aniliğinden delireceğim. Ne ara yaralandın onu bile anlamadım. "

" Sanem. " dedi Cihangir. " Ölmeden önce yaraladı. "

" Öldü mü o? " diye sorarken bir yandan da görevin bittiğini, artık her şeyin yolunda olacağının sinyalleri beynimde şimşek gibi çakıyordu.

" Kendi planının içine düştü. " dedi umursamaz bir sesle Cihangir. " Şah ve mat oldu yani. "

" Kurtulduk o zaman ha? "

Cihangir gözlerini üzerinde gezdirdi. " Benim şükür namazı kılmam gerekiyor. " dediği an ona bakakaldım. " Umay gözlerini açtığı an yapmam lazım. Aslında iyi olduğunu öğrenir öğrenmez yapmam gerekiyordu. " kapıya doğru eğilecekti ki " Üzerim temiz değil. " dedi kendi kendine. " Kıyafet var mı arabada? "

" Benim var bi şeylerim de sana olur mu bilmem. Oturduğun koltuğun altını aç. " dediğinde Cihangir bir kez bile düşünmedi. Burada mı giyinecekti?

" Cami bulmam lazım. "

" Lan İtalya'dayız unuttun galiba? "

" Ha..." dedi dalgın sesle. Sanırım gerçekten her şey onda bulanıktı. Nerede olduğumuzu bile unutmuştu. " Mescit yok mudur hastanede? "

" Adama diyorum ki başka ülkedeyiz bana diyor ki mescit. " Alparslan sabır dilenir gibi gözlerini yukarı doğru kaldırdı. " Cami vardır belki de bizim bulunduğumuz yerde yok. Adamların zaten büyük olan dört tane camisi var hiçbiri de bizim bulunduğumuz yerde değil. Ayrıca senin her yerin kan, nasıl olacak o iş? "

Cihangir kollarına baktı. " Yaran iyileşmeden hareket ettirmemen gerek. " dedim bende Alparslan'a katılarak.

" O zaman Umay'ın yanına gideyim. " diyerek arabadan indi. Arkasından bizde indiğimizde Alparslan'ın eli ellerimin üst kısmına dokunur gibi oldu. Aklımın benimle oynadığını düşündüm. Elimi tutacak gibi olup tutmamıştı. Benimle mi oynuyordu? Arkasına bile bakmadan Cihangir'in yanına gitti.

Umay'ın odasının önüne geldiğimizde diğerlerini koltuklarda oturuyorken gördük. Bir tek Kubilay ayaktaydı ve camlı yere ellerini koymuş Umay'ı görebileceğini sanan bir umutla içeriyi görmeye çalışıyordu. " Hala içeride mi? " Cihangir'in sorusu diğerlerinin dikkatini çektiğinde Leman oturduğu yerden kalkarak Cihangir'in önünde durdu.

" İyi misin? " diye sorduğunda Cihangir başını sallamakla yetindi.

" Umay uyanmadı mı? "

" Normal odaya alacaklar birazdan. Doktorlar içeride. " diye cevap veren Barbaros da artık ayaktaydı.

Mizgin ise oturmuş ellerini birbirine kenetlemiş tırnak etleriyle oynuyordu. Aslında onları koparıyordu desem sanırım daha doğru bir gözlem olurdu. Yanına oturduğumda " Cihangir'in yarası derin mi? " diye sordu.

" Sıyrıktı. " omuz silktim. " İyi olacak merak etme. "

" Kurtulduk. " diye fısıldadığında aklıma Alparslan'ın söyledikleri geldi. Onu da alıp buradan gitmek gibi bir düşüncesi gerçekten var mıydı? Mizginle bu konu hakkında konuşmalıydım.

Doktorlar Umay'ın olduğu kapıdan çıktığında oturduğum yerden kalktım. Gözlerim Umay'ı aradı. Doktorlar İtalyanca bir şeyler konuştuğunda birimizin çevirmesi gerekecekti. İngilizce biliyorduk ama buna ek olarak hepimizin İtalyanca bildiğini söyleyemezdim. Bilsek bile pata küte şeyleri biliyorduk.

" Durumunun iyi olduğunu söylüyor. " dedi Mizgin öne çıkarak. Alparslan'a aşık olma sebebimin bir tanesi de onun kardeşine olan ilgisiydi. Onu öyle bir yetiştirmişti ki her yönüyle hayata hazırlamaya çalışmıştı. Onun başında bir baba yoktu ama o kardeşine baba olmuştu. Mizgin hepimizden fazla dil biliyordu. Bunun olmasını sağlayan adam da tam karşımda doktoru dikkatle inceleyen Alparslan'dan başkası değildi. " Normal odaya alacaklarmış. " dediğinde arkasından sedyeyle getirilen Umay'ı gördük.

Gözleri kapalıydı.

Kaşlarımı çattım, iyiyse neden gözleri açık değildi?

" Umay. " diyerek yanına yaklaşan Cihangir ellerini arkasına gizledi. Kalbimin bir buz parçası gibi kırıldığını hissettim. Sanırım uzun bir süre ellerini onun üzerinden uzak tutmaya yeminliydi. Aralarına mesafeler gireceğini düşünmesem de bu ikisi için de aşılması güç olacağa benziyordu. " Sevgilim. " eğilerek alnından öptüğünde Cihangir'in sesi titredi.

" Odaya götürmelerini beklememiz gerekiyor. " dedi Mizgin Cihangir'in koluna girerek. Onu geri çektiğinde hepimiz arkasından gitmek için harekete geçtik.

" Gözlerini hala açmamış olması ne kadar doğru? " kulağımda hissettiğim ılık nefesle derin bir nefes aldım. Alparslan dibime kadar girmişti. Bundan rahatsız değildim ama bu temasa alışkın da değildim. Beni sevse de yanıma fazla yaklaşamazdı. Beni rahatsız etmekten hep kaçınırdı.

" Uyanması gerekiyordu. " tek düze sesim Alparslan'ın içe çekmesine sebep oldu.

" O zaman bir sorun var. "

" Öyle olsaydı Mizgin söylerdi. Çevirdi söylediklerini sonuçta. "

" Mizgin işine gelmeyen şeyleri duymaz. " dediğinde gözlerimi Mizgin'in üzerine çevirdim. Cihangir'in koluna sıkıca tutunmuş bir şekilde ilerliyordu. Cihangir ise şu anlık sessizdi. Zihninin içinde kaybolmuş, gözleri de Umay'dan başka bir şeyi görmüyordu.

" O zaman kardeşine gerçekleri sormaya ne dersin? "

" Duymak istemiyorum sanırım. " omuz silktiğinde benden uzaklaştı. Kötü bir haber duymaya hiçbirimiz hazır değildik. " Leman büyük dayıya haber verdin mi? " Barbar'ın yanında duran Leman irkildi. Gözleri Umay'ın üzerinden çekilip Alparslan'ınkilerle birleşti.

" Durum bildirimi yapmadım. " başını iki yana salladı. " Çünkü..."

" Meşgul muydun? "

" Alparslan. "

" Emredin komutanım. " diyerek baş selamı verdiğinde birkaç kişi dönüp bize baktı. Alparslan ne yapmaya çalışıyordu açıkçası anlamamıştım.

" Burada bari tartışma çıkarmayalım. " Barbar'ın gözleri ikisi üzerinde dolaştı.

" Ben tartışma çıkarmıyorum. " diyen Leman ellerini göğsünde bağladığında dudakları öne doğru büküldü. Hayatımda ilk defa onu böyle görüyordum. Tavırlarını bize belli etmezdi. Ama şu an tripvari hareketlerini hepimizin gözü önünde yapıyordu. Barbar da en az benim kadar şaşkın gözlerle onu izledi. " Çıkarıyor muyum ki? "

" Yok. " dedi Barbar geri adım attığını belli ederek.

" Kısa bir yok mu? Gerçekten sana inanamıyorum. " gözleri bizim üzerimizde gezindi. " Ben Büyük dayıyla konuşacağım. Bilgilendirme yapmam lazım sonuçta. " Alparslan'a bakarak göz devirdi. " İşimi bana öğretecek ya sabır. " kendi kendine söylenerek geldiğimiz yönün tersine doğru yürümeye başladı.

" O neydi şimdi? " diye soran Alparslan Barbar'a bakıyordu.

" Birkaç gündür hiç olmadığı kadar gergin ya da ne bileyim bu halde işte. Gergin Leman bambaşka biriydi aslında değil mi? " Başını salladı. " Bu ara hareketleri de lafları da değişik. Benden duymuş olmayın ama geçen gün saçını okşayarak uyutmadım diye ağladı. Hem de hüngür hüngür. "

Dudaklarım aralandı. Aklıma gelen ihtimalle gözlerim irice açıldı. " Ne zamandır böyle? "

" Hesaplamadım. "

" Geçen gün Kubilay ve benim konuşmama denk geldi. " dedi Alparslan. " Ona biraz kurulmuş olabilir. "

" Kubilay'ın burnundan getireceğim dedi uykusunda, o yüzden miydi? " Gözlerim kenardan kenardan yürüyen gözlerini Mizgin ve Cihangir'den alamayan Kubi'ye çevrildi.

" Süründürsün. "

" O denli bir olay yaşandı yani? " Barbar'ın tek kaşı havalandı. Leman ona bahsetmemişti demek ki. " İyi de bizim Kubi lan bu çocuk. Nasıl herkesi şok edecek şekilde şeyler yapabiliyor? "

" Bunu kendisine sormaya ne dersin? " Alparslan önden yürümeye başladığında arkada Barbar ve ben kaldık. Odaya doğru yürümeye devam ettiğimizde bakışları sol profilimde geziniyordu.

" Bir şey söyleyecek gibisin Barbar, yanılıyor muyum? " yakaladığım bakışlarını önüne çevirdi.

" Aslında soracağım. " dedi ciddi bir sesle. " Ama böyle sorulur mu bilemedim. "

Omzumun üzerinden Barbaros'a baktım ama o bana bakmıyordu. Kafasının karışık olduğunu belli eden bir yüz ifadesini suratına maske olarak takmıştı. " Tahmin edeyim sorun Lemanla alakalı, değil mi? "

" Nereden bildin? " diyerek bana bir anda döndüğünde yüzüme küçük bir tebessüm yerleştirdim.

" Meslek sırrı. " göz kırptım. " Sor bakalım. "

Ellerini ensesine götürdü. " Şimdi doktor bacımsın ya sen benim, o yüzden senden başka kimse sorulur bilemedim. Aslında bunu Lemanla konuşmam gerekiyordu lakin dedim ki doktor bacım..."

" Sadede gelecek misin acaba Barbar? " dediğimde derin bir nefes verdi. Dudaklarını yaladı. Ensesinde olan saçların arasından ellerini geçirerek etrafına bakındı.

" Leman bir garip. " diyebildi sonunda. " Regl olduğunda davrandığı gibi davranıyor ama daha da beteri. Yani bir hafta değil, neredeyse bir aydır bu şekilde. Ben ona ne olduğunu bilemedim. Sence psikoloğa mı gitmeliyiz? "

Bana öyle bir bakıyordu ki, sanki ağzımdan çıkacak her şeye inanacak gibiydi. Leman için her şeyi yapardı. Bunu biliyordum. Ecevit'i kaybettiğimiz zamanlarda o olmasaydı Leman kendine gelemezdi. " Kolay şeyler yaşamadık ve biliyorsun ki kardeşini kaybettikten sonra aramıza birini almayı hiçbir zaman istemedi. Ama aramıza Umay girdi. " Belki de onu hiç anlayamamıştık. Kardeşinin yerini birinin Doldurmasını istemiyordu. Umay'ı hep bu yüzden itiyordu. " Bunlar onu depresyona sokmuş olabilir. Sizin aranız nasıl? "

Barbaros gözlerini kapattı. " Pek iyi olduğunu söyleyemem. "

" Konuşmayı denediniz mi? "

" Ben ona evlilik teklif edeceğim. " dedi kendinden emin bir sesle. " Bence ondan önce bir konuşma yapmak saçma olur. Ara sıra konuşuyoruz ama hep kaçıyor bir şekilde. "

" Demek ki üstüne gitmeni istemiyor. Ya da korktuğu şeyler var. "

" Ondan ayrılmak istediğimi düşünüyor. " başını iki yana salladı. " Ondan başka bir şey düşünemezken nasıl ondan ayrı kalmak isteyebilirim ki? Bu saçma düşünce Zihnine nasıl girdi merak ediyorum açıkçası. "

" Barbar, Leman en son ne zaman regl oldu? " zihnimi rahatsız eden bir konuydu bu. Leman'ın son zamanlardaki dengesiz tavırlarından ziyade sürekli solgun görünmesi zihnimde bambaşka bir kapıya eşlik ediyordu.

" O kadar belli ediyor muyum? "

" Neyi? "

" Onun regl takvimini takip ettiğimi. " uzun bir süre sessizce durdu. Umay'ı odanın birine girdirdikledinde Barbar ve ben hariç herkes odaya girdi. " Yani keşke diyorum bazen, keşke olmasa da hani..." gözlerini sıkıca kapattı. Sesi öyle yumuşaktı ki içim kıpır kıpır oldu. Dilinin ucuna kadar gelen o cümlenin devamını elbette tahmin edebiliyordum. " Aramıza yeni biri katılsa. Ondan ve benden bir parça. " alt dudağını dişlerinin arasına aldığında ağlamamak için gözlerimi yukarı doğru çevirdim. Barbaros'un baba olmak gibi bir hayalinin var olduğunu bilmiyordum. " Boşversene sadece öyle bir hayal benimki. Leman görevini böyle bir şey yüzünden bırakmaz, bilirsin. Onun için önemli olan tek şey..."

" Senin için de önemli olan şey. " diye tamamladım onu.

" Evet, askeriz biz. " yutkundu. " Vatanımız için canımızı veririz. Çocuk biraz aptalca bir düşünceydi, değil mi? "

Değil diyeyim istedi. Yüzüme onay cümlesi için bakmadı. Yardım dilendi. " Aramızda küçük birinin olması fikri güzel aslında. " omuz silktim. " Ne, hayaller bedava sonuçta. "

" Asla gerçek olmayacak hayaller daha da güzel. " İç çekti. " Leman dünyadaki en dikkatli insan, yanlışlıkla bile olma ihtimali yok. O yüzden ikimizde hayali bıraksak daha iyi sanki. " gözleri içeride duran Umay ve Cihangir'e çevrildi. " Belki de onların olur. Onu severiz. "

" Belki de. " Gülümsedim. " Cihangir çok güzel bir baba olur. " Sende olursun Barbar demek istedim ama onu cesaretlendirmek de istemiyordum. O yüzden çenemi kapalı tutmaya çalıştım. Bu konunun üzerine gitmemek en iyisi olacaktı.

" Umay da çok güzel bir anne. " İkimizde odada duran ikiliye baktık. Cihangir Umay'ın baş ucunda duruyor kara kara bir şeyler düşünüyordu. Mizgin ve Kubilay birbirinden en uzak köşeye geçmişlerdi. Biri sağda biri de soldaydı. Alparslan ise Umay'ın yanındaki koltuklardan birinde oturuyordu.

" Cihangir'in halini ne yapacağız? " diye sorduğumda sıkıntıyla iç çektim. " Umay uyandığı an bambaşka birine dönüşecek gibi hissediyorum. Yani tabiki kimseye zarar vermez ama sanırım ondan uzak duracak gibi. "

" Umay halleder. " sesi güven veriyordu. Kendinden emindi. " Şimdilik tek düşünmek istediğim Umay'ın sağlığı. Umarım her şey düzgün gidiyordur. "

Bakışlarımı kaçırdığımda Kubilay'ın hızla odadan çıktığını gördüm. Yanımızdan ayrılarak Leman'ın olduğu tarafa doğru ilerledi. Bize bir söylemedi, yüzümüze bile bakmadı. Sonra aynı hızla Mizgin de odadan çıktı ama onun tam tersi yönünde ilerledi. Barbarla birbirimize bakıp kaşlarımızı kaldırdık.

Yine neler oluyordu?

" Uyandı. " diyen sesi duyduğumda hızla odaya doğru yürüdüm.

Cihangir'in kaskatı olmuş çenesi görüşüme giren ilk görüntüydü. Gözlerini Umay'a dikmiş bakıyordu. Sargı beziyle sardığım ellerini arkasına doğru koymuş, ona göstermiyordu.

" Selam. " dedi Umay elini havaya kaldırarak. " Ah! " diye inlediğinde Cihangir hızla dibine girdi.

" Elin mi acıyor? " sorusuyla birlikte Umay başını iki yana salladı.

" Hayır sadece..."

" Benim yüzümden. " diyerek sözünü kesti Umay'ın. " Özür dilerim, sana bunları yaşattığım için özür dilerim. Sen benim emanetimdin ama ben sana sahip çıkamadım. Özür..."

" Özür dilemeyi bırakıp dudaklarını alnıma koysana. " Umay'ın sesiyle sesi kesildi. Kaskatı kesilen vücudunu öne doğru eğerek dudaklarını alnına dokundurdu. Elleri geride öylece duruyordu. Beline sabitlemişti. " Şimdi çok daha iyi hissediyorum. " dedi neşeli sesiyle Umay. " Geçmiş olsun dileklerinizi aldım kabul ettim. " diyerek gözlerini bizde gezdirdiğinde gülümsedim.

" Çenen de gayet yerinde, bence iyileşmişsin. " diyerek odaya giren Kubilay kollarını göğsünde bağlayarak sırtını duvara yasladı. Hepimizin yüreği ağzındaydı buraya gelirken ama bunu atlatmıştık. Korksak da bitmişti.

" İyiyim. " gözleri Cihangir'e çevrildi. " Cihangirle olduğum sürece hep iyiyim, bilen bilir. " Cihangir'in elini tutmak için ellerini uzattığında Cihangir geri çekildi. Arkasında yumruk yaptığı ellerini Umay'a uzatmadı.

Cihangir derin bir nefes alarak gözlerini yumup açtı. " Dokunamam. " dedi sonunda konuşabildiğinde. " Sana vurduğum ellerle sana dokunamam. "

" Bana vurmadın. " dedi Umay gözlerini kaçırarak. " Saçmalama. "

" Seni hissedemedim, orada olduğunu heaaplayamadım. " Bir çocuğun oyuncağını kırdığında oluşan ağlamaklı ifadesi vardı yüzünde. Her an ağlayacakmış gibi ama bir o kadar de güçlü durmaya çalışıyor gibi.

" Cihangir..."

" Anla beni. " öne doğru eğilerek alnından bir kez daha öptü. " Ellerim temizlenmeden sana süremem. Ya sana dokunurken irkilirsen? Buna dayanamam. Umay ben buna dayanamam. "

" Cihangir bana vurmadın. " diye ısrar etti Umay.

Gözlerimiz ikisi arasında sürekli gidip geliyordu. Sessiz, arka planda kalmış tiyatro izleyen seyircilerden ibarettik.

" Dudaklarının arasından doğrular dökülmüyor. " başını iki yana sallarken oldukça yorgun görünüyordu Cihangir. " Şimdi sana sadece bir soru soracağım. Ama asla içinde yalan olmayacak, tamam mı? "

Umay gözlerini bize çevirdi. Hepimize tek tek baktı. İkisinin arasında öyle bir bağ vardı ki tek bir bakışta bile yalanı da doğruyu da ayırt edebiliyorlardı. Onların durumu beni bazen düşünmeye sevk ediyordu. Ben neden bize hiç şans vermemiştim? Alparslan da beni seviyordu, beni anlıyordu, ben cümle kurmasam bile beni duyabiliyordu. Ben bize ne yapmıştım?

Ben hem onu hem de kendimi yaşanamamışlıklardan mahrum etmiştim.

Bir gün dedim kendime, bir gün sende...devamını getiremedim. Sustum, zihnimin içindeki düşünceleri kendime sakladım.

" Cihangir şu an konuşmak..."

" Kaçıyorsun. " sesindeki tını hiç hoşuma gitmedi. Sesi titredi. " Umay biz birbirimizden kaçmazdık. " gözlerini kapatarak bir adım geri gitti. " Allah beni kahretsin! Ben..." bir adım daha geri gitti.

" Uzaklaşma benden. "

" İstesem de yapamam zaten. " gözlerini bir kez daha yumdu. Ne yapması gerektiğini düşünüyordu. " Ama biraz zaman... zaman bize iyi gelebilir. " duraksadı. " Sensizlikle baş edemem ben. Söylesene Umay neresiydi? "

" Diz kapağım. " dedi tek kelimeyle Umay. Sonra gözlerini sıkıca yumdu.

Cihangir acı çeker gibi inleyerek odadan dışarı çıktığında ne olup bittiği hakkında hiçbir fikrim yoktu. Alparslan Umay'a doğru hareket edince ben de Cihangir'in arkasından gitmeye karar verdim. Tek başına bir şeyler yapmasından korkuyordum açıkçası.

Koridorun köşesinde elindeki telefona baktığını gördüm. Sonra kulağına götürdü. Ona doğru hızlı adımlar attım. " Alo, Asrın bey. " dediğini duyduğumda kalbim üç buçuk attı. Neden aramıştı ki Umay'ın babasını? Bu olaydan bahsedemezdi. Sonuçta kızının bir görev için bizimle birlikte olduğunu bilmiyordu.

Cihangir'e doğru yaklaşarak telefonu elinden aldım. Ekranda yazan Asrın Karabatak yazısını görünce " Ne yapıyorsun sen? " diye sordum. Beni göz ardı etti. Elimdeki telefonu hızla alarak kulağına götürdü.

" Cihangir ben. " dediğinde karşı tarafın onayladığını belli eden sesini duydum. " Özür dilerim. " yutkundu. " Ben emanetinize iyi bir şekilde bakamadım. " duraksadı. Gözleri boşluğa bakıyordu. " Size bilet almam sorun olur mu? Umay'ın size ihtiyacı var. "

Umay bunu dile bile getirmemişti. Ailesiyle ilgili tek kelime etmemişti ama Cihangir onları arayarak yanına getirmeyi düşünüyordu.

" Ben.." yutkunamadı. Onu ilk defa bu haldeyken görüyordum. " O saçlarının okşanarak uyumaktan hoşlanıyor. " sessizliği dinledi. " Ben bir süre bunu yapamam. Benim yokluğumda siz yapar mısınız? " sorusu öyle içtendi ki yutkunamadım. " Bir süre ondan uzak durmalıyım, elimle, yüzümle, varlığımla. " Elindeki telefonu çekip almamak için kendimi zor tuttum. Adamın yüzüne kapatamazdım. " Ama kalbim uzak duramaz. Hep kalbimde olacak. "

Gözlerimi Cihangir'e öyle bir odaklamıştım ki arkamdan gelen adım seslerini duyamadım. Gelen sesle birlikte irkilerek arkama döndüm. " Cihangir. "

Gözlerim irileşti. " Büyük dayı? "

Büyük dayı Türkiye'de değil miydi? Nasıl burada olabiliyordu?

Cihangir'in arkasından gelen Leman da dudakları aralık bir şekilde " Büyük dayı? " diyerek aramıza giriş yaptı.

Cihangir gözlerini bize dikmiş olsa da kulağındaki telefona " Konum atıyorum. " diyerek kapattı.

Asrın Karabatak'ı buraya çağırmıştı.

Başımı iki yana sallayarak yaptığını onaylamadığımı belli eden bakışlar attım.

Sanırım onlar için yeni bir dönem başlamak üzereydi.

Insta: rumistrop

Tiktok: therumice

Çizgi studio: gizemlikimliksizz

WhatsApp kanalımız bulunmaktadır, bölüm kesitlerini atıyorum, sohbet ediyoruz ngl aracılığıyla gelmek isteyenler insta hikayemden ulaşabilir.

Sizleri seven

Rumi

🖤

Bölüm sonu

7 yorum