Mizgin
Bir kapıdan girdiğinizde aynı şekilde çıkamazdınız derdi babam. Onu hatırlamak istemesem bile aklımda sözleri dolanıp dururdu. Çünkü geçmiş aslında hiç geçmiyordu. Biz sadece üzerine bir çizgi atıyor, yolumuza devam etmeye çalışıyorduk. O çizgiler zaman zaman silinip bizi geçmişin pençesiyle baş başa bırakıyordu.
Abimle göz göze geldiğim andan itibaren kalbimde büyük bir korku vardı. Kendim için değildi bu korku. Abimin Kubilay ile ilgili vereceği kararla ilgiliydi.
O hiçbir zaman babam kadar acımasız olmamıştı. Ama şu an gözleri tıpkı babamın gözleri gibi bakıyordu.
Karşısındakinin kaçıp gitmesine sebep olacak kadar korkunç bir bakış vardı gözlerinde. Gerçekten Kubilay ona verdiği söz yüzünden benden uzak duruyorsa abim yolumuza taş koyacak demekti. Koyar mıydı?
Kubilay benim için doğru kişi değil miydi?
" Abi. " dedim bir adım öne çıktığım an Kubilay önüme geçerek beni arkasında tuttu.
" Ben konuşurum seninle. Her şeyi anlatırım. " dedi Kubilay başını öne doğru eğerek. " Mizginle alakalı bir durum yok zaten. "
Bu adam salak mıydı? Az önce dudaklarımı öpen kimdi? Benim nasıl alakam olmayabilirdi? Ayrıca beni koruyorsa da buna ihtiyacım yoktu. En fazla ne olabilirdi ki?
" Abimle önce ben konuşmalıyım. " önüne geçmeye çalıştım ama bütün yollarımı kapattı.
" Alparslanla bizim konuşmamız daha doğru olur. "
" Karar bile veremiyorsunuz. " dedi abim eliyle başını tutarak. " Az önce gördüğüm şey de neydi? Siz...aranızda bir şey mi var? "
" Ev.." diyecek gibi oldum ki Kubilay'ın sesi daha gür çıktı.
" Asla. " başını iki yana sallayarak her şeyi reddetti. Aptal adam. " Kardeşin kardeşimdir, bilirsin. "
Sen beni öptün diye bağırmak istesem de dudaklarımı sıkıca birbirine bastırdım. Kubilay'ın sorunu neydi? Gerçekten beni sevmiyor muydu? Onun kendini göstermek istediği gibi biri olduğuna hiçbir zaman inanmadım ama bugün neredeyse inanmak üzereydim. Beni kullanıyor muydu?
" Kardeşim Kardeşin ha? " abimin kaşları havalandı. Böyle bir cümle beklemiyor gibi Kubilay'ın yüzünde gezdirdi gözlerini.
" Öyle, omuz omuza savaştığım arkadaşımın kardeşine bakmak tam bir şerefsizlik olurdu. " göz yaşlarımı tutmam artık imkansızdı. Beni sırtımdan bıçaklıyordu.
Abimle göz göze geldik. Yüzümde ne gördü bilmiyorum ama gözlerinde oluşan öfkenin ateşini buradan hissedebiliyordum. " Biraz önce gördüklerim neydi o zaman Kubilay? " Dişlerini birbirine vurduğuna yemin edebilirdim.
" Bir yanlış anlaşılmaydı. " gözlerini kaçırmadan direkt abimin gözlerine baktı. " Ve bir daha asla tekrarlanmayacak. Bir araba kazası gibi düşün. Birbirini tanımayan iki araba çarpıştı ve bitti. "
" Araba kazalarında iki taraf da hasar alır, siz hasarsız mı ayrıldınız Kubilay? " abimin sakinliği beni korkutuyordu. Belki de bu fırtına öncesi sessizlikti.
" Hasar almamış olmamız gerek. " dedi altını çizerek. Bunu bana duyurmaya çalışıyordu. Abim bizi nasıl yakalamıştı farkında mıydı? " Bu konuyu ikimiz halledelim Alparslan. Bana kız, bana vur ama kardeşini bu işe karıştırma. Suçu olan taraf hep bendim. " O an anladım ki bütün suçu kendi üstüne almak istiyordu. Gerçi ortada işlenilmiş bir suç yoktu.
" Bu seninle benim aramda olan bir mesele değil Kubilay. " abim başını iki yana salladı. " Sizin aranızda olan bir mesele..." yutkundu. " Daha doğrusu meseleydi. Ama görüyorum ki bunu mesele olarak bile görmüyorsun. "
" Öyle değil. "
" Nasıl o zaman Kubilay? Kardeşimi neden öptüğünü anlatacak cümlelerin var mı mesela? " Kubilay gözlerini sıkıca kapattı. " Şimdi sana ne yapmamı istersin? Tekme tokat dalmamı mı? Artık arkadaş olmamız gerektiğinin altını çizmemi mi? "
" Döv beni. " dedi yüksek sesle. " Vur bana. At sinirini ama arkadaşlığımıza dokunma. "
" Sevdiği kadının arkasında duramayacak biri benim arkadaşım olamaz. " abimin son cümlesi kalbimin orta yerinden ayrılmasına sebep oldu. Nabzım öyle hızlı atıyordu ki buna engel olamıyordum. " Ya da sen onu hiç sevmedin. Öyle mi yorumlamalıyım? " yutkundu abim sessizce gözleri benim üzerimde gezindi. " Kardeşimi sevmedin mi? Bu sevgi abi kardeş sevgisinden mi ibaretti? "
Bunu da onaylarsa Kubilay defteri benim için kapanırdı. Her şey ortaya çıkmışken kendini geriye neden çekiyordu ki? Bunun ne gibi bir açıklaması olabilirdi?
" Beni biliyorsun Alparslan. Ben...Benden olmaz. Ben gittiğim her yere kötülüğü de götürürüm. Ben şerefsizin önde gideniyim. Bugün senin kardeşinle yarın bir başkası..."
" Bu sen değilsin sikeyim senin inadını! " dediğinde yerimde sıçradım. " Gerizekalı herif ben seni tanımıyor muyum sanıyorsun? Neden sevginin arkasında duramıyorsun? "
" Çünkü sevgim yok. " yutkunamadım. Bana Miniğim diye seslendiği tüm günleri zihnimden silmek istedim. Onunla olan bütün anılarım da bununla birlikte silinmeliydi. Kendimi gemim batmış gibi hissediyordum. Oysa o gemi beni taşır sanmıştım.
Yanılmıştım.
" Kubilay neden regl olmuş gibi davranıyorsun? Lafların birbirini tutmuyor farkında mısın? "
" Sevmedim. " dedi Kubilay yüksek sesle. Gecenin ortasında bağırma sesleri diğerlerini uyandırabilirdi. " Ben kimseyi sevemem anladın mı? Sana kaç kere anlatmadım mı? Ben sevmek ne demek bilemem. Ben yok ederim o kişi Alparslan. Bunu sende biliyorsun. "
" Bilmiyorum. " abimin sözleri tükürürcesine çıktığında ellerinin yumruk olduğunu gördüm. Ona vurmadı, vurmak için harekete bile geçmedi. Belki de Kubilay onu dövmesi için çaba sarf ediyordu. Lakin abimin öyle bir girişimi olmadı.
Hala sakindi. Onca şeye rağmen.
" Bil o zaman. " öfkeliydim. Ona kırgındım ve kızgın. Sığındığım gemim batmıştı.
O gemi Kubilay'dan başkası değildi.
Ben seviyorum diye kore dizisi izleyen Kubi...
Babam bana zarar vermesin diye benim ardımda bir koruma gibi gezen Kubi...
Sil dedi zihnim, onu hayatından da zihnindeki cümlelerden de sil. Başka türlüsü mümkün değil. Haklıydı.
" Ben kardeşini güvende hissettirecek en son kişi bile olamam Alparslan. " bakışlarım yere sabitlendi. Kubilay kalbime sapladığı hançeri yerinden çıkarmaya çalışıyordu. Ve bu da sürekli canımın yanmasına sebep oluyordu.
" Sen sen tanıdığım en korkak adamsın. " mırıltımı duydu ama tepkisi sadece gerilen sırt kasları oldu.
" Biz sadece ikimiz konuşalım mı Alparslan? " sesi yalvarır gibi çıktığında yüzüne bakmak için yan tarafına geçtim. Bana bakmıyordu. Yüzündeki ifade acı çeken birinin ifadesinden uzaktı. Yüzünde yaralı birinin ifadesi vardı. Sanki biri onu vurmuş gibiydi.
" Konuşacak bir şey kaldı mı ki? " abimin gözleri bana çevrildi. " Mizgin'in bilmemesi gereken ne söyleyebilirsin ki? " abimin babam gibi biri olmaması sanırım bu dünyadaki en büyük şanslarımdan biriydi. Öyle biri olsaydı az önce gördüklerinden sonra ne beni ne de Kubilay'ı yaşatmazdı. Bizim oralarda töre diye bir şey vardı. Yıllar önce kaçtığımız o töre.
" Benden ne gizlemek istiyorsun? " sorum onu teğet geçmiş gibi baktı bana. O an anladım ki Kubilay vicdansız adamın ta kendisiydi.
Bugüne kadar yaşadığımız her şey yalan mıydı?
" Ben onu korudum. Hep bir adım arkasındaydım. "
Güldüm. " Olman gereken yer arkam değil, yanımdı. " yüzüne tükürmemek için kendimi sıktım. " Onu da yapamadın zaten. "
" İkimizde unuturuz. " omuz silkti. " Yakında göreve gideriz zaten. Ben belki de görevden dönmem. Kalırım orada. " Kalbime sapladığı hançeri bir kez daha hareket ettirdiğini hissettim. Gidip de gelmemek ne demekti?
" Sikerim seni Kubilay. " abimin ağzından daha önce hiç kötü sözler duymamıştım. Gece'yle olan sorunlarında bile dudaklarının arasından küfür çıkmamıştı. " Seni evire çevire sikerim. "
" Yap hak ediyorum. " kabullendi. " Bana ne istersen onu yap. "
" Allah kahretsin! " abim kendini tutmakta zorlanıyordu. Bunun farkında olmamak delilik olurdu. Benden kendini bu denli uzak tutmak isteyen biri için hala neden çaba gösteriyordum ki? Belki abimde Gece'den bu yüzden vazgeçmişti. " Senin inadını sikeyim. "
" Döve beni lütfen. " dedi Kubilay bir adım atarak. " Vur, kır, parçala. İstersen Rus ruleti oynayalım. Ama sadece sen oyna. Ben kaderime razı geleyim. Ama bana böyle bakma. Beni dövmene razıyım. Sinirini çıkarmana razıyım. Ama Alparslan gözlerindeki bu yabancılığa dayanamam. Sen benim kardeşimsin lan. "
" Ben senin kardeşindim. " dedi abim tükürür gibi. " Kardeşime olanları anlattım sana. Babamla olanları anlattım. Tamam dedin, Mizgin'e ben bakarım dedin. Sana güvendim lan sana güvendim. Ben her şeyi bir kenara bırakarak dedim ki bu adam ben olmasam bile Mizgin'e bakar. Mizgin'i babamdan korur. " güldü. " Ben asıl Mizgin'i senden korumalıymışım. Arkasında duramayacağı hareketler sergilen senden korumalıymışım. "
Mutfakta oksijen kalmamış gibi irkildim. Beni sevdiğini söylese ölür müydü?
O beni söylemeden ölmüştü. İçimde cenazesini kaldıran bir topluluk vardı. Kubilay diye biri beni sırtımdan bıçaklamıştı. O zaman neden başka birinin adı geçince sinirleniyordu? Neden abi dememe izin vermiyordu? Neden?
" Vur bana. " dedi Kubilay bir adım daha atarak. " Lütfen, Vur. Öldüresiye döv. "
" Sen şu an zaten öldün Kubilay. " abim gözlerini mutfakta gezdirdiğinde Kubilay'ın yüzü acı çeker gibi ekşidi. " Bir ölüsün. Toprağını da Mizgin attı üzerine. "
" Ne demek istiyorsun? " Kubilay kafası karışmış bir şekilde baktı abime. Benimle hiç alakası yokmuş gibi davranması içimdeki her şeyi tuzla buz etmeye yetmişti.
" Abisi olamazsın Mizgin'in. Onun tek abisi benim. Bunu aklına sok. Onun senin gibi bir abisi hiçbir zaman olmadı. Hiçbir zaman da olmayacak. "
Sertçe yutkundu Kubilay. " Tamam. "
" Neler oluyor, sesiniz her yere duyuluyor. " diyen sesin sahibi Leman'dı. Bütün olayların içine şahit olmaya gelmiş gibiydi.
" Kubilay ve Mizgin'i öpüşürlerken yakaladım. " dedi abim gayet doğal bir şey söylüyormuş gibi. Leman'ın yüzünün rengi attı. Gözleri abime çevrildi ve dikkatle onu inceledi.
" Ne? Yani sen...Sen iyisin değil mi Alparslan? " yutkundu. " Bak olabilir yani sonuçta ikisi de yetişkin..."
" Değil. " dedi abim. " Kubilay yetişkin biri değil. Tanıyıp tanıyabileceğim en çocuk hareketlere sahip biri. "
" Birbirlerini sevenleri ayırmak..." Abimin kahkaha sesi bütün evi doldurdu.
" Ne sevgisi Leman? " dedi başını iki yana sallayıp olayla dalga geçme aşamasına girdiğinde. " Kubilay kardeşi gibi görüyormuş Mizgin'i. "
Leman'ın başı hızla Kubilay'a çevrildi. Duyduklarının onaylanmaya ihtiyacı varmış gibi duruyordu. " Bu doğru mu? "
" Alparslan'ın kardeşi onun da kardeşi olurmuş. Az önce yaşanan öpücük de bir kazaymış. Birbirine çarpmış iki araba gibiymiş. Bla bla bla..."
" Siktir. " dedi Leman dudakları açık kalacak şekilde irileştirdiği gözleriyle. " Bunu sahiden söyledin mi lan? "
Kubilay onaylamadı. Konuşma yetisini kaybetmiş gibi öylece dikiliyordu. " Lütfen. " dedi bir kez daha. " Bana ne istiyorsan onu yap. Tek suçlu benim. Adam bile değilim. Nolur döv beni Alparslan. "
" Alparslan'ı bilmem de beni seni çok fena döveceğim Kubi. " Leman'ın sesi mutfakta yankılandı.
" Sanırım babam haklıydı. " dedi Alparslan. " Sen Aileni arkanda bıraktın, insanlar seni bırakmaz mı sanıyorsun demişti. Haklıymış. " gözleri benim gözlerimi buldu. " Mizgin'in okulunu bitirmesine birkaç ay kaldı. " Sessizlik ortada dolanan tek darbeydi. " Sonra kendi hayatını kurabilir. Bizimle yaşamasına gerek yok. Artık Kubilayla abi kardeş değiller, olamazlar da. Hiçbir zaman olmadıkları gibi. "
" Biri gidecekse bu Ben olabilirim. " Kubilay kendini gösterdi. " Timden de giderim eğer beni görmek istemiyorsan. "
" Siktiğimin aptalı. " abimin ağzından çıkan sözcükler beni şoka sokuyordu.
Başka bir yere yerleşmek benim için sorun değildi ama kurulu düzenimi sevdiğim aklıma gelince içimde sızı oluşuyordu.
" Bundan sonra siz arkadaş olabilirsiniz. " dedi abim. " Uzaktan birbirine merhaba diyebilen ki Mizgin bunu ister mi bilmiyorum ama Mizginle alakalı hiçbir konu seni ilgilendirmeyecek. Artık onu koruması için bir başkasını bulacağım. Sen onun birkaç adım yanına dahi yaklaşmayacaksın. Okulu bittiği an ise kendi hayatını kuracak. " Kubilay'ın başı önüne doğru eğildi. " Ve koruma işleriyle de Mahir ilgilenecek. "
Kaşlarım çatıldı. Mahir mi?
" Mahir olmaz. " dedi ben dudaklarımı hareket ettirmeden Kubilay. " Onun olayını biliyorsun o olmaz. "
" Kararımı sorgulamak sana düşmez. " dedi abim sertçe.
" Mahir pisliğin teki. "
" Ne o? Kardeşimi sevdiğini dile getirebildiği için mi pislik oldu? " o çocuğu tanıyordum. Kuzgun timiyle bir bağlantısı yoktu ama abimin görev yaptığı yerden biriydi. Birkaç kez karşılaşmıştık. Beni sevdiğini bilmiyordum. " Mahir özünde de iyi biri. Adam gibi karşıma geçip Mizginle alakalı düşüncelerini bana da söyleyebiliyor. "
" Abi.. "
" Sadece koruma. " dedi başını sallayan abim. Leman ortada dönen olayı zihninde değerlendiriyor gibi suspustu. " Tabi ki sen başka bir şey istersen ona da ben karışamam. Bilirsin her zaman her şeyine saygı duyacağım. "
" Mahir olmaz. " dedi Kubilay başka bir cümle bilmiyormuş gibi. " Başka adam mı kalmadı? "
" Kalmadı. "
" Alparslan bana olan sinirinden böyle yapıyorsan..." Kubilay'ın kolları iki yanında sallanıyordu. Elleri ise yumruk olmuştu.
" Sana sinirli değilim. " Derin bir nefes aldı. " Dedim ya bu olay senin ve kardeşimin arasında bir meseleydi. Ben karşılıklı olduğunu düşünmüştüm ama değilmiş. " Gülümsedi. " Biz Abi kardeş sevilmemek için dünyaya gelmişiz. Sorun yok, rahat olabilirsin. "
" Sorun yok mu? " Leman'ın kaşları çatıldı. Bu tepkiyi bende beklemiyordum. Abim ne yapmaya çalışıyordu?
" Yok. " Güven verici sesi nedense bambaşka bir olayın kapısını açıyormuş gibi geliyordu. " Mahir'i arayacağım, Kubi artık rahatsın. Korumacılık oynamana gerek kalmadı. "
" Hala Mahir diyor..." dedi Kubilay başka cümleleri duymayarak. " Sen beni çıldırtacak mısın? "
" Seni ilgilendirmeyen konularda çıldırmana gerek yok. " Abim bize doğru yürüyerek Kubilay'ın tam önünde durdu. " Artık onun ne abisisin ne de başka bir şeyi. Endişe etmeni gerektirecek bir rolün de yok. Ha, abisi mi olmak istiyorsun? O zaman sana söyleyeceğim tek bir cümlem olur. "
" Ne? "
Yüzüne doğru eğildi. " Siktir git. " abim. " Bundan sonra Mizgin hakkındaki hiçbir konu seni ilgilendirmez. " elimi tutarak beni kendiyle birlikte yürütmeye başladığında ağlamamak için sıktığım dişlerimi serbest bıraktım. Mutfaktan çıkarak abimin odasına doğru yürümeye başladık.
Kendimi nasıl hissedeceğimi bile bilmiyordum. Toparlanabilir miyim? Ben bundan daha ağır darbeler almıştım.
Abim kapıyı kapatır kapatmaz kollarını belime doladı. " Aptal adam. " dedi mırıldanarak. " Ben bunun kadar salak bir adam görmedim. Gözleri senden başkasını görmüyor ama dili...siktiğimin dili. "
Kendimi daha fazla tutamadım ve ağlamaya başladım. Abim saçlarımı okşadığında nefes bile alamadım. " Acıyor ama çok acıyor abi. "
Abim yüzümü gizlediğim yerden çıkarıp ona bakmamı sağladı. " Geçecek. " bakışlarında beni bir kez daha ağlamaya teşvik etti. " Nereden biliyorsun diye sorma. " Hıçkırarak ağlamaya başladım. " Ama Mizgin, o Kubilay dayanamayacak. Bak buraya yazıyorum. Yalvararak özür dilemeye gelecek. "
" Yapmaz.."
" Öyle bir oyun oynayacağım ki o salağa, sevdiği kadını dile getirememek neymiş görecek. " saçlarımı okşadı. " Salak, " dedi bir kez daha. " Sanki söylese ben size izin vermeyeceğim. Neyden korkuyorsa. "
" Bence beni gerçekten sevmiyor abi. " dudaklarımdan çıkan cümleyle zihnimdeki aynı değildi.
" Aşık insanı gözlerinden anlarsın benim küçüğüm. O aptal sadece bunu kabul etmek istemiyor. "
" O sadece vicdansız. " dedim omuz silkerek.
" O sadece korkak. " dedi abim bildiği bir şey varmış gibi de gülümsedi. " Sürünmesini izlemek keyif verici olacak. "
" Ya giderse? " kalbimi sıkıştıran o soruyu sormak beni neredeyse nefessiz bırakacaktı.
" Büyük dayıyla konuşurum, hiçbir yere gidemez o lavuk. " Beni yatağına yatırdığında " Ayrıca seni Mahirle bırakıp bir yere gitmez. "
" Bence umrunda bile değilim. "
" Umrunda olan tek şey sensin, kardeşim. " yutkundu. " Bunu o da bilmiyor ama öğrenecek. İliklerine kadar acı dolu da olsa öğrenecek. Ve sen de haklıymışsın diyeceksin. " Bu sefer sertçe yutkunma sırası bendeydi. Bunu diyebilecek miydim sahiden? Kubilay beni gerçekten seviyor muydu? Bunu abim hariç kimse onaylar mıydı bilmiyordum. " Şimdi biraz dinlen, yeni bir güne gözyaşları içinde girmene izin veremem. "
O iyi ki benim abimdi.
Bütün iyiliklerin bedelini onun benim abim olmasıyla ödemiştim.
Odanın kapısı tıklatıldığında Leman'ın sesini işittim. " Gelebilir miyim? "
" Gel. "Abimin komutuyla birlikte hiç düşünmeden kapıyı araladı.
" Mizginle birlikte kalmamıza izin var mı? "
Abimin gözleri bana çevrildi. " Uyumak mı istiyorsun Lemanla konuşmak mı? "
" Sanırım biraz konuşabilirim. " abim elini ensesine atarak derin bir nefes aldı. " Ben balkonda olacağım. Gereksiz konuların dile getirilmesine gerek yok Leman. " dedi uyarısını yaparak. " Bir sigara içip gelirim. Konuşmanıza yeterli bir zaman diye düşünüyorum. Bugün kardeşimin yanında olmak istiyorum. "
" Anlaşıldı. " asker selamı verdi Leman ve abim masanın üzerindeki sigara kutusunu alarak odadan çıktı.
Geceden sonra abimde hiç iyi değildi. Sigaraya başlaması da bunun bir göstergesiydi. Gece sevmiyor diye sigara içmeyen adam şimdi sigaranın dibine vuruyordu.
" Nasıl hissediyorsun? " Leman'ın sorusuyla göz devirdim. Bu konularda yanınızda olması gereken son kişi bile değildi. Çünkü birine destek olmak konusunu yıllar önce kapatmıştı. Kendine destek olamadıktan sonra bir insan başkasına nasıl iyi gelebilirdi ki?
" Nasıl hissettiğimin bir önemi yok devam etmek zorundayım. " abimin yatağında ayaklarımı sarkıtmış bir şekilde oturuyordum. Leman da yanımda ellerini önünde birleştirmiş bir şekilde ayakta duruyordu. Yanıma oturmak gibi bir niyeti sanırım yoktu.
" Kubilay böyle yapmazdı. " dedi ruhu daralıyor gibi. " Böyle davranmasının bir sebebi olmalı. "
" Sebebi çok belli değil mi? " güldüm. " Beni sevemiyor, işte. Bu kadar basit. "
" Bu seçenek bile değil Mizgin. " diretmeye çalışıyordu. Neden herkes Kubilay'ın beni sevdiğinden emindi? Görmüyor muydu kimse? O çok iyi bir yalancıydı. Miniğim, küçüğüm diyerek beni etkilemişti. Yalnızca ben de değil, bütün herkesi etkilemişti. O tam da anlattığı gibi biriydi.
Gününü gün eden o adamdı. Her gün başka birini hayatına alan o adamdı.
Kalbim acıdı. Dudaklarım öne doğru büküldüğünde gözümden damlayan yaşa engel olamadım. " Leman belki de biz lanetlenmişizdir. Ne abim sevildi ne de ben. Şu halimize bir bak. " yutkunamadım. " Baba sözü dinlemedik diye mi geliyor acaba bunlar başımıza? "
" Mizgin..." Leman hiçbir zaman yapmayacağı bir şeyi yaptı. Beni kendine doğru çekerek sıkıca sarıldı. Şok olmuş bir şekilde bir süre öylece durdum. O kimseye kolay kolay sarılmazdı. Aramızda en soğuk kişiydi. Barbarla bile yanımızda sarılmayan Leman şu an kollarını bana dolamıştı. " Siz yanlış bir şey yapmadınız ayrıca o adama baba deme. " dediğini duyduğumda derin bir nefes aldım.
" Kimliğimi değiştirsem bile genimi değiştiremem Leman. " dedim sanki konumuz buymuş gibi. " Biliyor musun beni sanırım hiç sevmedi. Hep erkek çocuk sevgisi vardı. Bunu gözlerinde bile görebiliyordum. Eski dönemde yaşıyor olsaydık sanırım beni diri diri toprağa bile gömerdi. " Gülümsedim ama bu acı dolu bir tebessümden başkası değildi. " Beni babam bile sevmedi ki Leman neden bir başkasının beni sevmesini bekliyorum ki..." bir göz yaşı daha yanaklarıma doğru süzüldü.
" Herkes ebeveyn olamaz Mizgin. " Leman'ın sesi kulaklarımda yankılandı.
" Bende olamayacağım. " gözlerimi kaçırdım.
" Bu da ne demek? "
Omuz silktim. " Hiç. " Belki de benim birini sevmem bencillikti. Kubilay'dan uzak durmam gerekiyordu. " Ben sanırım birini sevmemeliyim. Çünkü yalnız yaşlanmak gibi bir planım var. "
" Ne zamandan beri? "
" Şu andan beri. " dedim gülerek. Kolları hala bedenime sarılıydı. " Bu arada sen de kimsin Leman'a ne yaptın? " sorumla birlikte irkildi.
" Ne yapmışım? "
" Farkında mısın bilmiyorum ama bir ahtapot gibi kollarını bana doladın. " gözlerindeki şaşkınlığa bakacak olursak o da bunun farkında değildi. Hızla geri çekildi.
" Şey ben seni sıkmak istemedim sadece...sadece içimden geldi. "
" İçinden mi geldi? " Leman'ın ateşi olabilir miydi?
" Öyle oldu. Rahatsız ettiysem..."
" Asla etmedin. Aksine bir anne kadar sıcaktın. " irkilişini, gözlerini nereye odaklayacağını şaşırışını izledim. Onda bir şeyler vardı. Birine anlatmadığı, sadece kendine sakladığı çok belliydi.
" Anne mi? "
" Anne. " Onu onaylayarak başımı salladım.
" Anne nasıl olunur ben bilmiyorum ki Mizgin. " dudaklarını ıslattı. " Yani öyle hissettiremem doğal olarak. "
" Leman. " gözleri gözlerimi nihayet bulduğunda telaşlı bakışları çalan kapıyla birlikte son buldu.
" Konuşmanız bittiyse kardeşimle ben ilgilenmek istiyorum. " dedi abim direkt odaya dalarak.
Leman kaçacak yer bulmuştu. " Tabi. " diyerek sessizce odadan çıkmaya doğru yola koyuldu. " İyi uykular. " kapının kapanışından sonra abim yanıma gelip saçlarımı karıştırdı.
" Abi..." diye uyarsam bile devam etti. Ona gerçekten her şeyiyle minnettardım. Bana hem bir baba sıcaklığı hem de abi sıcaklığı veren tek kişiydi. " Saçlarım birbirine girdi ya.."
" Dağıttığımız gibi düzeltmesini de biliriz Mizgin hanım. " dedi burnumun ucuna dokunarak. " Ama bence ikimiz için de yorucu bir gece olduğu için bu işi sabah yapabiliriz ha ne dersin? "
" Asla olmaz. " başımı iki yana salladım. " Bu aslan yelesi saçla nasıl kalkarım biliyor musun sabah? "
" Ormanların kraliçesi gibi mi? " dediğinde kahkaha attım. Abiler belki de dertleri unutmamız için Allah'ın bize sunduğu bir nimetti. En azından benim abim öyleydi.
" Saçlarımı taramam gerek. "
" Hadi ıslat da gel, o işi abin halledecek. " dediğinde göz yaşlarımı tutmam zor olmuştu. Ne zaman kötü hissetsem gelir saçlarımı tarardı. Babamla birlikte yaşadığımız dönem boyunca sürekli yaptığı bir şeydi. Annem taramazdı saçımı, abim tarardı. Renkli tokalar takamazdım mesela asla. Ama abim bana alırdı. Saçlarımı taradıktan sonra takardı. Sadece o odanın içinde takabilirdim ama yine de mutlu olurdum. Hiç takmamış da olabilirdim sonuçta değil mi?
Saçlarımı ıslattıktan sonra abimin oturmam için işaret ettiği sandalyeye oturdum. Saçlarıma dokunduğu an uykumun geldiğini hissettim. Ağlamanın uyku getirmesi kadar güzel bir duygu var mıydı?
" Acıtırsam söyle. " dediğinde bir kez daha ağlamakla yüzleştim. Annem bu soruyu hiç sormazdı. Aptal Mizgin annen bir kez bile saçlarını taramadı ki nasıl diyebilirdi diyen iç sesime susmasını talep ettim.
" Abi..." dedim başımı geriye doğru çevirip göz göze geldiğimizde. " Sen çok güzel bir babam olacaksın, biliyorsun değil mi? "
Abim bir şey demedi. Sustu. Bazen susmak en büyük cevaptı. İkimizde biliyorduk ki bir aile kurmak kolay değildi. Hele ki ikimizde reddedilmişken.
Abim sessizce saçlarımı taramaya devam etti.
Belki de o gece sabaha kadar saçlarımı taradı.
Gözlerimi kapattım asla içinde bulunamayacağım bir anın hayalini kurmaya başladım.
Hayaller bedavaydı sonuçta değil mi?
🖤
Umay
Gözlerimi kırpmadan izlediğim adam benim kocamdı. Onunla karşılaşmadan önce biri evleneceğimi söylese sadece gülmekle yetinmezdim. Ağlardım. Çünkü o zaman hayatımdan çıkarmak için çırpınıp durduğum takıntılı bir nişanlım vardı.
Ailelerinizin kendi aralarında nişanladığı bir nişanlı.
Sevmeden, hiç beğenmeden, fikir bile beyan edilmeden yapılan bir nişanlı.
Elimi uzatıp yüzüne dokunmak istedim. Gözleri kapalı olsa bile uyumuyordu. Onu izlemem hoşuna gittiği için sadece öylece duruyordu. Nefes alış verişlerinden anlamıştım bunu.
" Nefes alış verişin değişti. " dedi gözlerini açmadan. " Gerginliğinin sebebi ne? " sorusuyla irkildim. Beni nefesimden tanıyan biriyle birlikteydim. Göz göze bile gelmemiştik. İnsanlar dudaklarıyla gizleyebililirdi bazı şeyleri evet ama gözleri illaki açık verirdi. Ama Cihangir benim gözüme bile bakmadan anlayabiliyordu. " Bana söyleyecek misin karıcım? "
Karıcım...
" Düşüncelerim. " fısıltımı duyabileceği yakınlıktaydım.
" Ellerinin bedenime temasına bile engel olacak kadar kötü hissettiren düşüncelerin nedir, sevgilim? " Cihangir Karaboğa'nın her seslenişine düştüğümü daha önce söylemiş miydim? Karnımın içinde tuhaf bir şeyler oluşuyordu. " Normalde beni böyle uyandırmazsın. "
" Sen zaten uyanıksın Cihangir..."
" Uyanık olsam bile beni temasınla uyandırırdın Umay. " dedi ismimi tercih ederek. Kaşlarının çatılışını izledim. Böyle bile yakışıklı görünüyordu.
" Nasıl bir temas? " dedim kolundan tutup kendime ona doğru yaklaştırarak. " Açsana biraz. "
" Birilerinin canı oyun istiyor olabilir mi acaba? " dediğinde hiç düşünmeden başımı salladım.
" Kesinlikle. "
Bacağımdan tutarak beni kendine doğru çektiğinde üzerinde uzanıyordum. Cihangir böyle hareketler yapmayı nereden öğrenmişti? İstediği gibi bedenimi hareket ettirebiliyor ayrıca bunda da hiç zorlanmıyordu. Kaşlarım çatıldı. " Ne o? Kaşlara ne oldu? Yine düşüncelerinin içine kim girdi? "
" Sen. " dedim kendime hakim olamadan. " Sen beni nasıl böyle hiç zorlamadan üzerine çekebiliyorsun? " tuttuğu kollarımı ellerinin arasından çekerek karnının üzerine dik oturdum. Sıcaklığımı hissediyor olmalıydı. Dün üzerime giydiğim onun tişörtüyle uyumuştum. " Doğru söyle, kimden hazırlıklısın? Çok mu çektin üzerine birilerini? "
Cihangir'in dudakları kıvrılsa mı yoksa bambaşka bir tepki mi verse bilemedi ve dümdüz kaldı. Çatık kaşları düzeldi. Gözleri kısıldığında dümdüz duran dudaklarını dişlerinin arasına aldı. Kahretsin, bu hareketi niye şu an yapmak zorundaydı ki?
" Ağzını düzelt, dikkatimi dağıtıyor. " dedim nefes alış verişlerimi düzenlemeye çalışarak. " Dişlerin geri çekilebilir mi lütfen? " Bir insan ne kadar saçmalayabilir programına katılsam sanırım birinci olurdum. " Cihangir Karaboğa. " dedim ciddi bir sesle. " O dişlerin benim tenim dışında başka bir şeyi ısıramaz duydun mu beni? "
Son sözlerimdi. Bir anda kendimi yatakta ters dönmüş bir şekilde buldum. Cihangir dudaklarıma hızlı ve telaşlı bir öpücük kondurduğunda kalbim durmakla durmamak arasındaki o çizgideydi. " Duydum. " dedi gülerek. " Başka soru? "
Cevabımı beklemeden bir kez daha beni öpmeye eğildi. Ellerini açıkta kalan bacaklarıma indirdiğinde inlemem ağzının içine doğru yayıldı. Üst bacağımı sıktığı an kadınlığımda olan değişimleri hissettim. Dudaklarına asılıp biraz önce dişlerinin arasında olan alt dudağını sertçe ısırdım. Ağzıma gelen tadla yüzümde olan tebessüme engel olamadım.
" Beni delirtiyorsun..." dedi Cihangir boynuma indirdiği burnuyla derin nefesler almaya başlayarak. " Şu an sana ne yapmak istiyorum biliyor musun vahşi sevgilim? " kadınlığım sesinin tınısıyla kasıldı.
" Hmm, beni sertçe..."
" Siktir! " dediğinde elleri külodumun üzerinde durdu.
Nefeslerim düzensizdi. Tırnaklarımı ensesinde gezdirdiğimde gözlerindeki şehveti görmemek elde değildi. Dokunuşlarıma kayıtsız kalamıyordu, tıpkı benim de kalamadığım gibi. " Seni rahatlatmak istiyorum. " elinin baskısını hisseden kasıklarım benden bağımsız hareket etti. Kendimi ona batırdığımı anladığı an yüzündeki çarpık tebessümü bir fotoğraf makinesiyle ölümsüzleştirmek istedim. Edepsiz gülüşünü her daim göremiyordum. " Demek sende rahatlamak istiyorsun..." sesinin tonu inlememe sebep oldu. Evet bile dememe gerek kalmamıştı.
Sesindeki tutkuya nasıl dayanılır henüz bilmiyordum. " Cihangir. " dedim gözlerimdeki karartıyı gördüğüne emin olarak. " Seni istiyorum. " alt dudağımı dişlerimin arasına sıkıştırdım. " Dudaklarını, dilini ve..."
" Dişlerimi? " diye tamamladı cümlemi. Tek kaşını kaldırdığında yakışıklılığı aklımı durduruyordu. Benim ona ihtiyacım olduğu kadar onun da bana ihtiyacı vardı. Gözlerinde bunu görebiliyordum. Dün yaşadığımız şeyleri bir şekilde atmalıydık aklımızdan.
" Evet. "
" Ama bir şartım var. " dedi eli en derin kuytularıma girmek için delirdiğini belli ederek. Hareketi belimin kıvrılmasına sebep oldu. " Kabul edecek misin? "
" Şart...." elleri kasıklarıma baskı yaptı. " Kahretsin şu an ne gibi bir şartın olabilir ki? " kendime hakim olmak oldukça zordu.
" Düşüncelerin. " dedi Cihangir. " Seni rahatsız eden o düşünceleri bilmek istiyorum. Bilmeden..." Elleri bir kez daha kasıklarıma dokundu. " Buraya bir daha dokunamam. " elini bir anda üzerimden çektiğinde kendimi uçurumdan aşağıya düşüyormuş gibi hissettim. Düşüncelerime lanet olsun demekten başka bir şey diyemiyordum. Cihangir onları öğrenmeden rahat etmeyecekti. Bu şekilde öğrenemese bile peşini bırakmazdı, biliyordum.
" Senden önceki hayatım geldi aklıma. " dedim hiç uzatmadan. Ellerini istiyordum. " O adamla hiçbir zaman evlenemezdim. " başımı iki yana salladım. Düşüncesi, söylemesi bile çok zordu. " Sonra seninle evlendiğim geldi aklıma. Yani belki de bunların sıralaması farklıydı ama fark eder mi? " dudakları öne doğru büküldü. " Bunları düşündüm. Senin olmadığın bir hayat düşünmek beni geriyor. "
" Beni kahrediyor. " diyerek dudaklarımın üzerine eğildi. Dili dudaklarımı aralıp içeri sızdığında gözlerimi kapattım. Onsuzluk benim için yasaklı kelimeydi. " Senden önce ben diye bir şey yok biliyor musun? " dillerimiz buluştuğunda kafamdaki soru işaretlerini bir kenara bırakmaya niyetliyim. Ama Cihangir'in onları cevaplama saatine denk gelmiştik. " Ben neden yaşıyormuşum onu bile bilmiyorum. " Derin bir nefes aldı. " Vatanımı koruyup kollamak dışında bir amacım yoktu aslında. " Alnını alnıma sürttüğünde iç çektim. " Şimdi ise hayallerim var, hayallerimin içinde ise çok güzel biri var. Sen varsın. "
Gülümsedim. Cihangir Karaboğa tek bir lafıyla sizi alt edebilirdi. Ya da bunu yapması için kelimelere ihtiyacı yoktu. Dudağındaki küçük kıvrım yeterliydi. " Hayallerini süslüyorum demek? "
" Sadece hayallerimi değil. " dedi saçımı kulağımın arkasına ittirerek. " Sen benim hayatımsın Umay. Bana yeniden bir ömür verilmiş, baştan sona yeniden yazmam istenilmiş gibi hissediyorum. "
" Yeniden doğdun yani? "
" Sadece sen yanımda varken böyle hissediyorum. " diyerek burnumun ucunu öptü. " Seni öyle çok seviyorum ki sana zarar verecek herhangi bir şey olsa ve suçlusu ben olsam nasıl bir yol çizerdim bilmiyorum. Benim için senden ayrı kalmak oldukça zor. "
" Ne yani beni yalnız mı bırakırdın? " kaşlarım çatıldı.
" Hayır, bırakamazdım. Ama ya bırakmam gerekirse? "
" Cihangir..." parmaklarını dudaklarımın üzerine bastırdı.
" Hşt öyle bir şey olduğunda seni her zaman uzaklardan bir yerlerden izliyor olacağım. İnan yanına gelmek için can atarım ama kendime yediremem. Benim yüzümden sana bir şey olması...korkunç. "
" Lanet olsun. " dedim sırtımın yatakla temasını kesebilmek adına ona doğru kalkarak. " Ağzın ayrılık konuşması yapmak için mi açılacak yoksa başka işlevleri de var mı? "
" Ayrılık yok. " dedi kendi kendine birkaç kez tekrarlayarak.
" Beni hemen öpmezsen ayrılık olacak. " tehditim üzerine hızla dudaklarıma yapıştı. Bir eli kalçamı okşadığında belimin kavislenmesine engel olamadım.
" Olmaz.." diyerek elini bel boşluğuna sürttü. Parmaklarını hissettiğim an inlememe engel olamadım. Dudakları dudaklarımdan ayrılmadan sertçe öpmeye başladığında nefesimi düzenlemeye çalışmak zordu. Delirmiş gibi öpüşüyorduk. Dudaklarımızın birbirine çarpma sesinden başka ses yoktu. Başı bir sağa bir sola hareket ediyor, bedeni üzerimde adeta dans ediyordu. " Bizim aramıza ayrılık diye bir şey giremez, duydun mu beni? Girmeyecek. "
" Ama bir kez kavga edelim olur mu? " dediğim an gülmekle kızmak arasında kalmış gibi bana baktı.
" Kavganın sonunu nasıl bitireceğimizi merak ettiğin için mi istiyorsun bunu? " elleri bacak arama girip kasıklarımı bir kıskaç gibi sardı.
" Hı hı. "
" O zaman kavga sebebi bulmamız gerekecek. " eli hareketlendi. Gözleri gözlerimden ayrılmadan işine devam ediyordu. " Aklında bir fikir var mı? "
" Pek sayılmaz, seninle kavga nasıl edilir bilmiyorum. Benim tek bildiğim seni sevmek. " dünyanın en güzel cümlesini kurmuşum gibi baktı bana. Gözlerinin içi parlıyordu.
" Ağzını yerim senin. " diyerek bir kez daha dudaklarıma yapıştı. Eli külodumun üzerinden beni okşamaya devam etti. Daha fazlasını istediğimi belli etmek adına kendimi avcunun içine doğru ittirdim. " Benim sevgilim, acaba biraz sabırsız mı? " dudakları boynuma doğru indiğinde üzerimdeki tişörte kaşlarını çattı ve beni hafifçe kaldırarak başımdan çıkardı. Tişört yeri boyladığı an açıkta kalan göğüslerime kollarımı kapatmak için harekete geçecektim ki onun sesiyle durdum. " Onlar benim küçük hanım, gizleyemezsin. "
" Küçük hanım? "
" İçimden geldi. " dedi omuz silkerek ve hiç düşünmeden dudaklarını göğsümün ucuna kapattı. Belimi kavislenmesi yatakta yukarı doğru gitme isteği uyandırdığında dudakları göğsümü emmeye başladı. Kasıklarımda olan eli de diğer göğsüme yerleşti ve iki parmağının arasına tepemi sıkıştırarak beni deli etmeye çalıştı.
Başarılıydı.
Kendimden geçmiş bir şekilde altında kıvranıyordum. Dudakları işkence mi ediyordu yoksa beni bitirmek mi istiyordu anlayabilmiş değildim. " Benim için ne kadar da hazır. " dedi gözlerimin içine bakarak. " Şuna bak Umay, göğüslerinin uçları nasıl da dik ve keskin. Ağzımda ezip, emmemem için hiçbir sebep yok. " dudaklarını diğer göğsüme kapattığında az önce dudaklarının arasından çıkmış olan göğsümü elleri devraldı. Ucunu sıkarak beni kendimden geçirdiğinde dişlerini göğüs ucumda hissettim. Kahretsin, çok ama çok iyi hissettiriyordu.
" Cihangir..." diye inledim. " Çok iyi...Ah evet. "
Cihangir'in duydukları hoşuna gitmiş olacak ki dişleriyle göğüs ucumu çekiştirdi. Dudaklarım o şeklini aldığında ise diliyle yalayarak acıyan yerin zevkle doluşuna iç çektim. Bu adam bana neler yapıyordu böyle? Elinin biri göğüslerimin arasından aşağıya doğru kaydığında " Benim için gelmek istiyor musun güzelim? " diye sordu. Dudaklarımı oynatacak gücü kendimde bulamadım. Eli külodumun kenarına gelip bir anda yırttığında gözlerim irice açıldı.
" Cihangir ne yapıyorsun? "
" Daha fazla çıplak kalmanı sağlıyorum. " dedi göğüs ucumu çekiştirerek. Elleri kasıklarımın üzerine kapandığında artık hiçbir engel yoktu. Çıplak üstü bedenimin üzerine kapanmış olsa da kalçası yukarıda olduğu için bana değmiyordu. Orta parmağını klitorisimin üzerinde aşağı yukarı hareket ettirmeye başladığında dünyam kaymıştı. Gözlerimi kapatarak inledim. " Gözlerini aç. " dedi Cihangir parmağını geri çekerek. " Yoksa parmağımı istemiyor musun? "
" Cihangir. " diye sızlandım. " İstiyorum. Parmağını çekme..." Kendimi eline doğru kaldırsam da bana dokunmadı.
" Gözlerini açık kalacak. " dedi kendinden emin bir sesle. " Seni parmaklarımla okşarken de yalarken de açık kalacak. Gözlerinin zevkten kayışını görmek istiyorum. " yutkundum. " Beni anlıyor musun sevgili karıcım? "
" Hmm.." dediğim an klitorisime öyle bir baskı yaptı ki sırtım havalandı. Yüzündeki memnun kalmış ifadeye bakılırsa istediği tepkileri veriyordum. Kasıklarım ıslanmaya başlamıştı ve bu Cihangir'in eline de bulaşmıştı. Bunu düşünmek bile karnımın kasılmaasına sebep oluyordu.
" Nasıl da ıslaksın. " dedi iç gıdıklayan bir sesle. " Benim için nasıl da hazırsın. " Cihangir'in eli biraz daha baskı yaptığında artık ne yapacağımı bilemez haldeydim. Elleriyle yaptıklarını biraz sonra dudaklarıyla yapınca ne yapacaktım? Zevkten dört köşe olmak dışında mı diye sordu iç sesim ve sonra kahkahasını duydum. " Karım, benim için ıslandı. Kadınlığının duvarlarına çarpmak için deliriyorum. " ellerini yukarı doğru kaldırdığında " Şu ıslaklığın var ya..." parmaklarını dudaklarının arasına alıp gözlerime bakarak yaladığında içimde bir şeylerin kaydığını hissettim. Bu..bu fazla erotikti. " Tadın muazzam. " gözlerinin karardığını eskisi gibi bakmadığını anladığım an kendimden geçmemek için bir sebep yoktu.
" Cihangir, ellerini istiyorum. " kalçamı hareket ettirip avcunun içine yaklaştırdığımda kahkaha attı.
" Küçük kuytun benim için deliriyor değil mi? " cevaplamamı beklemedi. Klitorisimi iki parmağının arasına alarak sıkıştırdığında bacaklarımın titremesine engel olamadım. Bedenimin böyle tepkileri nereden öğrendiği hakkında bir fikrim yoktu. Bacaklarımı daha fazlasını istediğimi anlatmak amacıyla iyice açtım. Cihangir buna güldü. " Ben de onun için deliriyorum. Senin olan her şey benim, değil mi sevgilim? "
Konuşacak halde değildim. Klitorisimi parmaklarının arasında sıkıştırıyor sonra parmaklarıyla üzerinden geçiyordu. G noktama bastırdığı an yüksek sesle inledim. " Söyle bana Umay, " dedi elini hala oraya bastırarak. " Benim olan her şeyin senin olduğu gibi senin olan her şey de benim değil mi? " Ellerinin baskısı bir kez daha inlememe sebep oldu. Dudaklarımı aralayacağımdan bile emin değildim. Kasılmıştım. " Sana bir soru sordum. " dediğinde ellerini üzerimden çekti. Boşluğa düştüğümü hissederek kendimi ona doğru yaklaştırdım.
" Ellerini çekme. "
" Önce soruma cevap ver. " parmaklarını tekrar dudaklarının arasına götürdüğünde üzerime doğru eğilerek alt dudağımı yaladı. " Söylesene sevgilim, seni konuşamayacağın kadar kendinden mi geçiriyorum? "
" Zihnim bir şeyler düşünemeyecek kadar bulanık. " diye cevapladım sorusunu. " Ellerin dışında hiçbir şeye odaklanamıyorum. Sanki beni hipnoz ediyorsun. "
Güldü. Buna hazırlıksız yakalandığım için kalbimin hızla çarpmasına engel olamadım. " Çok güzelsin. " Dudakları kulak mememe dokunduğunda gerildiğimi hissettim. Vücudum tamamen ürperdi. Eli tekrar klitorisime dokunduğunda kesik kesik inlemeye başladım. " Burası benim için kıvranıyor. " elleri g noktama tekrar baskı yapınca gözlerim kendiliğinden kapandı. Yüzümü incelediğini biliyordum. Gözlerine bakmamı istediğini de biliyordum ama bunu yapmak o kadar da kolay değildi. " Anlaştığımızı düşünüyordum. " dedi iç geçirerek. Parmağının birini içime doğru ittirdiğinde " Sana gözlerini aç dedim. " diye resmen tısladı. Cihangir Karaboğa'nın yeni bir huyunu daha öğreniyordum.
Emredici Cihangir Karaboğa.
Ama sadece yatak odasında.
Gözlerim açıldığında bedenim zevkten kıvranıyordu. Parmağı girişime sürtünüyor beni deli ediyordu. İşaret ve orta parmağını klitorisimin üzerinde kaydırarak ıslaklığımla kapladığında inledim. Parmaklarından akan sıvıyı görebileceğim şekilde havaya kaldırdı. " Islaklığın beni bitirecek. " parmaklarını dudaklarıma sürttüğünde ağzımı açarak kabul ettim. Kendi suyumla ıslanan parmaklarımı yaladığımda Cihangir'in sertçe yutkunuşunu gördüm. Gözleri artık her zamankinden daha koyuydu. Turkuazları laciverte dönüşecek kadar koyuydu. " Biraz da bana kalsın. " dediğinde parmağını ağzımdan çıkarmak için çekti ama buna izin vermedim. Dişlerimle parmaklarını ısırdım. Hırlama sesini duyduğumda ise serbest bırakarak ne yapacağına baktım. " Sen.." dedi nefes nefese. " Sen çok fenasın. " omuz silkmekle yetindim.
Ağzımdan çıkardığı parmağı kendi ağzına götürüp yaladıktan sonra sonra elleri tekrar kasıklarımı buldu. " Ellerim tamamını kaplıyor, ellerimle hapsediyorum resmen. " avcunu bastırdığında inledim. Benimle oynuyordu. Sorun yoktu, benim de onunla oynayacağım günler gelecekti ve ayrıca oynaması hoşuma da gidiyordu.
Elleri vajinam boyunca kaydığında gözlerimin kaydığında yemin edebilirdim. " Kızarmışsın. " dedi aşağıya doğru başını çevirdiğinde gözleri kadınlığımda geziniyordu. Dudaklarını yaladı. Nefes alış verişi hızlandı. " Onu yalamam için bana yalvarıyor resmen. " diyerek parmaklarıyla ikiye ayırdığı yere dikkatle baktı. " Sikeyim..."
Küfürbaz Cihangir Karaboğa dedim aklımdaki listeye. Yeni bir seçenek daha eklendi. Ama sadece yatak odasında olduğumuz zamana.
" Beni yalamak için ne bekliyorsun? " diye sorduğumda parmaklarının ikiye ayırdığı yere doğru tükürdü. Onun sıvısıyla karışmış vajinam kasılmama sebep oldu. Allah kahretsin bu nasıl bu kadar iyi hissettirebilirdi ki?
" Bana yalvarmanı. " gözleri klitorisime indi ve parmakları yine sıkıştırdı. " Buranın dudaklarım için kıvrandığını senden duymam lazım. " Gülümsedi. Yüzündeki bu gülücük aklıma bambaşka bir türde kazındı. " Burası. " bastırdığı yer neredeyse gözlerimin kaymasına sebep oluyordu. " Onu emmemi mi istiyor? Dudaklarımın hatta dilimin altında kaymak mı istiyor? " nefes alamadım. O kadar arsız konuşuyordu ki, kendimden geçmeye hazırdım. " Söyle bana sevgilim, " dediğinde dili klitorisimi baştan sona yaladı. Küçük bir dokunuştu ama kahretsin, çok iyi hissettiriyordu. " Sana ne yapmamı istiyorsunuz? " gözleri benim ve bacaklarımın arasında gidip geldi.
Dirseklerimden yardım alarak kendimi yukarı doğru kaldırdım. Şimdi onu daha iyi görebiliyordum. Yüzündeki çekici gülümsemesiyle beni bir kez daha yaladı. Kısık inlemelerim yerini sesli inlemelere bıraktığında " Söyle! " diye emretti. Bunun hoşuma gideceğini hiç düşünmüyordum ama kasıklarım zevkle öyle bir kasıldı ki kendimi konuşurken buldum.
" Yala beni. " dedim yalvarırcasına. " Yala beni Cihangir Karaboğa. "
" Resmiyet..." dedi sonuna cuk cukları ekleyerek. Dilinin yerini dişleri aldığında klitorisimi çekiştirdi. " Ben kimim? " dediğinde nefesimi nereden aldığımı bile bilmiyordum. Bir kez daha ısırdığında çatık kaşlarla sertçe beni emdi. Nabzım artık bacaklarımın arasında atıyordu.
" Ah Cihangir..." Dudakları vajinamla oynuyordu. Başka hiçbir şey düşünemiyordum. Şu an sadece o ve ben vardık.
" Demek resmiyeten çıkıldı. " kaşları hala çatıktı. Dişleri bir kez daha beni ısırdığında belimin kavislenmesine için vererek seslice inledim. " Söyle bana kimim ben? " Bir şey dememe izin vermeyecek şekilde bacaklarımın arasında dudaklarını hareket ettirmeye devam etti. Sanki benimle öpüşür gibi oramla öpüşüyordu.
" Lütfen! " dedim kendimi tutamayarak. Neye dediğim hakkında bir fikrim yoktu. " Cihangir! "
" Sana kim olduğumu sordum. " üst bacaklarımı sertçe yutarak hareket etmemi engelledi. Dilini içime doğru kaydırdığı an dünyada olmadığımı anladım. Her yer dönüyordu. Dili içimde öyle şeyler yapıyordu ki edepsiz ağzına milyonlarca küfür edebilirdim. Tabi ki küfür biliyorsam.
Öyle bir yerime baskı yaptı ki yataktan kalkacak gibi oldum. " Kocam! " diye haykırdım hala dili içimdeyken. Dudaklarının kıvrıldığını bacaklarıma değen yanaklarından anladım. Hoşuna gitmişti.
" Aferin benim Karıma. " dedi iğneleyici bir sesle. " Sonunda kim olduğumu hatırladı. " dili vajinam boyunca kayıp tekrar deliğime girdiğinde inledim. " Bir daha resmiyet yok. " dedi bacaklarımı sıkarak. Kızardığına ve parmak izlerinin tenimde bir iz bıraktığına kesinlikle emindim.
" Ya olursa? " onu kışkırtmak istiyordum. Bana neler yapacağını görmek için sabırsızlanıyordum.
" Ne? Seni dilimle sertçe sikmemi mi istiyorsun? " sorusunun içimde oluşturduğu yıkımdan haberi var mıydı? Bacaklarımın titreyişini hissettiğinde yüzündeki çarpık gülümseme yeniden belirdi. " Ne o? Cümlem seni titretti mi karıcım? "
" Ağzın fazla edepsiz. " dedim gözlerimi gözlerinden ayırmadan.
" Kabul et, edepsiz Cihangir'i seviyorsun. "
Kalbim ağzımda attı. " Sadece başın bacaklarımın arasındayken. " hırlayarak başını bacaklarımın arasına gömdü. Ağzı öyle bir hareket ediyordu ki inlemeden duramıyordum. " Ah! "
" Adımı haykır. " dedi dilini çekmeden boğuk sesiyle.
" Ci..Cihangir! "
" İşte böyle. " dedi kendinden emin ve memnun kaldığını belli eden sesiyle. Dudakları yarım kalan işkencesine geri döndüğünde gözlerim kapandı. Umarım gözlerimi görmezdi. Çünkü şu an sona yaklaşıyordum, boşalacaktım. Ellerinin bacaklarımı sıkıca kavraması bana öyle sıcak hissettiriyordu ki, içime girip çıkan diliyle baş etmeye çalışıyordum.
" Evet evet. " dedim dilinin yanında elleriyle de okşamaya başladığında. " Tam orası evet. " inledim. " Sakın durma.."
" Gözler. " diye uyarıda bulunduğunda sert bir nefes verdim.
" Açamıyorum..."
" Açacaksın. " parmakları g noktama dokunduğu an gözlerim hızla açıldı. Kahretsin bana dediklerini nasıl yaptıracağını çok iyi biliyordu. " Sana o gözler kapanmayacak demiştim ama beni dinlemedin. " bakışları değişti. " Seni cezalandırmam gerekecek. " eliyle kalçama vurduğunda inledim.
" Ceza mı? "
" Hı hı. " Bir kez daha kalçama vurduğunda dili içimdeki son darbesini yaptı ve beni koca bir boşlukla bıraktı.
" Neden durdun? " oysa tam gelmek üzereydim. Derin nefesler eşliğinde öylece Cihangir'e bakıyordum.
" Cezan..." omuz silkti. " Boşalmak yasak. Seni yükseltip yükseltip boşaltmayacağım. "
" Siktir! " dedim ağzımın bozukluğunu dikkate almadan. " Bunu yapamazsın. "
Dili vajinamı yaladı ama devamı gelmedi hemen geri çekildi. " Bak bakalım nasıl yapıyorum. " parmakları klitorisime basılı bir şekilde durdu tam rahatlamak için kendimi bırakacağım an geri çekildi. " Ah, bebeğim. " diyerek küçük bir öpücükle beni teselli etti.
Kaşlarım çatıldı. " Sen var ya..."
" Evet ben var ya. " dedi tıpkı beni taklit ederek. Klitorisime çimdik attığında bedenim yukarı doğru yükseldi. " Devamını getir güzelim. " dili içime girip çıktığında yine boşalmak üzereydim ama tam o anda bütün her şeyi geriye çekmişti. Son bir darbeye ihtiyacım vardı ve bunu bana vermiyordu.
" Sen çok kötü ah! " inlememe sebep olan şey bacaklarımın iç kısmını ısırmasıydı. " Siktir, ne olur boşalt beni. " yalvarışıma kulak vermiş olacak ki burnunun ucunu girişimde hissettim.
" Gözler açık kalacak. " dedi gözlerime odaklandığı an. " Kapanırsa..."
" Lanet olsun anladık, kapanırsa boşalmama izin vermezsin. " diyerek başını kasıklarıma bastırdım. " Şimdi sus ve bana istediğimi ver, sevgili kocam. "
Benimle uğraşmayı keserek dudaklarını kasıklarıma bastırdı. Son darbeyi almak için çırpınıyordum. Göz göze geldiğimiz an içime vurduğu diliyle kendimden geçtim ve titreyerek boşalmaya başladım. Dudaklarının kenarının kıvrılışını izleyerek boşaldım. Diline ulaşan sıvılarımı yuttuğunda " Benim azgın sevgilim. " diyerek bacaklarımın arasından başını kaldırdı. Beni yerlebir etmişti. Bedenim öyle rahatlamış hissediyordu ki her an uyuyabilirdim. " Uykun mu geldi bakayım senin? "
" Hı hı. " dediğimde yanıma doğru uzanıp alnımdan öptü. " Seni cezalandırdığım için bana kızgın mısın? "
Başımı iki yana salladım. " Aksine, sevişirken emredici olmanı da beni cezalandırmanı da seviyorum. Ama sadece sevişirken. " dedim altını çizerek.
Kahkaha attı. " Seninle oynamayı seviyorum. " elimin üzerini öptüğünde gözleri saati arıyordu. " Sanırım uyku için bir saatlik vaktimiz var. " göz kırptığında kollarını belime sararak beni üzerine yatırdı. " Kapat gözlerini. "
Bedenim hareket bile edecek halde değildi. Hemen emrine uydum ve gözlerimi kapattım.
Beni yorduktan sonra daldığımız uykular kesinlikle hayatımda görüp görebileceğim en dinlendirici uykulardı.
Aradan kaç saat geçtiğini bilmiyordum ama gözlerimi açtığımda bedenimdeki yorgunluk kendini tamamen enerjikliğe bırakmıştı. Cihangir'in nefes alış verişlerini duyuyordum ve sanırım uyanıktı. " Günaydın güzelim. " diyerek alnımdan öptüğünde iç çekerek ona doğru yaklaştım. Üzerinde uyuyakalmıştım ama şu an yan dönmüş bir şekilde yatakta yatıyordum.
" Günaydın. " sevgi sözcüklerinden arınık cümleme burun kıvırdı. " Yine çok uyumadık değil mi? "
Bedenimi yataktan kaldırmak için harekete geçtiğimde " Bu sefer tam saatinde uyandık. " dedi.
" Bugün hayatımıza nasıl bir renk gelecek acaba? " diye sorduğumda omuz silkmekle yetindi.
" Daima senin olduğun yerde olmaya çalışacağım. Küpen açık dursun. Her ne yapıyor olursan ol, açık duracak tamam mı? "
" Duramaz. " dedim banyoya doğru yürürken. Kısa bir duş almam gerekiyordu. " Tuvalete de gidiyorum farkında mısın bilmem de..." imalı sesime göz devirdi ve arkamdan hızlı adımlarla yürüyerek yanıma doğru geldi.
" Umay, " dedi yüzüme düşen saç telimi geriye doğru ittirerek. " Açık kalacak, ne olursa olsun açık kalacak. " Beni kucağına aldığında dudaklarım aralık bir şekilde ona baktım. Sanırım şu an alık alık bakan birini andırıyordum. " Açık kalmazsa seni buradan çıkarmam. Bugün bütün günü kendimize ayırdık deriz. "
" Bunu Sanem'e mi söyleyeceğiz? " dediğim an odada bir telefon sesi yankılandı.
Cihangir benimle birlikte telefonun olduğu yere doğru yürümeye başladı. " İti an çomağı hazırla dedikleri bu olsa gerek. " diye mırıldandığında ic çektim. Neden arıyordu? Zaten kahvaltı için bulunmayacak mıydık?
" Sustu. " dedim telefonun çalma sesinin odayı terk etmesini göz önünde bulundurarak. " Ama bir kez daha arıyor. " aynı ses bir kez daha kulaklarımızı doldurmaya başladığında Cihangir telefonu bana uzattı. " Alo. " Cihangir'in kucağında açtığım telefonu sanki hiç öyle değilmişim gibi açtım. " Efendim Sanem hanım? " ona hanım demek kusma isteğimle baş etmeme sebep oluyordu.
" Umaycım, günaydın. " dedi cıvıl cıvıl gelen sesiyle.
" Günaydın. " zoraki olduğunu anlayabilecek kadar beni tanımıyordu.
" Bugün kahvaltıda sadece seni görmek istiyorum. " dediğinde kaşlarım çatıldı. " Seninle konuşmam gereken şeyler var. "
" Ne hakkında? "
" Aşk. " dedi kahkaha atarak. " Dün sizi izledim, seninkinin yanından ayrılmayışı bana çok dokundu. "
" Anladım. " Cihangir bana telefonu hoparlöre almam için yardım ettiğinde artık sesini ikimizde net bir şekilde duyabiliyorduk.
" Bugün sen ve ben sana atacağım konumda buluşalım. Hatta seni alması için ortağımı yollayacağım. " gözlerim Cihangir'inkilerle kesişti. Ortağım diye bahsettiği kişi Ecevit miydi?
" Aslında kendim gelebilirim. " dediğimde Cihangir kalçama çimdik attı.
" Pekala. " dediğinde Cihangir'in kaşları çatıktı. " Konumu atıyorum, görüşürüz tatlım. " Bir şey dememe gerek kalmadan telefonu kapattı.
" Neden Ecevit'in seni almasına izin vermedin? " dedi Cihangir ama sonra aklına başka bir şey gelmiş olacak ki duraksadı. " Başka ortağı da olabilir mi? Derhal Ecevit'i aramalıyım. "
" Ama bil bakalım ona ulaşabilmek için ne yok? "
" Numarası. " dedi inleyerek. Başını göğsüme yasladığında benimle birlikte banyoya doğru yürümeye başladı. " Kokunla beni öyle bir büyüledin ki beynim düşünme yetisini kaybetti. " turkuaz gözleri benimkileri buldu. " Ama seninle ilgili hiçbir detayı unutmam. Bu da benim en sevdiğim özelliğim. "
" Hmm, " dudaklarımı dudaklarına doğru eğdiğimde burnunu burnuma sürttü. " Söyle bakalım Cihangir Karaboğa, benim..." Bu sefer de odamızın kapısı çaldığı için yarım kalan cümlemi tamamlayamadım. Bugün bizim konuşmamız yasaklanmış olabilir miydi?
" Telefonuna da kapısına da başlayacağım. " Beni kucağından indirdiğinde " Sen duş al, bize birlikte almak sanırım haram. " diyerek kapıya doğru ilerledi.
Sanemle buluşacağım için direkt banyoya girdim. Hızlı bir duştan sonra banyodan çıkmak için kapısını açtım lakin kapının önünde Cihangir'i gördüm. Elindeki kıyafetleri bana doğru uzattı. " Barbar ve Gece gelmiş. " dedi üzerimi işaret ederek. " Kıyafetlerini getirdim. "
Başımı sallayarak kıyafetleri elinden aldım. Kurulanıp giyindikten sonra nihayet banyodan çıkabilmiştim. " Umay. " diyerek ayağa kalkan Gece'yi inceledim. Üzerinde oda servisine gelen insanların kıyafeti vardı.
" Hoşgeldiniz. " dediğimde Barbar iç sıkıcı bie tepki verdi.
" Hiç hoş gelmedik. " oturduğu koltuktan ayağa kalktığında odada birkaç tur attı. " Sanem seni çağırmış. "
" Evet. "
" Gitmemelisin hatta biz ekipçe geri dönmeliyiz. Sonuçta sizin göreviniz sonlandı değil mi? "
" Neden böyle düşünüyorsun? "
" Duydum. " dedi eliyle çenesini sıvazlayarak. " Bugün kanlı gece miymiş, pirana gecesi miymiş neymiş. "
" O da neymiş? "
" Anlatılacak kadar bir şey duymadım. " dedi Gece omuz silkerek. " Sadece iyi şeylerin dönmeyeceği bir gün olacakmış. Yani bu da senin buradan derhal çıkman gerek. "
" Kimden duydunuz? "
" Fark eder mi? " dedi Barbar ses tonunu yükselterek. " Ben neden kimseye söylediklerimi yaptıramıyorum? Büyük dayıya söylüyorum görevde her şey mubahtır diyor. Ne demek bu ya? "
" Barbar. " dedim ona doğru yaklaşarak. " Leman nasıl? " derdinin bir başkası değil de Leman olduğunu biliyordum. Aralarında ne geçmiş olduğunu bilmesem de bir şeylerin koptuğu belliydi. Leman ne yapmak istiyordu bilmiyordum. İyi değildi ve bununla alakalı da bir şey yapmıyordu.
" Görmedim. " omuz silkti. " Sabahtan beri yok. Gece görmüştüm sadece. "
" İletişim halindeyiz ama değil mi? "
" Ben konuştum. " dedi Gece başını sallayarak. " Dün Alparslan Kubi ve Mizgin'i yakalamış. "
Dudaklarım aralık bir şekilde kulaklarımın duyduğu şeyi anlamaya çalıştım. Kubilay ve Mizgin'i yakalamış da ne demekti?
" Ne? " dedi Cihangir kaşlarını çatarak. " Alparslan nerede? "
" Yanına gitmek istedim ama arkadaşım benim şu an işim var. " dedi Gece yüzünü ekşiterek. " Arkadaşım lafında boğmak istiyorum bu adamı. "
" Sabah ortalıkta kimse yoktu. Ne Mizgin vardı ne de Kubi. " Barbar endişelenmiş gibiydi. " Hepsinin aynı anda dağılması, kafalarının başka yerde olması görevi tehlikeye atabilir. En iyisi buradan bir an önce uzaklaşmak. Özel jet ayarlayıp siktir olup gidelim buradan. "
" Bu kaçmak olmuyor mu? " sorumla birlikte başını iki yana salladı.
" Bak bugün birine zarar gelecek. " dediğinde gözlerim saate çevrildi. Sanemle buluşmak için çok da zamanım kalmamıştı. " Sanemle buluşma. Bu bir buluşma değil bu senin bize vedan olabilir. "
" Küpe yanımda olduğu sürece Cihangir beni duyabilir. " dedim omuz silkerek. " Şimdi iptal edersem kadını bir daha iş üzerinde yakalama imkanımız yok. Açılışa gelen kişiler arasında biri vardı. " Cihangirle gözlerimiz kesişti. Ecevit olduğunu onlara söylemeyecektim. " İllaki onunla olan bir şeyleri bugün yakalarız. Eğer dediğiniz gibi kanlı gece olacaksa bugün gitmememiz gerekir, haksız mıyım? "
" Bu sadece tehlikede olduğun anlamına gelir. " dedi Barbaros. " Sen de bir şeyler desene Cihangir. Onu öylece gönderemeyiz. "
" Sadece bir kahvaltı. " dedim omuz silkerek. " Endişenizi anlıyorum ama gece yapar bir şey yapacaksa, değil mi? "
" Barbar haklı. " dedi Cihangir. " Onu ara ve karnının ağrıdığını söyle. " turkuaz gözleri parkeye inmişti. Benimkilerle temas yoktu. " Bugün buluşma yok. "
" Cihangir! " dediğim an başını hızla salladı.
" Umay itiraz hakkı yok. Büyük dayıyla konuşacağım. " yutkundu. " Burayı terk etmelisiniz. "
" Etmelisiniz derken? " Gece'nin sesi kulaklarımı tırmaladı.
" Bu işi sadece kuzgun timi halledebilir. " Gözleri Barbara çevrildi Cihangir'in. Ona gerçekten inanamıyordum. Beni korumaktan başka bir niyeti yoktu, biliyordum. Ama bu bile sorundu.
" Ağzından bir şeyler alabilirim. " dedim ısrarla. Benim ısrarımın sebebi neydi? " Sadece gündüz görüşeceğim. Ya en fazla ne olabilir ki? Gündüz beni öldürecek değil ya. "
" O kadından her şeyi beklerim. " Gece kollarını önünde birleştirmiş bir şekilde bakıyordu. Ona kızgın bir bakış attığımda omuz silkti.
" Akşam nerede olacağını bile bilmiyoruz. Nasıl kuzgun timi devreye girecek? Bir köstebek gerekiyor size ve o da benim işte. "
" Umay. "
" Cihangir lütfen. " dedim belamı aradığımı hissederek.
" Bu konu kapandı. " dediği an odanın kapısı bir kez daha çaldı. Cihangir'in odası olduğu için mi herkes buraya geliyordu?
" Bizimkilerdir. " dedi Gece ayaklanarak. " Ben bakayım. "
" Ben bakarım. " dedi Cihangir başını iki yana sallayarak. " Siz saklanın, bir başkası da olabilir. " gözlerimiz kesiştiği an kim olduğunu düşündüğü aklıma geldi. Ecevit olabilirdi ve şu an onu burada görmeleri her şeyi mahvedebilirdi.
Cihangir kapıyı açtığında odada ayakta durmuş öylece gelen kişiye bakıyordum. Barbar ve Gece banyoya saklanmıştı. Umarım gelen Ecevit olmazdı. Çünkü sesini duymaları bile her an her şeyi değiştirebilirdi.
" Sanem hanım? " dedi Cihangir kapının ardındaki kişiye. Ona doğru yürüyerek gözlerimi kapıya çevirdim. Gerçekten de buraya gelmişti. Neden buradaydı?
" Ah merhaba. " dedi gözleri Cihangir ve benim aramda gezinirken. " Bende seni almaya gelmiştim hazır mısın? " sorusu kaşlarımı çatmama sebep oldu.
" Bana konum atmıştınız. " dedim kafam karışmış gibi.
" Giderken seni almak daha mantıklı geldi. Hazırsan çıkalım. "
" Aslında. " dedi Cihangir. Türkçe'yi sonradan öğrenmiş gibi bir aksanı koymayı da unutmadı. " Biz bugünü kendimizin olsun istiyorduk. " ellerini ellerimin arasından geçirdiğinde Sanem'in gözlerinin içine sokmak istiyor gibi havaya kaldırdı. " Buraya kadar zahmet etmişsiniz. "
" Hadi ya. " dedi tuhaf bir sesle. Üzgün gibi duran yüzünü dudaklarını büzerek taçlandırdı. " Bugün önemli bir gündü oysa. "
" O gün dündü sanıyordum? "
" Bugün. " dedi Sanem gözlerini bana çevirerek. " Sizin gününüz bekleyebilir. İtalya'da aşk başkadır evet biliyorum ama bunu biraz erteleyebilirsiniz değil mi? Yarın...yarın yaparsınız. "
" Sanem hanım. "
" İtiraz edersen altında başka sebepler arayacağım. " dedi gülerek. Ama sesinde ciddiyet vardı. " Benimle kahvaltıya geleceksin değil mi Umay? "
Turkuaz gözler ona bakmam için kendini zorluyordu. Gitmezsem başka bir düşünce içerisine girebilirdi. O yüzden gitmek zorundaydım. Bunun farkında değil miydi? " Sadece bir yemek. " dedim omuz silkerek. " Ayrıca kurt gibi açım. "
" Neden acaba? " diyerek gözlerini Cihangir'in üzerinde gezdirdi. Ona bakmasını istemiyordum. Gözlerinde masumiyet yoktu. " Geceniz güzel ve yoğun geçmiş sanırım. "
" Çıkalım mı? " diye sorduğumda Cihangir elimi sıktı.
" Ben de sizinle gelsem? "
" Kız kıza olsak daha iyi. " dedi Sanem gözlerinin içi parladığında. " İstersen sen sonra katılırsın. "
" Pekala. " ellerimin üzerine küçük bir öpücük kondurdu. " Seni seviyorum sevgilim, dikkat et. "
" Edeceğim. " diyerek odadan dışarı çıktım. Cihangir'i geride bırakmak hoşuma gitmese de Sanem bir şeyleri anlamamalıydı.
Asansöre bindiğimizde " Sanki on yıldır bir ilişkinin içerisindeymişsiniz gibi hissediyorum. " dedi gülerek. " Sevgilin oldukça korumacı. "
" Öyledir. " gözlerimiz aynada birbirine dokundu. " Konuma bakmadım, nerede yiyeceğiz? "
" Güvenli bir yerde. " dudaklarındaki yamuk tebessüm kesinlikle içimin sıkılmasına sebep oldu. Ellerimi küpelerime götürmemek için direndim. Açık mıydı hiçbir fikrim yoktu. En son banyo için çıkarmıştım sonra da takarken kapatmış olabilirdim. Telefonuma bir mesaj geldiğini hissettim ama ekranı açıp bakmadım. O kadar yakındık ki her hareketimi farklı algılayacak gibi bir izlenime kapılmıştım. " Sevgilini yanımızda istememe sebebim birkaç arkadaşımla buluşacak olmamız. Kadınların arasında kendini iyi hissetmezdi değil mi? "
" Tabi. "
" Dernekten birkaç kişiyle tanıştırmak istiyorum seni. " dedi kokunu omzuna koyup okşayarak. Kesinlikle bir banyoya daha ihtiyacım vardı. Ellerinin değdiği yer kirlenmişti. Fiziksel bir kirlilik değildi, ruhsaldı. " Onlara senden bahsettim. " Neden benden herkese bahsediyordu? Bunun mantıklı bir açıklamasını istiyordum.
" Tanışmak için can atıyorum. " dediğimde kahkaha attı.
" Atmalısın. " gözlerindeki kararlılık asansörün geldiğimizi belirten sesiyle dağıldı.
Sanem'in arabasına doğru yürürken onu gördüğümden beri ilk defa tedirginlik hissettim. Cihangir'in odasının önüne geldiğinde böyle hissetmemiştim. Dudaklarımı birbirine bastırarak bu histen kurtulmayı diledim. Bir şey olmayacaktı. Herkes o kadar çok söylemişti ki bugüne dair bir şey yaşanacağını zihnim bana oyun oynuyor olmalıydı.
Araba birkaç dakika sonra durduğunda etrafı çevirdim gözlerimi. Cihangir muhtemelen burada olduğumu biliyordu. Küpe her şeyi ona belli ediyordu. Konumumu öğrenmesi hiç de zor değildi. Dikkatimi ilk çeken şey oturacağımız mekanın karşısında olan çocuk parkıydı. Öğle vakitlerinde olmamıza rağmen oldukça kalabalıktı. Güneş çocukları etkilemiyor olsa gerekti.
Bizim için rezerve edilmiş masanın manzarası da direkt çocuk parkını görüyordu. Sessizlik aramızda bir bariyer oluşturduğu an garson siparişlerimizi almak için yanımıza geldi. Sanem ona birkaç şey söylemeye başladığında gözlerimi çocuk parkına çevirdim.
Aklıma Leman geldi. Son günlerde iyi olmaması bana sadece tek bir seçeneği sunuyordu. Düzenli bir ilişkisi vardı başka ne düşünebilirdim ki? Acaba gerçekten öyle bir şey olabilir miydi?
" Çocukları sever misin? " Sanem'in sorusuyla başımı ona doğru çevirdim. Bu sorunun cevabını bende bilmiyordum.
" Bilmem. " omuz silktim. " Siz sever misiniz? "
" Çok. " dedi sonunu uzatarak.
" Ciddi düşünüyorsanız çocuk da düşünüyorsunuzdur. " dediğinde Cihangir hakkında konuşması sinirimi bozdu. Neden durup durup konu oraya geliyordu? Bu kadın benimle başka bir şey konuşmayı bilmez miydi? " Düşünmüyor musunuz? "
" Hiç bu konu hakkında konuşmadık. "
" Erkekler sevdiği kadından çocuğu olsun ister. " gözleri şaşırmış gibi irileşti. " Acaba sizin ilişkinize sen çok fazla anlam yüklüyor olabilir misin? "
Sorgulamak sana düşmez demek istedim. " İlişkimiz yeni. " dedim tırnak içine almakla almamak arasında gidip gelirken. " Bence şu an bunu düşünmek için çok erken. "
" Peki ya Umay sana bu parktaki çocukların başına bir şey geleceğini söyleseydim ne yapardın? " sorusu beni öyle derinden sarstı ki o an gerçekten bir şey yapacak sandım. Ama sanırım yalnızca beni deniyordu.
" Çocukları korumak için bir yol bulmaya çalışırdım. " Sanem'in istediği şeyler için ne kadar ileri gidebileceğini bilmiyordum ama bir sınırının da var olmadığı açıkça ortadaydı.
" Her şeyi yapar mıydın? "
Gözlerimi masum hiçbir şeyden haberi olmayan çocuklara çevirdim. Sanem sıradan bir şeyden bahseder gibiydi. " Yapabileceğim her şeyi. " öylesine insanların ölmesine izin veremezdim.
" Güzel. " hoşnut olduğunu belli eden sesi çıkardığında telefonuma gelen bildirimle başımı eğerek telefonuma baktım.
Mesaj Cihangir'dendi.
' Buradayım. '
' Tam solunda. '
' Merak etme. '
' Seninleyim. '
Yüzümdeki tebessüme engel olamadım. Her daim yanımda olmayı nasıl başarıyordu?
' Seni seviyorum. ' Yazarak gönderdim. İçimden sadece bu cümleyi kurmak geldi. Cevap gecikmedi.
' Ben daha çok. '
" Yüzün gülmeye başladı. " dedi Sanem garson önümüze yiyecekleri sıralarken. " Seninkinden mesaj aldın sanırım ha? " Beni gereğinden fazla izleyen gözleri canımı sıkıyordu.
" Evet. " dedim telefonu kitleyip cebime koyarak. Bazen telefonumu hacklediğini düşünüyordum. Ama bazen.
" Aşk böyle bir şey demek ki. " sonunu uzatıp ellerini masanın üzerinde birleştirdi.
" Sanırım bende ilk defa onunla hissediyorum. " Sanemle aynı masada olmak oldukça gergin hissettirirken bir de Cihangirle olan ilişkim hakkında konuşmak gerçekten korkunçtu. İlişkinizi herkesle paylaşmak istemezdiniz. Ama o her detayını bilmek ister gibi bana sorular soruyordu.
" Umay. " dedi çayından bir yudum alarak. " Seni tanıştırmak istediğim kişiler yemeğe katılamayacakmış ama bizi davet ettiler. Yemekten sonra oraya geçmemiz gerekecek. Sorun olur mu? " Telefonuna baktıktan sonra söyledikleri üzerine iç çektim.
Olur, sorun olurdu. Beni nereye götüreceğini bile bilmiyordum sonuçta. " Gidebiliriz. " Zihnim ve dilim farklı çalışıyordu.
" Ah aklıma ne geldi. " dedi soru cümlesinden uzak bir sesle. " Seni tanıştırmak istediğim kişilerin arasında eskiden biri daha vardı. Derneğimize yeni geldiği dönem kadından hiç haz etmemiştim. " ağzına bir domates attığında konuşmasına kaldığı yerden devam etti. " İyiki de etmemişim. "
" Neden? " peynirden aldığım küçük parçayı ağzıma attım.
" Çünkü kadın aramıza resmen ajan olarak gönderilmiş. " dediği an yüzüme tokat yemiş gibi irkildim. " Gözümün tutmadığını herkese söylememe rağmen beni asla dinlemediler. Bende onları kendi hallerine bıraktım. " ağzımdaki peynir bana kan kusturacak kadar dişlerimin arasında gezindi. Yutmak eylemini gerçekleştirmek için bir harekette bulunmadım.
" Nasıl yani? " konu ilgimi çekmişti. Bana bir şey ima etmeye çalışmıyorsa yani. Gözlerim oturduğumuz restoranda tanıdık sima aradı. Küpeden her şeyi dinliyor olsa da onu görmek istiyordum. Cihangir'in varlığını hissetmeye ihtiyacım vardı.
" Kadını takip ettirdim. " dedi hoşuna gittiğini düşündüğüm bir tebessümle. " Kim olduğunu buldum. Bir tim peşimizdeymiş. " güldü.
" Tim mi? " şaşırmış gibi yaptım. " Ne alaka ki siz sadece bir derneğe sahipsiniz. "
" Değil mi? " beni onaylamış olması hiç hoşuma gitmedi. Dudaklarını öne doğru bükerek benden onay bekledi. " Tim gitsin dağına taşına sahip çıksın. Benim peşimde ne yapıyor? " çatalı elinde döndürüşünü izledim. Kuzgun timinden bahsediyor olabilir miydi? Uzun zamandır onların peşinde olduklarını biliyordum, bunu büyük dayı dile getirmişti ama içlerine ajan olarak birini gerçekten göndermişler miydi bunun cevabını bilmiyordum.
" Garip. "
" Bende şaşırdım. " kalbimin derinliklerinde oluşan kıpırdama yüzündeki değişimler yüzündendi. " Ne alaka dedim. Ama haklı da olabilirlerdi. " ellerini tırnağına çevirdi. " Çok masum bir kadın değilim. "
" Sanem hanım kendinize haksızlık ediyorsunuz. " Bunu dile getirdiğim için biri beni tokatlayabilir miydi?
" O kadın da aynı bu cümleyi kurdu. " dedi üstüne ayak basmışım gibi beni irkiterek. " Aramıza girip bizim yasa dışı işlerimizi ortaya çıkaracakmış. Sonra o kadına ne oldu biliyor musun? "
" Bilmek istiyor muyum bilemedim. " dediğimde kahkaha attı.
" Onu da bir yemeye çağırdım. Dernekten başkalarıyla tanıştıracağımı söyledim ona. " yutkundum. Aynı senaryoyu mu yaşıyordum? " Sonra da onu bir yere davet ettim. Tıpkı az önce seni de davet ettiğim gibi. " dediğinde nefesim kesildi.
" Siz? "
" Seni yakalayamayacağımı mı düşündün? " dudaklarının hareketini izledim. Sanırım ifşa olmuştum. Ama sonuna kadar direnmeye hazırdım. " Şimdi sakince telefonunu masaya koy. " telefonumu elime aldığımı nasıl bilmişti? Cihangir beni duyuyor muydu? Telaşlanmalı mıydım?
" Sanem hanım. "
" Bana adımla seslenme. " dedi yüzünü buruşturarak. " İtici geliyor hele ki senin ağzından duymak. "
" Neden bana böyle davranıyorsunuz? "
" Artık oyun oynamayı kes. " dediğinde yerimde sıçramamak için kendimi zor tuttum. " Bu arada telefonun ya da herhangi bir takip cihazı falan varsa işe yaramayacak. Sinyal kesici şu andan itibaren devrede. " dudaklarını yaladı. " Seni kimse duyamaz, göremez. " gözlerini pencereye çevirdi. " Oradaki çocukları görüyor musun? Onlar seni görmüyor ama onların yaşamları da senin dudaklarının arasında. " kafam karışmış bir şekilde ona baktım. Beni buraya bilerek mi getirmişti? O zaman neden çocukların güvenliği benim elimdeydi? İstediği ben olmalıydım.
" Bu nasıl mümkün olabilir? " tuzağa düşmüştüm. Sanırım kesinlikle tuzağın içindeydim.
" Beni çok üzdün. Bende seni üzmeye karar verdim. " dedi gözlerini çocuk parkına çevirerek.
" Ben size bir şey yapmadım. " diretmem gerekiyordu. Sonuna kadar gitmeliydim. Derin bir nefes çektim içime. " Ne olduğunu anlayamıyorum. "
" Aptalı oynamaya devam edeceksin demek? " gözleri restoranda dolaştı. " Yediklerin zehirliydi desem ne yapardın? "
Gözlerim irileşti. " Beni korkutmaya çalışıyorsunuz sanırım. "
" Korkmalısın Umay. " dedi ters bir sesle. " Şimdi söyle bana dışarıdaki çocukları korumak için ne dersem yapar mısın? "
" Onlar masum. " Dişlerimi sıktım. Zoru oynamak istiyordu.
" Olabilir. Hiçbiri babamın oğlu değil sonuçta. Masum olup olmaları da umrumda değil. Sadece seni buradan sessizce götürmek için elimdeki ilk koz. "
" Beni götürmek? "
Başını salladı. Ne yapmaya çalıştığını anlayamıyordum. " Seni kanlı geceye götüreceğim. Henüz gece olmasa bile bizim gecemiz şimdiden başladı. Yanıma ne için girdiğini biliyorum artık Umay. "
" Yanlış bir şeyler düşünüyorsunuz. Ya da şu an bir yanlış anlaşılmanın içerisindeyiz. " yutkunmak dışında bir eylem gerçekleştiremiyordum.
" Yanlış anlaşılma yok. " dedi dümdüz bir sesle. " Sen bana oynadığın oyunun hesabını vereceksin. Sen ve diğerleri. "
" Diğerleri? "
" Kuzgun timi. " dediği an beynimde şimşekler çaktı. Yeterince açıklayıcı bir cevap oldu değil mi? " dudakları büzüldü. " Şimdi benimle dediğim yere geliyorsun. Ama sakın sandalyeni geriye çekme. "
" Neden? "
" Çocukları sevdiğini düşünüyordum. " dedi acı dolu yapay bir sesle. " Tek hareketinde hepsi havaya uçar. Yazık. "
" Bu...bunu yapmış olamazsınız. Yapmadınız değil mi? " Sanem gerçekten insan değildi. Çocukların canına kıyan biri cani olabilirdi. İnsan asla olamazdı.
" Burada yalan söyleyen ben değilim sensin. " omuz silkti. " İstersen geriye doğru çek sandalyeni ve birlikte ne olacağını izleyelim. "
Bu kadın kesinlikle canavardı. Elimi boğazıma götürdüm. Boğuluyordum. Resmen her yerden kapana sıkıştırılmıştım.
" Seni fark edemeyeceğimi nasıl düşünürsün? Seni salak. " dediğinde gözlerimi sıkıca kapattım. Hem kendimi hem de diğerlerini tehlikeye atmıştım. " Bir de seni mi gönderdiler beni alt etmek için? " kahkaha attı. " Başınızdaki adam dangalağın teki. Beni asla yakalayamayacak. "
" Belki de çoktan yakalamıştır ha? "
" O yüzden mi şu an seni yine benim ellerime attılar? " diyerek beni susturdu. " Çocukları patlatsak güzel bir gündem yaratırız, suçu da kime atarız dersin? " alt dudağını dişlerinin arasına aldı. " Bak haberi tam olarak şöyle duyururuz. Kuzgun timi operasyon için gittiği yerde çocukların hayatını tehlikeye soktu. Bir bomba parkın tam ortasına yerleştirilmişti. Ama onların tercihi çökertmesini bekledikleri çetenin içindeki bir ajanı korumak oldu. " Gülümsedi. " Güzel haber başlığı, kabul et. Onlar yerine seni tercih edecekler ve skandal olacak. "
" Kimsenin beni tercih ettiği falan yok. " dedim omuz silkerek. " Kendi kafanda kuruyorsun. Benim kuzgun timiyle alakam yok. "
" Biraz daha duygusal olsan sana inanabilirdim. " elini kalbine koydu. " Madem kimseyle alakan yok Kuzgun timindeki adamla neden sevgilisin? Dansçı bile olmamasına rağmen neden benim dans için anlaştığım şirkete giriyor? " hepimizi detaylıca araştırmıştı. Planı mahveden biz miydik sorusu zihnimin içinde dolanmaya başladı. Cihangir bu plana dahil olmasaydı Sanem yine de bizi yakalar mıydı?
" Bilmiyorum. Onu tanımıyorum. " Yine de sonuna kadar inkar etmek en mantıklı olanıydı.
" O zaman onu öldürmemin de bir sakıncası yoktur. " elini kulağına götürdü. " Atış için hazır olun. "
" Hayır, dur. " dediğim an " Merak etme sevgilin değil, kuzgun timinden başka biri. Onların komutanı. Leman. " yüzümü inceledi. " Tanıdık geldi mi? "
" Hayır. " Leman keskin nişancı değil miydi? Bulunduğu yeri bulmuş olabilirler miydi? Kalbim ağzımda atıyordu.
" O zaman şu an tam alnına hedef alınmış olması umrunda olmaz. Sonuçta tanımıyorsun Leman'ı. " kahretsin biri beni boğazımdan sıkıyormuş gibi hissediyordum.
Bir çıkış olmalıydı.
" Birini vurmak bu kadar kolay olmamalı. "
" Çocukları mı halledelim yoksa Leman'ı mı? Şöyle düşün. Birden fazla insanı mı kurtarırdın yoksa tek bir insanı mı? Sonuçta o tek insan olsa bile tanıdığın biri. Yazık. Ölsün mü? "
Gözlerimi kapattım. Bir şeyler bulmak zorundaydım. Neden kimse müdahale etmiyordu? Yoksa bu hepimize kurulmuş bir tuzak mıydı? Ecevit? O neredeydi?
" Seçimi bana bırakıyor gibisin. "
" Beni al. " dedim hiç düşünmeden. " Sonuçta hayatına giren bendim. Bir şeyleri onlara götürmeye çalışan da bendim. Sen bana güvendin. "
" Ben kimseye güvenmem. "
" Kimseye dokunma. " diğerlerine bir zarar gelsin istemiyordum. Bana evlerini açan insanlara zarar gelmesini nasıl isteyebilirdim ki?
" Herkesin cezasını üstlenmek mi istiyorsun? Yanlış anlamadım değil mi? " yüzümü inceliyor, yalan söyleyip söylemediğimi anlamaya çalışıyordu.
" Evet. " gözlerimi kapattım. Cihangir beni duyuyorsa bana oldukça kızmış olmalıydı. " Ben seninle dediğin o yere geleceğim yeter ki kimseye zarar verme. "
" Güzel. " dedi başını sallayarak. " Bu arada yemekte gerçekten zehir vardı. Çok fazla dayanamazsın. " Yutkunamadım. Ne yapacağımı bilemedim. Kimseye söyleyemezdim. " Geberip gideceksin. Ama ölümün benden değil, sevgilinin ellerinden olacak. "
Planının var olduğu belliydi. Dudaklarımı sıkıca birbirine bastırdım. " Şimdi benimle sessizce geliyor musun yoksa önce çocukları sonra Leman'ı aradan çıkaralım mı? "
Beni çocuklarla tehdit edecek kadar soysuzun tekiydi.
" Sen gerçek bir vatan hainisin. " tüm sinirimle söylediklerim üzerine kocaman gülümsedi. " Canisin. Beni çocukların ölümüyle tehdit edecek kadar kaltağın tekisin. "
" Daha kötülerini duymuştum. " söylediklerim umrunda bile olmadı.
" Hak ediyorsun. " Daha önce kimseye kötü sözcükler sıralamamıştım ama Sanem'e ne söylersem söyleyeyim az kalmış gibi geliyordu.
" Düş peşime. " dedi ayağa kalktığında. " Gebereceksin hala laf peşindesin. "
" Beni öldüremeyeceksin. " kendime olan güvenim tam olarak nereden geliyordu bilmiyordum ama sanırım asıl amacım onu kışkırtmaktı. Hem de yeterince kışkırmışken böyle bir seçeneği denemek tam bir saçmalıktı.
" Seni kim kurtarabilir ki? Hem de herkes zaten bir namlunun ucundayken? "Herkesi etkisiz hale getirmiş olamazdı. " Yürü. " dediğinde ayağa kalktım. Sandalyemi hareket ettirmemeye özen gösterdim. Gerçekten bir bomba var mıydı onu bile bilmiyordum ama her söylediği şeyin doğruluk payı olabilirdi. " Bugün bu hayattaki son günün buna alışsan iyi edersin. "
Sanem önümden yürümeye başladı. Tabiki bende onu takip etmeye. Restoranda biz hariç kimse yoktu. Önümde bir yol vardı ve bu yolun sonunda ölüm vardı. Cihangir'i son bir kez öpmek isterdim. Son bir kez turkuazlarında boğulmak isterdim. Sanırım gerçekten yolun sonuna gelmiştim. Boğazımda düğümlenen duygular göz yaşı olarak gelmek istedi ama buna engel oldum. Dik durmalıydım. Dik durmak zorundaydım.
Merdivenlerden aşağıya indiğimizde kendimi kapana kısılmış gibi hissettim. Küpeler çalışıyor muydu onu bile bilmiyordum. Cihangir buradaydı ama nerede olduğunu görmüyordum. Her şeyin yolunda gittiğini düşünüyor muydu?
Kapıyı açtığı an karşımıza çıkan havuza göz gezdirdim. Aslında bir havuz değildi. Bir akvaryumdu ve içinde balık vardı.
Hayır balık değildi. Bunlar piranaydı.
Üzeri bir camla kapalıydı.
" Kızı içine yerleştirin. " dediği an ne olduğunu anlamak için etrafıma baktım. Yerde bir boks torbası duruyordu. Sanem ise onu işaret ediyordu. Boks torbasının içi boştu. Beni kucaklayan adamları tekmelemeye çalıştım ama beni öyle sıkı tuttular ki hareket dahi edememeye başladım. Ağzıma konuşmamı engelleyecek bir bant yapıştırdıklarında yüksek bir ses duydum.
" Kahretsin. " dedi Sanem. " Gereğinden hızlı gelmiş. Kızı çabuk içine yerleştirin. Planım tam dozunda ilerliyor. Adamlar Cihangirle ilgilenirken sevgilisini saklayalım. " yüzündeki korkunç gülümseme zihnime kazındı. " Kanlı gecemiz erkenden başlasın. "
Konuşamadım. Ağzımdaki bant sesimi engelliyordu. " Şimdi seni o havuzun tam üzerine asacağız. " dedi Sanem kahkaha atarak. " Boks torbasının içinde olmanı asla aklına getiremez, değil mi? Sana aklımdaki senaryoyu anlatayım mı? " dediğinde Cihangir'in gür sesi yankılandı. Yakındaydı ama burada değildi. " Dayanamadı seninki. Onu peşimizden bilerek sürükledim aslında. Sevgilisini kendi elleriyle yem etmek nasıl bir şeymiş görmesini istedim. Bilirsin ben aşık insanları sevmem. Siz de fazla aşıktınız. " omuz silkti. " Ayrılmayı istemiş olsaydın bunlar başınıza gelmeyebilirdi.
Ağzım açık olsaydı kesinlikle yüzüne tükürürdüm.
" Birazdan burada olacak. Boks torbasını havuza düşürebilirse senin nerede olduğunu ona söyleyeceğimi dile getireceğim. Seni havuza düşürdüğünde ise bum. " dedi eliyle bir bomba patlatmış gibi. " Piranalar seni kaç dakikada ortadan kaldırır acaba? " hesaplar gibi parmaklarını kaldırdı. " Peşinden atlar mı ya? O kadar da romantik değildir bence. Aşk da bir yere kadar sonuçta. " Kalbim hızla atmaya başladı. Beni piranalara yem etmek nasıl bir düşünceydi?
Kahretsin bu nasıl senaryoydu böyle? " Kanlı Gece'yi sevdin mi? " sorusuna karşılık verebilseydim onu gerçek anlamda sinir edecek bir şeyler söylemek isterdim. " Elveda de, sevgiline ve dünyaya. "
Boks torbasının fermuarını kapattığında nefes alacak kadar oksijen var mıydı bilmiyordum bile. İçinde olduğum anlaşılmasın diye yanıma köpük de koymuşlardı. Sallanmak istersem sallanamazdım. Ellerimi arkadan bağlamışlardı. Düğümü çözebileceğimi sanmıyordum.
Sanırım bu sefer gerçekten ölüyordum.
Havalandığımı hissettiğimde odanın içinde tanıdık bir ses duydum. Oydu.
Cihangir'imdi.
En çok da ona sesimi duyuramamak beni üzüyordu.
" Sevgilim nerede? " diye sorduğunda Sanem'in korkunç kahkahası duyuldu. Birinin onu vurduğunu ve her şeyin hallolduğunu duymak istedim.
" Çok uzakta değil. " dedi kurnaz bir sesle. " Eğer bileğine yeterince güveniyorsan onu bulabilirsin. "
" Şifreli konuşmayı bırak. Seni öldürmeden önce bana onun yerini söyle. " sesini özleyecektim. Benim burada olduğumu aklına getiremezdi. Sanem'in oyunları çeşitliydi. Bunu düşüneceğini sanmıyordum.
" Beni öldürmek ha? " güldü. Gülmek dışında pek bir şey yaptığını söyleyemezdim. " O kadar insan tek sen. " şu an elleriyle etraftaki adamlarını gösterdiğine o kadar emindim ki. " Beni öldürebileceğini düşünüyorsun hala öyle mi ? "
" Umay nerede? " Belki de şu an Cihangir etrafı tarıyordu. Kendimi sallamaya çalıştım. Beni görsün istedim. Elimden ne geliyorsa yapmaya çalıştım. Ama karnıma giren bir ağrı tüm nefesimi kesecek şekilde bükülmeme sebep olunca hareketsiz kalmak zorunda kaldım. Sanırım beni gerçekten zehirlemişti. Buradan kurtulmuş olsam bile zehirden ölebilirdim.
" Önce bileğinin ne kadar kuvvetli olduğunu göster bize. " onunla alay ediyor gibi çıkıyordu sesi.
" Lanet olsun. " dediğinde boks torbası öyle hızlı sallandı ki nefesim bir kez daha kesildi. Cihangir vurmuştu. Burada olduğumu nereden bilecekti ki? Midemin ağrısı bulantıya dönüştüğünde boks torbası sallanma hızını azalttı.
Bir darbe daha aldığımda bu sefer diz kapağıma değen bir şey hissettim ve bu canımı çok yaktı. Cihangir'in yumruğu...
Sona yaklaştık Umay dedi içimdeki ses.
Cihangirsiz bir sona yaklaştık.
Bir darbe daha alan boks torbasının üst kısmından ipin yırtıldığına dair bir ses çıktı. Bedenim aşağıya doğru kaydığında göz yaşlarımı tutmam için hiçbir sebep kalmadı.
Ben ölüyordum.
Hoşçakal dedi, zihnim hoşçakal Cihangir.
Bu gece sandığımdan daha kanlı olacaktı. Ve ben o kanın ta kendisi olacaktım. Havuz bir anda kana bulanacak, Cihangir'in içini de kana bulayacaktı. Keşke kendi başıma ölecek bir şey bulabilseydim.
Keşke dedim kendime, ellerinden ölüm olmasaydı, sevgilim.
Herkese bölüm sonundan merhaba siyah kalplerim. Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi wp kanalına attığım ngl den belirtebilirsiniz. Bazılarınız Sanırım yorum yapamıyormuş. Böyle bir çözüm bulmak istedim. Ve bu arada umarım hala beni seviyorsunuzdur.
Seviyorsunuzdur di mi?
Sizleri seven
Rumi.
Insta: rumistrop
Tiktok: therumice
Çizgi studio: gizemlikimliksizz
Kitappad: gizemlikimliksizz
