Namlunun bana doğru dönüşü ilk değildi. Bunu Tibet belası da birçok defa yapmıştı. Bu hareketi yapan kişiler kendilerini yüksekte gören, başkalarına takıntılı olan kişilerden başkası değildi.
" Ne yapıyorsun Sanem? " Ecevit'in bariton sesi Sanem'in kaşlarını havaya kaldırmasına sebep oldu. Namlunun ucunda olmak bedenimde farklı tepkilere yol açıyordu. Korku vardı ama kendim için değildi. Cihangir içindi. Onunla yeni başlayan hayatımız içindi.
En çok da yaşanmayanlar içindi.
Eğer ölürsek diye bir cümle kurmak bile istemiyordum.
" Gösteriyi başlatacak ikiliyi gösteriyorum. " dedi Sanem yüzündeki masum olmayan bakışla. " Sahne sizin çocuklar. " Cihangir ve bana işaret ediyordu. Namlunun ucu bu sefer de orta bölümdeki yere çevrildi. " Ortamı hazırlayın. " verdiği emirle birlikte birkaç kişi insanların oradan çekilmesini işaret etti.
Sahneyi göstermek için bir silah çıkaran Sanem, başka şeyler için ne çıkarırdı ki diye sormama kalmadan işaret ettiği yerin ardında bulunan oklar ve hedef tahtasını gördüm.
Bu da neydi böyle?
Az önce işaret ettiği kişiler bir kutuyu Sanem'in bulunduğu yere getirdiler. Sanem gülümseyerek bize döndü. Sonra da tüm herkese hakim olmak adına çevresine baktı. Bakışlarında meymenet yoktu. Başımıza bir şeyler geleceğinden neredeyse emindim.
" Ecevit. " dedi Cihangir. " Sakın ablanın karşısına şu an çıkma. " gözleri etrafı taradı. " Leman eskisi gibi değil. "
" Ne demek eskisi gibi değil? " Ecevit'in kaşları çatıldı. " Sizi uzaktan izledim ben yıllarca. Beni kandıramazsın Ciho. "
Cihangir derin bir nefes aldı. " İki gündür kendinde değil. İzlenimlerime göre hassas bir dönemden geçiyor. "
" Hassas dönem mi? " Ecevitin gözleri benim üzerimde gezindi.
" Yüzündeki maskeyi çıkarma. " başını salladı Cihangir. " Seni bu şekilde görmesin. "
" Ablamın bir sorunu mu var? " Gözlerini kapatıp açtığında " Hastaneye gitmedi hiç. " dedi dudaklarını oynatıp. " Gitse görürdüm. Ablam iyi...iyidir. "
" Kötü demedim zaten. " Cihangir'in gözleri bir Sanem'e çevriliyor bir de Ecevit'e çevriliyordu. " Sadece anla işte, görev çöpe gidebilir. Seni görünce hiç ummadığımız bir tepki verebilir. "
" Pekala. " dedi Ecevit. " Biraz daha gizlenebilirim. " Baş selamı verdi. " Ne de olsa bu konuda profesyonelim. " sesinde alaycı bir tını vardı. Kendiyle mi alay ediyordu hiçbir fikrim yoktu. Sadece Cihangir'in Leman hakkındaki düşüncesi üzerine yoğunlaşmak istiyordum.
Leman'ın neyi olabilirdi ki?
" Umay. " diyen sesle gözlerimi tekrar Sanem'e çevirdim. Elinde tuttuğu küçük elmayı bana doğru fırlattı. Reflekslerim sayesinde yere düşmeden yakaladığımda kaşlarımı çattım. Bu kadının bir sonraki hamlesini asla tahmin edemiyordum. Şimdi sırada nasıl bir oyun vardı? " Bir ısırık al. " gözlerini kısarak bedenimi inceledi. " Pamuk prenses gibi. "
Bir an beni zehirleyeceğini ve bunu herkese açık bir yerde dile getirdiğini düşündüm. Ama bunu yapsaydı açık bir şekilde yapar mıydı sorusu zihnimde yankılandı. " Kötü Cadı'yı mı canlandırıyorsun? " diye sordu Ecevit. Onun da gözleri elimde tuttuğum küçük elmadaydı.
" Cadı ha? " dudakları kıvrıldı. Sanki bu şekle bürünmekten mutluluk duyuyordu. " Bana hitap şekillerin her geçen gün değişiyor. "
" Pamuk prensese elma veren bir cadı değil miydi? " Ecevit güldü. " Ayrıca senden prenses olmayacağını herkes bilir. "
Damarına basar gibi konuşuyor oluşu Sanem'in hoşuna gitmiş olacak ki kahkaha attı. " Doğru, benden bir prenses olmazdı. " başını iki yana salladı. " Prensesler aptal olur. " gözleri üzerimde gezindi. " Prensesler aptal bir aşık olur. "
Prensim Cihangir olduğu sürece benim için sorun yoktu. Sonuna kadar aptal bir prenses olabilirdim. Bunu dile getirmek istedim lakin Sanemle ne kadar az konuşursam o kadar uzak olacağımı aklımın kenarına not aldım. " Bu elmayla ne yapacağım? "
" Isır. " dedi Sanem. Sonra da gözlerini Cihangir'e çevirdi. " Kocaman bir ısırık almanı istiyorum. "
" İyi de neden? " hayatımın belli dönemlerinden bu soruyu sormuştum. Bence en gerekli yer şu andı. Elmayı ısırmamın ona ne gibi bir yararı olabilirdi ki?
" Oyun. " omuz silkti. " Hepsi oyunun bir parçası ve siz ben ne dersem yapmak zorundasınız. " gözlerini kısarak bana baktı. " Bu gösterinin baş kahramanları sizsiniz. "
Baş kahraman olmaktan nefret ettim.
Elimdeki elmadan büyük olduğunu düşündüğüm bir ısırık aldığımda Cihangirle göz gözeydik. Elma zehirli olabilirdi, umursamadım. Sonuçta Sanem bizim gerçekte kim olduğumuzu bilmiyordu. Beni zehirlemek gibi bir niyeti olsaydı en azından hissederdim değil mi? " Isırdım. " dedim elmayı havaya kaldırarak. Elmanın ağzımda bıraktığı tadın aksine midem onu çıkarmak için yalvarıyordu.
" Güzel. " yüzündeki tebessümü fark eden herkes içindeki sinsiliği anlayabilirdi. " Şimdi hedef tahtasının önüne geç ve elmayı başının üzerine koy. "
Nefesimin sıklaştığına yemin edebilirdim. " Ne dediniz? " sorum sessizliği bölen bir çığlıktan ibaretti.
Hedef tahtasının önünde duracaktım. Ne yani yeni hedef ben mi olacaktım?
" Dedim ki o elmayı başının üzerine koy ve tahtanın önüne yerleş. " bakışlarında acıma yoktu.
" Bu hangi oyun? " diyerek araya giren Ecevit endişeme toprak atan kişi oldu. Daha önce böyle bir şey hiç yaşanmamışsa tehlikenin üzerine bastım demekti.
Bu kadının yanında durulmazdı.
" Yeni ekledim. " gözleri benimle Cihangir arasında gidip geldi. " Yalnızca birbirine çok aşık çiftlerin oynayacağı bir oyun. "
" Böyle bir kategorimiz hiçbir zaman olmadı. "
" Çünkü çevremizde birbirine aşık kimse yoktu. " bir adım atarak bana doğru yaklaştı. " Şuna baksana.." ellerini yüzümde gezdirdiğinde yüzüne tükürmemek için kendimi sıktım. Bu lanetli kadından kurtulmak mümkün olacak mıydı? " Ne kadar da aşkla bakıyor sevdiğine. " dudaklarını öne doğru büzerek yüzüme dokundurduğu parmaklarını geri çekti. " Bakalım sevdiği adam da onu öldürmeden sevebilecek mi? "
" Bu da ne demek? " diye sorduğumda çatallı bir ses tonuna sahiptim. Korkunun bedenimi sardığını belli ediyordum.
" Endişelenme Umay. " Beni yatıştırmak için söylediği her halinden belliydi. Onun benimle bu tarz konuşması nedense beni daha fazla endişeye sokuyordu. " Sadece gerçekten aşk diye bir şey var mıymış diye bakacağım. Birlikte göreceğiz. " gözleri hedef tahtasına çevrildi. " Şimdi gösteriyi başlatmam için yerine geçer misin? Bu bir rica değil. "
Keskin bakışları ricanın onun sözlüğünde olmadığının altını çiziyordu.
Gözlerimi kapatıp açtım. Sakinleşmem gerekiyordu. Küçük ama emin adımlarla bana gösterdiği yere doğru yürümeye başladım. Korkmuyorum demek kendime söylediğim en büyük yalan olurdu. Tam söylediği yerde durduğumda bütün ışıklar söndü. Sadece benim olduğum yerde, tam üzerime düşen bir ışık dışında başka bir ışık yoktu.
" Buna gerçekten gerek var mıydı? " diye soran kişinin sesi yeni tanıdığım Ecevit'in sesinden başkasının sesi değildi.
" Bırak da gerekli olup olmadığına ben karar vereyim. Sen eğlenmene bak. " Kısa ve öz cevaplarına sinir olmamak elde değildi.
" Burası ikimizin. " Ecevit'in sesi bir kez daha kulaklarımda yankılandı. " Bundan haberimin olması gerekirdi. "
" Sürpriz. " dedi Sanem bağırarak. " Bu oyun benden sana Sürpriz. "
" Sanem.."
" Biraz daha bu oyun hakkında mızmızlık yaparsan kızı kendin için istediğini düşüneceğim. " gözleri anlık olarak Cihangir'e kaydı. " Onu feda etmek için çok mu güzel? "
Bu sorunun saçmalığı da neydi böyle? Üzerimdeki ışıklardan rahatsız olsam da sesimi çıkarmadım. Korkunun olacaklara faydası dokunmayacaktı.
" Güzel. " dedi yutkunarak.
" Şimdi işler daha da eğlenceli olmaya başladı. " Sanem'in sesindeki heyecan gözle görülür derecedeydi. " Kızımızın talibi çok..."
Cihangir'i sinirlendirmek istiyordu. Ama böyle bir şeyin ihtimali dahi yoktu. Belki az önce o maskenin altındakinin Ecevit olduğunu öğrenmese olaylar daha farklı bir boyuta sürüklenebilirdi.
" Okları getirin. " dediğini duydum. Satranç oyunun üzerinde başka bir oyun düşünemiyorum derken körebeyle karşıma çıkmıştı Sanem. Şimdi ise bambaşka bir boyuta dönüşüyordu. " Tercihi ben mi yapsam yoksa Umay'a mı bıraksam? " kendi kendine sorduğu soruyla dudakları büzüldü. " Eğer eğlence istiyorsam seçim yapmak zorunda kalmamalıyım değil mi? "
" Sanem bu oyun tehlikeli. " yanlarına gelen oklara bakan Ecevit'ti cümleyi dile getiren.
" İnsan sevdiği adama sonuna kadar güvenir değil mi Ecevit? " onu dinlemediğini daha net belli edemezdi. Eline aldığı oklardan birini Cihangir'e doğru uzattı. " Şimdi tek yapman gereken oku Umay'ın başına koyacağı elmanın içinden geçirmek. Bunu başarabilirsen sizin gösteriyi başlatacağım. Tangoyla açılışı yapmamız gerekiyor biliyorsunuz. Bunun için bir araya gelmiştiniz. "
Aşk için değil diye tamamladı onun cümlesini zihnim.
Taktığı şey buydu.
Birlikte olmamız.
Birbirini seven iki aşık olmamız...
" Peki ya başaramazsam? " Cihangir'in İngilizce bir şekilde sorduğu soruyu anladığım an sertçe yutkundum. Etrafıma baktım. Kuzgun timinden birini görmeyi diledim. Ama kimse yoktu. Sanki hepsi bizi terk etmiş de yalnız kalmış gibiydik.
" Sevdiğin ölür. " omuz silkti. " Elindeki okun ucunda zehir var. Herhangi bir yerine gelmesi halinde zehir bütün vücuduna yayılacak. "
" Böyle bir oyunu eğlenceli mi buluyorsun? " burnundan soluyan Cihangir Türkçe konuşmaya başladı. Kendimizi ele vermemiz an meselesiydi.
" Eğlence anlayışımız çeşitlilik gösterir. " göz devirdi. " Herkese göre olmayabilir. "
" Seninle bunun için anlaşmadık. Biz sadece dansçıyız. "
" O zaman atışı Ecevit yapabilir. " Cihangir'in elindeki oka uzaklığında Cihangir kendini geriye doğru çekti. " Bir dansçısın sen sonuçta. Hedefe isabet ettirmeni beklemek saçmalık. Ecevit bu işi.."
" Ben yaparım. " dedi Cihangir bir adım öne çıkarak. Daha önce hiç ok atmış mıydı bilmiyordum. Şu an bunu konu hakkında bilgi sahibi olmak da istemiyordum. Başımın üzerinde küçücük bir elma vardı. Belki daha farklı bir hedef olsa kaçırmazdı ama bu hedef vurulacak gibi değildi.
O bir askerdi, işi silahlaydı.
Peki ya ok?
Dudaklarımı sıkıntıyla ısırdım. Az sonra yaşanacaklar için kendimi hazırlamam gerekiyordu. İsabet ettiremezse ve ok başka bir yerime gelirse düşüncesi beni mahvediyordu. Ölmekten mi korkuyordum yoksa Cihangirsiz kalmaktan mı?
Sanırım bu soruya tek bir cevabım vardı.
" Doğru kararı vermiş olmana sevindim. Çünkü Ecevit böyle şeylerden asla anlamazdı. İlk vuruşunda hedefi Umay'ın kalbi olabilirdi. " Hoşuna giden bir cümle kurmuş gibi sırıttı. " Üç hakkın var. " çenesinin ucuyla okları gösterdi. " Sadece bir tane okun ucu zehirli. Diğerleri normal bir ok. " dudaklarını yalayarak konuşmasına devam etti. " Birini isabet ettirmen yeterli. " Kendini geriye doğru çekerek Ecevit'in yanına ilerledi. " Gösterilen dairenin içine gir ve atışa başla. "
Kollarını göğsünde birleştirerek Cihangir'i izlemeye koyulan Sanem'in keyfi yerindeydi. Oklardan yalnızca birinin zehirli olması iyi miydi onu bile bilmiyordum. Üzerimde herhangi bir koruma yoktu. Normal bir zaman diliminde olsaydık Cihangir bana çelik yelek giydirmiş olurdu. Hep bir adım öncesini de düşünürdü. Ama bu seferki hamleyi o bile tahmin edememişti.
Edemezdi de...
Hangi manyak böyle bir şey yapmak isterdi ki?
Cihangirle göz göze geldiğimizde içimde kopan fırtınalardan haberdar olduğunu anladım. Kafası en az benim kadar karışıktı. Şu an yaşadığımız olayın ne olduğunu çözmeye çalışıyorduk. Sanem yaşadığı sürece bize rahat bir hayat yoktu. " Güven bana. " dudaklarından çıkan tek cümle bu oldu.
Güven bana.
Bu ona ilk güvenişim değildi.
Bu ona ilk inanışım da değildi.
Son da olmayacaktı.
Gözlerimi sıkıca yummak istesem de onu izlemek istediğime karar verdim. Dudaklarımı birbirine bastırarak gözlerimi gözlerine odakladım. Rahatsız olur muydu bilmiyordum ama eğer olurda yanlış bir hareketinde hayata gözlerimi yumarsam en son gördüğüm şey gözleri olsun istiyordum.
Turkuaz gözleri...
Beni kendine aşık edip dilimden düşürmediğim o gözler.
Cihangir pozisyonunu aldığında yutkunmadan öylece bekledim. Nefesimi bile tutma gereği duydum. Ona güveniyordum ama ya bu da bambaşka bir oyunsa diye zihnime giren senaryoya kulak vermeden de edemiyordum.
Cihangir gerdirdiği oku bir anda serbest bıraktığında tuttuğum nefesi hızla verdim. Bedenimde hissettiğim duygu neydi? Endişe? Korku? Ya da ikisiyle harmanlanmış yeni bir duygu?
" Iskaladın. " diyen sesi duyduğumda ne zaman kapattığımı bilmediğim gözlerimi açtım. " Kulağının üzerinden geçti. " Sanem'in gözlerinin içi parlıyordu. " Bayağı yeteneklisin dansçı. "
Cihangir onun konuşmasını duymazdan gelerek beni hazırlıksız yakaladı ve bir kez daha atış yaptı. Başımın üzerindeki elmanın verdiği ağırlığı artık hissetmediğimi fark edince elimi hızla saçıma koydum. Gerçekten de artık elma yoktu.
" Oha! " dediğini duydum bulunduğumuz yerdeki birkaç kişinin. " Adam elmayı vurdu yetmedi tahtayı da tam on ikiden vurdu. " sesler yükseldiğinde gözlerimi arkamdaki hedef tahtasına çevirdim. Cihangir'in attığı okun elmayla birlikte hedefin tam ortasına girdiğini gördüm. Tam önüme dönüp Cihangir'e bakacaktım ki bedenimi çevreleyen kollarla bu girişimim engellendi.
" Özür dilerim. " dedi turkuaz gözlerin sahibi. " Seni bu durumların içine sürüklediğim için özür dilerim. " dudaklarını şah damarıma dudaklarını dokundurdu. " Ve bana güvendiğin için teşekkür ederim. "
" Her zaman. " dedim bana sıkıca sarılmasına izin vererek. Yüzümüzde hala maskelerimiz vardı. " Sadece sana güvenirim sevgilim. " başımı iki yana salladım. " Ama korktum, bu...Bu sana güvenmediğim anlamına gelmez değil mi? "
" Ben de korktum. " Dudakları bu sefer de boynumdaki çukuru öpmek için büküldü. " Sevdiğim kadın hedefti ve hedefi vuran kişi de bendim. Hayatımda belki de ilk defa bu denli korktum. Ama bu korku bana bir şey hatırlattı. " sesindeki öfke kine dönüştü. " O kadının son nefesi ellerimden olmalı. "
Benim bir şey dememe izin vermeden kollarını bedenimden ayırarak Sanem'e doğru döndü. " Eğlenceniz bitti mi? " sesindeki nefret kanımı dondurabilirdi.
Kimin için daha zordu?
Ters bir hareketinde sevdiği kadını vuracak olan Cihangir için mi?
Yoksa sevdiği adamın gözlerinin içine bakarak savunmasız bir şekilde bekleyen ben için mi?
Bu kıyaslanmaması gereken bir durumdu.
" Daha yeni başlıyor. " dediği an ışıklar tekrardan yandı ve her yer aydınlandı. İnsanlar Sanem'in bir sonraki hamlesini merak ediyor olmalıydı. Bütün gözler onun üzerindeydi. " Şimdi sahne tamamen sizin, Pamuk Prenses'ini kurtaran Prens..." elini şıklattığı an tango müziğinin sesi kulaklarımı sağır edecek kadar yüksek bir sesle tüm salonu doldurdu. " Maskelerinizi çıkarabilirsiniz, oyun bitti. " Derin bir nefes aldı. " Eğlence başlıyor. "
Cihangir bana doğru döndüğünde ellerimi ellerinin içine alarak beni kendine çekti. Birbirine çarpan bedenlerimiz birbirini tanıyordu. Çalıştığımız tango soj zamanlarda bedenimizle bütünleşmişti. Gözlerini gözlerime kitledi. Artık ikimiz içinde birbirimiz dışında kimse yoktu.
Sol eli sağ elimi kavradığında gözlerimiz birbirinden ayrılmadı. Sağ elini de sol omzuma yakın, çıplak bedenime sürttüğünde nefesimi tutmak zorunda kaldım. Sağ bacağımı iki bacağının ortasına soktuğumda benimle birlikte bulunduğumuz sahnede yürümeye başladı. Adımlarımız birbirini tamamlıyordu. Bir uyum içerisindeydik.
İkimizde birbirimizle konuşmak istiyorduk ama dudaklarımıza biri kilit vurmuş gibiydi.
Müziğin yükseldiği yerde birkaç kez etrafımızda döndük. Bacağım hala iki bacağının ortasındaydı. Bacağımı çıplak bırakan dekolteye doğru eğilerek eliyle dizimi okşadığında iç çekmemek için dudaklarımı yaladım. Etrafımızdaki insanlar nefeslerini tutmuşcasına sessiz bir şekilde bizi izliyordu. Onları görmesem de burada olduklarını önceden gördüğüm için biliyordum.
Şu an tek odak noktam turkuaz gözlerdi.
Kocamın gözleri.
Bacağımı okşayan elini tutarak yukarı doğru çıkardığımda yanaklarıma pompalanan kanı umursamamaya çalıştım. Başımı geriye doğru attığımda Cihangir'in beni daha sıkı sardı. Beni kaldırdığında bir kez daha kendi etrafımızda döner adımlarla yürümeye başladık. Sonra bir anda Cihangir'in elleri bedenimden ayrıldı ve birbirimize çapraz olacak şekilde karşılıklı dikildik.
Normal bir tango değildi.
Başlangıç kısmını ortaya uyarlayacak şekilde ayarlanmış bir tangoydu. Bunu isteyen tabiki de Sanem'in ta kendisiydi. Takdirleri toplamak istediği belliydi.
İlerlememin komutu olan müzik kulaklarıma giriş yaptığında adımlarımı bir sağa bir sola dairesel hareketlerle ilerlettim. Cihangir'in önüne geldiğimde gözleri dışında hiçbir yere bakmamam gerektiğini çok iyi biliyordum. Cihangir Sağ elini belime yakın bir yere sabitlediğinde dans etmeye başladık. Birkaç hareketten sonra bacağımı geriye doğru kaldırdım. Cihangir beni kendi etrafımda döndürdüğünde gözlerindeki alevleri gördüm.
Arzu, müzikte değildi.
Arzu bedenlerimizin ta kendisiydi.
Turkuaz gözleri ise bu duygunun en iyi belirtisiydi.
Müziğin acı çekiyormuş gibi olan tınısına geldiğimizde adımlarımız tekrar hareketlendi. Cihangir'in omzuna elimi koyarak bir sağa bir sola geçtiğimde son birkaç hareketimizin kaldığını kendime hatırlattım. Kendimi sıkmaktan ellerim ıslak sayılacak kadar terliydi.
Bu kadar insanın içinde tango yapacağım aklımın ucundan dahi geçmezdi. Hem de Cihangirle. Buradaki kimseyi bir daha görmeyecektik belki ama yine de değişik hissediyordum. Sanki bütün gözler dansımız bittiğinde de bizi bulacak gibiydi.
Dansımız son kısmı için Cihangir beni eğdiğinde aklımda olan bütün konular uçtu. Uçmak zorundaydı. Çünkü bundan sonraki adım küçük bir öpücükle sonlanan adımdı. Tabi ki yine Sanem bu anı da değiştirmişti. Normalde partnerler birbirinin gözlerinin içine bakarak bitirirdi dansı.
Cihangir beni belimden tutarak yukarı çekmeden üzerime doğru eğildi ve yumuşak dudakları dudaklarımın arasına girdi. Küçük sadece gösteriş için olan bir öpücük olmalıydı ama Cihangir buna izin vermedi. Dilini dudaklarımın üzerinde gezdirerek ıslattığı an neredeyse dizlerimin bağı çözülecekti. Eğer başka bir yerde olsaydık bu öpücüğün devamını kesinlikle getirirdim.
Dudaklarımın ıslaklığı başımı döndürdüğünde poziyonumuz eski halini aldı. Artık ikimizde ayaktaydık. Hala göz göze olmamız tangonun bitişinin habercisiydi.
Müzik kesildi, alkışlar yükseldi.
Birbirimizden ayrıldığımızda Sanem sahneye yanımıza doğru geldi. Yüzünde kocaman bir tebessüm vardı.
" Tebrikler güzel iş çıkardınız çocuklar. " dedi imrendiğini belli eden bir bakışla. " Uyumunuz harika. " gözleri Cihangir'e çevrildi. " Geniş omuzları olan erkeklerin daha uygun bir seçim olduğunu başından beri biliyordum. "
Ne dememiz gerekiyordu? Teşekkürler mi?
Neyse ki konuşmamızı beklemeden bir kez daha konuştu. " Şimdi özgürsünüz. " dudaklarını yaladı. " Ben buralarda olacağım. Seslendiğimde beni duyabilecek bir mesafede olsanız kafi. "
" Lavabo ne tarafta? " diye sorduğumda gözleri yüzümde gezindi.
" Seni korkuttum mu? " sorusunu duymak istemedim. Bu kadın her gün bir öncekinden daha fazla itici geliyordu. Bunu nasıl becerebiliyordu?
" Şaşırdım. " dedim başımı iki yana sallayarak. " Beklemediğim şeyler yaşadık. Bir dans gösterisi değil sanki tiyatro sahnesi oynadık. "
Gülümsedi. " Bir sonraki açılış için hazırlık oldu. " Ona tahammülüm kalmadığı için bir sonraki fikrinin üzerini çizdim. Onunla alakamız bugün bitmeliydi. " Neyse ben misafirlerimizle ilgileneyim. Bu arada seni tutan kişi ortağımdı lakin seninki ondan önce davranınca bırakmak zorunda kaldı. " dudaklarını büzdü. " Gece sizin çocuklar körebe oyununun sonu bellidir. " göz kırptığı an kusacağımı düşündüm. Kesinlikle lavaboya gitmeliydim. " Lavabo tam çaprazda. " içimi okumuş gibi cevap vererek geldiği yöne doğru yürümeye başladı.
" Yüzün bembeyaz oldu. " Cihangir'in kadifemsi sesi içimi rahatlatmaya yetmedi. " İyi misin sevgilim? "
Başımı iki yana salladım. " Sanırım değilim. "
" Bu sondu. " dedi derin bir nefes alarak. " Hadi gel seni lavaboya götüreyim. " Benimle birlikte lavaboya kadar geldiğinde gözleri etrafı taradı. " İçerisi boşsa yanına gelebilirim. " Beni bırakmak istemiyordu ama içeride birilerinin olmasından da çekiniyordu.
" Ben hallederim. " gözlerim tuvaletin direkt karşısında duran kameraya çevrildi. " İzleniyoruz. "
" Muhtemelen dinleniyoruz da. " göz kırptı. " İyi ki sevgililik mevzusunu ortaya attım. Yoksa senin arkandan nasıl gelecektim? "
Gülümsemek dışında başka bir eylem bırakmıyordu bana. Cihangirle olmak demek sürekli tebessüm etmek demekti. " Bulurdun bence bir bahane. "
" Kesinlikle. "
Ona arkamı dönerek tuvalete girdim. Kaşlarımı çatmama sebep olan sesle karşılaştığımda sertçe yutkundum. Biri vardı ve içi dışına çıkacakmış gibi kusuyordu. Hangi kabinden geldiği hakkında bir fikrim vardı tabi ki. Ama seslenip seslenmeme konusunda kararsızdım.
Lavaboların olduğu kısma yönelerek ellerimi ıslattım. Boynuma ıslak ellerimi dokundurarak kendimi serinletmeye, az önce olanları unutmaya çalıştım.
Okla atış yapmak kimin aklına gelirdi ki?
Sanem'in akli dengesinin yerinde olmadığını düşünüyordum. Resmen az önce başımın üzerinde bir elma vardı ve Cihangir o elmaya atış yapmıştı. Hem de bir okla.
Gözlerimi kapattığım an kabinlerden birinin kapısı açıldı. Lavabolara yaklaşan kişinin Leman olduğunu fark ettiğimde içime düşen kuşkuyla bakışlarımı ona çevirdim.
" Leman? " gözleri beni görmemiş gibiydi. Adını söyleyince irkildi.
" Sen de mi buradaydın? " diye sordu çökmüş halini bana göstermemeye çalışarak.
" İyi misin sen? "
Başını salladı. " Sanırım değilim. " İlk defa onayladığı bir cümleye denk gelmek beni afallatsa da dudaklarımı öne doğru bükmedim.
Ellerini yıkarken aynada olan gözlerini inceledim. Leman son birkaç gündür kendinde değildi. Çökmüştü. " Peki bu durumun sebebi ne? "
" Hastayım. " dedi hızla. " Başka ne olabilir ki? " Gözlerini sıkıca kapattığında alt dudağımı dişlerimin arasına aldım.
" Aklına gerçekten başka bir seçenek gelmiyor mu? " lavabonun altındaki ellerinin titrediğini fark ettim.
" Gelmiyor. "
" Hadi ama Leman. " dedim inat ederek. " İlaç kullandın mı hastalığın için? "
" Hayır. " dediğinde elleri karnının üzerine yerleşti.
" Sen de başka bir şeyden şüpheleniyorsun değil mi? " sorumla birlikte gözlerimiz kesişti. Bu konuları konuşmak istediği son kişi bile olamazdım. Leman'ın şu an benimle konuşması bile bir mucizeydi.
Elleri karnının üzerinde gezindi. " İmkansız. " dedikten sonra hızla ellerini karnından çekerek tekrar yıkamaya başladı.
" Bazen olması gerekir ve imkansızlık ortadan kalkar. " Ona destek olmak istiyordum. Ya da yanında olduğumu göstermek. Ama o buna yaklaşmazdı, biliyordum.
" Ne demeye çalışıyorsun? "
Hamile misin diye sormak, dedi iç sesim. Ama bunu dışımdan dile getirmek istemedim. Sadece üstü kapalı bir şekilde başka seçeneklerin de var olduğunu anlatmaya çalışıyordum.
" Belki de cidden hastasındır. " Başka bir yöntem denemeye karar veren zihnimi başka bir zaman diliminde öpeceğime dair kendime söz verdim. " Yani böyle normal bir hastalık değil. Geri dönüşü olmayan bir hastalıktır. Ve bu sana çok büyük zarar verir. " gözlerim karnına çevrildi. " Herkese zarar verir. "
Ne demek istediğimi anlamış olsa gerek ki ellerini tekrar karnının üzerine koydu.
" Zarar mı verir? "
" Verebilir. " omuz silktim. Oltama gelmesi an meselesiydi.
" Ama ben kötü alışkanlıklarımın hepsini bıraktım ki bir şey olmamalıydı. Artık tek tük içtiğim sigarayı bile içmiyorum. Zarar..." Ne dediğini fark etmiş gibi gözlerini bana çevirdi. Ağzından büyük bir şey kaçırmıştı aslında. " Hamile değilim. " dedi başını iki yana sallayarak. " Sadece bende öyle sandım. " ellerini geçiştirmek istercesine salladı. " Ama değilim işte. " dudaklarını öne doğru büktü. " Hem bitmek üzere olan bir ilişki bizimkisi, bir bebek neyi değiştirebilir ki? "
" Bitmek mi üzere? "
Leman'ın Barbaros'tan haberi yoktu sanırım. Ya da ikimizde aynı Barbaros'u görmüyorduk.
Ona evlilik teklif etmek istediğinden haberi olsa ne tepki verirdi acaba?
" Aynen. " Sanki önemsiz bir konudan bahsediyormuş gibi baktı. Muhtemelen gerçek hislerini belli etmemeye çalışıyordu. " Bitmiş bir ilişkiyi hiçbir şey kurtaramaz. "
" Anladım. " dedim şimdilik kabullenmeyi seçerek.
" Gerçekten bitmiş midir? " benim kabullenmem canını sıkmışa benziyordu.
" Bazen kabullenmek gerekir. " omuz silktim. " Yani sizinki uzun zamanlı bir ilişki. "
" Evet ilk ilişkimiz ikimiz içinde. " Leman'ın benimle bir şeyler konuşmak istemesi garipti. Belki de Barbarla konuştuğumu düşünüyordu.
" Belki de birbirinizden sıkılmışsınızdır. " Barbaros böyle bir cümle kurduğumu duysa beni çiğ çiğ yerdi.
" Bıkmadım. " öksürdü. " Yani haklısın olabilir. "
Leman'ın ağzından haklısın cümlesini duymak nasıl mı hissettiriyordu? Çölde susuz kalmışken birinin su şişesini uzatması gibi...
" Bu sizin aranızda halletmeniz gereken bir şey. Ama bence ilk halletmen gereken şey o değil. "
" Hastalığım. " dedi başını sallayarak. " İlaç alacağım bugün. " gözlerini kaçırdı. " Önemli bir görevde olduğumuz için kullanmak istemedim. Uyutabiliyor bazı haplar. "
" Peki var mı yanında İlaç? "
Endişeyle yüzüme baktı. " Neden sordun? "
" Bende kendimi halsiz hissediyorum. " gözlerimi aynaya çevirdim. Yorgun göz altlarım her şeyi öne çıkarıyordu. " Kolay bir gün olmuyor. Biraz üşüdüm de grip olacak gibi hissediyorum. " Hepsi yalandı. Bugün korku bedenimi ele geçirmişti ve o duyguyu da Cihangir'in kollarında olmak bedenimden atabilirdi. Ama bunu Leman'ın bilmesine gerek yoktu.
" Sadece bana yetecek kadar hap var. " gözlerini kaçırdı. " Gece'den alabilirsin. Belki onda vardır. "
Gülümsedim. Ben istediğim cevabı almıştım. Gerisinin artık önemi yoktu. Sadece Leman'ın bu durumu bizimle ne zaman paylaşacağını düşünmekle harcayabilirdim zamanımı.
" Tamam. "
" Umay. " dedi yüzünü buruşturarak. " Olmamalı. " gözlerini kapatarak aramıza engeller koydu. " Aramıza yeni bir üye katılmamalı. " O an aklıma Ecevit geldi. Onu duyduğunda nasıl hissederdi?
Yıllar önce şehit olduğunu bildiği kişi karşısına çıkacaktı. Cihangir görevde olduğu için tepki bile verememişti. Ama ya Leman? Sonuçta kardeşiydi.
" Hamile değilsin, korkmana gerek yok. " dedim onu onaylayarak.
" Değilim. " başını salladı hızla. " Hem olmam imkansızdı sadece siz öyle sandınız. Değilim yani. "
" Tamam değilsin. "
" Bu konu yine de aramızda kalsa olur mu? Cihangir bile bilmesin. " Her şeyi onunla paylaştığımın altını çizmek istiyordu. Bunun farkında olmamak aptallık olurdu.
" Benimle alakalı her konuyu onunla paylaşırım lakin bu konu benimle alakalı değil. " yutkundum. " Sizin meseleniz bizi aşar. "
" Mesele yok. " omuzlarını silkmekten yorumlamış mıydı?
" Leman. " dedim kendimi tutamayarak. Kimseye söylememem gerekiyordu. Çünkü bu konuda birebir benimle alakalı değildi. Burnumu sokmamalıydım. Lakin duramadım.
" Efendim? "
" Kardeşin..." gözleri irileşti. Konunun neden ona geldiğini anlamaya çalışıyordu. " Onun mezarı nerede? "
" Öyle bir şey yok. " dedi derin bir nefes vererek. " Bir patlamada kaybettik onu. Herhangi bir uvzu bulunamadı. " birinin acısını dinlemek insanı nasıl hissettirirdi? Ona destek olmak isterdim, lakin kardeşi yaşıyordu. Demek bu yüzden kimsenin aklına yaşıyor olma ihtimali dahi gelmemişti. " Yani anlayacağın sahte bir mezarı var. Onu da benim gidebileceğim bir yer olsun diye Barbar yaptırdı. "
Peki ya Barbar o duyduğunda nasıl hissedecekti?
Sahte bir mezar yaptırdığı kişinin yaşıyor olması şaşılacak durum olsa gerekti.
" Anladım. "
" Neden sordun? " şüpheli bakışları yüzümde dolaştığında gerginliğimi gizlemeye çalıştım.
" Aklıma geldi bir anda. Aranıza yeni birini almak istemiyordun ya bu yüzden miydi diye merak ettim. Kardeşinin yerini bir başkası doldurmasın istedin değil mi? " Ellerini yumruk haline getirerek sıktı. " Çiftliğe gittiğimizde size ait olan atları gördüm. Onun da bir atı var ve sanırım kimseye üzerine bindirmiyormuş. " bunları nereden öğrendiğimi sormadı. Kızlarla birlikte benim odamda uyuduğumuz gün öğrenmiştim. Bir Kuzgun toprağa verildi demişlerdi. Ve onun Leman'ın kardeşinin olduğunu da belirtmişlerdi. O gün uyumadan önce duyduğum son sözler ise ondan sonra atına kimsenin binmediğiydi.
" Binmeyi denemedin değil mi? " gözleri korkuyla açıldı. " Gerçi binsen karşımda bu şekilde duramazdın. "
" Binmeyi denemedim. " başımı iki yana salladım. " Ben o ata binmek için sahibinden izin almalıyım. "
" Desene hiçbir zaman izin alamayacaksın. " gözleri kapıya doğru çevrildiğinde Cihangir'in başını içeri doğru soktuğunu fark ettim.
" Minik serçem..." diye seslendiğinde çok komik görünüyordu. " İyi misin? "
" Seninki sensizlikten öldü. " dedi göz devirerek. " Sana da merhaba Cihangir. " diyerek kapıya doğru yürümeye başladı. Aramızdaki konuşma sonlanmıştı.
Cihangir gerçekten beni her çıkmaza girdiğimde kurtarıyordu. Lemanla olan konuşmamı kurtaran kişi yine oydu. " Sende mi buradaydın? " diye sorduğunda Leman lavabodan çıktı. " Cevap bile vermedi. " dedi göz devirerek.
" Endişelendin mi? " diye sorduğumda lavaboda kimsenin olmadığına karar vermiş olacak ki içeri girdi.
" Hem de nasıl..." yanaklarımı avuç içine hapsettiğinde alnını alnıma yasladı. Onu yakınımda hissettiğim an büyük bir güven oluşuyordu içimde. Gözlerimi kapatıp kendimi ona bırakmak istiyordum.
Cihangir bir anda beni kucakladığında yanaklarımda soğukluk hissettim. Az önce ellerinin olduğu yerlerde şimdi boşluk vardı. " Ne yapıyorsun? " diye sorduğumda pencere kenarındaki küçük çıkıntıya kalçamın yerleşmesine izin verdi.
" Karımı daha yakından görebilmek için yer ayarlıyorum, başka soru? "
Dudaklarım kıvrıldı. " Başka soru demene hasta olduğumu biliyor muydun? "
Turkuazları heyecanla parladı. " Her şeyime hastasın sanıyordum, yanılmışım. " dudaklarını öne doğru büktüğünde gülümsemem genişledi. " Beni üzdün, yok bir daha sana başka sorulu cümle. "
Ellerimi yanaklarına koyarak sakallarını okşadım. Turkuazlarını görmemi engelleyecek o hareketi yaptığında huysuzlanarak ayağımı bacağına vurdum.
" Ah. " dedi gözlerini açarak. " Ne yapıyorsun? "
" Turkuaz gözlerini benden esirgeyen kocamı tekmeliyorum, başka soru? " dudaklarındaki kıvrımdan dolayı belirginleşen gamzelerine parmak uçlarımla dokundum.
" Kocanım değil mi gerçekten? " dedi tatlı bir heyecanla. Onun parlayan gözleri dışında hiçbir şeye adapte olamıyordum. " Dünyaya haykırmak istediğim tek konu sanırım bu. Senin benim olduğunu, benim de senin olduğunu duyurmak istiyorum. Bizi tanımayanlar bile tanısın istiyorum. Acaba deliriyor muyum? "
" Galiba. " dedim ciddileşerek. " Seni doktora götürmeliyim. "
" Ciddi misin? "
" Şaka yapıyorum. " büzülen dudaklarını parmaklarımın arasına sıkıştırdım. " Seni çok seviyorum, biliyorsun değil mi? " aklımdan çıkmayan şeyler zihnimi yine bulanıklaştırmaya başladı. Eğer attığı ok bedenimde bir yere isabet etseydi sonumuz ne olurdu?
" Bilmiyorum. " dediğinde duraksadım. " Eğer beni çok seviyorsan göstermelisin karıcım..." Cihangir cilvenin vücut bulmuş hali olabilir miydi? Karıcım kelimesini öyle bir söylemişti ki içimde kesinlikle fillerin tepiştiğine yemin edebilirdim.
" Nasıl göstermemi istersin peki kocacım? " aklımın ucundan bile geçmeyecek o kelimeyi az önce hiç düşünmeden söylemiştim. Cihangir'e kocacım demeyecektim de kime diyecektim ki?
" Bir düşüne..."
" Düşünme. " dediğim gibi dudaklarımı dudaklarına bastırdım. İkimizin de ihtiyacı olan temas sanırım buydu. Belki de daha fazlasını yapmak istiyorduk. Bedenlerimiz birbirine her temasının devamını getirmek istiyordu. Buna izin verip vermemek ise bizim elimizdeydi.
Cihangir onu öpmemi yumuşak bulmuş olacak ki dudaklarımı iştahla emerek öpücüğü derinleştirdi. Dudaklarıma pompalanan kanı gayet net hissediyordum. Dudaklarım yanıyordu. Alt dudağımı dişleriyle çekiştirdi ama bu uzun sürmedi. Üst dudağı iki dudağımın arasına girdiğinde soluksuz kalana kadar öpüşmeye devam ettik.
Özlemiştim.
Özlediğim tek şey dudakları değildi. Bedenimde gezinen ellerinin verdiğini hissi hiçbir şeye değişmezdim.
" Sana bir şey olacak diye gerçekten çok korktum. " nefes nefese ayrılmamızı hiçe sayarak konuşmaya başlamasına şaşırmadım. Konuşmamız gereken konuları ertelemiştik. Hiçbir şey yaşanmamış gibi üzerine bir de dans gösterisi yapmıştık. İkimizde çok iyi biliyorduk ki o dansı yaparken zihnimiz bambaşka bir şeyin içinde çırpınıyordu. " Tetik çekmekten bir farkı yoktu. "
" İyiyim Cihangir. " dedim ona hatırlatmak adına. Oku çeken kişi olmaktan nefret etmişe benziyordu.
" Bir santimetre alttan atsaydım o ok alnına..." devamını getirmedi. " Tetik çekmekle eş değerdi ve ben tetik çekerken acımam. Hiçbir şey düşünmem. Yapmam gerekir ve yaparım. Ama bu sefer öyle değildi. Hedefin önünde sen vardın sen. " kafayı yememek için kendini zor tutuyordu. " Ya sana bir şey yapsaydım? "
" Cihangir. " dedim yüzünü ellerimin arasına alarak. " Bana bir şey yapmadın. "
" Elim titreyebilirdi. "
" Ama titremedi. "
" Bu sadece bir ihtimal. "
" Bu sadece bir geçmiş zaman. " diyerek bana bakmasını sağladım. O kadar kötü hissediyordu ki bu yüzünden de belli oluyordu. " Sen bana zarar vermezsin ki..."
" Vermem, verdirtmem. "
" Hı hı. " alnımı alnına yasladığımda sakinleşmek adına birkaç saniye sessizliğini korudu.
" Umay? "
" Efendim? "
" Gerçekten iyisin değil mi? " sorusu beni ağlatabilirdi. Öyle içten bir soruydu ki... herkese iyiyim diyebilirdiniz ama sevdiğiniz kişiye gerçekleri söylemek için çırpınırdınız.
Ya da sadece onun gerçekten iyi olup olmadığınızı anlamasını isterdiniz.
Cihangir iyi olup olmadığımı sormuyordu, Cihangir iyi olduğumdan emin olmak istiyordu.
Başını kalbimin üzerine koyduğunda " Kalbinin atışların düzensiz. " inler gibi bir ses çıkardığında başımı eğerek ona baktım. Ellerini belime sarmış, kafasını da kalbimin olduğu yere gömmüştü. " Bu da demek oluyor ki iyi değilsin. Ama kendini iti hissetmek için zorluyorsun. "
" İyi..."
" Hşşt. " diyerek susturdu beni. " Yalan söylemek için aralama öpmek için delirdiğim dudaklarını. " Sizi anlayan birinin sevgiliniz olduğunu bilmek dünyadaki en güzel şey olabilirdi. " Yemin ederim seni bu olaylardan uzak tutmak için elimden gelen her şeyi yapıyorum. Benden önceki sakin hayatına dönebilmen..."
" Susturma sırası bende. " dedim saçlarını okşayarak. " Senden önceki hayatım diye bir şey yok. Aklından çıkar onu. Çünkü senden önceki hayatım berbattı. " Adını dahi anmak istemediğim birinin varlığı hayatıma deccal olmuştu. Bu ayrıntıyı unutmuşa benziyordu. " Ben seninle olan hayatımı seviyorum. Senden önce hiç yaşamamışım..."
" Doğru her gün sana aksiyon yaşatan bir hayat sunuyorum. " dedi memnun olmadığını belli eden bir sesle.
" Cihangir. "
" Efendim? "
" Seninle olduğum sürece yaşadığımız aksiyonların önemi var mı sence? "
" Benim için var. " gözlerini saniyelik kapattı. " Aklımdan hiç çıkmıyor, o an aklıma öyle bir kazındı ki. Sürekli acaba elim titreseydi diye düşünüyorum ki sadece bu da değil. Seni incitmekten çok korkuyorum ben. Ama hep incineceğin ortamların içine çekiliyoruz. "
" Bitecek. " dedim güven veren bir sesle. Ama nasıl biteceğini ben bile bilmiyordum.
" Bir planım var. " dedi gözlerini gözlerime sabitleyerek. " Her şey yolunda giderse gerçekten bitecek. " Gülümsedi. " O zaman herkese evli olduğumuzu da söyleyeceğim. "
Göz devirdim. " Evlilikle derdin ne acaba? "
Omuz silkti. " Umay benim karım lan diye bağırmadığıma şükret. "
" Bir de bağırsaydın. "
" Göz devirmekten gözün çıkacak gözün. " dedi dudaklarını sol gözümün üzerine koyup öptüğünde. " Neyse ki ben seni her halinle severim. "
" Ah, yırttım desene. "
" Yırttın, karıcım. " dudaklarını ıslattığında verilen anons sesiyle kendimizi uzun bir sessizliğe mahkum bıraktık.
" Açılış bitti mi dedi o? " sorumla birlikte Cihangir'in kaşları çatıldı.
" Bu kadar erken bitmiş olamaz. " başını iki yana salladığında burnuma başka kokular gelmedi desem yalan olurdu. " Ama bu bizim gitmeyeceğimiz anlamına da gelmez. " Cevap vermeme dahi izin vermeden beni sırtına attı. " Odamıza gitme vakti sence de gelmedi mi karıcım? "
Gülümsedim.
Gelmişti, hatta gecikmiştik bile.
🖤
Mizgin
Kalbimin içinde yanan kor yetmezmiş gibi gecenin bu saatinde beni uykumdan uyandıran kabusuma lanetler savuruyordum.
Buzdolabına doğru ilerlediğimde iç çektim. Soğuk su beni kendime getirebilirdi. Aldığım şişeyi tezgahın üzerine koyduğumda ellerimi tezgahın etrafına koyarak bir süre öylece bekledim.
Rüyam zihnimden çıkmıyordu.
Sürekli zihnimde bumerang gibi başa sarıp duruyordu.
Gözlerimi kapatıp açtım, belki dedim belki unuturdum. Ama unutamadım.
" Lanet olsun, çık aklımdan. " fısıltımı kimsenin duymayacağından emindim. Sonuçta herkes uyuyordu. Cihangir ve Umay dışında herkes şu an bulunduğumuz evdeydi. Otelin karşısında bir yer bulmuştuk kendimize. Sanem'in odasının tam karşısına denk geliyordu. Dürbünlerimiz bile vardı ve bu sürekli göz devirmeme sebep oluyordu.
Ben bir avukattım ama ajan gibi onlarla aynı işin içinde bulunuyordum.
" Aklından çıkmayan kim, umarım benimdir. " diyen sesle yerimde sıçradım. Kendimle konuşmaya o kadar odaklanmıştım ki sesini duyunca korkmuştum.
" Sen aklımdan çık diye yalvaracağım biri değilsin. " dedim ağzıma gelen her şeyi söylemek isteyerek. Abim uyuyordu. Gece onun benimle Kubilay hakkında konuşmak istediğini söylemişti ama abimin böyle bir girişimi olmamıştı bile. Belki de bu sadece bir laftan ibaretti.
Ona arkam dönüktü. Yanımda olduğunu bilmek dilimi damağımı kurutmuş olacak ki ellerim yukarıdaki çekmeceye bardak almak için uzandı. Arkamdaki varlığını hissedince nefesimi tuttum.
Kubilay bana yaklaşmazdı. Ben yaklaştığımda bile kendini geri çekerdi. Şimdi neden dibimdeydi?
" Al. " diyerek bardağı elime verdiğinde parmak uçlarının bedenimde bıraktığı etkiden nasıl çıkacağımı sorguladım.
" Kendim alırdım. "
" Bir dahakine kendin alırsın. "
" O da ne demek? " kaşlarım çatıldığında kalbim ağzımdaydı. Bu cümleleri Gece kurardı. Gitmek için can atıyor gibiydi cümleleri. Abimden kaçmak için yer arıyordu. İnsan sevgiden kaçar mıydı? Gece kaçıyordu.
" Hiç. " omuz silktiğinde bir yudum aldığım bardağımı kendi aldı ve suyun tamamını midesine indirdi. " İyi geceler. " mutfağın çıkışına doğru gitmek için hamle yaptığında tüm cesaretimi toplayarak ona doğru bir adım attım ve kolundan tutarak onu tezgaha yasladım. Kollarımın arasına onu hapsettiğimde göz göze geldik. " Ne yapıyorsun? "
Her zamanki Kubilay değildi, öyle olsaydı bana şu an komik şeyler söylerdi. Yüzünde bir mimik olurdu, bunların hiçbiri yoktu. Bana kaşları çatık bir şekilde bakıyordu.
" Gitmeni engelliyorum. "
" Çok geç bir saat. " dedi etraftı tarayan gözleri saati aradığını belli ederek. " Yarın bir sürü işimiz var. Uyumalıyız. " Benden bıkmış gibi olan yüz ifadesini tokatlamak istiyordum. Ama kıyamıyordum.
Ama o bana kıyıyordu.
Üç yıl önce yaşadığımız gece hala zihnimdeydi. Unutmak için birbirimize söz vermiş olsak bile...
" Kubi..." dediğim an yüzündeki mimik değişimini görmeniz lazımdı. İşte şimdi benim Kubim gibi bakıyordu gözleri.
" Miniğim..."
Gözlerimi kapatarak inledim. " Deme. " dedim acı dolu sesle. " Bana öyle seslenme. "
" İkimiz için de bir hatırlatma olduğunu biliyorsun. " başını iki yana salladı. " Lütfen zor durumda bırakma bizi..."
" Neyin zor durumu ya? " sinirlerime hakim olmak kolay değildi. " Herkes her şeyin farkındayken neyin zor durumu? "
" Mizgin..." dedi uyarıcı ses tonuyla.
" Beni susturamazsın. " dedim ona kafa tutarak. Beni susturmak istiyorsa yanılıyordu. " Duy beni istiyorum sadece Kubilay. Gör beni, neden böyle olmak zorundasın ki? "
" Mizgin bunları konuşacak zaman değil. "
" Beni öptüğün günü hatırlıyor musun? " sorumla birlikte dudakları aralandı, nefesi hızlandı. Bu konuyu açmamak üzere anlaşmıştık. Anlaşmayı şu an bozuyordum.
" Mizgin sus..." Bu sefer acı çeken taraf oydu. Dudaklarını yaladı.
" Dudaklarının dudaklarıma değdiği günü unutamıyorum ben. " ağlamaklı bir ses çıkardım. " Sorun abim mi? "
" Sorun benim. " dedi Kubilay gözlerinden ateş fırlayacakmış gibi bakarak. " Ben seni öylesine öptüm. Sorun bu yüzden benim işte. Senin öpücüğün anlamı olabilir ama benimkinin anlamı yoktu. Sıradan bir durumdu benim için. Belki de kendimde bile değildim. "
" Kendindeydin. " dedim ısrarla. Kalbimi kırmak için sıralıyordu bu cümleleri biliyordum.
" Kendimde olsam ne olur Mizgin? " sesi yükseldi. " Hatırlamıyorum bile dudaklarının tadını. O derece bir etki yaratmamış bende. " Yüzünü ekşittiğinde göz yaşlarımı tutmak için kendimle savaştım. Kubilay hiçbir zaman bana böyle şeyler söylemezdi.
Bu adam da kimdi?
" Karşımda duran adam hangi versiyonun? " Dudaklarımı usulca yaladım. " Beğendiği kızları bana gösteren versiyonunu gördüm, çapkın versiyonunu gördüm, bana abimmişsin gibi hitap eden versiyonunu gördüm. Söylesene Kubilay, bu hangi versiyonun? "
Gözlerini kapattı ve uzun bir süre açmadı. " Benden uzak durmalısın. " dedi sadece.
Ağlama Mizgin, dayanabilirsin Mizgin.
O bu kişi değil Mizgin.
Ne zaman ağlasam yanımda beliren Kubilay neredeydi? Onu hangi kuyunun içine atmıştı?
" Abinle konuşacağım. " dedi keskin bakışlarla bana bakarak. " Aramızda bir şey olduğunu sanıyor. "
" Aramızda bir şey yok mu? "
Kubilay kalbimi kırmak kelimesinin içinden geçiyordu. " Yapma Mizgin yıllar önce olan bir olayı aramıza sokma. "
Ellerimi uzatıp yüzüne dokundum. " Bu sen değilsin. "
" Bu benim. "
Cesaret bedenimde akan tek kandı. Başka bir zaman diliminde olsak bunu asla yapmazdım. Parmak uçlarımda kalkarak hızla dudaklarımı dudaklarına bastırdım. Kubilay başta afallamış olsa da kendini hemen geri çekti.
" Lanet olsun, Mizgin ne yapıyorsun? " özlediğim dudaklarının tadını bile almama izin vermedi. Laflarıyla beni alt üst etmeye yeminliydi.
" Hoşlandığım adamı öpüyorum. " Kubilay öyle bir irkildi ki gözleriyle kaçacak yer aradı.
" Hoşlanmıyorsun, geri al o cümleyi. " hayat benim için durmak üzereydi. Kalbimi paramparça eden adam, tekrar o parçaları birleştirmek için uğraşanla aynı kişiydi.
" Abimden korkuyorsun değil mi? " güldüm. " Bu korku da değil aslında. Bu tamamen özgüvensizlik. Bu varya bu adamlık falan değil. "
" Aynen. " dedi sadece. Benimle tartışmaya bile çalışmadı.
" Vicdansız adamın tekisin Kubilay. "
" Ta kendisiyim. " dedi başını sallayarak. Ağlamak istiyordum. Hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyordum.
" Beni neden öptün o zaman? " kaşlarım çatıktı. " Neden dudaklarının tek istediği dudaklarımmış gibi öptün? Neden beni seviyormuşsun gibi hissettirdin? Neden her Miniğim diye seslendiğinde dudaklarını hatırlamak zorundayım ki? "
" Bir daha sana Miniğim demezsem hatırlamazsın. "
Gerçekten vicdansız adamın vücut bulmuş haliydi. Ben üzülmeyeyim diye elinden gelen her şeyi yapan adam şu an kendi üzmek için her yolu deniyordu. Bu tam olarak hangi kitapta yazıyordu?
" Lanet olsun sana. " dedim yumruk yaptığım ellerimi göğsüne vurarak. Tek bir kelime etmedi. Geri çekilmedi. Öylece durdu. " Vicdansız adam. " dedim bir yumruk daha indirerek. Darbelerime karşı kayıtsızdı. " Senden nefret ediyorum. "
Etmiyordum.
" Etmelisin. " korkumla yüzleşiyor gibi hissettiriyordu bana.
" Seni hayatımda istemiyorum. " dedim bir kez daha darbe indirerek.
" İstememelisin. " tek kelimelerinin beni deli ettiğini biliyor muydu?
" Aptalsın aptal. " ağlamak üzereydim.
" Öyleyim. " Sadece benim söylediklerimi tekrarladı. Ne bana karşı bir cümle kurdu ne de sıkıldığını belli eden bir cümle. Sadece beni onayladı. Her şeyi kabullendi.
" Sen bu değilsin. "
" Ben buyum. "
Hırçınlık damarlarımda akan kanda mevcuttu. Hızlı bir yumruk daha indirdim göğsüne. Vuruşlarımın onun için bir hiç olduğunun farkındaydım. Dudaklarında kıpırdama bile olmuyordu.
" Beni öptüğün günü unutmak isteyecek kadar korkak birisin sen. " O gün aramızda sadece küçük bir öpücük gercekleşmişti. Tıpkı şu an olduğumuz gibi yine mutfaktaydık. Ve onu sinir etmiştim. Abim bile bana karışmazken onun her şeyime karışıp bilmesi beni sinir ediyordu.
Bu sefer benim dediğim cümleye bir cümle eklemedi ya da onaylamadı. Sadece sustu.
" Kalbinde olduğumu inkar edecek kadar yalancısın. " işaret parmağımı kalbine bastırdım.
Yine hiçbir şey demedi.
Evet demedi, inkarcıyım demedi.
Kalbimde yoksun da demedi.
" Ne o, dilini mi yuttun şimdi de? "
" Sadece bitirmeni bekliyorum. " dedi dümdüz, ifadesiz bir sesle. Birkaç dakika onu izledim. Sadece izledim. Belki de bu son defa onu izleyişimdi. Vazgeçmeyecekti. Beni sevdiğini ona kabul ettiremeyecektim.
O zaman bana da yapacak son bir şey kalıyordu.
Unutmak.
Vicdansız adamlar unutulmak içindi.
" Tamam. " dedim büyük bir kabullenişle. Zihnimde bitmesi kalbimde bitmesinden daha uzun sürecekti.
" Neye tamam? " İlk defa meraklı gözlerle bana baktı. Geldiğinden beri bu bakışları bekliyordum. Ama bir kez bile denk gelememiştim. Hani derlerdi ya, vazgeçtiğin şey seni bulur diye? O sanırım gerçekti.
" O günü unutacağım. " boş bakışlarımı yüzünde gezdirdim. " Bu günü de unutacağım. "
" Unutacaksın? "
" Kendime yeni bir yol çizeceğim. " Bir adım geriye doğru ilerledim. Ondan uzaklaşmam gerekiyordu. " Bu yolun çıkmaz sokaklarında bile ismin geçmeyecek merak etme. Tam istediğin şeyi yapacağım. Hiçbir alakamız yokmuş gibi davranacağım. Ki yok da zaten. Sadece ben yıllarca kendi kendime gelin güvey olmuşum. " aynı evin içindeyken ondan ayrı durmak benim için oldukça zor olacaktı. Ama başarmamam için de bir sebep yoktu. " Sen benim içimde vicdansız adam olarak kalacaksın. Zaten okulum bittiğinde belki de kendime ev tutarım. Sen de beni görmek zorunda kalmazsın. "
Beni her gün uzaktan takip ettiğini bile bile sarf ettiğim cümleye güler sandım. Ama tepkisi bu olmadı. Tezgahın kenarında duran ellerini yumruk yapmakla yetindi.
" Sonra? " dedi nefes alamıyormuş gibi. " Sonra ne yapacaksın? "
Zihnine not alıyormuş gibi dikkatle dinliyordu beni. " Sonra..." Gözlerimi kaçırdım. " Benimle ilgilenen biri var. " sesim donuklaştı. " Aklım fikrim sen olduğun için hiçbir zaman onu görmedim. Belki ona bir şans veririm. Belki de..."
Yumruk yaptığı elini tezgaha vurdu. " Belki de..." devam etmemi istediği belliydi.
" Yeni biri girer hayatıma. Bu belki de hukuk barosundan biri olur. Biliyorsun meslektaşlarım hoşuma gidiyor yani tercihim o yönde. " yutkundum. Hiçbir zaman aklımda olmayan bir seçenekti. Aklımdaki tek seçenek karşımdaki adamdı.
" Güzel tercihler. " dedi bir kez daha tezgaha elini vurarak.
" Öyle. " dedim sakinleşmek için bir bardak su doldurarak. Bir şeyler içmeye ihtiyacım vardı ama ellerim titreyecek diye korkuyordum. " Her şeyi onunla yaşayacağım işte. Sadece karşılıksız ilk aşkımı seninle yaşadım. " Gülümsedim. " Teşekkür ederim yine de bu duyguyu hiç bilmeyedebilirdim. "
Bir kez daha yumruğunu indirdi. Boş bakışlarından ne düşündüğünü asla anlayamıyordum.
Onu unutabilecek miydim?
Bilmiyordum.
Hayatıma gerçekten yeni birini alacak mıydım?
Almayacağımdan adım kadar emindim.
Kendime derhal benimle sevgili rolü yapacak ama bana yapışmayacak birini bulmalıydım. Belki de bu sahte sevgili rolüne kendimi kaptırıp aşık olmalıydım ha? Evet dedi iç sesim evet Mizgin, kalbin doluyken kesin seni başka biri etkileyebilir.
" Ama bana güzel hissettirecek birini alacağım hayatıma. " Yalan dedi iç sesim. Ondan kurtulmak istiyordum. İç sesim resmen Kubilaycıydı. Bana kolaylık sağlamıyordu. " Her şeyiyle güzel hissettirecek. Mesela ilk öpücüğümüz hoyrat ve acele olmayacak. " zihnimde Kubilayla olan öpücüğümüzün fragmanı veriliyordu. " Yavaş ve duygu yüklü olacak. "
" Hadi ya. " dedi Kubilay sert nefesini yüzüme üfleyerek. " Öpecek yani seni? "
" Sevgililer bunu yapmaz mı? " Gülümsedim. " Gerçi senin hiç sevgilin olmamıştı değil mi? Takılmalık olmuştu. Öylesine kişilerdi. " elimdeki bardaktan bir yudum daha su aldım. " Merak etme ben sana anlatırım gerçek sevgililiğin ne demek olduğunu. " dudaklarımı usulca yaladığımda gözleri dudaklarıma indi. " Özel hayatımızı pek anlatamam ama ufacık bahsedebilirim dudaklarının dudaklarıma nasıl değdiğinden...."
" Sıçarım o herifin ağzına. " dediği an kendimi onunla tezgah arasında buldum. Ani hareketinden dolayı elimdeki bardak parkeye düştü ve tuzla buz oldu. Sertçe yutkunduğumda " Dudaklarına kimse dudaklarını dokunduramaz. " üzerime iyice eğildiğinde neredeyse her bir uvzunu bedenimde hissediyordum. " Yavaşmış..." güler gibi bir ses çıkardı. " Başka biri yok. " başını iki yana salladı. Açıklamayı bana değil de kendine yapıyor gibi bir hali vardı. " Başka biri yok. "
" Olacak. " dedim onu çıldırtmak için. " Başka biri..."
" Sikerim başkasını. " bardağı taşıran son damlası kendi cümlesi oldu.
Dudakları sertçe benim dudaklarıma dokundu. Beni ilk öptüğü günkinden de sertti darbeleri. İlk başta dudaklarımı hareket ettirmemiş olsam da alt dudağımı ısırıp dilini ağzımın içine sokunca daha fazla kayıtsız kalamadım. Kollarımı kaldırarak ensesinde birleştirdim. Beni şu an neden öpüyorsun diye sorsam arkasına bile bakmadan kaçardı, biliyordum. Son kez dedim kendime. Belki de bu gerçekten sondu. Abimin bizimle ne konuşacağını bile bilmiyorduk. O da Kubilay gibi düşünüyorsa biz diye bir şey hiç olmayacaktı. O yüzden kendimi ona teslim ettim.
O beni sadece öperdi. Devamı gelmezdi. Devamı benim hayalimdi. Rüyalarımın konusuydu.
" Söylesene Mizgin. " dedi nefes nefese dudaklarımdan ayrıldığı an. " Gerçekten yavaş öpücük mü? " güldü. " Seni heyecanlandırmaya bile yetmeyeceğini ikimizde biliyoruz. " Beni küçük küçük öptüğünde nefesimi düzenlemekle meşguldüm.
" Seversem heyecanlan..."
" Sus..." dedi katlanamıyormuş gibi. Alnı alnıma yaslandığında belimi okşayan elini hisseden tenim karıncalandı. " Sevme kimseyi. " yalvarış mıydı o? " Sevmesene. "
" Kubi.."
" Sen benim Miniğim ol, ben de senin Kubin. Hayatımıza böyle devam edemez miyiz? " Her kelimesi diğerinden nasıl beter olabilirdi? " Ben seni kaybetmek istemiyorum, sen istiyor musun? "
" Ne olalım istiyorsun Kubi arkadaş mı? " kaşlarını çattı.
" Arkadaş olmaz. " reddedişi komikti.
" Abi kardeş olalım biz. " Ellerimi göğsüne soyarak ittirdim. Lanet olsun Kubilay neden bir adım atmak yerine sürekli geriye dönüyordu ki? " Çekil önümden. "
" Bana bir daha abi deme.." dedi tehlikeli bir ses tonuyla. " Dudaklarına dudaklarıyla dokunan biri abin olamaz. "
" Bundan sonra dokunmazsan diyebilirim. " dedim direterek. " Kubilay abi. "
" Abin batsın. " diyerek bir kez daha dudaklarıma hırsla saldırdı. " Abini de abi sözcüğünü de sikeyim. " Elleri belime yaptığı sert baskılarla bedenimi kontrol ediyordu. Dudaklarının altında ezmeye çalıştığı dudaklarım acının ne olduğunu bana gösteren tek gerçekti. " Abi yok. " dedi nefes almak için saniyelik geri çekildiğinde. Burnu boynuma indiğinde inler gibi bir ses çıkardı. " Kokun var ya kokun..."
Ona o kadar odaklanmıştım ki gelen adım seslerini duymamıştım. Işık açıldı an ikimizde aynı rüyadan uyanmış gibi irkildik. Kubilay benden olabildiğince uzaklaştı. Bense tezgaha tutunmak dışında hareket edemedim.
" Burada ne olduğunu bana hanginiz açıklamak ister? " diyen abimle göz göze geldim.
Bizi gören kişi abimden başkası değildi.

