İçeriğe geç

KUZGUN

Bölüm 38 · 34 dk okuma

KUZGUN

Bölüm 38

KÖREBE

Umarım oy ve yorumu unutmazsınız...

Keyifli okumalar!

Alparslan

İnsanların beni görünce yüzlerinin renginin değişmesine alışkındım. Bir ağa çocuğu olarak büyümek bunu da beraberinde getiriyordu. Beni gördüklerinde saygıyla eğiliyorlar, ben yanlarından geçene kadar da kafalarını kaldırmıyorlardı. Bu durum beni rahatsız ediyordu ama sesimi çıkarttığım an babam tarafından susturuluyordum.

Ağa çocukları böyle büyür derdi. Ya alış ya da...

Gece'nin beni görünce irileşen gözleri, Umay'ın dudaklarının o şeklini alması bana geçmişim izinden hiç çıkamayacağım gerçeğini hatırlattı. Kubilay ise gözlerini benden kaçırıyordu. Yüzünde kaskatı olduğunu belli eden bir ifade duruyordu.

Kubilay'ın neyi vardı?

Onunla yakın arkadaş olduğumuzu düşünürdüm. Ama son zamanlarda bu sanki ters tepmiş gibiydi. Ne zaman yan yana gelmiş olsak yanımdan kalkıp gidecek bir bahane buluyordu. Onun bir sorunu olduğuna emindim.

" Kim anlatacak? " dediğimde hepsinin suskunluğu beni delirtmeye yetti. Kardeşim hakkında bir konuşma geçiyordu. Ve bu konuşmanın öznesi de kardeşim dediğim, kendimden fazla güvendim adamdı. Kubilay.

İkisi arasında ne olmuştu ki? Kavga mı etmişlerdi?

Yoksa yine...

" Sana çok önemli bir şey söylemem gerekiyor Alparslan. " dedi Gece kendini öne atarak. Her zaman bunu yapmazdı. Kendini feda ediyorsa ortada dönen büyük bir konu olmalıydı. " Arkadaş olarak sana danışmam gereken bir şeyler var. "

Kaşlarım havalandı. Benim o gün polis karakolunun önünde ona söylediklerimi unutmamıştı. Ve dahası bunu yüzüme vurmaktan çekinmiyordu.

" Şu an kardeşimle alakalı bir konu var, danışmak istediğin şey sonraya kalabilir arkadaşım Gece. "

Diğerlerinin bize bakışlarını umursamadım. Dedim ya size, bakışlar beni ezelden beri takip eden bir gölgeydi. Bazen kör olmayı dilediğim bile olmuştu. Görmezsem nasıl bir muamele içinde olduğumu hissetmezdim.

" Ama önemli diyorum. " dedi Gece hırslanarak. Konunun üzerini kapatmak için miydi bu çabası yoksa ona sürekli Arkadaş diye hitap ettiğim için miydi bilmiyordum. Ama yüzündeki öfke tek gerçekti. " Sana söylemezsem olmaz. "

Umay kaş göz işareti yaptığında " Hayırdır Umay, bana söylemek istediğin bir şey mi var? " diye sordum.

Sıkıntılı bir nefes alarak Kubilay'ın gözlerine baktı. Sanırım Kubilay'ın sıkıntısını biliyordum.

Hatta sanırım kelimesi o cümleye fazlaydı.

Kesinlikle biliyordum.

" Alparslan ben yani biz Lemanla şeyi bulduk. " dedi konuyu çevirerek. Bundan tabi ki de haberim vardı. Onun da bunu bildiğine emindim. Ama biraz önceki konuşmayı unutmam için her yolu deniyordu.

" Bulduğunuz şeyi biliyorum. "

" Ha öyle mi? " çevirecek başka bir konu aradı. Cihangir burada olsaydı, kesinlikle ellerini Onun ellerinin arasına geçirir ve daha önemli bir mesele bulurdu. Yalnızken ikisinin de aklı birbirini düşünmekle bulanıklaşıyordu. Bunu Cihangirle göreve gittiğim gün fark etmiştim.

" Öyle. "

" Gece seninle bir şey konuşacakmış. " Umay bile Gece'yi öne sürüyorsa bir haltlar gerçekten dönüyor demekti.

" Hadi ya. " Her şeyi dalgaya alma yanımın kilitlerini açtığım için memnundum. " Ama ben sanki benimle konuşması gereken kişinin Kubilay olduğunu düşünüyorum. Yanılıyor muyum? "

Kubilay ilk defa kafasını kaldırarak bana baktı. Çenesi dikleştiğinde eski tanıdığım Kubilay'ın bakışlarının aksine yabancı birinin varlığını hissettim.

Salak adam, derdinin dermanın ben olduğumu bile bile sadece kendine acı çektirmeye çalışıyordu.

Ben bilmiyor muydum o gözlerin ne istediğini?

Biliyordum.

Mizgin'i istiyordu. Ve muhtemelen benim yüzümden de uzak duruyordu.

Mizgin'i onunla tanıştırmadan önce aramızda geçen bir konuşma olmuştu. Sanırım o konuşmayı fazla ciddiye almıştı. Ona demiştim ki kardeşime abilik et, etmişti. Ama kalbine de hakim olamamıştı. Bu sevgi abi sevgisi değildi.

O da ben de çok iyi biliyorduk ki Mizgin'i gördüğü ilk gün bana verdiği sözün çiğnendiği ilk gündü.

" Konuşalım. " dedi donuk, iç sesiyle konuşmaktan yorulmuş bir sesle.

" Bana anlatacağın şeyler var yani? "

Sorumla birlikte gözleri Umay'a çevrildi. İkisinin yakın arkadaş olduğunu biliyordum. Kubilay bahsetmese bile Umay onun aklına girebilecek biriydi. Gerçi Kubi'nin Mizginle olan bağlantısını görmemek için aptal olmak gerekirdi.

Aptal Kubi, bana gelmeliydi. Kardeşini seviyorum demek bu kadar zor olamazdı değil mi?

" Her zamanki yerimizde bir gün konuşalım biz Alparslan. " diyerek yanımızdan ayrıldı.

" Kubilay. " diye seslendiğimde omzunun üzerinden baktı.

" Efendim. "

" Seninle Mizgin hakkında konuşmak istiyorum. " dediğimde ise neredeyse nefes alamaz duruma geldi. Kızların da ondan farkı yoktu. " Konuşmak istediğim konunun öznesi sensin, yüklemi o. Bilirsin bir cümle için ikisi de gerekir. Biri olmadan cümle oluşturulamaz. "

Ne demek istediğimi anladığını biliyordum. Bana öyle bir baktı ki, şu an topuklayarak kaçma şansı var mı yok mu onu tartıyordu diye düşündüm. " Haklısın. " dedi beni yanıltarak. Her zamanki gibi yapmadı.

Kaçmadı.

Kubilay aşktan kaçmak için yaşayan o adamdı. Çünkü söz verdiği adamın kardeşine aşık olmuştu. Ama ilk defa kaçmıyordu, kalıyordu.

Sanırım artık o cesareti toplamıştı.

" Ama önce ikimiz konuşalım. "

Başımı iki yana salladım. " Önce yüklem. " dedim kendimden emin bir sesle. " Özneyi bulabilmek için önce yüklem gerekir, unuttun mu? "

İçinden küfür ettiğine yemin edebilirdim.

Gülmemek için dudaklarımı sıkıca birbirine bastırdım. Rol yapmak kolaydı. Hepimiz bunun içinde ayrı eğitiliyorduk sonuçta değil mi?

" Keşke önce beni bir dinlesen. " Kubilay çıkış yolu aramaya çalıştı. Ama bu sefer üstüne gidecektim. Yine kaçmasına engel olmak için elimden gelen her şeyi yapacaktım. Çünkü artık beni bu konu sinir ediyordu.

Hem sevenleri kavuşturmak sevaptı değil mi?

Mizgin'in de Kubilayla alakalı bambaşka boyutta hisleri olduğuna emindim. Beni birileriyle tanıştırdığında Yüzünde hoşnutsuzluk oluyordu. Belki de bunları sadece gösteriş olsun diye yapıyordu. Ben ikisinin arasında bir şey olduğunu düşünmeyeyim diye çabalıyordu. Ah Mizgin, benim küçük kardeşim...

Aşkla ilgili benim yüzüm gülmese de onların gülmek zorundaydı.

Sonuçta karşılıklıydı.

" Üçümüz beraber konuşalım o zaman. " dediğimde elini ensesine attı. Kaçış yolu kalmadığında bir şeyler düşünmek için yapıyordu bu hareketi. Yıllardır sırt sırta çatışıyorduk onun hakkında her şeyi biliyordum. Gizlediğini sandığı şeyleri bile.

" Yok. " dedi hazırcevap bir şekilde. " Mizginle konuş sen. "

" Çok uzaklara gitme olur mu Kubi. Aradığımda ulaşabileceğim yerde ol. "

" Buralardayım. " dedi başını sallayarak. " Ararsan ulaşırsın. "

" Güzel. " gözlerim konunun üzerini kapatmak için kendini ortaya atan Gece'ye çevrildi. " Bana danışmak istediğin bir şey vardı değil mi? "

" Aslında düşündüm de danışmayadabilirim. " dedi gözlerini kaçırarak. " Çok işimiz var. Yani daha CD'nin içinde ne olduğuna falan bakılacak. "

" CD'ye bir başkası bakabilir. " tek merak ettiğim o konuşmayı kapatmak için bana ne uyduracağıydı.

" Ama ben de görmek istiyorum. " inatlaşacaktı, belliydi.

" Pekala, o zaman önce CD' de ne olduğuna bakalım. Ama sonra danışmak istediğin konuyu dinleyeceğimden emin olabilirsin arkadaşım. "

Merdivenleri çıkmaya başladığımda Gece'nin afalladığını görmek hoşuma gitti. Onunla oynamayı sevdiğimi daha önce fark etmemiştim.

Daha önce kördün, dedi iç sesim. Sen onu sevmek dışında her şeye kördün.

Ve en kötüsü de hala onu deli gibi seviyor olamdı.

Umayla birlikte arkamdan geldiklerini duyuyordum. Birine yakalanmamak için herkes ayrı bir birey olarak tırmanıyordu merdivenleri. Sanem denilen kadından kurtulmamız belki de an meselesiydi. Her şey yolunda giderken Cihangir ve Umay'ın sevgili olduğunu öğrenmesi aslında iyi olmamıştı. Bunu büyük dayı da biliyordu. Ve onayladığı bir durum değildi.

Çünkü ilişki Sanem'in dilinde tehlike demekti.

Cihangir'in odasında buluşacaktık. Kameralar devre dışı olduğu için sorun yoktu. Ama yolda biriyle karşılaşırsak büyük sorundu. Bu yüzden sürekli etrafımı kontrol etmek zorundaydım. Aklıma Gece'nin afallamış yüz ifadesi geldikçe dudaklarımda oluşan kıvrıma engel olamıyordum. Başımı yan çevirerek ona bakmayı denedim.

Siyah saçları her merdiven basamağında sağa sola savruluyordu. Bu durumdan memnun değilmiş gibi kaşları çatılmıştı. O çatık kaşlarını parmaklarımla düzeltmek isterdim. Eğer ona dokunabilseydim, yapardım.

Ama dokunamazdım.

Beni sevmeyen birine dokunmak gibi bir durumum olamazdı.

Her gün uyumadan önce rüyalarıma gelmesi için dua ediyordum. Bir kez bile rüyama gelmedi. Sanırım rüyalarımda bile beni sevmiyordu.

Anla artık Alparslan, dedi en derinden gelen o ses. Anla, seni sevmiyor. Sevmeyecek.

Sanırım bu cümleyi odamın duvarına asıp sürekli bakmalıydım. Çünkü kendime hatırlatmak istemiyordum. Canımı yakıyordu.

Cihangir'in odasına girdiğimde bilgisayara odaklanmış Leman kafasını anlık olarak kaldırıp bana baktı. Sonra kafasını hızlı hareketlerle çevirdi. Yüzünü daha önce hiç bu kadar solgun gördüğümü hatırlamıyordum. Pek hasta olan biri değildi. Belki de bu hastalığı her şeyin üzerine tuz biber olarak eklenmişti.

" Bir şey bulabildiniz mi? " Odadaki kamera sistemi Sanem'in nerede olduğu hakkında bizi bilgilendirdiğinde rahatlayarak Leman'ın baktığı ekrana bakmak için adımlarımı ilerlettim.

" Bildiğimiz şeyler dışında hayır. " dedi Barbar olumsuz anlamda başını sallayarak. " CD'de şifre var. "

" Nasıl? " kaşlarım çatıldı. CD'lerde böyle şeyler olabiliyor muydu?

" Kadının her halttan haberi var. " dedi Barbar küfürleri ağzının içinde yutarak. " CD'ye şifre eklemeyi nasıl akıl edebilir? "

" Akıllı biri olduğu konusunda hemfikiriz. " Leman'ın soluk ama kendinde olduğunu belli etmeye çalışan sesiyle gözlerimi ona çevirdim. Gözlerinin altında oluşan morluklar uyumadığı için mi oluşmuştu? " Ama bunu hackleyecek birini illaki bulacağız. "

" Büyük dayıya bahsettiniz mi? " sorumla birlikte ikisi de bana döndü. Ama gözlerini üzerimden çekmeleri uzun sürmedi. İçeri giren Gece ve Umayla dikkatleri dağıldı.

" Hayır, içinde ne olduğunu görmeden söylememizin bir anlamı yok. "

Başımı sallayarak onu onayladım. Leman sadece ekrana bakıyordu. İşine öyle adapte olmuştu ki sanki konuşsam beni duymayacaktı. Gözlerim Gece'ye çevrildiğinde ise onun da bana baktığını gördüm.

Ah, kalbim...

Nasıl hızlandığını tarif edebilir miydim?

" Cihangir nerede? " diye soran Umay kalbimin atışının normale dönmesi gerektiğini dile getiriyordu. Bakışları bende olsa da odadakilerle göz teması kuramadığındandı.

" Kubilayla birlikte. " dedi Barbar.

" Ne zamandan beri? "

" Sorgu meleği hoşgeldin. " dedi Barbar sabır dilenerek. " Arayıp sorabilirsin Umay. "

" Kubi bizimleydi ama yanında yoktu Cihangir. "

" Yeni geldi Kubilay bir şeyler söyledi beraber çıktılar. " dediğinde kaşları çatıldı Umay'ın. Onsuz bir saniye bile nefes alamayacak gibi duruyordu.

İçimden abartıyordu demek gelse de bir zamanlar bende öyleydim. Geçmiş yüzüme tokat gibi çarpıyordu.

" Sanırım video oynuyor. " dedi Leman'ın heyecanlı sesi. Gözlerim ekrana çevrildiğinde titrek bir görüntüyle karşılaştım. Bu CD'de ne arıyorduk gerçekten bilmiyordum. Kadını suç üstü yakalamadığımız sürece bu oyun bitmezdi. Tim bunu bilmiyor muydu?

Videoda iki kişi göründü.

Biri Sanemdi, diğeri ise bir adam. Uzun boylu, arkası dönük bir adam.

" Kayıt başlasın. " dediği an Sanem eliyle işaret vererek kayda girdi. Yanlarında videoyu çeken biri daha mevcuttu.

Video tam oynayacağı an hışırtılı bir ses geldi ve ekran Karanlığa büründü. " Görüntü gitti. " dedi Barbar elini masaya vurarak. " Ne yani bunu mu saklıyor yerin dibinde? "

" İllaki devamı vardır. " Leman kendinden emine benziyordu. Bir şeyler görmek tek temennisiydi.

" Aslında adam öldürdüğü oyunları olduğu sırada baskın yapsak kadını alabiliriz. " dedim fikrimi ortaya atarak. İtalya'ya boşuna gelmiş olamazdık. Bu sefer o kadının tamamen bitmesi gerekiyordu. Ve tam da yeriydi.

Kanlı oyunları da bir suç değil miydi?

" Daha sağlam bir delil arıyoruz. Yakaladığımız an ben müşteriydim diyebilir. " Leman'ın mantıklı konuşmasıyla göz devirdim. Nasıl bir kadındı bu? Arkasında kim vardı? " Görmekle olmuyor her şey, kanıtlamak önemli. "

" Dağda çatışmayı tercih ederim. " omuz silktim. En azından orada hedefine tek atıyordun. Burada dolambaçlı yollar vardı. Bu yollardan nefret ediyordum.

" Görüntü geldi ama yer değişti. " dedi kaşlarını çatarak. " Burası bizim girdiğimiz o mahzene benzeyen yer değil mi? "

Umay ekrana çevirdiği gözlerini irileştirdi. " Orası ama..." sustu. Çünkü midesinin kaldırmayacağı bir şey vardı ekranda.

Her duvarda tersten asılı duran ve gözlerinde siyah bant olan insanlar vardı. Yine kirli bir oyunu masum insanları kullanarak oynamıştı. Umay muhtemelen o dondurucu da hapsolduğu günü hatırladı. Yüzüne dolan beyazlığın başka bir anlamı olamazdı.

" İyi misin? " diye sorduğumda başını iki yana salladı.

" Ben bu kadınla yalnız kalamam. " dediğinde kusmamak için elini ağzına kapattı. Lakin bu yeterli olmadı. Koşar adımlarla odanın içindeki tuvalete doğru gitti. Arkasından Gece'de gittiğinde gözlerimi kapatarak sakinleşmeyi diledim.

Umay aramızda olmamalıydı.

O kadınla hiç tanışmamış olmalıydı.

Lanet olsun ki ona bir zarar gelecek diye her gün korkuyordum. Çünkü Mizgin neyse Umay da benim için oydu. Öz olmadığı kardeşim olmayacağı anlamına gelmiyordu.

Eğer bir gün Cihangirle evlenirse, Cihangir onu benden istemek zorundaydı.

Düşüncemle yüzümde küçük bir tebessüm kırıntısı oluştu. Sahi, onlar evlenecek miydi?

" Galiba CD'yi büyün dayıya gönderip daha yetkili birilerinin bakmasını istemeliyiz. " Leman omuzlarını düşürdü. " Görüntü sürekli aksıyor. "

" Arıyorum ben. " dedi Barbar ve o sırada odaya Cihangir ve Kubilay girdi.

Cihangir'in gözlerinin Umay'ı aradığına yemin edebilirdim. " Tuvalette. " dedim çenemin ucuyla işaret ederek. " Bakman gerekebilir. "

Başını sallayarak hızlı adımlarla tuvalete girdi. Sevginin yaptırmayacağı halt yoktu. Cihangir girince Gece çıktı. Birkaç adımda yanına ulaşıp " Bana danışmak istediğin şeyi dinlemek için seni odamda bekliyor olacağım. " dedim ve bir şey demesine izin vermedim. " Bir duş almam gerek. " Saatimde gezindi gözlerim. " Uyumadan gelsen iyi olacak. "

Göz kırptığımda dudakları aralık bir şekilde bana bakakaldı.

" Ben odama geçiyorum. " dedim saatin geç olduğunu hatırlatarak. " Bence bugün herkes dinlensin. Yarın devam ederiz. "

" Aynen. " diyerek beni onaydı Barbar. Gözleri Leman'daydı. " Herkes dinlensin, en çok da Leman. "

" Benim bir şeyim yok. "

" Var olduğunu biliyorsun. " Barbar itiraz istemediğini belli eden tonda konuşuyordu.

" Yok dedim Barbaros. "

" Seni sırtıma atıp odamıza götürmemi istemiyorsan sessiz kal ve dediklerimi yap Leman. " Barbar'ın son cümlesinden sonra Leman dudaklarını bile kıpırdatmadı. Önünde oturduğu bilgisayarı kapatıp kucağında toplayarak odadan sessizce çıktı.

" Bende gidiyorum, odama. " Gece'nin gözlerine bakarak söylediğim sözler üzerine " İyi uykular. " diyen Barbaros oldu.

Odama girdiğimde düşüncelerimden uzaklaşabilmek adına direkt duşa girdim. Sanki orada düşünceler zihnimi terk ediyormuş gibi komik bir duruma sokmuştum aslında kendimi. Duş başlığının altında saatlerce ıslansam bile zihnimden çıkaramayacak bir yaraya sahiptim ben.

Yaralar güzel olmazdı, etkisinden kolay kolay çıkılmazdı.

Başka evlerin ışıklarına dalmışsın demişti annem, içindeki karamsarlık bundan diye de eklemişti. Oysa haberi bile yoktu, asıl karamsarlık bizim evin içindeydi. Elimi duvara yaslayarak başımı aşağıya doğru eğdim. Su bedenimin bazı uzuvlarını teğet geçiyordu.

Düşünce Alparslan, sakın Gece'yi düşünme.

Yapma bunu kendine.

Ama yaptım.

Onu düşündüm. Buna engel olamamak beni hayal kırıklığına uğrattı. Her zaman zihnimin içini meşgul etmeyi nasıl başarabiliyordu?

Aptal Alparslan dedim kendime, sen tam bir aptalsın. Kör kütük aşık ama aptal.

Kubilay'ın tavırlarını düşünmeye çalıştım. Belki Onu düşününce Gece'nin güzel yüzü zihnimden silinirdi. Siyah at kuyruğu yaptığı saçlarını ellerimin arasına alıp koklamak istiyordum. Ah, bu istek de nereden gelmişti şimdi? Suyun şiddetini artırdım ve bedenimi tamamen Suyun altına çektim. Belki boğulursam onun düşüncesiyle cebelleşme gibi bir ihtimalim olmazdı.

" Alparslan..." diyen nazik sesi duyduğumda nutkum tutulmuş gibi irkildim.

Gelmişti.

Ve benim odamdaydı.

Kalbimin şiddetli çarpıntısına engel olabilmek mümkün bile değildi. Kalbimi attıran kadın buradaydı. Suyu kapatarak belime bir havlu bağladım. Öyle hızlıydı ki hareketlerim neredeyse kaygan zeminde düşecektim. Onun karşısında bir havluyla olmak istemezdim ama bu kadar erken geleceğini de bilmediğim için yanıma kıyafet almamıştım. Odada giyinmeyi düşünüyordum.

" Odada mısın? " sesi geldiğinde duraksadım. Kendimi toparlayıp cevap vermem gerekiyordu.

" Banyodayım. " sesim pürüzsüz çıktığı için ona minnettardım.

" Yanlış bir zamanda geldim. " dediğinde banyonun kapısını açarak odaya giriş yaptım. Gözleri ilk başta gözlerime dokunmuş olsa da tüm vücudumu taramaktan geri durmadı. Havluma takılan gözleri parkedeki desenleri izlemek için yola koyuldu. " Ben sen giyinince mi geleyim? "

Ben gidiyorum demedi, ben sen giyinince mi geleyim dedi diyen iç sesim sevinçten havalara uçmuştu. Kaçmıyordu, yanımda olmayı seçiyordu. Ama ben onu severken değil, unutmaya çalıştığımda...

" Burada bekleyebilirsin, banyoda giyinirim. " valizimin olduğu yerdeydi. Ayakta dikiliyor sağa ya da sola hareket etmek istese dahi etmiyordu. Valizimi arkasındaki masanın üzerinde bıraktığıma da inanamıyordum.

" Pekala. " gergin sesi ruhumun titremesine sebep oldu. Benim yanımdayken gergin hissetmesini sevmiyordum. Benimleyken her şeyiyle rahat olabilsin istiyordum. Ama olmuyordu. Zorla hiçbir şey yaptıramazdım ona.

Ona doğru yürümeye başladığımda kaşları çatıldı ve o da arkasına doğru adımlar atmaya başladı. Sadece valizimi almak istiyordum lakin başka bir şey sanmıştı. En son adımda ayak parmak uçlarım onun ayakkabılarına dokundu. Durdum ve üzerinden arkasındaki valizime doğru eğildim. Hesap etmediğim bir durumla burun buruna kaldım.

Saçları...

Koklamak istediğim saçlarına artık çok yakındım. Buram buram Gece kokuyordu. Keşke bir parfüm haline getirebilme şansım olsaydı. Beklemediğim bir hareketle irkildim ve bütün kaslarım gerildi.

Gece kollarını belime doladı.

Ne? Bir dakika! Belimdeki kollar ona mı aitti yani? Zihnim alışık olmadığı bir duyguyu üstlendiği için şaşırmış olmalıydı. Halüsilasyon görüyor olabilir miydim?

" Ne...Ne yapıyorsun Gece? " sesimin titremesine bu sefer engel olamadım. Çıplak belime sardığı kollarını sıkılaştırdı. Kaçacağımı düşünüyorsa haklıydı. Kaçmak, burada uzaklaşmak için an kolluyordum. Çünkü eğer biraz daha böyle durursak gardımı indirecektim. Çizdiğim bütün sınırlar geri tepecekti.

" Soru sormasan, sadece böyle dursan olmaz mı? " Gece'nin bir şeyler içtiğine emin olduğum sorusuyla derin bir nefes aldım. Burnuma dolan kokusu beni mest etmeye yetti. Sakinleştirici etkisi olduğuna yemin edebilirdim.

" Bu uygun değil. " dedim sesimi çıkarabildiğimde.

Uygundu, dünyadaki en uygun pozisyon buydu.

" Kime göre? " Başını göğsüme yasladığında kalbimin hızını hissettiğini biliyordum. Saklayacak hiçbir şeyim kalmamıştı. Yine ona yenilmiştim.

Yine, yeni ve yeniden Gece düştü kaderine.

" Umarım ne yaptığının farkındasındır. " dudaklarım her hareketinde sanki saçlarını öpüyormuşum gibi saçlarına dokundu. Boyu kısa değildi aslında ama yine de boynumdan yukarıya ulaşamıyordu. Saçlarını öpebilmem içinse başımı eğmem gerekiyordu.

Gereken yapıldı.

" Farkındayım. " Elleri sırt kaslarımda gezinmeye başladığında ağzıma gelen küfürleri yutmak için çok çaba sarf ettim.

" Siktir! " Ağzımı törpüleyebildiğim tek kelime buydu.

" Sigaraya başladığın yetmedi bir de küfre mi başladın? "

" Herkes değişebilir. " umrumda değilmiş gibi davrandım ama havlumun açıkta bıraktığı her yere elinin değmesine nasıl dayanabilirdim ki?

" Sen herkes değilsin. " dediğinde başını yasladığı göğsüme doğru nefesini verdi.

" Ben kimim? " O lanetli soruyu sormamam gerektiğini bilmeme rağmen sordum. Lanet olası ağzım asla susmuyordu.

" Sana bunu söyleyemem ama gösterebilirim. " dediğinde kaşlarım çatıldı.

" Söylemeni istiyorum. " direktmekte fayda vardı belkide.

Başını iki yana sallayarak beni onaylamadığını belli etti. " Mizgin'e onunla konuşmak istediğini söyledim. " dedi gözleri kapıya ilişti. " Yanına gelmeden önce onunlaydım. "

" Söylemene gerek yoktu. " Bu konuyu onunla konuşmak gibi bir niyetim yoktu. Kardeşimle aramda halletmem gereken bir durumdu. Benim onu dinlemem gereken bir durum.

" Ama söylemek istedim. "

" Her istediğini yapacak mısın böyle? "

" Evet. " dedi başını kendinden emin olduğunu belirten bir ifadeyle sallayarak. " Ellerimi beline sarmak istedim, yaptım. Mizgin'e söylemek istedim söyledim. "

" Ne mutlu sana. " dedim alaylı sesimle. Yakınlığı aklımı bulandırmasın diye sürekli aklıma takımın yenildiği geliyordu. Sinirlenmek böyle bir pozisyonda en doğru olanıydı.

" Her şeyi biliyorsun aslında değil mi? " Dudakları kıvrıldı. " Abiler bilir. "

" Her şey? "

" Kubilay ve Mizgin hakkında. " eli göğsümde dolaşmaya başladığında aklımın başka bir şeylere kaçmaması için direndim.

" Kubilay'ın karşılaştıkları ilk günden beri ona aşık olduğunu Mizgin'in de boş olmadığını mı bilip bilmediğimi soruyorsun? "

Gece başını arkaya doğru çekerek o şeklini almış dudaklarıyla bana baktı. Şaşkınlık bedenine yapışmıştı. " Biliyorsun. "

" Kubilay'ın bana sözü var diye hiçbir halt yapmayıp aptal biri gibi davranmasını da biliyorum. " sözlerime devam etmek istedim. Neden bilmiyordum ama Gece'yle konuşmak beni rahatlatıyordu. " Neymiş efendim kızlarla ortam yaparmış, bu kız ona yazmışmış ne yazmalıymış..." Güldüm. " Bunlar sadece gerçek benliğini gizlemek için yaptığı şeyler. Biriyle buluşmak için evden çıktığında aslında kimseyle buluşmuyordu. Bunları bilmediğimi mi düşünüyorsun? "

" Kubilay hiç buluşmadı mı gerçekten? "

" Hiç. " dedim beni bile kandırıyordu bu konuda. Berbat bir ilişkisi varmış gibi gösteriyor, kardeşime yan gözle bakmak istemediğini benim gözüme sokuyordu.

" Boşuna yaptık o zaman biz o şeyleri..."

" Neyleri? " dediğimde elim nasıl olduysa beline gitti. Kahretsin! Elini geri çek Alparslan, ne olur çek.

Çekemedim.

Altımda sadece bir havlu varken böyle birbirimizin beline dokunmak enteresandı. Rüyamda bile böyle bir sahne göremezdim sanırım.

" Yaptık işte bir şeyler. Karıştırma. "

" Ya karıştırmak istiyorsam? " yüzüne doğru eğildiğimde gözleri irileşti. Biraz önce belime sarılan cesaretli kız gitmiş yerini bambaşka birine vermişti.

" Ne yapıyorsun? " dedi tıpkı benim gibi sesi titrerken.

" Ne demiştin sen bu soruma? " düşünür gibi yaptım. " Soru sorma sadece böyle dur mu? "

" Alparslan şu an önemli..."

Dudakları dudaklarıma dokunacak kadar yakınına eğildim. " Amacın beni Mizgin ve Kubilay hakkında konuşturup onlara bilgi aktarımı yapmak mıydı? " sorumla birlikte afalladı. Üzerine işlemediği bir suçun damgası bulaşmış gibi irkildi ve kendini toparladığında başını dikleştirdi.

" Kimseye aktarım yaptığım falan yok benim. " dedi bana kafa tutarak. Dudakları her konuşmasında alt dudağıma sürtünüyordu. Nefesini hissediyor olmak ölmekle eş değerdi. Hissettiğimiz temasla birlikte gözleri kapanır gibi oldu ama kendini toparladı. " Gerçekten böyle bir düşünceye nasıl sahip olabilirsin? "

" Öyle hissettim diyelim. "

" Hislerin yanlış senin. " dedi sinirlenerek. " Neyim ben ajan mı? "

" Sakin ol. " dediğimde geriye doğru çekilmek için hamle yaptı. Ama kaçışı yoktu. Arkasında masa vardı. Ani hareketini değerlendirerek onu masanın üzerine oturttum. Ellerimi belinden çekip iki yanına koyduğumda irileşen gözlerini izlemek için hafif geri çekildim.

Çok güzeldi. Gereğinden güzeldi. Ya da bana öyle geliyordu.

" Sakin olacağım şeyleri dile getir o zaman. " başını bana doğru eğdiğinde onu kendime doğru çekip öpmemek için gözlerimi kapatıp açtım.

" Odama neden geldin Gece? " dudaklarımızın bir kez daha çarpışmasına izin vermedim. Düşün Alparslan, yenildiğimiz maçları düşün. Sakın Gece'ye odaklanma, sakın.

" Sen çağırdın. " dedi nefesi kesiliyormuş gibi. " Çağırmadığını iddia dahi edemezsin. "

Gözlerine baktığımda kaybolmamak için direniyordum. Neden bana böyle güzel bakıyordu? " Çağırmamalıydım. " başımı sallayarak teslim oldum. Bu tamamen benim hatamdı. Onu masaya yaslamak da benim hatamdı.

Seni istemiyor çığlıkları zihnimde yankılandığında ellerimi masanın etrafından çekerek bir adım geriye doğru çekildim. " Bana söylemek istediğin bir şey yoksa çıkabilirsin. " Biraz önceye göre oldukça soğuktu davranış şeklim. Farkındaydım ama bunu yapmak da zorundaydım.

Ne onunla oluyordu ne de onsuz...

" Önce odana davet ediyorsun sonra da odandan kovuyor musun? " tıslar gibi bir ses çıkardığında o sesin ondan gelip gelmediğini anlamak için uzun sayılacak bir süre yüzüne baktım.

" Sadece konuşacak şeyimiz yok, kovmak değil bu. "

" Bu tam olarak kovmak. " dedi biraz önce açtığım arayı kapatıp bana doğru yaklaşarak. " Biraz önce bir cümlem eksik kaldı. "

" Tamamla o zaman cümleni. " dedim ama ona bakmamak için gözlerimi zemine çevirdim. Belimde eğreti duran havlu artık her yerimin kuruduğu hakkında geri bildirim yaparken Gece'nin sıcak parmak uçları çeneme dokundu.

" Sen kimsin biliyor musun? "

" Kimmişim söyle. " dedim elini umursamıyormuş gibi davranarak.

" Göstereceğim, sözler bize yasak. " diyerek parmak uçlarında yükseldi. Kalbimin hızlandığını söylememe gerek var mıydı? Bu kız ne yapıyor diye düşünemeden sus çizgime bir öpücük kondurdu.

Yutkunamadım.

Bu onunla ilk tensel temasımızdı.

Herkesi yanağından öpebilirdiniz ama sus çizgisinden öpemezdiniz.

" Bu yeterli bir cevap sanırım. " diyerek elini göğüs kaslarımda usulca gezdirdi. " Üşümüşsün, Alparslan arkadaşım. " dedi altını çizmek istediği kelimeyi yüzüme çarparak. " Ben çıkayım da sen giyin. "

Eli aşağıya doğru hafife kaydı havlunun başladığı noktada durdu. Bana son bir kez bakıp kapıya doğru hızlı adımlarla yürüdü. " İyi geceler. " diyerek kapıyı arkasından kapattı. Arkasından afallamış bir ben bıraktı.

İyi mi geceler?

Gece'm iyi miydi?

Sanırım Gece'm hiç bu kadar iyi olmamıştı.

🖤

Umay

Başımı yasladığım sert bedenle yüzümü buruşturdum. Kasları o kadar çoktu ki ilk başta yumuşak bir yastığa başınızı koyduğunuzu sanıyordunuz ama sonra sert yapısı kendini açığa çıkarıyordu. Yine de senin gibi kemikten ibaret değil, dedi iç sesim.

Derin bir nefes aldığımda yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu. Cihangir'in kokusunda uyanmak kadar güzel bir şey var mıydı dünyada?

Cihangir'in karısı olmak?

" Günaydın, sevgili eşim. " uykudan yeni uyandığını belli eden ses tonu kasıklarımda değişik bir etki bıraktı. Onu gördüm her an bel altı düşünmeme engel olamıyordum. Beni her anlamda heyecanlandırıyordu. " Yoksa uyuyor numarası yapmaya devam mı edeceksin? "

" Biraz daha kokunu solumama izin ver. " dedim mızmızlanarak. Burun ucum çıplak göğsüne dokunduğunda ellerimin bedenini bir koala gibi sardığını fark ettim.

" İzne ihtiyacın yok, bedenim senin sevgili eşim. "

Kafamı kaldırarak Cihangirle göz göze geldim. " Seni ısırırım. " dedim sözleri hoşuma gittiğinde.

Sevgili eşim, off dedi zihnim eşiyiz değil mi?

Cihangir bir anda kahkaha atmaya başladığında bedenim onunkinin üzerinde olduğu için sarsılmaya başladı. " Ne yaparsın ne yaparsın? "

Tek kaşımı kaldırdım. " Isırırım? "

Cihangir bir kez daha soluksuz kalana dek güldü. Gülünce ortaya çıkan gamzesinden bihaberdi. Elimi uzatıp yüzünü avuçlarımın arasına aldım. Sakallarının elime batmasını seviyordum. Şey ben sanırım onunla ilgili her şeyi seviyordum.

" Neden güldün ki bu kadar? "

" Sevme şekline. " dedi nefesini düzenlemeye çalıştığında.

" Hep seni öperim mi demek zorundayım? Herkes böyle der. Benimki de farklı olsun. Ben severken ısıran tarafım. İtirazın mı var? "

" Asla. " dedi ellerini teslim olurmuşcasına havaya kaldırarak. " Senden gelecek her şeye razıyım. " göz kırptı. " Kullan beni sevgili eşim..."

" Sevgili eşin? " kalbimde uçuşan şeyin adı kelebek olabilir miydi? Bu kelebek mide dışında başka yerlere de girebiliyordu. Kesin bilgiydi.

" İtirazın mı var eşim olmaya? " tek kaşını kaldırarak üzerime doğru eğildi. " Söyle, söyle bilelim..."

" Asla. "

" Zaten itiraz hakkın da kalmadı ki. " omuz silkti. " Evlendiğimiz gün demeliydin. "

" Bir kere biz anlaşmalı evlendik! " dedim sesimin heyecanlı çıkmasına engel olamayarak. " Unuttun mu ben senin sadece ve sadece emanetindim. " göz devirecektim ki bir anda poziyonumuzu değiştirdi. Beni altına alarak üzerime çıktı.

Bacaklarımın arasına yerleştiğinde bedenim gerildi. Neden gerildiği hakkında bir fikrim vardı aslında. " Anlaşma bozuldu, sevgili eşim. " Dudakları dudaklarıma sürtündüğünde gözlerimi kapatmak üzereydim. " Sen ve ben gerçek bir evliliğin içindeyiz ve gerçek evlilikte ne oluyorsa hepsini bir bir gerçekleştireceğiz, başka soru? "

" Soru sormama zaman tanımadan cümlelerini sıralıyorsun. " dedim itiraz ederek.

" Sor bakalım minik serçem, ne sormak istiyorsun? "

Aklıma o an soru gelmedi. " Bana böyle bakarsan soru soramam ki..."

" Sana nasıl bakıyorum? "

" Her an dudaklarıma dudaklarını bastırmak istiyormuş gibi. "

" Tüh, " dedi elini alnına vurarak. " Yakalandım. Eller yukarı Cihangir Karaboğa, karın seni yakaladı. "

Yüzümde kocaman bir gülümseme oluştuğunda elini dudağımın kenarına sürttü. " Şakacı olduğunu bilmiyordum. "

" Sadece seninleyken açılan bir özellik daha yüklendi bana. "

" Yeni sürüm yani? "

" Hı hı. " eli yüzümün üzerinde adeta bir tuvali boyar gibi hareket ediyordu. " Bu arada biz hiç anlaşmalı evlilik yapmadık. "

" Nasıl yani? " kaşlarım çatıldı. O günleri unutmuş olabilir miydi?

" O gün benim kalbim zaten senin için atıyordu ki..." dedi sertçe yutkunduğunda adem elmasının hareketini izledim. " Senin kalbin benim için atmıyor muydu? "

O günü düşündüm. Büyük dayı ailen biriyle evlenmeni istiyor dediğinde bu evlilik anlaşmalı olacak diye belirtmişti. O gün aklımdan geçen tek isim Cihangir'in ismiydi. Başka kimseyi kabul etmeyen zihnim onun adını zikrettiyse, ben de ona aşık sayılır mıydım?

Yağmurda ıslandığım, birlikte bir balkonda sabahladığım adam aklımdan çıkmıyorsa bu aşk mı demekti?

O zamanlar aşkı adlandıramıyordum ama sanırım ben de imzaları attığımız gün ona aşıktım. Bunu algılamam bu kadar uzun sürmüş olsa da...

" Atıyordu. " dedim gözlerimi turkuaz gözlerinde gezdirerek. " Kalbim seni gördüğüm günden beri senin için atıyordu. Sadece ben hiçbirini anlayamamışım. "

" Anladın belki ama anlamak istemedin. Çünkü bambaşka bir olayın içindeydin ve aşka ayıracak bir durumun yok sandın. " cümleleri nedense oldukça mantıklıydı.

Cihangir ama hep haklı olan demek istiyordum ona.

" İmzaları atarken birbirimizi seviyorduk. Yani biz zaten bir çifttik değil mi? "

" Biz bir çifttik. " dedi beni onaylayarak. " Yüzükleri eksik bir çift. "

Elimi avcunun içine aldığında üzerimden kalkmıştı. Saat sabahın kaçıydı bilmiyordum. Ya da belki de öğlen olmuştu. Gece herkes odadan gittiğinde benimle ilgilenmiş, soğuk parmak uçlarımı ısıttıktan sonra sarılarak uyumaya beni ikna etmişti. Zaten o ısrar etmese bile onunla uyumak gibi bir niyetim vardı. O sadece tuzu biberi olmuştu.

" Yüzükler şart mı? "

Elime indirdi gözlerini. " Şart. " başını usulca salladı. " Herkese göstermek istiyorum ben ya. "

" Neyi yüzükleri mi? "

" Evet. " gözleri kısıldı. " Düşünsene sadece sen ve bende var. " Dudakları kıvrıldı. " Kıskanacaklar. "

Aklıma gelen detayla gülümsemem soldu. " Kubilay bile öyle bir tepki verdiyse onların vereceği tepkiyi düşünemiyorum. Ama kesinlikle Kıskançlık gibi bir tepki de beklemiyorum. "

" Bu işi başımıza büyük dayı açtı, o halledecek. " avuçlarımın arasında olan elimin üst yüzeyini öptü. " Sürekli avuç içlerini öpmek istiyorum. " Dudakları öne doğru büzüldü. " Seni sevgilim diye değil, eşim diye çağırmak istiyorum. Off, ben çok mu şey istiyorum? "

Bu sefer kahkaha atan taraf ben oldum. Öyle güzel bükülmüştü ki dudakları onlara uzanıp öpmekle sıkmak arasında kalmıştım. Bir çocuk gibi davranışı beni ona bir kez daha aşık etmeye yetiyordu.

" Asla sevgilim, biz bunları hak ediyoruz. "

" Sevgilim diyen ağzını var ya..." dediğinde ona doğru yaklaşarak dudağına küçük bir öpücük kondurdum. Bu temasımla huzursuzlandı. " Yani şimdi bu öpücük mü gerçekten? "

" Gitmemiz gerektiği için göreve başlama öpücüğü gibi düşünebilirsin. " gözleri odada gezindi. Muhtemelen bir saat arıyordu.

" Görev..." dediğinde masanın üzerine duran telefonunu görerek oraya doğru ilerledi. Yatakta sadece ben kaldığım için bedenimi saran rüzgar tufanına göz devirdim.

Onsuz üşüyorsun Umay, farkında mısın?

" Siktir! " Dediğini duydum. Elleriyle dağınık saçlarını karıştırdı. " Aramışlar hem de 19 kez. "

" 19? " alt dudağımı dişlerimin altına aldım.

" Ve şu an saat kaç, tahmin et. " dedi gülümseyerek.

" Akşam olmuş deme..." dedim gözlerimi kapatarak.

" Beş. " dedi elini başına vurarak. " Kokunla beni mest edip uykuya maruz bıraktığın için sana dava açmalıyım. " sözleriyle birlikte kahkaha attım.

" Aç, durma sakın. "

" Sevgili eşimden şikayetçiyim hakim bey diyeceğim. " dedi telefonuyla birlikte bana doğru gelerek.

" Ya...Başka ne diyeceksin? " Burnumun dibine kadar geldiğinde yüzümdeki gülümseme arşa kadar çıktı. Onunlayken eğlendiğim kadar kimseyle eğlenmiyordum.

" Sevgili eşim diyeceğim, bana dokunmadan yapamıyor diyeceğim. " gözlerimi kıstım.

" Bundan da şikayetçi misiniz acaba Cihangir bey? " dedim bir yabancının adını fısıldar gibi.

" Şikayetçi olduğum konu dokunmalarının hep bir şekilde kesilmesi konusu. " dedi göz devirerek. " Var ya şu an seni öpmek için öne eğilsem, ıslak dudaklarımız birbirine dokunsa, tam biz dillerimizi kullanmaya geçecek olsak kapı çalar. " Sakin olmaya çalıştığını belli eden nefesini içine çekti. " Haksız mıyım? "

Başımı sallayarak onu onayladım. " Sonuna kadar haklısın..."

" O yüzden ayrı eve çıkmamız Şart. " dedi bir anda dikleşerek. Ciddi bir konunun üzerinde tartışmaya başlamak ister gibi hali vardı.

" Ne? " dedim odun gibi yüzümü buruşturarak.

" Ev diyorum, sadece sana ve bana ait bir ev. İkimizden başka kimsenin olmadığı, anlarımızın bozulmadığı bir ev. " duraksadı. " Çatısı benim olduğum, kolonları da sen olan bir ev. "

" Cihangir Karaboğa, derhal susmanı emrediyorum. Neden biliyor musun? " Başını iki yana salladığında bana doğru eğildi.

" Yanlış bir şey mi söyledim sevgilim? "

" Sadece çok duygulandım. " omuz silktim. " Sanırım oldukça hassas bir dönemden geçiyorum. Her şeye ağlayasım geliyor. "

" Her şeye mi? "

" Evet. " dedim gözlerimi kapatarak. " Mesela Kubilay ve Mizgin geliyor aklımda. Alparslan onlarla konuşacak. Ya ikisi de evden gitmeye karar verirse? " göz yaşlarımın dökülmesini engellemek adına başımı tavana çevirdim. " Ben evden biri gitsin istemiyorum. Öyle ev çok boş olmaz mı? "

" Biz? Ayrı ev? İkimiz? " dudaklarını öne doğru büzdüğünde ağlamak denilen kelime artık benim için dünyadan silindi.

" Cihangir, Umay burada mı? " diyen ve kapıya aralıksız vuran kişinin münasebetsizliğiyle konuşmamız yarıda kaldı.

" Ayrı ev diyorum, hemen diyorum, yarın diyorum. " dedi Cihangir oflayarak. " Şart. "

Cihangir kapıya vurmaya devam eden kişinin durması için kapıyı hızla açtı. Lakin otomatiğe bağlamış gibiydi kapıyı çalan kişi. Kapı açılsa bile vurmaya devam etti. " Ay, açmışsın. "

" Açtım. " dedi Cihangir nefes vererek.

" Umay, telefonun nerede senin? " Leman'ın bakışları yüzümde dolaştı. Beni ve telefonumu neden merak ettiği konusunda bir fikrim yoktu.

" Bilmem odada bıraktım sanırım. " gözlerim Cihangir'e ait ama birlikte kullandığımız odada gezindi. Ama buraya telefonumla gelip gelmediğimi zihnim tamamen silmişti.

" Sanem seni arıyor. " gözleri Cihangir'e çevrildi. " Ve de seni. "

" Sebep? "

" Bugün mekanın açılışı var ve bilin bakalım bu açılışın dansçıları kimler? " gözleri ikimiz arasında gezindiğinde iç çekti. " Telefonun sisteme bağlı olduğu için biz görüyoruz telefonuna gelen her bir bildirimi. " Açıklama yapacağını beklediğim bir konu değildir açıkçası ama yine de açıkladı. Düne göre iyi görünüyordu. Yüzündeki solgunluk gitmişti.

" Tamam hemen hazırlanıyorum. " yataktan kalktığımda çıplak ayaklarımı zemine bastım. Cihangir'in gözleri direkt ayaklarıma kaydı.

" Çorapsız basma..." diyerek beni uyandığında " Kapıdayım, fazla bekletmeyin. " diyerek kapıyı kapattı.

" Çoraplarımı bulamıyorum ki..."

" Mizgin getirir şimdi. " dediğinde gülmeye başladık.

" Onunla konuşmam gerek. " dedim Alparslanla konuşup konuşmadığını bilmem gerekiyordu. " Ama sanırım bugün bunun için uygun bir zaman değil. "

" Hazırlanmamız gerek, onlarla konuşmayabiliriz. " başını sallayarak beni onayladı. " Onlar da mekanda olacak. Ama göz göze bile gelmemeni rica ediyorum. Sanem çok uyanık biri. "

" Gelmem. "

Çoraplarımı bulduğumda ayaklarıma geçirecektim ki " Ben yaparım. " diyen Cihangir ayaklarımı esir aldı. " Seninle alakalı her şeyi ben yapmak istiyorum. Hem giydiren hem de soyan olmak istiyorum. "

" Cihangir..."

" Efendim sevgili eşim? " dedi bana öpücük atarken.

" Seni çok seviyorum. " Elleri ayaklarımda takılı kaldı. Duraksadı. Daha önce de söylemiştim, neden şimdi böyle afalladığını sormak istedim. Ama kapı bir kez daha çalınca bu konu da yarıda kaldı.

Cihangirle konuşacak şeylerimiz çoğalıyordu.

" Umay. " dedi Sanem'in tok sesi. " Kapıdayım. "

" İnanamıyorum buraya gelmiş. "

" Belki de bu sefer benim banyoyu kullanmak istiyordur. " diyen Cihangir'e çatık kaşlarla baktım.

Kapıyı açtığımda yüzünde oldukça koyu bir makyajla karşılaşmayı beklemediğim için afalladım. " Merhaba Sanem hanım. " sesime masumluğun bütün tonlarını ekledim.

" Seni burada bulacağımı biliyordum. " dedi baştan aşağıya beni inceleyerek. " Güzel bir gece geçirmiş gibisin. " imalı sesiyle gözlerimi kaçırdım. Utandığım falan yoktu sadece öyleymiş gibi davranan iyi bir oyuncu olmaya çalışıyordum.

" Evet, güzeldi. "

" Bu gecenin daha da güzel geçeceğinden şüphen olmasın. " göz kırptı. " Beni takip et, seni hazırlanman için bir yere götürmem gerek. "

" Sadece ben mi? "

" Dans eşinle bir başkası ilgilenecek. " dedi yüzündeki yapay tebessümle. " Beni takip et. "

Arkasını dönüp koridorda uzaklaşmaya başladığında omuz sikerek Cihangir'e el salladım. Kapıyı kapattığımda huzursuz, paytak adımlarla Sanem'i takip ettim. Annesini takip eden bir ördekten farkım yoktu.

" O adamla ciddi misiniz? " Sorusunu duyduğumda kaşlarım havalandı. Neden o adam diye bahsetmeye başladığını anlamamıştım. Geçen gün Cihangir en uygun cevabı vermişti. Şimdi bir de benden mi duymak istiyordu?

" Ciddiyiz. " Cümlem oldukça netti.

" Takılacak biri. " dedi sıkıntılı nefesinin ardından. Neden böyle davrandığı hakkında bilgim yoktu. " Bir savaşçı gibi geniş omuzlarının var olması ilişkide de o savaşçı ruhunu yansıtacak. " Bana doğru döndü. " Senin için fazla kaba biri. "

Buna sen mi karar veriyorsun diye sormak istesem de çenemi sıkı tutmayı becerdim. " Belki de. " dedim kulağımdaki küpenin bizi dinlediğini bilerek. " Ama şu anlık her şey çok güzel. "

" Başta hep öyle olur. "

" O zaman ben başta takılıp kalmak istiyorum. " dediğimde güldü.

" Vazgeçecek gibi görünmüyorsun. "

Başımı olumsuz anlamda salladım. " Onu seviyorum. "

" Sevgi geçicidir. " dedi şak diye. Kolumu tutan kirli ellerine kusmak istedim. Sürekli aklıma onunla alakalı bilgiler geliyordu. " Ve emin ol bir gün sevdiğin kişiyi hatırlamazsın bile. "

" Unutmak zor iş değil mi? "

" Yeterince çabalamadıysan. " göz kırptı. " Unutmak istersen hafıza sıfırlama aletim var. " dedi ciddi bir sesle. " Hemen devreye sokarız. " Kaşlarımı çattığımda " Seni şu odada hazırlayacaklar. Kıyafetin belli zaten. Ben gelip seni alacağım. Ya da birini gönderirim. Onun dışında bir yere kaybolma. Misafirlerimle ilgileniyor olacağım. " emirlerini yağdırdıktan sonra beni bahsettiği odaya koyarak gitti.

Artık tek başımaydım.

Bir odada, sanki az sonra gerçekten bir gösteriye girecekmiş gibi hazırlanıyordum.

Görev, diye hatırlattım kendime. Şu an bir görevdesin. Uzayan, bitmesi gerektiğini düşündüğün bir görev. Unutma, bu son nokta olabilir. Kendime olan hatırlatmam durduğunda başıma gelen kişilere odaklanmaya karar verdim.

Zaman geçmek bilmeyecek gibiydi.

Saçlarımı at kuyruğu yaptıklarında yüzümdeki makyajı görünce yüzümü buruşturdum. Aynada göz göze geldiğim kişi kesinlikle ben değildim. Başka birinin suratını yüzüme yapıştırmışlar gibi duruyordu. " İşlemleriniz tamam, kıyafetinizi giyebilirsiniz. " diyen kadına nazikçe gülümsedim. Beni ne hale getirdin diye sormak istesem de çenemi kapalı tutmayı becerebildim.

Kabinlerin olduğu yere geldiğimde elbiseyi giyinmem uzun sürmedi. Cihangir de hazırlanmış mıydı? Yanımda telefonum bile yoktu. Ona nasıl ulaşacaktım ki?

Sadece ben konuşursam o duyabilirdi. Kaşlarım havalandı ve aklıma gelen fikirle dudaklarım tebessüm etmeye kendini zorladı. Acaba bende Cihangir'e küpe mi alsaydım? Belki o zaman bende onu duyabilirdim.

Mantıklı bir fikirdi. Yani en azından şu anlık. Bir kulak deldirme hikayemiz olmasın mıydı yani?

" Sanem hanım geldi. " diyen sesi duyduğumda son bir kez üzerimi kontrol ederek dışarı çıktım. Bacağımı oldukça açık bırakan elbise benimle dalga geçer gibiydi.

" Çok güzel olacağını biliyordum. " dedi Sanem göz göze geldiğimizde. Beni hemen kabinlerin çıkışında bekliyordu. Üzerine giydikleriyle o da bir üç yaş küçük duruyordu.

" Teşekkür ederim ama makyaj abartılı değil mi? "

Başını iki yana salladı. " Zaten maske takacaksın. " dedi elindeki maskeyi bana uzattığında. Diğer elinde de kendinin olduğunu belli eden bir maske vardı. Maske siyahtı ve üzerinde ' körebe ' yazıyordu. Etrafında taşlarla süslenmiş küçük ayrıntılar vardı.

" Maske neden? " sonuçta ben bir dansçı olarak boy gösterecektim. Maske gerekli miydi?

Yüzünde rahatsız olacağım bir gülümse kendini gösterdi. " Körebe, oyunu için gerekli. " Başka bir açıklama yapmaya gerek duymadı. " Hadi takip et beni. Misafirlerimiz gelmiş olmalı. "

" Partnerim? " derken onun arkasından yürüyordum.

" Bulursun mekanda. " dediğinde içimde büyük bir huzursuzluk oluştu.

Merdivenlerden aşağıya inmek yerine bu sefer üste çıktık. Asansör kullanmama sebebimizi anlayamadım ama bir şeyler sormak da istemedim. Son zamanlarda fazla konuşuyordum. Bir şeyler anlamasını istemezdim. Merdivenlerin bittiği noktada duran uzun koridoru fark edince duraksadım. Bu taraf otelin farklı bir bölümü olsa gerekti. Daha önce gördüğümü sanmıyordum. " Otelin mekana bağlantısı var. " dedi beni bilgilendirme gereği görerek. " Bu taraftaki asansörler hariç o tarafa geçilemez. "

" Tek bir girişi var yani? "

" Bir de dışarıdan var. Otelden giriş yok. "

" Anladım. "

" Senden başka bu girişi bilen de yok. " dediğinde yutkundum.

" Bana bu kadar güveniyor olmanız..." duraksadım. Ne demeliydim? " Gerçekten benim için gurur verici. "

" Güveniyorum. " gözleri gözlerimden ayrılmadı. " Hadi içeri geçelim. "

Bir acelesi var gibiydi. İçeri girdiğimizde asansör bizi çıktığımız merdiven sayısı kadar yukarı çıkardı. Buna neredeyse emindim. Cihangir içeri giriş sağlayabilirdi biliyordum ama ya diğerleri? Onlar otel girişini bilmiyordu. Nereden girecekti?

Mekanın girişinde ' Körebe'ye hoşgeldiniz. ' yazıyordu. Ve neon ışıklarla aydınlatılmıştı. İçerden gürültülü ses gelmesini bekledim ama sanırım ses dışarı gelmiyordu. Ya da hiçbir şey henüz başlamamıştı.

" Körebeye hoşgeldin. " dediğinde bakışlarının değiştiğine yemin edebilirdim. Ama nasıl kanıtlayacağım hakkında bir bilgim yoktu.

Mekana adım attığım an çalan tango müziğine benzer bir müzik kulaklarımı tırmaladı. Sanem bana doğru eğildiğinde gözlerim etrafı inceliyordu. Kahretsin! Kadınların hepsinde üzerimdeki kıyafetten vardı ve yüzleri maskeliydi. Yüzümdeki maske yüzümü kaşındırmaya başladı ya da stresin bedenime yan etkisiydi bu.

" Partnerini bulmak biraz zor olacak ama belki de o seni bulur ha? " bir kahkaha sesi kulağımda yankılandı.

" Bu da ne demek? "

" Partnerini bulan hayatta kalır demek. Unutma, maskesini açan kaybeder. " diyerek yanımdan uzaklaştı.

Kalbim hızla atmaya başladığında sırtımdan ittirildim. Arkamda kim vardı onu bile bilmiyordum. Mekanda her yerde Cihangir'in kopyası olan adamlar vardı. Herkesin maskesi aynıydı. Kıyafetleri de aynıydı. Bu kadar kişinin arasında onu nasıl bulacaktım?

Karamsarlık beni her an arkama bakmadan kaçabilir duruma sokmuştu. Dudaklarımı sıkıca birbirine bastırdım. Demek yüzüme bir ton makyaj da bu yüzden yapılmıştı. Gözlerim etrafı taradı. Cihangir buradaki adamların hepsinden daha iri olmalıydı. Vücudunu tanıyor olmalıydım. Yüzlerinden tanıyacak bir durumum yoktu.

Mekanın ortasına doğru ilerledikçe erkeklerin yüzündeki maskenin simsiyah olduğunu ve hiçbir şey görmediklerini fark ettim. Ne yani kadınlar mı görebiliyordu sadece? Umutsuz bir vakaydım. Cihangir beni nasıl bulabilirdi ki?

" Tuttum seni, benimki. " diyen sesle birlikte aynı anda sol kolumu da biri tuttu. İki farklı insan da bula bula beni mi bulmuştu sorusu zihnimde çalkalanırken " Körebe oyununu bilmediğine bahse girerim. " diyen kişi dibime kadar girdi. " Ebe tuttuğu kişiyle bir gece boyunca ilgilenir. " kızar gibi bir ses çıkardı. " İlgisinin ne olduğunu da anlatmama umarım gerek yoktur. "

" Ne saçmalıyorsun? "

" Diyorum ki iyi ki ben tuttum seni. " maskesinin göz kısımları açıldığında simsiyah gözleri olan biri karşımda belirdi. " Başkasına gitmeden tuttum seni. Şanslısın. "

Ya ne demezsin demek istesem de beni tanıyor gibi konuşan adama sert bakışlarımı ilettim.

" Minik serçem. " diyen sesle birden o tarafa doğru çekildim. Cihangir'in kokusunu soluduğumda içime dolan huzur tarif edilemezdi. " Gözlerim kapalı da olsa kokundan buldum seni. Biraz uzun sürdüğü için özür dilerim. " boynuma kondurduğu öpücükle derin bir nefes aldım. Diğer adamın teması tamamen kesilmişti.

" Geleceğini biliyordum. "

" Benim olanı alamazsın..." diyen ses bakışlarımızı böldüğünde " Cihangir? " diye mırıldandı ve sertçe yutkundu.

" Ecevit? " dedi Cihangir beni tutan elleri gevşedi. Şok olmuş bir hali vardı. " Hasiktir! Sen yaşıyorsun lan. "

" Kuzgunlar ölmez. " dedi başını dikleştirerek. " Unuttun mu? "

O kimdi? Bir dakika! Şehit olduğu söylenen Leman'ın kardeşi...yoksa o olabilir miydi?

" Hortlak görmüş gibi bana bakmaya devam edersen işin içine sıçacaksın Ciho. Sen gelemeyeceksin diye benim gözüm üzerindeydi onun. " çenesiyle beni işaret etti. " Emanetime sahip çıktığın gibi bende çıktım kardeşim. " maskenin altından hareketlenen dudakları tebessümle duraksadı. " Şimdi söyle bana ablam nerede? Körebesi Barbar olmadan ben olayım. "

Tarif dahi edemeyeceğim bir olayın içindeydim. O ölmemişti. Cihangir bile bu denli Şok olduysa Leman'ın ne hissedeceği konusunda bir fikrim yoktu.

Ona ağzım açık bir şekilde bakarken bir silah sesiyle mekanda büyük bir gürültü koptu. Etrafa kaçan insanların arasında sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştım.

Ve silahın Sanem'in elinde olduğunu gördüm.

Hem de namlusu bize doğru çevrilmiş şekilde.

Insta: rumistrop

Tiktok: therumice

Bölüm sonu

1 yorum

  • EBENİN QMI KANKAAAA SAKA MİDURRR ECEVİT NE LA ECEM OLAYDİ İSMİM OLAYDİ😭😭😭😭😭😭😭😭😭😝😝😝😝😝😝😝😝😝😝🤍🍷🫀