İçeriğe geç

KUZGUN

Bölüm 37 · 33 dk okuma

KUZGUN

Bölüm 37

KIRMIZI IŞIK

Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın siyah kalplerim 🖤

Keyifli okumalar!

Cihangir'in yüzünde neredeyse mimik oynamıyordu. Bakışları öyle sertti ki bir an onun başka bir kişiliğinin olduğunu düşünmeye başladım. Bana olan bakışları asla böyle olmamıştı. Turkuaz gözleri her zamankinden keskin bakışlar atıyordu etrafa. Yani Sanem'e.

" Yalnız değil. " dedi kan dondurucu bir sesle. Ellerini tutsam bu sıcacık bulurdum ama şu an bakışları buz gibiydi. Odağında sadece Sanem vardı. " Bir sorun mu var? " sesindeki ima yutkunmama sebep oldu.

" Bende onu size soracaktım. " dedi başını omzuna doğru yatırarak. " Valizlerini taşımak için mi geldin Umay'ın odasına. "

Cihangir onun yanında Türkçe konuşmuyor olmasına rağmen şu an Türkçe konuşuyordu. Kendimizi bile isteye ele vermek değil de neydi bu? Ayrıca az önce gelen telefon kimdendi?

" Kısmen evet. " dedi bakışlarını sabit tutarak.

" Hmm, bende sandım ki..."

" Ne sandın? " Cihangir neden onun üzerine yürümek, her şeyi şu an burada bitirmek ister gibi bakıyordu?

" Hiç ortan yok koca adam. " dedi Sanem onun bedenini incelerken. Aklıma gelen görüntülerle ellerimi iki yanımda yumruk yaptım. Sanem'in evine gittiğimiz gün kemerine dokunması kısmını aşamıyordum.

" Umay'ın odasında ne aradığını daha farklı bir dille anlatacakmışsın gibi hissediyorum. Haksız mıyım? "

Cihangir hiç düşünmedi. " Sevgilim olduğu için onun odasındayım ve daima yanındayım. " dediğinde küçük dilimi yutacaktım. Söylemememiz gerekiyordu. " Başka soru? "

Cihangirle daha bugün bu konuyu konuşmuştuk. Ona söylememiz gerektiğini dile getirdiğimde bu fikrime karşı gibi duruyordu. Şimdi durup dururken neden ortaya bu teoriyi atmış olduğunu düşünüyordum. " Sevgili? " Sanem kaşlarını ne kadar çatabilirse çattı. Dudakları kıvrılmaktan ziyade gerildi.

" Aynen. " Cihangir'in sesi itiraz istemeyen netlikteydi.

" Dans mı yaklaştırdı sizi? " duraksadı. " Bilirsiniz tango biraz aşkla baktırır insana. Ya da tutku mu demeliydim? "

" Aynen. " dedi Cihangir ağzımı açmama izin dahi vermeden. Sanemle muhattap olmamı istiyor gibi görünmüyordu.

" Aynenden başka bildiğin bir kelime yok mu senin? "

" Bilirsiniz Türkçe pek bilmiyorum. " omuz silkti. " Bildiğim kelimeler sınırlı. "

" Demek birliktesiniz ha? " şaşkınlığını gizleyemediği ortadaydı.

" Birlikteyiz. " dedim konuşmaya dahil olmak isteyerek. Sonuçta benim odama gelmişti. Cihangir olmasa burada benimle konuşmak zorunda kalacaktı. Ve en azından ben de bir şeylerin altını çizmeliydim.

Ne yani köpek gibi bölgeni mi işaretleyeceksin Umay?

Kemerine dokunduğu günü hatırla ve asla yumuşama Umay.

" Büyük balık avlamışsın. " dedi Sanem göz kırparak. " Benim de oltamda olan bir balık avlamışsın. " iğrenç bir kahkaha sesi odada yankılandı. " Dikkat et, balığın kovayı terk etmesin. "

İmalar üzerine kurulu cümlesinin sonunda kocaman gülümsedi. " Balıklar ait oldukları kişiler dışında kimseye ulaşmaya çalışmazlar. " dedi Cihangir soğuk bakışlarında hiçbir değişim belirtisi göstermeyerek. " Nankör olmadıkları sürece. "

" Nankör değilsin yani? " Sanem'in bakışları sadece Cihangir'e odaklıydı. Cihangir'in yüzünde ise anlamlandıramadığım bir ifade vardı.

" Buna net bir cevap vermek uygun olmaz sanki ha? "

" Ha şöyle. " dedi onun istediği cevabı vermiş gibi. Kaşlarım çatıldı.

" Nankörlük başkalarının vücuduna ikinci bir beden olmuşken tabi. " diyerek tamamladı Cihangir sözlerini.

Sanem derin bir nefes alarak elindeki havluyu gösterdi. " Duşu kullanmak için gelmiştim ama neler öğrendim neler. " dedi kendiyle konuşuyormuş gibi. " Bana söylemek istediğiniz başka bir bilgi daha var mı? Bugünkü kotam sanırım daha dolmadı. "

" Ne söylemek isteyebiliriz ki? " sorumla birlikte iç çekti.

" Hamile misin? " sorusu o kadar yersizdi ki neredeyse tükmüğümde boğulacaktım.

" Ne? Hayır. "

" Kararlı değil bakışların. " dedi bana doğru yaklaşarak. " Çok gençsin. "

" Sanem hanım öyle bir şey yok. " dedim başımı iki yana sallayarak.

" Öyle bir şey olsaydı. " gözleri Cihangir'e ilişti. " İyi bir baba olurdu. "

Kanımda gezinen şeyin adı yok etme duygusu olabilir miydi? Sanem'in iltifatları bile midemi bulandırıyordu. " Kesinlikle. " dedim bir şeylerin üzerini örtmek amacıyla. " Ama öyle bir şeyin mümkünatı olamaz. "

" Mümkünatı olmasaydı bu konuşma gerçekleşmezdi Umay. " göz kırparak banyoya doğru yürüdü. " Ha bu arada yemek yiyelim mi? " kafasını kaşıdı. " Pardon bu bir soru olmamalıydı. Bazen patron olduğumu unutuyorum. " Kendini haklamanın yolunu her türlü buluyordu. Ya da kendini öne çıkarmanın mı demeliydim? Bize kim olduğunu hatırlatmaya çalışıyordu. " Yemek yiyeceğiz, " dedi bariton bir sesle. " Hep birlikte. Ortağım da gelecekti ama sanırım katılamayacak. "

" Ortağınız İtalyan olan mı? "

Başını sallayarak beni onayladı. " Başka bir yerdeymiş. Yine beni ekecek gibi hissediyorum. Ah şu gençler. "

" Açılışa gelmeyecek mi? "

Yüzünde sinsi bir gülümseme oluştu. " Gelecek, gelmeli. " dedi Cihangir'e bakarak. " Size bahsettiğim oyunu Hatırlıyor musunuz? "

" Körebe mi? "

" Evet. " gözleri ikimiz arasında gezindi. " O oyunun kurucusu o. Gelmezse oyun olur mu? "

" Eksik olur. "

" Aynen öyle. " göz kırptı. " Sen kıyafetlerini değiştirmeyeceksen beni aşağıda bekleyebilirsiniz. " İkimizi de ayrı ayrı inceledi. Ne bulmak ya da görmek istediğine dair bir fikrim yoktu. Bizden şüphelenmeye başlamış olabilir miydi? " Biraz etrafı gezersiniz fikir sahibi olursunuz. "

" Ne hakkında? "

" Mekan. " dedi gülerek. " Başka bir şey var mı fikir sahibi olmak istediğin? "

" Hayır. " Benimle dalga geçer gibi konuşmasının hoşuma gittiğini söyleyemezdim.

" Alt katta beni bekleyin o halde. Otelin yarısı benim biliyorsunuz. Keyfinize bakın. Sevgili keyfinize. " İç çekti. " Ben de saplığımla dertleşerek bir duş alıp yanınıza gelirim. "

" Pekala. "

Banyoya doğru tekrar yürümeye başladı. Sonra aklına içinde tutamayacağı bir şey gelmiş gibi arkasını döndü. " Yakışıklı. " dedi imalı bir sesle. Sabır dilenmek zorunda kaldığım anların birinin içindeydim. Sanemle bir an önce yollarımızı ayırmamız gerekiyordu nokta. " Dikkat et. "

" Ne konuda? " Cihangir'in buz kütlesiyle dolu sesi odaya klima taktırılmış havası veriyordu.

" Balık yemle insan yeminle kandırılır. " dedi akıl verir gibi.

" Bu da ne demek? "

" Partnerine sahip çık. " dedi gözleri bana iliştiğinde. " Körebe gözleri kapalı oynanan bir oyundur bilirsin. "

" Bilirim. "

" Bu oyuna sizi dahil etmeyecektim ama madem sevgili olup, yakınlaştınız sizi de dahil edeceğim. " göz kırptı. " Bakalım sevgilini gözlerin kapalıyken de bulabilecek misin balık? "

Son bir kez bize bakıp banyoya girdi. Duş sesini duyduğumuzda oda benim olmasına rağmen odadan çıkmak zorunda kaldık.

Zorundalık iyi miydi kötü müydü karar veremiyordum. Onunla odada konuşmak isteyeceğim son şey bile değildi.

Bir saat sonra hepimiz Sanem'in attığı konumda bulunan odaya giriş yapmıştık. Bizi gerçekten bekletmekten hoşlanmışa benziyordu. Cihangir hemen yanımda oturduğu için kendimi şanslı hissetsem de Sanem'e karşı artık bir açık noktamız olduğu için içimin sıkılmasına engel olamıyordum.

" Herkes de buradaymış. " dedi memnun olduğunu belli eden bir sesle attığı konuma en son gelen Sanem. Assolistler en son gelir lafını mı uyguluyordu? " Hoşgeldiniz. "

Masada oturan adamlara göz gezdirdim. Ben ve Sanem dışında bir tane daha kadın vardı. Gerisini erkekler oluşturuyordu. Alt dudağımı dişlerimin arasına aldığımda gözlerim kadını incelemeye devam etti. Muhtemelen Sanem'in ortaklarından birinin eşiydi.

" Ah, Sanem. " dedi saçı arkadan bağlı olan ayağa kalktığında. Boyunun uzun olduğunu sanıyordum ama sanırım ancak benimle aynı boyda sayılırdı. " Gün geçtikçe güzelleşen o bebek denince de sen. "

Sanem içi kıpır kıpır olmuş gibi hareket ettiğinde dudaklarımı büzmemek için büyük çaba sarf etmem gerekti. Bu kadın herkesle flörtleşebilecek potansiyeli kendinde nasıl buluyordu?

" Öyle mi diyorsun? " diye sordu cilveli bir sesle.

" Kesinlikle öyle. " Adamın ne işle meşgul olduğunu bulmaya çalıştım. Onunda böyle eğlence mekanı mı vardı? " Bizi yeni misafirlerinle tanıştırmayacak mısın? "

Sanem'in gözleri bize çevrildi. " Umay, yeni gözdemiz. " göz kırptı. " Yıldızı parlayacak o kişi. " dedi gülümseyerek. Nedense altında başka bir şeylerin imasının yattığını hissediyordum.

" Demek adı Umay. " dedi teyit eder gibi. Bakışları üzerimde gezindiğinde iyi ki sandalyede oturuyordum. Adamın kirli bakışlarının bütün bedenimi taramasını istemiyordum. " Çok da güzel, biliyorsun değil mi Sanem? "

" Bilmez miyim? "

Adamın abartma seviyesine göz devirdim. Az önce Sanem'e sulanırken şimdi sıra bende miydi? " Oyunda o da olacaktır umarım? "

Sanem kahkaha attı. Hoşuna giden detay neydi bilmiyordum ama onu baya mutlu ettiği belliydi. Yüzündeki o gülücük hiç solmadı. " Oyunda olacak, yalnız sevgilisi var. " göz kırptı. " Ama biliyorsun Körebe oyunu sevgili dinlemez. Ebeleyen istediğini kapar. "

" Kapacağımdan hiç şüphen olmasın. " gözleri tekrar bana çevrildi. Cihangir'i merak ediyor gibi durmuyordu. Gözlerinin tek odağı bendim. " Tanıştığıma memnun oldum, yeni gözdemiz. Oyun için sabırsızlanıyorum. "

Neydi bu oyun? Kaşlarımı canımı acıtacak kadar sert çattım. Altında değişik şeyler mi dönüyordu? Bir körebe oyunu ne kadar değişik olabilirdi ki? " Bende memnun oldum. " dedim çatık kaşlarıma rağmen. Yüzümde gülümsemeye dair bir iz yoktu.

Cihangir masanın altından elimi tuttuğunda karnımda oluşan ağrı kendini belli etti. Buradan aşırı derece sıkılmıştım. Bir olay çıksa da gitsek modundaydım. Asla yemek yiyecek halim yoktu.

" Yemekleri getirebilirsiniz. " dedi Sanem garsona dönerek. Garsonların hepsinin yüzünde bir maske vardı. Bunu sorgulamak içimden geçti lakin masadaki insanlarla muhattap olmak istemediğim için çenemi kapalı tutmayı tercih ettim.

Masada oluşan gerilim dolu dakikalar sadece benim içindi. Diğerleri halinden memnundu. Cihangir elimin üst kısmını okşuyor, beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Garsonlardan biri önüme çorba koyduğunda gözlerimi yüzüne çevirdim. Gözleri Kubilay'ın gözlerine o kadar benziyordu ki neredeyse ona adıyla seslenecektim. Gözleriyle tabağın altını işaret ettiğinde sertçe yutkundum.

İşaret ettiği yerde bir kağıt vardı. Muhtemelen onu alıp okumamı istiyordu. Gözlerimi masadaki insanlara çevirerek bana bakmadıklarını teyit ettim ve kağıdı boşta olan avcumun içine aldım.

' Üzerine bir şey dökülmüş gibi yap ve buradan derhal çık. Leman seni çıkışta bekliyor olacak. '

Onu onaylamak için başımı sallamadım. Sadece yutkundum. Çorbayı üzerime döksem çok dikkat çeker miydim? Kubilay tam da o sırada bardağıma içecek doldurmaya başladı. Onu dökmemi istiyor olabilir miydi?

" Sanem hanım. " diye söze başlayan kadına çevirdim gözlerimi. Sessizliğini bozmuş, konuşmaya dahil olmuştu.

" Efendim. "

" Video kayıtları hakkında konuşmak istiyorum. " dedi kadın gergin ses tonunu gizleme gereği duymadan.

Sanem'in gözleri benim üzerimde gezindi sonra da Cihangir'e kaydı. Masadaki herkesin bunun hakkında bir bilgisi olduğu belliydi. " Bunun şu an sırası olduğunu düşünmüyorum. "

" Peki ya sırası ne zaman? " kadın konunun üzerini kapatmamaya yemin etmiş gibi duruyordu.

Kubilay yanımdan çekildiğinde ellerimi uzatarak bardağı avuçlarımın arasına aldım. Biraz elimde tutmanın bir zararı olmazdı değil mi? " Ben size sırası gelince haber veririm. "

" Ya ısrar edersem? " diye sorduğunda Sanem kurnaz bir Tilki gibi gülümsedi.

" Israr etmemeniz gerektiğini bilmeniz gerekirdi. " gözleri yanındaki adama kaydı. Neler olduğu hakkında bir fikrim yoktu. Konunun sadece o videoyla alakalı olduğunu biliyordum. " Eşiniz sizce de biraz fazla konuşmuyor mu Ekin bey? "

" Ekim. " diye düzeltti adam. " Adım Ekim. "

" Ne fark eder? " Sanem bilerek yanlış söylemiş gibi bir izlenime kapıldığımda iç çekti. " M ve n harfi için tartışmaya değer mi? "

" Neden tehdit ediliyormuş gibi hissediyorum? "

" Aa. " dedi yüzünde yapay bir şaşkınlığa yer vererek. " Oysa ben afiyetle yemeğinizi yiyebilin diye oldukça sakin davranmaya çalışıyorum. Beni insanlar hep yanlış anlıyor. Neden? "

" Yanlışın ta kendisi olduğunuz için. " kadın bir kez daha nefret kusarcasına konuştuğunda Sanem ellerini önünde birleştirerek arkasına yaslandı. Masadaki hakimiyetini her an başka birine verecekmiş gibi duruyordu.

" Nerede olduğunuzu unutmamanızı hatırlatmak isterim. " dedi oldukça sakin bir sesle. " Hatırlamak istemeyenlere de bizzat yemek sonrası ben hatırlatırım. "

" Sanem hanım biz burada video hakkında konuşmaya geldik. " aralarından başka bir adam daha konuşunca Sanem gerildi. Bu video olayı da neydi böyle? Sonuna kadar durup dinlemek istiyordum. Lakin burada durduğum dakikalar boyunca nedense büyük bir olayın var olacağını hissediyordum.

" Geliş amacınız ne kadar bayat. " başını iki yana salladı. " Size o konu hakkında yeterli açıklamayı yaptığımı düşünüyorum. "

" Biz düşünmüyoruz ki konuyu tekrar açma gereği duyuyoruz. " dedi kadın ağzını peçeteye sildiğinde.

Elimdeki bardağı sallamaya başladım. Bir şekilde üzerime döküp bu kaoslu ortamdan çıkmak zorundaydım. Cihangir nasıl çıkacaktı sorusu aklımda gezindiğinde Sanem konuşmaya başladı. " Bazen ağzınızı nerede açıp açmayacağınızı bilemiyorsunuz. " Altı tehdit dolu bir cümle masaya tok sesini bıraktı. " O yüzden artık ağzınızla işiniz olmamalı. "

" Bu ne demek? "

Sanem'in yüzünde bir sırıtış belirdi. " Az önce ağzına sürdüğün peçete zehirliydi demek. "

" Ne? "

" Yavaş yavaş dudakların uyuşmaya başlayabilir, korkma olur mu? "

Ellerimin titremesine sebep olan olay işime gelmişti. Bu olaya şaşırmış gibi yaparak elimdeki bardağı üzerime doğru boşalttım. " Ah, kusura bakmayın. " diyerek ayağa kalktığımda " Elimden kaydı. " demeden de edemedim.

" Odana çıkabilirsin Umay. " dedi Sanem başını sallayarak. " Kusura bakma bizim yemekler biraz duygusuz oluyor. Nerede ne yapacağını bilmeyen insanların huzurumuzu bozması çok hoş değil, değil mi? "

" Sanırım öyle. " dedim ayakta dikilmeye devam ederek.

" Seninki de seninle gelsin. " göz kırptı. " Üzerini değiştirmene yardım etmeye oldukça gönüllü gibi bakıyor. "

Cihangir'in bakışları üzerimdeydi. Sanem'i duymuş olmasına rağmen bir kele bile dönüp ona bakmadı. Sanırım benim ne yapmaya çalıştığımı merak ediyordu. " O zaman size afiyet olsun. " dedim Cihangir'in omzuna dokunduğum an. " Benimle gel sevgilim. "

Cihangir herhangi bir şey demeden masadan kalktı ve önden yürümeye başladı. Elbisenin kırmızı olmuş alt kısmına göz devirdim. Mahvolmuştu. Kurtuluşu var mıydı onu bile bilmiyordum.

Cihangir'in arkasından ilerlerken son bir kez arkama baktım. Sanem gözlerini bizden çekmiş masadaki kadına çevirmişti. Kadın ise birkaç kez göz kırptıktan sonra başını masanın üzerine koydu ve gözlerini kapadı.

Uyumuş muydu?

Bakışlarım tekrar önümdeki koridora çevrildi. Cihangir arkasına dönüp kolumu tuttuğunda midemde uçuşan kelebeklere engel olamadım. Bir dokunuşla bile heyecanlanabiliyordum.

" Gerçekten peçeteye zehir sürdürmemiştir değil mi? "

" Sürdürmüştür. " dedi Cihangir net bir sesle. " Bu kadının şakaları bile gerçek. "

" Cihangir sence bizi o masaya bilerek mi oturttu? "

" Belki de. " dedi gergin sesine aldırış etmeli miydim bilmiyordum. Asansörlerin olduğu yere geldiğimizde bulunduğumuz katta olduğu için şanslı sayılırdık. İçine bindik, kapılar kapandı. Ve Cihangir de üzerime kapandı.

" Ne yapıyorsun? " diye sormama kalmadan dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Onu özlemiş miydim? Kesinlikle evet. Ama asansörde öpüşmemiz sorun muydu? Kesinlikle ona da evet. Ama Cihangir sanki bir çölde susuz kalmış gibi beni öpmeye başladı. Asansörde kamera olup olmaması umrunda bile değildi.

" Dudaklarını benim için arala, sevgilim. " dediğinde dizlerimin artık beni havada tutması için bir sebep yoktu. Kendimi onun kollarına bırakmak istiyordum. Bütün kontrol tamamen onda olsun istemek oldukça keyif vericiydi.

Parmakları belime baskı yaptığında ağzımı aralayarak öpüşüne karşılık verdim. Alt dudağımı dişlerinin arasına alarak ısırdığında inlememe engel olmak oldukça zordu. Nefes almak için benden ayrıldığında " Yanında ben olduğum sürece hiçbir şeyden korkma tamam mı? " yanağımda duran saçımı kulağımın arkasına geçirdi. " Küpelerini sakın çıkarma. " kulağıma doğru eğilip söylediği cümleye kafamı salladım.

" Asla çıkarmam, onlar hep benimle. "

" Böyle cümleler kurduğunda bedenimde kocaman bir sertlik oluşuyor. Bütün kaslarım kasılıyor. " Dudakları kulak mememin üzerindeydi. " Neden biliyor musun minik serçem? "

" Neden? "

Güldü. Kulağıma doğru gelen nefesi beni kendimden geçirmek için isabetli bir belirtiydi. Başımı geriye doğru atarak boynumu açığa çıkardım. " İzleniyoruz. " dedi algılarımı tekrar ele almamı sağlayacak bir ses tonuyla. Sadece Kulağıma doğru fısıldadığı için bir kamera olsa bile sesimizin duyulacağını zannetmiyordum. " O yüzden sakın ellerini üzerimden ayırma ve odana gidene kadar kucağıma çık. Ateşli bir gece geçirmemiz gerekiyormuş gibi görünmemiz izlemelerini kesmek için yeterli olacaktır. "

" Senin odana mı benim odama mı? " diye sorduğumda gülümsedi.

" Fark eder mi diye sormak isterdim ama benim odama. " kulak mememi dişlerinin arasına alarak emdiğinde mideme tokat yemiş gibi irkildim. " Benimkinde bizi bekleyen birileri var. "

" Pekala, " dudaklarımı öne doğru büzdüğümde onun dudakları hala kulak mememle oynamakla meşguldü. " Kucağına alsana beni. " dedim tek ihtiyacım olan buymuş gibi. " Ellerini bedenimde istiyorum. "

" Sadece ellerimi mi? "

Başımı iki yana sallayarak asansörün içindeki kameraya gözlerimi çevirdim. Gerçekten de izleniyor olabilirdik. Kırmızı ışık yanıp sönüyordu. " Her şeyini. " dedim kulağına doğru eğilip tıpkı onun bana yaptığını ben de ona yaparak. " Her yerin her yerim olsun istiyorum. "

Kulak memesini dişlerimin arasına aldığım an Cihangir beni hızla kucağına aldı. Dayanamayan bir çift gibi görünüm veriyor olmamız sanırım iyiye işaretti. Aslında hiçbir şeyi rol olsun diye yapmıyorduk. " Umay, Umay, Umay. " dedi üç kez adımı tekrarlayarak.

" Efendim sevgilim? "

Kalçamı sertçe sıktığında kendimi dizginleyemeyerek inledim. Sesimi asansörün kapısında olan herhangi biri rahatlıkla duyabilirdi. Asansörün kapıları açıldığında karşımıza kocaman bir boşluk çıktığı için şanslı sayılırdık. Cihangir'in odası benim odamın yanında olduğu için farklı bir yer aramamıza gerek yoktu. Ben kucağındayken hiç zorlanmadan odanın ona doğru ilerledi.

İkimizde sessizdik.

Sanki biraz sonra gerçekten asansörde olanların devamının getirilmesini bekliyor gibi sessiz...

Kucağında olduğum için kalp atışlarımı belki hissediyor olabilirdi. Gerçi ben onunkini duymuyordum. Heyecandan ne duyup ne duymayacağımı şaşırmış durumdaydım. Odanın kapısını açtığında dudaklarını boynuma sürttü. Gözlerimi kapatmak istediğim an " Bu kadar gösteri yeterli. " sesini duyarak bu isteğimi sonlandırdım.

Odada bizi bekleyenler vardı.

" Siz burada mıydınız? " sorumla birlikte Cihangir beni yere indirdi. Sıcaklığı kaybolduğunda bedenimden geçen hafif rüzgarı hissetmemek elde değildi.

" Gelmeniz neden bu kadar uzun sürdü? " diye sordu Barbaros çatık kaşlarını havaya kaldırarak.

" Sanki asansör sahnesini görmemiş gibi davranman yok mu Barbar? " dedi Mizgin göz devirerek.

" Var Mizgin, sorun ne? " dediğinde onun sinirlerinin bozuk olduğunu anlamam uzun sürmedi.

" Hiç Barbar, hiç. " ellerini teslim oluyormuş gibi havaya kaldırdığında Leman çenesinin ucuyla beni işaret etti.

" Gidelim mi? " kolundaki saate göz gezdirdi. " Biraz daha beklersek tüm plan mahvolacak. "

" Ne planı? " Benim haberim neden en başında olmuyordu da sonradan oluyordu?

" Otelde bir yer var mahzene benzeyen. " dedi Leman açıklama yapmasını hiç beklemiyorken. " Sendeki kart muhtemelen oranın kapısını açıyor. "

" Anahtar olan kart mı? "

" Başka kart var da haber mi vermedin bize? "

" Umay'ın kafası Cihangir onu öpünce çalışmayı bırakıyor. " dedi Mizgin gülerek. " Başka açıklaması olamaz şu anki halinin. "

" Kesinlikle. "

" Hey ben buradayım. " dedim kaşlarımı çatarak.

" Yooo sen Cihangirle ateşli öpüşmenin içindesin. " göz kırpan Mizgin'in ağzına bir tane çakmak istedim.

" Mizgin! "

" Sustum. " Ağzına görünmez bir fermuar çektiğinde iç çektim.

" İkimiz mi gidiyoruz? " diye sorduğumda gözüm Leman'ın üzerindeydi. Yüzünün rengi herzamankinden solgun görünüyordu.

" Evet ikimiz. " dedi kısaca. " Beni takip et. "

Başımı sallayarak onun arkasına takıldım. Cihangir'in göz kırptığını görerek gülümsedim. Odadan çıktığımızda Leman da bende sessizdik. Aklıma gelen detayla sessizliği bozan ilk kişi ben oldum. " Kameralar aktif değil mi? Şu an bizi izliyor olabilirler. "

" Kameraları geriye sardık. " dedi omuz silkerek. " Siz odaya girdiğiniz an değiştirdik. "

" Her şeyi düşünmüşsünüz. "

" Her zaman. "

Alt kata inen merdivenleri teker teker inmeye başladığımızda aramıza yeni bir sessizlik girsin istemediğim için konuşma açmaya çalıştım. " Yüzün solgun görünüyor. " bakışları bana doğru döndü. " Hasta mısın? "

" Hayır. " dedi dümdüz bir sesle. Onunla ne zaman aramızdaki buzların eridiğini düşünsem yeni bir buz çıkarmaya çalışıyordu. " Solgun değil yüzüm. "

" Aynaya baktın mı? "

" Umay benimle konuşmak istiyorsan çok yanlış bir zaman seçimi. " başını iki yana salladı. At kuyruğu yaptığı saçı etrafında döndüğünde dudaklarımı birbirine bastırdım. Onunla konuşmaya çalışmak hataydı.

" Her zaman öyle. " omuz silktim. " Bu hallerine alıştım. "

" Hallerime? " yutkundu. " Ne varmış ki halimde? "

" Konuşmanın zamanı değil bence. " dedim bir nevi onun gibi kendimi geri çekerek.

Sessizce onu takip etmeye başladığımda dudakları açıldı ama sonra kapandı. En aşağı kata ulaştığımızda karşımıza çıkan hiçbir kapı yoktu. " Burası boş. " dedim kaşlarımı çatarak. " Bir kapı yok. "

" Yerdeki şu çıkıntıyı görüyor musun? " eliyle işaret ettiği yere baktım. " Orada bir giriş var. "

" Ne yani mahzen dediğin şey cidden yerin dibinde miydi? "

" Evet. "

" Burayı nasıl buldunuz ki? " Gerçekten kimsenin görebileceği bir yerde değildi. Burayı bulmuş olmaları bile tuhaftı.

" Sanem'i gözetledik. " omuz silkti. " Elindeki kart dışında bir şeyle açılmıyor. Açılsa bile içerideki güvenlik oldukça sıkı. Biri açmaya çalıştı. "

" Ne oldu birine? "

" Kalbine ok girdi. "

" Ok mu? " Başını sallayarak beni onayladı.

" Eski yöntemleri tercih ediyor sanırım. " omuz silkti.

" Ya burada olduğumuzu anlarsa? "

" Merak etme Kubilay onların başında. Bize haber verecek. "

" İyi de mahzenden nasıl iletişim kurabiliriz ki? " telefonun çekip çekmeyeceği belli bile değildi. Leman nasıl bu kadar rahat olabilirdi ki?

" Hadi Umay, şu kartı çıkar ve koy yerine. " dedi bana cevap vermek yerine. Yüzünü buruşturduğunda midesini tuttu. Onda bir şeyler vardı ama söylemiyordu.

" Pekala. " diyerek çemberin olduğu çıkıntıya yaklaştım. Arka cebimdeki kartı çıkararak tam ona uygun olan yerin üzerine koyduğumda çemberin ortası açılmaya başladı. " Açılıyor. " dedim gözlerime inanamayarak. Sanem burada ne saklamış olabilirdi ki? Yaptığı işlerin delillerini mi?

Bu çok saçma değil miydi?

" Yine mi merdiven? " dedi kusacakmış gibi görünen Leman.

" Yine merdiven. " diyerek başımı salladım. " Hangimiz önden gidiyoruz? "

" Ben tabi ki. " göz devirerek önden merdivenleri inmeye başladı. Merdivenler gerçekten de bizi yerin dibine doğru götürmeye meyilliydi. İndiğimiz an üstümüze kapanan kapıyla tedirginliği bütün bedenimde hissettim.

Nereden çıkacaktık? Leman'ın bu konu hakkında da bir planı var mıydı?

" Umarım girdiğimizi düşündüğün gibi çıkışımızı da düşünmüşsündür. " dediğimde bakışları beni buldu.

" İnanır mısın ilk defa o kısmı düşünmedim. " omuz silktiğinde ciddi olup olmadığını düşündüm. Buradan çıkışımız olmayacaksa neden girmiş olabilirdik ki?

" Şakacı seni. "

" Şaka yapmam Umay. "

" Leman. " dedim korktuğumu belli etmemeye çalışarak. " Ne dediğinin farkında mısın? "

Ona doğru hızlı adımlarla ilerlediğimde " Dur, hareketi kes. " Dediğini işittim. Gözlerim Leman dışında her yere çevrildi. Küçük dilimi yutmama sebep olacak şeyler vardı.

" Bu da ne? " dedim kendimi tutamayarak. Burada gerçekten bir şeyler vardı. Bundan artık kesinlikle emindim. Çünkü bu kadar güvenli olmasını istediyse çok önemli şeyleri saklıyor olmalıydı.

" Tuzak kurmuş. " gözleri bedenimi inceledi. " İkimiz de geçebiliriz sanırım. "

" Kırmızı çizgilerin altından mı üstünden mi geçmemiz gerekiyor. Kuralı var olabilir mi? "

" Aslında şifresi var. " dedi omzunun üzerindeki düğmeleri olan kutuyu göstererek. Duvara sabitlenmiş kutudaki kırmızı ışık yanıp yanıp sönüyordu. " Ama çözmek imkansız. "

" O zaman sürünerek geçeceğiz? "

" Aynen öyle. " dedi rahat bir sesle. " Yapabilirsin değil mi? "

" Daha önce hiç yapmadım. "

" Zaten ben her gün heyecan olsun diye kırmızı ışık açar altından üstünden geçmeye çalışırım Umay. " dedi göz devirerek.

" Ne yani senin içinde mi ilk? "

" Evet. " kaşlarım hayretle havalandı. " Umarım başka bir engelle daha karşılaşmayız. Bir dizide görmüştüm bunlara dokunmadan geçersek sorun yok ama en sonuncusu hareketli oluyor. Ona dikkat etmemiz gerek. "

" Hareketli mi? "

" Hı hı. " Leman'ın gözleri odayı boydan boya çizmiş olan kırmızı bir ipliğe benzeyen lazer ışıklarındaydı. Sertçe yutkunarak dediği sonuncu ışığa baktım. Gerçekten de hareketliydi. Onu nasıl alt edeceğimiz konusunda hiçbir fikrim yoktu.

" Bence şifreyi çözmeye çalışmak daha olağan. "

" Şifre kırabildiğini bilmiyordum Umay. " ciddi sesine göz devirdim. Sanırım ikimizden birinin gözü bu gidişle devrik kalacaktı.

" Sadece çözüm bulmaya çalışıyorum. "

" Tek çözüm ışıkları geçmek. İlk ben geçeceğim beni takip et. " gözleri bedenimi inceledi. " Ya da sen gelme. Ben geçerim o tarafa. "

" Hayatta olmaz. " dedim gitmek istediğimi bu kadar çok istediğimi bilmeyerek. " Yani seni yalnız bırakmak istemiyorum. "

" Korktuğun için değil yani? "

" Belki o da vardır içinde. " dediğimde ondan beklemediğim bir hamle yaptı. Elimi tuttu. Cihangir'in tutuşu gibi değildi tabi ki. Soğuk elleri güven vermek amacıyla elimi sıktı.

" Güven bana hiçbir şey olmayacak. "

" Kendini hep böyle kandırır mısın? "

Gülümsedi. " Genelde. " dedi yüzünü buruşturarak. Elinin birini karnına götürdüğünde kaşlarımı olabildiğince çattım.

" Sen gerçekten iyi değilsin. "

" Midem bulanıyor. " dedi yutkunarak. " İyi değilim, haklıydın. "

" Ve benimle buraya geldin. Aferin Leman. " dediğimde gülümsedi. Bana gülümsemesi hayra alamet miydi?

" Gerçekten beni düşünüyor musun yoksa burada kalırız da bir daha Cihangir'i görmem diye mi korkuyorsun? " Her ne kadar ikinci seçenek ağır bassa da onu düşündüğüm gerçeğini inkar edemezdim. Birbirimize zıt gidiyor olsak da bir insanın kötü olmasını istemezdim.

" Cihangir'i karıştırma. " Yüzümde ufak bir tebessüm belirdi. " Ama ciddiyim seni düşünüyorum. Alnında minik ter damlaları var ve ellerin buz gibi Leman. İyi değilsin. "

" Farkındayım. O yüzden bu işi halledip gidelim. " başımı salladım. Daha fazla konuşmanın ikimize de yararı yoktu. Buraya girmiş olmamız bir şeyler bulacağımız anlamına gelmiyordu ama yine de denemekte fayda vardı.

" Telefon çekiyor mu? " sorum aslında çok merak ettiğim için değildi. Sadece onun zihnini meşgul etmek istiyordum.

" Çekiyor. " dedi kararlı sesiyle. " Biraz önce bir bildirim geldiğine eminim. "

" Trendyol bildirimidir. " dedim gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırarak. Olur olmaz anlarda bildirim sesi gelen tek uygulama sanırım oydu.

" Onun bildirimlerini sonsuza dek kapattım. " gözlerini irice açarak iç çekti. " Çok rahatsız edici. "

" Kesinlikle. "

Leman yere yattığında " Gelmek istemezsen gelmeyebilirsin. Her şeyi ben hallederim. " dedi. Solgun yüzünü bir kez daha inceledim. Burada onu hastaneye götürebilir miydik? Barbar onun bu halini görse bir dakika burada durdurmazdı.

" Geleceğim. "

Başını sallayarak kırmızı çizginin birinin altından dikkatle geçti. Kaç tane lazer ışığı olduğunu saymamıştım. Gözlerim sürekli en sonuncu olandaydı. Ters hareketimizde alarmı etkinleştirebilmek için zaman kolluyordu.

Bende tıpkı Leman gibi yere yatarak ilk lazeri geçtim. Düşündüğüm kadar zor bir işlem değildi. İkinci lazer için ayağa kalkmam gerekiyordu. Üstünden zıplamalıydım. Çünkü çapraz bir şekilde geliyordu kırmızı ışık. Altından geçebileceğim kadar boşluk yoktu. Ayağa kalktığımda Leman'ın neredeyse çıkışa yaklaştığını gördüm. Bu iyiye işaretti. Üçüncü ışığın da üzerinden geçtikten sonra tekrar yere uzandım. Artık çocuk oyuncağı gibi geliyordu. Dikkatli olduğum sürece hiçbir sorun yoktu. Birkaç ışık daha geçtiğimde sonunda sürekli hareket halinde olanın yanında durdum.

" Bir sağa bir sola hareket ediyor. " dedi yanımda duran Leman. Onun da son lazeriydi. Bunu geçersek ortada bulunan kasaya ulaşmış olacaktık. " Sola hareket ettiğinde sağda herhangi bir ışık kalmıyor. Ama sağa hareket ederse çapraz çizgiyle hareket ediyor. " incelediğini belli ederek bana anlattığında başımı salladım.

" O zaman sola hareket ettiğinde sağdan geçiyoruz. " dedim anladığımı belli ederek.

" Aynen öyle ama sanırım bunların dakikası var. " dedi stresli olduğunu belli eden yüz ifadesini takınarak. " Çünkü hala sağ taraftaki aktif. "

" Beklemekten başka çaremiz yok. "

" Umarım Sanem o masadan kalkmaz. " dedi Leman alnındaki teri silerek. Ayakta duracak halinin olmadığının farkındaydım. Ama hala direnmeye çalışıyordu.

" Sol tarafta. " dedim heyecanla. Sona yaklaştığımızı belli eden ışıkla yüreğim ağzıma geldi.

" Üç deyince birlikte geçelim. " Leman'dan beklemeyeceğim hamleler geliyordu. " Bir iki üç."

Aynı anda kırmızı ışığın olmadığı yerden diğer tarafa geçtik. Gözlerimi kapatmak için zaman bile yoktu. Dizilerde böyle yerlerde küçük bir aksiyon yaşanırdı. Ama bizde öyle olmamıştı. Kolaylıkla olmasa da sonunda ulaşmıştık. Sanem'in böyle bir sistemle bir şeyleri saklayabileceği asla aklıma gelmezdi. " Anahtarı kasaya okut. "

Cebimdeki anahtarı çıkararak kasanın üzerindeki boşluğa koyduğumda kasadan huzursuz edici bir ses geldi. Sanırım açıldığını belli eden bir sesti bu.

" Açıldı. " dedim bir adım geri çekilerek. " İçinde ne görmeyi bekliyoruz bilmiyorum ama Leman bu bir tuzak bile olabilir. Biliyorsun değil mi? "

" Biliyorum. " sertçe yutkunduğunda gözleri üzerimde gezindi. " Özür dilerim Umay. " dedi sanki içinden bunu söylemek geçiyormuş da yıllarca ertelemiş gibi. " Böyle biri olduğum ve seni sürekli ötekileştirdiğim için özür dilerim. "

" Leman..."

" Bir şey söylemene gerek yok. " diyerek susturdu beni. " Lütfen söyleme de. Ben sadece..." Kendini daha fazla tutamadı. Kusmaya başlayacak gibi yere eğildi.

" İyi olmadığını söylemiştim. " dedim ve sonra kendimden nefret ettim. Bir ebeveyn gibi davranmayı ne zaman bırakacaktım?

" Sen kasayı aç, buraya boşuna gelmedik. Ben iyiyim. " huzursuz olduğunu belli eden bir ses çıkardı. " İyi değilsem bile iyi olmaya çalışacağım. "

Ayağa kalkarak kasanın kapağını yukarı doğru kaldırdım. Normalde bunu yapmak için büyük bir cesaret toplamam gerekirdi. İçinde ne olduğunu bilmediğim, güvenlik sistemiyle saklanan bir kasaydı sonuçta. Ama Leman'ın halini görünce buradan hemen çıkmak adına deli cesareti yüklenmişti bana.

Kaşlarımı çattım. Kasanın içi o kadar büyüktü ki neredeyse içinde hiçbir şey yoktu. " Bu sanırım boş. " dediğim an gözlerimi kısarak içine tekrar baktım. " Ya da içindekiler çok güzel gizlenmiş. " elimi içine doğru uzatarak şeffaf dosyalardan birini aldım. " Bir dosya var. " dosyayı alınca açığa çıkan parıltıyla korku bedenimi ele geçirdi. Parlayan şey de neydi? " Bir şey parlıyor. " dediğimde Leman ayağa kalkarak yanımda durdu. Hiç düşünmeden elini uzatıp parlayan şeyi yukarı doğru çekti.

Kasanın içi öyle derindi ki altından bir sürü şeyin çıkacağına emindim.

" CD. " dedi elindekini sağa sola çevirerek. " Aradıkları video kayıtları bunun içinde olabilir mi? "

" İzlemeden bilemeyiz. Hoş, nasıl bir video kaydı arıyorlar onu bile bilmiyoruz. " dedim sıkıntıyla iç çekerek. " Başka bir şey görünmüyor. " kasanın içine bir kez daha göz gezdirdiğimde Leman cebinden bir CD daha çıkarttı. " O da ne? "

" Yerine koyacağımız boş CD. "

" Vay canına bir CD bulacağımızı nereden biliyordun? "

Omuz silkti. " Bilmiyordum, sadece her şey için hazırlıklı geldim. " cebindeki kartları da gösterdi. Biri hafıza kartıydı. Demek ki kasadan öyle bir şey çıksa yerine koyacağı şey o olacaktı.

Leman'ın fazla tedbirli biri olduğunu daha önce hiç söylemiş miydim?

" Artık çıkmamız gerekiyor. " dedi sakin olmaya çalıştığı sesiyle. Dosyanın içindeki belgeleri çıkarıp cebine koydu dosyaya ise bomboş olmak kaldı. Kasanın içine yerleştirip kapısını kapattığında etrafımı inceleme ihtiyacı hissettim. Lazerli bölgeyi tekrar geçmek zorunda kalacaktık. Başka bir çıkış yok muydu? Sağıma soluma dikkatlice baktım. Herhangi bir ışık belirtisi görmek bile beni mutlu edebilirdi. Çünkü bir an önce Cihangir'in kollarının arasında olmak istiyordum.

Çok mu şey istiyordum?

" Belgeler bende kalacak. Şimdi çıkabiliriz. " başımı sallayarak lazer ışıklarını geçmek için önlerinde dikildim. Buraya gelirken bir umudum yoktu ama giderken umudum çoktu. Çünkü benimkinin yanına gitmek için neredeyse dakika sayıyordum.

" Sence o belgelerde işe yarar bir şey var mı? "

" İllaki vardır. " dedi ama o da pek emin görünmüyordu..

" Bu arada Leman, Barbar ve sen..."

İrkildi. Sanki yanlış birinin adını ağzıma almışım gibi kendini geriye doğru çekti.

" Ne olmuş bize? "

" Siz iyi misiniz? "

Son lazer ışığını da geçtiğimizde koridor kısmına doğru yürümeye başladık. " Bu soruyu neye dayanarak soruyorsun? "

" Sana. " dedim gayet ciddi bir sesle. " Kötü görünüyorsun ve Barbar da hiç mutlu durmuyor. "

Leman'ın ilişkileri hakkında bir şeyleri bana anlatacağını sanmıyordum. Kesinlikle şu an geçiştirip üzerini kapatacaktı. Hiçbir şey yok, diyerek bana bağıracaktı. O Leman'dı sonuçta değil mi? Dertlerini birine anlatacak en son insandı.

Belki o bile değildi.

" Sanırım benden ayrılmak istiyor. " dediğinde merdivenleri çıkıyorduk. Üzerimizdeki çember kapıyı açtıktan sonra bu yerden tamamen kurtuluyorduk. Kapalı kalmadığımız için mutluydum.

" Barbar? " şaşkınlığımı beni hiç tanımadan bile yüzümden okuyabilirdi.

" Barbar. " diyerek onayladı beni. " Artık aramızda bir şeyler bitmiş gibi. " üstümüzdeki kapıya anahtarı koyarak açılmasını sağladığında onların ilişkisi hakkında yorum yapıp yapamayacağım hakkında düşünmeye başladım.

Mahzen denilen yerden sonunda çıktığımızda derin bir nefesi içime çektim. Yet üstü dururken yer altı da neydi? " Barbar seni seviyor. " dedim sanki her haltı biliyormuş gibi.

" Bunu sana o mu söyledi? " çember kapı bir süre sonra kendini kapattığında merdivenlere doğru yürüdük. Şimdi indiğimiz bütün merdivenleri çıkma zamanıydı. Kulağındaki kulaklığı aktifleştirerek " İşlem tamam, yukarı çıkıyoruz. " dedi.

" Söylemesine gerek var mı? " duraksadım. " Sen hiç sana nasıl baktığını gördün mü? "

" Kimse bana Cihangir'in sana baktığı gibi bakamaz. " konuyu değiştirmeye çalışıyordu. Bunun farkındaydım. Kendiyle alakalı konuşma bu kadar yeterli mi diyordu? Hiçbir şey bilmiyordu. Barbar'ın ayrılmak gibi bir niyeti yoktu. Tek isteği onunla hayatını birleştirmekti.

" Konu biz değiliz. "

" Konu biz de olmayalım lütfen. "

" Leman, sen ne zaman sorunlarından kaçmayı bırakacaksın? "

Leman merdiven basamaklarından birinde durarak yüzüme baktı. " Barbaros sana psikolog bacım demekle haklı. Sürekli birilerinin hayatlarıyla ilgilenmeye çalışıyorsun. Mesleğini bizim yanımızda uygulamaya devam etme. Canı acıyan sen olursun. "

" Ne bu şiddet bu celal? " diyen sesle birlikte yan tarafımıza döndük. Kubilay üzerindeki garson kıyafetiyle bize doğru yaklaşmıştı lakin konuşmaya kendimi o kadar kaptırmış olmalıydım ki onun geldiğini bile duymadım.

" Ben belgelere bakmaya gidiyorum. Size bol eğlenceler. " diyerek yanımızdan ayrılacaktı ki başının dönmesiyle geriye doğru sendeledi. Kubilay ani refleksle ona doğru uzanıp tutmasaydı muhtemelen merdivenleri takla atarak inerdi.

" Neyin var senin? " Kubilay'ın sesi kızgınlık barındırıyordu. " Hasta mısın? "

" Önemli bir şey yok. " dedi Leman söyleme gereği duymadan. " Sadece yoruldum. Uyumadık hiç, biliyorsunuz. "

" Bünyenin sağlam olduğunu sanıyordum. "

" Değilmiş Kubi. " dedi kızarak. " Öğrenmiş olduk. "

Bize bakmadan diğer tarafa doğru ilerlemeye başladığında Kubilayla yalnız kalmak ilk defa bu kadar garip hissettirdi. Çünkü evli olduğumuzu öğrendiği günden beri soğuk bir tavır sergiliyordu. Bu bilgiyi ondan gizlemek isteyen kişiler biz değildik. Bunu ona anlatmalıydım.

" Kubilay biraz konuşabilir miyiz? "

Gözleri yüzümün her ince ayrıntısını zihninde bir yere not ediyor gibi yavaşça çehremde gezindi. " Konuştuğumuzu düşünüyordum. " omuz silkti. " Umay Karaboğa. "

Gözlerimi kapatarak inledim. " Bana böyle davranmaya devam mı edeceksin? "

" Büyük dayının isteklerini yerine getiriyormuşsunuz kocanla birlikte. " dedi iç çekerek. " Nikahlı olduğun kocan. Hani şu evlilik cüzdanınızın olduğu kocan. "

" Kocamın bir adı var. "

" Doğru Cihangir Karaboğa. " dedi elini şıklatarak. " Saygıdeğer yakın arkadaşım. Birlikte çatışmalara girdiğimizde aramızda bir sır olmayan ama dört yanı duvarla çevrili bir yerde aramıza sırlar girdiren adam. "

" Ona kızma. "

" Sana mı kızayım Umay? " dediğinde bütün suçu üstlenmeye hazırdım.

" Evet, " dedim kararlı sesimle. " Bana kız. Büyük dayı istemiş olabilir her şeyi ama Cihangir bana sizden gizlemek istemediğini söyledi. Söyleyelim ne olabilir ki dedi. Ama ben durdurdum onu. Büyük dayının emirlerine benim yüzümden sürekli karşı çıkıp durdu. " gözlerimi kapatıp açtım. " O yüzden daha fazla ileri gitmesini istemedim. Size söylerse Büyük dayıyla arası bozulurdu. "

" Tam da tahmin ettiğim gibi. " dedi suçlayıcı bakışları zemini bulduğunda.

" Neymiş o tahmin ettiğin gibi olan? "

" Senden önce Cihangirle konuştum. " eliyle sakalının kenarını okşadı. " Bu konuşmayı hakkında. " İçimde korku dolu bir an yaşandı. Cihangir ona ne demiş olabilirdi ki? Kubilay gülümseyerek bana baktı. " O da böyle şeyler söyledi. Ama senin yaptığın gibi. Sen onu korudun, suçu üstlendin. O da seni korudu, suçu üstlendi. " elini omzuma koydu. " Bunu aranızda konuştunuz mu? "

" Hayır. "

" İkinizin arasındaki bu şeye sanırım çok özeniyorum. " Kubilay'ın yüzünde artık bir gülümseme yoktu. " Her daim birbirini koruyan bir çift. Böyle olmayı nasıl başarıyorsunuz? Hem de birbirinizi yeni tanımış olmanıza rağmen. "

" Senin de böyle hissettiğin biri var, Kubi. " Kubilay başını sağa doğru çevirip sertçe yutkundu.

" Öyle bir şey yok Umay. " başını iki yana sallayarak reddetti. " Asla da olmayacak. Ben eski Kubilay olmaya devam edeceğim. "

" Sen hiçbir zaman eski Kubilay olmadın. O sadece yüzüne geçirdiğin maskendi. "

" Hakkımda hiçbir şey bilmiyorsun. " Kubilay'ın ilk defa bu hallerini görüyordum. Aramıza bir sınır çizmişti ve o sınırı geçemiyordum. Geçmeme izin dahi vermiyordu.

" Sen de benim hakkımda. "

" Bilmek isteyen kim? " dediğinde kalbimin kırılma noktası ilk defa çatırdadı. Bana hiçbir zaman kötü davrandığını hatırlamıyordum. O Kubilay'dı. Her şeyle dalga geçerdi. Esprileriyle ortamı yumuşatırdı. Ama ilk defa beni yumuşatmıyordu.

" Kusura bakma ben haddimi aştım, Kubilay komutanım. " dedim kendimi bir adım geriye çekerek.

" Komutanım mı? "

" Evet, öyle davranıyorsun. " başımı sallayarak gözlerimi yukarı doğru kaldırmayı denedim. Kubilay benim başımı yaslayabileceğim biriydi. Ama şu an bambaşka biri gibiydi. Leman'dan farksız davranıyordu. " Leman'ı örnek aldığını bilmiyordum. "

" Örnek almıyorum. "

" Pekala. " omuz silktim. " Her şey için özür dilerim Kubilay. " dedim bir adım daha geriye giderek. " Sanırım görevimiz burada bitti. "

" Sana bir şey soracağım. " dedi gitmemi istemediğini belli ederek. Yüzündeki soğukluk da neyin nesiydi? Narin Koçova'nın yanında beni koruyan adama ne olmuştu? Yoksa altında bambaşka şeyler mi vardı?

" Sorabilirsin. Ne de olsa her şeyi cevaplamak zorundayım değil mi Kubilay komutan? "

" Tripli cümleleri hiç sevmem. "

" Tripli bir cümle kurmadım. "

" Umay. " dediğinde ses tonu tanıdığım Adamın sesine dönüştü. Neredeyse ağlayacaktım lakin kendimi tutmak daha ağır basıyordu. " Evli olduğunuzu kimseye söyleme ve bu olanlardan sonra ailenin yanına git. "

Kalbime bir ok fırlatılsa da bu cümleleri duymasam dediğiniz bir an olmuş muydu? Benim olmuştu ve sanırım tam da şu andı. Hiç beklemediğimiz kişiler vurmaz mıydı zaten bize?

" Bizimkiler bu sırrı öğrenirlerse senin için kötü olur. "

" Beni düşündüğün için mi Cihangir'den uzak tutmaya çalışıyorsun? " sorum aslında bir haykırıştı. Ben ailemin yanına gitmek için evli değildim. Ben Cihangirle kalabilmek, yanında durabilmek için evliydim.

Parmağımda bir yüzüğün olmayışı ona saygı ve sevgiyle bağlı olmadığım anlamına gelmiyordu. Bizi birbirimize bağlayan görünmez detaylar vardı.

" Gitmelisin. " dedi altında bambaşka bir neden olduğunu biliyor gibi bakarak.

" Beni birazcık tanıdıysan gitmeyeceğimi bilirsin Kubilay komutan. " Ona soğuk davranmak istemiyordum. Sadece bir tepkim olsun istiyordum. Ne olabilirdi ki evlendiğimizi öğrenseler? Beni dışlayacaklar mıydı? Zaten ilk başta bu evrelerden geçmemiş miydim? En fazla başa dönmüş olurduk.

Cihangir yanımda olduğu sürece bu sorun bile değildi.

" Beni dinle, o Narin Koçova boşuna girmedi hayatına. Bilmediğin şeyler var. "

" Anlat bileyim Kubilay. " dedim kendime hakim olamadan. " Neden gizli kapaklı oynuyorsun ki? Neden yani? "

" Sadece git diyorum işte. "

" Ben sana Mizgin'i bırak ve git deseydim sen sorgusuz sualsiz bunu yapabilir miydin? " Dudakları düz bir çizgi halini aldığında kaşları çatıldı. Böyle bir yerden onu vuracağımı düşünmüyor olmalıydı.

" Bunun konuyla hiçbir alakası yok. Mizgin benim için sadece arkadaşımın kardeşi. Cihangir senin sevgilin. "

" Arkadaşının kardeşi? " Mizgin iyi ki şu an bizi duymuyordu. Yıkılışını nasıl toparlardım bilmiyordum. Ya da o toparlanmak ister miydi?

" Aynen öyle. Daha fazlası olamaz. " başını dikleştirerek bana baktı. Böyle yapınca ne oluyordu? İnkar güzel bir şey miydi?

" Senden gerçekten böyle bir cümleyi hiç beklemezdim. " hayal kırıklığına uğramıştım. Mizgin'in içindeki o küçük heyecanların hiçbiri Kubilay'da yok muydu yani? Olduğuna inanmıştım.

" Sandığın kişi değilimdir belki. " omuz silkti. " Bir daha bizim adımızı yan yana bile anma, olur mu? Bir yanlış anlaşılma olmasın. "

" Kubilay. " dedim bir anda dikleşerek. " Ne oldu sana? "

Kubilay gardını indirmemek için çabalıyordu. İçinde büyük bir savaş olduğuna emindim. O bu kişi değildi. " Hey, ne yapıyorsunuz orada? " diyen sesle Kubilay'ın gözleri arkama odaklandı. " Alparslan'ı gördünüz mü? "

Gece yanıma gelip durduğunda yüzümü inceledi. " Görmedim ben. " dedim durgun bir sesle. Kubilayla bir daha nasıl denk geleceğimi bile bilmiyordum. Ne yani böyle mi son bulacaktı konuşmamız?

" Geldiğin iyi oldu Gece. " dedi Kubilay sırtını yasladığı duvardan ayırarak. " Umay yönünü şaşırmış herhalde, ona odasına kadar eşlik eder misin? "

" Elbette. " Gece Kubilay'ı süzdü ama bir şey demeden bana döndü. " Gidelim mi Cihangir odada. Seni bekliyor olmalı. "

" Kubilay konuşmamız bitmedi. " dediğim an Kubilay sabır dilenir gibi gözlerini yukarı doğru kaldırıp tavana baktı.

" Bir konuşma halinde değildik ki öyleysek bile önemli bir şey yoktu. " Neden böyle yapıyordu? " Hem benim daha önemli işlerim var. Konuşup burada kalamam. "

" Mizgin gibi işlerin mi? "

Gece ikimiz arasındaki gerginliğe anlam vermeye çalışıyordu. Bakışlarından çıkarabildiğim tek anlam buydu. " Yok Mizgin, tamam mı? Benim hayatımda öyle biri olamaz. "

" Vardı. " diye ısrar ettim. Şu an bunları konuşmamamız gerekiyordu. Biliyordum. Ama nedense kendime engel olamıyordum. " Sen reddetmeden önce. "

" Bir şey bildiğin yok. " Aynı cümleyi tekrar eden bir papağandan farkı yoktu. Ağzına bir tane yapıştırmak istiyordum. Beni dinlemiyor, zihninde ne kodladıysa onu aktarmaya çalışıyordu.

" Eğer Alparslan'ın kardeşi diye ondan uzak durmaya çalışmasaydın...." cümleme devam edemedim.

" Neden uzak duruyormuş Alparslan'ın kardeşinden? " diyen ses her şeyi bölmeyi başardı.

" Alparslan? " Gece'nin sesi de ikinci bir darbe gibiydi. Onun burada ne işi vardı?

Her şey birbirine girmeyi nasıl becerebiliyordu?

Gerçekten onca olayın içinde bir bu eksikti.

Kubilay ateş saçan gözlerle bana baktığında gözlerimi kapatıp bayılma taklidi yapmayı umdum. Benim başka türlü kaçışım yoktu.

Bir yalan?

Bir yalan bulsam buna kendim de dahil herkesi kandırsam olmaz mıydı?

" Size diyorum, ne olmuş da Kubilay Mizgin'den uzak duruyormuş? Biri anlatacak mı? "

Alparslan bari sen anla da bizimkileri birleştir ya butonuyum, yeto!

Bu arada sizce Alparslan nasıl bir tepki verir?

Kızar diyenler?

Bağrına basar diyenler?

Bir yumruk atıp evlenin lan der diyenler?

Cevaplamadan geçmeyelim please.

Sizleri Seven Rumi

🖤

Insta: rumistrop

Tiktok: therumice

Bölüm sonu

1 yorum

  • AĞLADIM HANİ KUBİLAYA,CİHANGİRE,LEMANA,UMAYA,GECEYE,ALPARSLANA,MİZGİNE, BARBOROSA HEPSİNE KALBİM DAYANMIR DAHA FAZLA ARTİK HEPSİNİN DÜZELMİŞ HALİNİ OKUMAK İSTİYORUM 888 7777 AMİN