Keyifli okumalar!
Kelimelerin öldürme gücü olduğuna inanmasanız da hayat öyle bir anda size bunun doğruluğunu ispatlıyordu ki inanmaktan başka çareniz kalmıyordu.
Zihnimde sürekli dönüp duran kelime yangındı.
Narin Koçova'nın telefonuna gelen mesaj zihnimde bir bumerang gibi tekrar edip duruyordu. Gözlerimi odakladığım koltuktan çekemiyordum. Gördüğüm şey koltuk olsa da düşüncelerimin içinde kaybolduğum gerçeğini göz ardı edemezdim.
" Sevgilim. " Cihangir'in sesiyle irkilerek dudaklarımı yaladım. Yanımda oturuyordu. Bacaklarımız birbirine sürtünüyor, temasını koruyordu. " Beni duyuyor musun? "
Başımı salladım. " Duyuyorum, yanımdasın biliyorum. "
" Ama düşüncelerinin içinde kaybolmuş haldesin. " dedi tespitinde gecikmeyerek.
" Tahminin de yanılmıyorsun. "
" Seninle ilgili hiçbir şeyde yanılmam. " gözlerini havaalanının Kalabalık ortamında gezdirdiğinde yan profilini incelemeye başladım. Yeni çıkmaya başlayan sakallarından ziyade elimi dokunduğumda avuçlarımın içinde ezilecek kadar uzun sakalları vardı. Üst dudağına göre daha kalın olan dudağında oyalanan gözlerim turkuaz gözleriyle buluşana kadar yüzünü inceledi. Her bir detayını zihnime kaydetmek istiyordum.
Özellikle de bugünden sonra.
" Sence yangını planlayan aslında Narin Koçova ve ailesi miydi? " sorumla birlikte elini elimin üzerine koydu. Baş parmağı elimin üzerinde gezindi. Ağzımdan çıkan cümlelerin doğru olmasını istemiyordum. Tibet'e suç yüklemek kolaydı ama bir başkasının da ailemin ölümünü istediğini düşünmek tüylerimi ürpertiyordu.
" Araştıracağım. " dedi güven veren bir sesle. O olmasa tutunacak bir dalım olur muydu onu bile bilmiyordum. " Ama bir ilgisi olmasa kendini arabadan atmazdı. " kelimelerin öldürme gücü olduğunu size söylemiştim. Ruhumu sıkan bir cümleydi Cihangir'in cümlesi.
" O iyi olacak mı? " Narin Koçova hastaneye kaldırılmıştı. Daha doğrusu Gece'nin bir arkadaşının hastanesinde gözetim altına alınmıştı. Büyük dayıya bu haberi kuzgun timinden kimse haber vermemişti. Ona giderken yolda bambaşka bir olay yaşamamız kaçınılmaz olduğu için söyleme gereği duymamışlardı.
" Elbette. Bunlar aklına takılmaması gereken konular. Biliyorum böyle bir ana denk gelmek istemezdin, inan bende seni bu duruma sokmak istemezdim ama..."
" Çok ani gelişti. "
Başını sallayarak beni onayladı. " Fark etseydim görmeni engellerdim. "
" Düşmesinden mi yoksa kanamasından mı bahsediyorsun? " başının kanadığını görünce endişelenmiştim. Ne yapacağımı şaşırmış bir şekilde bir sağa bir sola döndüğümde Cihangir soğukkanlılıkla beni kendine çekmiş ona bakmama engel olmuştu. Ama bunun için biraz geç kalmıştı. Görmem gereken her şeyi görmüştüm.
Görmemem mi demeliydim?
" Her ikisine de. " Bana dokunmak istiyor gibi bakan gözlerini dikkatle inceledim. Turkuazları ışığın çok olduğu yerde gittikçe açılıyor, cam gibi şeffaf bir hale bürünüyordu. " Onun için üzülüyor musun? "
" Üzülmeli miyim? "
Omuz silkti. " Kötü biri. " dedi hiç düşünmeden. " Sana yaptıklarını hatırlamak dahi istemiyorum. O herifle yan yana getirmesi..."
" Hepsi geçti. " geçen bir şey yoktu aslında. Sadece kendimi kandırıyordum. Biraz sonra her şeyin başlangıcı olacaktı. Sanem'in bize doğru geldiğini görünce ellerimi Cihangir'in ellerinin arasından hızla çektim. " O kadına fazla yaklaşma. " dedim kaşlarımı çatarak. Aklıma gelen senaryo ile sinirlerim bozulmak için neden aramaya gerek duymadı. " Hatta yanında durma bile. Keşke senin ağzını yüzünü kapatabilsek. " Aklım az önceki konuştuklarımızı tamamen unutmuştu. " Maske var mıdır? "
" Ne yapacaksın? "
" Ağzını yüzünü..." gözlerim bütün bedenini taradı. " Hatta gözlerini de kapatalım. Turkuaz çok dikkat çekiyor. "
Dudağının kenarı kıvrıldı. " Nasıl göreceğim o zaman ben? "
" Ben yönlendiririm seni. " gözlerim Sanem'e çevrildi. " Görülmeye değer biri yok sonuçta. "
" Kıskançlık damarlarında dolaştığında çeneni dikleştirmen ne kadar hoşuma gidiyor biliyor musun? "
" Kıskançlık demeyelim de..."
" Ne diyelim? "
" Saçma sapan insanlara bakmanı yasaklamak diyelim. " Sanem bizi arıyordu. Ben onu görmüştüm ama onun bizi görmesi için kafasını sol tarafa çevirmesi gerekiyordu. O ise bambaşka yerlere bakmakla meşguldü. Karakoldan çıkmalarını Alparslan sağlamıştı. İşimizin bittiğini söylediğimiz anda onlar için dışarı çıkma izni çıkmıştı. Evan Tilki bu yolculukta bizimle olmayacaktı. Bu yüzden Sanem'i daha da uzak tutmak istiyordum Cihangir'den. Ona her baktığında bütün tüylerim diken diken oluyordu.
" Gözlerimin senden başka kimseyi görmediğini söylesem? "
Başımı omzuma yatırarak yüzünü inceledim. Bana doğru döndüğü için bu sefer yan profili yerine tüm yüzünü inceleyebiliyordum. " İnsanlar sana görünmez oldu yani öyle mi? "
" Sen hariç evet. " göz kırptığında iç çektim. Neden bu kadar yakışıklıydı?
" Cihangir..." dedim yutkunarak.
" Efendim minik serçem? "
" Acaba Sanem'e sevgili olduğumuzu mu söylesek? Yani prova esnasında yakınlaşmış olabiliriz değil mi? Çok zor bir ihtimal değil. Bence inanır. "
" İnanır. " başını sallayarak beni onayladı. " Ama bu işimizi de zorlaştırır. "
Kaşlarımı çattım. " Neden? "
" Her ne kadar ifade etmek istemesem de Sanem'in tek suçu mekanlarında eğlence adı altında insan öldürmek değil. İnsanları ticarete de dönüştürüyor. Özellikle de kadınları. " kanımın donduğunu, bedenimin buz kestiğini hissettim. " Kara defter listesi o kadar kabarık ki elimizi ne tarafa atsak içinde hep bu kadın çıkıyor. Yurt dışıyla bağlantıları da öyle güzel şeyler için değil. Saman altından su yürütüyor kadın. " elini çenesinde gezdirdi. " Dağda vurduğum adamlarla bile ortak çalışıyor olabilir. "
" Bir de vatan haini yani öyle mi? " şaşkınlığımı gizleyemedim. Dudaklarım aralık kaldığında Cihangir'in gözleri kuruyan dudaklarıma indi.
" Dudaklarını yalasana. " sorumu duymazdan geldiğinde iç çekti. " Seni arkamızdaki boşluğa çekip duvara yasladığımı ve dudaklarını dilimle yalayarak ıslattığımı aklımdan çıkaramıyorum. "
Kalbim hızlandı. Nabzım kasıklarımda atıyordu. İkinci bir kalbim olduğuna kesinlikle emindim.
Yutkunmamı boğuk bakışlarını üzerimden çekmeden izledi. " Cihangir yaramaz bir çocuk gibisin. Nerede ne söyleyeceğin hiç belli olmuyor. "
" Kime benziyorum acaba? "
" Kime? "
Burnumun ucuna dokundu. " Sana deli. " göz kırptığında dizleri dizlerime sürtündü. " Nerede ne söyleyeceği belli olmayan birini ben de tanıyorum. Hem de çok yakından. "
" Karınım senin. " dedim çenemi dikleştirerek. " Söylerim. "
Yüzünde serseri bir gülüş belirdi. " Kocanım senin. " dedi nefesini yüzüme vererek. " Söylerim, başka soru? "
Yüzümde kocaman aptal bir tebessümle ona bakmaya başladım. Sevmek ve sevilmek çok başkaydı ama asıl önemli olan anlamaktı. Gözlerine baktığınız an ne demek istediğini o söylemeden anlamak...
" Böyle söylemene bayılıyorum ve hatta bende çok değişik etkilere sebep oluyor. "
" Ne gibi? " tek kaşı havalandığında uzanıp yanaklarını sıkmamak için kendimi zor tuttum. Yeterince yakındık bir de bu yakınlık ulu orta yerde yaşanırsa Sanem görebilirdi.
" Arkamızdaki boşluğa çekip duvara yaslandığımı ve dudaklarını dilimle yalayarak ıslattığını aklından çıkaramayan tek kişi değilsin. " göz kırptım. " Üstelik benim hayalimde bu kadar masum da değiliz. "
" Ah, " dedi eliyle yüzünü avuçlayarak. " Bana bir şeyler oluyor. " Dudaklarımı birbirine bastırarak gülümsedim. Ona ne oluyorsa bana da oluyordu.
" Sanem geliyor. " dedim birbirine değen bacaklarımızı ayırarak. Yan yana oturan iki farklı yolcu gibi durmamızı sağladı bu hareketim. Hiç hoşnut değildim. Sıcaklığı kaybolmuştu.
" Sonunda buldum. " dedi nefes nefese kalmış olan sesiyle. Derin göğüs dekoltesine gözlerimi çevirmemek için kendimi zor zapdetttim. " Ben bulamayayım diye gizlendiğinizi düşüneceğim neredeyse. "
" Ne münasebet. " dedim yüzümdeki sahte gülümsemeyi devam etmeye zorlayarak. Gözlerim Sanem'in arkasındaki Leman'a kaydı. O da bir yolcu kılığındaydı.
" Karakoldan geç çıktığımız için uçak saati biraz aksadı. " dedi elini boynunda gezdirerek. " Bu polisleri de anlamıyorum hiç. Suçumuz olmamasına rağmen sorguda tutuluyoruz. Tamam benim çalışanımdı ölen kişi ama bağımız o kadar da yoktu. İş veren ve iş alan ilişkisine sahiptik. " omuz silkti. " Bunu asla anlamıyorlar. Ayrıca birini öldürmek istesem kendi çalışanımı mı öldürürdüm? "
" Birini öldürmek istemek mi? " dedim gözlerimi Leman'dan çekerek. Kadının zihninde nasıl bir senaryo olduğunun farkında bile değildim. Birini öldürmeyi istemek diye bir cümle olabilir miydi?
" Mesela yani..." eliyle beni geçiştirmek istiyormuş gibi bir hareket yaptı. " Örnek verdim. Birine zarar verecek son insan bile değilim. " gözlerini ellerine çevirdi. " Ellerimi hiç yoramam. "
Doğru dedim o an içimden. Sen öldürmezsin, öldürme emri verirsin.
Suskunluğumuza karşılık eksik ifade ettiği bir şeyler varmış gibi bakışları yüzümüzde gezindi. Yüzümdeki bütün lekeleri tek tek incelediğine yemin edebilirdim. " İtalya için heyecanlı mısınız? " sorusuna nasıl karşılık vereceğimi bilmiyordum. Açıkçası heyecanlıdan çok gergindim. Bu iş onunla son bağlantım da olabilirdi ya da uzadıkça uzayan o bağlantıda.
" Maybe. " dedi Cihangir dolgun dudaklarını hareket ettirerek.
" Biraz. " gözlerim bu sefer de elinde iş çantasıyla önümüzden geçen Barbaros'a kaydı. Sanem'in gözlerinin önünden fazla geçmese daha iyi olacaktı. Sonuçta onları görmüştü ve polis olduklarını düşünüyordu. Planı riske atmaktan başka bir şey değildi bu. Kendisini kamufle etmiş olsa bile kasları onu ele veriyordu. Onunkiler kadar geniş omuzları başka birinde gördüğümü hatırlamıyordum.
" Mekanı görünce o heyecan yüklenecek. " dedi Sanem küçük bir çocuk gibi kendine hakim olamadığını belli eden hevesiyle. " Konseptime bayılacaksınız. "
" Konsept derken? " sorumla kaşları havalandı.
" İlgini çekecek bir konsept. " bakışları Cihangir'e çevrildi. " Herkesin ilgisini çekecek bir konsept. "
" Neymiş o? "
" Sürpriz. " dedi dudaklarını yalayarak.
" Sürprizleri hiç sevmem. " Dudak büktüm. Tabi ki Cihangir yaparsa severdim. Sevdiği insanların sürprizleri sevmesi için onu yapan kişiyi sevmeleri gerekiyordu. Yani benim fikrim buydu.
Zihnime bomba gibi düşen bir olayla yüzümde buruk bir tebessüm oluştu. Cihangirle normal şartlar altında tanışmış olsaydık ve ben ailemle yaşıyor olsaydım. Beni görmeye gecenin bir vakti gelir miydi?
Gelirdi.
Bahçemizdeki korumaları bile uyutur odama kadar gelirdi.
Bunları yaşamadan evlenmiş olmamız da içimdeki burukluğu tetikliyordu.
" O zaman sana körebe diyeyim. " göz kırptı. " Körebe oyununu bilir misin? " Kalbim kasıldı. Satranç oyununu da biliyordum ama ne olmuştu? O kanlı bir oyundan başka bir şey değildi. O soğuk yerde hapsolduğum aklıma gelince kanım çekilmiş gibi oldum.
" Bilirim. " bilmemek isterim.
" Ne kadar güzel. " Kocaman gülümsedi. " Oyunu hiç yadırgamayacaksın o halde. "
" Kansız mı? " Derin bir nefes aldım.
" Anlamadım? " anlamıştı, çok iyi anlamıştı ama anlamamazlıktan gelme konusunda profesyoneldi.
" Yani bildiğimiz körebe değil mi? "
" Bilmediğimiz körebe mi varmış? İlahi Umay. " Koluma dokunduğunda gözlerimi eline indirdim. Soğuk bir katildi o ve elleri bana dokunuyordu.
Ondan korkuyor muydum?
Belki...
" Sizin oyunlarınız biraz alışılmışın dışında oluyor. " kulaklarıma dolan uçak kalkışıyla ilgili anonsla birlikte iç çektim.
" Zevki de orada. " dediğinde gözlerini üzerimden çekti. Cihangir her an elimi tutmak istiyor gibi bana bakıyordu. Dudaklarını öne doğru uzatmış, yan profilinden bana bakıyordu. " Uçak duyurusu yapıldı. " dedi gözlerini tekrar bize çevirerek. " Binmek için hazırlansak iyi olacak. "
" Pekala. "
Valizlerimizi alarak Sanem'in arkasından ilerlemeye başladık. Kuzgun timi de etrafımızdaydı. Hepsinin farklı bir hale bürünmüş olması dikkat çekmememize neden oluyordu.
Gerekli kontrollerden sonra sonunda uçağa yerleşmiştik. Pencere kenarında oturuyordum. Yanımda da Cihangir vardı. Yan koltukta da Sanem oturuyordu. Gözleri bizim üzerimizdeydi. Tek başına oturmuş olmasına göz devirdim. Rahatlık denince de Sanem en başta geliyordu sanırım. Bizi de kontrol altında tutabilmek için bu tarafa yollamış olmalıydı.
" Mimoza hava yollarını tercih eden yolcularımız hepinize minnettarız. " diye başlayan cümleye kaşlarımı çattım. Uçağa ilk binişim değildi tabi ki ama böyle bir anonsu ilk defa duyuyordum diyebilirdim. Ya da uçağa biner binmez uyuduğum için bu duyuruları kaçırıyor muydum?
" Umay. " diye seslenen Sanemle başımı yasladığım koltuktan kaldırdım.
" Efendim? " ses tonum gereğinden ilgili çıkmıştı.
" Bu uçağın bir efsanesinin olduğunu biliyor muydun? "
Kaşlarım benden bağımsız havalandı. Uçağın nasıl bir efsanesi olabilirdi ki? Bir uçaktı sonuçta. Sıradan bir uçak.
" Hayır. " dedim başımı sallayarak. " Nasıl bir efsanesi olabilir ki? "
Gülümsedi. Sanki efsaneyi kendi uydurmuş gibi anlatmaya istekli bakışlarını üzerimde gezdirdi. Diğer yolcular konuşmamızdan rahatsız olsa da belli etmedi. " İki yılda bir seri katilin bindiği lanet bir uçak bu uçak. " göz devirdi. " Ya da sadece insanları korkutmak için yapılmış bir uydurma. " elini salladı. " Ama benim için oldukça ilgi çekici bir konu. Seri katil dizilerini de filmlerini de severim. "
" Bir seri katille aynı uçakta olma fikri seni ürkütmüyor mu? " soruma yüzünden hiç eksik olmayan gülümsemesini indirgeyerek cevap verdi.
" Hepimizin içinde bir seri katil yatar, onlar sadece bunu gizli yapmıyor. Neden korkayım ki? Sonuçta niyetleri belli. "
" Haklısın. " başımı sallamakla yetinmek istemedim. Cihangir sadece bizi dinliyor muhabbete dahil olmuyordu. Türkçe bilmiyor gibi yapmak içindi muhtemelen. " Peki seri katilin efsanesi bu kadar mı? Uçağa binip adam öldürmek? Ve bunu her iki yılda tekrarlamak? "
" 2 yıl önce uçaktan tam 22 tane kişiyi öldürmüş. Öldürdükleri kişiler de 22 yaşındaydı. Takıntılı ve çok seçici bir katil. O buralarda Mimoza Azrail'i diye anılır. Şubat ayını tercih ediyor diye biliyorum. " kaşlarını çattı. " Yani korkmamıza gerek yok. "
" Ne kadar bilgi sahibisiniz. " şaşkınlığımı gizleyemedim. Uçağa binerken adına hiç dikkat etmemiştim.
" Sürekli kullandığım bir uçak. "
" Adına dikkat etmedim neydi? "
" Son Durak Mimoza derler ama sadece Mimoza da diyebilirsin. " göz kırparak çantasını karıştırmaya başladı.
İçimden tekrarladım. Son Durak Mimoza mı?
Gerçekten böyle bir efsane var mıydı yoksa Sanem korkmam için kafasından hikayeler mi uyduruyordu pek karar verememiştim. Muhtemelen ikinci düşündüğüm seçenekti. Sanem'e güvenemeyeceğimi biliyordum sonuçta.
" Anladım. " dedim başımı sallayarak. " Hayatımızda bir seri katil eksikti zaten. " Gülümsedim. Bu gülümsemenin içinde birden fazla anlam vardı ama o muhtemelen bunu anlayamayacaktı. " Ama dediğin gibi Şubat'ta olmadığımız için şanslıyız. " çantama attığım göz bandını çıkararak Cihangir'e doğru döndüm.
" Uyuyacak mısın? " ben konuşmadan konuşmuş olması dudaklarını parmaklarımın arasına alıp sıkma istediği uyandırsa da Sanem'in gölgesini üzerimizde hissedince bunu yapmama engel oluyordu.
" Biraz uyusam iyi olacak. "
" Pekala. " dedi ve üzerindeki ceketi çıkararak üzerime örttü. " Üşümeni istemeyiz değil mi? "
" Kim kim istemeyiz? " elimi başımın altına yaslayarak ona doğru döndüm. Sanem'in bakışları bizdeydi lakin Cihangirle konuşmak istememe de engel olamıyordum. Bizi duyamayacağı bir seste konuşuyordu. Yani en azından öyle olmasını umduğum bir seste.
" Seninkiler istemez. " çenesiyle işaret ettiği bölgeye bakınca vücudumdaki bütün kan yanaklarıma pompalandı. Sanem'in evinde sertliğine dokunduğum zaman söylediklerim zihnimde yankılandı. Ah, utanmak ne de fena bir şey böyle? Her yerim yanıyordu!
Sertçe yutkunduğumda gözleri dudaklarıma indi. İç çekerek önüne döndü. " Bana bakmaya devam etme lütfen. " dedi içler acısı sesiyle. " Kendime hakim olamayacağım diye ödüm kopuyor. "
" Hangi konuda? "
" Havaalanında bahsettiğim konuda. " Derin bir nefes aldı. Kendini sakinleştirmeye mi çalışıyordu pek anlam veremedim ama yüzündeki ifade zor duruma gelmemesi için verdiği çabayı göstermek dışında bana keyifli bir an sunuyordu.
" Şu an bize bakmıyor olsaydı ne yapmak isterdim biliyor musun? "
" Bilmen isteyip istemediğimden emin değilim. " inledi. " Siktir, ne diyeceksin? " Olumsuz anlamda başını salladığında onunla uğraşmak için dudaklarımı tekrar araladım.
" Hiç. " omuz silktim. " Sadece elim şu an kendi bacağımda değilde senin bacağında olabilirdi diyecektim. Yani belki günün yorgunluğunu atman için hafifçe okşardım ve yukarı doğru..."
" Ah! " dedi devam etmemi engelleyerek. " Sanırım bu kadarını duymak yetti. " yüzünde çarpık bir gülümseme oluştuğunda kendine çabuk gelmiş olması gözümden kaçmadı. " Minik serçem iyi ki sen benim zihnimin içini okumuyorsun...." yutkundu. " Yok biz seninle değil yataktan çıkmak, birbirimizden çıkamayız. "
Ve sonra gözlerini kapatarak koltuğa yaslandı.
Dudaklarım aralık bir şekilde bir süre ona bakmaya devam ettim. Cümlesinin beni ne kadar heyecanlandırdığının elbetteki farkındaydı.
Birbirimizden çıkamayız...
Birbirimizin içinden mi demek istemişti o?
Alev artık her yerimdeydi.
Göz bandını başımdan geçirerek gözlerimi kapattım. Rüyamda Cihangirle birbirimizden çıkamayacağımız hayaller görmek için pusuya yattım.
Ben iflah olmazdım.
Barbaros
Kayıp bir şeyler vardı hayatımda. Hissetmemek elde değildi. Gözlerimin önünde kül olan bir ev vardı. Bu ev benim evimdi. Bu evin adı da Leman'dı. Akademiye girdiğimde denk geldiğim tek kız o değildi ama beni ona çeken bir şeylerin var olduğunu en başından beri biliyordum. İlk o konuşmuştu benimle, o anı öyle iyi hatırlıyordum ki...
Gerçi onunla ilgili bir şeyleri unutmam mümkün müydü?
Değildi.
" Adamlarını her yere dağıtmış. " dedi elindeki tabletten yaptığı kontrollerini ihmal etmeden. İşiyle evliydi. Asker olmak onun hayali değildi aslında. Büyük dayı onu bulmasaydı bambaşka bir mesleğe sahip olurdu. Belki de ailesinin ölümüyle yüzleşmeseydi içinde bir intikam duygusu oluşmazdı.
" Hallederiz. " dedim omuz silkerek. " Sıkıntı çıkarırlarsa tabi. " Başını sallayarak beni onayladı ama aklı başka bir yerdeydi. Beni umursadığı söylenemezdi. Zaten ne zaman onun ilk işi oldun ki Barbar dedi iç sesim. Acıyla dudağımın kenarı büründü. Ama bu dışarı bir gülümseme olarak yansıdı.
" Ne oldu? " Gözlerini elindeki tabletten çekerek benimkilerine odakladı. Üst dudağı alt dudağına göre daha kalındı. Gözlerimi dudaklarına indirmek nefes alma istememe sebep oldu. Ne kadar olmuştu o dudaklara dokunmayalı?
Sevişiyorduk, sorun bu değildi.
Sorun mesafeli olmamızdı.
Aramızda fiziksel temastan daha önemli şeylerin var olması gerekiyordu. Bir bağlılık gibi. Ama uzun zamandır bu yoktu.
Biz bitiyor muyduk?
" Ne olmuş? " umursamaz davranmayı seçmek en mantıklı olanıydı. Ona baktığımda her şeyi unutabiliyordum. Bu onu sevdiğimin belirtisi değilde neydi?
" Bir durgun gibisin. " gülmek istedim, kahkaha atarak gülmek.
" Beni incelediğini bilmiyordum. " sesimde yakınma vardı. Dudaklarımı aralayarak alt dudağımın üzerinde dilimi gezdirdim.
" Seni hep incelerim. "
" Hep mi? " Sertçe yutkundu. Aynı anının içinde kaybolduğumuza yemin edebilirdim.
" Barbar..." dedi hep demedi. Çünkü Leman ne zaman köşeye sıkıştığını hissederse kaçardı.
" Hostes olmak yakışmış. " dedim üzerindeki kıyafete göz gezdirerek. Konuyu değiştirmek ikimiz için de en iyi olandı. " Asker olmasaydın şansını dener miydin? "
Omuz silkti. " Görev için. " gözlerini bulunduğumuz kabinde gezdirdi. Sanem bizi tanıdığı için onun kabinin de değildik. Cihangir ve Umay oradaydı. Başkasına gerek var mıydı? " Hic düşünmedim ki ben askerlikten başka bir meslek. Ayrıca benim için bir meslek de değil askerlik. Sanki doğduğum günden beri savaşçı özelliğim varmış gibi hissediyorum. Benimsemişim. "
" Fazlasıyla. " dedim ne dediğimi anlamadı tabi ki. Başını salladı, sustu. " Saçlarını hep topuz yapıyorsun. " dedim o saçları açık bırakmak için çırpındığımı belli etmemek adına gözlerimi kapatarak. " Acımıyor mu saç diplerin? "
" Hiçbir zaman acıdığını dile getirmedim. " dedi düşünceli bir sesle.
" Ama acıyor değil mi? " Gözlerim arkasında duran kapıya çevrildi. Üzerinde tuvaletlerin yerini belli eden bir işaret vardı. " Çünkü her gece saçlarını tararken küçük bir masaj yapıyorsun saçlarına. Ve her seferinde yüzünü buruşturuyorsun. "
Dudakları aralık kaldı. Bunu fark etmeyeceğimi düşünmüş olmazdı değil mi? " Beni incelediğini bilmiyordum. " dedi tıpkı beni taklit ederek. Dudaklarımda küçük bir tebessüm belirdi. Cümle oyunlarını sıklıkla kullandığımız o dönem gözlerimin önünde kendini bir fragman gibi sundu.
" Seni hep incelerim. " dedim bende onu taklit ederek. Dudaklarında oluşan küçücük bir kıvrım için kurşun atar kurşun yerdim. O da bunu biliyordu. Bilmemesinin imkanı yoktu.
Hep mi diye sormadı.
Sormazdı.
Leman bana bir şey sormazdı.
" Selam. " diyen biri bakışmamımızı böldüğünde gözlerim aramıza katılan kişiye çevrildi.
" Selam. " diye karşılık verdi Leman. " Bir sorun mu var? "
Kısa boylu bir kızdı. Dalgalı saçları ve sürekli geriye ittirdiği gözlüğüyle yüzümüzü inceliyor, bir bana bir Leman'a bakıyordu. Ona Selam veren kişi Lemanken bana bakması hoş değildi.
" Var. " dedi dilini yutacakmış gibi etrafa korku dolu gözlerle bakarak.
" Sorun nedir? "
Kız Leman'ın kolunu tuttuğunda elimi uzatıp buna engel olmak istedim. Ama kendimi durdurmam gerekiyordu. Bir tehlike olsa bunu Leman'da hissederdi. Sonuçta o benden daha kıdemliydi. Bu sıralar dalgın olsa bile...
" Bu uçağın lanetli olduğunu söylüyorlar. " dedi kaşlarını çatıp alt dudağını ısırarak. " Mimoza Azral'inin var olduğunu bile bile nasıl harekete geçebilir bu uçak? Niyetiniz bizi öldürmek mi? Bir de korkmayalım diye dedektiflerin var olduğunu söylemişsiniz. "
" Hanımefendi öncelikle sakin..."
" Sakin olamam. " dedi diğer yolcuların da dikkatini çekerek. " Güvende değiliz diyorum. Sizde Sakin olmamı bekliyorsunuz. 22 yaşındayım ben! "
Ee, diye sormak istedim ona. Neden 22'ye vurgu yapıyordu. Ayrıca bu Mimoza Azrail'i de neydi? Leman'ın haberi var mıydı?
" Uydurma. " dedi Leman omuz silkerek. " Her şey bir efsaneden ibaret. " gözleriyle kızı dikkatle inceledi. " Bir şeylerden korkacak gibi durmuyorsun aslında. Amacın sadece olay çıkarmak değil mi? "
" Hostes misin, insan çözümleme birimi mi? " karşısında duran iki kadınının tartışmasını izlemek farklı hissettiriyordu. Leman'ın her zamanki haliydi. Ona alışkındım. Sinirle dudaklarını aşağıya doğru sarkıtıyor sonra da karşısındaki kişiye alt edecek bir konu buluyordu.
" Öyle bir birim olduğundan şüpheliyim. " bakışları bana çevrildi.
" Bu kim koruma mı? " bedenimi baştan ayağa incelemeye başladığında göz devirmeden edemedim. Bedenim yüzünden gereğinden fazla incelenirdim. Büyük cüsseyle toplum arasında dolaşmak pek de güzel bir şey değildi.
İnsanların hayran dolu bakışları ilgimi çekmiyordu. Ya da protein tozuyla yaptığımı düşünen insanların bakışları. İlgimi çeken tek bir bakış vardı. O da zaten evim diye adlandırdığım Leman'dı.
" Ha..."
" Beni korusun. " dedi kız etrafına temkinli bakışlar atarak. " Önemli biriyim ben. " gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. " Bu iri gövdesiyle beni koruyabilecek tek kişi o. "
" O bir koruma değil. " Leman'ın sesi bıçak kadar keskindi. Beni paylaşamadığını hayal ettim. Çünkü biliyordum ki sadece görev başında olduğumuz için böyle davranıyordu. " Ve seni korumayacak küçük hanım. "
" Küçük hanım? "
" Aynen. " dedi sert bakışlarını bana çevirerek. " Barbaros bey, sizde işinize bakın lütfen. Burada takılı kaldınız. " Gitmemi, kızdan uzaklaşmamı istiyordu. Gülümsedim.
" İşi neymiş? " Kız sanki beni çırılçıplak soymuş gibi inceledi. " Ya da sormadım varsayalım. Şimdilik tek işi beni korumak olmalı. "
" Sizi korumayacak dedim. "
" Bende koruyacak dedim. " cebinden bir kart çıkardığında kaşlarım hayretle havalandı. " Interpol ajanıyım. " gözleri etrafta gezindi. " Onun da asker olduğunu çok iyi biliyorum. Bu gövdeyi protein tozuyla yapmış olamaz. "
" Elindeki kartın sahte olup olmadığını bilmiyoruz. " dedi Leman bir yandan da kartı inceleyerek. Kadının polis olduğuna inanmıyordu ya da inanmamak için elinden geleni yapıyordu.
" Araştır o zaman. " dedi çok bilmiş bir sesle. " O zamana kadar da bana bu koca adam eşlik edecek. "
" Hayır dedim. "
" Evet dedim. " Bir kolumdan Leman bir kolumdan da adını bilmediğim kadın çekiştirmeye başladığında hareketsiz yerimde kalabilmeyi başardım. Gerçekten cüsseli biri olduğum için belki de ilk defa kendimi övme gereği hissettim.
" Hanımlar. " dedim dudaklarımdan çıkan kelimeyle birlikte Leman'ın kaşları çatıldı. Yüzünden memnun olmadığını belli eden bir ifade geçti. Bacım demediğim için miydi? Ona şu an sevgilim diye hitap edemezdim. Bir görevdeydik. Bunu bize unutturmayan kendisiydi. " Konuşabiliriz. "
" Konuşmaya değil, korunmaya ihtiyacım var koca adam. " göz kırptı. " Sohbetim güzeldir. "
" Sohbet diyor. " dedi Leman kolumu anında bırakarak. " Görevinin başındaki bir polisi bu şekilde sabote edemezsiniz, hanımefendi. "
" Görevi beni korumak olacak işte. " göz devirdi adını bilmediğim bacım olarak nitelendirdiğim kadın.
" Buraya sizi korumak için gelmedim. " Sonunda Leman'dan konuşmayı devralmıştım. " Uçakta bahsettiğiniz gibi bir durum söz konusu bile değil. " başımı iki yana salladım. " Öyle olsaydı, bu uçuş olmazdı. "
" Efsane diyorsunuz? " yatışacak gibi bakıyordu gözleri. Sorun ettiğim tek şey ise ellerini hala geri çekmemesiydi.
" Efsaneleri fazla benimsemeyin diyorum. "
" Aşka inanmayan birisiniz o zaman? " sorusuyla gözlerim Leman'a çevrildi. Aşka inanmamak mı? Hem de karşımdaki kadın yani başımdayken?
O aşkın vücut bulmuş haliydi bende.
" İnanırım. " dedi sadece Leman'a bakarak. " Karşımdaki de inanıyorsa. "
" Karmaşık bir cümle oldu. " kadının bambaşka niyetleri var gibiydi. Sanem'in adamlarına göz gezdirdiğimde yerlerinde olmadığını fark ettim. Kadın bizi gereğinden fazla oyalamıştı.
Durun bir dakika!
Yoksa onun görevi zaten bu muydu?
Gözlerimi tekrar kadına çevirdim. Ama bu sefer pür dikkatle izledim onu. Kim bu ayak gözleriyle bir insanı taradığınızda istediğiniz cevabı almak çok da zor olmuyordu.
" Bana neden öyle bakıyorsun? " sizli ifadeden geçiş yapmış olması korktuğu anlamına mı gelirdi? Biz arkadaşız, zararsızım demenin bir başka yolu olsa gerekti. Nasıl bakıyorum diye sormamı bekliyorsa yanılıyordu. " Hey, bu bakışları sevmedim. Korumam olma, tamam. "
Elini kolumdan çektiğinde saçını kulağının arkasına sıkıştırdı. Ortaya çıkan kulak içi kulaklığıyla gözlerimi sinirle açıp kapadım.
" Yerinize siz mi geçersiniz ben mi geçireyim? " sesimin tınısının haddi hesabı yoktu. Leman ne olduğunu çözemediği için bana kaşları havada baktı. Ona bakmıyor olmam, tepkilerini bilmediğim anlamına gelmiyordu.
Yıllardır birlikteydik, onu ezbere biliyordum.
" Ben geçerim. " geri çekildiğini belli eden sesinden hiç hoşlanmadım. Yolculara ufak bir bakış attıktan sonra Leman'ı kolundan tutarak tuvaletlerin olduğu tarafa doğru çektim.
" Neler oluyor Barbar? "
Bana Barbar diye seslenmesini seviyordum. Beni zinde tutuyordu.
" Sanem'in adamları yok. " dedim sıkıntılı nefesimi yüzüne doğru vererek. Sırtı arkasındaki kapıya yasladığında elimi yanağına koyup okşamamak için kendime hakim olmam gerekti. Hisler, dedi iç sesim. Karşılıklı olmadığı sürece hep eksik hissederler...
" Ne demek yok? " Gözlerini yolcuların olduğu yere çevirmek için başını ileri doğru getirdiğinde burnumuz birbirine temas etti.
" Bakma. " dedim yüzüne yaklaşarak. Gördüğü tek kişi olmak istiyordum. Bir zamanlar olduğum gibi. " Sadece bana odaklan. "
" Görevde..."
Görevdeydiz hatırlatmalarına izin vermemek için dudaklarımı dudaklarına sertçe bastırdım. Tepkisini görmek için gözlerimi açık tutarak onu öpmeye başladım. Hisli bir öpücük değildi, susması gerektiğini belli eden bir öpücüktü. Aralık dudaklarının arasına sızan dilim diliyle buluştuğunda Leman'ın kendini bana teslim etmesi kolaylaştı. Gözlerini sıkıca kapatarak kendini bana bıraktı. Bu kadar çabuk olmasını beklemiyordum. Ellerini göğsüme koyup ne yapıyorsun demesine alışmıştım.
Bazı alışkanlıklar can yakardı.
Benim canımı yakan da iyileştiren de aynı kişiydi.
Dişlerimin arasına alt dudağını alarak çekiştirdiğimde inledi. O da beni özlemiş miydi? Eski günleri? Yoksa bu sadece bir temastan mı ibaretti?
Gözlerimi açık tutmamın bir diğer sebebi de arkamızda olan kişilerin hamlelerini görmekti. Hostes kıyafeti giymiş Lemanla burada olmak garip hissettirmekten öteydi. Girdiği ilk kılık bu değildi.
" Saat yönü üçteki adam senin. " dedi dudaklarına eğilerek. " Saat yönünün tersindeki de benim. "
Gözlerini açtı. İlk defa bir başkasını görmeden kendini bana teslim etmişti. Gözlerinin bakışları altında ezildiğimi hissettim. Dudaklarıma bakıyor, derin nefesler alıyordu. Adamları görmemiş miydi? Oysa onu öpme sebebim dikkat çekmememize sebep olmaktı.
Hadi ama Barbar, onu isteyerek öptün!
İç sesimi dinlememek en iyisiydi. " Diğerinin tipini pek beğenmedim zaten. " dedi kendine gelerek. Gözleri hala dudaklarıma odaklı olsa da aklını toparladığını görebiliyordum. " Üç deyince. "
Başımı salladım. Ellerim belinde hakimiyet kurmuş olsa da ayrılmak zorundaydı. " Bir. "
" İki. " dedi alt dudağını yalayarak.
" Üç. "
Arkamızda duran adamları tek hamlede yere serdik. Onunla iş birliği yapmayı seviyordum. Sırt sırta olduğumuz bütün anları seviyordum. Onu sevmek beni hep güvende hissettirirdi. Şimdi de olduğu gibi. " İkisi de etkisiz hale getirildi. " dedi kulağındaki dinleme cihazına ithafen. " Bu taraf temiz. "
" Biraz önceki kız. " dedim başımı iki yana sallayarak. " Onu halletmemiz gerek. "
Leman'ın kaşları çatıldı. Dudakları aralandı ama gerekli kelimeleri yutmak ister gibi tekrar kapandı. " Biri daha var. " dedi gözlerini kaçırarak. " Bir kadın. "
Gözlerinde kıskançlık değil de bambaşka bir şeylerin kırıntıları vardı. Dudaklarıma inen irisleri tekrar gözlerimi bulduğunda sertçe yutkundum. Tadı damağımdayken konuya adapte olmak beni zorlayacağa benziyordu.
" Bu anlatılan efsane gerçek mi? " konuşmasını bitirdiğinde sorduğum soruyu görmezden gelecek sandım ama beklediğim gibi olmadı. Tüm dikkatini bana verdi.
" Gerçek. " dedi başını sallayarak. " Bizi ilgilendirmiyor şu anlık. "
" Şu anlık? "
" Evet. " İç çekti. " Seri katille uğraşacak dedektif tutulmuş olsa gerek. " gözlerini az önceki kızın gittiği tarafa çevirdi. " Belki de o dedektifti. "
Başımı olumsuz anlamda salladım. " Dedektif olmak için oldukça narin görünüyor. "
" Narin? " alt dudağına dişlerini geçirdiğinde bakışlarım anlık da olsa dudaklarına kaydı. Kendine gel Barbaros, dedim kendime. Kaptırma kendini, her zamanki gibi.
" Evet, öyle görünüyordu. "
" Sen narin olan kişileri sevmezsin. " konumuzla ne alakası var diye sormak istesem de sessiz kalmayı tercih ettim. " Değil mi? "
" Bunun şu an bir önemi yok. " bakışlarım yere serdiğimiz adamlara kaydı. " Farkında mısın bilmiyorum ama bu adamlar Sanem'in adamları mı değil mi onu bile bilmiyoruz. "
" Başka kimin adamı olacak? " Göz devirdi. " Seri katil yok merak etme. " İç çekti. " Hem burada olsaydı da kendi başına olurdu. Adamları olduğunu sanmıyorum. "
" Eskisi gibi değilsin. " dedim başımı omzuma yatırıp onu dikkatle incelemeye başladığımda. Eskiden olsa görevin her bir ayrıntısını on defa gözden geçirirdi.
" Eskisi gibi derken? "
" Dalgınsın. " Son zamanlarda tam olarak bu kelimeyle özdeşleşiyordu. Onu kardeşi şehit olduğunda bile böyle görmemiştim. Kendini hemen toparlamış, işinin başına geçmişti. Acaba artık hayat ona da zor gelmeye mi başlamıştı?
" Sana öyle gelmiş olmalı. " gözlerini kaçırdı. Ben dışında her yere baktı. Sanki uçağın içinde yeni bir bölme bulacak gibi taradı gözleri her bir yeri.
" Gördüğüm şeyleri inkar etmeyi ne zaman bırakacaksın? "
" Hiçbir şey gördüğün yok Barbar. " dedi göz kapaklarını düşürerek.
" Göstermezsen göremem doğru. " Ona arkamı dönüp gitmek istemesem de beni sinir ettiği için içimdeki o kahrolsun her şey isteğine engel olamıyordum. " Seninle konuşmam gereken bir konu var. " dedim kendime hakim olamadan. Ona gerçekten evlilik teklif edecek miydim? Kafamda bütün senaryo hazırdı. Ama ya geri teperse ve her şey mahvolursa diye düşünmekten kendimi alamıyordum.
Olsun dedim kendime, hayatım mahvolacaksa bu Leman'ın bir cümlesiyle olsun.
" Nasıl bir konu? "
Elim enseme gitti. Yutkunmama engel olamadım. Konu o olunca çocuklaşmayı nasıl bırakacaktım? " Biraz önemli bir konu. "
Sanırım o konuyu konuşamayacağız Leman. Ben kendi kendime heyecan yapmadığım sürece tabi.
" Biraz? "
" Hı hı. " dedim kaçamak cevaplar vererek.
" Sadece ikimizi ilgilendiren bir konu mu? "
" Evet. " sertçe yutkundu. Yüzündeki duygu geçişini okuyamamak aptallık olurdu.
" Ayrılmak mı istiyorsun? " pat diye söylediği sözlerle birlikte kalbim kasıldı. Dudaklarımı araladım ama ben bir şey diyemeden tekrar konuşmaya başladı. " Bu konuşmayı yapmanı bekliyordum aslında. " güldü. Bu gülüş içinde bambaşka bir şeyleri barındırıyordu. Üzülmüş müydü?
" Gerçekten böyle bir şey diyeceğimi mi düşünüyorsun? "
" Ya ne düşünmeliyim? " sesini yükselttiği an hiçkimseyi umursamadan onu arkasındaki duvara sertçe yasladım.
Alnımı alnına yaslayacak kadar yakınındaydım. " Az önce seni kendimden geçmiş gibi öperken şimdi ayrılalım diyeceğimi nasıl düşünebilirsin? " alt dudağını parmaklarımın arasına alarak okşadım. " Unuttun mu güzelim, sen benimsin ben de senin. Belki bu Toksik bir ilişki ama ne sen benden vazgeçebilirsin ne de ben senden vazgeçebilirim. Bunu uzun zaman önce zihnimize kazıdığımızı sanıyordum, yanılıyor muyum? "
Dudaklarının arasından güzel bir şeyler çıksın istedim. Beni onaylasın istedim. Alık alık bakmak dışında o dudaklar aralansın güzel cümlelere şahitlik yapsın istedim. Ama her anı bölen biri bulunurdu. Bu anda öyle elimizde patladı. Kulağımdaki kulaklıktan gelen sesle iç çektim.
Her şey buraya kadardı.
Leman keyfine bakabilirdi. Ne de olsa komutan oydu. Yine kaçmıştı cümlelerimden. Kollarımın arasından sıyrıldığında elimi duvara koyarak yumruğumu sıktım. Birini pataklamak istiyordum. Ama asla dövmek değildi bu. Pataklamak...
Adımlarının durduğunu işittim. Sonra da sanki içinde kalmasını istemiyormuş gibi dudaklarını araladı. " Sadece zihnimde kazılı değilsin, kalbimde de kazılısın. " duraksadı. " Sevgili toksik ilişkim. "
Dudaklarım iki yana kıvrıldığında huzurla gözlerimi kapattım.
Aramızdaki o heyecan tekrar canlanabilirdi. Buna olan inancım onun bir cümlesiyle arttı. Bana bir kez daha bakmadan yanımdan uzaklaşsa da duyduklarımdan mutluydum.
Sanırım bugün hiçbir şey moralimi bozamazdı. Çünkü kulaklarımda yankılanan tek bir cümle vardı.
" Sadece zihnimde kazılı değilsin, kalbimde de kazılısın. "
Leman'ın kalbinde olmak...
Eskisi gibi hissetmeye başladığım ilk andı.
Umay
İtalya'daydık.
Uçaktan indiğimizde Sanem'i takip ederek bir otele gelmiştik. Otel çalışanları Sanem'e karşı oldukça kibardı. Ve onu bekledikleri de aşikardı. Sanki bütün oteli o kiralamış gibi hissetmeme engel olmamıştım. Çünkü herkes ona çalışıyordu ve etrafta çok da insan yoktu.
Sanem birkaç saat sonra aşağıya gelmemiz gerektiğini dile getirerek bizi odalarımızı gösterecek çalışanlarla baş başa bırakmıştı. Kuzgunlar neredeydi bilmiyordum. Onları en son gördüğüm yer uçaktı. Tüm yolculuk boyunca uyumuş olmam dışında bir olay var mıydı bilemiyordum.
" Birlikte ilk uçuşumuzdu. " dedi Cihangir önümüzde yürüyen otel görevlisini göz ardı ederek. Türkçe biliyor muydu onu bile bilmiyordum. Sanem'in adamı olabilirdi. Cihangir neden bu kadar rahat konuşuyordu? " Ve sen tüm uçuş boyunca uyudun. " sitemli sözleriyle yutkundum.
" Beni öpeceğini dile getirseydin uyumazdım. " dedim yüzümdeki gülümsemeye engel olamayarak.
" Öpmek değilde..." ensesini kaşıdığında görevli bize doğru döndü ve Cihangir söyleyeceklerini yuttu. Oysa devam etmesini isterdim. Ne diyeceğini deli gibi merak ediyordum.
" Efendim sizin odanız burası. " elindeki anahtarı bana doğru uzattığında avcumu açarak teşekkür ettim. Buraya gelmeden önce İtalyanca kelimeler öğrenmiştim. Yani en basit üç kelimeye bakmıştım. Bu da öğrenmek sayılırdı değil mi? Ama gerek kalmamıştı.
" Türkçe biliyor musun? " zihnimde bir yankı oluşturan sorumla birlikte adam gülümsedi.
" Bu otelde herkes bilir. " başını saygı duyuyormuş gibi eğdi. " Sanem hanım bu otelin sahibiyle ortak. Otel sahibi İtalyan olsa da genelde Türk müşterilerimiz konaklamak için bizi tercih eder. Buna Sanem hanımın etkisi ve katkısı çok büyük. "
" Sanem mi istiyor yani? "
" Evet. " dedi başını sallayarak. Türkçeyi sonradan öğrenmişe benzemiyordu. Sanki hep biliyormuş gibi konuşuyordu. " Burada Türkçe konuşmak zorunlu. "
Kaşlarım hayretle havalandı. Açıkçası Sanem'den beklediğim bir durum değildi bu. Onunla ilgili ön yargılarımın var olduğu bir gerçekti evet ama şu an beni kendine neredeyse ısınacak şekilde etkilemişti.
Bir doğru yaptı diye insanların hatalarını görmezden gelemezsin, diyen iç sesime hak vererek ön yargılarıma daha sıkı bağlandım.
Sanem kötü biriydi.
Bu gerçek değişmeyecekti.
" Bu da sizin anahtarınız. " Cihangir'e uzattığı anahtarla birlikte " Bir ihtiyacınız olursa odanızda bulunan kırmızı düğmeye basmanız yeterli. Hemen burada olacağım. "
" Teşekkür ederiz. " dedi Cihangir adamın konuşmasına göz devirerek. Adamda aksan denilen bir şey yoktu. Nedense onu durdurup ne zamandan beri burada olduğunu sormak istiyordum. Bana neydi ki?
Adam arkasını dönerek bizden uzaklaştığında Cihangir'in eli elime sürtündü. Uçaktan indiğimizden beri elleri ellerimin yanında duruyor, teması kesmiyordu.
" Ellerin ellerimi mi özledi? " diye sordum başımı sol omzuma yaslayarak.
" Bir bilsen daha nerelerim nerelerini özledi..." gözleri koridoru taradı.
" Odamıza geçmek zorundayız. " dedim neredeyse inleyerek.
" Geçeriz. "
" Tek başımıza? " dedim sorarcasına. Yanıma gelmesini deli gibi istiyor olsam da Sanem her an kapımıza dayanabilirdi. Bu riske girmek aptallık olurdu.
" Açsana kapını. "
" Gitmem için dakika mı sayıyorsun sanki Cihangir Karaboğa? " kaşlarımı çatarak ellerimizin temasını kestim. Anahtarı deliğe soktuğumda içimdeki sinirle başa çıkmanın yollarını arıyordum. Tek başımıza kalacağımız günler gelmişti demek.
Hem de hiç bilmediğimiz bir ülkede.
" Sayıyorum Umay Karaboğa. " dedi kapı açıldığında gülümsedi. " Ama gitmemiz için sayıyorum. " belimden tutarak beni kendiyle birlikte odaya soktuğunda gözlerim irileşti. Beklediğim şey aslında tam olarak buydu ama kameralar bizi izleyebilirdi. Cihangir bunu görmezden gelecek kadar beni özlemiş miydi?
" Cihangir kameralar vardır. " dedim otelin yarısı ne de olsa Sanem'indi.
" Hepsini hallettik. " dedi rahat bir sesle. Belimdeki eli bulunduğu yeri okşamaya başladığında sırtım kapanan kapıya yaslandı.
" Neden bana daha önce Söylemedin? "
" Sadece bensiz yapabilecek misin yapamayacak mısın diye bakmak istedim. " kapıya yaslanan sırtım dikleşti. " Seninle ayrı bir yerde yatabileceğimi düşündün mü gerçekten? "
Başımı iki yana salladım. " Hayır ama.."
Elini dudağıma bastırdı. " Hşt, gerisine gerek yok o cümlenin. Ne ben sensiz uyuyabilirim ne de sen bensiz. " elinin altındaki dudağımı okşamaya başladığında tüm yolculuk boyunca uyumuş olmama rağmen yine uykumun geldiğini hissettim.
Huzurlu olduğunu düşündüğü yerde uyumak ne de güzel oluyordu öyle...
Aklıma gelen ve anımızı mahvedecek o cümlenin dudaklarımdan çıkması uzun sürmedi. " Cihangir. " diye sızladım dudaklarımdaki elini düşünmem gerekirken bambaşka diyara dalarak.
" Söyle güzelim. " dedi dudağımı okşamaya devam ederek. " Seni rahatsız eden, yüzünün düşmesini sağlayan o şeyi söyle bana. "
Ben söylemeden nasıl oluyor da beni bir şeylerin rahatsız ettiğini anlayabiliyordu?
" Anlarım. " dedi konuşmamama rağmen. " Ben senin yüzünü ezbere biliyorum, unuttun mu? Yüzündeki herhangi bir çizgiden anlayabiliyorum ne düşündüğünü. Bir şeylerin seni üzdüğünü. O yüzden sakın sorgulama. Ben seni senden daha iyi biliyorum. " alt dudağımı kendine doğru çekiştirdi. " Şimdi şöyle bakalım minik serçem, ne üzüyor seni? "
" Bir tahminin var mı? " diye sorduğumda başını salladı.
" Tahminimi Söylerim ama doğruysa ödülüm olacak mı? " Göz kırptığında gülümsemem yüzüme yayıldı.
" Ne istiyorsun ki ödül olarak? "
" Hep böyle gülmeni. " dedi dudağımın kenarlarını okşamaktan bıkmadığını belli ederek. Ona bakınca midemde uçuşan kelebeklerin var olduğunu hatırlıyordum.
" Hep yanımda olacaksan gülerim, söz. " dudağımın üzerinde olan eli duraksadı. Hep yanımda olmayacak mısın Cihangir diye sormak istedim. Ama ağzıma bir kilit çektim. Sorularımı kendime sakladım. Beni isteyerek bırakmayacağını biliyordum ama hayatın ne getireceğini bilemezdik.
" Hep yanında olmaya çalışacağım, hep yapmaya çalıştığım gibi. "
" Cihangir. " dedim onun cümlelerini bir söz gibi algılayarak. " Sen beni ilk nerede gördün? "
Sorum aramıza bir bıçak darbesi gibi indi. Cihangir gözlerini kapatarak duraksadı. Şu an zamanı değildi, biliyordum ama Sanemle olan bağlantımızın da kopup kopmayacağı belli değildi. Bu detayı öğrenmeden ölmek istemiyordum.
" Bir günebakan tarlasında. " dediğinde kalbim ağzımda atmaya başladı. Ayçiçeği mi? İyi de ne zaman?
" Günebakan tarlası mı? "
Başını sallayarak beni onayladı. " Günebakanların hepsi yüzünü güneşe dönmüştü o gün. Onların arasındaydın. Üzerinde sarı bir elbise vardı. Yakaları da tıpkı günebakanların yapraklarına benziyordu. " anılarımı hatırlamaya çalıştım. Ne zaman bir günebakan tarlasında bulunmuştum ki?
" Sen, sen o gün ne giymiştin? "
Gülümsedi. " Sıradan bir tişört. " omuz silkti. " Günebakanlar yüzlerini Güneş'e dönmüştü. " yutkundu. " Çünkü onların tek sevgi istediği kişi Güneştir. Onun sevgisiyle beslenirler, bilirsin. " Önemsiz bir durumdan bahsediyor gibi konuşuyordu ama cümlelerinin altında bir sürü anlam vardı, biliyordum.
" Bilirim. "
" Onlar başını Güneş'e çevirmişken sen bana çevirdin. " dedi sertçe yutkunarak. " " İlk defa biri kendini değil beni seçti. " Gözlerini gözlerime sabitlediğinde kalbimin atış sesini duyup duymadığını merak ettim. " Kalbimin sesini duyuyor musun? " elimi tutarak kalbinin üzerine koyduğunda az önce kendi kalbimin sesi sandığım sesin onunki olduğunu anladım. " Bana ilk bakışında da böyleydi kalbim. Hızlı, telaşlı, mutlu..."
Mutluluktan ağlamak denilen o cümle sanırım tam da şu an olacaktı. " Ağlama sakın. " dedi dudaklarımı öne doğru büktüğümü görünce. " O gün bana baktığın gülümsemeyle bak bana. Yine yeni ve yeniden. Yine beni tek gören kişi sen ol. "
" Cihangir..."
" Yunan mitolojisinde günebakan efsanesi var, bilir misin? "
Başımı iki yana salladım. " Bilmiyorum. " efsanelerle aramın iyi olduğunu söyleyemezdim.
" Umutsuz aşkın çiçeği diye geçer günebakan. Ama sen benim umudum oldun. Yanımda olmasan bile hep aklımda olan, bir gün tekrar karşılaşacağımıza inandığım o umut. Benim günebakanım sendin Umay. " eliyle yanağımın tersini okşadı. " Güneş her zaman doğar ama herkese değil onun olan günebakan'ına..."
" Aklım allak bullak oldu açıkçası. " omuz silktim. " Efsaneyi bilmediğim için mi? "
" Efsane çok saçma. " dedi Cihangir kaşlarını tamamen çatarak. " O yüzden biz kendi efsanemizi yazacağız. "
Saçma mı?
Efsaneyi delicesine merak ettim. " Efsaneyi bana da anlatmaya ne dersin? "
" Sadece sen bir günebakansın bende Güneşin. " göz kırptı. " Sen bana bakmazsan ölürsün, ben de sana. "
" Peki ya diğer günebakanlar? " damarlarımda dolaşan kıskançlık kendini belli ettiğinde Cihangir güldü.
" Unutma Güneş herkes için doğar ama tek bir yere bakar. Nereye baktığını da kimse bilmez. "
" Cihangir bu efsane biraz değişikmiş. " söylediklerinden hoşlandım mı yoksa ayrıntılarında takılıp kaldım mı karar veremiyordum.
" Minik serçe olmak daha mı güzeldi? "
" Galiba. " desem de yutkundum. " Senin olmak hepsinden güzel aslında. "
" Senin olduğumu bilmek hepsinden güzel, sevgilim. " göz kırptığında ortaya çıkan gamzesini sevmek, hatta içime sokmak istiyordum. " Hep günebak olur mu? "
" Yani sana mı bakayım? " gülümsemesi genişledi. Rahatladığı için kendimi daha iyi hissediyordum. Anlatmak istediği şey bu değildi. Buna kesinlikle emindim.
" Benim sana baktığım gibi bak bana. " saçımı ellerinin arasına aldı. " O günü unutamıyorum. " dedi duraksayarak. " Çok güzel bir gün değildi benim için ama sen geldin, güzelleştirdin. "
" O gün ne oldu ki? " elimi yanaklarına koyduğumda ademelmasının hareketini izledim.
" Seni gördüğüm kısım dışında hiçbir şeyi hatırlamak istemeyeceğim şeyler oldu. " gözlerini gözlerime sabitledi. " O yüzden tek umudum sen oldun. Senin olduğun her yerde bende iyiydim. "
" Tıpkı benim de olduğum gibi ha? "
" Ha? " gülümsemesi neredeyse kulaklarına ulaştı. " Böyle konuşunca seni soluksuz öpmek istiyorum. Tepkilerin öyle içten ki..."
" Cihangir Karaboğa, öpücük diyerek aklımı bulandırmaya çalışma. " gözlerimi kısarak elimi aramızda salladım. " Soruma bir cevap alabilmiş değilim, üzerini örtmeye çalışıyorsun farkındasın değil mi? "
" Seni ilk nerede gördüğümü sordun minik serçem, hikayemizi değil. " burnumun ucuna küçük bir öpücük bıraktığında konuyu tamamen kapatmak istediğinin çanları zihnimde çaldı. " Üstü örtülmeye çalışılan bir şey yok. "
" Öyle cümleler kuruyorsun ki anlamak için üç kez düşünmem gerekiyor Cihangir. "
" Ben eski dönemlerde yaşayan biriydim. Yüzyıllardır bu hayattayım. " dedi gözlerini irileştirerek. " Sırrım açığa çıktı, olamaz. " eliyle ağzını kapattığında kıkırdadım.
" Mizginle fazla takılıyorsun..." aklıma onların nerede olduklarını sormak geldi. " Kore dizilerinden falan mı fırladın acaba sen Cihangir Karaboğa? "
" Benden romantik karakterleri var mıdır karıcım? " dedi ciddileşerek. " Varsa söyle de bilelim. "
" Ne o, izleyecek misin yoksa? "
" Taktik maktik. " göz kırptı. " Eski dönemde yaşadığım için yeni çağda yeni taktikler öğrenmem gerekiyor. Yoksa Karıma söyleyecek güzel sözlerim biter. "
Kollarını belime dolayarak bana sarıldığında mutluluğum yüzümden okunuyordu. Onunla şakalaşmayı seviyordum. " Kore dizisi izledin mi gerçekten? " izlemiş olabileceğini pek düşünmüyordum. İzlese bile aksiyon sahneleriyle dolu şeyler izler gibiydi.
" Mizgin sağolsun. " dedi yüzünü buruşturarak. " Bence ben onlardan daha romantiğim sadece tanınmıyorum o kadar. " kaşları çatıldı. " Gerçi beni kimse tanımasın, beni sadece karım tanısın. " boynuma kondurduğu öpücükle gözlerim kapandı. Huzurun kolları olduğunu biliyor muydu?
" Hmm, sadece karın tanısın seni yani? "
" Hı hı. " dediğinde benimle birlikte yürümeye başladı. Sarıldığımız için arkamı göremiyordum. Onun yönlendirmesiyle ilerliyordum. " Karım da karım, diye gezeceğim ben yakında. Bu gözler sadece Karıma bakar diyeceğim herkese. "
" Sözlü olarak söylemesen de gözlerin zaten bunları açıkça söylüyor. " dedim Sakallarına uzanarak. " Merak etme kocacığım..."
" Off, " dedi başını arkaya atarak. " Ne olur bir daha söyle. "
" Neyi? " dedim sanki bilmiyormuş gibi davranarak.
Belimdeki eli kalçama indiğinde nefesimi tuttum. " Neyi söylemeni istediğimi çok iyi biliyorsun sevgili günebakanım. " Dudakları kulağıma indi. " Hadi, dön bakalım güneşine. "
" Kocama mı yani? "
" Kocana. " dedi beni taklit ederek. " Ağzına nasıl da yakışıyor öyle. "
Odaya dolan telefon sesiyle birlikte açılan dudaklarım geri kapandı. Cihangir'in umursamayacağı bir ses değildi. Başka zaman olsa bakmazdı bile biliyordum. Ama şu an bir görevdeydik.
" Telefon çalıyor. " dedi ılık nefesini dudaklarıma vererek.
" Bakmalısın. "
" Bakmalıyım. " telefonu isteksiz bir şekilde arka cebinden çıkardığında direkt kulağına götürdü. " Efendim? " diye seslendi. Kimin aradığını görmemişti bile. " Ne dedin? " kaşları çatıldığında kalçalarımda duran eli gevşedi. " Şimdi mi? " gözleri odanın içinde gezindiğinde benden bir adım uzaklaşarak pencerenin önüne doğru ilerledi. Bende arkasından ilerlediğimde odanın kapısının tıklatıldığını işittim.
" Umay. " dedi Sanem'in sesi. " Orada mısın? "
Gözlerimi saklayacak bir yeri olmayan otel odasında gezdirdim. Banyo? Orada durabilir miydi Cihangir?
" Odamdaki banyo arızalı. Duş başlığı çıkmış. Birkaç saate yapılacağı söylendi. " Neden bunları içerde olup olmadığımı bilmeden dile getiriyordu ki? Ya hiçbirini duymamış olsaydım? O zaman ne yapacaktı. Telefonum odada olduğumu belli edercesine çalmaya başladığında içimden küfürler ettim. " Vaktimiz yok, duş almam gerek. " kapının bir kez daha tıklatıldığını duydum. " Hey, odasın sesi duyuyorum ama yoksa yalnız değil misin? "
Yutkundum.
Onu alt etmeye gelmişken alt olan biz mi olacaktık?
Pencere kenarında telefonu kapatmış Cihangir'e baktım. Başını iki yana sallayarak susmamı işaret etti. Onu nereye saklayacaktım?
Üstelik odada başka bir yer yoktu.
Kapının açılma sesini duyduğum an bütün kan yüzüme pompalandı.
Ne yani Sanem'de odama ait bir anahtar mı vardı?
Sanem kapıyı tamamen açtığında gözleri önce beni sonra da Cihangir'i buldu. Dudaklarında oluşan kıvrım düzeltmeye çalışmam gereken detayların habercisiydi.
" Yalnız değilmişsin. "
Nasıl bir açıklama yapacaktım?
Bölümde bahsedilen Mimoza Azrail'i Son Durak Mimoza adlı kitabıma ait bir karakterdir. Şimdilik yayınlamayı düşünmüyorum siyah kalplerim 🖤
Bir dahaki bölüme dek kendinize iyi bakın.
Sizleri seven Rumi.
Insta: rumistrop
Tiktok: therumice
