Keyifli okumalar!
Birinin size olan güvenini boşa çıkarmak dünyadaki en kötü şey olabilirdi. En azından şimdilik. Kubilay'ın gözlerindeki kırgınlığı görebiliyordum. Cihangir'e değil, doğrudan bana bakıyordu.
Güven kolay kazanılmaz Umay bunu bildiğin halde kazandığın güvenleri bir bir iade etme zamanın sanırım geldi. " Kubilay. " dediğimde elini kaldırarak beni susturdu.
" Kimliğini görebilir miyim? " Gözlerim Cihangir'e kaydığında dik duruşu karşısında bana da özgüven gelir sandım ama öyle olmadı.
" Kubilay. " dedi Cihangir ama Kubilay aklını yitirmiş gibi gülmek dışında pek de bizi dinliyor gibi görünmüyordu.
" Adımı söyleyip durmayın. " başını iki yana salladı. " Sadece kimlik istiyorum ya. Çok basit bir şey. Açıklama yapmanıza bile gerek kalmayacak bir kimlik sadece. "
Yutkundum. " Kimliğim odamda. " dedim gözlerimi odada gezdirerek. Burası Cihangir'in odası olduğuna göre burada onu bulamazdım. Gelen kişinin kim olduğundan ziyade tek merak ettiğim neden soyadımla seslenmiş olduğuydu.
" Doğru mu bu? "
" Ne doğru mu? " diye sordum Cihangir'in sessizliğini karşılık konuşarak.
" Karaboğa olduğun? "
Güvenmek için her yolu deniyordu. Kahrolduğumu ona gösteremesem de içten içe kendimi yiyip bitiriyordum. " Doğru ama öyle sandığın gibi değil. "
" Lan niye? " dedi ellerini saçlarından geçirip gözlerini zemine sabitleyerek. " Hadi yine bu kız bizi benimsememiş, söylemek istememesinu anlarım da Cihangir..." dediğinde içimde bir ip koptu. Ve o ip asla tekrar bir araya gelmeyecekti. Çünkü düğüm atacak yeri yoktu. " Sen neden? "
" Açıklama yapmamıza izin verecek misin? " Cihangir oldukça soğukkanlıydı. Elimi tuttuğunda geri çekmek için bir nedenim yoktu ama Kubilay'ın bakışları altında ilk defa eziliyordum. Bu eve ilk geldiğim gün bile böyle hissetmemiştim.
Güven, Umay. Kolay kurulan bir düzen değil. Ve sen o düzeni tam oturtamadan darmadağın etmeyi başardın.
" Ne zamandır kandırılıyoruz? " Cihangir'in sorusuna karşılık bile vermedi. Zihninin içinde ne varsa onu sormak istiyordu.
" Kubilay Umay çıksın ikimiz konuşalım. " Kubilay burnundan verdiği nefesle sinirle tısladı.
" Aman karın üzülmesin değil mi Cihangir? " gözleri üzerimde gezindi. Kırgın olmasından ziyade neden bana hiç var olmamam gerekiyormuş gibi bakıyordu?
Bu kötüydü.
Hatta bu çok kötüydü.
Kalbimin sesini duyuyor muydu?
" Kubi. " diye seslendiğimde elini kaldırarak beni susturdu.
" Bana öyle seslenme bundan sonra. " Baş selamı vererek arkasını döndü. " Herkes kendi yoluna. " Kapıdan çıkacakken aklına gelen bir şeyi unutmuş gibi omzunun üzerinden baktı. " Evdekiler bilmesin. Yoksa bu evde barınamaz bunu ikimizde çok iyi biliyoruz Cihangir Karaboğa. " Bana kırgın olmasına rağmen hala beni düşünüyordu. Bir umut var mıydı?
Ve odadan çıktı.
Ağlamak içimi boşaltmak istiyordum. Hayır, hüngür hüngür ağlayarak Kubilay'a neden evlendiğimizi açıklamak istiyordum. Saklamamızı isteyen Büyük dayıdan başkası değildi. Biz isteyerek saklamamamıştık sonuçta.
" Kubilay'ı dert etme. " dedi Cihangir ellerini yanaklarıma koyarak. " Onu ben hallederim. "
" İlk defa bana güvenen birini hayal kırıklığına uğrattım. " omuz silktim. " Kendimi dünyanın en iğrenç insanı gibi hissediyorum. Bir daha bana güvenmeyecek Cihangir. "
" Halledeceğim. " dedi bir kez daha. " Senin üzülmeni istemiyorum. " Sertçe yutkundu. " Üzüleceğini, kendini kahredeceğini biliyorum ama rahat bırak kendini. " elinin biri ne zaman yumruk yaptığımı bilmediğim elime indi. " Aç elini. " elimi açmak için zorladım. Cihangir elimin etrafına kendi elini dolamıştı. " Sevgilim, bak bana. " Bir eli hala yanağımı okşuyordu. Dudaklarıma inen gözlerine odaklanmaya çalıştım. " Etrafında yeteri kadar stresleneceğin şey varken bir de bu eklendi. Özür dilerim. "
" Neden özür diliyorsun ki? "
" Büyük dayıyı dinlememeliydim. " Alnını alnıma yaslayacak kadar yaklaştırdı. " Herkese evlendiğimiz gün her şeyi anlatmalıydık. "
" Ama anlatmadık Cihangir. " ağlamaklı sesimi duyduğunda inledi. " Ve anlatamayacağız da. "
" Anlatacağız. " başımın üzerine küçük bir öpücük kondurdu. " Ama şu an daha önemli bir problemimiz var. "
O bahsedene kadar kapıya gelen kişiyi unutmuştum. " Gelen kişi mi? "
Başını iki yana salladı. " Hayır. "
" Öyleyse sorun ne? " kaşlarım çatıldığında başka ne yapmış olabileceğimi düşündüm. Kubilay'ın bakışları zihnimden çıkmıyordu.
" Sensin. " gözlerim gözlerine tırmandı. " Kalbinin atışını buradan duyabiliyorum. " elini kalbimin üzerine koydu. " O kadar kötü hissediyorsun ki yüzündeki ifadeden nefret eder hale geliyorum. Seni üzen kim varsa dünyadan silmek istiyorum. " Elinin biri hala yumruk yaptığım elimin üzerindeydi. " Ne zaman stresli olsan istemsizce kapatıyorsun ellerini. Öyle bir sıkıyorsun ki avuç içlerine tırnaklarının izleri geçiyor. Geceleri her bir izi tek tek öpsem de acısını ben üstlenemiyorum. Lütfen kendine bunu yapma. " yutkunamadım. Cihangir avuç içlerimdeki izleri nasıl fark etmişti? Ben bile görmüyordum. " Seninle ilgili her şeyi fark ederim. " yumruk yaptığım eli yavaşça serbest bıraktım.
" Dışımdan mı söyledim? "
" Gözlerinden anladım. " başını salladı. " Unuttun mu, sen konuşmasan bile ben senin gözlerine bakarak anlayabilirim seni. " Kuruyan dudaklarını yaladığında kalbim bu sefer bambaşka duygular içerisinde hızlandı. Ben ne sevap işlemiş olabilirdim ki onun gibi bir adam karşıma çıkmıştı?
" Biz konuşmadan da anlaşırız, di mi? "
" Di. " dedi gülümseyerek. İçe çöken yanaklarına dokunmak daha sonra da küçük öpücükler kondurmak istiyordum. Bunu da gözlerime bakarak anlamış olabilir miydi? " Söz ver bana. " dedi ılık nefesi dudaklarıma çarptığında. " Kimse için kendini üzmeyeceksin. "
" Kimse değil ki o. " dedim Kubilay aklıma geldiği an yüzüm düştüğünde. " Arkadaşım. " sertçe yutkundum. " Arkadaşımdı. " Belki de artık beni evinde görmek bile istemeyen bir arkadaş...
" Sadece kırıldı. " Beni rahatlatmaya çalışıyordu Cihangir. İki elini de yanağıma koyarak üzerime doğru eğildi. " Halledeceğim. Bana güven. "
" Sana güveniyorum. " gözlerim usulca kapandı. Cihangir hayatıma giren tek güzellikti. Hayatımın tepetaklak olduğu dönemde beni kendime getirmişti. Aşık olmanın nasıl bir şey olduğunu ilk defa ona baktığımda anlamıştım mesela.
" O zaman bana söz de verebilirsin. "
" Ne hakkında? "
" Her şeyi bana bırakacağın hakkında. " kaşlarımı çattım. " Bütün sorumluluk bende. Biri sana laf söyleyecek olursa Cihangir istedi diyeceksin. "
" Ne yani senin üzerine yüklenmelerine izin mi vereceğim? " Başımı iki yana salladım. " Hayatta olmaz. " Onun tek başına bu durumu üstlenmesine izin veremezdim.
" Olacak. " dedi kelimelerin üzerine bastıra bastıra. " Benim yüzümden üzülmeni istemiyorum. "
" Asıl dediğini yaparsam üzülürüm Cihangir. "
" Sevgilim. " dedi tatlı sesiyle. Dudaklarını yaladığında gözlerim birkaç saniyeliğine oraya kaysa da kendimi toparladım. " Sadece beni dinlesen olmaz mı? "
" Halledeceğim derken bunu mu kastediyordun Cihangir? " İç çektim. " Sana yüklenmelerini istemiyorum. "
" Seni üzmelerini de ben istemiyorum. " dedi kaşlarını çatarak. " Onu ne yapacağız? "
" Birlikte üstleneceğiz. Sonuçta zorla seninle evlenmedim. "
" Güzel fikir. " dedi elini şıklatarak.
" Neymiş o güzel olan fikir? "
" Benimle zorla evlenmiş olman. "
" Ha bir kez daha yalan söyleyeceğiz öyle mi? "
Cihangir'in gözleri kısıldı. " Biz onlara hiç yalan söylemedik. " Gülümsedi. " Sadece doğruları söylemedik o kadar. " göz devirmemek için kendimi sıktım. Bu cümleyi bir kez daha kurmuştu. Hatırlıyordum.
" Aynı şey. "
" Değil. " burnumun üzerine öpücük kondurduğunda gözleri kısıldı. " Biraz daha itiraz edersen seni aklını kaybedene kadar öperim. " Beni tehdit ettiği konuya göz devirmemek elde değildi.
" Ya aklımı kaybetmek için itiraz edip duruyorsam? "
Gözlerinin karardığına yemin edebilirdim. " Ben kaybettim aklımı seninle. Sen çok geç kalmışsın. " Dudakları bir sey söylememe izin vermeden dudaklarıma dokunduğunda alt dudağımı aşağıya doğru sarkıtarak öpücüğü derinleştirmesine izin verdim.
Gelen kişi umrumda değildi. Diğerlerinin evli olduğunu duyması bile umrumda değildi. Konu Cihangir ve dudakları olduğunda dünya umrumda değildi.
Dili ağzımın içine girdiğinde altındaki havluya yaslanan bedenim karıncalandı. Beni yatağa yatırıp üzerime çıkmasını istiyordum. Lakin yetişmemiz gereken bir uçak vardı. Bunun da farkındaydım. Gözlerimi sıkıca kapatarak öpücüğüne karşılık vermeye devam ettim. O yanımda olduğu sürece hiçbir şeyi kafama takacağımı sanmıyordum. Bana uyarı yapmasına bile gerek yoktu. Mesela şu an nerede olduğumu bile unutmuştum. Dudakları dudaklarıma kapandığı an zihnim bulanıklaşıyordu.
" Kendimi nasıl tuttuğumu bir bilsen..." sesindeki karaltı hissedilemeyecek gibi değildi. Ayrıca tek hissettiğim bu da değildi.
" Biliyorum. " dedim parmak uçlarımın üzerinde yükselip kendimi sertliğine bastırdığımda. Havlu aramızdaki tek engeldi. Onu görmemi engelleyen her şeyden nefret etmeye karar verdim.
" Yapma..." dedi alt dudağımı dişlerinin arasına alıp çekiştirerek. " Yanarız. "
" Yanmak istiyorum. " başımı dikleştirdim. Gözlerimi açarak gözlerine odaklandım. " Seni keşfetmek istiyorum. "
" Siktir! " dedi sertçe yutkunarak. " Ağzın bizi bir gün bitirecek. " sırtımı duvara yasladığında canımın acıyacağını düşündüm ama elini duvarla arama koyarak kendi canını yakmayı tercih etti. Dudaklarımı konuşmak için araladığımda ise dudaklarımdan içeri sızan dudaklarını emmek zorunda kaldım.
Hafızamı kaybetsem bile Cihangir'in tadını asla unutmazdım. Dillerimiz birbirine dokunduğunda sırtımı duvara sabitlediği için sevindim. Çünkü kendimi havada tutabilecek kadar iyi değildim. Zihnim bulanıktı. Karıncalanan kasıklarımı düşünmeden duramıyordum. Bedenimdeki tüm kan sadece kasıklarıma inmiş olmalıydı.
Ellerimi göğsüne koyduğumda sert göğüs kaslarına dokunmak ıslanmama sebep oldu. Kahretsin! Eğer zamanımız olsaydı Cihangir bacaklarımın arasına girer ve beni yalamaya başlardı.
" Sakın. " dedi alt dudağımı ısırarak. " Aklından geçirme çünkü ben geçirdim ve. " gözleri havlusuna bakmamı işaret ediyordu. " Sonuç. "
" Dokunabilir miyim? " sorumla birlikte turkuaz gözlerindeki koyulaşmayı fark ettim.
" Yapmamalıyız. " Alnını alnıma koyarak sakinleşmeye çalıştı.
" Yapabiliriz. " dedim onu ikna etmeye çalışarak. Saatten haberim yoktu, tek istediğim ona bir kez dokunmaktı. " Bana dokunduğun gibi sana dokunmak istiyorum. Ellerimle kavramak, okşa..."
" Sevgilim..." dedi inleyerek. Yüzünü inceleme fırsatı bulabildiğimde başını geriye attı. " Ne yapmak istiyorsun bir daha söyle. " karanlıkta kalmışım gibi hissettiren sesi kasıklarıma bambaşka etki yapıyordu. Lanet olsun, onun ellerini bedenimde hissetmek istiyordum. Aklımızın bulandığını fark etmemek elde değildi.
" Sertliğini avcuma almak..." Dudakları devam etmemi istemedi. Dudaklarıma sertçe asıldı. Beni öyle sert öpmeye başladı ki ellerimi ensesine götürüp kendime bastırmak dışında bir şey yapamadım. Bedenimi bedenimi tamamen kaplamış haldeydi. Bütün kıvrımlarımız birbirini tanıyor, sessizce keşfe çıkıyordu.
" Yok artık! " diyen sesi duyana kadar kendimden geçmiş bir şekilde Cihangir'in öpücüğüne karşılık veriyordum. Sesle birlikte bayık gözlerimi Cihangir'den kapıdaki kişiye çevirdim. Algılarım kapanmış gibiydi. Sadece bir öpücük ve küçük bir temasla bu hale gelebiliyorsak bedenlerimizin birleştiği anda nasıl bir şeyin bizi beklediğini hayal dahi edemiyordum.
" Bize bir dakika ver. " dedi Cihangir ve ardından ekledi. " Ayrıca ne zaman kapı çalma adetini yerine getireceksiniz? "
" Nerden bileyim ben birbirinizi vakumladığınızı. " dedi Mizgin eliyle gözlerini kapatmış kapının aralık duran yerinden bize bakarken. Parmaklarının arasından hala bakıyor olması detayı gözümden kaçmadı. " Bende biri boğuluyor sandım. " göz devirdi. " Ayrıca Umay çorap giymedi ona çorap getirdim. Kötü mü yaptım? "
Hay ben o çorabı...
Çorabı giymiş olsaydım bizi bölen biri olmayacaktı. " Size soruyorum size, kötü mü yaptım yani?
" Yok. " dedim Cihangir'den uzaklaşarak. " İyi yaptın. "
" Gerçi sen hiç üşüyor gibi durmuyorsun. " gözleri imayla üzerimizde gezindi. " Her iddiasına girerim ki alev alev yanıyorsundur. " göz kırptığında " Ha, aşağıda biri var. Seni soruyordu. Kubi yanında oturuyor benim durmama izin vermedi. Bir baksan iyi olacak. "
" Bakayım. " dedim Mizgin'in elindeki çorabı avuçlarımın arasına alarak. Cihangir arkamdan geldi ve elimdeki çorapları aldı.
" Ben giydiririm. " dediğinde önümde eğildi. Ağzımı bile açamadan elleri ayaklarımın üzerinde hareket etmeye başladı. Ilık elleri ayaklarıma dokunduğu an aklıma türlü senaryolar geliyordu. Neden böyle hissettiğim hakkında bir fikrim yoktu. Konu Cihangir olunca kendimi rahat bırakıyor, düşünmeyi yasaklıyordum. Lakin zihnim kirli düşüncelerini yasaklatmama izin vermiyordu.
Cihangir'in elleri ayağımı okşadığında alt dudağımı dişlerimin arasına aldım. " Ben gidiyorum. " dedi Mizgin tuhaf bir sesle. Yanımızdan kaçıyor gibiydi.
" Teşekkürler Mizgin. " diyebildim sadece.
" Ne güzel teşekkür ediyorsun sen öyle. " dedi sol ayağıma da çorabı giydirdiğinde. " Bana öyle teşekkür etsen ne olur biliyor musun? "
Alttan imalı bakışlarını yakaladığımda bacaklarımda pantolon olduğu için kendimi şanslı hissettim. İçimi titretecek bir nefes aldı. " Ne olur? "
" Teşekkür ederken kıvrılan dudaklarını soluksuz kalana kadar öperim. " göz kırparak ayağa kalktı. Cihangir Karaboğa kalbimin ritmini değiştiren bir yapıya sahipti. Ve bunun için bu tarz cümleler de söylemesine gerek yoktu. Bana bakması yeterliydi. Beni yiyip bitirecek gibi bakıyordu.
" Bir kez daha yakalanmadan aşağıya insem iyi olacak sanırım. " dedim kalbim hızlanmış bile olsa.
" Beraber ineriz. " dediğinde kıyafetlerini alarak banyoya doğru ilerledi. Oysa yanımda giyineceğini düşünmüştüm. Hayal kırıklığıyla gözlerimi zemine çevirdim. Arkasından gitsem sonumuz ne olurdu?
Aklından çıkar Umay.
Başka şeyler düşünmeye çalış!
Kubilay! Evet sana kırgın olan Kubilay'ı düşün. Onunla konuşmam gerekiyordu. Ama yalnız kalacağımız bir anın olacağını sanmıyordum. Cihangir ben düşüncelere dalmadan banyodan çıktı. Üzerindeki tişört bedenini tamamen kaplamış, kollarını geriye doğru hareket ettirse patlayacak hale bürünmüştü.
" Gözlerinle yeme. " dedi yanıma yaklaşıp alnıma öpücük kondurduğunda. Elleri dudaklarıma indi. " Bunlarla yemen için çok az kaldı çok. "
" Tabi. " başımı salladım tavırlı bir şekilde. " Kesin az kalmıştır. " kapıya doğru yürüdüğümde benden hızlı davranarak kolumdan tuttu ve bir anda beni kapıya dayadı.
" Sevgilim..." dedi genzinden gelen sesinin midemde kelebekler uçurmaya başladığından habersiz. Elini çenemin altına koyup başımı kaldırdı. Sırtım bu seferde kapıyla bir bütün olduğunda gözlerimi Cihangir'in gözlerine sabitledim. Hayat saham ondan ibaretti.
" Efendim? "
" Efendim diyen ağzını varya..."
" Devamını getir Cihangir Karaboğa diyeceğim ama geç kalıyoruz. " gözlerimi odada gezdirdim. Yatağına uzanmak istiyordum. " Artık odadan çıkmamız gerekiyor. "
" Sence kim gelmiş olabilir? " sorusu kafamdaki en büyük soru işaretiydi. Soyadımı bilen kim vardı ki?
" Bilmiyorum. " başımı iki yana salladım. " Bir tahminim var gibi ama..."
" Psikolog? " zihnimi okuyan adama hayranlıkla baktım.
" Buraya gelmez diye düşünmüştüm. "
" Gece'yle arkadaş. " dedi Cihangir elini çenemden çekmeden. Parmağıyla bir yandan da okşamaya devam ediyordu. Bana olan bakışlarını görseniz aşık olmamak konusunda kendinizi uyarmanız gerekirdi.
" Gidip bakalım o zaman. " dedim boşta kalan eline elimi uzatarak. Hiç bekletmeden elimi avcunun içine aldığında sırtımı kapıdan çekecektim ki beni durdurup dudağıma küçük bir öpücük bıraktı.
" Bakalım Sevgilim. "
Cihangir denince benim için dünyaların durduğunu daha önce söylemiş miydim? Ya da beni öptüğünde dünya kavramını unuttuğumu? Sanırım benim dünyayla alakalı bir sorunum vardı. Bana dünyayı unutturan adamı görünce de bu sorun açığa çıkıyordu.
Aşağıya indiğimizde bakış açımıza giren ilk kişi Kubilay oldu. Kollarını göğsünde bağlamış zehirli bir ok fırlatacakmış gibi karşısındaki kişiye bakıyordu. Onlara psikologun beni Tibetle yan yana getirmeye çalıştığını anlatmış mıydım?
" Umay Karaboğa. " dedi bizi şaşırtmayacak bir hareket sergileyen Narin Koçova. Sonra da yanlış bir şey dile getirmiş gibi ellerini ağzının üzerine kapatarak duraksadı. " Ay pardon, soyadını dile getirmemem gerekiyordu değil mi? " dudaklarını öne doğru büzdü. " Pot kırmış oldum. "
" Kırılan bir pot yok. " dedi Kubilay kaşlarını çatarak. " Devam et konuşmana neden buradasın? "
" Kuzgun timinin kaba olduğunu düşünmemiştim hiç. " Narin Koçova bütün kozlarını oynamaya gelmişti, bunu açıkça belli ediyordu. Büyük dayı onu araştırmadan hayatıma sokma fikrini nasıl edinmiş olabilirdi ki?
" Kabalık demeyelim de sağı solu belli olmayan insanlara karşı ifadesizliğimi koruyoruz diyelim. " Kubilay'ın yüzünde bir gülümseme oluştu. " İnan kabalığımızı görmek istemezsin. "
" Ne yapacaksın? El mi kaldıracaksın? "
" Kadınlara el kaldırmam. " dedi altını çizen Kubilay. " Bak, kadınlara dedim. "
" Tehditlerine karnım tok. " diyen Narin Koçova'ya göz devirdim. Ortada tehdit falan yoktu. Bu kadın kafayı yemiş olabilir miydi?
" Ortada bir tehdit göremiyorum. " dedim onlara doğru bir adım daha atarak. " Tek tehdit sensin. " Dudaklarımı dişlerimin arasına alarak hafifçe ısırdım. Adını dahi dile getirmek istemediğim o kişiyi söyleyip söylememek konusunda kararsızdım. Kubilay'a söylediğimi sanmıyordum. Sadece Mizgin biliyordu. Zihnim silinmiş gibiydi. Cihangir'e söylemiş miydim? Ya da Mizgin onca olayın içinde bu detayı Cihangir'e söylemiş olabilir miydi?
" Üzüldüm. " dedi Narin Koçova yüzünü eğip bükerek. " Oysa ben sana sadece onun gerçek yüzünü göstermek istemiştim. "
" Kimin? " kaşları çatıldı Cihangir'in. Elimi hafifçe sıktığında gerildiğini anladım. Aklına bir ihtimal gelmişti ama dillendirmek istemiyor gibiydi.
" Tibet. " dedi Narin Koçova hiç düşünmeden. Her şeyi pat diye söylemesi beni deli ederken Kubilay göğsünde çapraz yaptığı kollarını anında çözerek ayağa kalktı.
" O lavuk ne alaka şu an? " tepkisine yaptığım tek şey gözlerimi kapatmak oldu.
Cihangir'in yüzü bana doğru döndü. " Neler oluyor Umay? " sorusu zihnimde bumerang gibi tekrar edip durdu.
" Size anlatmadı mı? " elleriyle vurmak istediğim ağzının üzerini kapattı. " Yine mi pot kırdım? " üzülme taklidini beceremediğini biri ona söyleyebilir miydi?
" Anlatması gereken şey ne? " Kubilay'ın gözlerinden ateş fışkırıyordu. Oysa bana kırgındı. Evlendiğimizi öğrenmenin üzerine ikinci bir darbe de bu olmuştu. Ama o her şeyi unutmuş sadece bu ana odaklanmış gibi görünüyordu.
" Umay'dan duymak istiyorum. " dedi Cihangir elleriyle yanaklarımı tutarak. " Söyle sevgilim, söyle bana. Ne oldu sana? "
" Cihangir ben söylemedim mi? " zihnimi zorladım. Mizgin hariç birine bahsedip bahsetmediğimi hatırlamıyordum. Bazen insanın zihni donabiliyordu. Özellikle de stres altında kaldığı anlarda. Eğer bu kadının beni Tibetle tehdit ettiğini Cihangir öğrenirse neler olurdu hesap edemiyordum bile. Çünkü bu kadını ayarlayan kişi büyük dayıydı. Muhtemelen ilk gideceği durak da orası olacaktı.
" Neyi? "
Narin Koçova her şeyi bozmak niyetindeymiş gibi lanetli dudaklarını hareket ettirdi. " Tibet vakası yaşadı. " dedi normal bir durumdan bahsediyormuş gibi. " Benim kliniğimde. " göz devirdi. " Yani ben birazcık onu Tibet'e maruz bırakmış olabilirim. Ama merak etmeyin Tibet onu asla görmedi. "
Cihangir'in yanaklarımda duran elleri titrer gibi oldu. Kaşları çatıldı, turkuaz gözlerindeki bakış yoğunlaştı. " Doğru mu? " dedi sonra başını salladı. " Hayır, bana her şeyi sen anlat. Sen dışında kimseye inanmam, bilirsin. "
Cihangir Karaboğa tam olarak buydu işte. Bir şeyler benim dudaklarım arasından çıkmadığı sürece onun için havada asılı kalıyordu. İnanmak kelimesinin önünden bile geçmiyordu. " Ben oradayken Tibet'i kliniğe aldı. Gitmek için yalvardım. " dedim o gün aklıma geldiğinde. " Ama beni dinlemedi. Tibet oradayken izlememi istedi. "
" Lanet olsun! " dedi Kubilay yüksek sesle evi inleterek. Onun sesiyle aşağıya inen Mizgin'e çevirdim gözlerimi. Sadece o biliyordu. Sanırım kimseye söylememişti. Çünkü o olaydan sonra başımıza milyon tane şey gelmişti. " Sen bunu nasıl yaparsın? Bir kadın hemcinsine nasıl böyle bir şeyi yaşatabilir lan? "
" Sevgilim. " dedi Cihangir Narin Koçova'yı umursamayarak. " Özür dilerim. " başını iki yana salladı. " Seni yalnız bıraktığım için özür dilerim. " Bir yandan özür diliyor bir yandan alnımı öpüp duruyordu. Sanki içindeki sesi susturmak, sakinleşmek için başka yol deniyordu. " Bana bir şey olmadığını söyle. " başını iki yana sallayarak yüzümü dikkatle inceledi. " Kim bilir ne kadar korkmuşsundur. " yanımızda başkalarının olmasını önemsemedi. Onun için odada sadece ben vardım. " O minik kalbin nasıl hızlı atmıştır. "
" İyiyim. " dedim ama o anı bir daha hatırlamak dahi istemiyordum.
" Değildin. " İnkar etmemi istemedi. " İyi değildin ve en kötüsü ben de yanında değildim. " alnımdan bir kez daha öptü. Sanki yanımda olmadığı her an için bir öpücük konduruyordu. " Çok korktun değil mi? O lanet olası herif bu dünyadan silinene kadar da korkmaya devam edeceksin. " Gözlerinin içindeki öfkeyi görmemek mümkün değildi. " Bitecek. " dediğinde Kubilay'ın Narin Koçova'nın yanına gidişini gördüm.
" Söylesene sen kimsin? " diye bağırdı Kubilay. " Bir pskilog böyle bir şeyi nasıl yapar? "
" Buna maruz bırakma diyoruz biz. " dedi Narin yaptıklarının bir açıklaması varmış gibi. " Hastalar..."
" O senin hastan falan değil, kendine gel. " dedi Kubilay evi inleten sesiyle. " Senin asıl derdin ne? Kimsin lan sen? "
" Kubilay neler oluyor? " Mizgin'in yumuşak sesini duyan Kubilay gözlerini anlık olarak Narin Koçova'dan çekti lakin şu an tek odak noktası hesap sormaktı.
" Umay'ın aile dostlarıydım. " dedi Narin Koçova hiç saklama gereği duymadan. " Beni hiç fark etmeyen Umay'ın. " gözleri odadaki herkesin üzerinde gezindi. " Görünmez olmak nasıl bir histir bilir misiniz? " Başını iki yana salladı. " Bilmezsiniz. "
" Saçma sapan hislerini kendine sakla. " Kubilay'ı ilk defa bu kadar katı bir haldeyken görüyordum. Benim için endişeli bakışlarını ara sıra üzerime çeviriyor, yanımda Cihangir olduğu için tekrar Narin'e odaklanıyordu. " O herifin ne kadar psikopat olduğundan haberin var mı senin? "
" Psikopat falan değil. " dedi Narin Koçova Tibet'i koruyarak. " Sadece ona bağımlı. "
" Bağımlılık falan yok. " Kubilay konuşurken Cihangir beni sakinleştirmek ister gibi dudaklarını alnımda gezdiriyordu. Ağzını açıp Narinle konuşmak niyetinde değildi. Muhatabı bile değilmiş gibi arkasını dönmüştü ona.
" Minik serçem. " dedi ellerimi tutarak. " Gidelim mi? Daha fazla burada kalma. "
" Nasıl becerebiliyorsun? " diye sordu Narin Koçova gözlerini bana dikerek. " Dünyadaki bütün erkeklerin sana aşık olmasını nasıl becerebiliyorsun? Şuna bak, ben o gün o adama seni unutturabilmek için sevişme teklif ediyorum. " güldü. " Sen hiçbir şey yapmadan etrafına toplayabiliyorsun. " acı bir gülümseme yüzünde gezindi. " Söylesene Umay bu ne tür bir büyü? "
" Ne dedin sen? " Cihangir'in kaşları çatıldı. Ellerimi bırakmıyor, yanımdan ayrılmıyordu.
" Hatta ekleyeyim dediklerime. O gün Umay oradayken sevişecektik Tibetle. " Gülümsemesini yineledi. " Ama acıdım, ne de olsa eski nişanlısıydı değil mi? Görmesine izin vermedim. "
" Çık dışarı! " diye bağırdı Cihangir bedenimi titreten bir sesle. " Çık! "
Beni kendine çekip öyle sıkı sarıldı ki kemiklerimin birbirine geçtiğine yemin edebilirdim. Saçlarımın üzerine defalarca öpücük kondurdu. Sonra dudakları göz kapaklarımın üzerine indi. Sanki bunu yaptığında gördüklerim silinecekmiş gibi hissettiriyordu. Ama bilmediği bir şey vardı. Evet o gün çok korkmuştum ama mide bulantısı dışında beni etkileyecek daha büyük bir şey yoktu.
Onlar sadece mide bulantısından ibaretti.
" Daha ne bekliyorsun? " diyen Mizgin'e kısa bir bakış attı Narin Koçova. Ağzını açıp bir şeyler söyleyecekti ki Kubilay buna izin vermedi. Bir kez de onun yanında soyadımla hitap ederse Mizgin'i de kaybedebilirdim. Kubilay bunu hissetmiş olacak ki konuşmaya başladı.
" Yalnız gitmiyor. " dedi koluyla kapının yerini işaret ederek. " Büyük dayının yanına birlikte gidiyoruz. Bu kadını hayatımıza nasıl dahil ettiğini açıklamak zorunda. "
" Kubilay. " dedim korkuyla. Görev öncesi büyük dayıyla uğraşmalarını istemiyordum. Çünkü konu tamamen benimle alakalı bir durumdu. Tibet belası her yerimi sarmış durumdaydı.
" Konuşulacak. " dedi bana bakmadan.
" Şimdi sırası değil. " desem de Cihangir beni susturdu.
" Tam da şimdi sırası. Evin adresini nereden buldun? " Cihangir'in sorusuyla Narin Koçova geriledi. Bu soruyu sormak aklımın ucuna dahi gelmemişti. Belgelerde bir adres isteniyor muydu ondan bile emin değildim.
" Ben..." dedi gözlerini kaçırarak.
" Büyük dayı mı verdi yoksa ufak çaplı takiple mi buldun? "
Derin bir nefes aldı. " Bunun bir önemi var mı? "
" Doğru seninle ilgili hiçbir konunun önemi yok. " Cihangir hızla başını salladı. " O herife bir şeyden bahsettin mi? "
" Herif? Tibetten mi bahsediyorsun? " gözleri kapanıp açıldı. Gerçekten onu seviyor muydu? Gözlerindeki duygu geçişimini gördüğüme yemin edebilirdim.
" Adı lazım değil. " dedi Cihangir ellerimizi ayırmamaya özen göstererek. Bana her daim yanımda olduğunu hissettirmesi detayı gerçekten duygulanmamı sağlayacak düzeydeydi.
Birinin her daim, ne olursa olsun sizin elinizi tutabilmesi pek mümkün değildi ki mümkün olduğunda özel hissettiriyordu.
" Ben bahsetmedim. " omuz silkti. " O biliyor. Yani şüpheleniyor. "
" Bunlar bildiğim şeyler. " dedi Cihangir rahat bir tavırla. " Sen Umay'ın adresine dair bir şey söyledin mi? "
" Umay aramızdan çıkmışken tekrar bir bariyer olarak sokar mıyım sanıyorsun? " Neredeyse tiksinir gibi baktı. " Kendi topuğuna sıkmak olur bu. "
" Her nerene sıkmak istiyorsan sık ama Umay'ı bu işe karıştırma. " dedi Kubilay kararlı ses tonunun arkasında sakladığı endişeyle. Kimseye belli etmemeye çalışsa da gözlerindeki endişe kırıntılarını görmemek elde değildi. " Ki karıştırmayı aklından dahi geçirirsen başına geleceklerin küçük bir kısmını zihninde canlandırmaya çalış. "
" Açık açık beni tehdit mi ediyorsun? " gülmekle ağlamak arasında gidip geldi yüzü. Buraya geldiği için pişman olmuş gibiydi.
" Ne anladıysan o. "
" Bak, ben buraya özür dilemeye geldim. " dedi başını dikleştirerek. " Umay'ı o gün hapsetmemeliydim. "
" Doğru yola geliyorsun. " dedi Kubilay hiç düşünmeden.
" Onun zaten bir eşi varken hala Tibet'ten hoşlanacağını düşünmek aptallık olurdu. " gözleri odadaki herkesin üzerinde gezindi. Bu kadının niyeti asla iyi değildi. Herkese evli olduğumuzu duyurmaya çalışıyordu. Bunu bizim söylememiz gerekiyorken her şeyi mahvetmek istiyordu. Bakışlarında bile meymenet yokken onu hala dinliyor olmak sanırım bizim suçumuzdu.
" Aynen. " dedi Cihangir kelimenin üzerine basa basa. " Zihnine yaz bunu. Onun eşi var ve eşine aşık. "
" Belli, gizli kapaklı..."
" Çok fazla konuşuyorsun. " dedi Kubilay gözlerini anlık da olsa Mizgin'e çevirerek. Bilmesini istemiyordu. Bir de onun bana karşı tavır almasına izin vermiyordu. Kubilay'a kocaman sarılmak istiyordum. Bana kızgınken bile beni düşünüyordu. " Düş önüme, büyük dayıyla bir görüşmemiz var. "
" Kimsenin önüne düşecek biri değilim. " diye çıkıştı söyleyeceklerini söyleyememenin verdiği sinir bozukluğuyla. " Büyük dayının yanına gitmek için bir sebebim yok. "
" O kadar çok sebebin var ki..." gözleri Cihangir'e çevrildi. " Siz karakol işini halledin. Birkaç saat geciktirseniz kafi. "
" O uçuş bugün olmayacak. " dedi Cihangir kararlı ses tonuyla.
" Ne yapacaksın? Uçağı zapdetmek adına kaos mu çıkaracaksın? " Her şey sapasarmıştı. Ve sanırım benim yüzümdendi. Kendimi sonuna kadar suçlayabilirdim.
" Gerekirse evet. "
" Gitmemiz gerek. " dedim gözlerimi Cihangir'in gözlerine sabitlediğimde. " Biliyorsun ki bu son çıkış. "
" Belki de giriş. " diye tamamladı beni ne zaman geldiğini fark etmediğim Alparslan. " Hala içerdeler. Bizim bir lafımızla her şeyin rengi değişir. "
" Neyden bahsediyorsunuz? " diye sordu Narin Koçova. " Tibet iyi değil mi? "
" Başlayacağım senin Tibet'ine de sana da..." Kubilay kendine hakim olmakta zorlanıyordu. Canını sıkan taraf neydi? Benim o adamla aynı yerde kalmış olmam mı yoksa büyük dayının bu kadını aramıza sokması mı?
" Büyük dayı nerede? " diye sordu Cihangir Alparslan'a. Gözlerindeki kararlılık bugün yapmamız gerekenlerin yattığının kanıtıydı.
" Barbaros ve Lemanla birlikte..." kafasıyla bir şey anlatmaya çalıştı. Yerini söylemedi. Muhtemelen Narin Koçova'nın bilemezsini istemiyordu.
" Güzel. " Cihangir kolumdan tutarak beni de kendiyle birlikte yürütmeye başlattığında sorgulamadan ilerlemeye başladım. " Kubilay onunla sen ilgilen. Ben büyük dayıyla konuşmaya gidiyorum. "
" Bu hepimizin meselesi Cihangir. " dedi Kubilay kaşlarını çatarak. Sen ya da ben diye bir şey yok. Büyük dayıya buradaki herkesin hesap sorması gerek. "
" Lütfen. " dedim başımı iki yana sallayarak. Benim yüzümden aralarında bir şeyler olacaktı. Hissetmemek elde değildi. Ne yapmam gerekiyordu? " Bu konuyu erteleyebilir miyiz? Belki her şeyden kurtuluruz ve bu konu hiç açılmadan kapanır. "
" Kapanmayacak. " Cihangir ve Kubilay aynı anda konuştuğunda gözlerimi Mizgin'e çevirdim. Yardım dilenen bakışlarıma karşı omuz silkti.
" Gerginlik istemiyorum, yeterince gerginim. "
" Ben senin gerginliğini alırım. " Cihangir hiç düşünmeden konuştuğunda göz kırparak beni sakinleştirmeye çalıştı. Kapının önüne kadar ilerledi omzunun üzerinden arkaya doğru bir bakış attı. " Ama bugün Narin Koçova'nın hakkında konuşma yapılacak nokta. "
" Ben diğer arabayla sizi takip ederim o zaman. " dedi Kubilay Narin'e geçmesi için kapıyı göstererek.
" Ben de diğer işle ilgileneyim. Uzatabildiğim kadar uzatırım, çıktığınızda haber verin. " Alparslan'a baş selamı veren Cihangir kapıyı açtı. Evden çıktığımızda içimdeki kötü hissin geçmesi için ne yapacağımı bilemez haldeydim. Dudaklarımı birbirine sıkıca bastırmış gözlerimi sürekli kırparak olan biteni algılamaya çalışıyordum. Ya da büyük dayıyla olan konuşmayı nasıl durdurabilirim diye düşünüyorum da diyebilirdim.
Cihangir'in benim yüzümden onunla arası bozulsun istemiyordum. Arabaya yaklaştığımızda Cihangir önce benim kapımı açarak oturmam için geri çekildi. Koltuğa oturduğumda ise üzerime doğru eğilerek emniyet kemerimi bağladı, geri çekilirken dudağıma küçük, hissetmeye bile vaktimin olmadığı bir öpücük bıraktı. Sonra da kapımı kapatıp kendi tarafına geçti.
Gözlerimi eve çevirdiğimde Kubilay'ın bize doğru geldiğini fark ettim. " Kubilay geliyor. " Cihangir arabayı çalıştırmak için hamle yapmıştı ki sesim duraksamasına sebep oldu. " Bir sorun yoktur değil mi? "
" Kendini strese sokmak için yer arıyor gibisin minik serçem..." elimi elinin arasına alıp küçük öpücükle beni sakinleştirmeye çalıştı. Dudağıma ateşli bir öpücük bıraksa her şeyi unutabilirdim aslında.
Kubilay pencereyi açmamız işaret ettiğinde Cihangir düğmeye bastı. " Bir sorun mu var? " diye sordum kendime hakim olamadan. Benimle konuşur muydu yoksa aramızdaki gerginliğe başımızdaki olaylar bitene dek son mu verirdi hiçbir fikrim yoktu.
" Araba çalışmıyor, birlikte gidelim. " dediğinde Cihangir başını salladı. Kubilay yanındaki Narin Koçova'yı arabaya bindirerek kapısını kapattı. Kendi de bindiğinde sessiz bir yolculuğun bizi beklediğini düşünüyordum.
Ne de olsa Kubilay benimle konuşmazdı öyle değil mi?
Kalbimin içindeki acıyı size anlatamazdım ama belki bir cihaz olsa gösterebilirdim. Narin Koçova tam arkama oturmuş, gözlerini pencereden dışarıya çevirmişti. Gergin görüntüsüne aldırış etmedim. Hesaplaşmaktan korkuyorsa o gün beni neden Tibetle aynı ortamda kalmaya maruz bırakmıştı?
" Büyük dayıyı aradınız mı? " Kubilay'ın mesafeli sesiyle iç çektim.
" Hayır. "
" Böylesi daha iyi. " gözlerimiz aynada kesişti. " Haberi olursa bahanesi de olur. "
" Hiçbir şey öğrenemeyeceksiniz. " dedi Narin Koçova gözleri hala akıp giden yola odaklıyken.
" Hayırdır? Sen mi haber verdin geliyoruz diye? "
" Telefonumu aldın farkında mısın? Neyle iletişim kurmamı bekliyorsun? " kaşlarım havalandı. Durumun ciddiyetini yeni kavramaya başlıyordum. Kubilay birinin telefonuna kolay kolay el koyacak biri değildi. " Güvercinle mi? "
" Aynen. " dedi rahatsız bir sesle. " Sen ve senin gibiler güvercinle haberleşmeli. Ne kadar geç bilgi o kadar iyi. "
" Bana böyle davranamazsın. "
" Dua et, başka türlü davranmıyorum. " başını iki yana sallayan Kubilay göz devirdi.
" Büyük dayıyla görüşmek için bir sebebim yok. " Narin Koçova'nın bir anda konuya girmesiyle gözlerimi kıstım. " Staj için ayarladığı biriyim sadece. Sizin sorununuz ben değilim. Sizin sorununuz tam da önümde oturan şahıs. " Beni mi işaret ediyordu o? " Farkında değil misiniz o hayatınıza girdiğinden beri Tibet diye bir sorununuz oldu. Onun sorununu üstlendiniz. Şimdi de sizi yetiştiren adama hesap sormaya gidiyorsunuz. Niye? " güler gibi bir ses çıkardı. " Bu kızı tehlikeye atma ihtimali var diye. " gözlerime gelen güneşle birlikte gözlerimi kıstım. " Sizi yetiştiren adam yerine hayatınıza giren ne olduğu belli olmayan birini mi tercih ediyorsunuz gerçekten? "
Bazı insanlar konuşmamalıydı.
Bazı insanlar sınırlarını zorlamamalıydı.
Bazı insanlar var olmamalıydı.
" Bizim tercihimiz seni gerdiğine göre doğru yoldayız demektir. " dedi Cihangir gözlerini yoldan ayırmadan. " Ayrıca o benim karım, laflarına dikkat et. "
" Karın? " Kahkaha sesi arabada yankılandı. " Anlaşmalı bir evlilik değil miydi? Siz kendinizi fazla kaptırmışsınız. "
" Bu detayları nereden biliyor? " Kubilay'ın soğuk sesi içimi titretti. Sahi, bunları nereden biliyordu? Bu bilgileri Büyük dayı gizlememizi istemişti.
" Sen bilmezsin ama ben her şeyi bilirim. " gözlerini Cihangir'e çevirdiğini dikiz aynasından gördüm. " Söylesene Cihangir daha ne kadar rol yapmaya devam edeceksin? "
Ne rolünden bahsediyordu? Dudaklarımı birbirine bastırarak gözlerimi yola çevirdim. Narin Koçova kötünün kötüsü gibi davranmaktan vazgeçecek miydi?
" Cihangirle ortak bir geçmişimiz var. " dediğinde kaşlarım hayretle havalandı. " Beni tanımamazlıktan geliyor olması geçmişini değiştirmeyecek, bunu bilmesi gerekirdi. "
İnanç kavramı bedenimi terk etmişti. Cihangir'in dudakları arasından böyle bir cümle çıkana kadar ona inanmazdım. Aramızdaki bağın kuvvetli olması belki de bu yüzdendi.
" Yalanlarınla ancak kendini ve o asalak herifi kandırırsın. " dedi Kubilay rahat bir sesle. " Umayla oynayarak odağımızı değiştirmeye çalışma numaraları çok basit değil mi? "
" Umay bilmen gereken şeyler var. " dedi bu sefer bana seslenerek. " Ailenle ilgili gerçekleri biliyor musun? "
" Çattık. " dedi Kubilay Cihangir'den önce davranarak. " Neymiş o gerçek anlat bizde bilelim. "
" Sen her söylediğim şeye musallat olacak mısın? "
" Aynen. " dedi hiç düşünmeden.
" Sana yalan söylediler hala onları mı savunuyorsun? "
" Biz değer verdiğimiz kişileri sonuna kadar savunuruz. Her ne olursa olsun. " Cihangirle göz göze geldik. Kubilay bize küs değildi değil mi?
" Onlar sana pek değer vermiş gibi görünmüyor. " Bizi birbirimize düşürmek için an kolluyordu. Bu kadının ağzını bantlamak istiyordum. " Evlendiklerini bile bilmiyordun. "
" Kesin o da büyük dayının işidir. " dedi rahat bir sesle. " Sen kafanı yorma. Az sonra öğreneceğiz neyin ne olduğunu. Bence sen bir şeyi kafana takacaksan bu kendin olsun. "
" Ne öğrenmek istiyorsunuz? " gözleri Cihangir'e kaydı. " Cihangir her şeyimi bilir. Umayların aile dostlarının kızıyım. Başka da bilmenizi gerektirecek bir durum yok. "
" Bu hikayeyi uydurmak için çok mu düşündün? " Arka taraftan alkış sesi yükseldi. Kubilay yüzündeki ifadeyle Narin Koçova'ya bakıyordu. " Oysa Cihangirle olan bağlantın bile sanki daha inandırıcılıydı. "
" Cihangirle bağlantım var zaten seni pislik! "
" Hakaret davası açsam kazanırım galiba, ne dersin Umay? " gözlerimiz dikiz aynasından kesişti. İçimi rahatlatmak için beni de konuşmaya dahil ediyordu sanırım. Ya da ben öyle yorumlamak istiyordum. " Mizgin'e bir sorayım bu konuyu. " elini telefonuna attığında arabada bir mesaj sesi yankılandı.
" Kişisel haklara saygı duy. " dedi Narin Koçova kocaman gözlerle Kubilay'a bakarak. Mesaj onun telefona gelmişti.
Bir bildirim sesi daha yankılandı arabada. Cihangir yola odaklanmış görünsede onun aklı da arkadaki diyalogtaydı. Onunla alakalı kafamda herhangi bir soru işareti yoktu ve olamazdı. Cihangirle aramızdaki bağ bu tarz oyunlara gelmeyecek kadar farklı bir konumdaydı.
" Kim mesaj atmış olabilir? " Kubilay'ın sorusu arabada yankılandı.
" Tibet. " dedi hiç düşünmeden. " Beni bekliyordu. "
" Bu saatte? "
" Sana ne? " dedi Narin Koçova ondan beklenmedik bir an atağa geçip Kubilay'ın elindeki telefonu almaya çalışarak. " Ver şu telefonumu. "
" Bu kadar tutuştuğuna göre var içinde bilmemizi istemediğin bir oyun. "
" Ver dedim! " Kubilay onu koltuğa doğru ittirdiğinde Narin Koçova derin nefesler almaya başladı. " Okuduğuna pişman olmazsın umarım. "
Kubilay telefonun ekranına gelen mesajları dışından okumaya başladı. Narin Koçova ise arkasına yaslanarak gözlerini pencereden dışarı çevirdi. Durumu kabullenmiş olmalıydı.
" Mesaj babandan gelmiş. " dedi gözlerini kıstığında. " Tibetle yakın olman gerektiğini ve yangını asla öğrenmemesi gerektiğini yazmış. " kaşlarım çatıldı. " Yoksa seni ben bile kurtaramam yazmış. "
" Ne yangını? " dedim arkama dönerek. Ailemin zar zor kurtulduğu o yangından mı bahsediyordu? Yoksa başka bir olay daha mı vardı?
" Asla öğrenemeyeceksiniz. "
Narin Koçova ile gözlerimiz kesiştiği an arabanın kapısını açarak kendini aşağıya bıraktı. Gözlerim irileştiğinde ani fren sesinin çıkardığı ses kulaklarımda uğultuya sebep oldu.
Narin Koçova hiç düşünmeden kendini arabadan atmıştı.
Gerçekten kimdi bu Narin Koçova?
🖤

