İçeriğe geç

KUZGUN

Bölüm 34 · 36 dk okuma

KUZGUN

Bölüm 34

YALAN

Başlamadan önce siyah kalplerimizi buraya alalım🖤 oy ve yorumlarımızı da eksik etmeyelim siyah kalplerim.

Keyifli okumalar!

Alparslan

Gözlerimin önündeki kadına baktım. Yüzünde memnuniyetsiz olduğunu belli eden bir ifade vardı. Bu umrumda bile değildi. Tek istediğim bir an önce bu kadından kurtulmaktı. Onunla bağlantımız bitince yeni bir görev alacaktık. Belki de bu seferki görev şehirden uzak olurdu. Bunun bana iyi geleceğine emindim.

Ondan uzak durmak istiyordum.

Gece'den.

Yutkundum. Adını içimden söylemeyi yasaklamıştım kendime. Her şeyi hem kendim için hem de onun için zorlaştırıyordum. Bunun farkına vardığım gün de onu kalbimin en derinine gömmüştüm.

Gömülen şeyler geriye dönmezdi değil mi?

Unut Alparslan dedim içimden bilmem kaçıncı kez. Adını da hissettirdiklerini de unut.

" Evime bu şekilde giremezsiniz. " diyen kadın Sanem'den başkası değildi. Onun nasıl tehlikeli biri olduğu ortadayken hala elimizde yeterli bir kanıt olmamasıydı bizi uğraştıran.

" Girdik. " dedim yüzümü sabit tutarak. Mimiklerim bugün donuktu. Gece'den sonra hep donuklaştı Alparslan dedi iç sesim.

Yutkundum.

" İzin belgeniz? " Barbar elindeki belgeyi gözlerine sokarcasına yüzüne çarptığında kendini tutmakta zorlandığını fark ettim. Cihangir ve Umay bu evdeydi. Yüzbaşı'nın yanından gelir gelmez Cihangir soluğu burada almıştı. Yolculuk boyunca Umay'ın bir fotoğrafına bakıp durmuştu. Bahsetmezdi kimseye ama içten severdi. Onu konuşurken görmek bile bizim için şaşkınlık belirtisiydi.

Umay onun konuşma yetisi gibiydi. O varsa konuşuyor, heyecanlı birine dönüşüyordu. Demek ki sevmek ve sevilmek böyle bir şeydi.

Ben sevmiştim ama sevilmemiştim.

" Aleyna size bağlı çalışıyormuş. " dedi soyadına gerek duymadan. Kim olduğunu bilmeyecek kadar saf değildi. " Onun hakkında birkaç haber aldık. "

" Ne gibi haberler? " gözleri benimle Barbar arasında gidip geldi. Yaşını göstermiyordu. Belki de bu yüzden Evanla ilişkisi düzgün gidiyordu.

" Onu sizin ölmeye teşvik ettiğiniz gibi. " Barbar yüzünü elinin tersiyle sildi. " Size emniyete kadar eşlik etmemiz gerekecek. Sorguya çekileceksiniz. "

" Ben ifademi verdim. " dedi elindeki belgeyi yere atarak. O sırada arkasından gelen Evan Tilki gözlerini üzerimizde gezdirdi. Derin bir nefes alarak gülümsedi.

" Yeni gelen ihbarlara göre ifadeniz yeterli değil. " Barbar kıçından sallıyordu. Birinin ihbar ettiği falan da yoktu. Sadece o günki kamera kayıtlarının silinmiş olması hoşumuza gitmemişti. Bunun içinde onu biraz sıkıştırmak istiyorduk. " Evan Tilki siz misiniz? " Barbar polis gibi davranmak konusunda iyiydi. Kendimi sahtekar gibi hissetmiyordum. Bu bizim işimizdi ve onları gerçekten de emniyete götürecektik. Sadece polisler yerine biz gelmiştik. Çünkü evi arama izni çıkmıştı. Bu fırsatı kaçıramazdık.

" Benim. " dedi gülümseyerek. " Konu neydi? "

" Şirketinizin yüzü Aleyna desem? "

Evan'ın yüzünde hiçbir değişim olmadı. Bu günü bekliyormuş gibi rahattı. " İfade vermiştik. " Saçlarını karıştırdığında Sanem'in sırtını onun gövdesine yaslaması dikkatimden kaçmadı.

" Yeni bir şeyler olmuş. " dedi Sanem dişlerini sıkarak. Her şeyi örtbast edip etmediklerini ifade etmeye çalışıyordu muhtemelen.

" Evi aramamız gerek. Malum iznimiz de var. "

Sanem kahkaha attı. " Ne bulacağınızı sanıyorsunuz? Aleyna'yı öldürmüş olsam bunu evimde bir kanıtla saklayacağımı mı? " Aslında öfkeliydi ama yüzündeki gülümseme bunu dizginliyordu. " Hiçbir şey bulamazsınız. Çünkü benim konuyla alakam bile yok. Helvasını bile yaptırdım. Ailemden biriydi o kız. "

Son cümlesiyle Evan Tilki'nin kaşları havalandı. Birbirleriyle çelişiyor olmaları iyiydi. Çapraz sorguya alınsa Evan Tilki ağzından birçok şeyi kaçırabilirdi. " Tebrik mi bekliyorsunuz? " Barbaros kırıcı konuşmalarına devam ediyordu. Son zamanlarda oldukça sinirliydi. Belki de bu Lemanla olan ilişkisiyle alakalıydı. Onların ilişkisinin Toksik olduğunu düşünüyordum.

Kim Lemanla kendi isteğiyle bir arada olmayı kabul edebilirdi ki?

Sen yıllarca seni sevmeyen bir kız için yanıp tutuştun Alparslan diyen sesi duymazdan gelmekten başka şansım yoktu.

" Evimi öylece aratmayacağım. "

" Neden sakladığınız başka cinayetler mi var? "

Soruyla gözlerini kısarak Barbar'a baktı. " İyi. " dedi gerginliğini bir kenara bırakarak. Bu ruh haline alışkın olmadığım için kaşlarım havalandı. " Arayın. Ne bulacaksanız. "

Aslında amaç bir şey bulmak değildi. Kim evinde delil saklardı ki? Onun bir şeylerini sakladığı yer muhtemelen bambaşka bir yerdi. Onu bulana kadar Umay Onun hayatına dahil olmalıydı. Sonrası ip söküğü gibi gelecekti.

" Öylece izin mi vereceksin? " Evan Tilki şaşırmış görünüyordu.

" Belgeleri var. "

" Yine de..."

" Sorun yok Evan. " elini Evan Tilki'nin elinin üzerine koyduğunda gözlerimi evin içine çevirdim. Umay ve Cihangir buradaydı. Onları da almamız gerekir miydi? " Dansçılarımız var evde. " dedi açıklama yapmak istercesine. " Onları evlerine yollayayım. Şimdi korkmasınlar durduk yere. "

" Biz bir bakalım. " daha fazla kendimi tutamadım. Odaların olduğu tarafa doğru ilerledim. Odalardan biri kilitliydi. Sanırım bu kapının arkasında Cihangir ve Umay bulunuyordu. Evde başkası yok muydu? " Odadaki herkes dışarı. " dedim ne halde olduklarını düşünmek istemeden. Kendileri kilitlemiş olsa gerekti değil mi?

" Korkutacaksınız. " dedi Sanem arkamdan koşar adımlarla gelerek. " Bana bırakın. "

" Korkulacak kişiler değiliz. " dedi Barbaros cümlesinin altını çizerek. " Devletin polisiyiz. "

" Haklısınız da..."

" Dası yok. " konuşmasına bile izin vermedi Barbaros. " Sizi emniyete götürecek araç aşağıda. Eşlik edeyim. " diyerek yolu gösterdiğinde Sanem ısrarla yerinde durmaya devam etti.

" Bir dakika. "

" Lütfen daha fazla oyalamayın bizi. " Barbaros için bu son uyarıydı.

" Umay. " dediğinde sertçe yutkundum. Kapının arkasında onların olduğunu bilmek beni rahatlattı. " Korkmayın, tamam mı? Küçük bir mesele. Aleyna'yla ilgili. Evan ve ben gidiyoruz. Yarın dediğim saatte görüşeceğiz. Unutma. " Cihangirle muhattap bile olmamış olması dikkatimden kaçmadı. " Gidebiliriz. " gözleri Barbaros'a imalı bir bakış attı. " Kelepçe de geçirmek ister misin? "

" Çok konuştuğunuzu söyleyen oldu mu hiç? " Boğazımı temizledim. Barbaros kendi olmaya başlıyordu. Ona bacım demediği için minnettardım aslında. Bu kelime için oldukça kirliydi.

" Boş konuşmaktan iyidir. " Sanem hazırcevaptı.

" Ben indiriyorum, sen de gelirsin evi arayıp. " başımı salladığımda Evan Tilki ve Sanem'i önüne alarak kapının çıkışına doğru ilerledi.

Gözlerim hala kilitli olan kapıya çevrildi. Cihangir ve Umay neden çıkmıyordu?

" Kapı kilidini kırmamı mı istersiniz yoksa siz mi açmayı tercih edersiniz? " sorumla birlikte kilit çevrildi. Başını gördüğüm ilk kişi Cihangir oldu.

" Gelmeniz uzun sürdü sanki? " Soru değildi, bir teyitti. Görevi Büyük dayı vermişti. Cihangir'in bundan haberi vardı. Ama Umay'ın tabiki de yoktu.

Cihangir'in kolunun altından geçerek gözleri beni buldu. " Alparslan? " etrafı inceledi. Sanem'i arıyordu ve burada olmamızı sorguluyordu. Benim için Mizgin neyse Umay da oydu. Yüzündeki şok olmuş ifadeye gülümsedim.

" Buyrun benim? "

" Sanem? "

" Barbar götürdü aşağıya. " dedim güvenli ortam olduğunu ileri sürerek. " Tehlike arz edecek hiçbir şey yok. "

Göz kırptığımda kollarını uzatarak bedenime sardı. Bir abinin eksikliğini hissediyormuş gibiydi sevgisi. " Koca adam Alparslan. " dedi iç çekerek. " Hadi Cihangir sürpriz yapacağım diye haber vermiyor geldiğini sen neden haber vermiyorsun ya? Sürprizlerini bozsana. "

Güldüm. Son zamanlarda kısıtlıydü yüzümdeki gülümseme. Bir Mizgin güldürüyordu bir de Umay. Cihangir'in karşısına onun gibi biri çıktığı için mutluydum.

En azından aramızdan biri mutluydu.

" Cihangirle aramı mı bozmamı istiyorsun sanki? " Başını göğsümden çekti. Mızmızlanacağı bir ifadeyi yüzüne görünmez çizgilerle çizdi. Cihangir çok şanslıydı.

" Kızmaz ki sana. " dedi gözleri Cihangir'e döndüğünde. " Kızmazsın değil mi? "

Cihangir başını iki yana salladı. " Sen ne dersen o. "

Hanımcı, diye geçirdim içimden. Yüzümde tebessüm vardı. " Korktum. " dedi yutkunduğunda. " Bir günlüğüne demişti Cihangir ama uzadı. " Birinin önceliğiymişim gibi hissetmeme sebep olan cümlesinin altında ezildim. " Ben de size bir şey oldu düşüncesiyle..."

" Mesaj yazmışsın bana. " dedim Umay'a dikkatle bakarak.

" Yazdım. " başını salladı. " Hepinize yazdım. "

" Değerli hissettirdi. " omuz silktim. Bunu daha önce kimse yapmamıştı. Hayatımıza bir anda giren kızdı o. Yabancıydı belki ama yabancı olmayanların asla yapmayacağı şeyleri yaparak beni şaşırtıyordu. Bir gün bir yabancı sizi en iyi anlayan kişi olurmuş derlerdi de inanmazdım.

Umay yaşadığımı hissettiren kişiydi. Ya da birini nasıl severiz sorusunun cevabıydı. Cihangir'i nasıl sevdiğini gördükçe ağlamak istiyordum. Belki erkekler ağlamaz denilirdi ama bu benim için geçerli değildi. Öyle saçma sapan cümleleri unutalı uzun zaman olmuştu.

" Sevindim. " dediğinde Cihangirle göz göze geldiler. Çifte kumru tabiri onlar için yazılmıştı. " İyisiniz değil mi? Cihangir iyi de sen..." gözleri bedenimde gezindiğinde küçük dilimi yutmamak için kendimi sıktım.

Bu kız neden kendimi önemli hissettiriyordu?

Gözleri üzerimi iyice taradı. " Gerçi sarıldığımda iyice sıktım bedenini. Yaran olsa belli ederdin. " gözlerini bilmişlikle kıstı. " İyisin değil mi sahiden? "

Uzun sayılacak bir süre ona baktım. Beni merak eden birine hasrettim. Ona bakınca bunu daha iyi anlıyordum. " İyiyim, teşekkür ederim. " Dudaklarımı sıkıca birbirine bastırdım. Artık Sanem'den kurtulması gerekiyordu. Aklıma gelen detayla dudaklarım bir kez daha aralandı. " Evi arayalım sonra da gidelim aşağıya. Fazla vakit kaybediyoruz. "

" Evde kamera olabilir. " dedi Cihangir gözlerini koridor köşelerine çevirerek. " Biz hiç karışmasak daha iyi olabilir. "

" Barbar gelir birazdan. " dedim başımı sallayarak. " Siz onların gözü önünde çıkın. Bu arada evde başka biri yok değil mi? "

" Dans hocası var. " gözleri evi taradı. " Yani vardı ama gitmiş olmalı. O zaten bizden biliyorsun. " başımı sallayarak onu onayladım. " O zaman biz çıkıyoruz. Evde görüşürüz. "

" Dinlen. " dedim operasyonu hatırladığımda. Kolay bir görev değildi. En kötüsü de karşımızdaki kişinin tanıdık olmasıydı. İnsan sevdiklerinin neye dönüşeceğini bilemiyordu. " Sana emanet bizimki. " dedim Umay'a ithafen.

" Emanet? " gözleri irileşti Umay'ın. " O da ne demek? Travmam o kelime benim. " ellerini kulaklarına kapattı. " Duymadım ki..." dediğinde dudaklarım kıvrıldı.

" Aramızda küçük bir emanet meselesi var da..."

" Çok küçük çok. " dedi Umay abartılı gözlerle ona bakarak. Birbirini seven çifte bakmak güzel hissettiriyordu. Yıllarca birini karşılıksız sevmek beni yormuş muydu? Bu soruya cevabım kesinlikle hayır olurdu. Unut Alparslan, unut. Sevmek yok, Gece yok, kalbin yok.

" Hadi gidin dikkat çekiyorsunuz. " dedim onları uğurlamak için can atarak. Artık yanımda olmamaları gerekiyordu.

" Pekala, görüşürüz. "

Baş selamı vererek onların çıktıkları odanın çaprazındaki odaya girdim. Ne aradığımı bilmiyordum. Ya da ne yapacağımı da. Öylesine odaya göz gezdirdim. Aklım burada değildi. Görevden döner dönmez tesise gitmiştim. Tek amacım Gece'yle karşılaşmamaktı ki öyle de olmuştu.

Bazı görevlere o da bizimle geliyordu. Bir sağlık ekibi gerekiyordu. Yerine göre değişse de hep yanımda olması ona daha da bağlanmama sebep olmuştu. Artık ondan kaçar hale gelmiştim. O nerede yoksa oraya göçebe hayatı yaşamayı tercih ediyordum. " Ne yaptın buldun bir şey? " arkamdan gelen sesle boş düşüncelerimi bir kenara ittim.

" Yok. " dedim kısa keserek.

Barbaros gözlerini üzerimde gezdirdi. " O zaman direkt emniyete mi geçsek? "

" Odasına da bakalım. " dedim yine de incelemiş olmak için. Başka zaman böyle bir fırsat elimize geçmezdi. " Bu arada şu dinleme cihazını da çıkaralım. Evan iyileşmiş o odayı kullanmayacaklar artık belli. Herhangi bir temizlik sırasında çıkarsa kötü sonuçları olabilir. "

" Haklısın. " dedi benden önce çıkıp dinleme cihazının bulunduğu odaya girerek. Bende koridorun sonundaki odaya girdim. Büyük bir yatak beni karşıladığında gözlerimi makyaj masasına çevirdim. Üzerinde ağzı açık bir mücevher kutusu vardı. Makyaj masasına doğru yürüdüm. Barbar arkamdan " Hallettim. " diyerek geldiğinde elindeki dinleme cihazını gösterdi.

Makyaj masasının önünde durduğumda aynanın kenarının tam yerleşmediğini gördüm. Sallanmış ya da darbe almış gibi duruyordu. Başımı eğdim ve elimi kenarı çıkmış aynaya doğru uzattım. Elimi kesmesi umrumda bile olmadı. Tamamen güdüsel hareket ediyordum. İçimden bir ses elimi oraya uzatmamı söylüyordu. Barbaros aynanın arkasına geçti. Duvarla bitişik olmadığı için rahatça görebiliyordu. " Burada bir şey var. " dedi gözlerini kısarak. " Bir kart. " elimi tuttuğum yerden çıkardığı kartı elinde salladı. " Sende mi bunu gördün? "

" Neymiş ki o kart? " gözleri kartın üzerine diktim. Bu bir kredi kartı ya da banka kartı değildi. Bu bir yerin anahtarı olabilecek bir karttı.

" Hasiktir! " dedi Barbaros zaten oldukça bozuk olan ağzını bir kez de benim yanımda bozarak. " Lan bu belgelerini sakladığı yerin anahtarı gibi bir şey olmasın? "

" Muhtemelen öyle bir şey. " İç çektim. " Ama bir işimize yarayacak gibi de durmuyor. " gözlerim odada gezindi. " Neyi açıyor olabilir ki? "

" Orasını bulmak da Umay bacımın işi. " dedi rahat bir sesle. Ellerinin arasındaki kartı cebine attığında kaşlarımı çattım.

" Kartın yerinde olmadığını anlayabilir. "

" Ne yapacağız? "

" Kopyasını. " omuz silktim. Bunu yapmak bizim için zor değildi. Bir telefona bakardı.

" Arıyorum o zaman. Emniyette yedeğini yaptırırız. Onlar çıkana kadar da yeniden koyarız yerine. "

" Tamam. " dedim odadan çıkarak. En azından bir şey bulmuştuk. Bunun beni rahatlatması gerekiyordu lakin hiç rahatlamış gibi hissetmiyordum.

Evden çıkarken Barbarosla yan yana yürüyorduk. Kartı ona vermiştim. Üzerimde inanılmaz bir dalgınlık vardı. Zaten son bir aydır ne yaptığımı bilmiyordum. Görevlerde aklımı başıma almak uzun sürüyordu. Telefonuma gelen bildirimle elimi cebime attım. Gelen mesaj reklam mesajından başka bir şey değildi.

Zaten ne bekliyordum ki?

Kaç kez uykumdan uyanmıştım ondan bir mesaj gelir diye? Ama hiç gelmemişti. Sadece rüyalarımda geliyordu. " İyi misin sen? " Barbaros yandan bana baktığında başımı salladım.

" İyiyim. "

Değildim. Ama sadece itiraf edemeyeceğim kadar kafama takıyordum.

" Bugün bizimkilerle şu yere mi gitsek? Görevden yeni geldik biraz kafa dağıtırız. "

" Unuttun mu yarın İtalya'ya uçuyoruz. " dedim alt dudağımı dişlerimin arasına alarak. " Sanemlerin fişini çekmek için sabırsızlanıyor olman gerekiyordu. Nasıl unutursun? "

" Yıllardır bu kadının etrafındayız. " dedi başını iki yana sallayarak. " Ben çok ümitli değilim. Hiç patlak vermedi. "

" İllaki verecek. " dedim göz devirerek. Bu kadar çabuk pes eden biri değildi Barbaros. Dağlarda en azından sonuna kadar ilerleme niyetindeydi.

" Umarım İtalya'da onu son görüşümüz olur. "

" Konsoloslukla bağlantılı bir bilgisine erişirsek onu alt etmek daha kolay olur. " Düşüncelerimi belki de kendime saklamam gerekiyordu. Ama bunu pek becerebildiğim söylenemezdi.

" Bir şeyler mi biliyorsun? "

" Yok, sadece bir fikirdi. "

" Kadın mekan açıp duruyor. " dedi damarına basılmış gibi haykırarak. " Büyük dayı bile sızdı aralarına ama hala bir ilerleme katedemedik. "

" Umutsuzsun. " Barbar ne zamandan beri kesin yargılara ulaşıyordu? Görevdi bu. İllaki bir şekilde sonlanacaktı.

" Senin gibi. "

" Ben? "

Önümde durduğunda yürümemi engelledi. " Gözümüzün önünde kendini yiyorsun Alparslan. Görmüyoruz mu sanıyorsun? "

" Öyle bir şey yok. " Ne kadar inkar etsem de onlar benim omuz omuza çatıştığım insanlardı. Beni benden daha iyi bile tanıyor olabilirlerdi. Çünkü bizimkisi sadece çatışma değildi. Yeri geliyor bir köşede birlikte kıvrılıp uyuyorduk. Birbirimizin tek bir hareketini bile ezberleyecek kadar dip dibe kalıyorduk.

" İnkar sana yakışmıyor. "

" Artık en çok bana yakışıyor. " Gece 'den de vazgeçtiğimi söylüyordum. Onu sevdiğimi reddediyordum. Ama hepsi yalandı. Öyle kolay değildi kalbin susması.

Atan bir kalbi nasıl durdurabilirdim ki?

Özellikle de Gece için atan bir kalbi.

Benim kalbimi...

Barbaros daha fazla üstüme gelmedi. Sustu. Zaten ne diyebilirdi ki? Sanem ve Evan'ın olduğu araca bindiğimizde yol kısa süreceği için sessizce araçtan inmeyi bekledim. Sorguya gideceklerdi ama oldukça sakin duruyorlardı. Belki de avukatlarını çoktan aramış ona güveniyorlardı.

Yaklaşık on dakika sonra araba durduğunda ilk inen ben oldum. Araba beni boğuyordu. Kendimi atmamak için direnmem gerekiyordu. Bir sigara içsem kendime gelir miydim?

Eski günlerdeki gibi...

Ondan önceki günler gibi.

" Ben biraz hava alacağım. " dedim Barbaros Evanla Sanem'i götürmek için hareketlendiğinde. Başını sallayarak beni onayladığında kimsenin yüzüne bakmadan orada ayrıldım. Fazla uzaklaşamazdım. Görevim neyse onu yapmak zorundaydım.

Sürekli aklıma neden Gece geliyordu?

Akşam oldu demek yerine Gece oldu demek istiyordum mesela. Bu kullanımı azaltmam gerekiyordu lakin ona bir daha hitap bile edemeyeceğim için bari bu şekilde seslenmiş olmak istiyordum sanırım. Hani unutacaktın Alparslan?

Emniyetin önündeki banka oturduğumda başımı gökyüzüne çevirdim. Hava kararmaya başlıyordu. Aynı içim gibiydi. Kararmış, usanmış kendine gelememiş. Birini unutmanın yolları diye aratmıştım Google'da. Saçma sapan fikirler vardı. Hepsini gereksiz bulsam da denemeye çalıştım. Ama hiçbiri unutmama yardımcı olmadı.

Çünkü unutmak bana iyi gelmiyordu.

İyi değildim ama bırakmam gerekiyordu. Büyük dayı izne çıkmak ister misin diye sormuştu bana. Düşünmüştüm bu fikri, belki iyi gelebilirdi. Ama sonra dedim ki kendime nereye gidebilirim ki? Mizgin'i de alıp gidebilirdim evet ama nereye? Bizim evimiz oraydı. Gece'nin de olduğu evdi. Başka nereye gidebilirdik? Belki bir tatil ayarlamalıydım ama o tatilin içinde de onu istediğimi fark ettim.

Lanet olsun! Nasıl bir çıkmazdı bu böyle?

" Sende mi buradaydın? " Yanlış duyduğumu düşündüğüm sese gülümsedim. Garipten sesler de duymaya başlamıştım. Geçen gün yangın merdivenlerinde yanıma geldiğinde de bu oluyor sanmıştım. Sürekli zihnimde konuşuyordu. Bir Hayal sanmıştım. Lakin değildi. O gün gelmişti. Sigaraya rağmen yanı başımda durmuştu.

Geç kaldın diyemedim o gün Gece'ye. Çünkü o ne zaman gelirse gelsin bana asla geç kalmazdı.

" Gözlerin açık uyumaya mı başladın? " bir kez daha duydum sesini. Bugün şanslı günümdeydim sanırım. " Duymazdan mı geliyorsun beni? " huzursuz olduğunu belli eden bir soluk aldı. " Gitmemi istiyorsan sadece git demen yeterli. "

Başımı ilk defa çevirme ihtiyacı hissettim. Git kelimesi zihnimde travma etkisi yaratıyordu. Özellikle de Gece konusunda. Ne onun hayatından gitmek istiyordum ne de o benim hayatımdan gitsin istiyordum. Sanırım ben asla akıllanmayacaktım.

Karşımdaydı. Gerçekten buradaydı. Gözlerim etrafı taradı. Hayal olma ihtimalini en alt düzeye indirmeye çalışıyordum. Onu bundan sonra hayallerimde yaşatacağım sanıyordum ama o karşımdaydı. Sevinmeli miydim? Gözlerim tekrardan gözlerine çevrildi. Elinde tuttuğu açılmamış laviva paketiyle bana bakıyordu. En sevdiği çikolata olduğunu biliyordum. Ona bir kutu laviva almıştım. Belki beni sevmese bile benim aldığım şeyleri sever diye. Ama o lavivalarımı yememişti bile. Ne gerek vardı buna demişti. Artık midemi bulandırmaya başladı demişti.

Hepsi yalandı.

Sadece ben ona bir şey alayım istemiyordu.

Kalbim acıdı. O hala lavivayı seviyordu. Gözlerimin elindeki lavivada olduğunu fark edince avuçlarını birleştirerek avcunun içine doğru saklamaya çalıştı. Aynı anının içinde miydik?

" Sonunda fark edildim. " dedi göz devirdiğinde. " Neye bakıyordun? " Başını gökyüzüne çevirdi. Dikkatle baktığım şeyin ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

" Hiçliğe. " dedim omuz silkerek. Onunla konuşma tarzımı değiştirmek için elimden gelen her şeyi yapıyordum. Tepeden topladığı saçları uzamıştı. Ellerimi bir kez o saçların üzerinde gezdirmek, kokusunu solumak için nelerimi vermezdim ki?

" Oturmaya iznim var mı? " yanımdaki boşluğu işaret ettiğinde gözlerimi kapatmamak için zor durdum. Yanıma oturduğunda kokusu da burnuma gelecekti. Ona hiç yaklaşamadan kokusundan haberdar olmak çok acıydı. Acaba o benim kokumu biliyor muydu?

Yüzümü buruşturdum. O seninle ilgilenmiyor, kokunu da bilmiyor dedim. Çünkü bunu kendimden başka kimse bana hatırlatamazdı. Kalın kafam ne kadar anlamak istemese de ben hatırlatmak için elimden gelen her şeyi yaptım.

" Sigara içeceğim. " dedim Cebime attığım lanet olası şeyi çıkararak. Sevmiyor diye bıraktığım sigarayı, onu unutmak için içiyor olmak koyuyordu bana. " Kokusu seni rahatsız..."

" Etmez. " diyerek yanıma oturdu. Ama senin kokunu solumak beni rahatsız eder.

Sigarayı dudaklarımın arasına alarak ucunu çakmağa yaklaştırdım. Direkt yakmak istiyordum. Üstüme sinen tek koku bu olmalıydı.

Doğru yoldaydım, onun sevmediği her şeyi yapma yolunda.

" Barbar da mı burada? " sorusuna kısa bir baş sallama eşliğinde cevap verdim. Konuşmaya gerek yoktu. Sadece sigaramla ilgileniyormuş gibi yapmam gerekiyordu. " Eve geçecek misin? " Başımı hafifçe ona çevirdim. Yan dönmüş pür dikkat beni inceliyordu.

Ben ondan vazgeçmeye çalışırken neden böyle şeyler yapıyordu ki? Daha da zorlaştırmak mı istiyordu her şeyi?

" Bir saate geçerim. " dedim kolumdaki saate göz gezdirerek. Seninle aynı yere gittiğim için ne kadar geç gidersem o kadar iyi demek istedim. Karşılaşma ihtimalimizi en aza indirmeye çalışıyordum. Ama o sürekli karşıma çıkıyordu. Şu an olduğu gibi.

" Beni de eve bırakır mısın? "

Lanet olsun! Araba kullanırken sigara içemezdim. Kokusu hem arabama hem de burnuma sinerdi. Gözlerimi kapatarak kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Papatyayı andıran bir kokusu vardı. Aklımdan da hayatımdan da zor çıkacak bir kokuydu. Özellikle ilkbaharda sanki her yerde o varmış gibi hissediyordum.

" Uğramam gereken yerler var. " dedim oysa yoktu. Sadece sahile gidebilirdim. Öylece boşluğu izleyebilirdim.

" Sorun değil. " başını iki yana salladı. " Eve birlikte gidelim yeter. "

Parmaklarımın arasına aldığım sigarayı sıktım. Kendime zarar vermemek için direndim. Sigarayı tek hamlede kolumda söndürebilirdim.

Eve birlikte gidelim...

" Ne yapmaya çalışıyorsun? " sesimi yükseltmediğim için kendimi tebrik ettim. Onu kırmak isteyeceğim son şey bile olamazdı. Her ne kadar o beni kırıyor olsa bile ben onu kıracak bir cümle bile dile getiremezdim. Hayat böyleydi işte, sen kırmamak için uğraştıkça seni kıranlar çoğalırdı.

" Alparslan ben..."

" Sen ne? "

Yutkundu. Ona doğru döndüğümde gözünden damlayan bir damla yaşı gördüm. Kalbim sızladı. İstemeden de olsa onu incitmiş miydim? " Adımı söyleyemeyeye yemin mi ettin? "

" Ağlama. " dedim sorusunu görmezden gelerek. Ağlama ben ağlarım diye sarılmak isterdim ona. Ama sadece isterdim. Bunu gerçekleştirmek uzaya çıkmakla eş değerdi. O kadar uzaktı Gece bana. Ağladığında bir omuz ararsa bu omuz benimki olmazdı.

Ne acı oysa ben göz yaşlarını silen tek kişi olmak isterdim.

Ben onun hayatında hiçbir şey olamamıştım. Ne dost, ne arkadaş ne de sevgili...

" Özür dilerim. " dedi sessizliğine gömülerek.

" Dileme. " başımı iki yana salladım. Bunu istemiyordum. Özür dilenecek ne yapmıştı ki? İlk günden beri peşinde dolaşan bendim. Bana hiç karşılık vermemesi mi suçtu? O sadece istemediğini dile getiriyordu ve uzak duruyordu. Asıl bunu anlamayan kalın kafalı bendim.

Ona bağlanan salak bendim. Ama bunun için pişman değildim. Pişman olduğum tek şey onu rahatsız ettiğimi hissedemiyor olmaktı. Ben en çok da bunun yüzünden vazgeçtim Gece'den.

Vazgeçmek mi dedi zihnim, sen ondan vazgecmezsin ki...

Doğru vazgeçemezdim. Bunlar sadece laftaydı. Amacım Gece'nin içinin rahatlamış olmasıydı. Onu Umay'ın omzunda ağlarken gördüğüm günden beri iyi değildim. Sevgim ona zarar verirken buna nasıl devam edebilirdim ki?

" Hadi bırakayım seni eve. " sigarayı bankanın köşesine bastırarak söndürdüm. Ayağa kalktığımda Gece'nin elini uzatıp parmak ucumu tutmasıyla kalp krizi geçirecek hale geldiğimi hissettim. Sanki bir heykel gibiydim. Hareketsiz kaldım. Ne yapmalıydım? Elini çekmem mi gerekiyordu? Geçen sefer onun yanından kaçmıştım ama bu sefer yakalanmıştım. Yıllardır tutmak için delirdiğim elleri ellerimle temas halindeydi.

Hem de ben istemeden tutuyordu elimi. Benim ısmarlarımla tutmuyordu. Bu önemli bir detaydı. Yutkundum.

" Alparslan biraz yan yana oturabilir miyiz? " Gece'nin sorusu kalbimi yaralayan birçok olaydan daha fazla yakıyordu canımı. Çatışmalarda yara almıştım hatta bir kere gerçekten şehit oluyorum sanmıştım. Sona yakındım, mutluydum. Belki de çok acı çekmek bana artık bu dünyadaki vaktimin dolduğu hissini veriyordu. Gece elimi tutunca gözlerimi kapatıp şu an ölebilirim dememek için kendimi sıktım.

Sakin ol, çaktırma. Onu unuttuğunu sanmasına izin ver.

" Oturabiliriz. " kalktığım banka tekrar oturdum. Hala elimi tutuyordu. Elimi çekmem gerekiyordu. Ama öyle bir sıkıyordu ki hiç tutmadığı günlerin acısını çıkarıyor sandım.

" Sana söylemem gereken bir şey var. " dedi bilinçli olduğunu düşünmediğim bir şekilde elimi sıktığında. Bedenimi ona doğru çevirdiğimde alnıma düşen damlayı hissettim. Yağmur yağıyordu.

Yağmur bana sadece Cihangir ve Umay'ı hatırlatıyordu. Onların saf aşkını. Gece'nin beni üzdüğü günlerin çetele tablosuydu sanki Yağmur. Islanmayı hiç sevmezdim. Tıpkı yüzmeyi de sevmediğim gibi. Bu hayatta başaramadığım bir şey varsa o da yüzme olabilirdi.

Ha bir de Gece...

Ulaşılmaz Gece. Hayır, Alparslan için ulaşılmaz olan Gece.

" Önce benim sana söylemem gereken bir şey var. " dedim gözlerinin içine bakarak. Artık aramıza onun çizdiği çizgilerden birini koymak zorundaydım. Hayatım boyunca hiç yapmadığım o şeyi yapacaktım. Kalbim acıyla kasıldığında ellerimi sanki bir anlaşmayı onaylıyormuşuz gibi çevirdim. " Hani bana diyordun ya sürekli, arkadaş olalım bizden başka bir şey olmaz diye. " dümdüz konuya girmek en iyisi olacaktı. Gece yüzüme öyle bir baktı ki susmak, konuşmamın sonunu getirmemek istedim. Lakin bedenim benden bağımsız çalışıyordu. " Haklısın, bizden arkadaş olur. " Yağmur damlaları dudaklarıma çarptı. Sanki sus diyordu. O seninle arkadaş olabilir ama sen onu bu denli severken arkadaş olamazsın. " Hem de çok iyi iki arkadaş olur. "

" Arkadaş? " Sertçe yutkundu Gece. Yüzündeki ifadeden üzüldüğünü mü anlamalıydım? İyi de niye üzülecekti ki?

" Evet, arkadaş. "

" Benimle arkadaş kalmak mı istiyorsun? Doğru mu anladım? " Sanki cümleyi anlamamış gibiydi. Yüzündeki çizgileri parmağımla takip etme istediği uyandıracak kadar tenini buruşturdu. Limon yemiş gibi bir hali vardı.

" Evet ve yağmur daha fazla hızlanmadan seni eve bırakayım. " gözlerimi o dışında her yere çevirdim. Sanki etrafımda çok önemli bir olay dönüyormuş gibi değilde umursamaz bir ifade vardı yüzümde. Oysa kalbim hızlanmaktan neredeyse duracaktı.

" Kim olarak? " dedi burnundan sert bir nefes alarak.

" Arkadaşın olarak? " tek kaşım havalandı.

" Peki. " dedi oturduğu yerden kalkarak. Boşlukta sallanan eline baktım. Birini yumruk yapmış arkasına doğru saklamıştı. Biraz önce ellerimi tutan o eliydi. " Canım arkadaşım Alparslan, hadi beni eve bırak. " önden yürümeye başladığında yağmur damlası alnıma düşerek ıslanmama sebep oldu. Gece kızmış mıydı? Neden davranış biçimi değişmişti ki şimdi? Ya da arkadaş olarak kalalım cümlesinin sahibi o olduğu için mi kırılmıştı?

Arabaya benden önce bindi. Şoför koltuğuna yerleştiğimde kemerini bağlıyordu. Yüzündeki ifadeyi sorgulamamaya çalıştım. Arkadaş kalalım diyen her zaman oydu. Şu an benim dile getirmiş olmam neyi değiştirecekti ki? Telefonumdan Barbar'a eve geçtiğimi belirten kısa bir mesaj yazdım.

" Bir arkadaşına yazıyorsun galiba? "

" Neyi? "

" Hızlı hızlı yazdığın mesajı. " dedi kollarını göğsünde bağlayarak. Kaşları çatılmış gözleri yola çevrilmişti. Onu ilk defa böyle görüyordum. Genelde ona sevgi dolu sözcükler söylediğimde yüzünü buruşturur saçma sapan şeyler söylemeyi kes Alparslan derdi.

" Aynen. " dedim uzatmamak adına. Ama verdiğim bu cevap onu sinirlendirdi.

" Aynen? "

Arabayı çalıştırdım. " Bir arkadaşıma yazdım mesajı anlamında. "

" Nasıl bir arkadaş? " yutkundu. " Seninle benim gibi bir arkadaş mı? "

Otoparktan arabayı çıkarırken gözlerim Gece'ye dönmemek için direniyordu. İnsanların aklı başına sonradan mı gelirdi? Onunla olmak için her yolu denemiştim. O beni sevmese bile sevmiştim, sevgimi göstermeyi ihmal etmemiştim. Şimdi kendimi her ne kadar istemesem de geri çekiyordum. Ama o bana bir adım yaklaşıyordu ya da ben öyle hissediyordum. Kafam karışıktı.

Gece benim kafamın içiyken nasıl kafam karışık olmayacaktı ki zaten?

" Değil. " dedim Barbar'dan bahsediyorduk sonuçta. Sırt sırta verip çatışmalarda gezdiğim yoldaşımdı o. İkisini nasıl aynı kefeye koyabilirdim ki?

" Peki. " dedi sonu gelmeyen bir suskunluk mabedine girerek. Araba yolda ilerlerken hiç konuşmadı. Gözlerini cama doğru çevirdi ve onu görmemi engelledi. Tek gördüğüm şey yumruk yapılmış avuçlarıydı.

Evin önüne geldiğimde arabayı durdurdum. Gece kemerini açmak için çaba göstermedi. Uyumuş olabilir miydi? Gözlerimi dışarı çevirdim. Hava kararmıştı, gece oluyordu.

Onun adı Gece diye karanlığı sevmeye başladığımı bilse sorun olur muydu?

Benim varlığım bile onun için sorundu, bu mu sorun olmayacaktı?

" Uyuyor musun? " arabadan çıkmadan kısık sesle sorduğum soruya " Hayır. " diye düz bir cevap verdi. Ne bekliyordum? Hayır diye bir şarkı ritminde söylemesini mi?

" Eve geldik. "

" Görüyorum. " dedi yerinde dikleşerek. " Ama inmeden önce sana bir şey söylemek istiyorum. "

Heyecanlandığımı belli etmemek için camı indirdim. Soğuk hava beni kendime getirebilirdi. Sakinsin Alparslan sen neler için heyecanlandın ama sonu hep kötü bitti hatırla ve kendine gel! " Ne hakkında? " sesim titremeden sorduğum için şanslı sayılırdım.

" Benim hakkımda. " omuz silkti. " Arkadaşız ya biz hani? " altını çizdiğini hissettim. " O yüzden ilk sana söylemek istedim. "

Sadece arkadaş olduğumuz için mi diye sormayı çok isterdim. Ama alacağım cevaptan da deli gibi korkardım.

" Seni dinliyorum. " en son bu cümleyi babama kurmuştum. Mizginle alakalı kararları bir ağa olarak tek başına aldığı gün son kez kurmuştum. Onu dinlemiştim sonra da hayatından çıkıp gitmiştim. Hala geri dönmem için çabalıyordu biliyordum ama bu geri dönüşü olmayan bir yoldu. Gidersem, biterdim. Çünkü söz konusu kardeşimdi.

Kendim için değil, onun içindi.

" Büyük dayıyla konuştum. " yutkundum. Bu cümlenin devamını duymak istemiyordum. " Bir görev varmış, tehlikeli biraz dedi ama biliyorsun sorun değil. " Bu sefer yutkunan oydu. " İtalya'dan geldiğimizde gidiyorum. " Bana doğru döndü. Yüzünde acı dolu bir gülümseme vardı. " Biraz uzak kalmak bana iyi gelebilir. " Ve ekledi. " Sana da. "

Sen gidemedin ondan Alparslan ama o gidebiliyor dedi iç sesim.

Kalbim ortasına bir hançer yemiş gibi sarsıldı.

Herkes gider mi sorusunun cevabı Gece'ydi. Herkes giderdi. Gerçi bu cümlenin doğrusu şu olmalıydı.

' Herkes Alparslan'dan gider. '

Bana doğru hareketlendiğinde yanağımda ıslak, yumuşak bir şey hissettim. Beni öpmüş müydü? Dudaklarını çekmiş olmasına rağmen hala yanağımdaymış gibi hissediyordum. Ve sanırım artık o yanağımı yıkayamayacaktım.

" Bu öpücük de neydi böyle? " sorumla gülümsedi. Ortaya bir değil iki ateş bırakıp öylece gülümseyecek miydi?

" Arkadaşlar birbirini öpebilir Alparslan, takılma. " göz kırptı ve ekledi. " Arkadaşça. "

Sonra da arabadan indi. Eve girmek için beni beklemedi bile. Gitti. Gözlerimi kapatıp bir süre daha arabanın içinde bekledim. Olanları hazmetmem gerekiyordu.

Özellikle de öpücüğü...

Umay

Hızla akıp giden ve bir durak noktası da olmayan hayatımın içinde sürüklenirken yaptığım tek şey yatakta yön değiştirmek oldu. Dün Sanem'in evinden geldiğimizde direkt eve gelmiştik. Ama Cihangirle pek yan yana gelememiştik. Çünkü beni eve bırakıp gitmişti. Üstelik bir görevden yeni gelmişken, hiç konuşamamışken...

Sabah uyandığımda belki yanımda olur ümidiyle gözlerimi açmıştım ama yine yoktu ve ülkeden ayrılmamıza sadece üç saat kalmıştı. Başımı yastığa sıkıca bastırdım. Cihangir neredeydi? Ve sürekli beni böyle bırakıp gidecek miydi?

" Umay? " diyen sesle başımı yastıktan kaldırmadan " Gelebilirsin. " dedim. Hem kendim için hem de Cihangir için küçük bir valiz hazırlamıştım. Belki de bugün yaptığım tek iş buydu. Sonra yine yatağa devrilmiş yattıkça yatmıştım.

" Sen hala yatıyor musun ya? " Mizgin'in sorusuna kulaklarımı tıkamak istedim ama bu pek mümkün değildi. Yatağın ucuna oturdu yüzüme doğru eğildi. " Ah o da ne sivilce mi? " daha büyük bir dikkatle yüzümü incelemeye başladı. " Hem de tam alnının ortasında ve ve ve kocaman. " bağırarak dile getirdiği cümleyle elimi direkt alnıma yerleştirdim.

Sivilce de nereden çıkmıştı ki şimdi?

" Kocaman mı? "

" Yok. " dedi Mizgin kalkmamı fırsat bilerek. Yastığı alıp yüzüme çarptığında neye uğradığımı şaşırmış bir şekilde ona bakıyordum. " Seni kandırmak ne kadar zevkli ya. "

" Ne yapıyorsun? "

" Koca kıçını yataktan kaldırmanı sağlıyorum. " dedi cıkcıklayarak. " Cihangir'in her gidişinde böyle karalar bağlar gibi yatıp kendinden mi geçeceksin sen? "

Omuz silktim. " Kocaman değil. "

" Takıldığın detaya bittim. " dedi yastığı bu seferde bacaklarıma vurarak. Küçük yaramaz bir kardeş gibiydi. " Ayrıca yeterli bence. " göz kırptı. " Gerçi ben bilmem Cihangir'in bilir. "

" Mizgin! "

" Aman aman aman utanır mıymış bu kız. " elini uzatıp yanağıma dokunduğunda hissettiğim soğuklukla geri çekildim.

" Ellerin buz gibi..." Bu cümleyi bana hep Cihangir söylerdi. Ah, yine mi Cihangir'i anan bir cümle dile getirmiştim? Ne mutlu bana!

" Bir Cihangirimiz yok ısıtan. " dedi imalı sesiyle. " Avuçlarının arasına alıp ısıtacak bir Cihangirimiz..." gözlerini kıstı. " Hohluyor muydu bu arada? "

" Ne fark eder? "

" Romantik. " omuz silken taraf o oldu. " Yani bence romantiğimsi. "

" O nasıl bir kelime be? "

" Takılma. " dedi iç çekerek. Gözlerini pencereye çevirdi. " Bu arada seninki geldi. " İlk başta söylemesi gereken detayı şimdi mi söylüyordu gerçekten? " Biraz sonra havaalanına gideceğiz biz. Siz ikiniz hariç tüm ekip birlikte gideceğiz, üzücü. "

" Cihangir geldi mi? "

Göz devirdi. " Sen Cihangir'in içinde geçmediği hiçbir cümleyi anlamaz mısın? "

" Nerede ki o? "

" Hasbinallah diyeceğim şimdi nenem gibi. " gözleri anlık da olsa titredi. Ona bir şeyleri çağrıştırmış olmalıydı. " Geldi geldi, hem de neler neler getirdi. "

" Kendini getirmesi kafi. " dedim yataktan çıkarak. Çıplak ayaklarımı zemine bastığımda hissettiğim soğuklukla yüzümü buruşturdum.

" Bu aşk değil de ne? " dedi gözlerini bana diken Mizgin. Gitmeme izin verecek miydi? " Şaka yaptım desem dünyan başına yıkılır mı? "

Hızla Mizgin'e döndüm. İçimdeki sevinç kırıntıları tuzla buz olmak üzereydi. " Gerçekten şaka mıydı? "

Mizgin kıvırcık saçları arasında elini gezdirdi. Biçimli vücuduna inen gözlerim tekrar gözlerine çıkmak için delirdi. Beynim sürekli uyarı veriyordu. İhtiyaçlarımızı gidermek zorundaydık değil mi? Benim tek ihtiyacım da Cihangirdi.

" Değildi hatta yanına geldi senin. " gözlerini kaçırdı. " Bende onunla geldim. Yani merak ettim açıkçası. Kapıdan girer girmez senin nerede olduğunu sorunca bir de merdivenleri üçerli çıktı. " omuz silkti. " Bir şey oldu sandım sana takıldım peşine. Yanına gelince yaptığı ilk şey ne oldu biliyor musun? "

" Ne? "

" Alnından öpmek. " İç çekti. " Tam bir beyaz atlı prens gibiydi Cihangir. " imrendiğini belli eden bir ses daha çıkardı. Mizgin ses tonunu öyle bir ayarlıyordu ki bazen yanımda konuşan kişinin o olmadığına bile ikna olabiliyordum. " Sevgilim, özledim diyerek alnından öptü. Ve sen uyanmadın. " onaylamaz bakışlarını attı. " Prensin gelmiş nasıl uyanmazsın prenses? "

" Elma yemedim ki..." dediğimde Mizgin kahkaha atmaya başladı.

" Doğru ama Cihangir de dudağından öpmedi ki... " dediğinde yutkundum. Onu bulup direkt bu düşünceyi ben gerçekleştirmeliydim.

" O zaman kocamı öpmeye ben gideyim. " der demez Mizginle göz göze geldim. Kaşları havalandı, söylediğim cümlenin içinde belki de milyonuncu teorisini yaptı.

" Kocan? "

" Öyle ağız alışkanlığı. " dedim geçiştirmek istercesine. Bu konu bizi patlatacaktı. Büyük dayıyla konuşup herkese açıklamalıydık.

" O da sana karım diyor mu? " kaşları neredeyse saçlarına değecek kadar yukarı kalktı.

" Bazen. "

Sessizliğini ellerini birbirine sertçe çırparak bozdu. " Olmuşsunuz siz. " dedi yerinde tepinerek. " Yes be! Korece bir şeyler söylemek istiyorum ama anlamazsın diye bu dilden devam ediyorum. " yaptığı açıklamaya gülümsedim. " Kocan ha? Allah'ım ne zaman ne zaman? Mezarda mı? "

" Ne mezarı? Kimin mezarı? " aralık kapıdan kafasını sarkıtan Kubilay konuşmamıza dahil olduğunda alt dudağımı dişlerimin arasına aldım. Kubilayla yalnız kalıp konuşmam gerekiyordu.

" Kimsenin. " dedi Mizgin dudaklarını birbirine bastırarak. " Sen de mi geldin? Hiç fark etmemişim. " gözlerini yeni törpülediğini belli eden tırnaklarına çevirdi.

" Cihangir'in peşinden koştuğun için görmedin doğru. " dedi onu onaylayan Kubilay. " Bana bir selam yok mu Umaycım? " diyerek kollarını iki yana açtığında Mizgin'in yüzünün düştüğünü görmesem de hissettim.

İkisi birbirine neden acı çektirmek istiyordu ki?

Acaba onları bir yere kilitlesem de konuşmalarını mı sağlasaydım?

Gülümsedim. Bu harika bir fikirdi. Değil mi?

" Selam Kubi. " kollarının arasına girdiğimde hissettiğim şeylerin tarifi pek mümkün değildi. Beni kardeşi, arkadaşı gibi görüyordu. Bu o kadar özel bir duyguydu ki anlatamıyordum. Ama böyle bir şeyi yaşadığım için kendimi şanslı hissediyordum. " Çok özledim ya, neredeydiniz? Görevden gelir gelmez gittiğiniz yer neresiydi? "

Kubilay kahkaha attı. " Ağzımdan laf almaya çalışıyorsun ama yemezler. " parmağını alnıma bastırdı. " Ah o da ne? Alnında ne var kız senin? "

" Sivilce mi? " dedim olmadığına emin olsam da elimi alnıma koyarak.

" Alnında alın yazısı olur. " dedi bilmiş bir sesle kendine güvenerek. " Yemin ederim C harfi var alnında. " dediğinde durakladım. " Cihangir değil de kim? "

" Cidden mi? "

" Umay yavrum, kuzum, bitanem. " dedi ardı arkası kesilmeyen hitap cümlelerine devam ederek. " Saf mısın? "

Başımı iki yana salladım. " Hayır yalnızca çok aşık. " göz kırptım. Benimle uğraşacağını düşünen Kubilay'a bir ders verme zamanıydı. " Tıpkı sizin de olduğunuz gibi. " sözlerimden sonra arkama bakmadan odadan çıktım.

Öyle değil böyle yakarlar adamı Kubilay bey...

Koşar adımlarla Cihangir'in odasının önüne geldim. Hiç beklemeden kapıyı açtığımda gözlerimin önündeki görüntü dudaklarımın aralanmasına sebep oldu.

Cihangir duştan çıkmıştı. Bedenin alt tarafında sarılı olan havludan başka bir şey yoktu vücudunda. Adonis kaslarını net bir şekilde görebiliyordum. Onlara dokunmak, ellerimi üzerinde gezdirmek istiyordum. Kuruyan dudaklarımı dilimi dışarı çıkararak yaladığımda Cihangir yutkundu. Daha gözlerine bakmamıştım bile.

Odaklanabildiğim tek yer her an düşebilecek gibi duran havlunun küçük bir düğümle sıkıştırıldığı kasıklarına doğru giden v şeklindeki yerdi.

Kahretsin!

Önümdeki adam benim kocamdı ve ben onun üzerine atlamamak için kendimi sıkıyordum. Neyi bekliyordum ki? Aklıma dün daracık kabinde ona olan dokunuşum geldi. Hissetmiştim. Ve daha fazlasını hissetmek istiyordum. Bu sefer engellerin olmasını kesinlikle reddediyordum.

" Sevgilim? " Dediğini işittiğimde gözlerim nihayet gözlerine çıkabildi.

" Gelmişsin. "

" Geldim. " elindeki havluyu saçlarına geçirdiğinde gerinen kaslarına göz gezdirdim. Gözlerine bakmam gerekiyordu. Hem de hemen. " Hoşbuldun sanki ha? "

Sorusuyla sertçe yutkundum. " Çok. "

" Gözlerin gözlerimi bulur mu sevgilim? " gülme sesiyle karışıktı sesi. Dudaklarını birbirine bastırmış olsa da küçük bir tebessüm vardı yüzünde. Tek kaşını havaya kaldırmış elindeki havluyu saçlarından indirmişti.

" Bulmak istemiyor. " Bir kez daha bütün vücudunda gözlerimi gezdirdim. Nasıl tarif edilirdi ki? " Sorun mu ki? "

" Asla. " dedi başını iki yana sallayarak. " Ama biraz daha öyle bakmaya devam edersen arkamdaki yatakta üstüne olacağım. " Dudakları kıvrıldı. " Haberin olsun. " göz kırptığında dudaklarım aralandı.

" Hayır demem aslında. " Bir adım atarak ona doğru yaklaştım. Ellerimi dokunduğum için mi bu kadar rahat hissediyordum kendimi? Konu o olunca utanma duygusu bedenimi terk ediyordu. Ayaklarım çıplak ayaklarına temas halindeyken durdu. Teni yine her zamanki gibi sıcacıktı.

" Yeni mi uyandın? " diye sordu gözleri ayaklarıma indiğinde. " Neden çorap giymedin? Üşümüşsün. " belimden tutarak beni arkasındaki yatağa oturttu. Teması sonucu bütün vücudumun ürperdiğini söylememe gerek var mıydı? " Sanırım eve yerden ısıtmalı sistemi yaptırmanın zamanı geldi. " Önümde diz çöktüğünde gözlerim gözleri dışında her yerdeydi.

Neden bu kadar fesattım?

Bambaşka bir şey yapıp beni ısıtacağını düşünmüştüm ki?

" Dizlerin titriyor. " dedi kaşlarını çatıp bana bakarak. " Çok üşümüşsün. "

" Sen ısıtırsın. " dedim omuz silkerek. Onu görmek için hızla odadan çıkmıştım. Çorap giymiş olsam belki bu kadar üşümezdim. " Di mi? "

Gülümsedi. " Di. "

Ellerinin arasına ayaklarımı aldığında gözleri gözlerimdeydi. Bir şeyler anlatmak istiyor gibi bakıyordu bana. Belki de bu görevin son olması için içinden dualar ediyordu. " Ne düşünüyorsun? " diye sorduğumda dudaklarını diz kapaklarıma yaklaştırarak küçük bir öpücük bıraktı. Pijamımın olmamasını diledim. Dudaklarını bedenimde istiyordum kıyafetlerimde değil.

" Seninle uyumadığım günlerin acısını nasıl çıkaracağımı. " dediğinde dudaklarım kıvrıldı. Keşke trip atabilme gibi bir özelliğim var olmuş olsaydı. O zaman onu biraz süründürebilirdim. Lakin öyle bir özelliğe sahip değildim.

" Peki buldun mu bir yöntem? "

" Henüz değil. " dedi bıyık altından tebessümle. " Senin bir önerin var mı? "

Gözlerim havlusuna takıldı. " Belki..." yutkundum. " Cihangir. " dedim ciddileşerek. " Bir daha sakın beni üzecek bir şeyler yapma tamam mı? Yani o plan..." Kırmızı ışığın Cihangir'in bedenindeki yansımasını hatırlayarak inledim. Başımıza böyle olaylar gelmesin istiyordum. Ama sanırım bu imkansızdı. Çünkü Cihangir bir askerdi ve uğraştığı insanlar da iyi niyetli kişiler değildi. Büyük dayı için tetikçi tutan diğerleri için de bir şeyler yapmaz mıydı?

Kalbim korkuyla kasıldı. " Seni üzmemek için her şeyi iki kez düşünüyorum. " dedi yorgun bakışlarını esirgemeden. " Ben hayatımda ne yaptıysam düşünmeden yaptım. Emir gelir, sende onu uygularsın. Başka bir şey düşünmezsin. " dudaklarını ıslattığında ellerinin arasında duran ayaklarım ısınmıştı. Bunun farkında olsa bile bırakmadı. " Seninle ilgili mevzularda bunu yapamıyorum. İrdeliyorum. Bu yüzden büyük dayı kontrolümü kaybedeceğimi düşünüyor. " gözlerini kaçırdı. " Haksız da değil. "

" Kontrol kaybı mı? "

" Dengesiz davranışlarım. " gözlerini usulca kapattığında ellerimi yanaklarına koydum. Böyle sıcak kalabilmeyi nasıl başarabiliyordu? " Ertürk'ü çağırmamam gerekiyordu mesela. Ama her şeyi kendimin halledebileceğini düşünerek çağırdım. Berbat ettim. "

" Sen hiçbir şeyi berbat etmedin. "

" Onun peşine takılıp içimize başka insanlar girdi. " gözleri aniden açıldı. " O gün sana çelik yelek giydirmeseydim neler olurdu biliyor musun? " suskunluğu uzun sürmedi. " Düşünmek bile istemiyorum. " Elleri ayaklarımı sıktı. Düşüncesi bile onu rahatsız ediyordu. Kendimi yerine koyduğumda ona hak vermemek elde değildi.

" Hayatımız tehlikeli insanlarla dolu. "

" O itlerden kurtulacağız. " dedi başını iki yana sallayarak. " Alparslanlar Sanem'in evinde anahtar bulmuşlar. Kart şeklindeymiş ve gizlediği belli olan bir yerdeymiş. "

Kaşlarım havalandı. İçimde oluşan çocuksu sevinci görmezden gelemedim. " Peki ya nerenin anahtarı? "

Sıkıntılı nefesi duyulmayacak gibi değildi. " Bilmiyoruz. "

" Yani benim öğrenmem gerekiyor değil mi? "

" Tehlikeli. " dedi beni onaylayan bir cümle söylemedi ama her şey anlaşılıyordu.

" Benim için her yer tehlikeli. " gözlerimi gözlerine sabitledim. " Senin yanın dışında. "

" Benim yanım? "

" Hı. " dedim başımı sallayarak. Ayaklarım sıcacık olmuştu. " Senin yanın. " gözlerim ayaklarıma indi. " Sıcacık oldular. Bir kez de sen üşüsene. " dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu. " Ben seni ısıtmak istiyorum. "

" Beni ısıtman için üşümeme gerek yok. " dudaklarını diz kapağıma bastırdığında elimle yanağını okşadım. " Ayrıca seni her gördüğümde kanımda kaynar bir su dolaşıyor gibi hissediyorum. Ateş basıyor beni. Anlatabiliyor muyum? "

" Hayır, biraz daha anlat. " dedim konuşması hoşuma gittiğinde. Dudaklarının kıpırdadığını görmek bana iyi hissettiriyordu. Sanki yaşadığını hissediyordum. Nefes alması yeterli değilmiş gibiydi. " Cihangir. " dedim ona konuş demiş olmama rağmen kendim konuşarak. " Benimle konuşmanı seviyorum. Ne olursa olsun dudaklarına asla mühür vurma olur mu? " Gözlerim odayı taradı. Bu aklımdakileri söylemek için zihnimi toparlama çıkışımdı. " Kimseyle konuşmasan bile benimle konuş. "

" Sadece seninle. " dedi Cihangir dizlerinin üzerinde yükselip alnını alnıma dayayarak. " Ne olursa olsun sana arkamı da dönmem, konuşmamazlık da etmem. Hiç endişelenme bu konuda ve bunlar lafta kalacak cümleler değil. " sertçe yutkundu. " Elbette birbirimize küseceğimiz olaylar yaşanabilir ya da birbirimizi kırabiliriz. "

" Birbirimizi seviyor oluşumuz bunların önüne geçer ama değil mi? İnsan sevdiğine kıyamaz. "

" Mesele sevmek değil. " dedi yorgun görünen bakışlarını gözlerimde gezdirerek. " Anlamak. " dudaklarını ıslattı. " Anladığın insanı seversin zaten. O yüzden sen hiç endişe etme. Biz birbirimizi anladığımız sürece başımıza bir şey gelmez. Gelse de konuşur anlaşırız. " turkuaz gözlerinin koyulaştığına yemin edebilirdim. Nasıl yapmıştı ki bunu? Odaya giren ışık mı azalmıştı? " Baktık konuşarak anlaşamıyoruz biz de sevişerek anlaşırız. " göz kırptı. " Anlaşmanın birçok yolu var. "

" Ve biz daha hiçbirini denemedik. " dediğimde güldü.

" Küser misin bana? " Dudakları içe doğru kıvrıldı. " Çünkü ben küsemem sana. "

" Sanki ben küsebiliyormuşum gibi..." dedim devamını getirmeden. " Beni kaldırdığın gün trip atacaktım sana. "

" Kandırmak demeyelim de ikimizin iyiliği için biraz oyunculuk yeteneğimi konuşturdum diyelim. "

" Oyunculuk? " tek kaşım havalandı. Gözlerim ara sıra bedenine iniyor havlunun kapattığı kısma kadar olan yerleri inceliyordu.

" Hı hı.."

" Eğitim de aldın mı Cihangir Karaboğa? "

Cihangir dilini çıkararak alt dudağının üzerinde gezdirdi. " Almamı ister miydin Umay Karaboğa? "

" Yok yok. " dedim aklıma gelen bin bir türlü senaryo eşliğinde. " İstemezdim. Sen askerlikten devam. "

" Asker oluşum hoşuna gidiyor yani ha? "

Gülümsedim. " Hem de çok. " gözlerim uzaklara dalıp gitmeden mırıldandım. " Her ne kadar zor olsa da. "

" Zor? "

" Şu an yanımdasın ama bir gün benden uzakta olacaksın. Bir görev gelecek ve belki haber bile veremeyeceksin. " kaşlarım çatıldı. " Sahi sen neredesin? Beni yalnız bıraktın. Sensiz uyumak gerçekten zulüm gibiymiş. Daha önceden nasıl uyuyordum ki ben? "

Alnı alnımı ezmek istiyor gibi başımı ittirdi. " İşte öyle alırım aklını. "

" Ben alamadım galiba? " küs, hadi bunun için trip at diyen iç sesime rağmen dudaklarımda gülümseme vardı. Alnını alnımdan çekse de dudaklarımız birbirine kavuşsa diye düşünen biri nasıl trip atabilirdi ki? Sanırım yakında beni yeteri kadar öpmüyorsun tribi atacaktım.

" Aklım senken mi? " Başını iki yana salladı. " Bugün pek edebi cümleler kuramıyorum diye sanırım seni ihmal ettiğimi düşünüyorsun. Ha Umay Karaboğa? Öyle mi sahiden? "

" Edebi cümlelerin cidden aklımı başımdan alıyor. " dedim sorusuna cevap vermeden. " Ama dümdüz konuş benimle. Hatta keşke dümdüz öpüşsek. Çok konuştuk. "

Açık sözlüğü olduğumu daha önce hiç fark etmemiştim. Cihangir'in gözleri hafifçe kısıldı. Sonrada dudaklarıma indi. " Senin bu ağzın cidden bir gün başımıza iş açacak. " dedi nefesini dudaklarıma vererek. " Ama ben razıyım. " Dudakları dudaklarıma bastırıldığında ağzımı memnuniyetle araladım. Dilini dudaklarımın arasına sokarak alt dudağımı ıslattı. " Dudakların kurumuş. " dedi geri çekilerek.

" Sensizlikten. " dediğimde yüzündeki gülümsemeyi zihnime not ettim. Keşke zihnimde bir fotoğraf makinesi olsaydı. O zaman fotoğrafı direkt çıkartabilirdim. Ve bu ölümsüzleşirdi.

" O zaman tedavisi de bende, değil mi? "

" Kesinlikle. " başımı salladığım an odanın kapısı aralandı.

Gelen Kubilay'dı. Ve bakışları soğuktu. İlk defa bu denli soğuk bakıyordu. Ne olduğunu sormak için dudaklarımı araladım ama ben konuşamadan o konuşmaya başladı. " Kapıda biri var. " dedi donuk bakışlarını önce Cihangir'e sonra bana çevirerek. " Umay'ı soruyor. " Yüzünü buruşturarak halinden memnun olmayan bir bakış attı. " Pardon Umay Karaboğa'yı soruyor. " Kubilay tükürürcesine fısıldadı adımı.

Kalbim sıkıştı.

Gözlerim direkt Cihangir'in gözlerine odaklandı. Yalanla başlayan hikayeler tepetaklak olmaya mahkum muydu?

Umay Karaboğa bu sefer kalp kırıklıklarına sebep olan o kızın adı olmuştu.

Kubilay " Bekletme misafirini Umay Karaboğa. " dediğinde gözlerimi kapatarak inledim. Kubilay sanırım ilk defa aramıza aşılmaz bir duvar örmüştü. Ya da bu duvarı ören kişi ben olabilir miydim?

Yalan dedi zihnim, iki hece beş harf. Ama telafisi olmayan gerçeğin suç örgüsü.

Bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kubilayla buzlar erir mi? Erimesi için nasıl bir an yaşanmalı?

Haftaya yeni bölümde görüşmek üzere siyah kalplerim

Sizleri Seven Rumi

🖤

Insta: rumistrop

Tiktok: therumice

Bölüm sonu

5 yorum