Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın, siyah kalplerim...
Keyifli okumalar!
Zilin sesi beynimde birçok kez tekrar etti. Bir kez daha basılmadı ama zihnim onu bumerang gibi başa sarmaya meraklı olsa gerekti.
Zihnimde canlanan tek şey zil sesi değildi.
Anılardı.
Beni kıstırdığı metro durağındaydım sanki. Ellerimi titrememesi için bacaklarımın arasına yasladım. Alt dudağımı dişlerimin arasına aldığımda gergin olduğum her yerden okunuyor olabilirdi.
Sonra bir anı da canlandı zihnimde. Mağazada hiç tanımadığım insanların bakışları... hiçbir şey yapmadan sessizce Tibetle beni izleyen insanlar. Yutkundum. Gözlerimi Narin Koçova'ya çevirdim. Bu kadın güvenilecek biri değildi. Bunu anlamam uzun sürmüştü. Büyük dayı bunu bilmiyor muydu? Yoksa beni bilerek buraya sürüklemek miydi niyeti?
En kötüsü de arayabileceğim bir Cihangir yoktu.
Yalnızsın, yine yeni ve yeniden dedi zihnim.
Tibet'ten neden bu kadar korktuğumu kendime açıklamak istedim. Ama bunu her kendime sorduğumda tek bir cevap vardı. Beline silah dayayıp beni tehdit eden bir adam korkunç bir kişiliğe sahip olmuyor muydu? Bu sevgi değildi. Bu lanet olası bir takıntıydı.
Sevgi zarar vermezdi.
" Gerçekten gelen o mu? " Narin Koçova konuşmamı bekliyordu. Derin bir nefes alarak gözlerini ekranına çevirdi.
" Gelmeyeceğini söylemişti ama. "
" Ama ne? " dedim istemsizce sesimi yükselterek. Ateşimin çıktığına emindim. Kendimi kontrol edemiyordum. Tibet beni görürse ne olurdu? Kolumdan tutup götürür müydü? Artık ortaklık denilen bir şey de yoktu aramızda. Buna rağmen beni evine götürebilir miydi? " Söylesene neden susuyorsun? "
" Sakin ol. " dedi tiz bir sesle.
" Konu Tibet farkında mısın? Onun nasıl takıntılı olduğunu sen daha iyi biliyorsun. Ailemin evini yakan kişi o. Hala onun tarafında durmaya devam mı edeceksin? "
Ayağa kalktım. Pencereden dışarı çevirdim gözlerimi. Burayı derhal terk etmem gerekiyordu. " Sakin olursan..." sözlerine devam etmesine müsade etmedim.
" Narin Koçova! " dedim sesimi birinin duyacağını önemsemeden. " Bak bu adam tehlikeli, iyi biri değil. Ve sen bir psikologsun. Bana yardım etmek yerine ona destek mi oluyorsun? Hem de beni tehdit ederek. Söylesene sen nasıl bir kadınsın? Her şeyden önce sen bir kadınsın. Beni sen anlamayacaksın da kim anlayacak? Bana sen destek olmayacaksın da kim olacak ya? " ellerimi saçlarımın arasından geçirdim. İkinci kattaydık. Ve buradan aşağıya atlamam imkansızdı. " Kahretsin! "
Sakin ol Umay, dedi iç sesim ama o da sakin değildi biliyordum. Dudaklarımı sıkıca birbirine bastırdım. Yangın merdivenleri?
" Tibet gelmiş. " dedi gözlerini ekrana dikerek.
Şu an ona bir tarafımla gülmek istiyordum ama tedirgin olduğum için aklımın ucundan geçen bu dürtüyü umursamıyordum. " Çıkmam lazım benim. Yangın merdiveni de mi yok? O görmeden gitmem gerek. "
" Yaşadığını biliyor. " dedi bir papağan gibi aynı şeyleri tekrarlayarak.
" Anladık. " sesimin ayarı yoktu. Telaş, endişe ve korku insanın dört bir yanını sarınca kendine hakim olmak zorlanıyordu.
" Şu an karşılaşmanız doğru olabilir. "
" Neyin doğru olup olmadığını senden öğrenecek değilim. "
" Sakin olmanı öneriyorum. " dedi bir doktor edasıyla.
" Sana kim verdi elindeki diplomayı? Tibet mi? " gülmekle ağlamak arasında kaldım. Resmen kapana kısılmıştım.
" Mesleğime saygı duy lütfen. " dedi iğneleyici bir sesle. Gözlerini bir kez daha ekranına çevirdi. " Galiba beni arayacak. " der demez telefonu çaldı.
Arayan Tibet'ti.
Kocaman harflerle ismi yazılmıştı. Narin Koçova telefonu eline aldığında nabzım hızlandı. Açacak mıydı? Tabi ki de açacaktı. Gözlerindeki parıltıya neden olan adamı reddedecek birine benzemiyordu. " Efendim Tibet? " dedi telefonu kulağına dayadığında.
Gözlerimi sıkıca yumdum. Buraya gelmek belki de en büyük hatamdı.
" Ah evet, zil bozuk duymamışım. " gözleri parladı. " Aşağıda mısın? " sorusu kalbimi hızlandırdı. Aşağıda olduğunu biliyordu. Hem de çok iyi biliyordu.
Ve çok güzel de yalan söylüyordu.
Tencere kapak olacaklarından hiç şüphem yoktu.
" Geliyorum, bekle. " diyerek telefonu kapattığında gözleri etrafı taradı.
" Ne oldu? " diye sormama engel olamadım. Bir şeyler sormam gerekiyordu. Ya da buradan çıkacak teoriler bulmam gerekiyordu. Üst kat varsa oraya çıkıp Tibet gittiğinde aşağıya inebilirdim.
" Buraya geliyor. "
" Sanki bilmiyoruz! " dedim sesimi tekrar yükselterek.
" Zaman kazanmak için zilin çalışmadığını söyledim. Aşağıya inip kapıyı kendim açacağım. "
" Ve? "
" Sen de arka odadaki banyoya gir. " dedi derin bir nefes alarak. " Merak etme ona senden bahsetmeyeceğim. " göz devirdi. " Seni ondan yeterince dinliyorum bir de ben bahsetmek istemem. "
" Ne mutlu bana! " dedim hiddetle. " Sana güvenmiyorum. " başımı iki yana salladım. " Benim buradan derhal çıkmam gerekiyor. "
" Maalesef çıkamazsın. " omuz silkerek kapıya doğru yürüdü. " Hem uzun zaman olmuştur. Tibet'in senin hakkındaki düşüncelerini de öğrenmiş olursun. Ses yapmadığın sürece bizim konuşmalarımızı dinleyebilirsin. " Bir kez daha göz devirdi. " Senden başka konuşacak Konumuz yok çünkü. "
" Yangın merdiveni yok mu? " diye sordum onu duymazdan gelerek. Tibet'i dinlemek istemiyordum. Düşüncelerini merak eden de kimdi? " Oradan çıkıp gidebilirim. "
" Yok. "
" Yalan söylüyorsun. "
" İnanıp inanmamak sana kalmış. " Ellerini kapının üzerine koydu. " Saklan, en iyi yaptığın şeyi yap. "
" Bir yol olmalı. "
" Bana güven. " dedi bir kez daha. " Seni kendi ellerimle hoşlandığım adamın önüne atacak değilim. " dudaklarını birbirine bastırdı. " Aramızdan çekilmen için yıllarca dua ettim. " Derin bir nefes aldı. " Sence kendimi riske atar mıyım? "
" Sana güvenmiyorum. " Bu sefer papağan olan taraf sanırım bendim. Narin Koçova bana güven vermiyordu. Beni Tibetle tehdit eden kimseye güvenemezdim. " Ara onu gelmesin. Yukarı çıkmasın. Yemeğe çıkın. "
Aklıma gelen her şeyi sıraladığımda Narin Koçova gülümsedi. " Benimle yemeğe çıkar mı sanıyorsun? " cıkcıkladı. " Buraya gelecek ve sen onu uzaktan izleyeceksin. Seni anlatırken yüzünde oluşan ifadeleri izleyen tek kişi olmaktan bıktım. "
" Sen de en az onun kadar takıntılısın. " normal bir insanın düşünceleri olamazdı bu. Onu izlemek de ne demekti?
" İltifat galiba bu? "
" Bak bu sadece benim için değil, senin için de tehlikeli. "
" Hiç de bile. " dedi gözlerini kapatıp gülümseyerek. " Keşke bir kez elimi tutsa. Arkadaşça değil ama..."
" Yanlış yapıyorsun. "
" Sende çok konuşuyorsun. " dedi dudaklarını oynatarak. " Arka tarafa geç ve sana dediklerimi yap. Yoksa ona senden bahsederim. Hem de sen buradayken. "
" Tehdit mi ediyorsun beni? "
" Ne anlamak istiyorsan o. Bana başka çıkış yolu bırakmıyorsun. "
" Kahretsin! " dediğimde kapıyı açtı.
" Uzun sürmez, o zaten seni anlatır sonra da defolup gider. " göz kırparak kapıdan dışarı çıktı. Aralık bıraktığı kapıya bakmanın bir anlamı olmadığını fark ederek bahsettiği odaya doğru yürüdüm. Buradan içeri gayet net görünüyordu. İçeridekilerin burayı görmemesi için kapıyı tam olmasa da yarıya kadar kapattım. Onu görmek gibi bir niyetim yoktu. Sesini duymak bile beni tehlikede hissettiriyordu.
Telefonumu açarak Mizgin'e kısa bir mesaj çektim. Burada olduğumu ve buraya gelen kişinin kim olduğunu bildiren bir mesajdı bu. Kime haber verirdi bilmiyorum ama yine de atmak istedim. Cihangir ne zaman dönecekti?
Onu özlemiştim.
Büyük dayıya gelecek olursak, buradan çıktığımda gideceğim tek adres onun yanı olacaktı. Tabi eğer buradan çıkabilirsem...
" Hoşgeldin tekrardan. " dedi Narin Koçova. Giriş kısmındaki koltuklara geçtiklerindr dikkatimi onlara vermeye çalıştım. Dudaklarım aralandı. Bakış açıma Tibet'in yan profilinin girmesiyle korkuyla kalbim kasıldı. Ondan bu kadar çok korkuyor olmam normal miydi?
" Hoşbuldum hoşbuldum. " dedi heyecanlı sesiyle. Tibet'i oldukça uzun zamandır tanıyordum. Ama neye nasıl tepki vereceğini dahi bilmiyordum. Çünkü onu anlamak, görmek ve duymak hiç istememiştim. " Onu sanırım buldum. " güldü. " Onu kaybetmek ölüm gibiydi, biliyorsun. "
" Bilmez miyim? " yüzü bana dönük Narin Koçova asık suratıyla Tibet'i dinliyordu. " Peki nerede? "
" Bir toplantı vardı. " eliyle ensesini kaşıdı Tibet. " Herkesin katılabileceği bir toplantı değil. "
" Herkes derken? "
" Benim işler güçler işte canım. " dedi Tibet soğukkanlıkla. Ya da üstünü örtmek istediği kirli işlerinin altına sığınarak. " Orada görür gibi oldum. "
" Görür gibi olmak? "
Başını salladı hızla. " O olup olmadığına emin değilim ama saçları ona benziyordu. Hem kokusu..." duraksadı ve büyük bir nefesi içine çekti. " Buram buram o kokuyordu mekan. "
" İnanamıyorum sana. "
" Ne? " dedi Tibet gayet keyifli bir sesle.
" Ne zaman gördün Onu? " güldü. " Pardon hissettin? "
" Aslında uzun zaman oldu diyebiliriz. " dudaklarını büzdü Tibet. Beni nerede görmüş olabileceğini düşündüm. Muhtemelen Sanem'in mekanlarını kastediyordu. " Ama sana kanıtlayacağım. Kamera kayıtlarını istedim. Az sonra elimde olacak. "
Kahretsin dedim içimden. Gözlerimi kapatarak sakinleşmeyi diledim. Ya o bahsettiği kişi sahiden bensem o zaman ne olacaktı? Tibet beni yeniden aramaya başlayacaktı.
" Kamera kayıtlarını alabileceğin kadar yakın biri demek? "
" Öyledir Sanem. " omuz silktiğinde kalbim sıkıştı. İşte beklediğim cevap gelmişti. Sanem'in hangi mekanından bahsediyordu? Oraya gittiğimi belirten bir kayıt var mıydı?
Kahretsin!
" Öldüğünü asla kabullenmeyeceksin değil mi? " sorusuyla birlikte Tibet yerinde hareketlendi. Az önceki ifadesi gitmiş, burnundan soluduğunu belli eden bir ifadeyi yüzüne misafir etmişti.
" Ölmedi. " altını kırmızı kalemle çizdiği o cümle kulaklarımda yankılandı. " Ölse hissederdim. "
" Hissetmek mi? " Narin Koçova güler gibi bir ses çıkardı.
" Hissedebildiğim tek şey o benim Narin. " Tibet'i gerçekten tanımayan biri şu an bana aşık olduğunu düşünebilirdi. Özellikle yüzündeki ifadeye bakarsa hayatına benden başka kimseyi almıyor gibi de görünebilirdi. Ama Tibet böyle biri olmaktan çok uzaktı. O beni elde etmenin peşindeydi, benim değil.
" Hisler geçicidir. " Narin Koçova Tibet'in kendisini anlatmasından sıkılmış gibi duruyordu. Hangi kadın sıkılmazdı?
" Terapi mi yapacaksın benimle? Arkadaş olarak konuşmaya geldiğimi sanıyordum. " altını çizdiği yeni bir kelime vardı.
Arkadaş.
" Arkadaş gibi konuşalım. " İç çekti Narin ve gözlerimiz kesişti. " Arkadaştan ötesi haram ne de olsa. "
" Ne demek istiyorsun? " Tibet'in gözlerinden alev fişkıracak gibiydi. Dudaklarımı yaladım.
" Hiçbir şey. " gözleri bir kez daha benimkileri buldu. " İçecek bir şeyler ister misin? "
" Fazla kalmayacağım. Beklediğim bir telefon var. " Tibet ilk defa geliyormuş gibi etrafı incelemeye başladığında kafamı kapının aralığından çekerek gizlendim. " Bu arada senin ofis ne kokuyor? Bu koku oldukça tanıdık. "
" Nasıl bir koku? " Narin'in kaşlarını çattığına neredeyse emindim. Ama onu görmediğim için teyit edemiyordum.
" Göz devireceksin ama Umay gibi kokuyor. " yutkundum. Bir köpek olabilir miydi? Ayrıca kokumu da nasıl bilebiliyordu? " Fazla paronayaklaştım galiba. "
" Oldukça. " dedi Narin sıkıntılı bir nefes vererek. " Umay burada olsaydı..." gerisini getiremedi.
" Bak sen de olsaydı dedin. Hala bir umut var. Yangından üç ceset çıktı. " dedi Tibet heyecanla. " Yani bize söylenen buydu. Ama ya evdeki çalışanlardan birine aitse? "
" O gün evlerinde çalışan yoktu. " Narin'in sesi dümdüzdü ama kendini bağırmamak için zor tuttuğu da belliydi.
" Narin. "
" Vay canına. " dedi Narin ilginç bir şey söylemiş gibi. " Adımı biliyormuşsun. "
" Bugün bir garipsin. " Tibet'in yüzünü gördüğü için garip olabilirdi. Bir insan nasıl anlamazdı ki karşısındakinin hislerini?
" Aynıyım. Sana öyle gelmiş. "
" Değilsin. "
" Doğru, " dedi Narin gerçeklere kendini kaptırarak. " Moralim bozuk biraz. "
" Geçer. " dedi Tibet sadece. Neyin var diye sormadı. Altını kurcalamadı. Geçer? Sadece Geçer mi gerçekten? " Her neyse söylesene eğer gerçekten yaşıyorsa ki ben buna kesinlikle inanıyorum. Ne yapmalıyım? "
" Ne yapmak istiyorsan onu. " Dişlerini birbirine bastırdığı belliydi Narin'in. Şu an bozulmuş bir suratla baktığına da emindim. Ama onlara bakmamaya yemin etmiştim. Tibet'in kokumu almış olması beni korkutmuştu.
" Karşısına çıkacağım. "
" Ne diyeceksin? Selam ben geldim mi? "
" Hayır tabi ki de. " dedi gülerek Tibet. " Ona belki bir hediye alabilirim. Bilirsin kadınlar hediyelere bayılır. Sonra ölen ailesi için birkaç cümle kurarım. Ama bunlar kimin umrunda? "
" Siz ortaklık için birlikte değil miydiniz? " Narin Koçova güzel bir yere parmak basmıştı. Gözlerimi dinlendirmek adına kısa süreliğine kapattım. Tibet'in cevabı beni şaşırtmayacaktı bunu biliyordum. Takıntılı bir manyaktı o. En fazla nasıl bir cevap verebilirdi ki?
" Ailelerin amacıydı o. "
" Sizin amacınız ciddi bir ilişki miydi yani? "
" Bak Narin, Umay belki beni sevmiyordu ama sonunda sevecekti. Öyle tensel bir bağlılık söz konusu olmadığı için benden uzak duruyordu. " boğazını temizlemek adına öksürdüğünde bir kez daha tiksindim Tibet'ten. Tensel bağlılık da nasıl bir tabirdi öyle?
Kusmamak için elimi dudaklarımın üzerine koydum. Onu bu kadar dinlemek bile midemi alt üst etmeye yetmişti.
" Cinsel birliktelik yaşamayı mı ima ediyorsun? " Narin Koçova çekinmeden sorduğunda sertçe yutkundum.
Cihangir'den başkasıyla öyle bir hayalim hiç olmamıştı ki biri bana dokunsa etkileneceğimi de sanmıyordum.
" Evet. " Hoşuna gitmişti Tibet'in. Ne yani bana dokunursa onu seveceğimi mi düşünüyordu? Ve bu diyaloğa Narin Koçova gerçekten eşlik mi ediyordu? " Hiçbir kadın ilki olan erkeği kolay kolay unutamaz. Ona öyle güzel anlar yaşatırım ki beni asla aklından çıkaramaz. "
Adı sapık.
Pislik.
" Bu oldukça saplantılı bir düşünce. "
" Düşüncelerimi analiz etmeyi bırak Narin. Soru sordun cevap verdim. " ondan kurtulduğum için her gün şükretmeye devam edecektim. Bu saplantılı düşünce de neydi böyle?
Onu unutamayacaktım öyle mi?
İnsanlar bir birlikteliği değil, ona yaşatılan güzel anları unutmazdı. Mesela Cihangir'in benim için şekersiz çay içmesi gibi tatlı ve küçük anılar.
Ve bunlar bizi birbirimize bağlayan şeydi. Aşık olduğumuz kişiyi unutamazdık, birlikte olduğumuz kişiyi değil. Ama Tibet bunları bilmeyecek kadar saplantılıydı. Kafasını benimle bozmuştu. Öldüğümü bile kabullenmiyordu.
" Sana yardımcı olmaya çalışıyordum. " Narin'in moralinin bozulduğu belliydi. Ses tonundan bunu anlamak zor değildi.
Telefonuma gelen bildirim sesiyle bir an yerimden sıçradım ve başım kapıyla temasa geçti. Çıkan küçük sesle birlikte Tibet'in bu tarafa döndüğünü hissettim. Dikkat çekmeyi becermekte üstüme yoktu.
" Yalnız değil miydin? " sorusuyla Tibet'in genzinden gelen hışırtılı sesi hissettim.
" Yalnızım ama pencere açıktı. " dedi Narin ılımlı bir sesle. " Çarpmış olmalı. "
" Bu havada açma pencere. "
" Neden? "
" Üşürsün. " dedi ve ekledi Tibet. " Umay da hep üşürdü. " gözlerimi devirdim. Narin Koçova'ya güzel bir şey söyleyeceğini düşünürken beklediğim gibi olmamıştı. Adam resmen benim üzerimden konuşmaya odaklanmıştı. Hayatını bu kadar etkilediğimi bilmiyordum.
Hastalıklı düşünceli Tibet.
" Her cümlenin sonuna Umay'ı kokuyor olman onu sevdiğin anlamına mı geliyor yoksa unutamadığın mı? "
" Her ikisi de. " dediğinde gözlerimi telefonuma indirdim. Kimden mesaj gelmiş olabilirdi?
Ekranda gördüğüm isimle yutkundum.
Sanem
Yarım saat içinde seni evime bekliyorum. Kıyafet konusunda deneme yapmamız gerek.
Mesajı üç kez okudum. Kıyafet denemesi mi yapmalıydım? Bunun için Cihangir'e de ihtiyacım yok muydu? Ayrıca Sanem her an müsait olduğumu nasıl düşünebiliyordu? Telefonum bir kez daha titredi.
Sanem
Gelemeyecek gibiysen seni ben aldırabilirim. Konum atman yeterli.
İnlememek için dişlerimi sıktım. Buradan çıkabilirsem Sanem'in yanına gidebilirdim. Ama büyük bir sorunum vardı. Sanem'e o görüntülerden bahsettiyse aradığı kızla adımın aynı olmuş olması dikkat çekmiyor muydu? Tibet herkese benden bahsediyor olamazdı değil mi?
Umarım dedim içimden, yoksa her şey tepetaklak olurdu.
Geleceğimi bildiren bir mesaj yolladığımda tekrar içerideki muhabbete kulak verdim. Ama onlarda uzun bir sessizliğe girmiş gibi duruyordu. Başımı aralık kapıdan içeri doğru çevirdiğimde Narin'in ayağa kalmış Tibet'in yanına doğru yürüdüğünü gördüm. Elinde su vardı. Hızlı adımlarla geliyordu. Topuklu ayakkabısının sesi kulaklarımda yankılandı. Elindeki suyu Tibet'e uzatırken sanki kaymış gibi yaptı ve su Tibet'in gömleğinin üzerine boşaldı. " Ah..." dedi Narin Koçova yanlışlıkla olmuş gibi. " Elimden kaydı, özür dilerim. " ellerini Tibet'in gömleğine uzattı.
Tibet üzerine dökülen suyla birlikte ayağa kalktı. Bu ani kalkışıyla bulunduğum yere doğru dönecek diye ödüm koptu. Bu kadın ne yapmaya çalışıyordu? " Kahretsin yedek kıyafetim yok. " dedi Tibet yüzünü buruşturarak.
" Hava soğuk ve sen ıslaksın. " dedi Narin yeni bir şey keşfediyormuş gibi. " Üşüyeceksin bence çıkar. "
" Çıplak mı durayım? " diye sordu Tibet sesinin tiz çıkmasını önleyemeyerek.
" Seni ilk çıplak görüşüm değil. " Narin'in gözleri Tibet'in gövdesinde gezindi. " Yaralarını sardığımı unuttun sanırım? "
Yaralar mı?
Tibet'in yaralandığını şu an duyuyordum. Onunla ilgili neye dikkat etmiştim ki? Hiçbir şeye dedi iç sesim. O seni ilgilendiren biri değildi.
" Haklısın. " Tibet üzerindeki gömleği hiç düşünmeden çıkardığında Narin'in dudakları aralandı. Bu kadın kendi sonunu hazırlamak istiyordu. Gözlerimi kapatmakla inlemek arasında gidip geldim. Ne yapacaktım? Sanem'in yanına gitmek zorundaydım ve burada tıkılıp kalmıştım. Tibet'in gideceği yoktu.
" Kuruması için sıcak bir yere asacağım. " Tibet'in elindeki gömleği alarak benim bulunduğum odaya doğru gelen Narin Koçova dudaklarında kocaman tebessümle bana baktı.
Sessiz olmaya özen göstererek " Gitmem gerek. " dedim.
Omuz silkti. " Şu an gitmenin imkanı yok. "
" Başka bir odaya götür. " dedim sızlanarak. " Ayrıca bilerek üzerine su döktün. Gitmesini istemediğin için miydi bu hareketin? "
" Çok akıllısın. "
" Ben gideyim yalnız kalın. " dedim tekrar gözlerimi gözlerine çevirerek.
" Sence beni de altında hayal eder mi? " sorusuyla yüzüme tokat yemiş gibi irkildim. Bu nasıl bir soruydu? Narin Koçova da en az Tibet kadar saplantılıydı.
Tencere kapak dedi iç sesim bir kez daha. " Düşüncelerin hastalıklı, bunun farkında mısın? "
" Sevdiğim adam hakkındaki düşüncelerim hastalıklı olamaz. " dedi inkar ederek.
" Ama o seni sevmiyor. Ne istiyorsun? Seni kullanıp atmasını mı? " Tibet'in özel hayatı hakkında hiçbir fikrim yoktu. Belki de bu şekilde yaptığı ilişkileri vardı.
" Yorumlarını kendine sakla. " dediğinde elindeki gömleği peteğin yanında duran koltuğun üzerine koydu. " Ve şimdi beni izle. "
Kahretsin!
" Midesiz değilim. " başımı iki yana salladım. " Lütfen çıkmam gerekiyor. Ne yapacaksan ben gittikten sonra yap. "
" Ona karşı bir şey hissetmiyor musun? " Dudaklarımı birbirine bastırdım. Cihangirle birlikte olduğumu bildiği halde nasıl böyle bir soruyu dile getirebilirdi ki?
" Hiçbir zaman hissetmedim. "
" Hadi ya? Onca ay birlikte olduğun adamdı o. "
" Narin Koçova onu seven tek kişi sensin. " sesimi kısık tutmaya özen göstermek zordu. Bağırmak istiyordum. Onunla beni yan yana bile hayal etmek canımı sıkıyordu.
" Göreceğiz. " diyerek arkasına bakmadan odadan çıktı. Kapıyı aralık bırakmasından ne anlamalıydım gerçekten bilmiyordum. Benim burada durmamı istemesinin bir sebebi olmalıydı. Narin Koçova odaya tekrar girdiğinde gözlerini saate çevirdi ve sonra Tibet'in çıplak üstüne.
" Hastaların yok mu? " diye sordu Tibet sanki çok umrunda olan bir olay gibi.
Narin Koçova başını iki yana salladı. " Şimdilik yok. " dudaklarını onun çıplak bedenine bakarak usulca yaladığında aklından geçenleri okur gibi oldum. Yapmazdı değil mi? Nasıl kendini bu kadar küçük düşürebiliyordu?
En büyük soru, büyük dayı bu kadına nasıl güvenmişti?
" O zaman burada durmam sıkıntı olmayacak. "
" Hiçbir zaman olmadığı gibi. " dedi Narin başını sallayarak.
" Kestirsem sorun olur mu? " esnedi Tibet. " Dün gece heyecandan uyuyamadım. " Gözlerinin parladığını buradan bile görebiliyordum. Aklındaki ben değildim, takıntısıydı. " Umay'ın yaşadığı gerçeği..."
" Tibet. " dedi Narin ellerini saçlarının arasından geçirerek. " Sus artık. "
" Ne? " Tibet şaşkın görünüyordu. İkisini buradan izlemek artık dayanılmaz bir hal alıyordu. Birinin önümde bambaşka bir boyutta şeyler yapmasını izlemek hoş değildi. Bu kim olursa olsundu.
" Biraz kafanı dağıtmak istemez misin? " Narin Koçova ne yapacağını biliyor gibi ellerini onun omzuna koydu. " İhtiyacın var buna. Görüyorum. "
" Narin. "
" İhtiyacımız var. " dediğinde dudaklarını Tibet'in dudaklarına bastırdı. Tibet geri çekilmedi. Ya da onu ittirmedi. Narin gözlerini bana dikti. Ve ikisinin öpüşme sesi odada yankılanmaya başladı.
Tibet buydu işte. Aklında biri olsa bile uçkuruna düşkün biri. Bu yönünü hiç bilmiyordum ama şu an öğrenmiş olmam da ona olan bakış açımda bir değişikliğe sebep olmadı. O benim için hep aynı kişiydi.
Tiksinilesi.
" Hayır demeyeceksin değil mi? "
" İhtiyacımız var. " diye tekrarladı onu Tibet. Narin Koçova'nın yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi.
" O zaman odama geçebiliriz. " gösterdiği kapıya göz gezdirdim. Şükür ki bu tarafa gelmiyorlardı. Hastalarını aldığı odaya Tibet'i ittirdi. " Geç geliyorum ben. "
Tibet hiç düşünmeden odaya girer sandım ama Narin'in belini tutarak " Tek girmeyeceğim. " dedi ve ikisi de artık ortalıkta yoktu. Kapıyı sertçe kapattığında sertçe yutkundum.
Gitmek için güzel bir zamanlamaydı.
Aklımda yer edinmeyeceğini bildiğim sahneye göz devirerek çıkışa doğru ilerledim. Adımlarım sessizdi. Daha kimin özel hayatına dahil olmam gerekiyordu? Sanemleri de görmüştüm. Şimdi de Narin Koçova. Sıradaki kimdi?
Kapıyı zorlanmadan açarak kendimi merdivenlere attım. Kısa sürede çıkış kapısına ulaştım. O sırada telefonum titredi. Sanem evinin konumu atmıştı. Geçen sefer onlarla gittiğim için unuttuğumu düşünüyor olmalıydı. Oysa ben zihnime çoktan kazımıştım.
Telefonum bir kez daha titrediğinde önüme gelen ilk taksiye bindim.
Mizgin
Onun ne işi var orada?
Bu adam dört bir yanını yeniden sarmaya devam mı ediyor?
Yaşadığımı bildiğini söylesem ne tepki verirdi acaba?
Mizgin'e eve geldiğimde konuşmamız gerektiğini bildiren bir mesaj attıktan sonra taksiciye gideceğimiz adresi söyledim. Buraya çok da uzak sayılmazdı. Sanem'in evini seçtiği bölge güvenli alan sayılırdı. Her şeyden uzak ama bir o kadar da her şeye yakın.
En çok da kendi çevireceği dolaplara yakın bir yerdeydi.
" Geldik. " diyen sesle başımı sallayarak taksiden indim. Evine çağırdığına göre Evan Tilki'yle uğraşmakla meşguldü. Sanem gerçekten onu seviyor muydu yoksa şimdilik işine yaradığı için mi yanında tutuyordu pek anlayabilmiş değildim. Aklıma türlü hikayeler geliyordu. Evan Tilki'nin evine giren hırsızı bile o ayalarmış olabilirdi. Sırf yurt dışına gidemesin istediği için yapmayacağı şey yoktu.
Güvenliğe baş selamı verdiğimde kapıyı benim için açtı. Bu evden çıktığım gün aklıma gelen anılarla iç çektim. Cihangir'in peşimden gelip beni asansörde sıkıştırmış olması inanılmaz güzeldi. Onunla yaşadığım bütün dakikalar çok güzeldi.
Asansöre bindiğimde gözlerimin önüne gelen anıları silmek için uğraşmadım. Sadece kendime hakim olmak oldukça zordu. Kuruyan dudaklarımı ıslattım ve açılan asansörden dışarı çıktım.
Zile bastığımda Narin Koçova'nın ofisine benzer bir sil sesiyle karşılaşınca irkilmeden edemedim. Zil sesleri artık travmam olmaya yaklaşıyordu. Çok geçmeden açılan kapının ardında Evan Tilki vardı. Üzerindeki beyaz tişört bedenini tamamen sarmış, eşofmanın üst kısmına kadar uzanmıştı. Ayakları ise çıplaktı. " İyileşmişsin. " dedim kaşlarımı havaya kaldırarak.
" Sen de görmeyeli bayağı değişmişsin. Ayaklarımı inceledin. Düşman safına mı geçtin? "
" Saçma sapan teorilerini kendine saklamaya ne dersin? İçeri geçebilecek miyim? " Onunla fazla muhattap olmak istemiyordum. Geçen gün ki konuşmaları aklıma geldiğinde sinirlerime hakim olmak zorlaşıyordu.
" Sanem de seni bekliyordu. " dediğinde arkasından Sanem göründü. Ayakkabılarımı çıkararak eve girdim. Ardımdan kapanan kapı yeni bir dünyaya giriş yapmışım gibi hissettirdi.
Kötülerin dünyasına giriş yaptın Umay...
" Hoşgeldin. " dedi sonunu uzatarak Sanem. Kollarını bedenime sarmasını beklemiyordum açıkçası ama bunu yaptığında bedenimi sıkmamaya çalıştım.
" Hoşbuldum. " gözlerim saate çevrildi. " Biraz geciktim sanırım. "
" Hiç sorun değil. " göz kırptı. " Sen gelene kadar erkek dansçımızla ilgilendim. Hadi giyinme kabinine hemen. " elleriyle beni ittirdi. " Üzerinde nasıl duracağını deli gibi merak ediyorum. "
" Elbise normal bir tango elbisesi değil mi? "
" Öyle olsa bile içindeki sensin. " dedi Evan gözlerini kısarak. " Sanem buna önem verir. Sonuçta onu temsil edeceksiniz. "
" Anladım. "
Sanem beni ittirmeye devam ederek odalardan birine adeta sürükledi. Bir dakika! Ne demişti o? Erkek dansçı mı? O kişi Cihangir değil miydi? İyi de Cihangir görevdeydi. Nasıl burada olabilirdi ki? Dudaklarımı ıslatarak gözlerimi Sanem'e çevirdim. " Kıyafet şurada. Modelini çok beğendim. Ben çıkayım da sen giyinip gel. Kabinler de şu tarafta. "
Gözlerim eliyle işaret ettiği yere takıldı. Kendimi mağazada gibi hissettiren üç tane kabin yan yana duruyordu. Kilitleri bile vardı. Bu ne tür bir evdi? Ve insan evinde kabine ihtiyaç duyar mıydı soruları zihnimde yankılandı. Bir şey söylememe izin vermeden dışarı çıktığında rahatlayarak omuzlarımızı sarkıttım.
Dansı burada demişti, o zaman neredeydi?
Elime bahsettiği elbiseyi aldım. Siyahtı ve yırtmacı uzundu. Muhtemelen giydiğimde kasıklarımın bir kısmının görünmesine neden olacaktı. Kabinlerden birine girerek kıyafetlerimi çıkarttım. Lakin bundan önce etrafı üç kez taradım. Kamera taktırmış olabilirdi. Sanem'e güvenemezdim. Şantaj bile yapabilirdi.
Siyah tango elbisesi sanki bedenim için dikilmiş gibi üzerime tam oturduğunda elimi saçlarımın arasından geçirerek dalgalarını dağıttım. Güzel görünüyordum ve bence bu kıyafet insanı olduğundan daha iyi gösterebilirdi. Gözlerimi kendimden alamadığımda sertçe yutkundum. Sol bacağımdaki yırtmaç düşündüğüm gibiydi. Cihangir beni bu kıyafetin içinde görse ne olurdu?
Kabinden çıktım. Aynaya biraz daha bakarsam kıyafeti çıkarabilirdim. Hayatım boyunca buna benzer birçok kıyafet giymiştim. Dekolteli olan, olmayan. Ama bu bambaşka bir şeydi. Odadan çıkarak seslerin geldiği yere doğru yürümeye başladım. Sanem'in kahkahası kulaklarımı çınlattı. Derin bir nefes alarak ses gelen odaya giriş yaptım.
Gözlerim odada gezinmedi. Gözlerim direkt hedefini gördü. Kalbim hızlandı, dudaklarım kurudu. Gelmişti. Cihangir tam karşımda duruyordu. Siyah takımının içinde tüm heybetiyle bana bakıyordu. Gözleri gözlerimden ayrıldı bedenimde gezindi. Sertçe yutkunduğunu gördüm. Kollarımı boynuna dolamak, ona sıkıca sarılmak istiyordum.
Özlemiştim.
" Oha! " dedi Evan Tilki ıslık çalarak ve tüm dikkatim dağıldı. Gözlerimi Cihangir'in üzerinden çektim. " Afet olmuş afet. "
" Değil mi? " Sanem beğendiğini belli eden bakışlarını üzerimde gezdirdi. " Ve tam senin için dikilmiş. "
" Öyle olmuş. " dedim dudaklarımı içe doğru kıvırarak.
" Yan yana durun bir de öyle bakayım. " dedi Sanem yine beni kolumdan tutup Cihangir'in yanına doğru getirerek. Onu tutmasındansa beni tutmasına göz yumdum. Bedenimde gezinen kıskançlık damarı neden birden ortaya çıkmıştı?
Gözlerimi ona çevirdim. Benimkine.
Kocama.
Sakalları çok olmasa da biraz uzamıştı. Bedenimde gezdirse gıdıklanacağıma emindim. Düşüncelerimle birlikte inlememek için zor durdum. Nerede olduğumu kendime hatırlatmam gerekiyordu. Düşünme, şimdilik Cihangir'in bedenine neler yapabileceğini sakın düşünme.
" Bence tam bir çift uyumu var onlarda. Doğru kişileri seçmişsin Sanem. " Dudakları büküldü Evan Tilki'nin. " Hatta tam evli bir çift gibi duruyorlar. " Bedenimde dolaşan kan ters yönde akmaya başladı.
Evli çift gibi görünmekle neyi ima ediyordu? Nedense biri bu konu hakkında yorum yaptığında sanki her şeyi biliyormuş gibi hissetmeme engel olamıyordum.
" Tanıştınız değil mi birbirinizle? " diye sordu Sanem. " Benimki de soru, prova yapmış olmalısınız. "
Dudaklarımı aralamıştım ki odaya dans hocası girdi. " Sanem hanım. " diyerek ona seslendi. " Çiftimizi beğendiniz mi? "
" Aşık bile olmuş olabilirim. " dedi Cihangir'e doğru bir adım atarak. " Bu seneki bağışlar çok olacak. İkinize de yatırım yapmak isteyen olacaktır, eminim. "
" Yatırım derken? " içimde anlamlandıramadığım bir düşünce oluştu. Yatırım da ne demekti? Bu sadece bir danstan ibaretti. Öyle değil mi?
" Önemsiz mevzular. " elini geçiştirmek için salladı Sanem. " Bu yakışıklı adamı nereden buldun? " Dans hocasına gözlerini çeviren Sanem elini Cihangir'in üzerini düzeltmek ister gibi gömleğine dokundurdu.
Bedenimde dolaşan artık kan değil, kıskançlıktı.
Bu kadın elini her yere koyabileceğini mi düşünüyordu?
Sakinim, sakinim.
Asla sakin falan değildim!
" Neden? " Dans hocası gözlerini kısarak Sanem'e bakıyordu. Cihangir'in pantolonunu sıkıca tutan kemere doğru elini indirmeye başladığında derin bir nefes aldım.
Cihangir bir adım geri çekildi ve elinin kemerin tokasına gelmesine izin vermedi. İşte benim kocam dememek için dudaklarımı dişlerimin arasına geçirdim. " Yabancı gibi duruyor ve oldukça yakışıklı. "
" Evan'ın pabucu dama mı atıldı? " Soru Evan Tilki'den gelmişti.
" İlk göz bebeğimsin sen. " dedi Sanem ona öpücük atarak. " Ama şu yüzüne bir baksana. Hayran kalmamak elde değil. "
Sakinsin kızım, kocan senin.
" Yabancı asıllı. " dedi dans hocası. " Türkçe konuşmayı pek bilmiyor. İtalyanca konuşuyor. "
Ne? Gülmemek için dişlerimin arasına aldığım dudaklarımı ısırdım. Cihangir ve yabancı olmak? Hem de İtalyan öyle mi?
" Ah, bayağı da işime yarayacak. " gözleri Evan'a çevrildi. " İtalya işimizde bana yardımcı olacak birini buldum bile.
" Siz İtalyanca bilmiyor musunuz? " sorumla birlikte gülümsedi Sanem.
" Yanımda böyle bir adam varken neden kendim konuşayım? Tercüman olarak kullanmak istiyorum. Türkçe anlayabiliyor mu? "
" Az çok. " dedi dans hocası. " Tek bildiği iş tango. "
Sanem dudaklarını yaladı. Onu pataklamamak için zor duruyordum. Cihangir yüzüne bakmıyordu bile. Onun bu davranışını çok beğeniyordum. Kendini geriye çekmiş olması detayı benim için her şeydi. Ve o da bunu biliyor olmalıydı.
" Tangosunu izlemek için deliriyorum. " dudaklarını önde doğru büzdü. " Ve kendimi de buna dahil etmediğim için pişmanım. "
" Ne yani? Sen de mi tango yapacaktın? " Evan Tilki gülmeye başladı. " Dansla aranın olmadığını düşünüyordum. "
" Alınma Evan ama karşımdaki adamın beni tutup çevirmesi için her şeyi yapabilirdim. " gözleri bana dokundu. " Umaycım partnerin ne kadar da hoş değil mi? "
Sorusunu bana yöneltmişti. Benim düşüncelerimi gerçekten öğrenmek istiyor muydu? Mesela onun Cihangir'e dokunan parmaklarına ne yapmak istediğimi? " Evet öyle. " dedim kestirip atılacak bir cümle kurarak. Cihangir hiç konuşmadı. Tek düze Türkçe konuştuğunu göstermek içindi sanırım bu. Geçen karşılaşmasında konuşmuş muydu?
Ah, o anı hatırladım.
Ne demişti bana?
Karıma başka ellerin dokunmasını engelliyorum mu?
Dudaklarımı bir kez daha yaladım. Boğazım kuruyordu. " Elbisenin içinde rahat mısın? "
" Aslında biraz fazla açık. " dedim itirafta bulunarak. Derhal Cihangirle buluşmak, onun turkuaz gözlerine bakmak istiyordum.
" Amacı da o güzelim. " dedi göz kırparak. " Bağışlar neye sanıyorsun? "
Midem bulandı. Bu kadının yüzünü her gördüğümde bir tık daha tiksiniyordum. Artık onunla olan bağımı koparmak yan yana gelmemek istiyordum.
" Anlamadım? "
" Şaka. " dedi omuz silkerek. Gözlerini Cihangir'in üzerinden çekmek gibi bir eylemde bulunacak mıydı? " Sadece şakaydı. " Onu ilk görüşü olmamasına rağmen bugün neden böyle bakıyordu? " Uçağın saati değişti. " dedi aklına yeni gelen bir detayı bizimle paylaşarak. " Yarın uçuyoruz. Sizi bilgilendirmeyi unutmuş olabilirim. "
Yarın çok erken değil miydi? Ya kuzgun timi? Onlar hazırlıklı mıydı ki? Daha yeni görevden gelmişlerdi. Bir de İtalya görevine gitmek onları yıpratmayacak mıydı?
" Saat kaçta? "
" Akşam. " gözlerini nihayet Cihangir'den çekti. " Yırtmaç kısmınla fazla oynuyorsun. " dedi bakışlarını bacaklarımda gezdirerek. Belime doğru küçük yuvarlak açıklıklar olan elbiseye göz gezdirdi. Bu da yetmemiş olacak ki yanıma doğru yaklaştı. " Yakışmış. " elini uzatarak kıvrımıma dokunduğunda dişlerimi sıktım. Neden kurbanlık koyun alıyormuş gibi bir hali vardı?
" Teşekkür ederim. " kısaca söyleyebildiğim tek şey buydu.
" Saçlarını açık bırakma. " etrafımda döndü. " Sırt dekoltesi pek belli olmuyor ki köprücük kemiklerin seni öne çıkarıyor. Saçların kesinlikle toplu olmalı. "
" Pekala. "
" Yarın için küçük bir valiz hazırla kendine. Sonra da sana vereceğim adrese gel. " gözleri dansçıya çevrildi. " Sizi bizim yanımıza o getirecek. "
" Kıyafet? "
" Ne olur ne olmaz diye onu ben halledeceğim. Siz üstünüze değiştirebilirsiniz. " gözleriyle çıkmamız gerektiğini işaret edince başımı sallayarak odadan dışarı çıktım.
Cihangir de beni takip ediyordu. Giyinme odasına girdiğimde arkamda olduğunu bildiğim için kasılan bedenim rahatlamayı seçti. Odaya girdiğimizde direkt arkamı döndüm. Onun da arkası bana dönüktü ve kapının üzerindeki anahtarla ilgileniyordu. Burada kilitli olmamız ne kadar doğru diye asla sormadım. Aklım bambaşka bir yerde olduğu için bu ayrıntıları atlamak daha uygun geliyordu.
" Bir hoşgeldin yok mu? " sorusuyla gözleri üzerimde gezindi. Dudaklarını yaladığında içinden neyin geçtiği çok iyi biliyordum. Onu takımının içinde görmek beni de aynı şekilde etkilemişti.
" Kime? "
" Kocana. " Kalbim hızlandı ama belli etmedim.
" Önce kıyafetimizi değiştirelim. " dedim kabinlerden birine girerek. Cihangir bu durumu yadırgamış olacak ki bu süre bekledikten sonra o da yanımdaki kabine girdi. Onun girdiğini görünce kendimi tutamadan kendi kabinimden çıktım. Anahtarını çevirmediği kabine tek hamlede girdim. Kabin ikimiz için küçüktü, bunun farkındaydım ama önemli değildi.
" Minik serçem? " sesindeki arzuyu hissetmemek elde değildi.
Aklımda tek bir şey vardı. O da Sanem'in saçma sapan dokunuşları. " Bir an önce bitmeli. " dedim onu arkasındaki duvara yaslayarak. Üzerine doğru yaslanmam hoşuna gitmiş olacak ki yüzünde tebessüm oluştu. " Ben bu kadını bitirmeden bitmeli. "
" Dokunuşundan mi bahsediyorsun? "
" Sus. " anıları zihnimden nasıl çıkabilirdim? " Bu sınırı sadece ben geçebilirim. " Ellerim kemerin soğuk tokasında oyalandığında Cihangir sertçe yutkundu. Yüzünde kaskatı olduğunu belli eden bir ifade vardı. " Buraya sadece ben dokunabilirim. " kemerin altına doğru elimi indirmeye başladım. Anlık gelen cesaretle elimi sertliğine bastırdım. Boşta kalan elimi uzatarak Cihangir'in elini tuttum. Gözlerinin içine bakmak dışında bir eylem gerçekleştiremiyordum. Elini aşağıya indirip kadınlığıma yaklaştırdığımda Cihangir nefesini verdi. " Tıpkı buraya sadece senin elinin dokunabileceği gibi. " ılık nefesimi dudaklarının üzerine doğru üflediğimde dudaklarını dudaklarıma sürttü.
Etkilenmişti.
Elimin altındaki kabarıklık başka anlama gelmiyorsa tabi ki.
" Beni köşeye sıkıştırmanı sevdim. " dedi eli kadınlığımı avuçladığında. " Baskın olmayı seviyorum sanıyordum. " cıkcıkladı. " Konu sen olunca ben her şeyi seviyormuşum. "
" Cihangir Karaboğa. " dedim inlercesine.
" Söyle, adımı sürekli söyle. " İhtiyacı olan tek şey buymuş gibi gözlerini gözlerime dikti. Eli kadınlığımı tamamen kapladığında " Elbiseyi parçalamamak için kendimi zor tutuyorum. "
" Parçalaman için deliriyorum. " parmak uçlarımda yükselip kulağına söylediğim sözlerle birlikte inledi. Öyle hırıltılı bir sesti ki kasıklarımdaki kelebeklerin uçmasına engel olmadım. Beni etkiliyordu.
" Benim. " dedi alnını alnıma yaslayarak. " Benim de her zerrem senin, sevgilim. " Dudaklarını burnumun ucunda hissedince ne zaman kapandığını bilmediğim gözlerimi açtım. " Bana dokunmasına izin vermezdim ki vermedim biliyorsun. "
" Biliyorum. " Bir açıklama yapmak istiyor gibi bakıyordu Cihangir. Görevden geldiğinde onu karşılama planları yapmıştım zihnimin içinde. Ama hiçbirinde bu senaryo yoktu.
Kıskançlığın bedenimi esir alacağını hiç düşünmezdim. " Merak etme en kısa zamanda bu iş bitecek. İtalya'da büyük bir koz bulmak zorundayız. "
" Zor olacak. " dedim başımı iki yana sallayarak. Elim hala sertliğine yaslıydı. Çekmek istemiyordum. Onun da çekmediği gibi.
" Yaşadığımız ne kolaydı ki? " sorusuyla iç çektim. Haklıydı. Buraya gelene kadar hiçbir şey kolay olmamıştı.
" Görevden döndüğünde seni karşılama planım vardı. " sesimdeki üzüntü kendini belli ediyordu. " Ama hiçbiri olmadı. Şuna bak, bir kabinde kıskançlık krizim sonucu gerçekleşen yüksek cesaretimle seni karşıladım. "
" Ben çok memnunum. " dedi çenesinin ucuyla alt tarafı göstererek. " Emin ol elinin altındaki ufaklık da çok mutlu. "
" Ona ufaklık mı diyorsun? " kaşlarım havalandı.
Cihangir boşta olan elini elimin üzerine bastırdı. " Seni korkutmamak için öyle bir ad verdim. " göz kırptı. " Ufak olup olmadığına sen karar ver. "
" Görmeden bilemem. " anlık cesaretimi biri alkışlamalıydı hem de ayakta.
" Bak sen. " dedi dudaklarını dudaklarımın üzerine bastırarak. " Minik serçem beni çok mu özlemiş yoksa ben mi öyle hissediyorum? "
" Sen özlemedin galiba, soluğu burada aldığına göre. " yakındığım tek şey bana bir mesaj yazmamış olmasıydı. Haber veremez miydi?
" Minik serçem bana kızgın mı? "
" Dargın. " omuz silktim. Onunla küs ya da dargın kalabilmem mümkün değildi. Gün sonuna kalmadan orta yolu buluyor beni kendine bağlamayı beceriyordu. Ona sahip olduğum için şanslıydım.
" Sürpriz yapmak istedim sana ama asıl sürprizi sen yaptın bana. " devrik cümleler denince de Cihangir akla geliyordu. Her şeye rağmen dudaklarımı iki yana kıvırdım. " Karşıma öyle bir halde çıktın ki..." Derin bir nefes aldı. Burnunu boynuma sürttüğünde içimde gıdıklanma etkisi oluştu. " Aklım durdu. "
" Aklını aldım ha? "
Güldü. " Sen aklımı alalı çok oluyor. " kasıklarımdaki eli hareketlendiğinde alt dudağımı dişlerimin arasına aldım. " Hem de bunu bir kıyafetle yapmadın, bir bakışla yaptın. Bana ilk ne zaman güldün bilmiyorum ama benim zihnimde hep senin gülüşün canlanıyor. Sen benim aklımı bedeninle değil, var oluşunla aldın sevgilim. "
Bu adam neden böyle güzel konuşuyordu?
Baban da mı şiirvari konuşuyordu be Cihangir dememek için kendimi tutuyordum.
" Elimin yeri seni rahatsız ediyor mu? "
Başımı iki yana salladım. " Hayır. " Dudaklarımı yaladım. " Peki ya benim elimin yeri seni rahatsız ediyor mu? " Gözlerinin parladığına yemin edebilirdim.
" Asla. " dudaklarını dudaklarıma doğru sürttüğünde beni öpmesi için deliriyordum. Kaç gündür ayrıydık yine biz?
" Yarın gidebilecek miyiz? " içimi sıkan soruyu ona yönelttiğimde hiçbir sıkıntı yokmuş gibi başını salladı.
" Gidebilirlerse gideriz. "
" O da ne demek? " diye sorduğum an kapının çalma sesini işittim. Aklıma gelen detayla gerildim.
" Neden gerildin? " Cihangir'in sorusu kulaklarımda yankılandı. Cihangir gerginliğimi fark ederek elini kasıklarımdan çekip çeneme koydu. Tek eliyle çenemi kendisine çevirdiğinde gözlerimi yumdum. " Ne oldu sevgilim? "
" Bugün staj için Narin Koçova'ya gittim. " dediğimde burnundan soluduğunu belli eden bir ses çıkardı.
" Umay tek gitmeyecektin, konuşmuştuk. "
" Sorun gitmem değil Cihangir. "
" Öyleyse sorun ne? "
Dudaklarımı araladım. " Tibet geldi oraya. " dudaklarım kapandı. Cihangir'in gözlerindeki bakış değişti. Turkuaz gözler her an alev saçabilirdi.
" Seni gördü mü? "
Başımı usulca iki yana salladım. " Hayır. "
" Bu iyi. "
" Sorun şu ki Narin denilen kadın... "
Cihangir iki eliyle yüzümü avuçlarının arasına aldığında kendimi savunmasız hissettim. Gerçekten her şeyimi ona söyleyebileceğim tek kişiydi o. Belki de bu yüzden ona karşı açıktım.
" Ne yaptı o kadın? Sana zarar vermedi değil mi? Ona güvenilmeyeceğini hissetmiştim. " Arka arkaya sıraladığı cümlelerle birlikte gözlerini kıstı. " Söyle güzelim, anlat bana. Ne oldu orada? "
" Narin beni tanıyormuş. Aile yemeklerinden galiba öyle bir şey saçmaladı. " dedim her şeyi ona anlatmak için adeta çırpınarak. " Ve saplantılı bir şekilde Tibet'e aşık. " başımı iki yana salladım. " Bu aşk değil sadece saplantı ama..."
" Ama bundan bize ne? " yüzünü yüzüme eğdi. " Senin canını sıkan asıl şeyi söyleyecek misin bana? " gözlerimiz birbirine o kadar yakındı ki onu şaşı görmemem tuhaf geliyordu.
" Tibet öğrenmiş. "
" Neyi? "
" Yaşadığımı. " nefes alamadım. Tibet için ölü olmak istiyordum. Ama adam beni içinde bile yaşatmayı deniyordu. " Kamera kaydı gibi bir şey saçmaladı. Sanem'den istemiş. Şimdi buraya gelmiş olabilir mi? "
Cihangir'in düşünceli bakışları gözlerimden ayrılmadı. " Değildir. "
" Ya oysa? "
" Merak etme, bir yolunu buluruz. Ama o değildir. " Baş parmağıyla yanağımı okşadı. " Korku dolu gözlerine bakmak hiç hoşuma gitmiyor Minik serçem. Sana söz o mahlukattı da hayatımızdan çıkaracağım. Tek veda edeceğimiz kişi Sanem olmayacak. "
" Sana güveniyorum. " kollarımı bedenine sardım sıkıca. Dudakları sanki bu anı bekliyormuş gibi saçlarımın tepesine bir öpücük kondurduğunda huzurun yeniden benimle birlikte olduğunu hissetmeye başladım.
" Bu cümleyi senin dudaklarından duymak beni gururlandırdı. "
" Sen hep gurur duyduğum birisin. " dedim kokusunu içime çekerek. " Çok özlemişim. "
" Neyi? "
" Sana sarılmayı. " dedim bir kez daha soluyarak. " İtirazın mı var? "
" Asla. " ellerini belime koyduğunda çıplak tenimle teması sonucu kendimi ona doğru bastırdım. " Bu elbise bize sorun çıkaracak. " dedi iç çekerek. " Düşünebildiğim tek şey beni köşeye sıkıştırıp üzerime yaslanman. Ellerinin sertliğimi sıktığı anı hayal ettikçe fenalaşıyorum. "
" Aa, " dedim sanki ilk defa duyuyormuş gibi. " Kim yapmış bunları? "
" Karım yaptı. " dedi eğlendiğini belli eden sesiyle. " Başka soru? "
Güldüm. " Şöyle söylemene bayılıyorum. "
" Bayıldığın tek sözüm o mu? " dediğinde gözlerimi gözlerine çevirdim. Turkuaz gözleri sevildiğimi hissettirecek sıcaklıkta bakıyordu.
" Sayamayacağım kadar çok Cihangir Karaboğa. "
" Bana soy adımla seslenmenin beni çok farklı şekillerde etkilediğini biliyor muydun Umay Karaboğa? " diye sorduğunda kıkırdadım.
" Neden sürekli öyle seslendiğimi sanıyorsun acaba? "
Cihangir'in benimle uğraşmayı sevdiği gibi bende onunla uğraşmayı seviyordum. Dudaklarını dudaklarımın üzerine bastırdığında bunun yeterli gelmeyeceğini bilerek ağzımı araladım. Alt dudağını dişlerimin arasına alarak çekiştirdiğimde ikimizin de aklı uçmak için can çekişiyordu.
" Sen gittikçe fena biri olmaya başlıyorsun. " göz kırptı. " Ve ben buna bayılıyorum. "
" Bir daha kemer takma. " dedim aklıma gelen detayla. Sanem belki de kemere dokunmak için elini uzatmıştı. Bu konuda bir kez daha risk alamazdım.
" Neden diye sormuyorum bile. " omuz silkti. " Sen istemiyorsan takmam. "
" Kubilay seni duysaydı hanımcı diye dalga geçerdi. " dedim kendime hakim olamayarak.
" Umrumda değil ve haklı. " burnunu burnuma sürterek gözlerini kırpıştırdı. " Ben hanımcıyım. Hatta ben karımcıyım. Karım da karım! "
Onun bu şapşal hallerine bayılıyordum. Kim bayılmazdı ki? Ayrıca sadece benimdi. Her şeyiyle benimdi. " Seni çok seviyorum ya. Öyle böyle değil. "
" Küstüm. " dedi kaşlarını çatarak. " İnsan bir kocam da kocam der. "
" Delisin. " gözlerini kapatarak beni onayladı.
" Sadece sana deli. " dudaklarını ıslattığında hala kabindeydik. Başka bir zaman diliminde olsa bu kabinlerde duramazdım bile. Dar gelirdi. Şimdi o dar diye bahsettiğim kabinde ikimiz de sığacak yer bulmuştuk. " Başka soru? "
" Tek sorum ne zaman bu dar kabini terk edeceğiz olacak galiba kocacım. " sonundaki sahiplik eki içimde hareketlenen duyguları da beraberinde getirdi. Sevgi ne kadar güzel bir şeydi böyle? Ve bunu dile getirmek... Herkesin yapabileceği bir şey değildi.
" Kocan diyen ağzını var ya..." devamını getiremedi. Çünkü kilitlediği kapı tıklatıldı. Ve dışarıdan gelen ses oldukça tanıdıktı.
" Odadaki herkes dışarı. " dedi kapıya vurmaya devam eden ses. Kaşlarımın çatılmasına engel olamadım.
" Bu ses..." dedim Cihangir'e dikkatle bakarak. " Bizimkilerin sesi değil mi? "
Ses Alparslan'dan başkasına ait değildi.
Sanem'in evinde ne işi vardı?
Sanırım bu sorunun cevabını almam için kapıyı açmam gerekiyordu. Sonra bir ses daha işittim. Alparslan yalnız değildi. Barbaros da buradaydı.
Ne dolaplar dönüyordu?
Kuzgun timi burada ne arıyor olabilirdi ki?
Ne işi var bu şapşalozların oradaa? ( karakterlerine de şapşaloz demezsin be kızım sjdjx) Bu arada geçmiş bölümlerde geçen Yüzbaşı Ertürk adlı askerin de kitabını yazacağım. Hoşunuza gider mi bilmem ama bir Savcımız var ve askerimiz onu korumakla görevlendirilecek. Ve ve ve neyse sustum sürprizi kaçmasın!
Haftaya görüşmek üzere siyah kalplerim🖤
Sizi seven Rumi
🖤
İletişim:
Insta: rumistrop
Tiktok: therumice

