Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın siyah kalplerim🖤
Keyifli okumalar!
Sırtımdan aşağı bir ürperti yayıldı. Bedenime baskı yapan cismi hissettim. Dudaklarım aralandı, yüzünde acı hissedeceğimi belirten bir ifade yer aldı. Ciğerlerime nefes gitmiyormuş gibi nefesimi tuttum. Bu baskı ne baskısıydı?
Bıçak?
" Cihangir adamı yakala. " Leman'ın sesi tenime saplanan bıçak kadar keskindi. Kaşlarımı çattım. Bedenimde bir acı hissetmiyordum. Koruyucu yelek giymekle en doğru kararı vermiştim. Gerçi bu kararı veren kişi Cihangir'den başkası değildi.
Ani bir refleksle ellerimin arasından uzaklaşan elleri sırtıma bıçak saplayan adamın ensesinde bitti. Adamın elindeki tepsi büyük bir gürültüyle yeri boyladığında Mizgin'in tiz sesini duydum. Ortalık karışmıştı.
" Umay. " Cihangir'in umrunda olan tek şey benmişim gibi yüzüme doğru eğildi. Elleri ellerimin arasından kayıp gidiyor sanmıştım ama o ellerini yanaklarıma koymak için çekmişti. " İyi misin güzelim? "
Alparslan soğukkanlıkla Sırtıma bıçak saplayan adamın kolunu ters çevirdi yüzünü kolona yasladı. " Kimin köpeğisin söyle! " dediğinde üstünde silah olmadan buraya birinin girmiş olmasını yadırgadım. Sonuçta aramızdan birini öldürmek için geldiyse kendi canını da düşünmeli, çıkışını garantilemeliydi. Gözümüze soka soka birine dokunuyorsa da bu işin içinde bambaşka bir şey vardı.
" Duyuyor musun beni? " yara almadığımı ikimizde biliyorduk. Bana giydirdiği çelik yelek sayesindeydi her şey. Belki de adam gerçekten bıçağı saplamak istememişti. Çünkü birini öldürmek isteyen insana göre oldukça nazikti. " Bana odaklan. " Cihangir ses vermediğim için daha da endişeleniyordu.
" İyiyim. " dedim sadece kendimin duyabileceği bir sesle. " Yaralanmadım. "
" Çok şükür. " dedi Leman kolumdan tutup beni etrafımda döndürerek. Elini Sırtıma koyduğunda bir kez daha rahatladığını belli eden sesini çıkardı. Cihangirle beni baş başa bırakarak adamın olduğu tarafa geçti. " Kimin seni gönderdiğini söylemeye ne dersin? " Adamın kafasını kolona çarparak sorduğu soruyla afalladım.
Biraz önce seni deşecek Adamın canına bir şey olacak diye mi korkuyorsun diyen iç sesime selam göndererek gözlerimi Cihangir'e çevirdim. Soluksuz bana bakıyordu. Sanki nefes alsa ben yanından yok olup gidecektim. Elleri tekrar yanaklarımı buldu. " Buz gibi olmuşsun yine. " dedi endişeli bir sesle. " Korkunca da üşüyorsun demek ki, minik serçem. "
" Cihangir, her üşüdüğümde ellerimi ısıtırsın değil mi? "
" Isıtırım. " hızla başını salladı. " Yeter ki sen iste. "
" Seni çok seviyorum. " dedim elimde olmadan titreyerek. Üşüdüğüm için miydi yoksa biraz önce hissettiğim bıçak baskısı için miydi?
Hayatım Cihangir'den önce karmaşıktı. Sürekli Tibet belasını düşünmek zorundaydım. Ama artık onu düşünmek gibi bir eylemim yoktu. Çünkü Cihangir yanımdaydı. Lakin şimdi sürekli bambaşka insanların odak noktası oluyordum. Bu sıralar Evan Tilki'nin davranışları da beni rahatsız ediyordu. Bunu Cihangirle en yakın zamanda paylaşmalıydım.
" Ben de seni sevgilim, bende seni. En çok seni. " alnımdan öptüğünde sakinleşmeye çalıştım. Bulunduğum ortam herkesin alışkın olduğu bir ortam değildi.
Büyük dayı yerinden kalkarak adamın olduğu yere geldi. " Hangi hain kendi gelemiyor da köpeklerini önüme salabiliyor? " sorusuyla adam kıs kıs gülmeye başladı.
" Hain? " dedi tek düze bir sesle. " Asıl hainler sizsiniz. "
" Ağır ol. " dedi Alparslan kafasını kolona vurarak. " Kadınlara ve çocuklara yapılan saldırı emrini veren kişi insan değildir. " dedi ciddi bir sesle. " Yoksa gücünün sadece onlara mı yeteceğini düşünüp saldırdın? "
Adam bir kez daha güldü. " Biz kadın, çocuk, hayvan tanımayız. " dedi tükürürcesine. " Sizin aksinize. "
" Şerefsiz. " diyen kişi Barbar'dı. Bacağını kırarak adamın karnına geçirdi. Adam hiddetle bağırdığında yüzümü ekşittim.
Acıma Umay, sakın acıma. Biraz önceki sözlerini hatırla.
" Beni konuşturmadan öldürecek misiniz? " soluk alamamasına rağmen konuşuyor olması sinirlerimi bozdu.
" Aynen. " dedi Barbar hiç düşünmeden bir daha vurarak. " Bizde kadın, çocuk, hayvan tanımayanlara direkt ölüm emri verilir. "
" Dur! " öksürüklerinin arasından konuşmaya çalıştı. " Dur, bekle. "
" Biri itini salmış. " dedi Büyük dayı gözlerini kısarak. " Mesajı var belli. "
" Öldürme beni. " adam yalvarma kısmına geçmiş sanıyordum ki sözleri bedenimdeki tüylerin diken diken olmasına sebep oldu. " Yoksa Yüzbaşıya söyleyeceklerimi nasıl söyleyebilirim? "
" Yüzbaşı mı? " dudaklarımdan çıkan kelimeyle birlikte Cihangir sertçe yutkundu. Onu çağırdığı için kendini suçlayan ifadesi yüzünden geçti. Belki bir başkası bunu görmeyebilirdi ama ben gördüm. Yüzündeki çizgilerin bile ne anlama geldiğini bilecek kadar tanıyordum ellerimi tutabilmek için el falı öğrenen kocamı.
" Yüzbaşı! " dedi bağırarak. " Çakal'ın sana selamı var. " Yüzünü göremediğim için nasıl bir halde olduğu bilmiyordum. Keşke dedim içimden şu an ölse. Yoksa sözlerinden sonra bambaşka bir dünyaya giriş yapacakmışız gibi hissediyordum. " Senin savcıyı aldı. Çok geç kalacakmışsın bazı şeyler için. "
Savcı da kimdi? Kim tarafından alınmıştı? Yüzbaşı da askerdi bu olanları nasıl adlandıracağımı şaşırmıştım. Sorgu odasında bahsettikleri koruma işiyle alakalı olabilir miydi? Ama o göreve daha başlamamamıştı ki.
" Yalanlarınıza karnım yok. " dedi Yüzbaşı sakinliğini koruyarak. Tanımadığım savcı için ben bile endişelenmiştim açıkcası. " Çakal'a söyle ilgilendiğim bir konu değil. " duraksadı. " Aaa sen şimdi öleceksin. Üzüldüm, Çakal habersiz kalacak. " Adamın yanına yürüyüp başını havaya kaldırdı. " Şöyle mi yapsak? Ben senin başını kessem, bir torbaya koysam ve sahibine yollasam, nasıl olur? " güldü. " Hoşuna gider mi? "
" Hoşuna gitmeyecek şeyler var elimde. " dedi adam kendini bozmadan. " Cebime dokun, bul bakalım ne varmış senin için. "
" Sakın. " dedi Leman elini ittirerek. " Bomba olabilir. Hepimiz havaya uçarız. "
" Akıllı ve güzel kadınsın. " dedi adam saçma sapan bir şekilde sulanarak. " Keşke bir kere..."
Barbaros bir tekme daha geçirdi karnına. " Sakın o cümlenin devamını getirme. Yoksa ben senin sonunu getiririm. İt herif. "
Adam aldığı darbelere rağmen güldü. " İt herif. Güzel beğendim. Bana yaraşır bir laf. "
" Dalga mı geçiyorsun sen lan? " Alparslan dayanamadığını belli ederek Büyük dayıya baktı. " Büyük dayı, adamı napalım? Biraz daha konuşursa ben direkt kafasına sıkacağım. "
" Dur. " dedi adam yine öksürerek. Ağzından damlayan kanları gördüm. Buna rağmen konuşmaktan geri durmadı. " Göstermem gerekenler var. "
" Odaya götürün. " dedi Büyük dayı. " Kapatın kapısını aç susuz bırakın birkaç gün. Belki bize söyleyecekleri olur, aklına gelir. "
" Aklımda. " dedi başını kaldırmaya yeltenerek. " Yüzbaşı şakam yok, seninki Çakal'ın elinde. Bana inanmıyorsan ara, belki sana cevap veren kişi Savcı olur ha? "
" Benimki diye biri yok. " dedi keskin sesiyle. Yüz hatlarının sertliği donup kalmama sebep oldu. Cihangir hiç öyle biri değildi. Ama Yüzbaşı Ertürk oldukça sertti. Her an kırıp dökebilecek birine benziyordu. Barbaros da iri yarıydı ama minnoş bir kalbi vardı. Belki de onları tanıdığım için böyle düşünüyordum. Ertürk 'ü ne kadar tanıyordum ki?
Hiç.
Adını bile bilmiyordum.
" Olmadı, olmayacak. Söyle o Çakal'a benim tehdit edilecek bir şeyim yok arkamda. " kimden bahsediyordu bilmiyordum ama yüzünde tek bir mimik oynamıyordu. Dudaklarımı birbirine bastırdım. " Beni kendiyle karıştırmasın. "
Yüzbaşı adamı daha fazla dinlemedi. Hiç düşünmeden yüzüne kafa attığında Alparslan adamı tutmayı bıraktı. Sertçe yere düşen adam bayılmıştı. Yüzbaşı yüzündeki vahşi ifadeyle bize doğru döndü. Ürken tek kişi ben miydim? " Kusura bakmayın. " dedi sakinliğini koruyarak. Yüzüne inat sesi pürüzsüzdü. " Oluyor arada böyle peşime takılan itler. Umay. " dedi bana adımla seslenerek. Gözleri önce Cihangir'e sonra yine bana çevrildi. " En çok da senden özür dilerim. Benim yüzümden başına bir şey gelecekti. "
" Ben önlemimi aldım. " dedi Cihangir Yüzbaşına. " Sadece biraz korktu. Üst üste geldi olaylar. Değil mi sevgilim? "
Başımı salladım. " Tekrardan özür dilerim yenge. " gözleri diğerlerini taradı. Yanlış bir cümlenin üzerine basmış gibi yüzünü buruşturdu.
" Bundan sonra bende mi sana yenge desem? " Kubilay kolunu omzuma attığında bir açık vermediğimiz için mutluydum. Gerçi yenge diye seslenilmesiyle evli olduğumuzu anlayacak değillerdi ya değil mi canım? " Hoşuma gitti gibi. Yürürüm ben bu yoldan. "
" Ertürk. " dedi Cihangir ben Kubi'ye kötü bakışlar atarken. İkisi de yanımda duruyordu. Korktuğum için muhtemelen beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Kafamın dağılmasına ihtiyacım vardı. " Öylesine selam yollanmış gibi durmuyor, farkındasın değil mi? "
Yüzbaşı dişlerini sıktı. Yüz hatları o kadar belirgindi ki onun her bir hareketini dışa yansıtıyordu. Koyu yeşil gözlerine baktığımda korkuyla yüzleşiyordum. Karanlık bakmak diye bir tabir varsa o, bunu yapıyordu. " Keşke farkında olmasaydım. " dedi sıkıntılı bir sesle. " İstanbul'a dönmem gerek. Albay'ın bana ihtiyacı olabilir. "
" Albayla konuşurum. " dedi elini Yüzbaşının koluna koyan Büyük dayı. " Sonra da ne yapmamız gerektiğine karar veririz. Bu konu sadece senin konun değil. Mekanımıza kadar girebiliyorsa bizi de ilgilendiriyor demektir. "
" Yine birilerinin başını yaktım. " dedi kısa kesilmiş saçında elini gezdirerek.
" Ben Albayla konuşup geleceğim. Siz devam edin. Başka it yoksa tabi. " Büyük dayı yanımızdan ayrılırken Yüzbaşına döndü. " Sen de burada kalıp keyfine bakıyorsun. Yoksa seninki diye bahsedilen her kimse ondan haber alamayız haberin olsun. "
" Anlaşıldı. " dedi yanımızdan geçip az önce oturduğu yere oturarak.
Bayılan adamı Alparslan yerde sürüyerek kapıdan çıkardı ve gözden kayboldu. Yere yayılmış kana göz gezdirdim. Eğer üzerimde bir koruyucu olmasaydı şu an soluğu hastanede alıyor olabilirdik. Şanslıydım. Hayır, şansı yanımda gezdiriyordum.
O şans Cihangir'den başkası değildi.
" Lütfen gecenizi bozmayın. " dedi Yüzbaşı düşünceli olmasına rağmen umrunda değilmiş gibi davranmayı seçerek. Psikoloji okuduğum için bir kez daha şükür ettim. Bazen işe yarıyordu. İnsanlar kendini çok iyi gizlemediği sürece ellerini birleştirmesinden bile onları okuyabiliyorduk. " Devam edin. "
" Edelim o zaman yenge. " dedi Kubilay yanağımı sıkarak. " Ertürk'ün yengesi oldun bi benim yengem olmadın. Kız bir dizi vardı. Neydi? Kezban yenge miydi? Sen de Umay yengesin. Cihangir'in Minik serçesi yengem. "
" Abartma Kubi. "
" Abartılması gereken bir çiftsiniz. " dediğinde gözleri Mizgin'e çevrilir sandım ama ona sırtı dönüktü. Cihangir'in etkisi altından beni çıkarıp kolunun altına aldığında huzursuz olduğumu belli eden bir ses çıkardım. Ama buna aldırış etmedi. " Haksız mıyım? "
" Haklı. " dedi Gece başını sallayarak. Ertürk'ün çaprazındaki koltuğa oturmuştu. " Aramızdaki örnek çift. Birbirini yakın zamanda bulmuş, hiç bulamayanlar utanmalı. " gözleri yerdeki parkeleri inceledi.
" Umay sana küsmem gerek ya. " dedi Kubila üçlü koltuğa doğru ilerleyerek. " Biri geldiğin günden beri bacım diyor biri de yenge diyor. Ben de adınla sesleniyorum. Ayıp ya. En özel ben olmalıydım. Seninle ilk ben tanıştım. "
" İlk seninle mi tanıştık? " dedim ilgimi çeken detayla. Tibet'ten kaçtığım gün zihnimde tekrarlandı. Mağazaya girdim, karşıma Cihangir çıkana dek arkama bakmadım. Kardeş diye hitap etmişti Cihangir adını dahi hatırlamak istemediğim o kişiye.
" Benimle. " dedi Alparslan ellerini birbirine çırparak. " Benimle tanıştı. "
" Kahretsin, ilk tanışma şeysini de başkasına kaptırmışım. " göz devirdi. " O zaman böyle herkesin sahip olamayacağı bir özelliğim olmalı ki eşitlensin bunlarınkiyle. " gözlerini kısarak bana baktı. " Nikah şahidi! " dedi elini şıklatarak. " Benden başkası olamaz. Asla ve katâ. "
Bedenim buz kesti desem yeriydi. Bu da nereden çıkmıştı şimdi? " Evleniyor musunuz? " diye sordu Ertürk kaşlarını havaya kaldırarak. Sanki hiçbir şey bilmiyormuş gibi ayarlamıştı ifadesini.
" Elbet bir gün. " dedi Cihangir boşluk olan tarafa oturup beni kendine doğru çekerek. " Sevgilimi rahat bırak Kubi. " Kubilay'ın elini diğer tarafa doğru ittirerek elini belime koydu. Belimden tutup kendine çektiğinde bacaklarımız birbirine sürtünüyordu.
" Yengem o benim yengem. Asıl sen yengemi rahat bırak. " Beni kendine doğru çekecekti ki Cihangir bacağını bacağımın arasına koyarak hareket etmemi engelledi.
" Kubi, bırak da özlem gidersinler. " Alparslan çatık kaşlarla Kubi'ye bakıyordu.
" Kıskandın kesin, di mi? " duraksadı. " Sakın di deme... "
" Di. " dedi Alparslan yüzünü buruşturarak. " Ayrıca kız daha yeni büyük bir olay atlattı. Sevgilisine yaslanmak isteyebilir. "
" Bende abisiyim. " dedi Kubilay iç çekerek. " Abin miyim kız? "
Ona alık alık baktım. Ertürk bizi dikkatle inceliyor yüzümüzü zihnine kazımak isteyen bakışlar atıyordu. " Kan bağınız yok ayrıca sen kaç yaşındasın? "
" Abisi olmam için kan bağından daha büyük bir bağ var bizde. " dediğinde sorgu odasında yanıma gelişleri aklıma geldi. Benim için korktuklarını yüzlerinden görebiliyordum. Endişe tohumları her birinin bedenini esir almıştı.
" Bizde yok sanki? " dedi Barbaros. " Yok mu psikolog bacım? "
" Seninle yok Barbar. " dedi Kubi cevap vermeme bile izin vermeden. " Şu resmiyete bir bakar mısın? Psikolog bacım ne ya? " yüzünü buruşturarak hevesle bana döndü. " Yenge demek falan da çok bayat geldi şu an. " gözleri Ertürk'e çevrildi. " En iyisi ben sana kardeşim diyeyim. "
Kalbim hızlandı, bedenim ne tepki vereceğini şaşırdı. Bacaklarımın arasında Cihangir'in uzatmış olduğu bacağı olmasaydı muhtemelen Kubilay'a sarılıyor olurdum. Cihangir sanki bunu engellemek istiyor gibi baskısını artırdı.
Kardeşim mi demişti o?
Birinin kardeşi olmak ne demekti bilmeyen ben onun bir cümlesiyle sanki yıllardır hissediyor gibiydim.
" Bana bile demedin. " dedi Mizgin kollarını göğsünde birleştirmiş sırtını duvara vermiş bir şekilde durarak.
" Sen kardeşim değilsin. " gözleri Alparslan'a çevrildi. " Kardeşimin kardeşisin. "
Bu cümlenin altında bambaşka anlamlar yatıyordu. Sana kardeşim diyemem demişti resmen. Nedense aralarında bir şeyler olduğu hissediyordum.
" Neyinim? " Mizgin tek kaşını kaldırdı.
" Küçüğüm. " dedi Kubilay acı bir tebessümle. Sana sadece Küçüğüm diyebilirim mi demek istiyordu? Neden ikisi de bu kadar mutsuz görünüyordu? Kubilay onunla konuştuğum konu hakkında ne yapmıştı öğrenmek için deliriyordum.
" Başka ne bekliyorsam..." dedi Mizgin ağzının içinde. " Oyun oynayalım diyecektim ama keyfim kaçtı benim. " dedi telefonunu göstererek. " Büte kalmışım bir dersten. Bana ayrılan sürenin sonuna geldik. Başka bir zaman tekrarlarız diyeceğim ama Ertürk gidecek gibi görünüyor. "
" En kısa zamanda. " dedi başını sallayan Ertürk.
" Kısa ve öz cümlelerini özlemişim. " dedi Kubilay gözlerini Ertürk'ten çekip Cihangir'e çevirerek. Bugün hedefi sanırım bizdik. " Birileri de bizimle tek cümleyle konuşurdu. Ağzından lafları cımbızla alırdık. Ama hayatına Umay diye bir kız girdi. Bizimkinin konuşma yetenekleri gelişti. İnanır mısın Ertürk bizim Cihangir lan. Umay'ı görünce kendinden geçiyor. Konuşma konusunda yüksek lisans yapacak. "
" Abart. " dedim göz devirerek. Ama abarttığı kadar vardı. İlk tanıdığım Cihangirle şu an ki arasında dağlar kadar fark vardı.
" Büyü mü yaptırdın bizimkine? " elini çenesine koydu. " Hint dizilerinde olmuyor pek de kore dizilerinde büyüler çok fena oluyor. Mesela bir dizi izlemiştim. Adamı büyüyle kendine aşık ediyordu kız. Ama yanlış adamı. " dedi kahkaha atarak. " Şansa bak. "
" Kore dizileri ve sen? " Mizgin kollarını göğsünden çekti. " Yeniden mi başladın? "
" Arada işte. " dedi yanlış bir şey söylemiş gibi irkilerek.
Kubilay Mizgin'in sevdiği her şey hakkında bilgi sahibi olmak istiyordu. Kore dizilerini de bu yüzden izliyor olduğunu düşünüyordum. Her bilgiyi onunla paylaşabilmek için. O söylediğinde de bildiğini göstermek için.
Hangi erkek bunu yapardı ki?
" İtalya'ya gidiyormuşsunuz. " dedi Ertürk konu değiştirmek isteyerek. " Çok tehlikeli değil mi? Bağlantılar sağlam mı? "
" Sağlam. " dedi Barbar başını sallayarak. " Her bir detayı ince düşündük. D planına kadar her şey ayrıntılı kurgulandı. "
" D planı nedir? "
" En son ihtimal. " dedi Barbar. " Olmaz da, olur da fark edilirsek diye son bir çıkış. "
" Anladım. " dedim dudaklarımı birbirine bastırarak. Diğerleri gibi olmayacaktı anlaşılan bu operasyon.
" Leman. " dedi Ertürk. " Seni sessiz gördüm. " gözleri Leman'ı dikkatle incelediğinde benim de bakışlarım ona kaydı. Sırtını duvara yaslamış ayakta duruyordu.
" Yeterince konuştum bugün. " omuz silkti. " Ondandır. "
" Kesin. " dedi Kubilay yine Kubiliğini yaparak.
" Ufukta evlilik yok mu? " diye sorduğu soruyla Leman irkildi. Dudakları aralandı bir şey demeden kapandı. Bu soru onu şoka sokmuş gibiydi. " Sizi tanıdığım günden beri sevgilisiniz ama ortada resmiyet yok. "
" Resmiyet? " Barbaros umrunda değilmiş gibi davranmayı seçti. Oysa ne kadar çok istediğini ben biliyordum. Yüzüğü bile hazırdı Leman'ın. Ve İtalya'da bir plan dahilinde evlilik teklifi alacaktı Leman. Haberi olsa tepkisi ne olurdu diye düşündüm.
" İnsanların hayatlarını kurcalayan kişi kendi hayatından hiç bahsetmiyor. " dedi Gece gözlerini Ertürk'e dikerek. " Yok mu birileri diye sormaktan sıkıldım be Ertürk. "
Albay'ın kızı var demesini bekledim. Ama onunla olmaktan mutlu gibi değildi. Geçen gün bahsederken rahatsızlığının altını çizmişti. " Biraz dağa sıkılmaya devam Gece. " göz kırptı. " Sen ne zaman sevgili yaparsan ben de o zaman yapacakmışım. " gözleri Alparslan'a kaydı. " Değil mi Alparslan? "
" Benimle ne alakası var? " Omuz silkti Alparslan sadece. " Sigara içeceğim gelen var mı? " konuyu değiştirmekte usta olmuştu Alparslan. Son zamanlarda Gece dışında her şeyden konuşmak istiyordu.
" Sigaraya mı başladın abi? " gözleri direkt Gece'ye döndü Mizgin'in. " Hani bırakmıştın? "
" Yeniden başlamak zor olmadı. " ceketinin cebinden çıkardığı Sigara kutusunu Ertürk'e attı. " Biraz laflarız, hala içiyorsan tabi. "
Başını sallayarak ayağa kalktı Ertürk. " Hala içiyorum kardeşim. " aralarındaki değişik tınıda bir şeyler aradım. Lakin çok gizli kapaklı bir konuşmaydı. Arkalarına bile bakmadan dışarı çıktıklarında odada kalanlar içeceklerle kendini meşgul ediyordu. Cihangir'in bacağı ise hala bacaklarımın arasındaki yerinde duruyordu. Çekmeyi düşünüyor muydu?
Gözlerimi Cihangir'e çevirdim. Belimde olmayan eliyle saçlarını düzelttiğinde onun ne kadar yakışıklı olduğunu düşündüm. Turkuaz gözleri bana kaydığında yüzünde küçük bir gülümseme oluştu. " Ne oldu, beni mi inceliyorsun? " diye sorduğunda başımı sallayarak onu onayladım.
" Yasak değildir umarım Cihangir Karaboğa? "
Gülümsedi. " Sana yasak olan hiçbir şey yok hayatımda. " dudaklarını eğerek saçlarımın üzerine öpücük kondurduğunda Mizgin'in tebessüm eden yüzüne denk geldim. Bizi izliyordu ve halinden memnun gibiydi.
" Cihangir'e biri soy ismiyle seslenecek ve Cihangir bundan hoşlanacak deseler inanmazdım. Şu aralarındaki muhabbete bakın. " şaşırmış görünüyordu. Sen bir de Cihangir'e asker diye seslendiğimi duysan neler olur neler diyemedim.
" Umay ne yaparsa yapsın boynum kıldan incedir. " dediğinde kalbimin üzerinde uçan kelebeklerin haddi hesabı yoktu. " Karım da karım. "
" Karın? " güldü Kubilay. " Bugün siz çıtayı bayağı yükselttiniz. Evlenin de kurtulun bari. "
" Hanımcıyım ben. " dedi Cihangir kocaman gülümsemesi eşliğinde. " Umay'ım da Umay'ım. "
" Sevgili olduklarını bize söylediği günü hatırlıyor musunuz? " diye sordu Barbaros gülerek. Herkesin yüzünde bir gülümseme vardı. Az önce yaşanılanlar unutulmuş, yeni bir sayfa açılmıştı. " Umay benim sevgilim. Sevgilim de sevgilim. " dedi Cihangirle dalga geçercesine.
" Hayır o cümle öyle değildi. " İtiraz etti Leman. " Umay benim sevgilim, bende onun sevgilisiyim tabi. " Herkes gülmeye başladı. Gerçekten de bu cümleyi kurmuştu Cihangir. " Sevgiliyiz biz. " dedi ellerini tırnak işareti yaparak. " Kesinlikle cümlesi buydu.
Leman bile yüzünde büyük bir tebessümle bize bakıyordu. Sanki bizim mutluluğumuz Hoşuna gitmiş gibiydi. Barbaros ise şefkatli gözlerle baktı Leman'a. Cümlesine ortak olduğu için miydi bu bakışları bilemiyordum. Belki de aralarında bilmediğimiz bir şeyler geçmişti. " Umay benim sevgilim, itirazı olan? " dedi Cihangir tek kaşını kaldırarak.
" İtirazı olanı dinleyecekmiş gibi..."
" Dinlemem asla. " gözleri bana çevrildi. " Umay konusunda kimseyi dinlemem. Kusuruma bakılmasın ki bakılacaksa da sevgilim için bakılsın. "
Gel de bu adamı sevme...
" Cihangir biraz yavaş. Vitesi düşür. " dedi Barbar. " Senden aşk dersi alacağız yakında bu arada. Nasıl bir adama dönüştün sen ya? "
" Güzel bir adama dönüştüm. " elimi alıp dudaklarına götürdü. " Onun sayesinde. "
" Sen hep çok güzel bir adamdın. " avcumu yanağına bastırdım. " Kalbi güzel adam. "
" Nolur sen iltifat etme. " dedi Kubilay kusacakmış gibi elini ağzının altına getirerek. " Ne olur ya, bırak bu işleri Cihangir yapsın. Odun sandığımız Cihangir bile senden dahi iyi. "
" Ne be..." Cihangir'e döndüm hızla. " Kötü müydüm? "
Kalbi güzel adam kötü bir iltifat mıydı?
Kaşlarımı çattım. " Dudaklarının arasından ne çıkarsa çıksın bana kötü gelmez güzelim. Kubi'ye gelmese de olur. " dil çıkarmamak için kendimi zor tuttum. Kubilayla bir aradayken komşu çocuğu gibi hissediyordum kendimi. İkimiz bir konu hakkında yarışıyor, kazananı ödüllendiriyormuşuz gibi. Benim ödülüm Cihangir'di.
" Ama iltifat konusunda kimse Cihangir'i geçemez. " dedi Mizgin omuz silkerek. " Bu arada ne zaman gideceğiz. Bütlere kaldığımı daha önce söylemiş miydim? "
" Söyledin. " dedi Barbar ve Kubi aynı anda.
" Dağılacak mıyız? " Leman'ın huzursuz çıkan sesiyle kaşlarım havalandı. Bizimle vakit geçirmek istiyor gibi duruyordu.
" Burada kalacak halimiz yok. " Mizgin omuz silkti. " Büte kaldım ya zaten. "
" Anladık ya, büte kaldın. " dedi Barbaros dayanamayarak. " Sen de Cihangir'in yolundan gidiyorsun herhalde? Benim sevgilim dediği gibi. "
" Aynen örnek alıyorum Cihangir'i. " başını salladı Mizgin.
" Burada kalabiliriz. " Leman gözlerini Barbaros'a çevirdi. " Üst kısmı otel. "
" Burada kalmak ne kadar doğru? " Dudakları öne doğru büzüldü Gece'nin. " Ayrıca odaları boş mu ki? "
" Tanıdık birine ait. " omuz silkti. " Hallederim ben. " gözleri bir kez daha Barbaros'a çevrildi. " Yani hallederiz biz. " ikisinin arasında görünmez kuytular vardı. Barbarosla olan konuşmalarımızı hatırladım. İlişkilerini yöneten kişi Leman'a benziyordu. Barbaros onu çok sevdiği için her şeye razıydı. Ama aralarındaki kutuplaşma görülmeyecek gibi değildi.
" Kalacak mıyız? " sorumla gözleri bana çevrildi Cihangir'in. Gözümün önüne gelen saç tutamlarını geriye doğru ittirdi.
" Seninle her yerde kalırım. " dese de sesi düşünceliydi.
" Ama? "
" Yok ama. "
" Hayır Cihangir bu cümlenin bir aması var. "
İç çekti. " Ben söylemeden bile içimde tuttuğum düşünceleri nasıl bilebiliyorsun? "
" Aşk. " omuz silktim. " Sevgi. "
" Diyorsun. " göz kırptığında Kubilay kusacakmış gibi ses çıkardı.
" Alın beni bu flörtöz laneti yerinden. " diyerek ayağa kalktı. " Kalacak yerimizi gösterin o zaman. Kalacak gibiyiz. Şu cilveleşme boşuna olmamalı. " Bizi parmağıyla gösterdiğinde göz devirdim.
" Ee Cihangir ama? " devam etmesini bekledim. Her şeye rağmen bana gerçekleri söylemeliydi. Atlatılacak bir durum söz konusuysa bunu birlikte yapmalıydık.
" Ama sanırım sabah uyandığında yine yanında olamayacağım. Burada kalsak da kalmasak da. " kaşlarım derhal çatıldı. Yüzbaşının işiyle alakalıydı bu durum biliyordum fakat bilmek istememek daha doğru geliyordu. Onun bir asker olduğunu unutmuş muydum? Hayatımızda hep böyle olaylar olacaktı. O göreve gidecekti ben de arkasında dört gözle onun gelmesini bekleyen o kız olacaktım.
Cihangir'in karısı...
" Biliyorum. " dedim kollarının arasına yerleşerek. Ona sıkıca sarıldım. Sanki sarılırsan gitmez sandım. Ama bunların hepsi zihnimin bana olan oyunundan başka bir şey değildi. Cihangir şu an yanımdaydı lakin yarın olmayacaktı. Buna kendimi alıştırsam iyi olacaktı.
" Döneceğim. " dediğinde gözlerimi sıkıca kapattım. Bu kelime içinde bir çok anlam barındırıyordu. Döneceğim ama belki de eskisi gibi olmayacak. Döneceğim ama belki de canlı değil. Lanet olası düşünceleri zihnimden attım. " Senin için. " dedi başıma yumuşak bir öpücük kondurarak. " Biliyorsun daha yapmamız gereken bir kardan adam var. "
Gülümsedim. Unutmamıştı. " Onun daha zamanı var. " dedim omuz silkerek. " O görev bu görev değil. Kandırma beni. "
" Belki ben gelene kadar kar yağar. "
" Yok artık, Abart! " dedim yaslandığım omzundan ayrılarak. " Gelmeseydin hiç. "
" Şaka yaptım. " ellerini teslim olur gibi havaya kaldırdı. " Yemin ederim şaka yaptım. Ertürk'ün işi uzun sürmez diye tahmin ediyorum. Ama havaya hiç belli olmaz. Ben gidince ya hemen kar yağarsa? "
" Sen gelene kadar dışarı çıkmam ki. " dedim her ne kadar kar için yanıp tutuşsamda. Onunla yapmak için biriktirdiğim listem olacaktı yakında. Cihangirle yapılacaklar listesi. Bunu en yakın zamanda yapmak için aklıma kazıdım. " Sen gelince yorgun olsan bile o kardan adam yapılacak. " dedim tehdit eder gibi.
" Seni görünce yorgunluğum kalır mı sanıyorsun? " sorusuna dudaklarımı öne doğru büzerek cevap verdim. Gözleri dudaklarıma ilişti sonra başını öne doğru eğerek alt dudağımı öptü. " İnsanlar neden yorulur biliyor musun? "
" Neden? " Dudaklarımı tekrar eski haline getirdim. Büzdüğümü görünce gülümsedi ve tekrar öne doğru eğilerek öptü. Küçük bir öpücüktü ama beni mutlu etmeye yetiyordu.
" Yaşayacak güzel anları olmadığında. " eli yanağımı okşadı. " Benim seninle her anım güzel. Sadece duvarı izlemek bile bir anı benim için. Savaşırken aklımda kalan tek detay. Sana gelebilmek için bir sebep. "
" Ağzın çok güzel şeyler söylüyor Cihangir Karaboğa. " dedim gözlerimi dudaklarına çevirerek. Bir kez daha dudaklarımı öne doğru büzmek istedim. Öpücüğünü tazelemesi gerekmez miydi?
" O ağzım sadece çok güzel şeyler söylemiyor. " dedi içimi titreten bir sesle. " Zevkler de verebiliyor. " ensesini kaşıdı. " Bilir misin bilmem de..."
Ensesine yasladığı koluna vurdum. " Ben bilmeyeceğim de kim bilecek? " dedim sahte bir sinirle. Dudaklarının beni kıvrandırmasını özlemiştim.
" Cihangir. " dedi varlığını bile unuttuğum Leman. " Siz aynı odaya geçin isterseniz. "
" Başka oda bize haram. " dedi Cihangir gözlerini gözlerimden ayırmadan.
" Sana haram tam dibinde oturuyor da haberin yok be Cihangir. " diyen Kubilay kınayıcı bakışlarını atmaya devam etti. " Bunların odasının yakınında yamacında bir oda asla ve katâ bana verilmesin. Uyutmazlar tüm gece. Şu gözlerine bakın gözlerine. Uyuyacak birileri gibi mi duruyor? "
" Uyuruz. " dedim kötü bakışlarımı Kubilay'a göndererek. " Ne yapacağız başka? " Cihangir bıyık altından tebessüm ettiğinde karnımda hissettiğim kelebekler yerinde hareketlendi.
" Ağzımı açtırma benim. " dedi Kubilay gözlerini Cihangir'e çevirerek. " Ceylan görmüş aslan gibi bakıyor sana. " göz devirdi. " Tövbe estağfurullah. "
" Benim eve gitmem gerek. " dedi Mizgin inatla. " Büte kaldım biliyorsunuz. "
" Keşke hiç bitmemiş olsaydık. " dedi Gece iç çekerek. " Notların telefonunda yok mu? Ne olur oradan çalış. "
" Var ama yok. " dedi Mizgin gözlerini kaçırarak.
" Nasıl oluyor o? " Kubilay'ın meraklı sesiyle gözlerim ikisi arasında gezindi. Mizgin'in bir karın ağrısı vardı. Büte kalmış olması tamamen bahaneydi. Ya da ben çok kuşkuyla yaklaşıyordum olaya.
" Senin gibi işte. Bir varsın bir yoksun. " Derin bir nefes aldı. " Beni eve biri bırakabilir mi? Hazır kimse yokken daha sessiz çalışırım. "
" Bırakamaz. " dedi Kubilay dikleşerek. " Burada kalıyorsak sen de kalacaksın. Evde kimse kalmıyor. "
" Nerede kalacağıma ben karar veririm Kubilay. " Mizgin'in sesi bulunduğumuz salonda yankılandı. Kubilay'ın sertçe yutkunduğunu gördüm. Birbirine bile bakmayan iki kişi şu an birbirini yiyecek gibi görünüyordu. Aklıma Cihangir'in sözleri geldi. Kavga edelim ama kavgalarımızın sonu hep... " Sen bana karışamazsın bile. "
" Alparslan olsaydı. "
" Abim de benim aldığım karara saygı duyar. " dedi başını dikleştirerek. " Abim gibi davranmayı da kes. O bile bana böyle davranmıyor. Abilik bu değil. Hiç abi olmadığın için bilemiyorsun tabi. "
Kubilay tokat yemiş gibi irkildi. " Ne gibi davranmamı istersin? "
" Kendin gibi. " gözleri bizim üzerimizde gezindi Mizgin'in. " Her zamanki Kubilay ol işte. Git takıl birileriyle. Benden uzak dur. "
Son cümlesine Kubilay alaycı gülümsemesiyle karşılık verdi. " Senden uzak durayım? "
" Aynen. "
" Peki. " dedi Kubilay Leman'a doğru yürüyerek. " Durayım uzak, eve bırakacağım seni. Düş peşime Mizgin hanım. "
" Uzak dur dedim beni eve bırak demedim. " ayaklarını yere sertçe vurdu Mizgin. " Ayrıca hiçbir yere gitmiyorum. Kararımı değiştirdim. "
" Güzel. " istediğini almış gibiydi Kubilay. " Doğru kararı verdin. "
" Tartışmanızı bölmek istemem ama odalarımıza mı dağılsak? " Gece esnediğinde dudaklarım aralandı. Sanırım benimde uykum geliyordu. Dinlenmem gerekiyordu ki en çok bunu yapması gereken sırtımı yasladığım adamdı.
" Uykum geldi benimde. " dedim Cihangir'e bakarak.
" Anahtarları getireyim ben. " dedi Leman Barbar'a bakıp yanımızdan ayrılarak. Bütün bunların planlı olup olmadığını düşündüm. Belki de Leman sırf Barbarosla farklı bir yerde kalmak için bizi de kullanmıştı. Ama Leman neden böyle bir şey yapmak istesindi ki?
O Barbarla baş başa kalmak istiyor muydu ki?
Leman salona tekrar geldiğinde Mizgin ve Kubilay birbirine kötü bakışlar atıyordu. Bense az önce Gece'nin yaptığı gibi minik esnemelere gebeydim. Ağzımı kapatmak için elimi uzatıyordum ki Cihangir benden önce davrandı. Elini esnemek için ayrılan dudaklarımın üzerine kapattı. " Minik serçem için uyku vakti. " dedi yüzünde tebessümle.
Leman Cihangir'e bir anahtar uzattığında kaçıncı katta kalacağımızı söyledi. Hepimiz aynı katta kalacaktık. Parti hiç başlamadan bitmiş olmasına rağmen kimsenin bundan bir şikayeti yok gibiydi. Herkes kendi halinde takılmaya çalışıyordu. Gece eline geçen anahtarı alıp arkasına bile bakmadan uzaklaştı. Cihangir oturduğumuz koltuktan ayaklandığında eğilip beni kollarının arasına aldı. " Yürüyebilirdim. " dedim sesimdeki uykuya rağmen. Sanki biri içeceğimin içine uyku ilacı atmıştı.
" Ama ben seni taşımak istiyorum. "
" Her canın beni taşımak istediğinde kucağında mı olacağım? "
" Başka yerimde mi olmak isterdin sevgilim? " içimi gıdıklandıran sesi kasıklarıma iğne batırılmasına sebep oldu. Alt dudağımı dişlerimin arasına alarak ısırdım. " Buna cevap vermeyecek misin? " yürümeye başladığında omuz silktim. Ne olmuştu bana birden bire? Uykum da nereden çıkmıştı? Gözlerimi açık tutmayı denedim ama Cihangir'in kokusunu soludukça bu imkansız geldi. Başımı göğsüne yasladım. Güvendiğim yerdeydim. Başımı yasladığımda huzurun beni bulduğu o yerdeydim.
Huzur Cihangir'di. Ya da ben başka tarif bilmiyordum.
" Bir anda uykum geldi. " dedim açıklama yapma gereği duyarak. Cihangir asansörü açmak için kollarından birini uzattı. Artık tek elle beni taşıyor olduğunu fark edince kaşlarım havalandı.
" Uykucu seni. "
" Tel kolla beni taşıyorsun. " dedim gözlerimi irice açarak. " Bu bayağı..."
" Ne? " Asansörün kapıları kapandığında eli tekrar belimdeki yerini buldu. " Seksi mi? "
Dudaklarım kıvrıldı. " Seksi olmak için bir şey yapmana gerek yok Cihangir Karaboğa. " dedim heyecanlı bir sesle.
" Yani beni her halimle seksi mi buluyorsun? "
" Hı hı. " göğsüne yasladığım saçlarımı öptü.
" Ben de seni güzelim bende seni. " dedi iç çekerek. " Bir insan burnunu silerken bile seksi görünebilir mi? Sen öylesin. "
" Ne zaman burnumu sildim ki ben? " Gözlerim aralandı. Biraz önce gelen uykum sıfırlandı. Dudaklarım o şeklini aldığında zihnim burnumu onun karşısında sildiğim günü arıyordu. " Of Cihangir ya aklına nasıl kazıdıysam çıkaramamışsın. "
" Senin hiçbir anını aklımdan çıkaramıyorum ki. "
" Ha yani bazen çıkarmak istiyorsun öyle mi? " uykum kesinlikle açılmıştı. Onun iddialaşmak hoşuma gidiyordu.
" Benim güzel sevgilim. " dedi Cihangir saçlarımı okşayarak. " Uykun geldiğinde trip atmana ayrı bir hastayım. " Dudakları bir kez daha saçlarıma indi. O öpücüğü dudaklarıma da istiyordum ama canım onunla uğraşmak istiyordu. En sonunda güzel bir öpücükle taçlandırabilirdi bunu değil mi? " Hastayım kızım sana anlasana. "
" İçinden ne çıktı öyle? " dedim gözlerimi irileştirerek. " Alo, Cihangir Karaboğa kayboldu alo..."
" Cihangir Karaboğa'yı Umay Karaboğa'nın kalbinde bulabilirsiniz. " dedi asansör kapıları açıldığında. Göz kırptığında dudaklarımı sıkıca birbirine bastırdım. Allah'ım sana geliyorum! Göz kırpmak bir insana bu kadar mı yakışır?
Yakışıyormuş.
" Senin kalbinde de sadece ben varım değil mi? " kocaman gülümsedi. Bir yandan kapıyı açmakla meşguldü.
" Sadece sen varsın sevgilim. " Kapı açıldığında yüzündeki sinsi tebessüme denk geldim. Ayağıyla kapıyı arkamızdan kapattıktan sonra turkuaz gözleri gözlerimi buldu. " Kucağıma aldım ya seni? "
" Hı? " gözlerimi kıstım.
" Öpmeden bırakmam. " içimde oluşan histen haberdar mıydı?
" O zaman hep kucakla beni. " dedim gülerek. Dudakları dudaklarımı bulduğunda ise gülümsemem yüzümden silindi. Ellerimi ensesine atarak kendime doğru çektim. Uzun soluklu bir öpücük olsun isterdim lakin Cihangir'in dudakları kısa kesmek istiyor gibi çabuk ayrıldı.
Kaşlarımı çattım. " Çatma o kaşları, nazlı sevgilim. "
" Nazlı değil. " dedim benimle birlikte yatağa oturduğunda. " Başladığın işlerin sonunu getirmediğin için kızgın kızgın. "
" Başladığım iş de neymiş? "
" Öpücük. " göz devirdim. " Küçücük öpücük. Minnacık. Yani hiç öpmemiş gibi olanından. " dikkatle beni izledi. Sözlerimin her birinde gülümsemesi daha da büyüdü. Beni böyle dinleyen bir adama aşık olduğum için kendimi şanslı hissettim. Ah bir de öpücükleri kısa tutmasa diyen tarafıma kaşlarımı çattım.
" Seni uzun ve tutkuyla öpmemi mi istiyorsun? "
" Sen istemiyor musun? "
Tek hamleyle beni havaya kaldırıp bacaklarımı iki yana açtırdı. Bacaklarının üzerinde oturuyordum ama belimden tutarak kasıklarının üzerine doğru çekince hissettiğim sertlikle dudaklarım aralandı. " Seni her an her yerde istiyorum. " dudaklarıma indi gözleri. " Her halinle, her şeyini. "
" Cihangir Karaboğa..."
Alnını alnıma yaslandığında gözleri kapandı. Bense onu izliyordum. " İtalya'ya gidip geldikten sonra.." dedi alnını alnıma iyice bastırarak. " Artık durmak istemiyorum. Ben seni her şeyinle hissetmek istiyorum. "
" Sonunda! " dediğimde Cihangir gözlerini açarak gülmeye başladı. Ağzımdan böyle bir cümleyi kaçırdığım için kendimi dövmek istesem de onun gülüşünü izlemekle yetindim. Gülünce gözlerinin yanında küçük gamzeler oluşuyordu. Sert çehresi bambaşka bir hal alıyordu.
" Beni bu kadar istediğini bilmiyordum minik serçem. " Dudaklarını çeneme bastırdı.
" Belli oluyor. " dedi mızmızlanarak. " Cihangir sabah uyandığımda yine yanımda olmayacaksın değil mi? " aklıma gelen detayla birlikte nefesimi verdim. Ertürkle birlikte gidecek olmaları yüksek ihtimaldi.
Elini yanağıma yaslayarak dikkatlice yüzümü inceledi. " Asma yüzünü sevgilim. " ifademi düzeltmeye çalıştım lakin pek becerebildiğim söylenemezdi. " Gidip hemen geleceğim. Ama durum sandığımızdan daha vahim. " yutkundu. " Adam boş bir laf için içimize sızmış olamaz. Hatta şu an belki..."
" Belki ne? "
" Geç kalıyoruz. " dedi sıkıntılı bir nefes vererek.
" Kime? "
Gözlerini sıkıca kapattı Cihangir. " Hala yanındayken sana sıkıca sarılıp kestirebilir miyim? " soruma cevap vermeyip beni yatağa yatırdığında bu kadar bilginin yeterli olduğunu anladım. Dudakları keskin bir bıçak gibiydi. Az önceki konuşmasına ara vermişti.
" Sorman hata. " sırtımı yatağa verdiğimde kollarımı açarak arasına gelmesini bekledim. Çok geçmeden kollarımın arasına gövdesini bıraktı. Belime sardığı kolları bedenimi çepeçevre sarmış, hareketimi kısıtlamıştı. Ama bundan huzursuz değildim.
Başını göğsüme yasladı. " Kokundan parfüm üretilse bütün hepsini satın alırdım. " dedi uykulu bir sesle. " Hepsi benim olsun kimse koklayamasın diye. "
" Bu kıskançlık mı? "
" Ne diye adlandırmak istersen. " burnun baskısıyla yerimde hareketlenmeye çalıştım. Her derin nefes alışında tüylerim ürperiyordu.
Ellerimi saçlarına koyarak okşamaya başladım. " İyi geceler Cihangir. "
" Geceler seninleyken iyi sevgilim. "
Ve sonra hiç konuşmadık. İkimizi de yoran olaylar olmuştu. Birbirimize temas etmemiz sonunda her şeyi halletmişiz gibi hissettirdiği için uykumuzun olduğunu sonunda hatırlamıştı bedenimiz.
Onunla uyumak da dünyanın en güzel şeyiydi.
Belki de Cihangir dünyanın en güzel şeyiydi.
♣️
Ellerimi birbirine sürterek dokunduğum kapının soğukluğunu bedenimden atmayı denedim. Gözlerim uykusuzlukla baş etmekle zorlanıyordu. Dudaklarımı sıkıca birbirine bastırdım. Kuruydu ama onları ıslatmak dahi istemiyordum. Gözlerim Narin Koçova yazısında takılı kaldı. Cihangir dediği gibi o sabah uyandığımda yanımda yoktu. Diğerleri de yoktu. Mizgin Gece ve ben dışında otelde kimse kalmamıştı. İki gün olmuştu o sabahı devireli. Hani hemen gelecektin Cihangir diye sormak istiyordum ama telefonu çekmiyordu. Ona mesaj atmamıştım, onu aramıştım. Çünkü sanal bir mesaja değil, gerçek bir sese ihtiyacım vardı.
Cihangir'in sesine.
Ondan haber alsaydım bu halde olmazdım dedim kendime. Bağlantımızın kesildiği anlar kendimi dünyanın en mutsuz insanı gibi hissediyordum ki zaten öyleydim. Sabah Mizgin yemeğini güzelce yemişti. Bana dönüp dediği tek şey ise ben alışkınım. Her şeye alıştım. Ama ben aynı şeyi söyleyemedim. Cihangir'i yeni bulmuşken buna alışkın olabileceğimi de sanmıyordum.
Kafamı dağıtmak ve stajımı yapmak için de buraya gelmiştim. Narin Koçova'nın yanına. Gözlerim kapanmak için direnirken derin bir nefes aldım. Aralık kapısından içeri girmek için adım attığımda sesini duyunca bunu yapmaktan vazgeçtim. " Alo. " dedi heyecanlı ama bir o kadar da katı bir sesle. " İyiyim Tibet, sen nasılsın? "
Tibet mi?
Dünyada sadece onun adı Tibet olamazdı değil mi? Narin Koçova'nın başka tanıdığı Tibetler de olmalıydı.
" Özledin mi? " Aralık kapıdan içeri bakmaya çalıştım. Narin Koçova gözlerini masanın üzerindeki bir objeye dikmişti. Sorusunu karşı tarafın sevmediği belliydi. Sinirle elini masaya vurduğunda kafasını kaldırabilir diye geri çekildim. " Özlemezsin. " dedi nefes alıp vererek. Kendini sakinleştirmeye çalışıyordu. Neydi bu? Karşılıksız aşk mı?
" Ne öğrendin? " dedi ilgili olmasa bile ilgiyle dinleyeceğini belli eden o sesle. Bunu bazen hepimiz yapardık. Sahte tebessüm eşliğinde karşımızdaki kişiyle konuşuyormuş gibi ilgilenirdik. Ya da onun derdini paylaşıyormuş gibi. " Hadi ya, senden saklamışlar mı yani? "
Tibet kimdi o kadar merak ediyordum ki umarım dedim içimden tanıdığım Tibet değildir. " Bu olacak iş değil. " Derin bir nefes daha aldı. " Ne yapmayı düşünüyorsun? "
Sorusunu öylesine sormuştu. Ses tonundan bir insanın ne yapmak istediğini anlardınız. Belki de bu psikoloji okuyan insanlara direkt yüklenen bir bilgiydi. Tam kestiremiyordum. " Akşam buluşabiliriz, bugün yoğunum. " dediğinde buraya davet etmediği için seviniyordum. Aynı Tibet'ten bahsedip etmediğimizi bile bilmiyorken üstelik.
" Pekala, haberdar edersin beni. Görüşürüz. " telefonu kapattığında kendimi sakinleştirip aralık kapıyı açtım. Psikolog Narin Koçova beni gördüğünde yüzündeki ifadeyi hemen düzenleyemedi. Durgundu ama çatık kaşları yüzündeki atmosferi dengeliyordu.
" Merhaba. " dedim sesimin normal çıkması için içimden yalvararak. Tibet'in kim olduğunu öğrenmeden rahat edemeyecektim. Ya buraya gelirse o zaman ne yapardım?
" Hoşgeldin. " dedi gözleri duvar saatine kaydığında. " Seni daha geç bir saatte bekliyordum. "
" Staj için uygun diye düşündüm. "
" Otursana. " dedi gözleriyle işaret ettiği koltuğa bakmamı sağlayarak.
Bahsettiği koltuğa oturdum. " Staj belgelerimin tamamlandığını söyledi Büyük dayı. O yüzden başlamam gerektiğini düşündüm. "
" Cihangir? " dedi yüzünde kocaman bir gülümseme eşliğinde. " Yanında gelmemiş. Hayret ettim. Ama sanırım bir göreve gitmiş değil mi? "
Bu kadın bilgileri nereden alıyordu? " Evet de siz nereden biliyorsunuz? "
Elini çenesinin altına koydu. " Konuşmuştuk. " omuz silkti. " Sana bahsetmemiş belli. " İç çekerek önündeki dosyalarda gözlerini gezdirdi. Beni sinir etmek için mi söylüyordu? Cihangir bana söylemeden rahat etmezdi.
" Bahsetmesi gereken bir şey değilmiş demek ki. Önemli görseydi söylerdi. "
" Önemliydi aslında. " bakışları iğneleyiciydi. Kendime hakim olmaya çalıştım. Dudaklarımı sertçe birbirine bastırdım. " Çok kötü görünüyorsun. " dedi bir anda tüm sinirimi hoplatarak. " Cihangirle kavga mı ettiniz? Kendini harap etmiş gibisin. "
Kadını biri benim yerime boğazlayabilir miydi? Ya da çenesini kapatacak daha güzel bir şeyler?
" Hastayım. " dedim başımı iki yana sallayarak. " Başka bir şeyle alakası yok. "
" İyi, sevindim. Bir erkek için kendini kahredecek kıza benzemiyorsun zaten. "
" Bir erkek derken? "
" Konuştuğumuza üzülmüş gibisin. " omuz silkti. " Kadınlar bayağı hassas olmaya başladı bu konularda. Danışmanlarımdan biliyorum. Bir tanesi kafasında kuruyor kocasının onu aldattığını. "
" Bu bilgiyi bana vermiş olmanız ne kadar etik? " sorumla birlikte yutkundu. Onun bambaşka bir şey konuşmak istediği belliydi. Ama bir türlü asıl konuya giremiyordu. Büyük dayının bu kadını bulduğuna inanamıyordum. Sürekli sinirimi bozacağını ilk günden belli etmişti bile.
" Etiklikten bahsedecek son insan bile değilsin Umay. " dedi gözlerini üzerimde gezdirerek.
" Ne demek istiyorsun? " artık kozlarını kapalı oynamayacaktı. Yüzündeki ifade bunu anlatmakla kalmıyor, içindekileri dışına vuruyordu.
" Karabatak ailesinin bir yangınla yok olduğuna herkesi inandırabileceğini mi sandın? " irkildim. Ailemi nereden biliyordu? Soyadım değişmişti. Belgeler bambaşkaydı. Buna rağmen beni nasıl tanıyordu? " Umay Karabatak... " cıkcıkladı. " Pardon Umay Karaboğa'ydı değil mi? "
" Kimsin? "
Gülümsedi. " Tahmin edebileceğin biriyim aslında. " dudaklarına yayılan tebessümü silmek istedim. Gözlerindeki kızgınlığı görebiliyordum. " Ama sen beni hatırlamamak için direniyorsun. "
" Daha önceden tanışıyor muyduk? "
Sinir krizi geçirecekmiş gibi güldü. " Değerli hafızanda yer edinen tek kişi Cihangir mi gerçekten? "
" Evet. " dedim hiç yadırgamadan.
" Kimim ben biliyor musun? " ellerini at kuyruğu yaptığı saçlarından geçirdi. " Sadece senin için deliren o adama içi giden biri. "
" Daha açık konuşmaya ne dersin? " gözlerimi ondan çekemiyordum. Beni tanıdığını yeterince belli etmişti. Buna rağmen onunla hayatımın bir yerinde karşılaşmış olduğumu bile bilmiyordum.
" Aile yemeklerindeki güzide çifti uzaktan izleyen o kızım ben. Bir anda iflas eden Koçova ailesinin kızı. Tanıdık geldi mi kendimi bu şekilde tarif edince? "
Başımı iki yana salladım. Aile yemeklerinde kimlerin olduğunu araştırmazdım. " Aile yemeklerini pek önemsemezdim. " omuz silktim. " Amaç hiçbir zaman yemek olmadı çünkü. Bilirsin. "
" Daha çok sizin evliliğiniz hakkında olurdu değil mi? Siz evlenince birleşecek şirketlerden. "
" İnan hiçbiri umrumda değil. "
" Benim umrumda. " dedi elini masaya vurarak. " Senin de umrunda olacak bir şey söyleyeceğim. " dudaklarını içe doğru kıvırdı. " Tibet senden vazgeçemedi. Kaybolduğunu, ortada olmadığını bilse bile seni içinde diri tutan bir şey vardı. " gözlerini kaçırdı. " Sürekli bana gelmeye başladı. Seni özlediğini, seni istediğini söyleyip durdu. " Bu bataklıktan çıkmam mümkün olmayacak mıydı?
" Onun düşünceleri umrumda değil. "
" Benim umrumda. " dedi kendini kaybederek. " Yıllarca ikinizi yan yana gördüm sonra dedim ki bak her şey bitti. O gitti. Ama yok, bitmiyor. İçindeki senden kurtulamıyor. " başını iki yana salladı. " Ben bir sen etmiyorum onun gözünde. "
Ne kadar aşağılayıcı bir cümleydi bu? Kendine bunu yapması hoş değildi. " Tibet takıntılı. "
" Hayır hayır. " dedi başını onaylamadığını belli eden şekilde sallayarak. " Takıntılı değil o. Seviyor sadece. "
Tibet ve sevmek mi?
Yutkundum. Narin Koçova'nın gözleri kördü. Buna emindim. " Sevmek zarar vermez ama o bana zarar verdi. Bak ailemi bir kalemde hayattan silecek kadar hemde. "
" Onu kötüleme. "
" O zaten kötü adam. " dedim bana inanmasını bekleyerek. " Aklının almayacağı kadar. "
" Kötü diye onu sevmekten vazgeçmeyeceğim. " dediğinde beynimden vurulmuşa döndüm. Tibet'i seven biri mi?
" Seviyor musun onu? "
" Evet. " dedi gözlerini kapatarak. " O kadar çok seviyorum ki..."
" Bunu kendine yapma. " Ne işle uğraştığını bilse sever miydi?
" Bu arada merak etme o hala seninle meşgul ediyor zihnini. Öldüğüne inanmadı hiç. " gözleri odanın her yerini turladı. Belki de göz yaşlarını geri itmek içindi bu hareketi. " Ve seni görmüş. Az önce heyecanla anlattı bana. " gözleri tekrardan etrafı turlamaya başladı. " Peşini bırakacak gibi durmuyor. Evli olduğunu öğrenirse neler yapar hiç düşündün mü? "
Yüzüme tokat gibi çarpan şeyin adı korkuydu. Tibet'in yapacaklarının haddi hesabı yoktu. Cihangir'e zarar verme ihtimalini düşünmek daha istemiyordum.
" Söylemeyeceksin değil mi? "
Gülümsedi. " Buraya geliyor. " dedi mırıltıdan uzak gür çıkan sesiyle. " Kendin söylemeye ne dersin? "
Dış kapının çaldığını belli eden bir zil sesi odada yankılandığında bedenimi alevler bastı. Tibet sahiden de buraya gelmiş miydi?
Eğer beni bulduysa ne yapacaktım?
Ona karşı direnebilir miydim?
Korku sadece zihnimin içinde değildi, korku her yerdeydi.
Sizleri seven Rumi...
🖤
Insta: rumistrop
Tiktok: therumice

