Merhaba siyah kalplerim biz geldik! Oy ve yorumlarınızı eksik etmeden okuyunuz ( istek değil ihtiyaç) sizin düşüncelerinizi ancak öyle görebiliyorum biliyorsunuz.
Keyifli okumalar!
Gökyüzüne çöken kara bulutlar bazen felaketleri de beraberinde getirirdi. Tüm insanlığı etkileyecek olaylar genelde öyle gecelerde gelirdi. Zihnimize çöken kara bulutlar ise düşüncelerimizi felaketlere boğardı. Mesela şu an benim zihnimi boğduğu gibi.
Gözlerimden damlayan yaşları umursamadan kapalı olan arabanın camına dirseğimle sertçe vurdum. Hiçbir değişim olmadığında sağ ayağımla bir kez daha darbe bıraktım araca. Yine bir şey olmadı. Ufak çatlaklar olsa da cam tamamen kırılmadı. Altına doğru vurduğumda açılan boşlukla birlikte derin bir nefes aldım. Elimi boşluktan sarkıtıp kapıyı açtığımda Cihangir'in neden arabada durmamı istediğini daha iyi anladım.
Yerdeydi.
Onu bu şekilde görmemi istemiyordu.
Silah sesi kesilmiş, kırmızı ışık yok olmuştu. Keskin nişancı görevini tamamlamış, ortalıktan çekilmiş olmalıydı. Vakit kaybetmeden arabadan çıkıp koşarak yerde üst üste yatan kişilere doğru koştum. Büyük dayının önüne atlamış olmasını aşamıyordum. Kendini hiç düşünmeden vatanı için feda edebilecek bir adamı seviyordum. Bunu başından beri biliyordum ama bu ana denk gelmiş olmak beni sandığımdan fazla etkilemişti.
" Cihangir. " dedim koşarken. Onlara çok uzak sayılmazdım. Belki de keskin nişancı bir yerden hala onları izliyordu. Belki de Cihangir bu yüzden gelmemem için çabalamıştı. Ama bunların hiçbiri umrumda bile değildi. Ona gelmek için arabanın camını bile kırmıştım. Anahtar kısmından bahsetmiyordum bile.
Büyük dayının indiği arabadan inen Kubilay'ı gördüğümde kaşlarım çatıldı. İfadesinde bir duygu aradım. Korku yoktu. Onlara bir şey oldu endişesi de yoktu. Dudaklarım dümdüz çizgi halini aldığında ne olup bittiğini anlamlandırmaya çalıştım. " Senin burada ne işin var Umay? " sorusuyla Alparslanla göz göze geldim.
Bu da nasıl bir soruydu böyle?
" Cihangir vuruldu. " dedim tek düze bir sesle. " Keskin nişancı var. " gözlerim etrafı taradığında yerde yatan Cihangir'in yanı başındaydım. " Sevgilim. " ellerimle yüzünü kendime doğru çevirdim. Dudakları aralıktı ama gözleri kapalıydı. " Gözlerini aç. Bana bak Cihangir. Turkuaz gözlerini görmeye ihtiyacım var. " başımı iki yana sallayarak göz yaşlarımın akmasına izin verdim.
" Umay. " dedi Kubilay'ın buğulu sesi. " Büyük dayı altta sanırım ezildi. "
" Şu an bunu düşünmenin sırası mı? " Sertçe yutkundum. Düşündüğüm tek kişi Cihangirdi. " Ambulans arayın hemen, lütfen. Büyük dayının önüne atladı. Gördüm kırmızı ışığı gördüm. "
" Bir kedi gördüm sanki seslendirmesini sana tayin etmeliler. " Kubilay ellerini birbirine çarparak alkışladı. " Vallahi senden daha iyi seslendirme bulamazlar. "
" Cihangir diyorum vuruldu diyorum. "
" Bende sana her şey bir oyundu diyorum. " dedi Kubilay tane tane. " Yani bir suikast girişimi vardı tabi, bu kısım gerçekti ama seninkinin yatma kısmı falan hikaye. " göz kırptı. " Bence sana naz yapıyor. Kalkmamış olmasının başka bir anlamı olamaz. "
Afallayarak ona doğru baktım. " Ne oyunu? " böyle oyun mu olurdu? İnsanın aklını başından almaktı bu.
Ellerimin altında duran Cihangir yavaşça gözlerini açtığında rahat bir nefes aldım. " Minik serçem? " dudaklarını hareket ettirdiğinde ağzının ortasına sertçe vurmak istedim. Ama kıyamadığım için bu düşünceyi zihnimden derhal kovmayı seçtim.
" İyi misin? "
" Kollarındayken dünyanın en iyisi benim. " kollarımı yavaşça üzerinden çektiğimde yerinde doğruldu.
Sonra bir telsiz sesi yankılandı. Alparslan'ın elindeki telsizden geliyordu ses. " Düşman etkisiz hale getirildi. " Leman'ın sesi kulaklarıma dolduğunda Kubilay'ın doğruları söylediğini anlamış oldum. Ne yani bunlar bir oyundan mı ibaretti? Peki ya Cihangir bunu bana söylemeyi neden reddetmişti?
" Haberin var mıydı bu yaşanacaklardan? " diye sorduğumda başını sallayarak yanıt verdi. " Nasıl ya ama kucağındayken çelik yeleği hissetmedim. " dediğimde kırdığım potla birlikte herkes bana döndü. Ayak parmaklarıma kadar kızarmaya başladığımı söylememe gerek var mıydı? Kızarmak değil, kızmak eylemini gerçekleştirmem gerekiyordu.
" Kucağına mı aldı Cihangir seni? " diye sordu Barbaros duymayan kalmadıysa duysun diye sesli bir şekilde dile getirerek. " Hasta mısın psikolog bacım? "
" Hasta kesin ama bu hastalığın adı Cihangirle baş başa kalıp kucağa atlamayla iyileşebilen türden. Yoksa ne yapsın kucağında değil mi Umaycım? "
" İstersen esprilerini fazla zorlama. " dedim Kubilay'a sertçe bakarak. " Bu ne demek ya? Niye benim haberim yok mesela? "
" Görevler yetkililer dışında kimseye söylenmez. " dedi Alparslan tok bir sesle.
Sakin kalmaya çalıştım. Az önce yaşadıklarımın beni nasıl etkilediğinden haberleri var mıydı? " Cihangir artık kalkacak mısın? " Büyük dayının sorusuyla birlikte Cihangir yerinde hareketlendi. Üzerinde çelik yelek olduğunu bile fark etmeyecek kadar dikkatsizdim. " Umay kızım, sen de bize kızma. Cihangir seni almak için gitmeseydi bu durumu sana yaşatmayacaktık. Ama birlikteydiniz, bu son kaçınılmazdı. "
Anlayışlı olmayı denemeye çalıştım ama olamadım. " Cihangir beni uyarabilirdi. "
" Arabada kalmanı söyledim. " dediğinde ellerimi iki yanımda yumruk yaptım.
" Bir aptal gibi beni arabaya kitlendin. " dedim sinirle. " Sana bir şey olacak diye camı kırdım ben ya. Sana ulaşmak için tekme attım kapıya. " sinirle etrafıma baktım. Büyük dayıya düzenlenmiş olan suikast umrumda bile değildi. Belki beni üzmesi gerekiyordu ama şu an bunu düşünmeyecek kadar sinirliydim.
" Gerçekten kırmış. " dedi Kubilay yarım ağız gülerek. " Kız sen bize katılmakla doğru bir karar verdin. "
" Bize katılmadı. " dedi Büyük dayı. " Sadece ortak bir görevdesiniz. Ve bu görev daha fazla uzamayacak. "
" Size güvenmek hata mıydı? " Dudaklarım öne doğru büzüldü. Ağlamamı ertelemem gerekiyordu. " Ya söyleyebilirdin Cihangir. Telaşlanma her şey bir oyun diyebilirdin. Sen beni arkanda bıraktın. Hem de telaşlı bir şekilde. Ben korktum. Ben seninleyken ilk defa korktum. Ama kim için? Kendim için mi? " gözlerimi kapatarak kendimi dizginlemeye çalıştım. Beni anlıyor muydu bilmiyordum. Bakışları donuktu. Yaptığı yanlışın farkındaydı. Ama bunun için çok geçti. " Senin için aptal. " Ona kızmak, içimdekileri haykırmak istiyordum. Yaptığım tek şey ise başımı iki yana sallamak oldu. Gözlerimi Barbaros'a çevirdim. " Beni eve bırakır mısın? Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var. Siz eğlenmenize bakın. "
Barbaros gözlerini önce Cihangir'e çevirdi sonra da bana. " Bırakırım. " dediğinde Cihangir'in arabasına doğru yürümeye başladı. Annesini takip eden yavru ördek gibi onun peşinden ilerlemeye başladım.
Cihangir'e ise dönüp bakmadım.
Onu arkamda bıraktım.
Göz göze gelmeden ondan uzaklaştım. Çünkü biliyordum ki turkuaz gözlerine bakarsam ona olan sinirim geçerdi. Kızgınlığım, öfkem dinerdi. Konu gözleri de değildi. Bazı insanların dudaklarından çıkan sözlerden daha samimi bir bakışı vardı. Beni alt üst eden de buydu sanırım.
Bir bakışı.
Arabaya bindiğimde kırılan cam parçaları üzerime doğru sıçradı. " Cam rahatsız ediyorsa arkaya otursaydın psikolog bacım. " dedi Barbaros düşünceli sesiyle. Gözleri önümüzde duran Cihangirle benim aramda mekik dokuyordu. Her an Cihangir gelip de onun yerine oturacakmış gibi hissediyor olsam da biraz yalnız kalıp düşünmeye ihtiyacım olduğunu kendime hatırlattım. Ona kızgınken bile yanımda onu istemek hangi mantığa hizmetti?
" Sorun değil. Artık buradan gidebilir miyiz? " sorumla birlikte başını sallayarak arabayı çalıştırdı. Araba izbe sokaktan çıkarken gözlerimi usulca kapattım. Zihnimi dinlendirmek için bunu yapmak zorunda hissettim. Barbaros da benimle muhabbet etmeyeceğine göre yol boyunca gözlerimi kapalı tutmam bir sıkıntı yaratmazdı.
Belki de ona kızmış olmam üst üste yaşadığım olayların birikimiydi. Kızmak istediğim kişi o muydu kendim miydim? Onun sırtında gördüğüm kırmızı ışığı aklımdan çıkaramıyordum. Onlar alışkın olabilirdi ama ben böyle şeylerle ilk kez karşılaşıyordum. Keskin nişancının varlığını sadece dizilerden duyan biriydim. Etkilenmem normaldi.
Barbaros'un elinin baskısını kolumda hissedince gözlerimi açmak zorunda kaldım. Benimle konuşacak ortak bir mevzusu olmadığı için konuşmaz sanıyordum. Ama Barbaros yüzündeki tebessümle bana bakıyor, konuşmaktan daha büyük bir iyilik yapıyordu. " Radyoyu açsam rahatsız olur musun? " Başımı iki yana sallayarak cevabımı verdim.
Radyoyu açtığında slow bir şarkı yolculuğumuza eşlik etmeye başladı. Barbaros bana kaçamak bakışlar atıyordu ama gözlerimi yoldan çekmemeye yemin etmiş gibi ona dönmedim. Cihangir'in yaptığı şeyi unutamıyordum. Beni arabaya kilitlemek de ne demekti? Kitleyeceği tek şey kelepçeyle... gözlerimi irice açarak iç sesimi susturmaya çalıştım. Ona kızgın olmam gerekirken konuyu çektiği yer beni delirtmeye yetiyordu.
" Çok mu kızdın? " Barbaros radyonun sesini kıstı. " Cihangir'in kötü bir niyeti yoktu ki. Sadece seni korumak istedi. "
" Arabaya kitledi beni. " dedim pencere kısmını göstererek. " Kötü niyeti yok bende biliyorum ama bu yaptığını aşamıyorum. " Şimdilik dedi iç sesim. Seni bir kez öpse kendine gelirsin. O aşamıyorum dediğin şeyin lafını bile yapmazsın.
" Cihangir sevdiklerinin canına zarar gelme ihtimalini bile ortadan kaldırmak için kendi canını hiç düşünmeden hareket eden bir adam. Onu yeni tanımaya başlıyorsun. Ama bil diye söylüyorum. Normalde sen planda yoktun. Dünden belliydi burada gerçekleşecek olan olay. Sen sabah Lemanla gidince..." gözleri kısıldı. " Gerçi Leman'ın arabasına gizlice girmiştin değil mi? Lemanla gitmek sayılmıyor. "
" Aynı arabada yolculuk yaptık. " omuz silktim. Gözlerimi törpülemediğim tırnaklarıma çevirdim. " Birlikte gitmiş sayılırız. "
" Arabanın bagajında gittin. "
" Ne fark eder? " sesimde umursamazlık mevcuttu. " Yan yana otursak anlaşabilecek miydik? Ayrıca Leman biliyordu, beni indirebilirdi direkt. "
" Leman'ın ne yapacağını asla kestiremezsin. " İç çekişle bir yarasının var olduğunu anladım. Barbaros biriyle konuşacak potansiyelde değildi. Hele ki benimle derdini paylaşacak tipte. Bu belki de önyargıydı.
" Sende mi? "
Uzun sayılacak bir süre sessiz kaldı Barbaros. " Bende. " diye tamamladı sessizliğinin sesini. " Lemanla sevgili olmamız bile büyük bir olay. " güldü. " Geçmişi hatırlamak isterim ama her anını değil. Az koşmadım peşinden. "
" Yanlış anlama ama Leman'ın birini sevebiliyor oluşu benim tuhafıma gidiyor. Yani ne bileyim. Başlarda ilk bana öyle yaklaşıyor sanmıştım ama konunun benimle ilgisi olmadığını sonradan anladım. Leman'ın herkesle arasına çektiği bir sınır var. "
" Kardeşi varken böyle değildi. " dedi yutkunarak. " Kardeşi şehit oldu. "
" Biliyorum. "
Başını direkt bana çevirdi. " Sana anlattı mı? "
" Hayır, kızlar bahsetti. Yani sadece şehit olduğu kısmını. Detaylarını bilmiyorum. " göz devirdim. " Leman bana günahını bile söylemez ki. " haklıydım söylediklerimde. Leman beni ne seviyordu ne de benden nefret ediyordu. İkisinin ortasındaki o çizgideydi. Hangisine geçiş yapacağını aklından geçirmiyordu bile.
" Leman öyledir. Ben bile onun hakkında çok az şey biliyorum. " kalbimde küçük bir cam varmış da batıyor gibi irkildim.
" Kaç yıldır birliktesiniz? "
" Saymayı bırakacağım kadar çok. " dedi Barbaros. " Şimdi diyeceksin, madem bu kadar uzun süredir birliktesiniz nasıl hakkında bir şeylerden bahsetmiyor. Haklısın. Bende defalarca sorguladım bunu. Ona da yansıttım. Sordum, yanıt alamadım. Bende artık sormayı bıraktım. O yanımda olsun yeter dedim. "
Kuzgun timi güçlüydü, düşmanlarını alt edebilirdi. Ama kendi içlerinde halledemedikleri çok şey vardı.
" Ona evlilik teklif etmek istiyordun. "
" Evet, yüzük bile hazır. Göstermiştim. " dediğinde başımı salladım.
" Leman bu habere sevinir mi sence? " direksiyonu tutan elleri sıkılaştığında yanlış bir soru sorduğumu anladım. Bunun cevabını o da bilmiyordu muhtemelen. Ve belki tahmin etmek bile istemiyordu. Bakışları bana dokunmadı.
" Sevinsin isterdim. " dedi ruhsuz bir sesle. " Ama sevinmezse de sorun değil ki, dedim ya o yanımda olsun da her şeye razıyım. "
" Yanında olması neden bu kadar önemli? " kaşlarımı çatarak ona doğru döndüm. Neden bu cümleyi tekrarladığını anlayamamıştım. Yanında olmasa nerede olacaktı ki? İkisi de aynı timde iki askerdi. Yolları, gidişatları aynıydı.
" Cihangir'in uzakta olmasını mı tercih ederdin? " Sorunun öznesi ben olduğumda çatık kaşlarım havalanmayı tercih etti.
" Cihangir'e şu an kızgınım. "
" Değilsin. " başını iki yana salladı. " Şu an arkamızda bize yetişmeye çalışıyor desem sağa çek ineceğim dersin. İnkara gerek yok en sevdiğim psikolog bacım Umay. "
Başımı hızla arkaya çevirdim. Gerçekten bizi mi takip ediyordu? Geliyor muydu? Film sahnelerindeki gibi gelip kolumdan çekecek ve gidiyoruz diyerek beni arabasına mı bindirecekti? Klişe dedi zihnim. Sen tam bir klişe sevengillerdensin.
" Başka psikolog bacın mı var? " dedim arkadaki aracı inceleyerek. Cihangir değildi. Yüzümün düşmemesi için ifademi sabit tutmaya çalıştım. Barbaros ortaya bir şey atmıştı ve bende buna inanan taraf olmuştum.
" Teksin. " dedi göz kırparak. " Boynun kırılacak arkana bakmaktan. " dedi iç çekerek. " Beklediğin arkanda değil yanında olmalıdır. " Barbaros'un şifreli konuşmaları daha önce de var mıydı yoksa şu ana mı özgüydü bilmiyordum. Ama anlatmak istediği bir şeyin var olduğunu biliyordum. Ya da ima ettiği mi demeliydim?
" Bakmıyorum arkama. " dedim kollarımı göğsümde birleştirerek. " Ayrıca kızgınım hala. Arkamızdan gelse ne değişecek ki? Yalnız kalmak istediğimi söylemiştim ona. "
Barbaros kahkaha attı. " Gözlerin ve dudakların farklı düşünüyor herhalde Umay bacım. "
" Bakma sen gözlerime. " dedim bahane uydurmaya çalışarak. " Yorgunum ya ondan o bakış. "
" Bakışlarından bahsetmemiştim ama sen öyle diyorsan öyledir. " Beni gafil avladığını belli eden o cümleyi kurduğunda sessizliğimi korumak adına dudaklarıma hayali bir fermuar çektim.
" Öyle tabi. "
" Bu arada çok yakışıyorsunuz. " dedi dudaklarından silmediği tebessümü gizleme gereği duymadan. " Cihangir ve sen. "
" Gerçekten mi? " heyecanla yerimde doğruldum. Bacağımda kesik acısı gibi bir acı hissedince yüzümü buruşturdum. Kırılan cam parçaları girmiş olabilir miydi?
" Gerçekten. Huyu huyuna, suyu suyuna. "
" Yağmur dışında çok da ortak noktamız yok aslında. " dedim kaşlarımı çatarak. Oturup bunun üzerine konuşmamıştık. Onun neleri sevdiğini hala bilmiyordum mesela. O kadar yakınlaşmamıza rağmen bunları bilmiyor olmak üzgün hissetmeme sebep oldu. " Varsa da bilmiyoruz. "
" Bilmiyoruz derken? "
" Öyle işte, hiç konuşacak ortamımız olmadı. "
" O zaman Ertürk için hazırlanan eğlenceye kesinlikle geliyorsun. " gözleri itiraz etmeme müsade etmeyen bakışlar attığında yutkundum.
" Tükürdüğümü yalayayım mı istiyorsun Barbar? "
" Biraz sonra yapacaksın zaten onu. " dedi gülerek. " Merak etme yani. Hem Ertürk o kadar senin yanına geldi sorgu odasına girdi. Sen şimdi onun yanına gitmezsen bozulmaz mı? "
" Bozulur mu? " Yüzümü buruşturdum. Cihangir'in bir alo demesiyle yanımıza gelen adama gerçekten de ayıp olabilirdi. Gitmemek onu önemsemediğimi gösterebilirdi. Halbuki önemsiyordum. Konuşması beni bir tık korkutmuş olsa da Cihangir'in arkadaşıydı.
" Bozulur. " dedi başını hızla sallayarak. Evimizin olduğu sokağa döndüğünde rahatladığımı hissettim. Bir çatının altında rahatladığını hissetmek orayı benimsemek için yeterli miydi?
Kuzgunların evini benimsemiştim.
Uzaktan da olsa çatısının ucunu bile görmek kalbimin hızlanmasına sebep oluyordu. Cihangir evde yoktu belki ama geleceğini hissettiriyordu. Onlar göreve gittiğinde bile evim gibi hissedebiliyordum. Her ne kadar başlarda dışlanmış gibi hissediyor olsamda.
" Bu arada kıyafetlerini Mizgin alacaktı. Evdedir daha istersen sen burada giyin. "
" Olur. Leman o adamı yakaladı mı? " aklıma gelen detayla sorularımın yönü değişti. Üzerime tekrar büyük bir kasvet çöktüğünde dudaklarımı sıkıca birbirine bastırdım. Cihangir'e orada bir şey olma ihtimali düşündükçe beni deli ediyordu.
Olay beni arabaya kilitlemesi değildi. Olay beni bilgilendirmemesiydi. Çünkü kilitlemeyi beni durdurmak için yaptığını biliyordum. Bilgilendirme yapmamasını da anlamlandıramıyordum.
" Yakaladı. " eliyle çenesini kaşıdı. " Adamı konuşturmaya çalışacağız bakalım. "
" Peki suikast haberini nereden aldınız? "
" Bunlar gizli bilgiler. " dedi sessizce. " Bizim de var kendi çapımızda ajanlarımız. " göz kırparak önüne döndü. " Bu suikast ilk değildi son da olmayacak. "
" O da ne demek? "
" Sanemler. " dedi iç çekerek. " Cihazı yerleştirdiğinden beri çok sessiz. " konuyu başka yere mi taşımak istiyordu? Yoksa ayrıntı vermemek için o konunun üzerini mi örtmeye çalışıyordu? Sanırım her ikisine de evet cevabını verebilirdim. " Çalıştırdığına eminsin değil mi? "
" Üzerine bastım. " başımı salladım hızla. Kontrol edememiştim ama üzerine basmıştım. Açılmış olması gerekiyordu. " Hiç konuşma olmadı mı? "
Başını iki yana salladı. " Koca bir sessizlik. "
" Anlamış olamazlar değil mi? "
" Öyle olsaydı sana bir şekilde ulaşmaya çalışırlardı. " dedi omuz silkerek. " Evan Tilki zeki biri. Nasıl çaktırmadan takacak yer buldun? "
Omuz silktim. " Yere bir şey düşürmüş. Benimde işime geldi tabi. Kendi alamayacağı için ben uzandım ve aynı zamanda da taktım cihazı. "
" Şüphelenecek bir ortam değildi o zaman? "
" Değildi. " gözlerimi eve diktim. " Leman ne zaman gelecek? "
Barbaros arabayı durdurduğunda iç çekerek gülümsedi. " İstediği zaman. " omuz silkti. " Bizim ilişkimizde sorgu sual pek yok. Benim tarafımdan yani. Leman bunalır. "
" Bu ilişki midir o zaman Barbar? Yani çok ne bileyim..."
" Toksik. " Cümlemi tamamladığında derin bir nefes aldı. " Birbirine iyi geldiğini sanan ama birbiriyle de hiçbir şey paylaşmayan o iki kişinin ilişkisi. Evet bizim ilişkimiz. " duraksadı. " Bunun psikolojide kesin bir adı vardır Umay bacım. Ama sakın bana söyleme. Alınır gücenirim. Leman hakkında kötü bir şey düşünmek istemiyorum. Çünkü bu canımı yakıyor. Bazen ne sorguluyorum biliyor musun? "
" Ne? " Gözlerimi eve çevirmek istedim ama Barbaros konuştuğu için bu seçeneği zihnimden eledim.
" Leman bir gün benden gider mi? Ayrılmak istiyorum diye şaka yapsam nasıl bir tepki verir? Biliyorsun o çok ciddi biri. Şakaları sevmez. "
" Barbaros, evlilik teklif edeceksin ona. Sence de bu düşünceler zihninde yer edinmişken mantıklı mı? "
" Verdim ben kararımı. " dedi gözlerini benim tarafımdaki cama çevirerek. " Kesin ve netim bu konuda. İtalya'ya gittiğimizde edeceğim hatta. Güzel bir evlilik teklifi olmalı. Hafızaya kazınmalı. " güldü. " Evet demezse kimin hafızasına ne şekilde ne kazınır bilemem de yani. "
" İster belki. "
" Değil mi? " bir çocuk gibiydi ses tonu. Büyük gövdesine rağmen ihtiyacı olan cevabı almak isteyen bir çocuk. " Hem hangi kadın sevdiği erkekle evlenmek istemez ki? "
Ben isterim diye bağırmamak için dudaklarımı dişlerimin arasına aldım. Cihangir'e kızgınsın, Cihangir'e kızgınsın! İç sesimle sürekli çatışma halindeydik. Olanları hemen unutup Cihangir'in kollarına koşmak için elinden gelen her şeyi yapabilirdi.
" Hey. " diyen sesle ikimizde yerimizden sıçradık. " Arabada oturmak iyi geldi herhalde? " Leman ne zaman eve gelmişti ki? " Cihangir ağaç oldu sizi beklemekten. " sesindeki ton garipti. Normal Leman gibi değildi. " Ne konuştunuz ki bu kadar? "
Kıskanmış mıydı? Ya da gerçekten sadece bir merak mıydı?
" Önemsiz. " dedi Barbar onu geçiştirip arabadan çıkarken.
Gözlerim kapının önünde duran Cihangir'e kaydı. Gelmişti. " Gelmiş. " dediğimde Barbarostan cevap gecikmedi. " Sana demiştim. Arkamızda değil yanımızda diye. Başını sağına çevirseydin onu görürdün. " Leman Barbaros'un koluna girdiğinde eve doğru çekiştirmeye başladı. Keskin nişancının yanında olması gerekmiyor muydu? Evde ne işi vardı?
Cihangir hala ona doğru yürümeyip arabanın yanında durduğumu görünce bana doğru gelerek tam önümde durdu. Sokakta ikimiz vardık. Issız bir sokak olmasa da arabaların on dakikaya bir geçtiği bir yerde oturuyordu Kuzgun timi. Buna rağmen yol boştu.
" Hala bana kızgın mısın? " elini kaldırıp yanağıma dokunmak istediğini belli etti ama dokunmadı. Eli sınırını koruyor gibi havada dikildi. " Dokunabilir miyim yanağına? Hala iznim var mı? "
" İzin istemene gerek var mı Cihangir Karaboğa? " Sertçe yutkundum. Biraz trip atıp onu arkamdan süründürmem gerekmiyor muydu? Neden hemen dudaklarımın arasından olumlu bir cümle çıkmıştı?
" Kızdırdım seni. " dedi mahçup bir sesle. " Kırılacağını düşünüp öyle hareket edebilirdim. Ama aklımdan o an sadece sana bir şey olmamalı düşüncesi geçti. Başka hiçbir şey düşünemedim. O kadar aniydi ki her şey. Seni nasıl koruyacağımı bilemedim. "
" Çözümü arabaya kilitlemekte buldun. "
" Özür dilerim. " gözleri yüzümün yer bir yanını dikkatle inceledi. " Sana kötü hissettirdim değil mi? Kendini hapsedilmiş hissettin. " gözlerini kapattı. " Allah kahretsin ki öyle bir düşüncem asla olmadı Umay. Yemin ederim ben seni hapsetmem. Birini sevmek bu değil çünkü. Birini sevmek onun özgür olduğunu da dikkate almaktır. Ben sana bugün bunun tam tersini hissettirdim. O kadar utanıyorum ki kendimden. Ama gelmemen gerekiyordu. Kilitlemeseydim yanıma gelirdin. "
" Bu beni engellemedi. " omuz silktim. " Yanına geldim. "
" Aramızda aşılmayacak hiçbir engel yokmuş bunu bana sen öğrettin. " mırıltısı bir ninni gibiydi. Cihangir beni bacaklarına yatırıp uyutsa bence hiçbir sorunumuz kalmazdı.
" Beni kilitleyeceğin tek yer olabilir Cihangir Karaboğa. " dedim parmak uçlarımda yükselip kulağına doğru eğilerek. " Neresi olduğunu merak ediyor musun? "
" Kilitlemek yok. " dedi Cihangir nefesini boynuma vererek. Kulağına eğildiğim için açıkta kalan boynuma her an yaslanabilirdi. Bu fırsatı kaçıracağını düşünmüyordum açıkçası. Ama biraz önce benden izin istemesine de bakacak olursak benim temasım olmadan yaklaşacak gibi durmuyordu. " Çıkar aklından. Ben o hatayı bir kere yaptım. Seni kırdım. "
" Bu sefer ben istiyorum. " direttiğimde bedeni gerildi. Ona yaslanan bedenim bunu hissetmemek için ölü olmalıydı. Kollarımı boynuna dolamak, kokusunu içime çekmek istiyordum. Bedenlerimizin küçük bir teması bizi kendimizden geçirmeye yetiyordu.
" Umay. "
" Ama hiç sormuyorsun ki.."
" Kilitleme fobisi oluştu bende. " dedi hızla. " Yapamam. "
" Ya diyorum ki bu sefer ki hoşuma giden türden..."
" Kilitlenmenin hiçbir türü hoşa gidemez. " dediği an irkildi. " Siktir! " Aklına yeni gelmiş olmalıydı bahsettiğim seçenek. Bu aydınlanmanın başka anlamı olamazdı. " Sen..." dedi boğazından gelen hırıltıyla. Midemdeki kelebeklerin yukarı doğru hareketini hissettim. " Seni çırılçıplak soyduğumda ağzımla keşfederken kollarını kelepçeyle yatağa kilitlememden mi bahsediyorsun? "
Başımı utanmadan salladım. Dile getiren ben değildim sonuçta değil mi? İma eden sendin dedi iç sesim. Onu duymamak en iyisiydi.
" Hı hı. "
" Hassiktir! Gerçekten senin bu ağzın bir gün başımıza iş açacak. "
" Ağzımı açmadım ki. " dedim omuz silkerek. " Sen söyledin. "
Alnını alnıma yaslayarak güldü. " Benim minik serçemin aklından geçenler de bakın. " Dudakları burnumun ucuna dokundu. " Kızgın değilsin değil mi bana? " Aklının hala kızgın olup olmadığımda olması hoş bir detay olsa da şu an bu sorunun sırası mıydı?
" Cihangir şu an seni çok pis öpesim var. " dedim sinirle. " O sorunun anı sence şu an mı? "
" Sevgilim. " dedi gülerek. " Değil biliyorum ama benim hakkımdaki düşüncelerin de önemli. Kızgınlığın geçmeli. Geçmediyse onun için çaba göstermeliyim. Kalbin yaşama sebebim. Üzgün, kırgın ya da mutsuz atmasını istemiyorum. "
Nikah basılır dedi iç sesim ve sonra da ekledi, onu zaten yapmıştın değil mi?
" Bu kadar düşünceli biri olmayı nasıl becerebiliyorsun? "
" Sanırım sadece seninleyken bu yönüm açığa çıkıyor. " dedi tane tane.
" Çok konuşmalarının da bana özel olduğu gibi mi? " burnunu burnuma sürttü.
" Çok konuşmamdan rahatsız mısınız sevgili Umay Karaboğa? " Dudaklarının yakınımda olması sürekli aklımın karışmasına sebep oluyordu.
" Asla, Cihangir Karaboğa. " Dudaklarının kıvrıldığını görmek iyi hissetmemi sağlıyordu. O mutluysa bende mutluydum. Ben mutlu olduğumda onun da mutlu olduğu gibi.
" Birinin gülümsemesinin beni bu kadar huzurlu hissettireceğini hiç düşünmemiştim. " dediğinde dudakları alnıma yerleşti. " Seni en çok nereden öpmeyi seviyorum biliyor musun? "
Hayır Umay sakın ama sakın fesat düşünme. Bu soruyu bana sorsa belki farklı bir cevabım olabilirdi. Ama onunkinin masum olduğuna emindim. " Dudaklarım? "
Gözlerini kıstı. " Minik serçem..." dedi uyarı dolu bir sesle. " Senin içinden ne çıktı böyle? "
" Belki de içim hep böyleydi de doğru kişiyle karşılaşınca açılmayı bekliyordu, olamaz mı? " Yüzümü uzun uzun inceledi. Dudakları aralandı ama söylemek istediği şeyi adlandıramıyor gibiydi. " Ne o Cihangir Karaboğa? Konuşamayacağın bir şey mi söyledim? " onun bana yaptığı göndermeleri ona yapmak oldukça keyif vericiydi.
" Dudaklarına yapışmamak için kendimi zor tutuyorum minik serçem. " dedi zar zor konuşabildiğini belli eden bir sesle. Aramızdaki çekim yeryüzünün her bir katından hissedilebilirdi. Tek bir cümlemiz bile bizi dize getirirdi. " Artık içeri geçelim mi? "
" Soruna cevap vermedin. " dediğimde başını iki yana salladı.
" Cevap vermeyeceğim, göstereceğim. " göz kırptığında ellerini tutarak onunla birlikte yaslandığım arabadan uzaklaştım.
Eve girdiğimizde karşımıza çıkan ilk kişi Mizgin oldu. Kıvırcık saçlarını düzleştirmiş, gözlerine oldukça koyu bir makyaj yapmıştı. " Nasıl olmuşum? "
" Güzel. " Cihangir elimi bırakmadı. Cevabını verdikten sonra yürümeye devam etti.
" Kız bir cevap verseydi be Cihangir. Nereye ne yetiştiriyorsun? Ne bu hız? " Mizgin arkamızdan söylendi ama Cihangir ona bir cevap vermeden merdivenlere yöneldi.
" Ayıp oldu Mizgin'e. " dedim başımı sağ omzuma yaslayarak.
" Bir şey olmaz. Anlayışlı olsun biraz ya. " sitemli cümlesine gülümsedim.
" Kim anlayışlı olacakmış? " Alparslan'ın odasından çıkışını izledim. Takım elbise giymişti üzerine. Kaşlarım hayretle havalandı. Nereye gidiyorduk ki? Resmi bir yer olsa gerekti.
" Kardeşine bir göz kulak ol Alparslan. " Cihangir yüzünü ekşitti. " Kubi'yi bulamadı bize sardı resmen. "
" Kubi'yle ikisi küs galiba. " Alparslan kaşlarını ortada birleşecek şekilde çattı.
" Neden? "
" Birbirlerine saçma salak şeyler söylemediler. " omuz silkti. " Bilmiyorum valla. Tuhaf bir şeyler oluyor. Neyse ben iniyorum aşağıya. Büyük arabayla gitmeyelim. " gözleriyle Cihangir'e bir şeyler anlatmak istedi. Bakışlarının değiştiğini görebiliyordum. " Ben bizimkileri alırım. Lemanla Barbar beraber gelir zaten. Siz de ikiniz gelirsiniz. "
" Ertürk? "
" Büyük dayıya uğrayıp gelecekmiş. "
" Tamamdır. " Baş selamı eşliğinde Alparslan'ın yanından ayrıldığımızda neden herkesin kendi arabasıyla gittiğini anlamamıştım. Sanki herkes dağılmıştı.
Odamın kapısını açtı Cihangir ve çok geçmeden kapı kapandı. Artık sadece ikimiz vardık. Her zaman olmak istediğimiz gibi. Kuzgun timini seviyordum. Ama insan bazen baş başa kalmak isteyebiliyordu. " Neden herkes dağıldı? Birbiriyle küs olan mı var? "
" Ne konuda? " Cihangir'in gözleri bacağıma indiğinde alt dudağını dişlerinin arasına aldı. " Siktir! Yaralanmışsın. " ellerini belime koyup beni havaya kaldırdı. Birkaç adımda yatağın yanına yaklaştı. Yatakta bir elbise duruyordu. Bir de maske. Kaşlarım havalandı. " Nasıl oldu bu? "
Gözlerimi bacağıma indirdim. Cihangir beni yatağa oturttuktan sonra önümde diz çöktü. " Cama tekme attım. Ondan olmuş olabilir mi? "
" Olabilir tabi. " dedi kızgın bir sesle. " Acıyor mu? " gözleri gözlerime odaklandı. Yalan söylememi istemiyordu ki zaten yalan söyleyeceğim bir konu da değildi.
" Sen söylemesen hissetmiyordum bile. "
" Yalan..."
" Yemin ederim ki..."
Eli burnumun ucuna dokundu. " Pantolonu çıkarıp bakalım neresi kanamış. "
" Ben bakarım. " dedim altımda halen iç çamaşırı olmadığını hatırlayarak. " Büyük bir şey değildir. Küçük cam parçalarından biridir. Ne kadar derin kesebilir ki? "
" Küçük ya da büyük fark etmez. " ayağa kalkıp banyoya girdi. Elinde getirdiği bornoza diktim gözlerimi. " Al bunu giy üzerine de rahatça temizleyebilelim yarayı. Ben ilk yardım çantasını alıp gelene kadar giyinirsin sen. Bu arada hızlı bir duş almak istersen banyoya gir sevgilim. "
" Ben banyoda hallederim o zaman Cihangir. "
" Umay Karaboğa, bir kez de kocanın söylediğini yap ya. " İç çekerek banyoya doğru gittiğinde göz devirdim. Her şeye itiraz etme hakkımı kullanmaktan ne zaman vazgeçerdim ki?
O gelmeden üzerimdekileri hızla çıkarıp bornozu bedenime geçirdim. Artık daha rahat hissediyordum kendimi. Tabi ki bornozun kemer kısmının açılması gibi bir olay olmaması için sıkıca elimle tutuyordum. Her yerimi görmüş olmasına rağmen bunu yapıyor olmam komikti. Cihangir odaya tekrar girdiğinde dudaklarını birbirine bastırıp bana doğru yürümeye devam etti. " Bak ya derine benziyor. " dediğinde gözlerim tekrar kesilmiş yere indi.
Alt bacağımdaydı kesik. " Değil, sadece kan yayılmış. "
" Bakacağım ben şimdi derin mi değil mi. "
" Bak bakalım. " diyerek bacağımı ona doğru uzattım. Elleri arasına aldığı an sıcaklık bütün bedenimi kapladı. " Sen neden hep böyle sıcaksın ya? "
" Seni daha iyi ısıtabilmek için. " dedi dişlerini göstererek gülerken. " Nasıl, masaldan alıntımı beğendin mi kırmızı başlıklı kız? "
Kaşlarım havalandı. " Kırmızı başlıklı kız? "
" Beğenmedin mi? "
Omuz silktim. " Sen de kurt musun yani şimdi? "
" Evet. " Ağzını kocaman açarak diz kapağıma doğru yaklaştı. " Ve birazdan seni tek lokmada mideme indireceğim. " Kahkaha atmaya başladığımda kesiğin üzerinde olan elleri duraksadı. Beni o kadar mutlu ediyordu ki içimden biri sürekli iyi ki hayatımda olduğunu söylüyordu. Bilmeden nasıl bir iyilik işlemiş olabilirdim ki? " O kadar güzel gülüyorsun ki..." gözleri kısılmıştı. Dikkatle beni izliyordu. Sanki güneşin doğuş anına denk gelmiş de kaçırmak istemiyor gibiydi. " Yüzünün her ayrıntısını zihnime kazımak istiyorum. "
" Ben kazıdım. " dedim ciddileşerek. " Sen hala nasıl kazıyamazsın? "
" Hadi ya.."
" Tabi. " Elleri tekrar kesiğe dokundu. Pamukla etrafını temizledi. " Banyoya gireceğim ıslanmaz mı? "
" Değiştiririz. "
" Ama gecikiriz. Herkes hazırdı. "
Cihangir göz kırptı. " Herkesi kandırmamız yok mu? "
" Nasıl? "
" Gitmeyeceğiz işte. İkimiz senin yatağında uyuyacağız. Bahane olarak da biri çayımıza uyku ilacı atmış deriz. "
" Benimle yalnız kalmak için bahaneler üretiyor olman hoşuma gitmedi desem yalan olur. " dedim dudaklarım kıvrıldığında. " Ama Ertürk senin için geldi, biliyorsun. "
" Biliyorum. " gözleri tekrar bacağıma döndüğünde iç çekti. " Şimdilik üzerini kapatmayalım. " yaraya hitaben söylediğini anlayıp başımı salladım.
" Dışarıda bana bir şey söylüyordun. " Zihnime teşekkür ediyordum. Hemen hatırlatmış olmam onu da gülümsetti.
" Ne söylüyordum? "
" Hatırlıyorsun Cihangir. " gözlerimi o dışında her yerde gezdirdim. " Şu an ben söyleyeyim diye hatırlamıyor gibi yapıyorsun. "
" Yo. " dedi omuz silkerek.
" Cihangir Karaboğa hiç komik değil. "
" Umay Karaboğa ama sen çok güzelsin. " öne doğru büzdüğüm dudaklarımı parmaklarının arasına sıkıştırarak biraz daha uzamasını sağladı. " Yerim o dudakları. " Ye dememek için kendimi zor tuttum. " Seni öpmeyi En sevdiğim yeri söylüyordum aşağıda. Hatta yukarı çıkınca bu yeri göstereceğim demiştim. " dudaklarımı serbest bıraktığında şişmiş gibi hissettim.
" Bak nasıl da zihnin tazelendi. "
" Sadece seninle uğraşmayı seviyorum. " omuz silktiğinde konuşmasına devam etti. Dizlerinin üzerinde havalandığında " Bana doğru eğilir misin? " diye sordu. Tabi ki hemen eğilmeyi seçtim. Sorgulamak yoktu. Dudaklarını alnımda hissettiğim an gözlerimi usulca kapattım. " Seni en çok alnından öpmeyi seviyorum. Niye biliyor musun? " yutkundu. " Benim olduğunu hissettiriyor. Birini yanaklarından öpebilirsin, bu biri senin için herkes olabilir. Ya da herhangi birini dudaklarından da öpebilirsin. Ama alnından öpmezsin. "
" Dudak derken? "
" Hşt beni dinle. Küçük bir bilgilendirme yapacağım sana. " Dudakları bir kez daha alnıma baskı uyguladı. " Dudaktan öpmek seni seviyorum demektir. Ben seni sevdim, dudaklarından öptüm. " Dudakları dudaklarıma indi ve küçük bir baskı hissettim. Gözlerim hala kapalıydı. " Kulaktan öpmek. " dediğinde dudaklarının baskısını kulak mememde hissettim. İçimin gıdıklanmasına engel olamadım. " Sen benim her şeyimsin demek. Her şeyim olduğunu sana her seferinde hissettirdim. " nefesini verdiğinde kasıklarımdaki kelebekler harekete geçti. " Omuzlarından öpmek demek seni istiyorum demek ki bunu sana ne kadar belli ettiğimi biliyorsun. " Dudakları omzuma ufak bir baskıda bulundu. Dudakları boynuma doğru geçtiğinde ise " Boyundan öpmek, biz birbirimize aitiz demek. " Koca bir nefesi içine hapsetti. " Ben senin boynunda nefes alabiliyorum, bunun sebebi sana ait olduğum içinmiş minik serçem. "
" Peki ya alnım? "
" Sabırsızsın. " dedi gülümseyerek.
" Biraz. "
" Birazdan fazla olduğuna yemin edebilirim. " göz kırptığında dudakları bir kez daha alnıma dokundu. " Birini alnından öpmek seninle sonsuza kadar beraber olmak istiyorum demek. Her şeyinle, her şeyimle. Yaşlı bir ihtiyar olduğumda bile öpmek istiyorum alnından. "
" Karın olarak buna izin veriyorum. " dediğimde kahkaha atarak gülmeye başladı. Bu sefer onu izleyen taraf bendim. Dudaklarının kıvrılışı, turkuaz gözlerinin kısılışı zihnime bir kez daha kazındı. " Bana güzel gülüyorsun diyorsun bir de. Sen hiç aynaya baktın mı Cihangir Karaboğa? "
" Sana bakmak varken ayna da kim Umay Karaboğa? "
" Ne yani ben senin aynan mıyım? "
" Aynalar bizi yansıtır. Sen beni yansıtıyorsun. Sana bakınca kendimi görüyorum. Gözlerinin içi parlıyor bana bakarken. Benim de sana baktığımda parladığı gibi. " Dudakları kıvrıldı. " Afilli sözler günüm galiba ha? "
" Galiba. "
Elleri bornozun açıkta bıraktığı dizlerime dokunduğunda iç çektim. Dudaklarını aşağıya doğru indirdiğinde gözlerim irileşti. " Diz kapaklarından öpülen kadınlar tüm sıkıntılarını, geçmişlerini geride bırakırlarmış. Niye biliyor musun? " Dudakları önce sağ diz kapağıma küçük ıslak bir öpücük kondurdu sonra da sol diz kapağıma. " Çünkü küçükken hep dizlerinden yara alırlarmış. Her yürümek istediklerinde onları düşüren bir kuvvet olurmuş. Hepsi ayağa sağlam bir şekilde kalkamazmış. Kalkanların da dizlerinde yaralar olurmuş. Parmağı diz kapağımda gezindi. Senin diz kapağında bir iz olmasa bile ben öptüm. Hep de öpmeye devam edeceğim. Yeter ki sen iyi ol. Birlikte olmak bana iyi geliyor. Yüzünün her bir detayını ezbere bilmek olur olmaz bir zaman diliminde yüzümün kocaman tebessümüne sebep oluyor. "
" Her bir detayı mı sahiden? "
" Her bir detayı sahiden. "
Diz kapaklarımdan öpen bir adamı sevmiştim ben. Ortak noktalarımızın olduğu adamı. Dünyadaki en şanslı kadın olduğumu iddia edebilirdim. Çünkü o adam da beni seviyordu. Karşılıklı sevgiden başka büyük bir mutluluk var mıydı?
" Mesela? "
" Bence bu soruyu senden uzakta olduğumda sor. Yüzüne bakacak iletişimim olmasın. Sen aynanın karşısına geç. Bende sana bahsedeyim. Nasıl fikir? "
" Yan yana olmama fikrimizden hiç hoşlanmadım. " dedim yüzümü asarak. " Diz kapaklarımdan öpen adam benden uzakta olmamalı. "
" O adam uzakta olsa bile hep sana geri dönecek, biliyorsun. Bunu bilmek yetmez mi? "
Öyle bir soruydu ki bu, yetmez diye asla cevaplayamazdım. " Yeter, uzakta da olsan iyi olduğunu bilmek bana yeter, sevgilim. "
" O zaman şimdi kalkıyorsun ve on dakika içinde duş alıp hazırlanıyorsun. " ayağa kalkarak sertçe yutkundu. " Yaranı çıkınca bir kez daha temizleyelim. Derinde kalmamış ama kesiği kanayabilir her an. "
" Peki ya sen? "
Elini ensesine koyarak kaşıdı. " Ben de bir duş alıp giyineceğim. " Dudakları kıvrıldı. " Beraber girmeyi teklif edeceksen sana eşlik edebilirim. Ama on dakika da mı çıkarız on günde mi bilemeyeceğim. "
" Deli. " İkimizde güldük.
" Sadece sana deli. " göz kırptığında dudakları bir kez daha aralandı. " Bu arada tedbir olması amaçlı senin için çelik yelek aldım. Kıyafetinin altından giyer misin? Bunlar özel. Öyle çok ağır değil. Biliyorum alışkın değilsin ama bu aralar başımızdan dert eksik olacak gibi değil. "
" Sanemler dışında birileri daha var değil mi? "
Başını salladı. " Var ama korkmanı gerektirecek bir şey olmayacak. Seni daima koruyacağımı biliyorsun. "
" Biliyorum. Korkum kendim için değil ki. " Dudaklarımı ıslattım. " Ya sen? Kendini de benim için koruyabilecek misin? Bana söz verebilirsin Cihangir? "
" Vatanım ve senin için yaşıyorum minik serçem. Sana söz, senin için kendimi koruyacağım. " gözleri yeleğe çevrildi. " Giymeyi unutma tamam mı? Korse gibi sarıyor zaten. Çok belli olmaz. Sana özel yaptırdım. "
" Sırf giyebileyim diye di mi? "
" Di. " dedikten sonra göz kırparak kapıya doğru yürüdü. Cihangir'in odadan çıkışını izlerken gözlerim bedeninde gezindi. Fit bir vücudu olduğunu asla inkar edemezdim ki etsem çarpılabilirdim. Üzerinde oturduğum varsayılırsa kasları oldukça sıkıydı. " Kirli düşüncelerinizi geceye saklayınız Umay Karaboğa. " dediğinde ağzım açık ona baktım. Kapıyı arkasından örttüğünde ise yüzümde kocaman bir gülümseme kalmıştı.
Cihangir Karaboğa'ya her şeyiyle aşıktım aşık!
♣️
Leman
Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir diye sormuştu bir keresinde kardeşim. Vatan sağ olduğu sürece hiçbir şey diye cevaplamıştım onu. Umrumda olan hiçbir şey yok sanıyordum. İşim hayatımdaki en önemli şeydi. Ondan daha üste bir şey sığdırmak aklımın ucundan bile geçmiyordu. Bir çok şehit verdim. İllaki üzüldüm, hepsini tanıyordum. Ama dedim ki vatan sağolsun.
Anne ve babamı küçük yaşta kaybetmiştim. Bir tek kardeşim vardı. Ona sıkıca tutunmuştum. Ta ki o da elimden alına dek.
Yine dedim mi vatan sağolsun.
Kaybımı kalbime gömdüm, yıllarca acısını içimde yaşadım. Barbaros bana destek olmaya çalıştıkça onu kendimden uzaklaştırdım. Her zaman kendime sorduğum bir soru vardı. O neden hala sevgilim?
" Sevgilim. " diye seslendiğinde düşüncelerimin içinden hızla sıyrıldım. Gece'nin korktuğu şeyi biliyordum. Birini sevince kaybedeceğini düşünüyordu. Eskiden buna anlam veremezdim. Ama insanın kayıpları çok olunca ister istemez bu korkuyla yüzleşiyordu. " Giyindin mi? "
Banyodaydım. Kapıyı kilitlediğim için içeri gelemiyordu. Odadaydı ve muhtemelen giyinmişti bile. Ona koyduğum sınırların haddi hesabı yoktu. Barbaros'un yerinde bir başkası olsaydı beni bırakıp giderdi.
Ama o gitmedi.
Ve sanırım hiç de gitmeyecekti.
" Geliyorum birazdan. " dedim tok bir sesle. Sevgilim demedim. Canım demedim. Tatlı sözcüklere ihtiyacım olduğunu düşünmüyordum. Dümdüz bir insandım ben. Ya da böyle olmak için çırpınıp duran bir insan mı demeliydim?
Barbaros neyimi seviyordu?
Banyodan çıkmak için harekete geçtiğimde onu bugün Umayla arabada gördüğümde içimde oluşan hissi anımsadım. Ne konuştuklarını deli gibi merak ettiğim bir andı. Barbaros'un kolundan tutup eve getirmeme sebep olacak kadar ciddi bir şeyler olmuştu içimde. Kıskançlık değildi bu.
Onunla konuşmadığım için bir başkasının onunla konuşuyor olmasını çekememekti.
Yüzüme çarpan gerçeği görmezden gelmemem imkansızdı. " Çıktım. " kapıyı aralık bıraktım. Barbaros'u aradı gözlerim ama bulamadı. Gitmiş miydi? Beni beklemeden gitmiş miydi sahiden? " Gittin mi? "
" Sensiz mi? Asla. " bulunduğum yere kör nokta olan yerdeki duvarın arkasından başını uzatıp bana doğru baktı. Yüzündeki gülümseme öyle güzeldi ki, bakmaya doyamıyordum.
" Güzel. " dedim tam bir robotu andıran sesle.
Zaten ne farkın var ki dedi iç sesim. Sen bir robotsun.
" Çok güzel olmuşsun. "
" Her zamanki halim. " omuz silktim. Onun iltifatları hoşuma gidiyordu, hiç göstermiyor olsam bile.
" Her zaman güzelsin, doğru. " dedi göz kırparak. " Leman. "
Seslenmesiyle birlikte ona döndüm. Gözlerime özel bir şeyler söyleyecek gibi baktı. İçimde ruhumu besleyecek bir çocuk kalmış olsaydı şu an onun yanağını okşar, ellerini tutardı. Ama yoktu.
Ben yaşıyordum ama bir hayaletten farkım olmadan. " Efendim? "
" Çıkalım mı diyecektim. " elini ensesine attı. " Diğerleri Alparslanla gelecekmiş. Umayla Cihangir de birlikte. " Eli ensesine gittiyse söylemek istediği şeyin üzerini kapatmış demekti. Onu el kol hareketlerini ezberleyecek kadar iyi tanıyordum. Ama bir soru sorsa söylemezdim. Soğuk ve mesafeli davranmak en güzeli gibi geliyordu.
" Ertürk nerede? "
" Büyük dayının yanındaymış. "
" Çıkabiliriz o zaman. " dediğimde başını sallayarak kapıyı açtı. Barbaros centilmen bir adamdı. Bana yaptığı iyiliklerin haddi hesabı yoktu. Onun komutanı olmama rağmen beni çatışmalarda yalnız bırakmıyordu. Emrime karşı geldiği anlar hep can tehlikemin olduğu anlardı.
" Çıkıyor musunuz? " merdivenlerde duran Mizgin'in saçlarını inceledim. Küçük ve savunmasız Mizgin. Kubilay'a vurgun Mizgin. Bazen onu kollarımın arasına alıp sıkıca sarmalamak istiyordum. Bu isteğimi nadir de olsa gerçekleştiriyordum. Bazı zamanlar ise hayal olarak kalıyordu.
Bazı anları yaşamak için fazla geç kalıyordum.
" Evet sen Kubilerle gidecekmişsin. "
" Abimler. " dedi Mizgin dişlerini birbirine bastırarak. " Abimle gideceğim. "
" Tamam abinle. " dedi Barbaros üstelemeden. Alparslan kör müydü? İkisinin de gözlerinin önünde sürünmesine nasıl izin verebiliyordu?
" Sizin arabada yer varsa sizle de olur. " kaçmak istiyordu. Bizimle gelme sebebi Kubilay olsa gerekti. Aralarında ne geçtiğini bilmiyordum ama uzaklaşmış gibiydiler. Bu oldukça tuhaftı.
" Biz dolu ve kapalıyız. " dedim gelmesini istesem de belli etmeden. İkisinin birbirinden kaçmasını izlemek yerine yan yana oldukları anı izlemek daha keyif vericiydi. Evin neşe kaynağı onlardı.
Bir de çift olsalar...
Sen Barbarosla çiftsin ama onlardan bile daha uzaksın adama dedi iç sesim.
" Peki. " dedi Mizgin yüzünü düşürerek.
Kapıya doğru ilerleyeme devam ettim. Onu üzmüş olduğumu düşünüyordu ama iyilik yapıyordum. Bazı iyilikler bilinmezdi. Çünkü söyleniş tarzları kötülük gibi görünürdü. Az önce yaptığımda bunlardan biriydi.
" Arabada yerimiz vardı. " dedi Barbaros evin bahçesine indiğimizde. " Yalnız kalalım diye mi istemedin? "
" Alakası yok. Odamızda seninle yalnız kalıyoruz zaten. Neden böyle bir isteğim olsun ki? " Barbaros sözlerime alınmayacak kadar beni takmıyordu. Başkası olsa bu cümleyi kurduğum için benimle kavga edebilirdi. Ama o sakin kaldı.
" Sen mi süreceksin? " arabanın yanına geldiğimizde anahtarı kaldırarak ona doğru salladım.
" Tabi ki. "
Sürücü koltuğuna oturduğumda yanıma oturdu. Başka erkekler olsa bunun için de tartışma çıkarabilirdi. Ama Barbaros öyle biri değildi. Belki de sadece benim için böyle biriydi. " İlk biz gidelim istedim. " dedi konuşacak konu aramak istercesine. Son zamanlarda aramızın bozuk olduğunu hisseden tek taraf değildim sanırım. Umay geldiğinde karşı çıktığım için beni uyarmıştı. Biz askeriz, bu tepkilerin sana yakışıyor mu diye sormuştu.
O an dank etmişti bir şeyler bana.
Doğru ben askerdim.
Ona nasıl davranmıştım? Kendimden utanıyordum.
" Etrafı kolaçalan etmek için mi? " sorumla birlikte onayladığını belli eden bir ses çıkardı.
" Bugün yaşadığımız olay Umay'ı çok etkiledi. " dediğinde başımı omzumun üzerinden ona doğru çevirdim. Umay mı? Şu an ikimiz varken onun konusu mu? " Biz alışkınız ama o değil. "
" Aynen. " dedim bir şey demem gerekiyormuş gibi. Umay'ı kıskandığım için değildi bu farklı bir şeydi. İkimizden bahsedilecek konular yok muydu? Mesela bizim aramızda olan sorunu nasıl çözecektik? Monotonlaşmış ilişkimiz hakkında konuşmamız gerekmez miydi?
" Cihangirle araları bozuldu gibi oldu. " dediğinde önemsediği en önemli konu buymuş gibi dudaklarını birbirine bastırdı. Bizim için değil de onların ilişkisi için mi endişe ediyordu?
Sakin ol Leman. Her zaman umursamadığın o tavrın nerede? Hatta kız ona. Bağır, şu an onları duymak istemiyorum de. Ama diyemedim. " Hadi ya. " dedim konu ilgilimi çekmiş gibi davranarak. Başkalarının ilişkileri umrumda bilr değildi. " Kötü olmuş. "
Galiba tek derdim Barbarla konuşabilmekti.
Lanet olsun o kadar düşmüş müydüm? Eskiden benimle konuşabilmek için o peşimden koşardı. Şimdi bunu yapan taraf ben mi olmuştum?
" Umay kırıldı tabi. Önceden söylemedi Cihangir. İyiliği için bile olsa ateş edildi. Sevdiği adamı gözlerinin önünde vurdular. " sertçe yutkundum. Gözleri bana çevrildi, hissettim ama dönüp bakmadım.
Barbar vurulsa nasıl hissederdim?
Ya ölse? Vatan sağ olsun diyerek şehit verdiğim bir çok kişi vardı hayatımda. Kardeşim de buna dahildi. Ama ya o? Beni benden daha çok düşünen adamı kaybetme korkusu bedenimi hapsi altına aldı. Keşke ona bir bakışımla anlasaydı onu ne kadar sevdiğimi. Çünkü benim için dudaklarımdan iyi bir cümlenin çıkması oldukça zordu.
Psikologa mı gitmeliydim? Ya da ilişki terapistine?
" Haklısın. O alışkın değil. " dedim içimden Barbar'ın öldüğünü düşünmemeye çalışarak. Öyle bir senaryoda ne yapardım? Daha önceden kaybı olan insanlar ölüme alışmıyordu. Aksine içinde tetiklenen bir şeyler oluyordu.
Kardeşim şehit olduğunda da hissetmiştim bunu. Ailemden sonra o da...
" Cihangir'e kırgın olsa bile hep onun gelmesini bekledi. " dedi şaşırılacak bir durummuş gibi. Biz birbirimize küstüğümüzde bende gelmesini bekliyordum. Her ne kadar yalnız kalmak istiyorum desem bile onu yanımda istiyordum. Çünkü ben yalnız biriydim. Beni herkes anlamazdı.
" İlişkileri çok hoşuna gitmiş sanırım. " dikiz aynasından arkamdaki araca baktım. Bugünlerde nedense takip edildiğimi hissediyordum. Belki de bu bir paranoyaklıktı.
" Yalan söyleyemeyeceğim gitti. " İç çekti. " Eskiden bizde öyle birbirimizi görmeden duramazdık. "
" Artık durabiliyoruz yani öyle mi? "
" Durabiliyoruz diye bir şey yok Leman. " dudaklarını ısırdı. " Sen göreve gidiyorsun hatta bunu bir mesajla söylemeyi uygun görüyorsun. Ama olsun en azından haberim oluyor. " göz devirdi. " Durabiliyorsun işte veda bile etmeden gidip. "
" Vedaları sevmem. "
" Vedaları kimse sevmez. " dedi Barbaros canımı sıkılacak tok bir sesle. " Ben çok mu seviyorum? "
" Sevmiyorum demedin. " omuz silktim. Mekanın önüne gelmiştik.
" Hiç sormadın ki..." dediğinde içimde kopan fırtınaları hissettim.
Beni hiç merak etmiyorsun ki Leman...
İnsan gün içinde bir kez bile olsun arayıp sormaz mı Leman?
Ben seni düşünüyorken sen işinden başka bir şey düşünmüyorsun ki Leman...
İşin her şeyden önemli, anladım Leman.
Sonra da vazgeçmişti bu cümlelerden. Akışına bırakmıştı. Monoton hayatımız da bu noktada başlamıştı. Artık ne o bana mesaj atıyordu ne de ben ona. Aynı eve geliyorduk sonuçta çok konuşmaya gerek yoktu değil mi?
Değil, dedi iç sesim. Onun araması hoşuna gidiyordu. Birinin seninle ilgilendiğini hissediyordun. Ama şimdi... şimdi yine kimsessizsin. Ve bunu kendine sen yaptın!
" Mekanın etrafını gezeceğim ben. " dedi Barbaros sessiz kalmamdan sıkılarak. " Sen de içeri geç. Bizimkiler de gecikmez zaten. "
Tamam demek bu kadar zor olmamalıydı değil mi?
Ama benim için zordu.
Onunla ilişkimizde ilk aşık olan taraf bendim. O bana gelmiş olsaydı sanırım biz diye bir şey olmazdı. O zamanlar kuzgun timinin komutanı değildim. Hatta tim bile yoktu. Hepimiz eğitimdeydik. Ona nasıl aşık olmuştum? Anlık bir şeydi sanırım. Bana bakmamıştı bile. Ama ben bakmıştım. Her gün ona bakmıştım. Tek odağım o olmuştu. Bir gün demiştim ki, yarışalım mı?
O gün hikayemiz başlamıştı.
Arabadan inerek mekanın içine girdim. Ertürk için desek de aslında burada olmamızın farklı amaçları da vardı. Herkesin görev öncesi kendine gelmesi gerekiyordu. Biraz kafamızı dağıtmamız gerekiyordu. En azından benim dağıtmam gerekiyordu. " Hoşgeldiniz Leman hanım. " diyen çalışana baş selamı verdim.
" Her şey hazır galiba? "
" Evet efendim, Ertürk bey de burada. " kaşlarım havalandı. Bizden önce gelmesine şaşırmamam gerekiyordu ama yine de kendimi tutamadım. Çok geçmeden giriş kapısından giren Kubilayla gözlerimi çalışandan çekmiş oldum.
" Oo Leman komutanım. " dedi beni gıcık etmek adına. Bana teşekkür etmesi gereken çok konu vardı. Ama o tam tersini yapıyordu. Çünkü yaptığım iyilikleri kimseye belli etmezdim. Kötü görünmek güzeldi. " Selam yok mu? "
" Selam Kubi. " dediğimde geniş gülümsemesi yüzüne yayıldı. " Diğerleri nerede? " Cihangir ve Umay demektense Diğerleri diye hitap etmek en kolayıydı.
" Gelirler birazdan. " omuz silkti Alparslan. " Umay'ın dizi kanıyormuş sanırım. "
" Arabanın camına tekme atmış tekme. " dedi Gece göz devirerek. " Hangi aklı başında insan yapar bunu? Ya başka bir yerine bir şey olsaydı? "
" Cihangir'e bir şey oldu sandı. " dedi Kubilay. " Vahşet bir sahneydi. Arabayı yakmadığına şükredelim. "
Vay canına gündem Umay'dı.
Aslında onunla bir derdim yoktu. Sadece özür borcum vardı. Ona davranışımdan dolayı kendimi suçlu hissediyordum ki hissetmem de gerekiyordu. Görevimi sadece dağda gerçekleştirmek diye bir şey yoktu. Ben askerdim. Dağ da merkezde de görevim ne gerektiriyorsa onu yapmalıydım. Ama onu reddetmiştim. Savunmasız bir vatandaştı sadece. Neydi benim derdim?
Kardeşim gibi aramıza sonradan girdiğinde başına bir şey gelir diye mi korkmuştum? Ya da kimliklerimizi ifşa etmesinden?
" Her neyse Ertürk gelmiş onunla ilgilenelim. Sonuçta bugün onun için buradayız değil mi? "
Başını sallayarak beni takip ettiler. Büyük dayıyı Ertürk'ün yanında görünce adımlarımı o tarafa yönlendirdim. Koltuklara oturmuş bir konu hakkında konuşuyorlardı. Ellerindeki içeceklere baktım. Bitmek üzere olduğunu fark ederek garsona işaret verdim. " Hoşgeldiniz. " dedim yanlarına ulaştığım an. Uzattığım eli tutan Ertürk mesafesini korumaya devam etti.
Soğuktu. Buzdan olduğuna bile inandıracak kadar. " Hoşbulduk, teşekkürler organizasyon için. " Gözleri arkamdaki kişilere çevrildi. Onunla iş konusu dışında bir konuşmamız olmazdı zaten. Cihangirle samimiydi. Belki de bu samimiyet başka sırların ışığıydı.
Onlar muhabbetlerine dalmışken gözlerim Barbaros'u aradı. Mesaj atmak istedim. Seni özledim demek istedim. Bunlar sadece istekti. Hiçbir isteğimi gerçekleştirmiyordum. Neden bunu yapıyordum ki kendime?
" Barbar nerede? " diye sordu Ertürk bakışları beni bulduğunda.
" Gelir şimdi. " dedim kaçamak bir cevap vererek. Mekanın etrafını gezmek bu kadar uzun sürüyor muydu?
" Cihangirler geldi. " dedi Büyük dayı gözlerini kısarak. Baktığı yere çevirdim gözlerimi.
Barbaros onlar birbirine kırgın dememiş miydi? O zaman neden el ele gelmişlerdi?
" Umay'ın kırgınlığı üç saniyelikmiş. " dedi Kubi cıkcıklayarak. " Birilerinden ders alması lazım küsemiyor bu kız. Biraz naz lazım ya. "
" Sus sen Kubi. " dedi Mizgin onunla uğraşarak. Kendileri olmaya başlamışlardı. Ya da hep birlikteyiz diye mi kendilerine gelmişlerdi?
" Küçüğüm, sen de konuşmamı seviyorsun kabul et. "
Gözlerimi bize doğru gelen Umay'a çevirdim. Yüzünde küçük bir tebessüm vardı. Yanaklarına oturan kan yüzüne renk veren tek maddeydi. Teninin bembeyaz olması bazen hasta mı acaba diye düşünmeme sebep oluyordu.
Arkalarından gelen garsonun tepsinin altında gizlediği bıçağı gördüm. Garsonun yüzündeki ifade gerginlikten başka bir şeye benzemiyordu. Baskı altında gibiydi. Gözleri Umay'ın üzerindeydi. Hedefi Umay mıydı?
Tepsinin üzerindeki bardaklar düşecek gibi olduğunda küfür etti. Eliyle sıkıca tuttuğu bıçağı çıkardığı an dudaklarım aralandı. Gözlemi fazla kaçırmıştım. Elindeki bıçağa ben ulaşamadan Umay'ın sırtına sapladı. Umay yüzünü buruşturduğunda Cihangir'in kolunu daha sıkı kavradı.
Birine daha yetişemedin dedi iç sesim. Annen, baban da gözlerinin önünde ölmemiş miydi senin?
Leman ama her şeye geç kalan...
Sevdiği adama bile.
Bölümle ilgili bilgilendirmeler için beni takip etmeyi unutmayın! Kendinize iyi bakın.
Sizi seven Rumi
🖤
Insta: rumistrop
Tiktok: therumice
Merhaba siyah kalplerim biz geldik! Oy ve yorumlarınızı eksik etmeden okuyunuz ( istek değil ihtiyaç) sizin düşüncelerinizi ancak öyle görebiliyorum biliyorsunuz.
Keyifli okumalar!
Gökyüzüne çöken kara bulutlar bazen felaketleri de beraberinde getirirdi. Tüm insanlığı etkileyecek olaylar genelde öyle gecelerde gelirdi. Zihnimize çöken kara bulutlar ise düşüncelerimizi felaketlere boğardı. Mesela şu an benim zihnimi boğduğu gibi.
Gözlerimden damlayan yaşları umursamadan kapalı olan arabanın camına dirseğimle sertçe vurdum. Hiçbir değişim olmadığında sağ ayağımla bir kez daha darbe bıraktım araca. Yine bir şey olmadı. Ufak çatlaklar olsa da cam tamamen kırılmadı. Altına doğru vurduğumda açılan boşlukla birlikte derin bir nefes aldım. Elimi boşluktan sarkıtıp kapıyı açtığımda Cihangir'in neden arabada durmamı istediğini daha iyi anladım.
Yerdeydi.
Onu bu şekilde görmemi istemiyordu.
Silah sesi kesilmiş, kırmızı ışık yok olmuştu. Keskin nişancı görevini tamamlamış, ortalıktan çekilmiş olmalıydı. Vakit kaybetmeden arabadan çıkıp koşarak yerde üst üste yatan kişilere doğru koştum. Büyük dayının önüne atlamış olmasını aşamıyordum. Kendini hiç düşünmeden vatanı için feda edebilecek bir adamı seviyordum. Bunu başından beri biliyordum ama bu ana denk gelmiş olmak beni sandığımdan fazla etkilemişti.
" Cihangir. " dedim koşarken. Onlara çok uzak sayılmazdım. Belki de keskin nişancı bir yerden hala onları izliyordu. Belki de Cihangir bu yüzden gelmemem için çabalamıştı. Ama bunların hiçbiri umrumda bile değildi. Ona gelmek için arabanın camını bile kırmıştım. Anahtar kısmından bahsetmiyordum bile.
Büyük dayının indiği arabadan inen Kubilay'ı gördüğümde kaşlarım çatıldı. İfadesinde bir duygu aradım. Korku yoktu. Onlara bir şey oldu endişesi de yoktu. Dudaklarım dümdüz çizgi halini aldığında ne olup bittiğini anlamlandırmaya çalıştım. " Senin burada ne işin var Umay? " sorusuyla Alparslanla göz göze geldim.
Bu da nasıl bir soruydu böyle?
" Cihangir vuruldu. " dedim tek düze bir sesle. " Keskin nişancı var. " gözlerim etrafı taradığında yerde yatan Cihangir'in yanı başındaydım. " Sevgilim. " ellerimle yüzünü kendime doğru çevirdim. Dudakları aralıktı ama gözleri kapalıydı. " Gözlerini aç. Bana bak Cihangir. Turkuaz gözlerini görmeye ihtiyacım var. " başımı iki yana sallayarak göz yaşlarımın akmasına izin verdim.
" Umay. " dedi Kubilay'ın buğulu sesi. " Büyük dayı altta sanırım ezildi. "
" Şu an bunu düşünmenin sırası mı? " Sertçe yutkundum. Düşündüğüm tek kişi Cihangirdi. " Ambulans arayın hemen, lütfen. Büyük dayının önüne atladı. Gördüm kırmızı ışığı gördüm. "
" Bir kedi gördüm sanki seslendirmesini sana tayin etmeliler. " Kubilay ellerini birbirine çarparak alkışladı. " Vallahi senden daha iyi seslendirme bulamazlar. "
" Cihangir diyorum vuruldu diyorum. "
" Bende sana her şey bir oyundu diyorum. " dedi Kubilay tane tane. " Yani bir suikast girişimi vardı tabi, bu kısım gerçekti ama seninkinin yatma kısmı falan hikaye. " göz kırptı. " Bence sana naz yapıyor. Kalkmamış olmasının başka bir anlamı olamaz. "
Afallayarak ona doğru baktım. " Ne oyunu? " böyle oyun mu olurdu? İnsanın aklını başından almaktı bu.
Ellerimin altında duran Cihangir yavaşça gözlerini açtığında rahat bir nefes aldım. " Minik serçem? " dudaklarını hareket ettirdiğinde ağzının ortasına sertçe vurmak istedim. Ama kıyamadığım için bu düşünceyi zihnimden derhal kovmayı seçtim.
" İyi misin? "
" Kollarındayken dünyanın en iyisi benim. " kollarımı yavaşça üzerinden çektiğimde yerinde doğruldu.
Sonra bir telsiz sesi yankılandı. Alparslan'ın elindeki telsizden geliyordu ses. " Düşman etkisiz hale getirildi. " Leman'ın sesi kulaklarıma dolduğunda Kubilay'ın doğruları söylediğini anlamış oldum. Ne yani bunlar bir oyundan mı ibaretti? Peki ya Cihangir bunu bana söylemeyi neden reddetmişti?
" Haberin var mıydı bu yaşanacaklardan? " diye sorduğumda başını sallayarak yanıt verdi. " Nasıl ya ama kucağındayken çelik yeleği hissetmedim. " dediğimde kırdığım potla birlikte herkes bana döndü. Ayak parmaklarıma kadar kızarmaya başladığımı söylememe gerek var mıydı? Kızarmak değil, kızmak eylemini gerçekleştirmem gerekiyordu.
" Kucağına mı aldı Cihangir seni? " diye sordu Barbaros duymayan kalmadıysa duysun diye sesli bir şekilde dile getirerek. " Hasta mısın psikolog bacım? "
" Hasta kesin ama bu hastalığın adı Cihangirle baş başa kalıp kucağa atlamayla iyileşebilen türden. Yoksa ne yapsın kucağında değil mi Umaycım? "
" İstersen esprilerini fazla zorlama. " dedim Kubilay'a sertçe bakarak. " Bu ne demek ya? Niye benim haberim yok mesela? "
" Görevler yetkililer dışında kimseye söylenmez. " dedi Alparslan tok bir sesle.
Sakin kalmaya çalıştım. Az önce yaşadıklarımın beni nasıl etkilediğinden haberleri var mıydı? " Cihangir artık kalkacak mısın? " Büyük dayının sorusuyla birlikte Cihangir yerinde hareketlendi. Üzerinde çelik yelek olduğunu bile fark etmeyecek kadar dikkatsizdim. " Umay kızım, sen de bize kızma. Cihangir seni almak için gitmeseydi bu durumu sana yaşatmayacaktık. Ama birlikteydiniz, bu son kaçınılmazdı. "
Anlayışlı olmayı denemeye çalıştım ama olamadım. " Cihangir beni uyarabilirdi. "
" Arabada kalmanı söyledim. " dediğinde ellerimi iki yanımda yumruk yaptım.
" Bir aptal gibi beni arabaya kitlendin. " dedim sinirle. " Sana bir şey olacak diye camı kırdım ben ya. Sana ulaşmak için tekme attım kapıya. " sinirle etrafıma baktım. Büyük dayıya düzenlenmiş olan suikast umrumda bile değildi. Belki beni üzmesi gerekiyordu ama şu an bunu düşünmeyecek kadar sinirliydim.
" Gerçekten kırmış. " dedi Kubilay yarım ağız gülerek. " Kız sen bize katılmakla doğru bir karar verdin. "
" Bize katılmadı. " dedi Büyük dayı. " Sadece ortak bir görevdesiniz. Ve bu görev daha fazla uzamayacak. "
" Size güvenmek hata mıydı? " Dudaklarım öne doğru büzüldü. Ağlamamı ertelemem gerekiyordu. " Ya söyleyebilirdin Cihangir. Telaşlanma her şey bir oyun diyebilirdin. Sen beni arkanda bıraktın. Hem de telaşlı bir şekilde. Ben korktum. Ben seninleyken ilk defa korktum. Ama kim için? Kendim için mi? " gözlerimi kapatarak kendimi dizginlemeye çalıştım. Beni anlıyor muydu bilmiyordum. Bakışları donuktu. Yaptığı yanlışın farkındaydı. Ama bunun için çok geçti. " Senin için aptal. " Ona kızmak, içimdekileri haykırmak istiyordum. Yaptığım tek şey ise başımı iki yana sallamak oldu. Gözlerimi Barbaros'a çevirdim. " Beni eve bırakır mısın? Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var. Siz eğlenmenize bakın. "
Barbaros gözlerini önce Cihangir'e çevirdi sonra da bana. " Bırakırım. " dediğinde Cihangir'in arabasına doğru yürümeye başladı. Annesini takip eden yavru ördek gibi onun peşinden ilerlemeye başladım.
Cihangir'e ise dönüp bakmadım.
Onu arkamda bıraktım.
Göz göze gelmeden ondan uzaklaştım. Çünkü biliyordum ki turkuaz gözlerine bakarsam ona olan sinirim geçerdi. Kızgınlığım, öfkem dinerdi. Konu gözleri de değildi. Bazı insanların dudaklarından çıkan sözlerden daha samimi bir bakışı vardı. Beni alt üst eden de buydu sanırım.
Bir bakışı.
Arabaya bindiğimde kırılan cam parçaları üzerime doğru sıçradı. " Cam rahatsız ediyorsa arkaya otursaydın psikolog bacım. " dedi Barbaros düşünceli sesiyle. Gözleri önümüzde duran Cihangirle benim aramda mekik dokuyordu. Her an Cihangir gelip de onun yerine oturacakmış gibi hissediyor olsam da biraz yalnız kalıp düşünmeye ihtiyacım olduğunu kendime hatırlattım. Ona kızgınken bile yanımda onu istemek hangi mantığa hizmetti?
" Sorun değil. Artık buradan gidebilir miyiz? " sorumla birlikte başını sallayarak arabayı çalıştırdı. Araba izbe sokaktan çıkarken gözlerimi usulca kapattım. Zihnimi dinlendirmek için bunu yapmak zorunda hissettim. Barbaros da benimle muhabbet etmeyeceğine göre yol boyunca gözlerimi kapalı tutmam bir sıkıntı yaratmazdı.
Belki de ona kızmış olmam üst üste yaşadığım olayların birikimiydi. Kızmak istediğim kişi o muydu kendim miydim? Onun sırtında gördüğüm kırmızı ışığı aklımdan çıkaramıyordum. Onlar alışkın olabilirdi ama ben böyle şeylerle ilk kez karşılaşıyordum. Keskin nişancının varlığını sadece dizilerden duyan biriydim. Etkilenmem normaldi.
Barbaros'un elinin baskısını kolumda hissedince gözlerimi açmak zorunda kaldım. Benimle konuşacak ortak bir mevzusu olmadığı için konuşmaz sanıyordum. Ama Barbaros yüzündeki tebessümle bana bakıyor, konuşmaktan daha büyük bir iyilik yapıyordu. " Radyoyu açsam rahatsız olur musun? " Başımı iki yana sallayarak cevabımı verdim.
Radyoyu açtığında slow bir şarkı yolculuğumuza eşlik etmeye başladı. Barbaros bana kaçamak bakışlar atıyordu ama gözlerimi yoldan çekmemeye yemin etmiş gibi ona dönmedim. Cihangir'in yaptığı şeyi unutamıyordum. Beni arabaya kilitlemek de ne demekti? Kitleyeceği tek şey kelepçeyle... gözlerimi irice açarak iç sesimi susturmaya çalıştım. Ona kızgın olmam gerekirken konuyu çektiği yer beni delirtmeye yetiyordu.
" Çok mu kızdın? " Barbaros radyonun sesini kıstı. " Cihangir'in kötü bir niyeti yoktu ki. Sadece seni korumak istedi. "
" Arabaya kitledi beni. " dedim pencere kısmını göstererek. " Kötü niyeti yok bende biliyorum ama bu yaptığını aşamıyorum. " Şimdilik dedi iç sesim. Seni bir kez öpse kendine gelirsin. O aşamıyorum dediğin şeyin lafını bile yapmazsın.
" Cihangir sevdiklerinin canına zarar gelme ihtimalini bile ortadan kaldırmak için kendi canını hiç düşünmeden hareket eden bir adam. Onu yeni tanımaya başlıyorsun. Ama bil diye söylüyorum. Normalde sen planda yoktun. Dünden belliydi burada gerçekleşecek olan olay. Sen sabah Lemanla gidince..." gözleri kısıldı. " Gerçi Leman'ın arabasına gizlice girmiştin değil mi? Lemanla gitmek sayılmıyor. "
" Aynı arabada yolculuk yaptık. " omuz silktim. Gözlerimi törpülemediğim tırnaklarıma çevirdim. " Birlikte gitmiş sayılırız. "
" Arabanın bagajında gittin. "
" Ne fark eder? " sesimde umursamazlık mevcuttu. " Yan yana otursak anlaşabilecek miydik? Ayrıca Leman biliyordu, beni indirebilirdi direkt. "
" Leman'ın ne yapacağını asla kestiremezsin. " İç çekişle bir yarasının var olduğunu anladım. Barbaros biriyle konuşacak potansiyelde değildi. Hele ki benimle derdini paylaşacak tipte. Bu belki de önyargıydı.
" Sende mi? "
Uzun sayılacak bir süre sessiz kaldı Barbaros. " Bende. " diye tamamladı sessizliğinin sesini. " Lemanla sevgili olmamız bile büyük bir olay. " güldü. " Geçmişi hatırlamak isterim ama her anını değil. Az koşmadım peşinden. "
" Yanlış anlama ama Leman'ın birini sevebiliyor oluşu benim tuhafıma gidiyor. Yani ne bileyim. Başlarda ilk bana öyle yaklaşıyor sanmıştım ama konunun benimle ilgisi olmadığını sonradan anladım. Leman'ın herkesle arasına çektiği bir sınır var. "
" Kardeşi varken böyle değildi. " dedi yutkunarak. " Kardeşi şehit oldu. "
" Biliyorum. "
Başını direkt bana çevirdi. " Sana anlattı mı? "
" Hayır, kızlar bahsetti. Yani sadece şehit olduğu kısmını. Detaylarını bilmiyorum. " göz devirdim. " Leman bana günahını bile söylemez ki. " haklıydım söylediklerimde. Leman beni ne seviyordu ne de benden nefret ediyordu. İkisinin ortasındaki o çizgideydi. Hangisine geçiş yapacağını aklından geçirmiyordu bile.
" Leman öyledir. Ben bile onun hakkında çok az şey biliyorum. " kalbimde küçük bir cam varmış da batıyor gibi irkildim.
" Kaç yıldır birliktesiniz? "
" Saymayı bırakacağım kadar çok. " dedi Barbaros. " Şimdi diyeceksin, madem bu kadar uzun süredir birliktesiniz nasıl hakkında bir şeylerden bahsetmiyor. Haklısın. Bende defalarca sorguladım bunu. Ona da yansıttım. Sordum, yanıt alamadım. Bende artık sormayı bıraktım. O yanımda olsun yeter dedim. "
Kuzgun timi güçlüydü, düşmanlarını alt edebilirdi. Ama kendi içlerinde halledemedikleri çok şey vardı.
" Ona evlilik teklif etmek istiyordun. "
" Evet, yüzük bile hazır. Göstermiştim. " dediğinde başımı salladım.
" Leman bu habere sevinir mi sence? " direksiyonu tutan elleri sıkılaştığında yanlış bir soru sorduğumu anladım. Bunun cevabını o da bilmiyordu muhtemelen. Ve belki tahmin etmek bile istemiyordu. Bakışları bana dokunmadı.
" Sevinsin isterdim. " dedi ruhsuz bir sesle. " Ama sevinmezse de sorun değil ki, dedim ya o yanımda olsun da her şeye razıyım. "
" Yanında olması neden bu kadar önemli? " kaşlarımı çatarak ona doğru döndüm. Neden bu cümleyi tekrarladığını anlayamamıştım. Yanında olmasa nerede olacaktı ki? İkisi de aynı timde iki askerdi. Yolları, gidişatları aynıydı.
" Cihangir'in uzakta olmasını mı tercih ederdin? " Sorunun öznesi ben olduğumda çatık kaşlarım havalanmayı tercih etti.
" Cihangir'e şu an kızgınım. "
" Değilsin. " başını iki yana salladı. " Şu an arkamızda bize yetişmeye çalışıyor desem sağa çek ineceğim dersin. İnkara gerek yok en sevdiğim psikolog bacım Umay. "
Başımı hızla arkaya çevirdim. Gerçekten bizi mi takip ediyordu? Geliyor muydu? Film sahnelerindeki gibi gelip kolumdan çekecek ve gidiyoruz diyerek beni arabasına mı bindirecekti? Klişe dedi zihnim. Sen tam bir klişe sevengillerdensin.
" Başka psikolog bacın mı var? " dedim arkadaki aracı inceleyerek. Cihangir değildi. Yüzümün düşmemesi için ifademi sabit tutmaya çalıştım. Barbaros ortaya bir şey atmıştı ve bende buna inanan taraf olmuştum.
" Teksin. " dedi göz kırparak. " Boynun kırılacak arkana bakmaktan. " dedi iç çekerek. " Beklediğin arkanda değil yanında olmalıdır. " Barbaros'un şifreli konuşmaları daha önce de var mıydı yoksa şu ana mı özgüydü bilmiyordum. Ama anlatmak istediği bir şeyin var olduğunu biliyordum. Ya da ima ettiği mi demeliydim?
" Bakmıyorum arkama. " dedim kollarımı göğsümde birleştirerek. " Ayrıca kızgınım hala. Arkamızdan gelse ne değişecek ki? Yalnız kalmak istediğimi söylemiştim ona. "
Barbaros kahkaha attı. " Gözlerin ve dudakların farklı düşünüyor herhalde Umay bacım. "
" Bakma sen gözlerime. " dedim bahane uydurmaya çalışarak. " Yorgunum ya ondan o bakış. "
" Bakışlarından bahsetmemiştim ama sen öyle diyorsan öyledir. " Beni gafil avladığını belli eden o cümleyi kurduğunda sessizliğimi korumak adına dudaklarıma hayali bir fermuar çektim.
" Öyle tabi. "
" Bu arada çok yakışıyorsunuz. " dedi dudaklarından silmediği tebessümü gizleme gereği duymadan. " Cihangir ve sen. "
" Gerçekten mi? " heyecanla yerimde doğruldum. Bacağımda kesik acısı gibi bir acı hissedince yüzümü buruşturdum. Kırılan cam parçaları girmiş olabilir miydi?
" Gerçekten. Huyu huyuna, suyu suyuna. "
" Yağmur dışında çok da ortak noktamız yok aslında. " dedim kaşlarımı çatarak. Oturup bunun üzerine konuşmamıştık. Onun neleri sevdiğini hala bilmiyordum mesela. O kadar yakınlaşmamıza rağmen bunları bilmiyor olmak üzgün hissetmeme sebep oldu. " Varsa da bilmiyoruz. "
" Bilmiyoruz derken? "
" Öyle işte, hiç konuşacak ortamımız olmadı. "
" O zaman Ertürk için hazırlanan eğlenceye kesinlikle geliyorsun. " gözleri itiraz etmeme müsade etmeyen bakışlar attığında yutkundum.
" Tükürdüğümü yalayayım mı istiyorsun Barbar? "
" Biraz sonra yapacaksın zaten onu. " dedi gülerek. " Merak etme yani. Hem Ertürk o kadar senin yanına geldi sorgu odasına girdi. Sen şimdi onun yanına gitmezsen bozulmaz mı? "
" Bozulur mu? " Yüzümü buruşturdum. Cihangir'in bir alo demesiyle yanımıza gelen adama gerçekten de ayıp olabilirdi. Gitmemek onu önemsemediğimi gösterebilirdi. Halbuki önemsiyordum. Konuşması beni bir tık korkutmuş olsa da Cihangir'in arkadaşıydı.
" Bozulur. " dedi başını hızla sallayarak. Evimizin olduğu sokağa döndüğünde rahatladığımı hissettim. Bir çatının altında rahatladığını hissetmek orayı benimsemek için yeterli miydi?
Kuzgunların evini benimsemiştim.
Uzaktan da olsa çatısının ucunu bile görmek kalbimin hızlanmasına sebep oluyordu. Cihangir evde yoktu belki ama geleceğini hissettiriyordu. Onlar göreve gittiğinde bile evim gibi hissedebiliyordum. Her ne kadar başlarda dışlanmış gibi hissediyor olsamda.
" Bu arada kıyafetlerini Mizgin alacaktı. Evdedir daha istersen sen burada giyin. "
" Olur. Leman o adamı yakaladı mı? " aklıma gelen detayla sorularımın yönü değişti. Üzerime tekrar büyük bir kasvet çöktüğünde dudaklarımı sıkıca birbirine bastırdım. Cihangir'e orada bir şey olma ihtimali düşündükçe beni deli ediyordu.
Olay beni arabaya kilitlemesi değildi. Olay beni bilgilendirmemesiydi. Çünkü kilitlemeyi beni durdurmak için yaptığını biliyordum. Bilgilendirme yapmamasını da anlamlandıramıyordum.
" Yakaladı. " eliyle çenesini kaşıdı. " Adamı konuşturmaya çalışacağız bakalım. "
" Peki suikast haberini nereden aldınız? "
" Bunlar gizli bilgiler. " dedi sessizce. " Bizim de var kendi çapımızda ajanlarımız. " göz kırparak önüne döndü. " Bu suikast ilk değildi son da olmayacak. "
" O da ne demek? "
" Sanemler. " dedi iç çekerek. " Cihazı yerleştirdiğinden beri çok sessiz. " konuyu başka yere mi taşımak istiyordu? Yoksa ayrıntı vermemek için o konunun üzerini mi örtmeye çalışıyordu? Sanırım her ikisine de evet cevabını verebilirdim. " Çalıştırdığına eminsin değil mi? "
" Üzerine bastım. " başımı salladım hızla. Kontrol edememiştim ama üzerine basmıştım. Açılmış olması gerekiyordu. " Hiç konuşma olmadı mı? "
Başını iki yana salladı. " Koca bir sessizlik. "
" Anlamış olamazlar değil mi? "
" Öyle olsaydı sana bir şekilde ulaşmaya çalışırlardı. " dedi omuz silkerek. " Evan Tilki zeki biri. Nasıl çaktırmadan takacak yer buldun? "
Omuz silktim. " Yere bir şey düşürmüş. Benimde işime geldi tabi. Kendi alamayacağı için ben uzandım ve aynı zamanda da taktım cihazı. "
" Şüphelenecek bir ortam değildi o zaman? "
" Değildi. " gözlerimi eve diktim. " Leman ne zaman gelecek? "
Barbaros arabayı durdurduğunda iç çekerek gülümsedi. " İstediği zaman. " omuz silkti. " Bizim ilişkimizde sorgu sual pek yok. Benim tarafımdan yani. Leman bunalır. "
" Bu ilişki midir o zaman Barbar? Yani çok ne bileyim..."
" Toksik. " Cümlemi tamamladığında derin bir nefes aldı. " Birbirine iyi geldiğini sanan ama birbiriyle de hiçbir şey paylaşmayan o iki kişinin ilişkisi. Evet bizim ilişkimiz. " duraksadı. " Bunun psikolojide kesin bir adı vardır Umay bacım. Ama sakın bana söyleme. Alınır gücenirim. Leman hakkında kötü bir şey düşünmek istemiyorum. Çünkü bu canımı yakıyor. Bazen ne sorguluyorum biliyor musun? "
" Ne? " Gözlerimi eve çevirmek istedim ama Barbaros konuştuğu için bu seçeneği zihnimden eledim.
" Leman bir gün benden gider mi? Ayrılmak istiyorum diye şaka yapsam nasıl bir tepki verir? Biliyorsun o çok ciddi biri. Şakaları sevmez. "
" Barbaros, evlilik teklif edeceksin ona. Sence de bu düşünceler zihninde yer edinmişken mantıklı mı? "
" Verdim ben kararımı. " dedi gözlerini benim tarafımdaki cama çevirerek. " Kesin ve netim bu konuda. İtalya'ya gittiğimizde edeceğim hatta. Güzel bir evlilik teklifi olmalı. Hafızaya kazınmalı. " güldü. " Evet demezse kimin hafızasına ne şekilde ne kazınır bilemem de yani. "
" İster belki. "
" Değil mi? " bir çocuk gibiydi ses tonu. Büyük gövdesine rağmen ihtiyacı olan cevabı almak isteyen bir çocuk. " Hem hangi kadın sevdiği erkekle evlenmek istemez ki? "
Ben isterim diye bağırmamak için dudaklarımı dişlerimin arasına aldım. Cihangir'e kızgınsın, Cihangir'e kızgınsın! İç sesimle sürekli çatışma halindeydik. Olanları hemen unutup Cihangir'in kollarına koşmak için elinden gelen her şeyi yapabilirdi.
" Hey. " diyen sesle ikimizde yerimizden sıçradık. " Arabada oturmak iyi geldi herhalde? " Leman ne zaman eve gelmişti ki? " Cihangir ağaç oldu sizi beklemekten. " sesindeki ton garipti. Normal Leman gibi değildi. " Ne konuştunuz ki bu kadar? "
Kıskanmış mıydı? Ya da gerçekten sadece bir merak mıydı?
" Önemsiz. " dedi Barbar onu geçiştirip arabadan çıkarken.
Gözlerim kapının önünde duran Cihangir'e kaydı. Gelmişti. " Gelmiş. " dediğimde Barbarostan cevap gecikmedi. " Sana demiştim. Arkamızda değil yanımızda diye. Başını sağına çevirseydin onu görürdün. " Leman Barbaros'un koluna girdiğinde eve doğru çekiştirmeye başladı. Keskin nişancının yanında olması gerekmiyor muydu? Evde ne işi vardı?
Cihangir hala ona doğru yürümeyip arabanın yanında durduğumu görünce bana doğru gelerek tam önümde durdu. Sokakta ikimiz vardık. Issız bir sokak olmasa da arabaların on dakikaya bir geçtiği bir yerde oturuyordu Kuzgun timi. Buna rağmen yol boştu.
" Hala bana kızgın mısın? " elini kaldırıp yanağıma dokunmak istediğini belli etti ama dokunmadı. Eli sınırını koruyor gibi havada dikildi. " Dokunabilir miyim yanağına? Hala iznim var mı? "
" İzin istemene gerek var mı Cihangir Karaboğa? " Sertçe yutkundum. Biraz trip atıp onu arkamdan süründürmem gerekmiyor muydu? Neden hemen dudaklarımın arasından olumlu bir cümle çıkmıştı?
" Kızdırdım seni. " dedi mahçup bir sesle. " Kırılacağını düşünüp öyle hareket edebilirdim. Ama aklımdan o an sadece sana bir şey olmamalı düşüncesi geçti. Başka hiçbir şey düşünemedim. O kadar aniydi ki her şey. Seni nasıl koruyacağımı bilemedim. "
" Çözümü arabaya kilitlemekte buldun. "
" Özür dilerim. " gözleri yüzümün yer bir yanını dikkatle inceledi. " Sana kötü hissettirdim değil mi? Kendini hapsedilmiş hissettin. " gözlerini kapattı. " Allah kahretsin ki öyle bir düşüncem asla olmadı Umay. Yemin ederim ben seni hapsetmem. Birini sevmek bu değil çünkü. Birini sevmek onun özgür olduğunu da dikkate almaktır. Ben sana bugün bunun tam tersini hissettirdim. O kadar utanıyorum ki kendimden. Ama gelmemen gerekiyordu. Kilitlemeseydim yanıma gelirdin. "
" Bu beni engellemedi. " omuz silktim. " Yanına geldim. "
" Aramızda aşılmayacak hiçbir engel yokmuş bunu bana sen öğrettin. " mırıltısı bir ninni gibiydi. Cihangir beni bacaklarına yatırıp uyutsa bence hiçbir sorunumuz kalmazdı.
" Beni kilitleyeceğin tek yer olabilir Cihangir Karaboğa. " dedim parmak uçlarımda yükselip kulağına doğru eğilerek. " Neresi olduğunu merak ediyor musun? "
" Kilitlemek yok. " dedi Cihangir nefesini boynuma vererek. Kulağına eğildiğim için açıkta kalan boynuma her an yaslanabilirdi. Bu fırsatı kaçıracağını düşünmüyordum açıkçası. Ama biraz önce benden izin istemesine de bakacak olursak benim temasım olmadan yaklaşacak gibi durmuyordu. " Çıkar aklından. Ben o hatayı bir kere yaptım. Seni kırdım. "
" Bu sefer ben istiyorum. " direttiğimde bedeni gerildi. Ona yaslanan bedenim bunu hissetmemek için ölü olmalıydı. Kollarımı boynuna dolamak, kokusunu içime çekmek istiyordum. Bedenlerimizin küçük bir teması bizi kendimizden geçirmeye yetiyordu.
" Umay. "
" Ama hiç sormuyorsun ki.."
" Kilitleme fobisi oluştu bende. " dedi hızla. " Yapamam. "
" Ya diyorum ki bu sefer ki hoşuma giden türden..."
" Kilitlenmenin hiçbir türü hoşa gidemez. " dediği an irkildi. " Siktir! " Aklına yeni gelmiş olmalıydı bahsettiğim seçenek. Bu aydınlanmanın başka anlamı olamazdı. " Sen..." dedi boğazından gelen hırıltıyla. Midemdeki kelebeklerin yukarı doğru hareketini hissettim. " Seni çırılçıplak soyduğumda ağzımla keşfederken kollarını kelepçeyle yatağa kilitlememden mi bahsediyorsun? "
Başımı utanmadan salladım. Dile getiren ben değildim sonuçta değil mi? İma eden sendin dedi iç sesim. Onu duymamak en iyisiydi.
" Hı hı. "
" Hassiktir! Gerçekten senin bu ağzın bir gün başımıza iş açacak. "
" Ağzımı açmadım ki. " dedim omuz silkerek. " Sen söyledin. "
Alnını alnıma yaslayarak güldü. " Benim minik serçemin aklından geçenler de bakın. " Dudakları burnumun ucuna dokundu. " Kızgın değilsin değil mi bana? " Aklının hala kızgın olup olmadığımda olması hoş bir detay olsa da şu an bu sorunun sırası mıydı?
" Cihangir şu an seni çok pis öpesim var. " dedim sinirle. " O sorunun anı sence şu an mı? "
" Sevgilim. " dedi gülerek. " Değil biliyorum ama benim hakkımdaki düşüncelerin de önemli. Kızgınlığın geçmeli. Geçmediyse onun için çaba göstermeliyim. Kalbin yaşama sebebim. Üzgün, kırgın ya da mutsuz atmasını istemiyorum. "
Nikah basılır dedi iç sesim ve sonra da ekledi, onu zaten yapmıştın değil mi?
" Bu kadar düşünceli biri olmayı nasıl becerebiliyorsun? "
" Sanırım sadece seninleyken bu yönüm açığa çıkıyor. " dedi tane tane.
" Çok konuşmalarının da bana özel olduğu gibi mi? " burnunu burnuma sürttü.
" Çok konuşmamdan rahatsız mısınız sevgili Umay Karaboğa? " Dudaklarının yakınımda olması sürekli aklımın karışmasına sebep oluyordu.
" Asla, Cihangir Karaboğa. " Dudaklarının kıvrıldığını görmek iyi hissetmemi sağlıyordu. O mutluysa bende mutluydum. Ben mutlu olduğumda onun da mutlu olduğu gibi.
" Birinin gülümsemesinin beni bu kadar huzurlu hissettireceğini hiç düşünmemiştim. " dediğinde dudakları alnıma yerleşti. " Seni en çok nereden öpmeyi seviyorum biliyor musun? "
Hayır Umay sakın ama sakın fesat düşünme. Bu soruyu bana sorsa belki farklı bir cevabım olabilirdi. Ama onunkinin masum olduğuna emindim. " Dudaklarım? "
Gözlerini kıstı. " Minik serçem..." dedi uyarı dolu bir sesle. " Senin içinden ne çıktı böyle? "
" Belki de içim hep böyleydi de doğru kişiyle karşılaşınca açılmayı bekliyordu, olamaz mı? " Yüzümü uzun uzun inceledi. Dudakları aralandı ama söylemek istediği şeyi adlandıramıyor gibiydi. " Ne o Cihangir Karaboğa? Konuşamayacağın bir şey mi söyledim? " onun bana yaptığı göndermeleri ona yapmak oldukça keyif vericiydi.
" Dudaklarına yapışmamak için kendimi zor tutuyorum minik serçem. " dedi zar zor konuşabildiğini belli eden bir sesle. Aramızdaki çekim yeryüzünün her bir katından hissedilebilirdi. Tek bir cümlemiz bile bizi dize getirirdi. " Artık içeri geçelim mi? "
" Soruna cevap vermedin. " dediğimde başını iki yana salladı.
" Cevap vermeyeceğim, göstereceğim. " göz kırptığında ellerini tutarak onunla birlikte yaslandığım arabadan uzaklaştım.
Eve girdiğimizde karşımıza çıkan ilk kişi Mizgin oldu. Kıvırcık saçlarını düzleştirmiş, gözlerine oldukça koyu bir makyaj yapmıştı. " Nasıl olmuşum? "
" Güzel. " Cihangir elimi bırakmadı. Cevabını verdikten sonra yürümeye devam etti.
" Kız bir cevap verseydi be Cihangir. Nereye ne yetiştiriyorsun? Ne bu hız? " Mizgin arkamızdan söylendi ama Cihangir ona bir cevap vermeden merdivenlere yöneldi.
" Ayıp oldu Mizgin'e. " dedim başımı sağ omzuma yaslayarak.
" Bir şey olmaz. Anlayışlı olsun biraz ya. " sitemli cümlesine gülümsedim.
" Kim anlayışlı olacakmış? " Alparslan'ın odasından çıkışını izledim. Takım elbise giymişti üzerine. Kaşlarım hayretle havalandı. Nereye gidiyorduk ki? Resmi bir yer olsa gerekti.
" Kardeşine bir göz kulak ol Alparslan. " Cihangir yüzünü ekşitti. " Kubi'yi bulamadı bize sardı resmen. "
" Kubi'yle ikisi küs galiba. " Alparslan kaşlarını ortada birleşecek şekilde çattı.
" Neden? "
" Birbirlerine saçma salak şeyler söylemediler. " omuz silkti. " Bilmiyorum valla. Tuhaf bir şeyler oluyor. Neyse ben iniyorum aşağıya. Büyük arabayla gitmeyelim. " gözleriyle Cihangir'e bir şeyler anlatmak istedi. Bakışlarının değiştiğini görebiliyordum. " Ben bizimkileri alırım. Lemanla Barbar beraber gelir zaten. Siz de ikiniz gelirsiniz. "
" Ertürk? "
" Büyük dayıya uğrayıp gelecekmiş. "
" Tamamdır. " Baş selamı eşliğinde Alparslan'ın yanından ayrıldığımızda neden herkesin kendi arabasıyla gittiğini anlamamıştım. Sanki herkes dağılmıştı.
Odamın kapısını açtı Cihangir ve çok geçmeden kapı kapandı. Artık sadece ikimiz vardık. Her zaman olmak istediğimiz gibi. Kuzgun timini seviyordum. Ama insan bazen baş başa kalmak isteyebiliyordu. " Neden herkes dağıldı? Birbiriyle küs olan mı var? "
" Ne konuda? " Cihangir'in gözleri bacağıma indiğinde alt dudağını dişlerinin arasına aldı. " Siktir! Yaralanmışsın. " ellerini belime koyup beni havaya kaldırdı. Birkaç adımda yatağın yanına yaklaştı. Yatakta bir elbise duruyordu. Bir de maske. Kaşlarım havalandı. " Nasıl oldu bu? "
Gözlerimi bacağıma indirdim. Cihangir beni yatağa oturttuktan sonra önümde diz çöktü. " Cama tekme attım. Ondan olmuş olabilir mi? "
" Olabilir tabi. " dedi kızgın bir sesle. " Acıyor mu? " gözleri gözlerime odaklandı. Yalan söylememi istemiyordu ki zaten yalan söyleyeceğim bir konu da değildi.
" Sen söylemesen hissetmiyordum bile. "
" Yalan..."
" Yemin ederim ki..."
Eli burnumun ucuna dokundu. " Pantolonu çıkarıp bakalım neresi kanamış. "
" Ben bakarım. " dedim altımda halen iç çamaşırı olmadığını hatırlayarak. " Büyük bir şey değildir. Küçük cam parçalarından biridir. Ne kadar derin kesebilir ki? "
" Küçük ya da büyük fark etmez. " ayağa kalkıp banyoya girdi. Elinde getirdiği bornoza diktim gözlerimi. " Al bunu giy üzerine de rahatça temizleyebilelim yarayı. Ben ilk yardım çantasını alıp gelene kadar giyinirsin sen. Bu arada hızlı bir duş almak istersen banyoya gir sevgilim. "
" Ben banyoda hallederim o zaman Cihangir. "
" Umay Karaboğa, bir kez de kocanın söylediğini yap ya. " İç çekerek banyoya doğru gittiğinde göz devirdim. Her şeye itiraz etme hakkımı kullanmaktan ne zaman vazgeçerdim ki?
O gelmeden üzerimdekileri hızla çıkarıp bornozu bedenime geçirdim. Artık daha rahat hissediyordum kendimi. Tabi ki bornozun kemer kısmının açılması gibi bir olay olmaması için sıkıca elimle tutuyordum. Her yerimi görmüş olmasına rağmen bunu yapıyor olmam komikti. Cihangir odaya tekrar girdiğinde dudaklarını birbirine bastırıp bana doğru yürümeye devam etti. " Bak ya derine benziyor. " dediğinde gözlerim tekrar kesilmiş yere indi.
Alt bacağımdaydı kesik. " Değil, sadece kan yayılmış. "
" Bakacağım ben şimdi derin mi değil mi. "
" Bak bakalım. " diyerek bacağımı ona doğru uzattım. Elleri arasına aldığı an sıcaklık bütün bedenimi kapladı. " Sen neden hep böyle sıcaksın ya? "
" Seni daha iyi ısıtabilmek için. " dedi dişlerini göstererek gülerken. " Nasıl, masaldan alıntımı beğendin mi kırmızı başlıklı kız? "
Kaşlarım havalandı. " Kırmızı başlıklı kız? "
" Beğenmedin mi? "
Omuz silktim. " Sen de kurt musun yani şimdi? "
" Evet. " Ağzını kocaman açarak diz kapağıma doğru yaklaştı. " Ve birazdan seni tek lokmada mideme indireceğim. " Kahkaha atmaya başladığımda kesiğin üzerinde olan elleri duraksadı. Beni o kadar mutlu ediyordu ki içimden biri sürekli iyi ki hayatımda olduğunu söylüyordu. Bilmeden nasıl bir iyilik işlemiş olabilirdim ki? " O kadar güzel gülüyorsun ki..." gözleri kısılmıştı. Dikkatle beni izliyordu. Sanki güneşin doğuş anına denk gelmiş de kaçırmak istemiyor gibiydi. " Yüzünün her ayrıntısını zihnime kazımak istiyorum. "
" Ben kazıdım. " dedim ciddileşerek. " Sen hala nasıl kazıyamazsın? "
" Hadi ya.."
" Tabi. " Elleri tekrar kesiğe dokundu. Pamukla etrafını temizledi. " Banyoya gireceğim ıslanmaz mı? "
" Değiştiririz. "
" Ama gecikiriz. Herkes hazırdı. "
Cihangir göz kırptı. " Herkesi kandırmamız yok mu? "
" Nasıl? "
" Gitmeyeceğiz işte. İkimiz senin yatağında uyuyacağız. Bahane olarak da biri çayımıza uyku ilacı atmış deriz. "
" Benimle yalnız kalmak için bahaneler üretiyor olman hoşuma gitmedi desem yalan olur. " dedim dudaklarım kıvrıldığında. " Ama Ertürk senin için geldi, biliyorsun. "
" Biliyorum. " gözleri tekrar bacağıma döndüğünde iç çekti. " Şimdilik üzerini kapatmayalım. " yaraya hitaben söylediğini anlayıp başımı salladım.
" Dışarıda bana bir şey söylüyordun. " Zihnime teşekkür ediyordum. Hemen hatırlatmış olmam onu da gülümsetti.
" Ne söylüyordum? "
" Hatırlıyorsun Cihangir. " gözlerimi o dışında her yerde gezdirdim. " Şu an ben söyleyeyim diye hatırlamıyor gibi yapıyorsun. "
" Yo. " dedi omuz silkerek.
" Cihangir Karaboğa hiç komik değil. "
" Umay Karaboğa ama sen çok güzelsin. " öne doğru büzdüğüm dudaklarımı parmaklarının arasına sıkıştırarak biraz daha uzamasını sağladı. " Yerim o dudakları. " Ye dememek için kendimi zor tuttum. " Seni öpmeyi En sevdiğim yeri söylüyordum aşağıda. Hatta yukarı çıkınca bu yeri göstereceğim demiştim. " dudaklarımı serbest bıraktığında şişmiş gibi hissettim.
" Bak nasıl da zihnin tazelendi. "
" Sadece seninle uğraşmayı seviyorum. " omuz silktiğinde konuşmasına devam etti. Dizlerinin üzerinde havalandığında " Bana doğru eğilir misin? " diye sordu. Tabi ki hemen eğilmeyi seçtim. Sorgulamak yoktu. Dudaklarını alnımda hissettiğim an gözlerimi usulca kapattım. " Seni en çok alnından öpmeyi seviyorum. Niye biliyor musun? " yutkundu. " Benim olduğunu hissettiriyor. Birini yanaklarından öpebilirsin, bu biri senin için herkes olabilir. Ya da herhangi birini dudaklarından da öpebilirsin. Ama alnından öpmezsin. "
" Dudak derken? "
" Hşt beni dinle. Küçük bir bilgilendirme yapacağım sana. " Dudakları bir kez daha alnıma baskı uyguladı. " Dudaktan öpmek seni seviyorum demektir. Ben seni sevdim, dudaklarından öptüm. " Dudakları dudaklarıma indi ve küçük bir baskı hissettim. Gözlerim hala kapalıydı. " Kulaktan öpmek. " dediğinde dudaklarının baskısını kulak mememde hissettim. İçimin gıdıklanmasına engel olamadım. " Sen benim her şeyimsin demek. Her şeyim olduğunu sana her seferinde hissettirdim. " nefesini verdiğinde kasıklarımdaki kelebekler harekete geçti. " Omuzlarından öpmek demek seni istiyorum demek ki bunu sana ne kadar belli ettiğimi biliyorsun. " Dudakları omzuma ufak bir baskıda bulundu. Dudakları boynuma doğru geçtiğinde ise " Boyundan öpmek, biz birbirimize aitiz demek. " Koca bir nefesi içine hapsetti. " Ben senin boynunda nefes alabiliyorum, bunun sebebi sana ait olduğum içinmiş minik serçem. "
" Peki ya alnım? "
" Sabırsızsın. " dedi gülümseyerek.
" Biraz. "
" Birazdan fazla olduğuna yemin edebilirim. " göz kırptığında dudakları bir kez daha alnıma dokundu. " Birini alnından öpmek seninle sonsuza kadar beraber olmak istiyorum demek. Her şeyinle, her şeyimle. Yaşlı bir ihtiyar olduğumda bile öpmek istiyorum alnından. "
" Karın olarak buna izin veriyorum. " dediğimde kahkaha atarak gülmeye başladı. Bu sefer onu izleyen taraf bendim. Dudaklarının kıvrılışı, turkuaz gözlerinin kısılışı zihnime bir kez daha kazındı. " Bana güzel gülüyorsun diyorsun bir de. Sen hiç aynaya baktın mı Cihangir Karaboğa? "
" Sana bakmak varken ayna da kim Umay Karaboğa? "
" Ne yani ben senin aynan mıyım? "
" Aynalar bizi yansıtır. Sen beni yansıtıyorsun. Sana bakınca kendimi görüyorum. Gözlerinin içi parlıyor bana bakarken. Benim de sana baktığımda parladığı gibi. " Dudakları kıvrıldı. " Afilli sözler günüm galiba ha? "
" Galiba. "
Elleri bornozun açıkta bıraktığı dizlerime dokunduğunda iç çektim. Dudaklarını aşağıya doğru indirdiğinde gözlerim irileşti. " Diz kapaklarından öpülen kadınlar tüm sıkıntılarını, geçmişlerini geride bırakırlarmış. Niye biliyor musun? " Dudakları önce sağ diz kapağıma küçük ıslak bir öpücük kondurdu sonra da sol diz kapağıma. " Çünkü küçükken hep dizlerinden yara alırlarmış. Her yürümek istediklerinde onları düşüren bir kuvvet olurmuş. Hepsi ayağa sağlam bir şekilde kalkamazmış. Kalkanların da dizlerinde yaralar olurmuş. Parmağı diz kapağımda gezindi. Senin diz kapağında bir iz olmasa bile ben öptüm. Hep de öpmeye devam edeceğim. Yeter ki sen iyi ol. Birlikte olmak bana iyi geliyor. Yüzünün her bir detayını ezbere bilmek olur olmaz bir zaman diliminde yüzümün kocaman tebessümüne sebep oluyor. "
" Her bir detayı mı sahiden? "
" Her bir detayı sahiden. "
Diz kapaklarımdan öpen bir adamı sevmiştim ben. Ortak noktalarımızın olduğu adamı. Dünyadaki en şanslı kadın olduğumu iddia edebilirdim. Çünkü o adam da beni seviyordu. Karşılıklı sevgiden başka büyük bir mutluluk var mıydı?
" Mesela? "
" Bence bu soruyu senden uzakta olduğumda sor. Yüzüne bakacak iletişimim olmasın. Sen aynanın karşısına geç. Bende sana bahsedeyim. Nasıl fikir? "
" Yan yana olmama fikrimizden hiç hoşlanmadım. " dedim yüzümü asarak. " Diz kapaklarımdan öpen adam benden uzakta olmamalı. "
" O adam uzakta olsa bile hep sana geri dönecek, biliyorsun. Bunu bilmek yetmez mi? "
Öyle bir soruydu ki bu, yetmez diye asla cevaplayamazdım. " Yeter, uzakta da olsan iyi olduğunu bilmek bana yeter, sevgilim. "
" O zaman şimdi kalkıyorsun ve on dakika içinde duş alıp hazırlanıyorsun. " ayağa kalkarak sertçe yutkundu. " Yaranı çıkınca bir kez daha temizleyelim. Derinde kalmamış ama kesiği kanayabilir her an. "
" Peki ya sen? "
Elini ensesine koyarak kaşıdı. " Ben de bir duş alıp giyineceğim. " Dudakları kıvrıldı. " Beraber girmeyi teklif edeceksen sana eşlik edebilirim. Ama on dakika da mı çıkarız on günde mi bilemeyeceğim. "
" Deli. " İkimizde güldük.
" Sadece sana deli. " göz kırptığında dudakları bir kez daha aralandı. " Bu arada tedbir olması amaçlı senin için çelik yelek aldım. Kıyafetinin altından giyer misin? Bunlar özel. Öyle çok ağır değil. Biliyorum alışkın değilsin ama bu aralar başımızdan dert eksik olacak gibi değil. "
" Sanemler dışında birileri daha var değil mi? "
Başını salladı. " Var ama korkmanı gerektirecek bir şey olmayacak. Seni daima koruyacağımı biliyorsun. "
" Biliyorum. Korkum kendim için değil ki. " Dudaklarımı ıslattım. " Ya sen? Kendini de benim için koruyabilecek misin? Bana söz verebilirsin Cihangir? "
" Vatanım ve senin için yaşıyorum minik serçem. Sana söz, senin için kendimi koruyacağım. " gözleri yeleğe çevrildi. " Giymeyi unutma tamam mı? Korse gibi sarıyor zaten. Çok belli olmaz. Sana özel yaptırdım. "
" Sırf giyebileyim diye di mi? "
" Di. " dedikten sonra göz kırparak kapıya doğru yürüdü. Cihangir'in odadan çıkışını izlerken gözlerim bedeninde gezindi. Fit bir vücudu olduğunu asla inkar edemezdim ki etsem çarpılabilirdim. Üzerinde oturduğum varsayılırsa kasları oldukça sıkıydı. " Kirli düşüncelerinizi geceye saklayınız Umay Karaboğa. " dediğinde ağzım açık ona baktım. Kapıyı arkasından örttüğünde ise yüzümde kocaman bir gülümseme kalmıştı.
Cihangir Karaboğa'ya her şeyiyle aşıktım aşık!
♣️
Leman
Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir diye sormuştu bir keresinde kardeşim. Vatan sağ olduğu sürece hiçbir şey diye cevaplamıştım onu. Umrumda olan hiçbir şey yok sanıyordum. İşim hayatımdaki en önemli şeydi. Ondan daha üste bir şey sığdırmak aklımın ucundan bile geçmiyordu. Bir çok şehit verdim. İllaki üzüldüm, hepsini tanıyordum. Ama dedim ki vatan sağolsun.
Anne ve babamı küçük yaşta kaybetmiştim. Bir tek kardeşim vardı. Ona sıkıca tutunmuştum. Ta ki o da elimden alına dek.
Yine dedim mi vatan sağolsun.
Kaybımı kalbime gömdüm, yıllarca acısını içimde yaşadım. Barbaros bana destek olmaya çalıştıkça onu kendimden uzaklaştırdım. Her zaman kendime sorduğum bir soru vardı. O neden hala sevgilim?
" Sevgilim. " diye seslendiğinde düşüncelerimin içinden hızla sıyrıldım. Gece'nin korktuğu şeyi biliyordum. Birini sevince kaybedeceğini düşünüyordu. Eskiden buna anlam veremezdim. Ama insanın kayıpları çok olunca ister istemez bu korkuyla yüzleşiyordu. " Giyindin mi? "
Banyodaydım. Kapıyı kilitlediğim için içeri gelemiyordu. Odadaydı ve muhtemelen giyinmişti bile. Ona koyduğum sınırların haddi hesabı yoktu. Barbaros'un yerinde bir başkası olsaydı beni bırakıp giderdi.
Ama o gitmedi.
Ve sanırım hiç de gitmeyecekti.
" Geliyorum birazdan. " dedim tok bir sesle. Sevgilim demedim. Canım demedim. Tatlı sözcüklere ihtiyacım olduğunu düşünmüyordum. Dümdüz bir insandım ben. Ya da böyle olmak için çırpınıp duran bir insan mı demeliydim?
Barbaros neyimi seviyordu?
Banyodan çıkmak için harekete geçtiğimde onu bugün Umayla arabada gördüğümde içimde oluşan hissi anımsadım. Ne konuştuklarını deli gibi merak ettiğim bir andı. Barbaros'un kolundan tutup eve getirmeme sebep olacak kadar ciddi bir şeyler olmuştu içimde. Kıskançlık değildi bu.
Onunla konuşmadığım için bir başkasının onunla konuşuyor olmasını çekememekti.
Yüzüme çarpan gerçeği görmezden gelmemem imkansızdı. " Çıktım. " kapıyı aralık bıraktım. Barbaros'u aradı gözlerim ama bulamadı. Gitmiş miydi? Beni beklemeden gitmiş miydi sahiden? " Gittin mi? "
" Sensiz mi? Asla. " bulunduğum yere kör nokta olan yerdeki duvarın arkasından başını uzatıp bana doğru baktı. Yüzündeki gülümseme öyle güzeldi ki, bakmaya doyamıyordum.
" Güzel. " dedim tam bir robotu andıran sesle.
Zaten ne farkın var ki dedi iç sesim. Sen bir robotsun.
" Çok güzel olmuşsun. "
" Her zamanki halim. " omuz silktim. Onun iltifatları hoşuma gidiyordu, hiç göstermiyor olsam bile.
" Her zaman güzelsin, doğru. " dedi göz kırparak. " Leman. "
Seslenmesiyle birlikte ona döndüm. Gözlerime özel bir şeyler söyleyecek gibi baktı. İçimde ruhumu besleyecek bir çocuk kalmış olsaydı şu an onun yanağını okşar, ellerini tutardı. Ama yoktu.
Ben yaşıyordum ama bir hayaletten farkım olmadan. " Efendim? "
" Çıkalım mı diyecektim. " elini ensesine attı. " Diğerleri Alparslanla gelecekmiş. Umayla Cihangir de birlikte. " Eli ensesine gittiyse söylemek istediği şeyin üzerini kapatmış demekti. Onu el kol hareketlerini ezberleyecek kadar iyi tanıyordum. Ama bir soru sorsa söylemezdim. Soğuk ve mesafeli davranmak en güzeli gibi geliyordu.
" Ertürk nerede? "
" Büyük dayının yanındaymış. "
" Çıkabiliriz o zaman. " dediğimde başını sallayarak kapıyı açtı. Barbaros centilmen bir adamdı. Bana yaptığı iyiliklerin haddi hesabı yoktu. Onun komutanı olmama rağmen beni çatışmalarda yalnız bırakmıyordu. Emrime karşı geldiği anlar hep can tehlikemin olduğu anlardı.
" Çıkıyor musunuz? " merdivenlerde duran Mizgin'in saçlarını inceledim. Küçük ve savunmasız Mizgin. Kubilay'a vurgun Mizgin. Bazen onu kollarımın arasına alıp sıkıca sarmalamak istiyordum. Bu isteğimi nadir de olsa gerçekleştiriyordum. Bazı zamanlar ise hayal olarak kalıyordu.
Bazı anları yaşamak için fazla geç kalıyordum.
" Evet sen Kubilerle gidecekmişsin. "
" Abimler. " dedi Mizgin dişlerini birbirine bastırarak. " Abimle gideceğim. "
" Tamam abinle. " dedi Barbaros üstelemeden. Alparslan kör müydü? İkisinin de gözlerinin önünde sürünmesine nasıl izin verebiliyordu?
" Sizin arabada yer varsa sizle de olur. " kaçmak istiyordu. Bizimle gelme sebebi Kubilay olsa gerekti. Aralarında ne geçtiğini bilmiyordum ama uzaklaşmış gibiydiler. Bu oldukça tuhaftı.
" Biz dolu ve kapalıyız. " dedim gelmesini istesem de belli etmeden. İkisinin birbirinden kaçmasını izlemek yerine yan yana oldukları anı izlemek daha keyif vericiydi. Evin neşe kaynağı onlardı.
Bir de çift olsalar...
Sen Barbarosla çiftsin ama onlardan bile daha uzaksın adama dedi iç sesim.
" Peki. " dedi Mizgin yüzünü düşürerek.
Kapıya doğru ilerleyeme devam ettim. Onu üzmüş olduğumu düşünüyordu ama iyilik yapıyordum. Bazı iyilikler bilinmezdi. Çünkü söyleniş tarzları kötülük gibi görünürdü. Az önce yaptığımda bunlardan biriydi.
" Arabada yerimiz vardı. " dedi Barbaros evin bahçesine indiğimizde. " Yalnız kalalım diye mi istemedin? "
" Alakası yok. Odamızda seninle yalnız kalıyoruz zaten. Neden böyle bir isteğim olsun ki? " Barbaros sözlerime alınmayacak kadar beni takmıyordu. Başkası olsa bu cümleyi kurduğum için benimle kavga edebilirdi. Ama o sakin kaldı.
" Sen mi süreceksin? " arabanın yanına geldiğimizde anahtarı kaldırarak ona doğru salladım.
" Tabi ki. "
Sürücü koltuğuna oturduğumda yanıma oturdu. Başka erkekler olsa bunun için de tartışma çıkarabilirdi. Ama Barbaros öyle biri değildi. Belki de sadece benim için böyle biriydi. " İlk biz gidelim istedim. " dedi konuşacak konu aramak istercesine. Son zamanlarda aramızın bozuk olduğunu hisseden tek taraf değildim sanırım. Umay geldiğinde karşı çıktığım için beni uyarmıştı. Biz askeriz, bu tepkilerin sana yakışıyor mu diye sormuştu.
O an dank etmişti bir şeyler bana.
Doğru ben askerdim.
Ona nasıl davranmıştım? Kendimden utanıyordum.
" Etrafı kolaçalan etmek için mi? " sorumla birlikte onayladığını belli eden bir ses çıkardı.
" Bugün yaşadığımız olay Umay'ı çok etkiledi. " dediğinde başımı omzumun üzerinden ona doğru çevirdim. Umay mı? Şu an ikimiz varken onun konusu mu? " Biz alışkınız ama o değil. "
" Aynen. " dedim bir şey demem gerekiyormuş gibi. Umay'ı kıskandığım için değildi bu farklı bir şeydi. İkimizden bahsedilecek konular yok muydu? Mesela bizim aramızda olan sorunu nasıl çözecektik? Monotonlaşmış ilişkimiz hakkında konuşmamız gerekmez miydi?
" Cihangirle araları bozuldu gibi oldu. " dediğinde önemsediği en önemli konu buymuş gibi dudaklarını birbirine bastırdı. Bizim için değil de onların ilişkisi için mi endişe ediyordu?
Sakin ol Leman. Her zaman umursamadığın o tavrın nerede? Hatta kız ona. Bağır, şu an onları duymak istemiyorum de. Ama diyemedim. " Hadi ya. " dedim konu ilgilimi çekmiş gibi davranarak. Başkalarının ilişkileri umrumda bilr değildi. " Kötü olmuş. "
Galiba tek derdim Barbarla konuşabilmekti.
Lanet olsun o kadar düşmüş müydüm? Eskiden benimle konuşabilmek için o peşimden koşardı. Şimdi bunu yapan taraf ben mi olmuştum?
" Umay kırıldı tabi. Önceden söylemedi Cihangir. İyiliği için bile olsa ateş edildi. Sevdiği adamı gözlerinin önünde vurdular. " sertçe yutkundum. Gözleri bana çevrildi, hissettim ama dönüp bakmadım.
Barbar vurulsa nasıl hissederdim?
Ya ölse? Vatan sağ olsun diyerek şehit verdiğim bir çok kişi vardı hayatımda. Kardeşim de buna dahildi. Ama ya o? Beni benden daha çok düşünen adamı kaybetme korkusu bedenimi hapsi altına aldı. Keşke ona bir bakışımla anlasaydı onu ne kadar sevdiğimi. Çünkü benim için dudaklarımdan iyi bir cümlenin çıkması oldukça zordu.
Psikologa mı gitmeliydim? Ya da ilişki terapistine?
" Haklısın. O alışkın değil. " dedim içimden Barbar'ın öldüğünü düşünmemeye çalışarak. Öyle bir senaryoda ne yapardım? Daha önceden kaybı olan insanlar ölüme alışmıyordu. Aksine içinde tetiklenen bir şeyler oluyordu.
Kardeşim şehit olduğunda da hissetmiştim bunu. Ailemden sonra o da...
" Cihangir'e kırgın olsa bile hep onun gelmesini bekledi. " dedi şaşırılacak bir durummuş gibi. Biz birbirimize küstüğümüzde bende gelmesini bekliyordum. Her ne kadar yalnız kalmak istiyorum desem bile onu yanımda istiyordum. Çünkü ben yalnız biriydim. Beni herkes anlamazdı.
" İlişkileri çok hoşuna gitmiş sanırım. " dikiz aynasından arkamdaki araca baktım. Bugünlerde nedense takip edildiğimi hissediyordum. Belki de bu bir paranoyaklıktı.
" Yalan söyleyemeyeceğim gitti. " İç çekti. " Eskiden bizde öyle birbirimizi görmeden duramazdık. "
" Artık durabiliyoruz yani öyle mi? "
" Durabiliyoruz diye bir şey yok Leman. " dudaklarını ısırdı. " Sen göreve gidiyorsun hatta bunu bir mesajla söylemeyi uygun görüyorsun. Ama olsun en azından haberim oluyor. " göz devirdi. " Durabiliyorsun işte veda bile etmeden gidip. "
" Vedaları sevmem. "
" Vedaları kimse sevmez. " dedi Barbaros canımı sıkılacak tok bir sesle. " Ben çok mu seviyorum? "
" Sevmiyorum demedin. " omuz silktim. Mekanın önüne gelmiştik.
" Hiç sormadın ki..." dediğinde içimde kopan fırtınaları hissettim.
Beni hiç merak etmiyorsun ki Leman...
İnsan gün içinde bir kez bile olsun arayıp sormaz mı Leman?
Ben seni düşünüyorken sen işinden başka bir şey düşünmüyorsun ki Leman...
İşin her şeyden önemli, anladım Leman.
Sonra da vazgeçmişti bu cümlelerden. Akışına bırakmıştı. Monoton hayatımız da bu noktada başlamıştı. Artık ne o bana mesaj atıyordu ne de ben ona. Aynı eve geliyorduk sonuçta çok konuşmaya gerek yoktu değil mi?
Değil, dedi iç sesim. Onun araması hoşuna gidiyordu. Birinin seninle ilgilendiğini hissediyordun. Ama şimdi... şimdi yine kimsessizsin. Ve bunu kendine sen yaptın!
" Mekanın etrafını gezeceğim ben. " dedi Barbaros sessiz kalmamdan sıkılarak. " Sen de içeri geç. Bizimkiler de gecikmez zaten. "
Tamam demek bu kadar zor olmamalıydı değil mi?
Ama benim için zordu.
Onunla ilişkimizde ilk aşık olan taraf bendim. O bana gelmiş olsaydı sanırım biz diye bir şey olmazdı. O zamanlar kuzgun timinin komutanı değildim. Hatta tim bile yoktu. Hepimiz eğitimdeydik. Ona nasıl aşık olmuştum? Anlık bir şeydi sanırım. Bana bakmamıştı bile. Ama ben bakmıştım. Her gün ona bakmıştım. Tek odağım o olmuştu. Bir gün demiştim ki, yarışalım mı?
O gün hikayemiz başlamıştı.
Arabadan inerek mekanın içine girdim. Ertürk için desek de aslında burada olmamızın farklı amaçları da vardı. Herkesin görev öncesi kendine gelmesi gerekiyordu. Biraz kafamızı dağıtmamız gerekiyordu. En azından benim dağıtmam gerekiyordu. " Hoşgeldiniz Leman hanım. " diyen çalışana baş selamı verdim.
" Her şey hazır galiba? "
" Evet efendim, Ertürk bey de burada. " kaşlarım havalandı. Bizden önce gelmesine şaşırmamam gerekiyordu ama yine de kendimi tutamadım. Çok geçmeden giriş kapısından giren Kubilayla gözlerimi çalışandan çekmiş oldum.
" Oo Leman komutanım. " dedi beni gıcık etmek adına. Bana teşekkür etmesi gereken çok konu vardı. Ama o tam tersini yapıyordu. Çünkü yaptığım iyilikleri kimseye belli etmezdim. Kötü görünmek güzeldi. " Selam yok mu? "
" Selam Kubi. " dediğimde geniş gülümsemesi yüzüne yayıldı. " Diğerleri nerede? " Cihangir ve Umay demektense Diğerleri diye hitap etmek en kolayıydı.
" Gelirler birazdan. " omuz silkti Alparslan. " Umay'ın dizi kanıyormuş sanırım. "
" Arabanın camına tekme atmış tekme. " dedi Gece göz devirerek. " Hangi aklı başında insan yapar bunu? Ya başka bir yerine bir şey olsaydı? "
" Cihangir'e bir şey oldu sandı. " dedi Kubilay. " Vahşet bir sahneydi. Arabayı yakmadığına şükredelim. "
Vay canına gündem Umay'dı.
Aslında onunla bir derdim yoktu. Sadece özür borcum vardı. Ona davranışımdan dolayı kendimi suçlu hissediyordum ki hissetmem de gerekiyordu. Görevimi sadece dağda gerçekleştirmek diye bir şey yoktu. Ben askerdim. Dağ da merkezde de görevim ne gerektiriyorsa onu yapmalıydım. Ama onu reddetmiştim. Savunmasız bir vatandaştı sadece. Neydi benim derdim?
Kardeşim gibi aramıza sonradan girdiğinde başına bir şey gelir diye mi korkmuştum? Ya da kimliklerimizi ifşa etmesinden?
" Her neyse Ertürk gelmiş onunla ilgilenelim. Sonuçta bugün onun için buradayız değil mi? "
Başını sallayarak beni takip ettiler. Büyük dayıyı Ertürk'ün yanında görünce adımlarımı o tarafa yönlendirdim. Koltuklara oturmuş bir konu hakkında konuşuyorlardı. Ellerindeki içeceklere baktım. Bitmek üzere olduğunu fark ederek garsona işaret verdim. " Hoşgeldiniz. " dedim yanlarına ulaştığım an. Uzattığım eli tutan Ertürk mesafesini korumaya devam etti.
Soğuktu. Buzdan olduğuna bile inandıracak kadar. " Hoşbulduk, teşekkürler organizasyon için. " Gözleri arkamdaki kişilere çevrildi. Onunla iş konusu dışında bir konuşmamız olmazdı zaten. Cihangirle samimiydi. Belki de bu samimiyet başka sırların ışığıydı.
Onlar muhabbetlerine dalmışken gözlerim Barbaros'u aradı. Mesaj atmak istedim. Seni özledim demek istedim. Bunlar sadece istekti. Hiçbir isteğimi gerçekleştirmiyordum. Neden bunu yapıyordum ki kendime?
" Barbar nerede? " diye sordu Ertürk bakışları beni bulduğunda.
" Gelir şimdi. " dedim kaçamak bir cevap vererek. Mekanın etrafını gezmek bu kadar uzun sürüyor muydu?
" Cihangirler geldi. " dedi Büyük dayı gözlerini kısarak. Baktığı yere çevirdim gözlerimi.
Barbaros onlar birbirine kırgın dememiş miydi? O zaman neden el ele gelmişlerdi?
" Umay'ın kırgınlığı üç saniyelikmiş. " dedi Kubi cıkcıklayarak. " Birilerinden ders alması lazım küsemiyor bu kız. Biraz naz lazım ya. "
" Sus sen Kubi. " dedi Mizgin onunla uğraşarak. Kendileri olmaya başlamışlardı. Ya da hep birlikteyiz diye mi kendilerine gelmişlerdi?
" Küçüğüm, sen de konuşmamı seviyorsun kabul et. "
Gözlerimi bize doğru gelen Umay'a çevirdim. Yüzünde küçük bir tebessüm vardı. Yanaklarına oturan kan yüzüne renk veren tek maddeydi. Teninin bembeyaz olması bazen hasta mı acaba diye düşünmeme sebep oluyordu.
Arkalarından gelen garsonun tepsinin altında gizlediği bıçağı gördüm. Garsonun yüzündeki ifade gerginlikten başka bir şeye benzemiyordu. Baskı altında gibiydi. Gözleri Umay'ın üzerindeydi. Hedefi Umay mıydı?
Tepsinin üzerindeki bardaklar düşecek gibi olduğunda küfür etti. Eliyle sıkıca tuttuğu bıçağı çıkardığı an dudaklarım aralandı. Gözlemi fazla kaçırmıştım. Elindeki bıçağa ben ulaşamadan Umay'ın sırtına sapladı. Umay yüzünü buruşturduğunda Cihangir'in kolunu daha sıkı kavradı.
Birine daha yetişemedin dedi iç sesim. Annen, baban da gözlerinin önünde ölmemiş miydi senin?
Leman ama her şeye geç kalan...
Sevdiği adama bile.
Bölümle ilgili bilgilendirmeler için beni takip etmeyi unutmayın! Kendinize iyi bakın.
Sizi seven Rumi
🖤
Insta: rumistrop
Tiktok: therumice
