Keyifli okumalar!
Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın siyah kalplerim🖤
" Bugün Güneş tutulması varmış. " dedi gözlerimi çevirmeme sebep olan kadın. O kadın Cihangir'in babaannesinden başkası değildi. Dudakları düz bir çizgi halindeyken elindeki kahve fincanının içine göz gezdiriyordu.
Cihangirle İtalya'daki döner dönmez soluğu ailesinin evinde almıştık. Beni öyle güzel bir şekilde karşılamışlardı ki hala hatırladıkça kendimden geçiyor, etrafa alık alık bakıyordum. Sanki yıllardır onlarla yaşıyormuşum gibi hiç yabancılık çekmemiştim. Babaannesi benim için mutfağa girmiş, çeşitli yemekler yapmıştı. Yemeklerden sonra ise Cihangir dedesiyle kalmak zorunda kalmıştı. Çünkü anneannesi bana kahve falı bakmak istediğini söylemişti.
Beni karşılama şekillerine gelecek olursak, bu sanırım asla unutamayacağım bir şeydi. Ayaklarıma kırmızı halı sermişlerdi. Sanki Cihangirle düğünümüzü yapıyorlarmış gibi o halinin üzerinden yürümemizi istemişlerdi. Evleri gerçekten kocamandı. Kuzgunlara ait olan çiftlikle kapışabilirdi.
" Senin içinde bir sıkıntı var. " dedi elindeki fincana dikkatle bakmaya devam ederek. Gözlüğün üstünden bana baktığında yutkunmama engel olamadım. Bakışları tıpkı Cihangir'in bakışlarına benziyordu. " Ama böyle sanki birine anlatmak istiyormuşsunda doğru kişiyi bulamamışsın gibi bir sıkıntı. "
Kaşlarım hayretle havalandı. Haklıydı. O gün Evan Tilki'yle konuştuğumuz şeyleri kimseye anlatamamıştım. Cihangir bana bir şey yapmadığını gördüğü için hiçbir şey sormamıştı. Sanki sorduğu an ağlayacakmışım gibi davranıyor geçmişle bağlantılı hiçbir şeye cevap vermiyordu. Konuşmaya çalıştığımızda lafı çevirmenin bir yolunu buluyordu.
" Her şeyini Cihangir'e anlatır mısın? " diye sorduğunda gafil avlandığımı hissettim.
" Anlatırım ama son zamanda başımıza birçok şey geldi. Cihangir bu konuları konuşmamak için direniyor. Çünkü..."
" Çünkü senin elini tutmayı bıraktı. " dediği an ağzım açık bir şekilde ona bakmaya başladım. Bu tepkim onu güldürdü. " Kubilay aradı. Siz gelmeden dedi senin oğlan büyük bir hata yaptı dedi. Az daha gül gibi kızı kaçırıyordu dedi. "
" Gül gibi kız da ben mi oluyorum? "
Gülerek koluma dokundu. " Öyle güzelsin ki kızım, hangi çiçeğe benzediğini inan telaffuz edemiyorum. " gözleri üzerimde gezindi. " Sübhanalllah. " yüzüme tüküreceğini sandığım an bir kez daha gülerek gözlerini fincana çevirdi.
" Başka bir şeyler görüyor musunuz? " diye sorduğumda kaşları havaya kalktı. Bir bana baktı bir de fincana. Sonra elini kalbine koyarak fincanı hızla masanın üzerine koydu.
" Bebek. " dedi ayağa kalkarak. " Bir bebek görüyorum. " neredeyse oynayacaktı. " Ben büyük büyük babaanne mi olacağım yoksa bu gördüğüm başka ne olabilir ki? Ha kızım? Doğru mu? " Endişeyle ayağa kalktım. Sesi öyle çok geliyordu ki biraz sonra Cihangir ve dedesi de yanımıza gelecekti. " Güneş tutulması zaten hep böyle şeyleri dile getirmek için en iyi zamandır. Ah, tutulmaya denk gelen bir bebek. "
" Bebek yok. " dedim kolundan tutmaya çalışarak. Yaşına göre oldukça bakımlıydı Mihriban babaanne. Bakımlı tırnaklarını bana doğru uzattığında elini tutmamı istediğini anladım. " Yani en azından bizim için bebek yok. "
Nasıl ifade edebilirdim bilmiyordum. Biz Cihangirle ileri gitmedik mi demeliydim? Evli insanların yaptığı şeyleri yapmadık mı demeliydim? Anlaşmalı bir evlilik desem ne yapardı acaba?
Sanırım kalbini tutup tutulma yüzünden bunlar diyebilirdi.
Mihriban babaanne diye seslenmemi istemişti kendisine. Cihangir'in dedesi onu ne zaman görse Mihriban türküsünü söylüyor, Mihriban babaannenin yanağına kocaman bir öpücük konduruyordu. Aralarındaki bağ o kadar kuvvetliydi ki onlara imrenerek bakmak dışında elimden bir şey gelmiyordu.
" O ne demek? Ama bir bebek var. " dedi gözlerimin içine dikkatle bakarak. " Kimin bebeği bu? Senin falında çıkan senindir. " sonra aklına bir şey gelmiş gibi fincana doğru eğildi. " Bir dakika bir dakika. " gözleri biraz öncekinden daha hızlı taradı fincanı. " Bu yakınında birinin de olabileceği bir bebek. " Kendini sandalyesine bıraktığında yüzündeki yıkılmışlık hissini tarif edemezdim. " Etrafımızda hamile biri var olmalı. " eliyle yüzünü sıvazladı. " Zaten bizim Cihangir ne zaman hızlı oldu ki? Yavrum tutturdu küçüklüğünden beri gördüğüm o küçük kızı bulup onunla evleneceğim diye. Kimselere bakmadı. Ona kaç tane kız önerdiğimi bir bilsen. " gözleri bana çevrildiğinde irileşti. " Bilmesen de olur tabi. " diyerek elini elimin üzerine koydu. Daha fazla ayakta durmanın doğru olmadığını anlayarak ben de az önce kalktığım sandalyeme tekrar yerleştim.
" Küçükken gördüğü kız mı dediniz? " sorumla birlikte elimi hafifçe sıktı.
Yüzündeki yaşlılık çizgilerine baktım. Sayabileceğim kadar azdı. " Öyle dedim. " başını sallayarak beni onayladı. " Günebakan tarlasında gördüğü kıza tutuldu yavrum. Daha küçücüktü. " boşta kalan elini boyunu göstermek adına yukarı doğru kaldırdı. " Şu kadarcık boyu vardı ama kalbi o gün atmaya başladı. " göz kapakları indiğinde bakışlarını kaçırdığını anladım.
Kalbim hızla atmaya başladı. Mihriban babaannenin bahsettiği kişi bendim. Cihangir'in günebakan tarlasında gördüğü kişi bendim.
Nefes alamadığımı hissettim.
Bu nasıl bir kaderdi böyle?
Peki ya ben onu neden hiç hatırlamıyordum?
Hafızamı yoklamak istedim ama benim günebakan tarlasına ait bir anım yoktu. Cihangir bana bunu ne zaman anlatacaktı?
" O kızı nasıl görmüş ki? " Mihriban babaannenin gözleri uzunca bir süre üzerimde gezindi. Bir şeyler demek istedi fark ettim ama dile getirmeye niyeti yok gibi baktı yüzüme.
" Benim şu an gördüğüm gibi. " yüzümü öyle bir inceledi ki bir an portremi çizeceğini düşündüm. " O kız çocuğu sendin. " Kalbim kasıldı. Gözümün önünde havai fişekler çakmış gibi irkildim. Onun ben olduğumu nereden biliyordu? Cihangir onlara her detayıyla anlatmış mıydı? " O küçük erkek çocuğu da benim torunum. "
Kaşlarım hiç olmadığı kadar sertçe çatıldı. Bizi bir araya getiren kaderin bir cilvesi miydi yoksa her şey planlı mıydı bilmek istiyordum. Bana bir cevap verecek gibi durmasa da yine de şansımı zorlamaya karar verdim.
" Bugün Güneş tutulması var ya. " diye giriş yaptım cümleme. Mihriban babaanne astrolog gibiydi. Her şeyden haberi oluyordu. Tanıştığımız an benim burcumu öğrenmiş direkt ona göre analiz çıkarmıştı. Dediğine göre burçlarımız birbirine uyduğu için çok iyi anlaşacaktık. " Herkes ne biliyorsa söylemeliymiş bugün. Yani sırlar kalmamalıymış diye okudum bir yerde. "
" Kıytırık bir yerde okumuşsun. " dedi yüzünü ekşiterek. " Bu tutulmanın sırların üzerini biraz daha kapatma özelliği var. "
" Yok artık. " dedim kendime engel olamadan sert çıkarak. " Yani ben öyle demek istemedim. Siz daha iyi bilirsiniz tabiki ama bence sırlar kötüdür. "
" Sırlar birilerinin iyiliği için saklanıyorsa kötü değildir. " dedi başını iki yana hızla sallayarak. Dudaklarımı kemirerek ona bakmaya devam ettim. Cihangir ne kadar kapalı kutuysa o da öyleydi. Bu özelliğini babaannesinden almış olmalıydı. " Çok meraklı olmak iyi değildir kızım, vakti zamanında ben de senin gibiydim. Toydum, her şeyi merak eder Cihangir'in dedesinin başının etini yerdim. Güneş tutulması derdim, burçlar diyor bak söylemezsen aramız bozulur derdim. " Gülümsedi. " Sonra bana öyle şeyler anlattı ki..." sesi soluğu kesildi. " Keşke dedim, keşke hiçbir şey öğrenmeseydim. Bazı şeyler bizim akıl sağlığımız için saklanıyormuş meğerse..."
Akıl sağlığını sorgulatacak ne öğrenmiş olabilirdi ki diye düşünmeye devam ederken konuyu hızla değiştirdi. " Saçların o kadar güzel ki Umay..." diyerek bana doğru yaklaştı. " Yumuşak ve narin. " gözleri beni ilgiyle süzdü. " Bir tanrıça gibisin. "
" Teşekkür ederim. " yanaklarımın kızardığına yemin edebilirdim.
" Cihangir güzelliğine mi mütevaziliğine mi yoksa prenses gibi narin oluşuna mı tutuldu acaba? " Bu soru bana değil kendineydi. " Neyse dur en son ne yapıyorduk. " kaşları çatıldı. " Fal bakıyordum değil mi? "
Başımı iki yana salladım. " Bir günebakan tarlası hakkında konuşuyorduk. " gözlerinin içine baktığımda elindeki fincanı sıktığını hissettim. " Mihriban babaanne biliyorum belki de bunu bana anlatması gereken kişi Cihangir evet ama ben merak ediyorum. Şu an öğrenmeme engel olan nedir onu bile anlamıyorum. "
" Zaman. " dedi iç çekerek. " Her şey zamanı gelince ortaya çıkar. "
" Ya şimdiyse zamanı? "
Gözlerini usulca kapattı. " Sana ezelden geldiğini bilmen yeterli gelmiyor mu? " sorusuyla kalbimin hızlanmasını engelleyemedim. " Onca şeye rağmen yine seni buldu. İlk gördüğü kişi sendin Cihangirimin. Adını bile bilmiyordu senin. Ama bak şu Allah'ın işine ki siz birliktesiniz. Evlisiniz. Birbirinizinsiniz. "
" Bana çok ütopik gelmeye başladı bu hikaye. "
" Allah'ın çizdiği yol kızım. " elimi sıktı. " Ne sen ne de ben buna dur diyemeyiz. Sen onun alın yazısıysan kimse silemez. " içimi kaplayan ürpertiyi nasıl durduracağımı bilmiyordum. " Cihangir'in senin kaderindi, senin de onun kaderi olduğun gibi. " gözleri fincana indi. " Ben burçlarınıza da baktım zaten. Karşılaşma yaşınız küçük. "
" Her şeyi burca bağlıyorsunuz. " dediğimde kahkaha attı.
" Mihriban ama astrolog olan derler bana. " göz kırptı. " Benimki beni öyle çağırır. Ne zaman ona kızsam, aramıza mesafe koysam yanıma iki fincan kahveyle gelir. Der ki gel kırk yıl hatırı olsun, bir de üzerine bak bakalım bundan sonra yolumuz ne olsun. " Dudakları kıvrıldı. " Sanki bir şeyler gördüğümden mi diyorum ben? Uyduruyorum hepsini. Ama o bana inanıyor. Önemli olan da budur. Eşinin sen ne dersen de arkanda olması, sana inanması. Sanki o bilmiyor mu fincan kahvesine inanılmayacağını? " elini salladı. " Lafta kızım bunlar lafta. Ama bak astrolojiye saygım sonsuz. İlgilenirim de. "
" Ama fincandaki bebeği bildiniz. " dediğim an gözleri irileşti. " Yani bizim değil ama yakınımızda birinin bir bebeği olacak. " dediğim an heyecanla ayaklandı. Bu kadının bir anda ayağa kalkmalarına alışabilecek miydim bilmiyordum.
" Kim? Allah'ım biliyordum. Bir süre sonra bunun bir yeteneğe dönüşeceğini biliyordum. " dedi fincanla temasını kesmeyerek. " Kim hamile kızım de hele bakayım bana. "
" Bunu kendisi söylese daha uygun olur. " Aklıma Leman'ın bu haberi kendisinin vermek istediği geldi. Belki de onun bir mutluluğunu elinden çalmış olacaktım. Bunu istemezdim.
" Ortaya bomba atıp kaçmak dedikleri şey bu olsa gerek. Bari çok yakınımızda biri mi onu söyle kız, çatlatma babaanneni. " elini omzuma koyduğunda hayatımda daha önce şahit olmadığım bir yakınlık hissettiğim için öylece ona bakakaldım. Benim babaannem ben çok küçükken vefat etmişti. Ne annem ne de babam bir ebeveyne sahip değildi. Cihangir şanslı mıydı yoksa ailesinden uzak olduğu için kendini şanssız mı hissediyordu bilmiyordum ama benim tek bildiğim şey varsa o da dedesinin de babaannesinin de çok iyi kalpleri birileri olduğuydu.
" Ama söyleyemem ki..."
" Söyler gibisin..."
" Günebakan tarlası konusuyla eş değer bu konu. " omuzlarımı kaldırıp indirdiğimde gözlerini kısarak cıkcıkladı.
" Güzelsin, hoşsun ama çok da fenasın. Aferin benim gelinime. " dediğinde kalbim yerinden çıkacakmış gibi oldu. " Gelinim lafı da biraz bayatmış ya, acaba direkt kızım mı demeliyim? Ben genelde gelinim lafını zorunlu bulduğum kişilere diyorum. Sana kızım demem sorun olmaz değil mi? "
" Olmaz efendim. "
" Hani babaanne diyecektin? " dediğinde sertçe yutkundum. Yüzünde kızgın bir ifade vardı.
" Babaanne diyeceğim de bir anda ağzım şey etti. "
" Bir daha şey etmez değil mi kızım? "
" Etmez Mihriban babaanne. " dediğimde bana doğru yaklaşarak kollarını iki yana açtı ve beni kollarının arasına hapsetti. Saçlarının omzuma dökülüşüyle birlikte gıdıklanma hissime engel olamadım.
" Daha önce hiç birinin babaannesi olmayı bu kadar istememiştim. " saçıma küçük bir öpücük kondurduğunu hissettiğimde yakınlığımızla kalbim bir kez daha hızla attı. Cihangir'in sıcaklığı gibiydi.
" Neler oluyor burada? " diyen sesle birlikte yüzüme kocaman bir gülümseme yapıştı. Benimki gelmişti.
" Karısına başka biri sarıldı diye ortalığı ayağa katacak kişi de mekana giriş yaptı. Cihangir'in bu tutulmadaki yorumunda yazıyordu zaten. Kıskançlık üzerine bir haftası var. " dediğinde gülmeden edemedim.
" Babaanne.." dedi Cihangir gözleri hala ikimizde gezindiğinde. " Karımı biraz az sıksan olmaz mı? Yüzü kıpkırmızı olmuş. "
" Aman yemedik be karını. " dedi ama hala bana sarılmaya devam etti. " Babaannenden de kıskanacaksan..." kınayan bakışları Cihangir'in üzerinde gezindi.
" Umay benim karım lan. " dediğinde ilk kahkaha atan arkasından gelen dedesi oldu.
" Mihriban da benim karım lan. " dedi dedesi ciddi bir sesle. " Nasıl oluyormuş gör öğren Cihangir efendi. Ben de sen babaannenin dibinden ayrılmadığında böyle oluyordum. Devran döndü desene. " göz kırparak bana baktığında yüzümdeki tebessüm silinecek gibi değildi. Aralarındaki bağ şakalaşmalarından belliydi. Kimse birbirini ciddiye almıyor, sadece şaka olduğunu belli ediyordu. En son ailemle ne zaman böyle olmuştum? İtalya'dan gelirken onlardan ayrılmıştım evet ama bana gitme bile dememişlerdi. Onlara göre Cihangir'in yanında olmam güvenliydi. Bir evlilikten ziyade sadece güvenliğime odaklanmış durumdaydılar. Vedamız ise kısa bir sarılma ile gerçekleşmişti.
Birkaç saat önce buraya girdiğimde Mihriban babaannenin bana defalarca sarılması aklıma geldi. Annem bana yapmamıştı bunu mesela. Belki de annem temas sevmiyordu. Avut kendini Umay dedi iç sesim. Onu şu anlık dinlemeye niyetim yoktu.
Mutluluğumu bozacak cümleleri zihnimde barındırmak istemiyordum. " Karıma minik sarayınızı gezdirmeme izin var mı? " Minik saray diye bahsetmişti Cihangir buraya gelmeden öncede. Onlar da evlerine bu hitabı yakıştırıyordu. Ama bence minik falan değildi. Gerçek bir saraydı. Benim de ailem varlıklıydı ama bu şekilde yaşamak bambaşka bir boyuttu.
" Hala gezdirmemiş ve bizi yalnız bırakmamış olman hata oğlum. " diyen dedesi Cihangir'in ensesine vurduğunda dudaklarımı birbirine bastırarak gülmemek için kendimi sıktım.
" Burası artık Umay'ın da evi. Her yeri bilmeli, gezdir hadi. " diyen Mihriban babaanneye baktım. Beni öyle bir benimsemişti ki yanındayken kendimi dünyanın en rahat insanı gibi hissediyordum. " Hava çok güzel, size yaptığım atıştırmalıklardan alın piknik yaparsınız arka tarafta. Oraya kimse girmez zaten. Deden ve ben birkaç saat yokuz. " gözleri üzerimizde gezindi. Bir şeyler ima mı ediyordu yoksa bana mı öyle geliyordu bilemediğim bir andı.
" Aynen benim babaannenle ziyaret etmem gereken bir yakınımız var. Akşama kadar gelebileceğimizi sanmıyorum. Sen Umay kızıma evi gezdir, gecikirsek yemek için bizi beklemeyin. " dediğinde Mihriban babaanneyle aralarında kısa çaplı bir bakışma yaşandı.
" Ben size piknik sepeti hazırlayayım hemen. " dediğinde bedenime sardığı kolları üzerimden çekildi. Masanın yerindeki zeytinyağlı sarmaları saklama kabının içine koyarak piknik sepetine yerleştirdi. O kadar çeşit yiyecek vardı ki hangisini yesem diye düşünmüştüm ilk geldiğimde. Cihangir benim için büyük bir tabak hazırlamış her şeyden koymuştu. Dün geceden beri buradaydık. Zamansız geldiğimiz için biraz fırça yemiş olsak da babaannesi sabah önümüze bir sürü yiyecek koymuştu. Hızlı bir kadındı.
" Kimi ziyaret edeceksiniz? " Cihangir tabaktaki sarmalardan birine elini attığında dedesi eline sert sayılmayacak şekilde vurdu.
" Çatal denilen şeyle yenir o Cihangir..." diye uyardığında göz göze geldik.
" Ya babaannem..." dedi Cihangir daha önce hiç görmediğim bir halde çocuklaşarak. Onu bu halde görmek beni şaşırtıyordu. " Dedeme bir şey söyle. Vermiyor bana sarma. "
" Bir de beni şikayet ediyor eşek sıpası, hiç büyümedi bu çocuk Sultanım hiç. "
" Acaba büyümeyen kim? " Mihriban babaanne arkasını dönerek kocasına şüpheyle baktığında alt dudağımı dişlerimin arasına aldım. Karşımdaki tatlı çifte bakmaktan kendimi alamıyordum. Yaşlanınca biz de Cihangirle böyle bir çift olur muyduk?
" Yine bütün suç benim üzerime kaldı. Görüyor musun Umay kızım bunlar birbirini tutuyor, tüm suç bana kalıyor. Artık sen geldiğine göre benim ekibe katılmamak için hiçbir sebebin yok. Babaannesi ve Cihangir'e karşı sen ve ben ne dersin? Kurar mıyız bir ittifak? "
" Umay benim. " dedi Cihangir ortalığı birbirine sokacak bir sesle. " Hiç ona tatlı numaraları yapma dede. Benim karım benim tarafımda olacak. Sen teksin yapacak bir şey yok. Bu evin hanımları beni seçer. " dedesiyle bakışmaları beklediğimden uzun oldu. " Bunu kabullenmek için neyi bekliyorsun anlamadım ki..."
" Başladılar yine. " dedi Mihriban babaanne bana bakarak. " Kediyle köpek gibi birbirini yerler ama bir bakmışsın iki arkadaş gibi de yan yana oturup sohbet ederler. Dedeyle torun arasına girilmez Mihriban diyorum kendime her seferinde. Gerçekten de öyleymiş. Baksana biraz sonra tavla oynalım desem ikisi de sen ne anlarsın tavladan Mihriban der beni gönderirler. Niye biliyor musun? " Kulağıma doğru eğildiğinde " Onları yeniyorum diye. " dedi ve kahkaha atmaya başladı. Elindeki piknik sepetini masanın üzerine koydu. Her şey hazırdı.
" Yenmek ve sen..." dedi kocası ona bakarak. " Yapma be Mihribanım biz sana kıyamıyoruz ondan. "
" Aynen öyle babaannem. " diyerek masadaki sarmayı sonunda ağzına götürdü Cihangir.
" Oğlum çatal. " denilse de omuz silkerek bir sarma daha parmaklarının arasına aldı ve bana doğru uzattı. Dudaklarıma yapıştırdığı an ağzımı açmak zorunda kaldım.
" Bizi çatal şu ortamda bozar. " dedikten sonra gözleri bana çevrildi. " Sevgilim, pikniğe gidelim mi? " diye sorduğunda yanaklarıma pompalanan kanın rengini herkes net bir şekilde seçebiliyordu.
" Olur.." dedim ama yerimden kalkmak için herhangi bir hamlede bulunmadım.
" Akşama doğru yağmur varmış. " Cihangirle gözlerimiz kesişti. Onunla yağmurda ıslanmayı özlemiştim. Keşke dedim, yağmura yakalanmış olsak. " Ona göre giyinin. Şemsiye alın diyeceğim ama Cihangir'in yağmurda şemsiye aldığını şimdiye kadar hiç görmedim. "
" Ben de pek tercih etmem. " dediğimde dedesi hızla gözlerini karısına çevirdi ve gülümsedi.
" Birbirinizi bulmuşsunuz. " diyerek karısının yanına geçti. " Tıpkı bizim gibi. "
" Keşke Kubilayları da getirseydiniz. " dedi Mihriban babaanne üzüldüğünü belli eden bir sesle. " Akşama davet etsek mi onları? "
" Kubilay mı istedi bunu? " Cihangir masadaki üzümden ağzına birkaç tane sıkıştırdığında beni de es geçmedi. Ne yerse benim de ağzıma veriyordu. " Sanki onun cümlesinden bir alıntı gibi geldi de bana. " gözleri kısıldı. " Hatta biz gelmeden lafımız gelmiş gibi, haksız mıyım? "
" Kubiyle dedikodu yapmak hoşuma gidiyor. " omuz silkti Mihriban babaanne. Demek ki biz gelmeden önce Kubilayla konuşmuştu. " Herkesten ufak ufak bilgiler veriyor kulağıma. "
" Bir kendinden vermez zaten. " dedi Cihangir öfkeli sesiyle.
" Neden öyle dedin? " kaşları çatıldı Mihriban babaannenin. " Bir şey mi oldu? "
" Kendisine sor babaannem. " dediğinde gözlerinin odağı bana doğru çevrildi. " Artık bizim gitme vaktimiz geldi. Herkes kendine iyi baksın ben Karıma bakacağım çünkü. " dediğinde oturduğum sandalyenin yanına doğru gelerek beni ayağa kaldırdı. " Hadi sana minik sarayımızı gezdireyim. " kulağıma doğru eğildi. " Minik serçem, minik sarayını gezmek için heyecanlı görünüyor. " diye fısıldadı. Dedesi ve babaannesi duymadığı için şanslı sayılırdım sanırım.
" Tabi, bakın keyfinize. " diye arkamızdan seslenen dedesi oldu.
Cihangir onları duysa da bir şey demeden ilerlemeye devam etti. Koluna girdiğim için ben de onunla birlikte hareket ediyordum. Bir kolunda da piknik sepetimiz vardı. Dudaklarıma oturan ve hiçbir zaman geçmemesini umduğum gülümsemeyle Cihangir'e baktım. İyi ki dedim kendime iyi ki onu tanıdın.
Minik saray diye hitap edilen yer aslında büyük bir sarayı andırıyordu. Bahçesi oldukça büyüktü buna rağmen Cihangir benimle yürümek istediğini söylediği için yürüyorduk. Bahçenin büyük bir kısmı papatya tarlasından oluşuyordu. Bu mevsimde papatya olmayacağını bilsem de yine de gözlerimle aramaktan vazgeçmedim.
İnsan bazen hayatına şükretmeliydi. Sanırım öyle bir anın içindeydim ve bu ana hapsolmak istiyordum. Bu an hiç bitmesin istiyordum.
" Yoruldun mu? " diye soran Cihangir gölün yanına geldiğimizde durakladı. " Kucağıma alabilirim seni. " dudaklarını yaladığında kalbimin odacıklarında bulunan kanın akışını hissettim. Abartma seviyeme göz devirme işlemini daha sonra yapmak üzere aklıma not ettim.
" Aslında burada da yapabiliriz pikniği. " dedim gölü işaret ederek. " Güzel görünüyor. " Üzerinde birkaç tane ördek yüzüyordu.
" Gölü gören manzarası daha güzel olan bir yer var. " göz kırptı. " Benim gizli yerim. Küçükken hep oraya kaçardım. Çalıların arasında kaldığı için kimse orada birinin olacağını düşünmüyor. Tamamen bana özelmiş gibi hissettiriyor. Benimle oraya gelmeye ne dersin? Gizli yerimi görmeni istiyorum. "
" Cihangir ve gizli bölgesi ha? " tek kaşımı havaya kaldırdığımda yutkundu.
" Artık sadece benim değil. " üzerime doğru eğildi. " İkimizin gizli yeri. " Kollarını bacaklarımın altından geçirerek beni kucağına aldığında hızla kollarımı boynuna doladım. Hala cümlesinin etkisi altındaydım. Cihangir bu işte gerçekten ustaydı. Bana bir şey yaptırmak istediğinde güzel bir cümle kuruyor ve o şeyi yapıyordu.
" Yürüyebilirdim. " dedim mızmızlık yapma isteğime engel olamayarak.
" Ama seni taşımak istiyorum. " dediğinde büyük elleri kalçamın üzerine kapandı. " Belki de biraz dokunmak istiyorumdur, karar veremedim. " dediğinde alt dudağımı dişlerimin arasına aldım. Ben de bana dokunsun istiyordum.
" Dokunmadığın günleri unuttuğumu sanma. "
" Hemen de çat kaşlarını hemen..."
" Ama senin yüzünden..."
" Farkındayım. "
" Farkında olman bir şeyleri değiştirmiyor Cihangir bey. " dediğimde yüzünü yüzüme yaklaştırarak durakladı.
" Cihangir bey mi? "
" Hı hı. "
" Umay hanım mı demeliyim o zaman ben de? "
" Ben sana asker diyeyim en iyisi, sen de bana..." dediğim an devamını getirmemem için dudaklarını burnumun ucuna dokundurdu.
" Tamamlama o cümleyi. İki yabancıymışız gibi kelimeleri aramıza sokma. " başını iki yana salladı. " Bir bir hata yaptım ki bence suçluyum her şekilde. Hem senden uzak kalma konusunda hem de..." devamını getirmek istemedi. " Ama bana deme öyle. Cihangir de, aşkım de ne bileyim içinden gelen başka şeyler söyle ama bir başkasıymışım gibi hissettirecek kelimeler söyleme. "
" Belki de asker demeyi seviyorumdur. "
" Şansını çok zorluyorsun Umay Karaboğa. " dediğinde kahkaha attım.
" Öğretmenim sensin Cihangir Karaboğa. "
" Kocan olmayı tercih ederim. " diyerek burnunu boynuma sürttü. Gözlerim kapanmamak için kendiyle bir savaş halindeydi. Onun tenine ne zaman yaklaşmış olsam gözlerimin kapanmasına engel olamıyordum. " Bana kocacım demeyi düşünüyor musun? " Kaşlarını havalandığında yüzüme bakmak için geriye doğru çekildi.
" Kocacım diye çağırdığımı düşünsene. "
" Düşünmek istiyorum işte hatta düşünmekle kalmamak istiyorum. Bir kez söylesene. " gözleri dudaklarıma indi. " Dudağının hareketini de izlemek istiyorum. Öne doğru eğilmesini. O sondaki sahiplik ekini dillendirmeni..." kendinden geçmiş gibi bakıyordu bana. Turkuaz gözlerinin koyulaştığını gördüm. " Söyler misin bir kere benim için? "
Şimdi ben ona nasıl hayır diyebilirdim ki?
Cihangir Karaboğa benim zaafımdı. Onun isteklerini geri çeviremiyordum. Aslında ona trip atmam gerekiyordu lakin bunu yapmamı engelleyen şey içimdeki tuhaf duyguydu. Sanırım bunun adına insanlar aşk diyordu. Aşık olduğunuz kişiye hem trip atmak isteyip hem de atamıyordunuz. Garipti, çok ama çok garipti.
" Ama şu an burada mı söylemeliyim? " dediğimde adım atmaya başladı. " Senin yerine gitti..."
" Oradayız. " dediğinde etrafıma bakma gereksinimi bile duymadan dudaklarımı dudaklarının üzerine yapıştırdım. Bu ani hareketim onun da dengesini şaşmış olacak ki dizlerinin üzerine eğilerek beni çimlere yatırdı ve üzerime doğru eğildi.
" Kocacım, " dedim içimden gelen isteğe ayak uydurarak. " Bu adam benim kocam. " diyerek sakallarını okşadığımda yüzündeki sırıtışı sanırım hiçbir zaman unutamayacaktım. Öyle mutlu olmuş görünüyordu ki..
" Keşke ikimize ait bir evimiz olsa da ben işten geldiğimde bana kapıyı açan sen olsan. " dedi Dudaklarıma doğru nefesini üfleyerek. " Her gün bunun hayalini kuruyorum. Anahtarımı hiçbir zaman yanıma almazdım. Kapıya gelirken senin ayak seslerini dinlemek istediğim için hep seni yormak isterdim. " omuz silkti. " Biraz bencilim sanırım bu konuda. " Dudakları burnumun ucuna dokundu. " Belki de insan sevince bencilleşiyor. Sevdiğinin her halini görmek istiyor. "
" Ben de isterdim. " dedim kendime hakim olamadan. " Sana kapıyı açmayı. "
Dudaklarını öne doğru büzdüğünde öyle tatlı görünüyordu ki ellerimi yanaklarına koyarak biraz daha büzmeyi ihmal etmedim. " Öyle tatlı görünüyorsun ki şu an Cihangir, seni yememek için kendimi zor tutuyorum. "
" Yemen için inan elimden gelen her şeyi yaparım. " gözlerindeki ateşi görebiliyordum. Bana her yaklaştığında içinin gidişini de hissediyordum. Durumlar bende de farksız değildi aslında.
" Bir gün sana o kapıyı açacağım. " dedim aklıma gelen fikirle. " Hatta o gün hangi gün olacak biliyor musun? Hatırlar mısın bilmiyorum ama seninle bir şey konuşmuştuk. "
" Seninle konuştuğum her şeyi hatırlarım. " dedi devam etmeme izin vermeden. Eli yanağımda gezindiğinde derin bir nefesi içime çektim. Kokusuyla yaşamak muazzamdı. " Dur tahmin edeyim. " dediğinde dikkatimi ona verdim. Doğru tahmin edecek miydi bilmek istiyordum.
" O zaman ikimiz aynı anda söyleyelim. "
" Olur. Üç iki bir.." dediğinde ikimiz de aynı anda " Kardan adam. " diye bağırdık. Aslında daha çok Cihangir bağırdı. Sanki onu duymayacağımdan korkuyor gibi bakıyordu bana gözleri.
" Hatırlıyorsun. " dedim yüzümü ağlamamak için şekilden şekile sokarak.
" Dedim ya seninle ilgili hiçbir şeyi unutmam. " başını iki yana salladı. " Kendimi unuturum ama seni unutamam. Öyle bir meselesin bende. "
" Cihangir..."
" Ağlama. " dediğinde yanağımda süzülen yaşın farkında bile değildim. " Buraya güzel şeyler için geldik. Ağlamak için değil. Ayrıca ağlamak istediğinde haberim olsun, göz yaşlarını silen kişi ben olmak istiyorum. Tamam mı? "
" Bu kadar düşünceli olmak zorunda mısın? "
" Sadece sana. " diyerek başımın üzerinden öptü. " Kardan adam yapacağımız o gün ben görevden geleceğim değil mi? Sonra da sana söz verdiğim gibi birlikte..."
" Evet, sen göreve gitmiş olacaksın ve geleceğin gün kapıyı sana ben açacağım. Kollarına atlayacağım. " dediğimde o günü hayal ettim. Cihangir'den uzak kalmak bana göre değildi ama göreve gidecekti bumu biliyordum. Onu mesleği yüzünden asla yargılayamazdım Ki yargılanacak bit mesleği de yoktu.
" Kucağıma atlasan? "
" Pazarlık yapmaya başlayan bir Cihangir Karaboğa. " güldü.
" Kucak tercihimiz. " göz kırptığında karnıma giren krampları fark etmemeye çalıştım.
" Sonra da söz verdiğin gibi seninle Kardan adam yapacağız. "
" Ama sadece sen ve ben. " dedi altını çizmek istercesine.
" Belki..."
" Hayır hayır hayır. " başını iki yana salladı. " Hem onlar yorgun olur. Görevden geliyoruz sonuçta değil mi? "
Tek kaşımı kaldırdım. " Sen de görevden geliyorsun o zaman sen de mi yorgun olursun? "
" Asla. Ben seninleyken o yorgunluk anında siliniyor. " gözlerinin içindeki alevleri görebiliyordum. Bakışlarıyla yanıp tutuşabileceğim tek adamdi Cihangir. " Onlar uyusun, kimseye söylemeyelim biz yine de. Dahil olmak isteyebilirler. "
Güldüm. Öyle bir şeyi duymuş olsalar diğerleri de eminim ki yorgunluk dinlemez yanımıza gelirlerdi. " Sadece sen ve ben. "
" Şu anda olduğu gibi. " dediğinde gözlerimi usulca kapattım. Huzur Cihangir demekti. Sevdiğiniz adam yanınızdaysa ve sizden başka kimseyi gözü görmüyorsa dünyada başka bir şey ister miydiniz bilmiyordum. Ben bebek gibi sevildiğim bir ilişkinin içindeydim.
" Canım nar istedi. " dedim kaşlarımı çatarak. " Leman'in hamilelik hormonları bana da yapıştı sanırım. Sürekli canım saçma sapan şeyler isteyip duruyor. "
" Benim bundan neden haberim yok? " kızgın gözlerle bana baktığında iç çekti. " Neyse ki rüyanda sayıkladın. " dediğinde şaşkın gözlerle Cihangir'e baktım.
" Yok artık, ciddi olamazsın. "
Omuz silkti. " Ciddiyim. " üzerimden kalkarak piknik sepetinin içerisinden çıkardığı örtüyü çimlerin arasına serdi. O ana kadar etrafıma hiç bakmamıştım. Gözlerim bir tarama gibi etrafı gözlediğinde dudaklarım aralık kaldı. Gerçekten de burası çok güzeldi ve birisinin bizi görmesi imkansızdan da öteydi. Etrafımızdaki çalılıklar ikimizi de kapatacak kadar uzundu ve diğer tarafımız da göl tarafına denk geliyordu. Bir kapanın içindeymiş gibi hissettirse de o yerde Cihangirle birlikte olduğum için dünyanın en şanslı kişisi olabilirdim.
" Burası gerçekten çok güzelmiş. " dedim göle bakarak. Ördekler ileride yüzüyordu ve su oldukça berraktı. İçindeki balıkları seçebileceğim kadar durgundu suyu.
" Örtünün üzerine oturduğun an kimse seni göremeyecek ama sen onları izliyor olacaksın. " dediğinde oturmam için serdiği örtüye yerleştim. " Ama ben seni her halinle görüyor olacağım. " elimi çenemin altına koyarak onu izlemeye başladım. " Bana öyle bakma, içim gidiyor. "
" Nasıl bakıyorum ki? "
" Aşık gibi. "
" Aşığım zaten. " dudaklarımı birbirine sıkıca bastırdım. " Kocama çok aşığım. "
" Anlaşmalı evlilik yapmıştın hani? " dedi benimle uğraşmak adına.
" Evliliğimizi hemen anlaşmaya dönüştürebiliriz Cihangir Karaboğa. " çenemi dikleştirdiğimde dudakları kıvrıldı.
" Karım olman çok hoşuma gidiyor. Ne zamana kadar saklayacağız? " benim gibi o da örtünün üzerine oturduğunda omuz silktim.
" Sanırım bu sorunun muhattabı Büyük dayı. " gözlerimi kaçırdım. " O demişti kimse bilmesin diye. " içimde oluşan huzursuzluk diğerlerine anlatınca ne tepki vereceklerini düşünmekle oluştu. " Acaba bize çok kızarlar mı? Yani bak Kubilay'a biz yokmuşuz gibi davrandı. O öyle tepki verdiyse diğerlerini düşünemiyorum. "
" Sana değil alacaklarsa bir tavır bana alsınlar. Yeter ki sen üzülme. " dediğinde bir yandan da piknik sepetinin içindekileri çıkarıyordu. " Şimdi kötü şeyleri düşünmeyi bırakıyoruz. O yüzümüzü asmıyoruz tamam mı? " eli çeneme baskı yaptığında bakışlarımı yüzüne çevirdim. Elmacık kemiklerinin çıkıklığı beni kendimden geçirmemeliydi ama o Cihangir'di. Fazla düşünmeye gerek var mıydı? Bana bir bakışı bile beni kendimden geçirebilirdi. " Bu dudaklar sadece ben öpeceğim için aşağıya doğru büzülsün. "
Dudakları dudaklarımı bulduğunda gülümsedim. Küçük ama baş döndürücü bir öpücüğü bana hediye ettikten sonra sepetin içini boşaltmaya devam etti. Elindeki saklama kabını havaya kaldırarak " Burada sana ait olan bir şey var. " diyerek bana doğru uzattı.
" Ne ki bu? "
" Nar. " dediğinde kaşlarım hayretle havalandı.
" Cihangir nasıl ya..."
" Canımı istedi dedin. "
" Ama bunu sana daha yeni söyledim. Nasıl hemen nar bulmuş olabilirsin ki? " omuz silkti.
" Süper gücüm bu. " göz kırptığında bıyık altından gülümsedi. " Senin ne isteyeceğini hep senden önce bilmek istiyorum. Bırak bari senin için bunu yapabileyim. Ayrıca gece gerçekten nar dedin rüyanda. "
" İkimizde yol yorgunuyduk uyumayıp beni mi dinledin? " dikkatle yüzünü inceledim. Bazen sanki onu bir daha göremeyecekmiş gibi hissetmeme engel olamıyordum.
" Benim yorgunluğum, seni görene kadar ki.." omuzlarını kaldırıp indirdiğinde bedenini inceledim. Bu adam benim diye bağırmak istiyordum ona baktıkça. Altında kaldığımda beni nasıl ezmediğini hesap etmeye çalıştım. " Ne oldu kaşlarını çattın? " dediğinde kendime gelmeye çalıştım.
" Bir şey düşünüyordum da. "
" Neymiş o? " dedi tatlı tatlı bana bakarken. Erkeklerin kirpikleri bu denli uzun olmamalıydı. Benimkiler o kadar uzun değildi mesela.
" Söylememe hakkımı kullanmak istiyorum. " Ne diyecektim? Altında kaldığım anı düşünüyorum mu? Onun romantik cümlelerinin arasına benim hödüklüğüm girdiğinde nasıl tepki verirdi bilemiyordum.
" Öyle bir hakkınız yok hanımefendi. "
" Hesap yapıyordum. " dedim omuz silkerek. " Küçük bir hesap ya. Öyle önemli değildi. " parmağımla gösterdiğim küçüklüğe baktı.
" O yüzden mi kaşların çatıldı? " eliyle benim yaptığım gibi küçük işaretini yaptı. " Hem de bu kadarcık bir şey yüzünden çatıldı ha? " Bana doğru yaklaştığı her an kalbim ağzımda atıyordu ve ne diyeceğimi bilemiyordum. Bunu kullanarak bana doğru yaklaştı. " Şimdi daha çok merak ettim o düşündüğün şeyi. Ah pardon, küçük hesabı..."
" Söyleyemem ki..." dediğim an hıçkırdım. Cihangir gözlerini kısmış bir şekilde bana bakıyordu. " Yani söylerim ama uygun olmaz. " göz devirdim. Kocamla düşündüğüm şeyin uygun olmaması da ayrı bir ironiydi.
" Benimle alakalı bir şey miydi? "
" Bizimle alakalı bir şeydi. " gözlerimi kapatarak derin bir nefes aldım. " Bedenine baktım da yani çok irisin. Biz şey yaparken nasıl altında ezilmiyorum onu anlayamadım. O yüzden hesap yapıyordum. Dayanıklılığa falan gitti aklımda. "
Cihangir bir anda gülmeye başladı. Öyle güzel gülüyordu ki ağzımı ayırıp bir salak gibi sadece onun gülüşünü izledim. Gülünce yanağının kenarında oluşan gamzeye dokunmak için elimi uzattım. Bana izin vererek tebessüm etmeye devam etti. " Demek altımda neden ezilmediğini hesapladın ha? "
" Şey öyle oldu biraz. "
" Bunu bazen bende düşünüyorum. " dediğinde " Hadi ya. " diye tepki vermiş olsam bile kendimi gamzesinde çoktan kaybetmiştim.
Beni kucağına doğru çektiğinde ayaklarını uzatmıştı. Sırtını ağaca yasladığında onun da benim de keyfim yerinde görünüyordu. Arkamda duran nar kutusunu alarak kapağını açtı.
" Aç bakalım ağzını. " diyerek eliyle birkaç narı dudaklarımın arasına bıraktı. Gözlerinin içine bakarak narı ağzıma aldım.
" Hmmm, enfes. " dedikten sonra bir kez daha ağzıma narı vermesini bekledim. Ellerinden nar yemek kadar keyifli bir aktivitem yoktu şu an. Bana yıllar önce biriyle tanışıp onunla bu hale geleceğimi söylemiş olsalardı onlara sadece bakmakla yetinirdim. Çünkü hayatım hep tek düzeydi. Muhtemelen ailemin istediği biriyle evlenirim diye düşünmüştüm hep. Bir hayalim bile yoktu. Bazı kızlar üniversiteye gittiğinde biriyle tanışacağını düşünürdü ama benim böyle bir düşüncem hiç olmamıştı. Sadece okuldaki kızlardan dinlemiştim bu hayalleri. Belki hayat bazen akışına bırakıldığı an karşısınıza güzel şeyler çıkarabiliyordu. " Ellerinden nar yemek..."
" Beni mi yoksa narı mı daha çok seviyorsun diye sormak bile çok tehlikeli şu an. " dedi iştahla nar yiyişime bakarak.
" Bunları sen mi çıkardın tek tek? " Başımı sol omzuma doğru yasladığımda başını salladı.
" Seni izliyordum gece, senin yanındayken huzurla uyuyabiliyorum aslında ama izlemek daha çok hoşuma gidiyor. Göreve gittiğimde göremeyeceğimi düşündüğüm için belki de. Bilmiyorum ama uyumaktansa seni izlemek daha cazip geliyor bana. Uyurkenki huzurunu görmek... Bu duyguyu hiçbir şeye değişmem. " ağzıma bir tane daha nar tanesi sıkıştırdı. " Şimdi de bu güzelliğin karnını doyuruyorum. "
" Narla mı? "
" Neyle doyurmamı isterdin? " diye sorduğunda kalbim ağzımda atmaya başladı. Aklım hep fark şeylere çalıştığı için kendimi çimdiklemeliydim belkide.
" Yiyecek. " dedim hızlı bir şekilde. " Başka neyle olabilir ki? Yani sonuçta nar doyurmaz ki değil mi? Açsam beni doyurmak için mesela hmm..." Gözlerimi etrafa çevirdim. Acilen yiyeceklerden birinin ismini söylemem gerekiyordu. Yoksa benim ne düşündüğümü anlayabilirdi. " Sarma. " dedim elimle aklıma bir fikir gelmiş gibi işaret ederek. " Sarma karın doyurmak için iyi bir seçenek. "
" Sarma? "
" Hı. " dedim ona üstten bakarak. Dizlerinin üzerinde oturduğum için ondan daha yüksekte sayılırdım.
Belimden beni tutarak kendine doğru çektiğinde dudaklarımdan bir isyan sesi çıktı ama aslında bu onun yüzünden değildi. Beni oturttuğu yer yüzündendi. Onun da yüzünden geçen ifadeye bakılacak olursa ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk. Sertliği bacaklarımın arasına baskı yapıyordu. Alt dudağımı dişlerimin arasına aldığımda elindeki nar kutusunu kenara koydu. İki eli de kalçama yerleştiğinde hiç düşünmeden dudaklarına doğru eğildim.
Dudaklarım dudaklarının arasına girdiğinde zihnim bomboştu. İçindeki o boşlukların hepsini Cihangirle doldurdum. Benim için nar ayıklayan adamdan olurdu sonuçta değil mi? Zihnimi başka ne ile doldurabilirdim ki?
Yanaklarını avuçlarımın arasına alarak onu iyice kendime doğru çektiğimde kalçamdaki eli hareketlendi ve beni inletecek şekilde acıyla buluşturdu. " Çok güzelsin. " dediğini duydum dudaklarımız ayrıldığında ama bu uzun sürmedi. Direkt dudaklarıma asılarak beni kendimden geçirecek bir öpücük daha bahşetti. Dudaklarımın kızarıp şişeceği bir şekilde öpüyordu beni.
Sağ eli kalçamın altına doğru indiğinde fermuarıma doğru yola çıktığını biliyordum. Belki de bu sefer doruğa çıkma zamanımız gelmişti.
Cihangir beni sertçe öpmeye devam ederken ensesindeki saçları çekiştirdim. " Bu sefer durma. " dediğimde sözlerim de gözlerim gibi bulanıktı. Dudaklarımız sanki birbirinden ayrıldığı an boşluğa düşüyor gibiydi.
" Sürpriz! " diyen sesi duyduğum an Cihangir'den ayrılmak için kendimi geriye doğru çektim ama Cihangir sesi duymamış gibi beni öpmeye devam etti. Ne zaman kapandığını bilmediğim gözlerimi açarak gelen kişilere bakmaya çalıştım. Gerçekten bulanık görüyordum.
" Allah kahretmesin, bir kez de birini düzgün bir şekilde yakalayalım ya. " dediğini duydum tanıdık birinden gelen sesin.
" Çocuklar var lan. " dedi Barbaros'a ait olduğunu düşündüğüm ses. Koruyucu bir baba gibi geliyordu sesi. Yeni karakterine uyum sağlamış gibiydi.
" Daha doğmadı ki. " dedi Leman. " O göremez. Ben görüyorum sadece. "
" Senden bahsetmiyor. " dedi Kubilay. " Şu elini tuttuğumuz canavarların bahsediyor. "
" Ben cavanar değilim. " dediğini duydum bir çocuk sesinin. Bu kız çocuğu sesiydi.
" Cavanar değil akıllım. " dedi erkek çocuğu sesi. Kaşlarım çatıldı. " Ca na var. " dedi heceleyerek. " Bir öğrenemedin gitti Kalya "
" Kalyaa değil benim adım. " dedi kız çocuğu. Öyle tatlı konuşuyorlardı ki onlara bakmak için neredeyse çıldırıyordum. " Kayla. "
" E bende öyle dedim ki..."
" Demedin Kayra sus, çok konuşuyorsun. " dediği an Cihangir kendine gelmiş gibi dudaklarımdan ayrıldı. Derin nefesler alıp vermeye devam ediyordu. Neyseki çocukları göremiyorduk. Bizim bulunduğumuz tarafı çalılıklar kapatıyordu. En azından çocukların olduğu yeri kapatıyordu. Alparslanla göz göze geldiğimizde Cihangir'in kucağından inerek örtünün üzerine oturdum.
" Selam. " dedi Mizgin elinin tekini sallayarak.
" Yanlış bir zamanlama galiba. " diyerek araya girdi Gece. Kollarını önünde bağlamış bize bakıyordu.
" Mihriban teyze dedi ki gidebilirsiniz yani piknik yapacaklar dedi ama sanki pikniğin sınırını çizmeyi unutmuş. Nerden bilelim biz artı on sekiz bir piknikle karşılaşacağımızı? " diyen Kubilay gözlerim üzerinizde hareketini yaptı. Parmakları bir bana bir de kendine doğru çevrildi.
Yanaklarıma dolan kanı söylememe gerek var mıydı? " Artık on sekiz ne demek? " diye soran kız çocuğunu görmek için dizlerimin üzerinde yükseldim.
" Artık değil artı on sekiz akıllım. " dedi erkek çocuğu da hemen ekleme yaparak. " Kubilay abim bize öğretir hepsini değil mi? " diyerek ona döndüğünde gözlerimin önünde duran ve birbirine benzemeyen ikizlere baktım.
" Selam merhaba güle güle ama gitmeden tanışman gereken kişiler var sanırım ha? " diyerek bana göz kırptı Kubilay.
" Galiba. " dediğimde ikisi de bana döndü.
" Oha birisi var. " dedi küçük kız çocuğu bana doğru bakarak. " Hiç tanımıyorum hem de. Kayra bak bak. " diyerek erkek çocuğunun koluna resmen sertçe vurdu.
Kolunu ovuşturarak bana dönen Kayra " Ay bir prenses. " diyerek elini tuttuğu Mizgin'den ayrıldı. " Prensini mi arıyorsun sen bakayım? " diyerek yanıma doğru geldi. Onun cilvesine alık alık baktığımı anladığında kardeşine döndü. " Tam masallardaki gibi. Hani senin masal kitabında vardı ya onlara benzemiyor mu? "
" Benzemiyor. " dedi Kayla başını iki yana sallayıp reddderek. Sanırım biri beni ne kadar sevdiyse diğeri o kadar sevmemişti.
" Benziyor. Şuna bak, çok güzel. "
" Değil. " dedi kız çocuğu. İkisi arasında uzun bir süre tartışacak gibi duruyordu.
" Merhaba. " elimi kaldırarak onlara baktım. " Umay ben. " dediğim an Kayra eliyle ağzını kapattı.
" İsmi de çok güzel. Kim bu Kubilay abi? " diyerek onun elinden çekiştirdi. " Söylesene. "
" Benim karım. " dediğini duydum Cihangir'in sonra genzini temizledi. " Yani benim sevgilim, Kayracım. " Yüzünü buruşturarak Kayra'ya bakan Cihangir'e şaşkın gözlerle baktım. " Öyle her gördüğün ablaya sulanılmaz. Onun bir sevgilisi var. " elimi tutarak havaya kaldırdı. " Bak elini tutuyorum. " Cihangir beni küçük bir çocuktan mı kıskanıyordu bana mı öyle geliyordu?
" Bende Mizgin ablamın elini tutuyorum. " dedi havaya kaldırarak. " Ne olmuş yani? " bilmiş laflarıyla dudaklarımı birbirine bastırdım. " Hem ne yapıyorsunuz siz orada? " yerinde zıplayarak bizim olduğumuz yere bakmaya çalıştı. " Biz de gelelim. Babaannem dedi ki..."
" Gelemezsiniz. " dedi Cihangir göğsünü öne doğru çıkararak. " Burası Umay ablan ve benim için özel hazırlandı. "
" Umay o. Abla yok. " omuz silkti Kayra Cihangirle iddialaşarak. " Ayrıca babaannem gidebilirsiniz dedi. " Öyle tatlı konuşuyordu ki her konuşmasında şişkin yanakları hareket ediyordu. " Oraya da gelebilirim. Kubilay abi beni şuraya koyabilir misin? Bak tam Umay'ın yanına. " dediğinde kıkırdama sesleri duydum. Alparslan sesli gülüyordu.
" Cihangir işin var kardeşim. " dedi Alparslan gülmelerinin arasında.
" Sikt.."
" Ayıp. " dedi Kayra. " Küfür ediyor yanımızda babaanneme söyleyeceğim. " diye bağırarak yerinde tekrar zıplamaya başladı.
" Siz iyi geçinirdiniz ya. " dedi Gece. " Ne oldu Kayra Cihangir ikilisine? "
" Umay'ı bana vermiyor. " dedi Kayra yerinde sıçramaya devam ederek. " Söylesene Gece beni oraya alsın. Ne yapıyorlar görmüyorum ki..."
" İyi ki sizi görmedi. " dedi Barbar. " Aynısını yapardı. "
" Hoşt lan. " dedi Cihangir hiç beklemediğim bir anda. " Eve git. "
" Cihangir. " diye seslenmiş olsam da omuz silkerek diğerlerine bakmaya devam etti.
" Babaannen beni aramış sana pasta yapacakmış hadi koş eve koş. "
" Ben öyle pastaya kanmıyorum artık. " elini beline koyarak Cihangir'e baktı. " Beni kandıramazsın. " gözleri bana doğru kaydı. " Ama Umay gelirse ben de giderim eve. " gülümseyerek bana baktı. " Benim arabalarım var biliyor musun? "
" Ben aldım. " dedi Cihangir. Sanki küçücük çocukla yarışmak için elinden gelen her şeyi yapacakmış gibi duruyordu. " Hatırlatırım. "
Kayra ona kötü bakışlar gönderdiğinde " Gelecek misin benimle Umay? " diyerek bana doğru döndü.
" Seninle gelemez. " dedi Kayla. " Duymadın mı akıllım Cihangir abimin sevgilisiymiş. "
" Duymadım. " dedi omuz silkerek. " Duymak da istemiyorum. "
" Çocuk savaşlarına hoş geldiniz. " dedi Leman ellerini birbirine vurarak. " Ya bizimki de böyle olursa? Olmaz değil mi Barbar? "
" Cinsiyetini bile bilmediğiniz bezelye tanesi hakkında konuşmanız hiç etik değil. " dedi Kubilay göz devirerek.
" Bunu cinsiyetini bile bilmediği çocuğa kıyafet alan Kubilay mı söylüyor? " diyen Mizgin ona tuhaf bakışlar atmaya başladı.
" Gerçekten kıyafet aldın mı? " Leman Kubilay'a baktığında dudaklarımı birbirine bastırdım. O bebek sanırım hepimize bir umut olacaktı. Kubilay heyecanla bir şeyler almıştı, bakışlarından belliydi. " Ben geçen gün şaka yapıyorsun sanmıştım. "
" Bizde şaka olmaz. " dedi Kubilay baş selamı vererek. " Komutanım. "
" Ee bizi de pikniğinize dahil ediyor musunuz yoksa kendi kendimize burada durup sizi rahatsız etmeye devam edelim mi? " diye soran Alparslan'dı. Kayra'yı kucağına almış bize doğru bakıyordu. Cihangir'in yüzü kireç gibiydi. Sanki onların gelmesini istemiyor gibi bakıyordu.
" Ay o nar mı? " diye sordu Alparslan'ın kucağındaki Kayra. " Bende yiyebilir miyim? "
" Olmaz. " dedi Cihangir sinirle. " Onları ben Umay için ayıkladım. "
" Olsun Umay bana verir ki..." Bana doğru döndü. " Di mi di mi? " öndeki dişleri yeni çıkmış olmalıydı. Güldüğünde Kayra'nın çok tatlı görünmesine sebep oluyordu.
" Ver..." Cihangir lafımı kesti.
" Vermez çünkü bitti. " diyerek eşyalarımızı toplamaya başladı. " Hadi eve gidiyoruz. Seni babaannenin yanına götürelim Özlemiştir. "
" Babaannem evde yok ki. " dedi Kayra yüzünü ekşiterek. " Hem ben gitmek istemiyorum. " omuz silkti. " Piknik yapacaktık. "
" Bitti piknik. " dedi sert bir sesle Cihangir. Elimi bırakmayı asla ihmal etmiyordu. " Topladım zaten her şeyi hadi gidelim. " diyerek beni kendiyle birlikte yürütmeye başladı.
Kayra'nın yanından geçerken gülümsemiş olsam da Cihangir beni öyle hızlı yürütüyordu ki çoktan onların yanından uzaklaşmıştık bile. " Yavaş. " desem de beni duymadı. " Cihangir sana diyorum. "
" Küçücük çocuk gelmiş sana yanaşıyor. " dedi dudaklarını büzerek. " Olacak iş değil. Amcam gelecek gün mü bulamamış? "
" O daha çocuk. "
" Aynen öyle büyük olsaydı görürdü o gününü de.."
" Cihangir sevgilim. " diyerek onu durdurdum. " Sakin ol. " elimi yüzünü okşamak için kaldırdım. " Sen öpüşmemizi böldükleri için kızgın olmayasın? " dediğimde Gülümsedi.
" Doğru ya, bizim hallolmamış bir işimiz vardı. " geriye doğru döndü. " Biz bir şeyi unutmuşuz da onu alıp geliyoruz. " diyerek diğerlerine baktı.
" Yalandan kim ölmüş zaten. " dedi Kubilay omuz silkerek. " Kayra buna inanmaz daha inandırıcı bir yalan bul kardeşim ama sen bugün kendinize vakit ayırmayı unut. " göz kırparak önümüzden yürümeye başladı Kubilay. Kayla'nın elinden tutuyordu. Diğer elinden tutan kişi ise Mizgindi.
Kayla sanki ikisini birbirine yakınlaştırmak için elinden geleni yapıyor gibi görünüyordu.
" Hay şansıma sıçayım. " dedi Cihangir rahatsız olduğunu belli eden bir sesle. " Özür dilerim, yine benim yüzümden yalnız kalamadık. "
" Konunun seninle alakası yok ki. " omuz silktim. " Hem biz babaannenleri ziyarete gelmiştik. Daha sonra yalnız kalırız. " dediğimde başımdan öptü.
" Ben de Kayla'nın başından öptüm. " dediğini duydum Alparslan'ın kucağında bulunan Kayra'nın. Çünkü yere düştü ve bacağı kanadı. " Alparslan onu dikkatle dinliyordu. " Çok ağladı. Ben de geçsin diye öptüm. "
" Aferin sana. "
" Umay'ın da bir yeri ağrıyor galiba. " dedi parmaklarını birbirine sürterek. " Onu da öpebilir miyim? "
" Bu çocuğu annesi bir an önce alsın. " dediğini duydum Cihangir'in. " Yoksa bana gelecekler. "
" Senden hiç gitmeyecekler. " dedi Barbar omzuna dokunarak. " Çünkü sanırım hafta sonunu burada geçireceklermiş. "
" Bir bu eksikti. " dedi Cihangir ağzının içinde mırıldanmaya devam ederek.
Eve geldiğimizde Cihangir'in babaannesi ve dedesi gerçekten de evde değildi. Kayla ve Kayra'nın babası oturma odasında oturuyordu. Bizi görünce ayağa kalkarak yanımıza doğru geldi. " En sevdiğim yeğenim de gelmiş. " diyerek Cihangir'e sarıldı.
" Senin başka yeğenin yok ki baba. " dedi Kayra bana doğru bakarak. " Bak bu da Umay. Gördün mü baba? Çok ama çok güzel değil mi? "
" Sakin ol Kayra. " dedi babası gözlerini bana çevirmeden önce. " Merhaba artık ikinci yeğenim. " diyerek bana elini uzattı. " Böyle hitap etmemde bir sorun yoktur umarım? "
" Yok, memnun oldum. " dediğimde başını sallayarak gülümsedi.
" Sizi biriyle tanıştıracağım. " dediğinde Kayla göz devirdi.
" Cici annemizle. " diyerek bağıran ikizler birbirine bakarak " Çak bir beşlik. " diyerek gülüştüler.
" Biliyor musun Umay bizim annemiz biz doğarken ölmüş. " diyerek bacağımın dibine gelen Kayra bir bana bir de Cihangir'e bakıyor ikimizin de tepkisini ölçüyordu. " Benim hiç annem olmadı biliyor musun? "
" Benim oldu mu sanki akıllım? " diyen Kayla da diğer tarafıma geldi. " Gerçekten yakından güzelmişsin. " diyerek beni süzmeye başladığında bu ikizlerle koca bir hafta sonu geçireceğimi fark ettim. Cihangir ve benimle uğraşacağa benziyorlardı.
" Ayakta kaldınız gelin hadi. " diyerek yönlendiren Cihangir'in amcasıyla birlikte arkamdaki üçlü koltuğa oturdum. Sağıma Kayla soluma da Kayra oturduğunda Cihangir sabır dilenerek boşlukta kalan yere baktı.
" Amca çocukların bugün gözüme fazlalık gibi görünüyor. " dediğinde Kayra bana doğru dönmüş yüzümü inceliyordu.
" Karını çok sevdiler. " dedi amcası. Kırdığı potu kimse dikkate almadı. Belki de çocukların yanında olduğumuz için üzerinde durmak istemiyorlardı. " Siz annemleri ziyarete mi gelmiştiniz? " çenesinin ucuyla kuzgun ekibini gösterdi. " Kapıda karşılaştık sizinkilerle. "
" Ziyarete geldik ama ne ziyaret. " dedi Cihangir başını iki yana sallayarak. Üçlü koltukta dört kişi oturuyorduk.
Kayla bir anda yanımdan kalkarak Cihangir'e doğru ilerledi. " Seni çok özledim ama sen bana hiç sarılmadın. " dediğinde Cihangir bir bana bir de Kayla'ya baktı. Kayla sürekli gözlerini ovuşturuyor sonra da hafifçe kapatıyordu. Sanırım uykusu gelmişti. " Seninle küseceğim ama beni uyutursan barışabiliriz. " diyerek Cihangir'in kucağına tırmandı.
Cihangir'in kucağında küçük bir kız çocuğu görmek neredeyse ağlamama sebep olacaktı. Kucağına o kadar çok yakışmıştı ki kendimi tutmam zorlaşıyordu.
Cihangir Karaboğa'ya baba olmak çok yakışırdı.
" O zaman beni de Umay uyutsun. " dedi Kayra heyecanla bana bakarak. " Zaten ben varya hemen uyuyorum. "
" Yalancı geçen gün bakıcıyı uyutup kendin oyun odasına kaçtın. " diyen Kayla esnemeye başladı. Bu saatte uykularının gelmesi normal miydi bilmiyordum ama tek bildiğim bizi çok iyi yönettikleriydi.
" Ama Umay'ı kandırmam ki. " diyerek kollarını çiçek yaptı. Sonra aklına bir şey gelmiş olacak ki koşarak koridora diğer ilerledi.
Kubilayla göz göze geldiğimde bana Cihangir'i işaret etti. Ona döndüğümde çatık kaşlarla Kayra'nın gittiği yere baktığını gördüm. " Hayırlı olsun diyemedim hiç size. Ama galiba hayırlı olma sırası bende. " diyerek söze girdi amcası. Adını bile bilmiyordum. " Evleniyorum. "
" Bu bir şaka olmalı. " dedi Kayla bilmiş bir sesle. Cihangir'in kucağına kamufle olmuştu. Küçük parmaklarını Cihangir'in gömleğine koyduğunu görüyordum. " Öyle tepki versene Cihangir. Bize cici anne getirecekmiş. Bakıcım öyle dedi. "
" Çocuktan al haberi. " diyerek gülmeye başladı amcası. " Çok akıllılar çok. "
" Bu evlilik de nereden çıktı amca? " Cihangir'in bedeninin gerildiğine yemin edebilirdim. Diğerlerinden ses çıkmıyordu. Hepsinin Cihangir'in ailesini tanıması bir tık beni kıskançlığa itecek gibi hissettirse de onların benden çok önceden var olduğunu hatırlamak sakinleşmeme sebep oluyordu.
" Uzun zaman sonra kendimi ilk defa nasıl denir ona? " dedi doğru kelimeyi aramak için etrafa bakarak. " Kendimi ilk defa iyi hissediyorum. Onun yanında yaşama yeniden tutunmuş gibiyim. "
" Yaşama yeniden tutunmak ne demek baba? " diye sordu Kayla elini ağzına alıp parmağını emerek.
" Yaşamak. " dedi babası açıklamayı bir yetişkine yapıyormuşcasına.
" Yaşamak ne demek ki? "
" Nefes almak. "
" Aaa sen nefes almadan mı yaşıyordun? " diye sorduğunda oturma odasında kıkırdama sesleri yükseldi.
Koşarak bana doğru gelen Kayra'yla birlikte bu ses dağıldı. " Sana çiçek aldım. " dedi arkasında sakladığı gülü göstererek. " Bak güzel mi? "
" Çiçek de almış. " dedi Cihangir başına masaj yaparak. " Bu aklına nereden geldi? "
" Seven sevdiğine çiçek alır. " omuz silkti. " Bakıcımın izlediği dizide gördüm. "
" Bakıcınıza başlayacağım şimdi. " dedi Cihangir sinirle soluyarak. " Umay ablan çiçek sevmez. Sen onu babaannene ver. "
" Çiçek sevmiyor musun? " diye sordu öne doğru eğilerek. " Sevdiğin ne var ki? Sen söyle ben babama söylerim alırız. " elini çenesine koydu. " Mesela ben çikolata severim. Sen de sever misin? Baba Umay'a çikolata alalım mı? "
Babası güldü. " Cihangir alacakmış ona çikolata. "
" Hayır biz alalım. O zaman cici annemi kabul edebilirim. " dediğinde omuz silkti.
" Bir de şart koşmaları yok mu..." iç çekti amcası. " Tek başıma artık çok başa çıkamıyorum. O yüzden gerekli yanıma birisi. Bugün sizinle de tanışacak. "
" Bugün? " Cihangir'in tek kaşı havalandı.
" Evet evet lavaboya kadar gitti. Buraya hep birlikte geldik. "
Tam da o sırada kapıdan giren kişiye baktım. Topuklu ayakkabılarının sesiyle gözlerim ayaklarına kaydı. Sonra da başımı kaldırarak yüzüne baktım.
Keşke dedim kendime o an. Keşke bakmadaydım.
Çünkü karşımda öldüğünden emin olduğum o kişi vardı.
" Sanem? " diye seslendiğimde başını iki yana sallayarak bana doğru bakmaya başladı.
Sanem ölmemiş miydi? Yoksa bu gördüklerim bir rüyadan mi ibaretti?
Sanem dokuz canlı olabilir miydi?
Bölümün her zamankinden kısa olduğunun farkındayım. Çalıştığım için boş günüm sadece Cumartesi ve ben bugün sabahtan akşama kadar yazıyorum bölümü. Anlayışlı olacağınızı düşünüyorum. İnşallah keyifle okuduğunuz bir bölüm olmuştur.
Sizleri seven
Rumi.
🖤
İletişim
Insta: rumistrop
Tiktok: therumice
Çizgi studio: gizemlikimliksizz
Keyifli okumalar!
Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın siyah kalplerim🖤
" Bugün Güneş tutulması varmış. " dedi gözlerimi çevirmeme sebep olan kadın. O kadın Cihangir'in babaannesinden başkası değildi. Dudakları düz bir çizgi halindeyken elindeki kahve fincanının içine göz gezdiriyordu.
Cihangirle İtalya'daki döner dönmez soluğu ailesinin evinde almıştık. Beni öyle güzel bir şekilde karşılamışlardı ki hala hatırladıkça kendimden geçiyor, etrafa alık alık bakıyordum. Sanki yıllardır onlarla yaşıyormuşum gibi hiç yabancılık çekmemiştim. Babaannesi benim için mutfağa girmiş, çeşitli yemekler yapmıştı. Yemeklerden sonra ise Cihangir dedesiyle kalmak zorunda kalmıştı. Çünkü anneannesi bana kahve falı bakmak istediğini söylemişti.
Beni karşılama şekillerine gelecek olursak, bu sanırım asla unutamayacağım bir şeydi. Ayaklarıma kırmızı halı sermişlerdi. Sanki Cihangirle düğünümüzü yapıyorlarmış gibi o halinin üzerinden yürümemizi istemişlerdi. Evleri gerçekten kocamandı. Kuzgunlara ait olan çiftlikle kapışabilirdi.
" Senin içinde bir sıkıntı var. " dedi elindeki fincana dikkatle bakmaya devam ederek. Gözlüğün üstünden bana baktığında yutkunmama engel olamadım. Bakışları tıpkı Cihangir'in bakışlarına benziyordu. " Ama böyle sanki birine anlatmak istiyormuşsunda doğru kişiyi bulamamışsın gibi bir sıkıntı. "
Kaşlarım hayretle havalandı. Haklıydı. O gün Evan Tilki'yle konuştuğumuz şeyleri kimseye anlatamamıştım. Cihangir bana bir şey yapmadığını gördüğü için hiçbir şey sormamıştı. Sanki sorduğu an ağlayacakmışım gibi davranıyor geçmişle bağlantılı hiçbir şeye cevap vermiyordu. Konuşmaya çalıştığımızda lafı çevirmenin bir yolunu buluyordu.
" Her şeyini Cihangir'e anlatır mısın? " diye sorduğunda gafil avlandığımı hissettim.
" Anlatırım ama son zamanda başımıza birçok şey geldi. Cihangir bu konuları konuşmamak için direniyor. Çünkü..."
" Çünkü senin elini tutmayı bıraktı. " dediği an ağzım açık bir şekilde ona bakmaya başladım. Bu tepkim onu güldürdü. " Kubilay aradı. Siz gelmeden dedi senin oğlan büyük bir hata yaptı dedi. Az daha gül gibi kızı kaçırıyordu dedi. "
" Gül gibi kız da ben mi oluyorum? "
Gülerek koluma dokundu. " Öyle güzelsin ki kızım, hangi çiçeğe benzediğini inan telaffuz edemiyorum. " gözleri üzerimde gezindi. " Sübhanalllah. " yüzüme tüküreceğini sandığım an bir kez daha gülerek gözlerini fincana çevirdi.
" Başka bir şeyler görüyor musunuz? " diye sorduğumda kaşları havaya kalktı. Bir bana baktı bir de fincana. Sonra elini kalbine koyarak fincanı hızla masanın üzerine koydu.
" Bebek. " dedi ayağa kalkarak. " Bir bebek görüyorum. " neredeyse oynayacaktı. " Ben büyük büyük babaanne mi olacağım yoksa bu gördüğüm başka ne olabilir ki? Ha kızım? Doğru mu? " Endişeyle ayağa kalktım. Sesi öyle çok geliyordu ki biraz sonra Cihangir ve dedesi de yanımıza gelecekti. " Güneş tutulması zaten hep böyle şeyleri dile getirmek için en iyi zamandır. Ah, tutulmaya denk gelen bir bebek. "
" Bebek yok. " dedim kolundan tutmaya çalışarak. Yaşına göre oldukça bakımlıydı Mihriban babaanne. Bakımlı tırnaklarını bana doğru uzattığında elini tutmamı istediğini anladım. " Yani en azından bizim için bebek yok. "
Nasıl ifade edebilirdim bilmiyordum. Biz Cihangirle ileri gitmedik mi demeliydim? Evli insanların yaptığı şeyleri yapmadık mı demeliydim? Anlaşmalı bir evlilik desem ne yapardı acaba?
Sanırım kalbini tutup tutulma yüzünden bunlar diyebilirdi.
Mihriban babaanne diye seslenmemi istemişti kendisine. Cihangir'in dedesi onu ne zaman görse Mihriban türküsünü söylüyor, Mihriban babaannenin yanağına kocaman bir öpücük konduruyordu. Aralarındaki bağ o kadar kuvvetliydi ki onlara imrenerek bakmak dışında elimden bir şey gelmiyordu.
" O ne demek? Ama bir bebek var. " dedi gözlerimin içine dikkatle bakarak. " Kimin bebeği bu? Senin falında çıkan senindir. " sonra aklına bir şey gelmiş gibi fincana doğru eğildi. " Bir dakika bir dakika. " gözleri biraz öncekinden daha hızlı taradı fincanı. " Bu yakınında birinin de olabileceği bir bebek. " Kendini sandalyesine bıraktığında yüzündeki yıkılmışlık hissini tarif edemezdim. " Etrafımızda hamile biri var olmalı. " eliyle yüzünü sıvazladı. " Zaten bizim Cihangir ne zaman hızlı oldu ki? Yavrum tutturdu küçüklüğünden beri gördüğüm o küçük kızı bulup onunla evleneceğim diye. Kimselere bakmadı. Ona kaç tane kız önerdiğimi bir bilsen. " gözleri bana çevrildiğinde irileşti. " Bilmesen de olur tabi. " diyerek elini elimin üzerine koydu. Daha fazla ayakta durmanın doğru olmadığını anlayarak ben de az önce kalktığım sandalyeme tekrar yerleştim.
" Küçükken gördüğü kız mı dediniz? " sorumla birlikte elimi hafifçe sıktı.
Yüzündeki yaşlılık çizgilerine baktım. Sayabileceğim kadar azdı. " Öyle dedim. " başını sallayarak beni onayladı. " Günebakan tarlasında gördüğü kıza tutuldu yavrum. Daha küçücüktü. " boşta kalan elini boyunu göstermek adına yukarı doğru kaldırdı. " Şu kadarcık boyu vardı ama kalbi o gün atmaya başladı. " göz kapakları indiğinde bakışlarını kaçırdığını anladım.
Kalbim hızla atmaya başladı. Mihriban babaannenin bahsettiği kişi bendim. Cihangir'in günebakan tarlasında gördüğü kişi bendim.
Nefes alamadığımı hissettim.
Bu nasıl bir kaderdi böyle?
Peki ya ben onu neden hiç hatırlamıyordum?
Hafızamı yoklamak istedim ama benim günebakan tarlasına ait bir anım yoktu. Cihangir bana bunu ne zaman anlatacaktı?
" O kızı nasıl görmüş ki? " Mihriban babaannenin gözleri uzunca bir süre üzerimde gezindi. Bir şeyler demek istedi fark ettim ama dile getirmeye niyeti yok gibi baktı yüzüme.
" Benim şu an gördüğüm gibi. " yüzümü öyle bir inceledi ki bir an portremi çizeceğini düşündüm. " O kız çocuğu sendin. " Kalbim kasıldı. Gözümün önünde havai fişekler çakmış gibi irkildim. Onun ben olduğumu nereden biliyordu? Cihangir onlara her detayıyla anlatmış mıydı? " O küçük erkek çocuğu da benim torunum. "
Kaşlarım hiç olmadığı kadar sertçe çatıldı. Bizi bir araya getiren kaderin bir cilvesi miydi yoksa her şey planlı mıydı bilmek istiyordum. Bana bir cevap verecek gibi durmasa da yine de şansımı zorlamaya karar verdim.
" Bugün Güneş tutulması var ya. " diye giriş yaptım cümleme. Mihriban babaanne astrolog gibiydi. Her şeyden haberi oluyordu. Tanıştığımız an benim burcumu öğrenmiş direkt ona göre analiz çıkarmıştı. Dediğine göre burçlarımız birbirine uyduğu için çok iyi anlaşacaktık. " Herkes ne biliyorsa söylemeliymiş bugün. Yani sırlar kalmamalıymış diye okudum bir yerde. "
" Kıytırık bir yerde okumuşsun. " dedi yüzünü ekşiterek. " Bu tutulmanın sırların üzerini biraz daha kapatma özelliği var. "
" Yok artık. " dedim kendime engel olamadan sert çıkarak. " Yani ben öyle demek istemedim. Siz daha iyi bilirsiniz tabiki ama bence sırlar kötüdür. "
" Sırlar birilerinin iyiliği için saklanıyorsa kötü değildir. " dedi başını iki yana hızla sallayarak. Dudaklarımı kemirerek ona bakmaya devam ettim. Cihangir ne kadar kapalı kutuysa o da öyleydi. Bu özelliğini babaannesinden almış olmalıydı. " Çok meraklı olmak iyi değildir kızım, vakti zamanında ben de senin gibiydim. Toydum, her şeyi merak eder Cihangir'in dedesinin başının etini yerdim. Güneş tutulması derdim, burçlar diyor bak söylemezsen aramız bozulur derdim. " Gülümsedi. " Sonra bana öyle şeyler anlattı ki..." sesi soluğu kesildi. " Keşke dedim, keşke hiçbir şey öğrenmeseydim. Bazı şeyler bizim akıl sağlığımız için saklanıyormuş meğerse..."
Akıl sağlığını sorgulatacak ne öğrenmiş olabilirdi ki diye düşünmeye devam ederken konuyu hızla değiştirdi. " Saçların o kadar güzel ki Umay..." diyerek bana doğru yaklaştı. " Yumuşak ve narin. " gözleri beni ilgiyle süzdü. " Bir tanrıça gibisin. "
" Teşekkür ederim. " yanaklarımın kızardığına yemin edebilirdim.
" Cihangir güzelliğine mi mütevaziliğine mi yoksa prenses gibi narin oluşuna mı tutuldu acaba? " Bu soru bana değil kendineydi. " Neyse dur en son ne yapıyorduk. " kaşları çatıldı. " Fal bakıyordum değil mi? "
Başımı iki yana salladım. " Bir günebakan tarlası hakkında konuşuyorduk. " gözlerinin içine baktığımda elindeki fincanı sıktığını hissettim. " Mihriban babaanne biliyorum belki de bunu bana anlatması gereken kişi Cihangir evet ama ben merak ediyorum. Şu an öğrenmeme engel olan nedir onu bile anlamıyorum. "
" Zaman. " dedi iç çekerek. " Her şey zamanı gelince ortaya çıkar. "
" Ya şimdiyse zamanı? "
Gözlerini usulca kapattı. " Sana ezelden geldiğini bilmen yeterli gelmiyor mu? " sorusuyla kalbimin hızlanmasını engelleyemedim. " Onca şeye rağmen yine seni buldu. İlk gördüğü kişi sendin Cihangirimin. Adını bile bilmiyordu senin. Ama bak şu Allah'ın işine ki siz birliktesiniz. Evlisiniz. Birbirinizinsiniz. "
" Bana çok ütopik gelmeye başladı bu hikaye. "
" Allah'ın çizdiği yol kızım. " elimi sıktı. " Ne sen ne de ben buna dur diyemeyiz. Sen onun alın yazısıysan kimse silemez. " içimi kaplayan ürpertiyi nasıl durduracağımı bilmiyordum. " Cihangir'in senin kaderindi, senin de onun kaderi olduğun gibi. " gözleri fincana indi. " Ben burçlarınıza da baktım zaten. Karşılaşma yaşınız küçük. "
" Her şeyi burca bağlıyorsunuz. " dediğimde kahkaha attı.
" Mihriban ama astrolog olan derler bana. " göz kırptı. " Benimki beni öyle çağırır. Ne zaman ona kızsam, aramıza mesafe koysam yanıma iki fincan kahveyle gelir. Der ki gel kırk yıl hatırı olsun, bir de üzerine bak bakalım bundan sonra yolumuz ne olsun. " Dudakları kıvrıldı. " Sanki bir şeyler gördüğümden mi diyorum ben? Uyduruyorum hepsini. Ama o bana inanıyor. Önemli olan da budur. Eşinin sen ne dersen de arkanda olması, sana inanması. Sanki o bilmiyor mu fincan kahvesine inanılmayacağını? " elini salladı. " Lafta kızım bunlar lafta. Ama bak astrolojiye saygım sonsuz. İlgilenirim de. "
" Ama fincandaki bebeği bildiniz. " dediğim an gözleri irileşti. " Yani bizim değil ama yakınımızda birinin bir bebeği olacak. " dediğim an heyecanla ayaklandı. Bu kadının bir anda ayağa kalkmalarına alışabilecek miydim bilmiyordum.
" Kim? Allah'ım biliyordum. Bir süre sonra bunun bir yeteneğe dönüşeceğini biliyordum. " dedi fincanla temasını kesmeyerek. " Kim hamile kızım de hele bakayım bana. "
" Bunu kendisi söylese daha uygun olur. " Aklıma Leman'ın bu haberi kendisinin vermek istediği geldi. Belki de onun bir mutluluğunu elinden çalmış olacaktım. Bunu istemezdim.
" Ortaya bomba atıp kaçmak dedikleri şey bu olsa gerek. Bari çok yakınımızda biri mi onu söyle kız, çatlatma babaanneni. " elini omzuma koyduğunda hayatımda daha önce şahit olmadığım bir yakınlık hissettiğim için öylece ona bakakaldım. Benim babaannem ben çok küçükken vefat etmişti. Ne annem ne de babam bir ebeveyne sahip değildi. Cihangir şanslı mıydı yoksa ailesinden uzak olduğu için kendini şanssız mı hissediyordu bilmiyordum ama benim tek bildiğim şey varsa o da dedesinin de babaannesinin de çok iyi kalpleri birileri olduğuydu.
" Ama söyleyemem ki..."
" Söyler gibisin..."
" Günebakan tarlası konusuyla eş değer bu konu. " omuzlarımı kaldırıp indirdiğimde gözlerini kısarak cıkcıkladı.
" Güzelsin, hoşsun ama çok da fenasın. Aferin benim gelinime. " dediğinde kalbim yerinden çıkacakmış gibi oldu. " Gelinim lafı da biraz bayatmış ya, acaba direkt kızım mı demeliyim? Ben genelde gelinim lafını zorunlu bulduğum kişilere diyorum. Sana kızım demem sorun olmaz değil mi? "
" Olmaz efendim. "
" Hani babaanne diyecektin? " dediğinde sertçe yutkundum. Yüzünde kızgın bir ifade vardı.
" Babaanne diyeceğim de bir anda ağzım şey etti. "
" Bir daha şey etmez değil mi kızım? "
" Etmez Mihriban babaanne. " dediğimde bana doğru yaklaşarak kollarını iki yana açtı ve beni kollarının arasına hapsetti. Saçlarının omzuma dökülüşüyle birlikte gıdıklanma hissime engel olamadım.
" Daha önce hiç birinin babaannesi olmayı bu kadar istememiştim. " saçıma küçük bir öpücük kondurduğunu hissettiğimde yakınlığımızla kalbim bir kez daha hızla attı. Cihangir'in sıcaklığı gibiydi.
" Neler oluyor burada? " diyen sesle birlikte yüzüme kocaman bir gülümseme yapıştı. Benimki gelmişti.
" Karısına başka biri sarıldı diye ortalığı ayağa katacak kişi de mekana giriş yaptı. Cihangir'in bu tutulmadaki yorumunda yazıyordu zaten. Kıskançlık üzerine bir haftası var. " dediğinde gülmeden edemedim.
" Babaanne.." dedi Cihangir gözleri hala ikimizde gezindiğinde. " Karımı biraz az sıksan olmaz mı? Yüzü kıpkırmızı olmuş. "
" Aman yemedik be karını. " dedi ama hala bana sarılmaya devam etti. " Babaannenden de kıskanacaksan..." kınayan bakışları Cihangir'in üzerinde gezindi.
" Umay benim karım lan. " dediğinde ilk kahkaha atan arkasından gelen dedesi oldu.
" Mihriban da benim karım lan. " dedi dedesi ciddi bir sesle. " Nasıl oluyormuş gör öğren Cihangir efendi. Ben de sen babaannenin dibinden ayrılmadığında böyle oluyordum. Devran döndü desene. " göz kırparak bana baktığında yüzümdeki tebessüm silinecek gibi değildi. Aralarındaki bağ şakalaşmalarından belliydi. Kimse birbirini ciddiye almıyor, sadece şaka olduğunu belli ediyordu. En son ailemle ne zaman böyle olmuştum? İtalya'dan gelirken onlardan ayrılmıştım evet ama bana gitme bile dememişlerdi. Onlara göre Cihangir'in yanında olmam güvenliydi. Bir evlilikten ziyade sadece güvenliğime odaklanmış durumdaydılar. Vedamız ise kısa bir sarılma ile gerçekleşmişti.
Birkaç saat önce buraya girdiğimde Mihriban babaannenin bana defalarca sarılması aklıma geldi. Annem bana yapmamıştı bunu mesela. Belki de annem temas sevmiyordu. Avut kendini Umay dedi iç sesim. Onu şu anlık dinlemeye niyetim yoktu.
Mutluluğumu bozacak cümleleri zihnimde barındırmak istemiyordum. " Karıma minik sarayınızı gezdirmeme izin var mı? " Minik saray diye bahsetmişti Cihangir buraya gelmeden öncede. Onlar da evlerine bu hitabı yakıştırıyordu. Ama bence minik falan değildi. Gerçek bir saraydı. Benim de ailem varlıklıydı ama bu şekilde yaşamak bambaşka bir boyuttu.
" Hala gezdirmemiş ve bizi yalnız bırakmamış olman hata oğlum. " diyen dedesi Cihangir'in ensesine vurduğunda dudaklarımı birbirine bastırarak gülmemek için kendimi sıktım.
" Burası artık Umay'ın da evi. Her yeri bilmeli, gezdir hadi. " diyen Mihriban babaanneye baktım. Beni öyle bir benimsemişti ki yanındayken kendimi dünyanın en rahat insanı gibi hissediyordum. " Hava çok güzel, size yaptığım atıştırmalıklardan alın piknik yaparsınız arka tarafta. Oraya kimse girmez zaten. Deden ve ben birkaç saat yokuz. " gözleri üzerimizde gezindi. Bir şeyler ima mı ediyordu yoksa bana mı öyle geliyordu bilemediğim bir andı.
" Aynen benim babaannenle ziyaret etmem gereken bir yakınımız var. Akşama kadar gelebileceğimizi sanmıyorum. Sen Umay kızıma evi gezdir, gecikirsek yemek için bizi beklemeyin. " dediğinde Mihriban babaanneyle aralarında kısa çaplı bir bakışma yaşandı.
" Ben size piknik sepeti hazırlayayım hemen. " dediğinde bedenime sardığı kolları üzerimden çekildi. Masanın yerindeki zeytinyağlı sarmaları saklama kabının içine koyarak piknik sepetine yerleştirdi. O kadar çeşit yiyecek vardı ki hangisini yesem diye düşünmüştüm ilk geldiğimde. Cihangir benim için büyük bir tabak hazırlamış her şeyden koymuştu. Dün geceden beri buradaydık. Zamansız geldiğimiz için biraz fırça yemiş olsak da babaannesi sabah önümüze bir sürü yiyecek koymuştu. Hızlı bir kadındı.
" Kimi ziyaret edeceksiniz? " Cihangir tabaktaki sarmalardan birine elini attığında dedesi eline sert sayılmayacak şekilde vurdu.
" Çatal denilen şeyle yenir o Cihangir..." diye uyardığında göz göze geldik.
" Ya babaannem..." dedi Cihangir daha önce hiç görmediğim bir halde çocuklaşarak. Onu bu halde görmek beni şaşırtıyordu. " Dedeme bir şey söyle. Vermiyor bana sarma. "
" Bir de beni şikayet ediyor eşek sıpası, hiç büyümedi bu çocuk Sultanım hiç. "
" Acaba büyümeyen kim? " Mihriban babaanne arkasını dönerek kocasına şüpheyle baktığında alt dudağımı dişlerimin arasına aldım. Karşımdaki tatlı çifte bakmaktan kendimi alamıyordum. Yaşlanınca biz de Cihangirle böyle bir çift olur muyduk?
" Yine bütün suç benim üzerime kaldı. Görüyor musun Umay kızım bunlar birbirini tutuyor, tüm suç bana kalıyor. Artık sen geldiğine göre benim ekibe katılmamak için hiçbir sebebin yok. Babaannesi ve Cihangir'e karşı sen ve ben ne dersin? Kurar mıyız bir ittifak? "
" Umay benim. " dedi Cihangir ortalığı birbirine sokacak bir sesle. " Hiç ona tatlı numaraları yapma dede. Benim karım benim tarafımda olacak. Sen teksin yapacak bir şey yok. Bu evin hanımları beni seçer. " dedesiyle bakışmaları beklediğimden uzun oldu. " Bunu kabullenmek için neyi bekliyorsun anlamadım ki..."
" Başladılar yine. " dedi Mihriban babaanne bana bakarak. " Kediyle köpek gibi birbirini yerler ama bir bakmışsın iki arkadaş gibi de yan yana oturup sohbet ederler. Dedeyle torun arasına girilmez Mihriban diyorum kendime her seferinde. Gerçekten de öyleymiş. Baksana biraz sonra tavla oynalım desem ikisi de sen ne anlarsın tavladan Mihriban der beni gönderirler. Niye biliyor musun? " Kulağıma doğru eğildiğinde " Onları yeniyorum diye. " dedi ve kahkaha atmaya başladı. Elindeki piknik sepetini masanın üzerine koydu. Her şey hazırdı.
" Yenmek ve sen..." dedi kocası ona bakarak. " Yapma be Mihribanım biz sana kıyamıyoruz ondan. "
" Aynen öyle babaannem. " diyerek masadaki sarmayı sonunda ağzına götürdü Cihangir.
" Oğlum çatal. " denilse de omuz silkerek bir sarma daha parmaklarının arasına aldı ve bana doğru uzattı. Dudaklarıma yapıştırdığı an ağzımı açmak zorunda kaldım.
" Bizi çatal şu ortamda bozar. " dedikten sonra gözleri bana çevrildi. " Sevgilim, pikniğe gidelim mi? " diye sorduğunda yanaklarıma pompalanan kanın rengini herkes net bir şekilde seçebiliyordu.
" Olur.." dedim ama yerimden kalkmak için herhangi bir hamlede bulunmadım.
" Akşama doğru yağmur varmış. " Cihangirle gözlerimiz kesişti. Onunla yağmurda ıslanmayı özlemiştim. Keşke dedim, yağmura yakalanmış olsak. " Ona göre giyinin. Şemsiye alın diyeceğim ama Cihangir'in yağmurda şemsiye aldığını şimdiye kadar hiç görmedim. "
" Ben de pek tercih etmem. " dediğimde dedesi hızla gözlerini karısına çevirdi ve gülümsedi.
" Birbirinizi bulmuşsunuz. " diyerek karısının yanına geçti. " Tıpkı bizim gibi. "
" Keşke Kubilayları da getirseydiniz. " dedi Mihriban babaanne üzüldüğünü belli eden bir sesle. " Akşama davet etsek mi onları? "
" Kubilay mı istedi bunu? " Cihangir masadaki üzümden ağzına birkaç tane sıkıştırdığında beni de es geçmedi. Ne yerse benim de ağzıma veriyordu. " Sanki onun cümlesinden bir alıntı gibi geldi de bana. " gözleri kısıldı. " Hatta biz gelmeden lafımız gelmiş gibi, haksız mıyım? "
" Kubiyle dedikodu yapmak hoşuma gidiyor. " omuz silkti Mihriban babaanne. Demek ki biz gelmeden önce Kubilayla konuşmuştu. " Herkesten ufak ufak bilgiler veriyor kulağıma. "
" Bir kendinden vermez zaten. " dedi Cihangir öfkeli sesiyle.
" Neden öyle dedin? " kaşları çatıldı Mihriban babaannenin. " Bir şey mi oldu? "
" Kendisine sor babaannem. " dediğinde gözlerinin odağı bana doğru çevrildi. " Artık bizim gitme vaktimiz geldi. Herkes kendine iyi baksın ben Karıma bakacağım çünkü. " dediğinde oturduğum sandalyenin yanına doğru gelerek beni ayağa kaldırdı. " Hadi sana minik sarayımızı gezdireyim. " kulağıma doğru eğildi. " Minik serçem, minik sarayını gezmek için heyecanlı görünüyor. " diye fısıldadı. Dedesi ve babaannesi duymadığı için şanslı sayılırdım sanırım.
" Tabi, bakın keyfinize. " diye arkamızdan seslenen dedesi oldu.
Cihangir onları duysa da bir şey demeden ilerlemeye devam etti. Koluna girdiğim için ben de onunla birlikte hareket ediyordum. Bir kolunda da piknik sepetimiz vardı. Dudaklarıma oturan ve hiçbir zaman geçmemesini umduğum gülümsemeyle Cihangir'e baktım. İyi ki dedim kendime iyi ki onu tanıdın.
Minik saray diye hitap edilen yer aslında büyük bir sarayı andırıyordu. Bahçesi oldukça büyüktü buna rağmen Cihangir benimle yürümek istediğini söylediği için yürüyorduk. Bahçenin büyük bir kısmı papatya tarlasından oluşuyordu. Bu mevsimde papatya olmayacağını bilsem de yine de gözlerimle aramaktan vazgeçmedim.
İnsan bazen hayatına şükretmeliydi. Sanırım öyle bir anın içindeydim ve bu ana hapsolmak istiyordum. Bu an hiç bitmesin istiyordum.
" Yoruldun mu? " diye soran Cihangir gölün yanına geldiğimizde durakladı. " Kucağıma alabilirim seni. " dudaklarını yaladığında kalbimin odacıklarında bulunan kanın akışını hissettim. Abartma seviyeme göz devirme işlemini daha sonra yapmak üzere aklıma not ettim.
" Aslında burada da yapabiliriz pikniği. " dedim gölü işaret ederek. " Güzel görünüyor. " Üzerinde birkaç tane ördek yüzüyordu.
" Gölü gören manzarası daha güzel olan bir yer var. " göz kırptı. " Benim gizli yerim. Küçükken hep oraya kaçardım. Çalıların arasında kaldığı için kimse orada birinin olacağını düşünmüyor. Tamamen bana özelmiş gibi hissettiriyor. Benimle oraya gelmeye ne dersin? Gizli yerimi görmeni istiyorum. "
" Cihangir ve gizli bölgesi ha? " tek kaşımı havaya kaldırdığımda yutkundu.
" Artık sadece benim değil. " üzerime doğru eğildi. " İkimizin gizli yeri. " Kollarını bacaklarımın altından geçirerek beni kucağına aldığında hızla kollarımı boynuna doladım. Hala cümlesinin etkisi altındaydım. Cihangir bu işte gerçekten ustaydı. Bana bir şey yaptırmak istediğinde güzel bir cümle kuruyor ve o şeyi yapıyordu.
" Yürüyebilirdim. " dedim mızmızlık yapma isteğime engel olamayarak.
" Ama seni taşımak istiyorum. " dediğinde büyük elleri kalçamın üzerine kapandı. " Belki de biraz dokunmak istiyorumdur, karar veremedim. " dediğinde alt dudağımı dişlerimin arasına aldım. Ben de bana dokunsun istiyordum.
" Dokunmadığın günleri unuttuğumu sanma. "
" Hemen de çat kaşlarını hemen..."
" Ama senin yüzünden..."
" Farkındayım. "
" Farkında olman bir şeyleri değiştirmiyor Cihangir bey. " dediğimde yüzünü yüzüme yaklaştırarak durakladı.
" Cihangir bey mi? "
" Hı hı. "
" Umay hanım mı demeliyim o zaman ben de? "
" Ben sana asker diyeyim en iyisi, sen de bana..." dediğim an devamını getirmemem için dudaklarını burnumun ucuna dokundurdu.
" Tamamlama o cümleyi. İki yabancıymışız gibi kelimeleri aramıza sokma. " başını iki yana salladı. " Bir bir hata yaptım ki bence suçluyum her şekilde. Hem senden uzak kalma konusunda hem de..." devamını getirmek istemedi. " Ama bana deme öyle. Cihangir de, aşkım de ne bileyim içinden gelen başka şeyler söyle ama bir başkasıymışım gibi hissettirecek kelimeler söyleme. "
" Belki de asker demeyi seviyorumdur. "
" Şansını çok zorluyorsun Umay Karaboğa. " dediğinde kahkaha attım.
" Öğretmenim sensin Cihangir Karaboğa. "
" Kocan olmayı tercih ederim. " diyerek burnunu boynuma sürttü. Gözlerim kapanmamak için kendiyle bir savaş halindeydi. Onun tenine ne zaman yaklaşmış olsam gözlerimin kapanmasına engel olamıyordum. " Bana kocacım demeyi düşünüyor musun? " Kaşlarını havalandığında yüzüme bakmak için geriye doğru çekildi.
" Kocacım diye çağırdığımı düşünsene. "
" Düşünmek istiyorum işte hatta düşünmekle kalmamak istiyorum. Bir kez söylesene. " gözleri dudaklarıma indi. " Dudağının hareketini de izlemek istiyorum. Öne doğru eğilmesini. O sondaki sahiplik ekini dillendirmeni..." kendinden geçmiş gibi bakıyordu bana. Turkuaz gözlerinin koyulaştığını gördüm. " Söyler misin bir kere benim için? "
Şimdi ben ona nasıl hayır diyebilirdim ki?
Cihangir Karaboğa benim zaafımdı. Onun isteklerini geri çeviremiyordum. Aslında ona trip atmam gerekiyordu lakin bunu yapmamı engelleyen şey içimdeki tuhaf duyguydu. Sanırım bunun adına insanlar aşk diyordu. Aşık olduğunuz kişiye hem trip atmak isteyip hem de atamıyordunuz. Garipti, çok ama çok garipti.
" Ama şu an burada mı söylemeliyim? " dediğimde adım atmaya başladı. " Senin yerine gitti..."
" Oradayız. " dediğinde etrafıma bakma gereksinimi bile duymadan dudaklarımı dudaklarının üzerine yapıştırdım. Bu ani hareketim onun da dengesini şaşmış olacak ki dizlerinin üzerine eğilerek beni çimlere yatırdı ve üzerime doğru eğildi.
" Kocacım, " dedim içimden gelen isteğe ayak uydurarak. " Bu adam benim kocam. " diyerek sakallarını okşadığımda yüzündeki sırıtışı sanırım hiçbir zaman unutamayacaktım. Öyle mutlu olmuş görünüyordu ki..
" Keşke ikimize ait bir evimiz olsa da ben işten geldiğimde bana kapıyı açan sen olsan. " dedi Dudaklarıma doğru nefesini üfleyerek. " Her gün bunun hayalini kuruyorum. Anahtarımı hiçbir zaman yanıma almazdım. Kapıya gelirken senin ayak seslerini dinlemek istediğim için hep seni yormak isterdim. " omuz silkti. " Biraz bencilim sanırım bu konuda. " Dudakları burnumun ucuna dokundu. " Belki de insan sevince bencilleşiyor. Sevdiğinin her halini görmek istiyor. "
" Ben de isterdim. " dedim kendime hakim olamadan. " Sana kapıyı açmayı. "
Dudaklarını öne doğru büzdüğünde öyle tatlı görünüyordu ki ellerimi yanaklarına koyarak biraz daha büzmeyi ihmal etmedim. " Öyle tatlı görünüyorsun ki şu an Cihangir, seni yememek için kendimi zor tutuyorum. "
" Yemen için inan elimden gelen her şeyi yaparım. " gözlerindeki ateşi görebiliyordum. Bana her yaklaştığında içinin gidişini de hissediyordum. Durumlar bende de farksız değildi aslında.
" Bir gün sana o kapıyı açacağım. " dedim aklıma gelen fikirle. " Hatta o gün hangi gün olacak biliyor musun? Hatırlar mısın bilmiyorum ama seninle bir şey konuşmuştuk. "
" Seninle konuştuğum her şeyi hatırlarım. " dedi devam etmeme izin vermeden. Eli yanağımda gezindiğinde derin bir nefesi içime çektim. Kokusuyla yaşamak muazzamdı. " Dur tahmin edeyim. " dediğinde dikkatimi ona verdim. Doğru tahmin edecek miydi bilmek istiyordum.
" O zaman ikimiz aynı anda söyleyelim. "
" Olur. Üç iki bir.." dediğinde ikimiz de aynı anda " Kardan adam. " diye bağırdık. Aslında daha çok Cihangir bağırdı. Sanki onu duymayacağımdan korkuyor gibi bakıyordu bana gözleri.
" Hatırlıyorsun. " dedim yüzümü ağlamamak için şekilden şekile sokarak.
" Dedim ya seninle ilgili hiçbir şeyi unutmam. " başını iki yana salladı. " Kendimi unuturum ama seni unutamam. Öyle bir meselesin bende. "
" Cihangir..."
" Ağlama. " dediğinde yanağımda süzülen yaşın farkında bile değildim. " Buraya güzel şeyler için geldik. Ağlamak için değil. Ayrıca ağlamak istediğinde haberim olsun, göz yaşlarını silen kişi ben olmak istiyorum. Tamam mı? "
" Bu kadar düşünceli olmak zorunda mısın? "
" Sadece sana. " diyerek başımın üzerinden öptü. " Kardan adam yapacağımız o gün ben görevden geleceğim değil mi? Sonra da sana söz verdiğim gibi birlikte..."
" Evet, sen göreve gitmiş olacaksın ve geleceğin gün kapıyı sana ben açacağım. Kollarına atlayacağım. " dediğimde o günü hayal ettim. Cihangir'den uzak kalmak bana göre değildi ama göreve gidecekti bumu biliyordum. Onu mesleği yüzünden asla yargılayamazdım Ki yargılanacak bit mesleği de yoktu.
" Kucağıma atlasan? "
" Pazarlık yapmaya başlayan bir Cihangir Karaboğa. " güldü.
" Kucak tercihimiz. " göz kırptığında karnıma giren krampları fark etmemeye çalıştım.
" Sonra da söz verdiğin gibi seninle Kardan adam yapacağız. "
" Ama sadece sen ve ben. " dedi altını çizmek istercesine.
" Belki..."
" Hayır hayır hayır. " başını iki yana salladı. " Hem onlar yorgun olur. Görevden geliyoruz sonuçta değil mi? "
Tek kaşımı kaldırdım. " Sen de görevden geliyorsun o zaman sen de mi yorgun olursun? "
" Asla. Ben seninleyken o yorgunluk anında siliniyor. " gözlerinin içindeki alevleri görebiliyordum. Bakışlarıyla yanıp tutuşabileceğim tek adamdi Cihangir. " Onlar uyusun, kimseye söylemeyelim biz yine de. Dahil olmak isteyebilirler. "
Güldüm. Öyle bir şeyi duymuş olsalar diğerleri de eminim ki yorgunluk dinlemez yanımıza gelirlerdi. " Sadece sen ve ben. "
" Şu anda olduğu gibi. " dediğinde gözlerimi usulca kapattım. Huzur Cihangir demekti. Sevdiğiniz adam yanınızdaysa ve sizden başka kimseyi gözü görmüyorsa dünyada başka bir şey ister miydiniz bilmiyordum. Ben bebek gibi sevildiğim bir ilişkinin içindeydim.
" Canım nar istedi. " dedim kaşlarımı çatarak. " Leman'in hamilelik hormonları bana da yapıştı sanırım. Sürekli canım saçma sapan şeyler isteyip duruyor. "
" Benim bundan neden haberim yok? " kızgın gözlerle bana baktığında iç çekti. " Neyse ki rüyanda sayıkladın. " dediğinde şaşkın gözlerle Cihangir'e baktım.
" Yok artık, ciddi olamazsın. "
Omuz silkti. " Ciddiyim. " üzerimden kalkarak piknik sepetinin içerisinden çıkardığı örtüyü çimlerin arasına serdi. O ana kadar etrafıma hiç bakmamıştım. Gözlerim bir tarama gibi etrafı gözlediğinde dudaklarım aralık kaldı. Gerçekten de burası çok güzeldi ve birisinin bizi görmesi imkansızdan da öteydi. Etrafımızdaki çalılıklar ikimizi de kapatacak kadar uzundu ve diğer tarafımız da göl tarafına denk geliyordu. Bir kapanın içindeymiş gibi hissettirse de o yerde Cihangirle birlikte olduğum için dünyanın en şanslı kişisi olabilirdim.
" Burası gerçekten çok güzelmiş. " dedim göle bakarak. Ördekler ileride yüzüyordu ve su oldukça berraktı. İçindeki balıkları seçebileceğim kadar durgundu suyu.
" Örtünün üzerine oturduğun an kimse seni göremeyecek ama sen onları izliyor olacaksın. " dediğinde oturmam için serdiği örtüye yerleştim. " Ama ben seni her halinle görüyor olacağım. " elimi çenemin altına koyarak onu izlemeye başladım. " Bana öyle bakma, içim gidiyor. "
" Nasıl bakıyorum ki? "
" Aşık gibi. "
" Aşığım zaten. " dudaklarımı birbirine sıkıca bastırdım. " Kocama çok aşığım. "
" Anlaşmalı evlilik yapmıştın hani? " dedi benimle uğraşmak adına.
" Evliliğimizi hemen anlaşmaya dönüştürebiliriz Cihangir Karaboğa. " çenemi dikleştirdiğimde dudakları kıvrıldı.
" Karım olman çok hoşuma gidiyor. Ne zamana kadar saklayacağız? " benim gibi o da örtünün üzerine oturduğunda omuz silktim.
" Sanırım bu sorunun muhattabı Büyük dayı. " gözlerimi kaçırdım. " O demişti kimse bilmesin diye. " içimde oluşan huzursuzluk diğerlerine anlatınca ne tepki vereceklerini düşünmekle oluştu. " Acaba bize çok kızarlar mı? Yani bak Kubilay'a biz yokmuşuz gibi davrandı. O öyle tepki verdiyse diğerlerini düşünemiyorum. "
" Sana değil alacaklarsa bir tavır bana alsınlar. Yeter ki sen üzülme. " dediğinde bir yandan da piknik sepetinin içindekileri çıkarıyordu. " Şimdi kötü şeyleri düşünmeyi bırakıyoruz. O yüzümüzü asmıyoruz tamam mı? " eli çeneme baskı yaptığında bakışlarımı yüzüne çevirdim. Elmacık kemiklerinin çıkıklığı beni kendimden geçirmemeliydi ama o Cihangir'di. Fazla düşünmeye gerek var mıydı? Bana bir bakışı bile beni kendimden geçirebilirdi. " Bu dudaklar sadece ben öpeceğim için aşağıya doğru büzülsün. "
Dudakları dudaklarımı bulduğunda gülümsedim. Küçük ama baş döndürücü bir öpücüğü bana hediye ettikten sonra sepetin içini boşaltmaya devam etti. Elindeki saklama kabını havaya kaldırarak " Burada sana ait olan bir şey var. " diyerek bana doğru uzattı.
" Ne ki bu? "
" Nar. " dediğinde kaşlarım hayretle havalandı.
" Cihangir nasıl ya..."
" Canımı istedi dedin. "
" Ama bunu sana daha yeni söyledim. Nasıl hemen nar bulmuş olabilirsin ki? " omuz silkti.
" Süper gücüm bu. " göz kırptığında bıyık altından gülümsedi. " Senin ne isteyeceğini hep senden önce bilmek istiyorum. Bırak bari senin için bunu yapabileyim. Ayrıca gece gerçekten nar dedin rüyanda. "
" İkimizde yol yorgunuyduk uyumayıp beni mi dinledin? " dikkatle yüzünü inceledim. Bazen sanki onu bir daha göremeyecekmiş gibi hissetmeme engel olamıyordum.
" Benim yorgunluğum, seni görene kadar ki.." omuzlarını kaldırıp indirdiğinde bedenini inceledim. Bu adam benim diye bağırmak istiyordum ona baktıkça. Altında kaldığımda beni nasıl ezmediğini hesap etmeye çalıştım. " Ne oldu kaşlarını çattın? " dediğinde kendime gelmeye çalıştım.
" Bir şey düşünüyordum da. "
" Neymiş o? " dedi tatlı tatlı bana bakarken. Erkeklerin kirpikleri bu denli uzun olmamalıydı. Benimkiler o kadar uzun değildi mesela.
" Söylememe hakkımı kullanmak istiyorum. " Ne diyecektim? Altında kaldığım anı düşünüyorum mu? Onun romantik cümlelerinin arasına benim hödüklüğüm girdiğinde nasıl tepki verirdi bilemiyordum.
" Öyle bir hakkınız yok hanımefendi. "
" Hesap yapıyordum. " dedim omuz silkerek. " Küçük bir hesap ya. Öyle önemli değildi. " parmağımla gösterdiğim küçüklüğe baktı.
" O yüzden mi kaşların çatıldı? " eliyle benim yaptığım gibi küçük işaretini yaptı. " Hem de bu kadarcık bir şey yüzünden çatıldı ha? " Bana doğru yaklaştığı her an kalbim ağzımda atıyordu ve ne diyeceğimi bilemiyordum. Bunu kullanarak bana doğru yaklaştı. " Şimdi daha çok merak ettim o düşündüğün şeyi. Ah pardon, küçük hesabı..."
" Söyleyemem ki..." dediğim an hıçkırdım. Cihangir gözlerini kısmış bir şekilde bana bakıyordu. " Yani söylerim ama uygun olmaz. " göz devirdim. Kocamla düşündüğüm şeyin uygun olmaması da ayrı bir ironiydi.
" Benimle alakalı bir şey miydi? "
" Bizimle alakalı bir şeydi. " gözlerimi kapatarak derin bir nefes aldım. " Bedenine baktım da yani çok irisin. Biz şey yaparken nasıl altında ezilmiyorum onu anlayamadım. O yüzden hesap yapıyordum. Dayanıklılığa falan gitti aklımda. "
Cihangir bir anda gülmeye başladı. Öyle güzel gülüyordu ki ağzımı ayırıp bir salak gibi sadece onun gülüşünü izledim. Gülünce yanağının kenarında oluşan gamzeye dokunmak için elimi uzattım. Bana izin vererek tebessüm etmeye devam etti. " Demek altımda neden ezilmediğini hesapladın ha? "
" Şey öyle oldu biraz. "
" Bunu bazen bende düşünüyorum. " dediğinde " Hadi ya. " diye tepki vermiş olsam bile kendimi gamzesinde çoktan kaybetmiştim.
Beni kucağına doğru çektiğinde ayaklarını uzatmıştı. Sırtını ağaca yasladığında onun da benim de keyfim yerinde görünüyordu. Arkamda duran nar kutusunu alarak kapağını açtı.
" Aç bakalım ağzını. " diyerek eliyle birkaç narı dudaklarımın arasına bıraktı. Gözlerinin içine bakarak narı ağzıma aldım.
" Hmmm, enfes. " dedikten sonra bir kez daha ağzıma narı vermesini bekledim. Ellerinden nar yemek kadar keyifli bir aktivitem yoktu şu an. Bana yıllar önce biriyle tanışıp onunla bu hale geleceğimi söylemiş olsalardı onlara sadece bakmakla yetinirdim. Çünkü hayatım hep tek düzeydi. Muhtemelen ailemin istediği biriyle evlenirim diye düşünmüştüm hep. Bir hayalim bile yoktu. Bazı kızlar üniversiteye gittiğinde biriyle tanışacağını düşünürdü ama benim böyle bir düşüncem hiç olmamıştı. Sadece okuldaki kızlardan dinlemiştim bu hayalleri. Belki hayat bazen akışına bırakıldığı an karşısınıza güzel şeyler çıkarabiliyordu. " Ellerinden nar yemek..."
" Beni mi yoksa narı mı daha çok seviyorsun diye sormak bile çok tehlikeli şu an. " dedi iştahla nar yiyişime bakarak.
" Bunları sen mi çıkardın tek tek? " Başımı sol omzuma doğru yasladığımda başını salladı.
" Seni izliyordum gece, senin yanındayken huzurla uyuyabiliyorum aslında ama izlemek daha çok hoşuma gidiyor. Göreve gittiğimde göremeyeceğimi düşündüğüm için belki de. Bilmiyorum ama uyumaktansa seni izlemek daha cazip geliyor bana. Uyurkenki huzurunu görmek... Bu duyguyu hiçbir şeye değişmem. " ağzıma bir tane daha nar tanesi sıkıştırdı. " Şimdi de bu güzelliğin karnını doyuruyorum. "
" Narla mı? "
" Neyle doyurmamı isterdin? " diye sorduğunda kalbim ağzımda atmaya başladı. Aklım hep fark şeylere çalıştığı için kendimi çimdiklemeliydim belkide.
" Yiyecek. " dedim hızlı bir şekilde. " Başka neyle olabilir ki? Yani sonuçta nar doyurmaz ki değil mi? Açsam beni doyurmak için mesela hmm..." Gözlerimi etrafa çevirdim. Acilen yiyeceklerden birinin ismini söylemem gerekiyordu. Yoksa benim ne düşündüğümü anlayabilirdi. " Sarma. " dedim elimle aklıma bir fikir gelmiş gibi işaret ederek. " Sarma karın doyurmak için iyi bir seçenek. "
" Sarma? "
" Hı. " dedim ona üstten bakarak. Dizlerinin üzerinde oturduğum için ondan daha yüksekte sayılırdım.
Belimden beni tutarak kendine doğru çektiğinde dudaklarımdan bir isyan sesi çıktı ama aslında bu onun yüzünden değildi. Beni oturttuğu yer yüzündendi. Onun da yüzünden geçen ifadeye bakılacak olursa ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk. Sertliği bacaklarımın arasına baskı yapıyordu. Alt dudağımı dişlerimin arasına aldığımda elindeki nar kutusunu kenara koydu. İki eli de kalçama yerleştiğinde hiç düşünmeden dudaklarına doğru eğildim.
Dudaklarım dudaklarının arasına girdiğinde zihnim bomboştu. İçindeki o boşlukların hepsini Cihangirle doldurdum. Benim için nar ayıklayan adamdan olurdu sonuçta değil mi? Zihnimi başka ne ile doldurabilirdim ki?
Yanaklarını avuçlarımın arasına alarak onu iyice kendime doğru çektiğimde kalçamdaki eli hareketlendi ve beni inletecek şekilde acıyla buluşturdu. " Çok güzelsin. " dediğini duydum dudaklarımız ayrıldığında ama bu uzun sürmedi. Direkt dudaklarıma asılarak beni kendimden geçirecek bir öpücük daha bahşetti. Dudaklarımın kızarıp şişeceği bir şekilde öpüyordu beni.
Sağ eli kalçamın altına doğru indiğinde fermuarıma doğru yola çıktığını biliyordum. Belki de bu sefer doruğa çıkma zamanımız gelmişti.
Cihangir beni sertçe öpmeye devam ederken ensesindeki saçları çekiştirdim. " Bu sefer durma. " dediğimde sözlerim de gözlerim gibi bulanıktı. Dudaklarımız sanki birbirinden ayrıldığı an boşluğa düşüyor gibiydi.
" Sürpriz! " diyen sesi duyduğum an Cihangir'den ayrılmak için kendimi geriye doğru çektim ama Cihangir sesi duymamış gibi beni öpmeye devam etti. Ne zaman kapandığını bilmediğim gözlerimi açarak gelen kişilere bakmaya çalıştım. Gerçekten bulanık görüyordum.
" Allah kahretmesin, bir kez de birini düzgün bir şekilde yakalayalım ya. " dediğini duydum tanıdık birinden gelen sesin.
" Çocuklar var lan. " dedi Barbaros'a ait olduğunu düşündüğüm ses. Koruyucu bir baba gibi geliyordu sesi. Yeni karakterine uyum sağlamış gibiydi.
" Daha doğmadı ki. " dedi Leman. " O göremez. Ben görüyorum sadece. "
" Senden bahsetmiyor. " dedi Kubilay. " Şu elini tuttuğumuz canavarların bahsediyor. "
" Ben cavanar değilim. " dediğini duydum bir çocuk sesinin. Bu kız çocuğu sesiydi.
" Cavanar değil akıllım. " dedi erkek çocuğu sesi. Kaşlarım çatıldı. " Ca na var. " dedi heceleyerek. " Bir öğrenemedin gitti Kalya "
" Kalyaa değil benim adım. " dedi kız çocuğu. Öyle tatlı konuşuyorlardı ki onlara bakmak için neredeyse çıldırıyordum. " Kayla. "
" E bende öyle dedim ki..."
" Demedin Kayra sus, çok konuşuyorsun. " dediği an Cihangir kendine gelmiş gibi dudaklarımdan ayrıldı. Derin nefesler alıp vermeye devam ediyordu. Neyseki çocukları göremiyorduk. Bizim bulunduğumuz tarafı çalılıklar kapatıyordu. En azından çocukların olduğu yeri kapatıyordu. Alparslanla göz göze geldiğimizde Cihangir'in kucağından inerek örtünün üzerine oturdum.
" Selam. " dedi Mizgin elinin tekini sallayarak.
" Yanlış bir zamanlama galiba. " diyerek araya girdi Gece. Kollarını önünde bağlamış bize bakıyordu.
" Mihriban teyze dedi ki gidebilirsiniz yani piknik yapacaklar dedi ama sanki pikniğin sınırını çizmeyi unutmuş. Nerden bilelim biz artı on sekiz bir piknikle karşılaşacağımızı? " diyen Kubilay gözlerim üzerinizde hareketini yaptı. Parmakları bir bana bir de kendine doğru çevrildi.
Yanaklarıma dolan kanı söylememe gerek var mıydı? " Artık on sekiz ne demek? " diye soran kız çocuğunu görmek için dizlerimin üzerinde yükseldim.
" Artık değil artı on sekiz akıllım. " dedi erkek çocuğu da hemen ekleme yaparak. " Kubilay abim bize öğretir hepsini değil mi? " diyerek ona döndüğünde gözlerimin önünde duran ve birbirine benzemeyen ikizlere baktım.
" Selam merhaba güle güle ama gitmeden tanışman gereken kişiler var sanırım ha? " diyerek bana göz kırptı Kubilay.
" Galiba. " dediğimde ikisi de bana döndü.
" Oha birisi var. " dedi küçük kız çocuğu bana doğru bakarak. " Hiç tanımıyorum hem de. Kayra bak bak. " diyerek erkek çocuğunun koluna resmen sertçe vurdu.
Kolunu ovuşturarak bana dönen Kayra " Ay bir prenses. " diyerek elini tuttuğu Mizgin'den ayrıldı. " Prensini mi arıyorsun sen bakayım? " diyerek yanıma doğru geldi. Onun cilvesine alık alık baktığımı anladığında kardeşine döndü. " Tam masallardaki gibi. Hani senin masal kitabında vardı ya onlara benzemiyor mu? "
" Benzemiyor. " dedi Kayla başını iki yana sallayıp reddderek. Sanırım biri beni ne kadar sevdiyse diğeri o kadar sevmemişti.
" Benziyor. Şuna bak, çok güzel. "
" Değil. " dedi kız çocuğu. İkisi arasında uzun bir süre tartışacak gibi duruyordu.
" Merhaba. " elimi kaldırarak onlara baktım. " Umay ben. " dediğim an Kayra eliyle ağzını kapattı.
" İsmi de çok güzel. Kim bu Kubilay abi? " diyerek onun elinden çekiştirdi. " Söylesene. "
" Benim karım. " dediğini duydum Cihangir'in sonra genzini temizledi. " Yani benim sevgilim, Kayracım. " Yüzünü buruşturarak Kayra'ya bakan Cihangir'e şaşkın gözlerle baktım. " Öyle her gördüğün ablaya sulanılmaz. Onun bir sevgilisi var. " elimi tutarak havaya kaldırdı. " Bak elini tutuyorum. " Cihangir beni küçük bir çocuktan mı kıskanıyordu bana mı öyle geliyordu?
" Bende Mizgin ablamın elini tutuyorum. " dedi havaya kaldırarak. " Ne olmuş yani? " bilmiş laflarıyla dudaklarımı birbirine bastırdım. " Hem ne yapıyorsunuz siz orada? " yerinde zıplayarak bizim olduğumuz yere bakmaya çalıştı. " Biz de gelelim. Babaannem dedi ki..."
" Gelemezsiniz. " dedi Cihangir göğsünü öne doğru çıkararak. " Burası Umay ablan ve benim için özel hazırlandı. "
" Umay o. Abla yok. " omuz silkti Kayra Cihangirle iddialaşarak. " Ayrıca babaannem gidebilirsiniz dedi. " Öyle tatlı konuşuyordu ki her konuşmasında şişkin yanakları hareket ediyordu. " Oraya da gelebilirim. Kubilay abi beni şuraya koyabilir misin? Bak tam Umay'ın yanına. " dediğinde kıkırdama sesleri duydum. Alparslan sesli gülüyordu.
" Cihangir işin var kardeşim. " dedi Alparslan gülmelerinin arasında.
" Sikt.."
" Ayıp. " dedi Kayra. " Küfür ediyor yanımızda babaanneme söyleyeceğim. " diye bağırarak yerinde tekrar zıplamaya başladı.
" Siz iyi geçinirdiniz ya. " dedi Gece. " Ne oldu Kayra Cihangir ikilisine? "
" Umay'ı bana vermiyor. " dedi Kayra yerinde sıçramaya devam ederek. " Söylesene Gece beni oraya alsın. Ne yapıyorlar görmüyorum ki..."
" İyi ki sizi görmedi. " dedi Barbar. " Aynısını yapardı. "
" Hoşt lan. " dedi Cihangir hiç beklemediğim bir anda. " Eve git. "
" Cihangir. " diye seslenmiş olsam da omuz silkerek diğerlerine bakmaya devam etti.
" Babaannen beni aramış sana pasta yapacakmış hadi koş eve koş. "
" Ben öyle pastaya kanmıyorum artık. " elini beline koyarak Cihangir'e baktı. " Beni kandıramazsın. " gözleri bana doğru kaydı. " Ama Umay gelirse ben de giderim eve. " gülümseyerek bana baktı. " Benim arabalarım var biliyor musun? "
" Ben aldım. " dedi Cihangir. Sanki küçücük çocukla yarışmak için elinden gelen her şeyi yapacakmış gibi duruyordu. " Hatırlatırım. "
Kayra ona kötü bakışlar gönderdiğinde " Gelecek misin benimle Umay? " diyerek bana doğru döndü.
" Seninle gelemez. " dedi Kayla. " Duymadın mı akıllım Cihangir abimin sevgilisiymiş. "
" Duymadım. " dedi omuz silkerek. " Duymak da istemiyorum. "
" Çocuk savaşlarına hoş geldiniz. " dedi Leman ellerini birbirine vurarak. " Ya bizimki de böyle olursa? Olmaz değil mi Barbar? "
" Cinsiyetini bile bilmediğiniz bezelye tanesi hakkında konuşmanız hiç etik değil. " dedi Kubilay göz devirerek.
" Bunu cinsiyetini bile bilmediği çocuğa kıyafet alan Kubilay mı söylüyor? " diyen Mizgin ona tuhaf bakışlar atmaya başladı.
" Gerçekten kıyafet aldın mı? " Leman Kubilay'a baktığında dudaklarımı birbirine bastırdım. O bebek sanırım hepimize bir umut olacaktı. Kubilay heyecanla bir şeyler almıştı, bakışlarından belliydi. " Ben geçen gün şaka yapıyorsun sanmıştım. "
" Bizde şaka olmaz. " dedi Kubilay baş selamı vererek. " Komutanım. "
" Ee bizi de pikniğinize dahil ediyor musunuz yoksa kendi kendimize burada durup sizi rahatsız etmeye devam edelim mi? " diye soran Alparslan'dı. Kayra'yı kucağına almış bize doğru bakıyordu. Cihangir'in yüzü kireç gibiydi. Sanki onların gelmesini istemiyor gibi bakıyordu.
" Ay o nar mı? " diye sordu Alparslan'ın kucağındaki Kayra. " Bende yiyebilir miyim? "
" Olmaz. " dedi Cihangir sinirle. " Onları ben Umay için ayıkladım. "
" Olsun Umay bana verir ki..." Bana doğru döndü. " Di mi di mi? " öndeki dişleri yeni çıkmış olmalıydı. Güldüğünde Kayra'nın çok tatlı görünmesine sebep oluyordu.
" Ver..." Cihangir lafımı kesti.
" Vermez çünkü bitti. " diyerek eşyalarımızı toplamaya başladı. " Hadi eve gidiyoruz. Seni babaannenin yanına götürelim Özlemiştir. "
" Babaannem evde yok ki. " dedi Kayra yüzünü ekşiterek. " Hem ben gitmek istemiyorum. " omuz silkti. " Piknik yapacaktık. "
" Bitti piknik. " dedi sert bir sesle Cihangir. Elimi bırakmayı asla ihmal etmiyordu. " Topladım zaten her şeyi hadi gidelim. " diyerek beni kendiyle birlikte yürütmeye başladı.
Kayra'nın yanından geçerken gülümsemiş olsam da Cihangir beni öyle hızlı yürütüyordu ki çoktan onların yanından uzaklaşmıştık bile. " Yavaş. " desem de beni duymadı. " Cihangir sana diyorum. "
" Küçücük çocuk gelmiş sana yanaşıyor. " dedi dudaklarını büzerek. " Olacak iş değil. Amcam gelecek gün mü bulamamış? "
" O daha çocuk. "
" Aynen öyle büyük olsaydı görürdü o gününü de.."
" Cihangir sevgilim. " diyerek onu durdurdum. " Sakin ol. " elimi yüzünü okşamak için kaldırdım. " Sen öpüşmemizi böldükleri için kızgın olmayasın? " dediğimde Gülümsedi.
" Doğru ya, bizim hallolmamış bir işimiz vardı. " geriye doğru döndü. " Biz bir şeyi unutmuşuz da onu alıp geliyoruz. " diyerek diğerlerine baktı.
" Yalandan kim ölmüş zaten. " dedi Kubilay omuz silkerek. " Kayra buna inanmaz daha inandırıcı bir yalan bul kardeşim ama sen bugün kendinize vakit ayırmayı unut. " göz kırparak önümüzden yürümeye başladı Kubilay. Kayla'nın elinden tutuyordu. Diğer elinden tutan kişi ise Mizgindi.
Kayla sanki ikisini birbirine yakınlaştırmak için elinden geleni yapıyor gibi görünüyordu.
" Hay şansıma sıçayım. " dedi Cihangir rahatsız olduğunu belli eden bir sesle. " Özür dilerim, yine benim yüzümden yalnız kalamadık. "
" Konunun seninle alakası yok ki. " omuz silktim. " Hem biz babaannenleri ziyarete gelmiştik. Daha sonra yalnız kalırız. " dediğimde başımdan öptü.
" Ben de Kayla'nın başından öptüm. " dediğini duydum Alparslan'ın kucağında bulunan Kayra'nın. Çünkü yere düştü ve bacağı kanadı. " Alparslan onu dikkatle dinliyordu. " Çok ağladı. Ben de geçsin diye öptüm. "
" Aferin sana. "
" Umay'ın da bir yeri ağrıyor galiba. " dedi parmaklarını birbirine sürterek. " Onu da öpebilir miyim? "
" Bu çocuğu annesi bir an önce alsın. " dediğini duydum Cihangir'in. " Yoksa bana gelecekler. "
" Senden hiç gitmeyecekler. " dedi Barbar omzuna dokunarak. " Çünkü sanırım hafta sonunu burada geçireceklermiş. "
" Bir bu eksikti. " dedi Cihangir ağzının içinde mırıldanmaya devam ederek.
Eve geldiğimizde Cihangir'in babaannesi ve dedesi gerçekten de evde değildi. Kayla ve Kayra'nın babası oturma odasında oturuyordu. Bizi görünce ayağa kalkarak yanımıza doğru geldi. " En sevdiğim yeğenim de gelmiş. " diyerek Cihangir'e sarıldı.
" Senin başka yeğenin yok ki baba. " dedi Kayra bana doğru bakarak. " Bak bu da Umay. Gördün mü baba? Çok ama çok güzel değil mi? "
" Sakin ol Kayra. " dedi babası gözlerini bana çevirmeden önce. " Merhaba artık ikinci yeğenim. " diyerek bana elini uzattı. " Böyle hitap etmemde bir sorun yoktur umarım? "
" Yok, memnun oldum. " dediğimde başını sallayarak gülümsedi.
" Sizi biriyle tanıştıracağım. " dediğinde Kayla göz devirdi.
" Cici annemizle. " diyerek bağıran ikizler birbirine bakarak " Çak bir beşlik. " diyerek gülüştüler.
" Biliyor musun Umay bizim annemiz biz doğarken ölmüş. " diyerek bacağımın dibine gelen Kayra bir bana bir de Cihangir'e bakıyor ikimizin de tepkisini ölçüyordu. " Benim hiç annem olmadı biliyor musun? "
" Benim oldu mu sanki akıllım? " diyen Kayla da diğer tarafıma geldi. " Gerçekten yakından güzelmişsin. " diyerek beni süzmeye başladığında bu ikizlerle koca bir hafta sonu geçireceğimi fark ettim. Cihangir ve benimle uğraşacağa benziyorlardı.
" Ayakta kaldınız gelin hadi. " diyerek yönlendiren Cihangir'in amcasıyla birlikte arkamdaki üçlü koltuğa oturdum. Sağıma Kayla soluma da Kayra oturduğunda Cihangir sabır dilenerek boşlukta kalan yere baktı.
" Amca çocukların bugün gözüme fazlalık gibi görünüyor. " dediğinde Kayra bana doğru dönmüş yüzümü inceliyordu.
" Karını çok sevdiler. " dedi amcası. Kırdığı potu kimse dikkate almadı. Belki de çocukların yanında olduğumuz için üzerinde durmak istemiyorlardı. " Siz annemleri ziyarete mi gelmiştiniz? " çenesinin ucuyla kuzgun ekibini gösterdi. " Kapıda karşılaştık sizinkilerle. "
" Ziyarete geldik ama ne ziyaret. " dedi Cihangir başını iki yana sallayarak. Üçlü koltukta dört kişi oturuyorduk.
Kayla bir anda yanımdan kalkarak Cihangir'e doğru ilerledi. " Seni çok özledim ama sen bana hiç sarılmadın. " dediğinde Cihangir bir bana bir de Kayla'ya baktı. Kayla sürekli gözlerini ovuşturuyor sonra da hafifçe kapatıyordu. Sanırım uykusu gelmişti. " Seninle küseceğim ama beni uyutursan barışabiliriz. " diyerek Cihangir'in kucağına tırmandı.
Cihangir'in kucağında küçük bir kız çocuğu görmek neredeyse ağlamama sebep olacaktı. Kucağına o kadar çok yakışmıştı ki kendimi tutmam zorlaşıyordu.
Cihangir Karaboğa'ya baba olmak çok yakışırdı.
" O zaman beni de Umay uyutsun. " dedi Kayra heyecanla bana bakarak. " Zaten ben varya hemen uyuyorum. "
" Yalancı geçen gün bakıcıyı uyutup kendin oyun odasına kaçtın. " diyen Kayla esnemeye başladı. Bu saatte uykularının gelmesi normal miydi bilmiyordum ama tek bildiğim bizi çok iyi yönettikleriydi.
" Ama Umay'ı kandırmam ki. " diyerek kollarını çiçek yaptı. Sonra aklına bir şey gelmiş olacak ki koşarak koridora diğer ilerledi.
Kubilayla göz göze geldiğimde bana Cihangir'i işaret etti. Ona döndüğümde çatık kaşlarla Kayra'nın gittiği yere baktığını gördüm. " Hayırlı olsun diyemedim hiç size. Ama galiba hayırlı olma sırası bende. " diyerek söze girdi amcası. Adını bile bilmiyordum. " Evleniyorum. "
" Bu bir şaka olmalı. " dedi Kayla bilmiş bir sesle. Cihangir'in kucağına kamufle olmuştu. Küçük parmaklarını Cihangir'in gömleğine koyduğunu görüyordum. " Öyle tepki versene Cihangir. Bize cici anne getirecekmiş. Bakıcım öyle dedi. "
" Çocuktan al haberi. " diyerek gülmeye başladı amcası. " Çok akıllılar çok. "
" Bu evlilik de nereden çıktı amca? " Cihangir'in bedeninin gerildiğine yemin edebilirdim. Diğerlerinden ses çıkmıyordu. Hepsinin Cihangir'in ailesini tanıması bir tık beni kıskançlığa itecek gibi hissettirse de onların benden çok önceden var olduğunu hatırlamak sakinleşmeme sebep oluyordu.
" Uzun zaman sonra kendimi ilk defa nasıl denir ona? " dedi doğru kelimeyi aramak için etrafa bakarak. " Kendimi ilk defa iyi hissediyorum. Onun yanında yaşama yeniden tutunmuş gibiyim. "
" Yaşama yeniden tutunmak ne demek baba? " diye sordu Kayla elini ağzına alıp parmağını emerek.
" Yaşamak. " dedi babası açıklamayı bir yetişkine yapıyormuşcasına.
" Yaşamak ne demek ki? "
" Nefes almak. "
" Aaa sen nefes almadan mı yaşıyordun? " diye sorduğunda oturma odasında kıkırdama sesleri yükseldi.
Koşarak bana doğru gelen Kayra'yla birlikte bu ses dağıldı. " Sana çiçek aldım. " dedi arkasında sakladığı gülü göstererek. " Bak güzel mi? "
" Çiçek de almış. " dedi Cihangir başına masaj yaparak. " Bu aklına nereden geldi? "
" Seven sevdiğine çiçek alır. " omuz silkti. " Bakıcımın izlediği dizide gördüm. "
" Bakıcınıza başlayacağım şimdi. " dedi Cihangir sinirle soluyarak. " Umay ablan çiçek sevmez. Sen onu babaannene ver. "
" Çiçek sevmiyor musun? " diye sordu öne doğru eğilerek. " Sevdiğin ne var ki? Sen söyle ben babama söylerim alırız. " elini çenesine koydu. " Mesela ben çikolata severim. Sen de sever misin? Baba Umay'a çikolata alalım mı? "
Babası güldü. " Cihangir alacakmış ona çikolata. "
" Hayır biz alalım. O zaman cici annemi kabul edebilirim. " dediğinde omuz silkti.
" Bir de şart koşmaları yok mu..." iç çekti amcası. " Tek başıma artık çok başa çıkamıyorum. O yüzden gerekli yanıma birisi. Bugün sizinle de tanışacak. "
" Bugün? " Cihangir'in tek kaşı havalandı.
" Evet evet lavaboya kadar gitti. Buraya hep birlikte geldik. "
Tam da o sırada kapıdan giren kişiye baktım. Topuklu ayakkabılarının sesiyle gözlerim ayaklarına kaydı. Sonra da başımı kaldırarak yüzüne baktım.
Keşke dedim kendime o an. Keşke bakmadaydım.
Çünkü karşımda öldüğünden emin olduğum o kişi vardı.
" Sanem? " diye seslendiğimde başını iki yana sallayarak bana doğru bakmaya başladı.
Sanem ölmemiş miydi? Yoksa bu gördüklerim bir rüyadan mi ibaretti?
Sanem dokuz canlı olabilir miydi?
Bölümün her zamankinden kısa olduğunun farkındayım. Çalıştığım için boş günüm sadece Cumartesi ve ben bugün sabahtan akşama kadar yazıyorum bölümü. Anlayışlı olacağınızı düşünüyorum. İnşallah keyifle okuduğunuz bir bölüm olmuştur.
Sizleri seven
Rumi.
🖤
İletişim
Insta: rumistrop
Tiktok: therumice
Çizgi studio: gizemlikimliksizz
