Keyifli okumalar!
Oy vermeden bölüme geçersen bir sonraki bölüm gelmiyormuş...
🖤
Cihangir'in aniden dudaklarıma yapışmasıyla birlikte sırtım kapıya tamamen yaslandı. Dudaklarımı esir aldığı için inleme sesim dudaklarının arasında kayboldu. Onunla olduğum için mutluydum. Hayatımın iyi ki evresinde olabilirdim şu an.
İyi ki o gün karşıma çıktın Cihangir Karaboğa dedim içimden. Zihnim bunları sonra düşünmem için baskı yapsa da araya sıkıştırmanın bir zararı yoktu.
Dudakları dudaklarımdan ayrıldığında nefes nefeseydik. " Biri gelmez değil mi? " sorum umrumda bile değildi aslında. Birinin bizi görmesi de umrumda değildi. En fazla birkaç gün utanırdım sonra geçerdi. Hayat böyle değil miydi? Yaşadığımız her olayı unutmaz mıydık belli bir süre sonra? O zaman neden endişeleniyorduk ki?
" Gelse bile geri gideceğinden eminim. " dedi Cihangir turkuaz gözlerini gözlerime dikerek. " Yanakların kızarmış. " Baş parmağını elmacık kemiğimin üzerinde gezdirdi. " Ve dudakların az önce Cihangir beni ateşli bir şekilde öptü diye bağırıyor. " dilini dudağımın üzerine gezdirdiğinde nefes almakta zorlandım.
" Şişmiş mi? "
" Hı hı. " başını salladı usulca. " Ve bu hoşuma gitti. " Yaramaz bir çocuk gibiydi gülümsemesi. " Çok güzelsin. "
Cihangir dudaklarımı aralamama sebep olacak şekilde ellerini bacaklarıma koyup beni havaya kaldırdığında yutkundum. " Ve ben o güzellikle ilgileneceğim. Hem de her yeriyle. " Elleri bacaklarıma dokunduğunda kumaşın üzerinden sıcak ellerini hissettim. " Nereden başlamamı istersin minik serçem? " öksürdü. " Ah pardon, karım mı demeliydim? Ya da karıcım? "
Dudaklarımdaki gülümsemeye engel olamadım. " Karım demeliydin. " alnımı alnına yaslamak için aşağıya doğru eğdim. Kollarım boynunda sarılı duruyordu. Tırnaklarımı ensesine bastırdığımda dudakları aralandı ve beni kapıya daha fazla bastırdı. Kucağında olduğum için hissettiğim şeyin varlığıyla bir kez daha yutkundum.
" Karım da karım. " dedi gülerek. " Tırnaklarını her yerime geçirsene. " dudaklarıma doğru nefesini üfledi. " Benim de dişlerimi her yerine geçireceğim gibi. " Dudakları dudaklarımı teğet geçip boynuma yöneldiğinde başımı sağ omzuma doğru yatırdım. Boynuma önce küçük bir öpücük kondurdu ardından da dişlerini bastırarak küçük bir ısırık bıraktı. Kasıklarımda var olan sızıyla bacaklarımı beline daha sıkı sardım.
" Acıdı mı? " sorusuyla birlikte başımı kaldırıp Cihangir'e baktım. " Boynunu ısırdım ama acıdıysa..."
" Cihangir canım acıdı desem devam etmeyecek misin? "
Kaşları havalandı. Turkuaz gözleri gözlerimi dikkatle inceledi. " Canını acıtmak istemiyorum. " dedi kaçamak bir cevap vererek. " Yavaş olabilirim, yani nasıl yapabilirim bilmiyorum ama denerim. " düşünceli bakışları yüzümde gezindi. Gerçekten nasıl yavaşlayacağını düşünüyor gibi duruyordu.
" Ya ben acıyı seviyorsam? "
Sertçe yutkunduğunda " Seviyor musun gerçekten? " diye sordu.
Sağ elimi ensesinden çekerek dudaklarına koydum. Öne doğru büzerek " Sen gerçekten çok şapşal bir adamsın. " öne doğru uzanan dudaklarına uzanıp küçük bir öpücük kondurdum. " Beni öpmeni istiyorum. " dedim gözlerimi kısarak. " Sadece dudaklarımı değil, her yerimi. " yutkundum. " Dişlerini de istiyorum Cihangir Karaboğa. " alnımı alnına yasladım. " Ve lütfen her ısırığında iyi misin diye sorma, ben seninle hep iyiyim. Şimdi lütfen ne yapıyorsan yapmaya devam et. Çünkü ben bacaklarımın arasındaki sızıya daha fazla dayanacağımı sanmıyorum. "
Tek nefeste kurduğum cümleye kendim bile şaşkındım. Cihangir tükmüğünde boğulmaktan kurtulmuş gibi bakıyordu yüzüme. Ama bu bakış uzun sürmedi. Elleri bacaklarımı keşfetmeye çıktı. " Sana böyle dokunmamı mı istiyorsun? " diye sorduğunda turkuaz gözleri gözlerimdeydi. Elleri ise üst bacağımın iç kısmını okşuyordu. " Ama bu dokunuş için fazla giyiniksin. " Beni yere indirdiğinde sırtımı kapıya yasladım. Ayakta durmak şu an için oldukça zordu.
" Soysana beni o zaman. "
Bir şey söylemeye gerek duymadı. Dudakları açıkta kalan boynuma dokundu. Göğsüme doğru öpücüklerle ilerledi. Köprücük kemiklerime dili dokununca gözlerimi kapatarak inledim. Kazağımın üzerinden göğsüme dokunduğunda belim içe doğru kıvrıldı. Kendime hakim olamıyordum. O bedenime dokundukça nefesim kesiliyordu ve bedenim daha önce hissetmediğim şeyleri hissediyordu.
Soğuk ellerimi ensesine koyarak dudaklarını daha net hissetmek adına göğsüme doğru bastırdım. Dişlerini kullanıp etini dudakları arasına hapsettiğinde iç çektim. Ellerini bu sefer kazağın içine soktu. Yavaş hareketlerle karnımın üzerinde gezdirerek yukarı doğru çıktı. Gözlerimi açmakla açmamak arasındaki o çizgideydim.
" Seni ilk gördüğümde aramızda büyük sınırlar vardı. " diye mırıldandı. " Aklımın ucundan bile geçiremezdim bir gün tekrar karşılaşacağımızı. " nefesini göğsüme verdiğinde uçlarımın dikleştiğini hissettim. Kazağım kalın değildi. Eğer içimde sütyen olmasaydı göğüs uçlarımın ne halde olduğunu görebilirdi. " Ama şimdi yan yanayız. " Sıcak elleri iki göğsümün ortasında durduğunda gözlerimi açtım. " Ellerim bedeninde, biraz sonra da dudaklarım yerini alacak. "
Yutkundum.
" Cihang..." devamını getiremedim. Cihangir sıcak ellerini sütyenin içine soktu. Parmak uçları göğüs ucuma dokunduğunda başımı geriye doğru atmak istedim lakin kapıya yaslı olduğu için bunu yapamadım.
Dudaklarını dudaklarıma sürttü. Öpmedi bu öpmekten de öte hissettiriyordu. Elleri göğüs ucumla oynamaya başladığında " Ben dokunmadan şişmişler..." Dudakları dudaklarımı ezmek ister gibi baskı yaptı. " Morartana kadar emmek istiyorum onları, izin var mı? " tek bir cümlesiyle dizlerimin üzerine düşecek gibiydim. Kasıklarıma yayılan ıslaklık görmezden geleceğim bir durum değildi. " Sevgilim, şimdiden konuşamayacak kadar kendinden geçtin mi? " Dudakları konuşmama izin vermeden dudaklarımı bulduğunda dilini ağzımın içine doğru ittirdi. Nefesimi kesen hamlesiyle dilini dişlerimin arasına alarak emdim. Konuşmak değildi niyetim, ona neyi istediğimi hissettirmekti.
Eli göğsümün ucunu okşamaya devam ettiğinde öpüşmeyi kesmedik. Büyük avcu diğer göğsümü tamamen avuçladığında dudaklarım aralandı. Cihangir bunu değerlendirerek alt dudağımı dişlerinin arasına alarak çekiştirdi. " Bence artık dokunduğum yerleri görme vaktim geldi. " sözlerinin hemen ardından kazağımı hızla çıkardı. Sütyenle karşısında durduğumda gözlerinin renginin artık turkuaz olmadığına emindim.
" Çıkar. " dedim başımı sallayarak. Duraksamasını bir izin isteme olarak algıladım ki o da bunu hissettirdi.
Beklemedi. Sütyenin kopçasını tek hamlede açtı. Sütyen karnımdan süzülerek yere düştüğünde sırtımı soğuk kapıya yasladım. Cihangir'in gözleri gözlerimdeydi. Aşağıya inip bedenimi incelemek istiyordu. Muhtemelen kendini hazırlıyordu.
Gözleri önce boynuma sonra da göğüslerime indiğinde sertçe yutkundu. Daha ne kadar yutkunacaktık sorusunu kendime sordum. Sanırım sonsuz kere olacaktı bu eylem. Çünkü o da üzerini çıkarmış olsa bende yutkunmadan duramazdım. " Siktir, çok güzeller. "
Büyük elleri göğüslerimi okşadığında neredeyse ayakta duramayacaktım. Ellerinin hareketiyle bu hale geldiysem ya dudakları? Onları hissedince ne yapacaktım? Cihangir iç konuşmamı duymuş gibi beni belimden tutarak kucağına aldı. Birkaç adım atarak odadaki masanın üzerine beni bıraktığında elleri tekrar göğsüme indi. " Kendini bana bırak sevgilim ve anın tadını çıkarmaya bak. "
Başını eğerek dudaklarını göğsümle buluşturdu. Elleri hala göğsümü sıkıyor, göğüs ucumu da parmaklarının arasında eziyordu. Dudaklarının dokunduğu göğsüm alev alev yanarken inledim. Cihangir dudaklarını göğüs ucuma bastırdığında belim içe doğru kıvrıldı. " Ah! Cihangir..."
Dili göğüs ucuma dokunduğunda gözlerimi kapatarak kısık kısık inlemeye başladım. Birinin bizi duyması önemli değil mi demiştim? Şu anki pozisyonumuzda birine yakalanmayı asla istemezdim. Çünkü bu Cihangir'in durmasına neden olurdu. Ve bu istediğim son şey bile olamazdı.
Şu an istediğim tek şey Cihangir'in göğsümde hareket eden dudaklarıydı. Hele o dilinin baskısı...
Kasıklarımda akan sıvıyı daha net hissettiğimde yutkundum.
Islaktım.
Bu sefer ki ıslaklık bir suyun altında olduğum için değildi.
Cihangir'in baskısı yüzündendi.
Dudaklarının, dilinin, ellerinin...
Baş parmağını göğsümün ucuna bastırdığında masanın üzerinde duran elimi kaldırıp ensesine bastırdım. Tırnak izlerimin ensesinde bir hilal çizdiğini daha sonradan görmek bana nasıl hissettirecekti hiçbir fikrim yoktu. Dişlerinin arasına alıp ucunu ısırdığında haykırarak inledim. Cihangir acıdığını anlamış gibi ısırdığı yeri dudaklarının arasında alıp emmeye başladığında zevkten dört köşe oldum.
Dudakları bana hem işkence çektiriyordu hem de zevkten deli ediyordu. " Hoşuna gidiyor mu minik serçem? " diye sordu ama cevabımı dinlemeden diğer göğsüme dudaklarını kapattı.
Bedenim sızlıyordu. Dişlerini göğüs ucuma geçirmesiyle birlikte sırtım dikleşti. Kendimi ona doğru daha fazla itmek istiyordum. Bu isteği ne zihnimden atabiliyordum ne de bedenimden. Ellerim onu kendime bastırmak dışında bir işlev görmüyordu. Biraz önce ağzının içinde olan göğsümü sertçe ezdiğinde " Söylesene sevgilim, hoşuna gidiyor mu? " diye bir kez daha sordu.
Konuşmak için dudaklarımı araladım lakin göğsümü ısırınca susmak zorunda kaldım. " Benim güzel karım, sesini sadece inlemelerinle mi duyacağım? " bir darbesiyle bedenim öne yay gibi eğildi. Bedenini bedenime sertçe bastırdı.
" Lütfen..." dedim sert soluklar alarak. Dili sürekli hareket halindeydi. Göğüs ucumu dişlerinin arasında sıkıştırıyor sonra da diliyle ıslatıp emmeye başlıyordu. Aklımın bulandığını hissettiğim nadir anlardan birinin içinde kilitli kalmıştım.
" Ne lütfen sevgilim? "
Dudakları geri çekildi. Ellerinin ikisi de göğüslerimdeydi. Turkuaz gözleri koyu laciverte dönmüştü adeta. Gözlerimiz kesiştiğinde içindeki arzuyu görebiliyordum. Göğsüme çimdik attığında dudaklarım aralandı. " Söyle, bana ne istediğini söyle. " dedi ısrarla. " Dudaklarını soruma cevap vermek için arala. "
" Cihangir lütfen devam et. " dedim nefesimi kesen bir sesle. " Durma. "
Cihangir söylediklerim hoşuna gitmişcesine gülümsedi. " Durmaya hiç niyetim yok sevgilim. Başka isteğin? " dudaklarını erotik bir şekilde yaladığında kasıklarımın üzerinde hareketlendim.
Soru sormuş olsa da bir cevap beklemeden dudakları tekrar göğsümü buldu. Bu seferki dokunuşları yumuşak değildi. Acıma duygusunu kaybetmiş gibiydi. Dişlerini sertçe geçiriyor, yıllardır buna açmış gibi dudaklarının arasına alarak emmeye başlıyordu. Nazik değildi dudaklarının hareketi. Islak dudakları göğsüme her dokunuşunda karnımda rengarenk kelebeklerin uçuştuğunu hissediyordum.
" Umay..." dedi hırıltılı nefeslerinin arasında. Gözleri ışıl ışıl bakıyordu bana. Karşında en değerli hazinesi varmış gibi parlıyordu. " Bir sonraki öpüşmemizde kendimi durdurmamam demiştim. " elleri bacaklarıma dokundu. Kasıklarıma yakın bir yerde durdu.
" Durma..." Ona doğru eğilip kulak memesini dişlerimin arasına aldım. Çekiştirdiğimde bu sefer inleyen taraf o oldu. " Devam et, dudaklarının dokunmadığı yer kalmasın bedenimde. "
" Siktir! " dedi gülerek. " Ağzını yerim senin. "
" Yenilmeyi isteyen başka yerlerim de var..." dedim kendime inanamayarak. Utanç önümde diz çökmüş beni alkışlıyordu. Çünkü onunla yollarımızı ayırmıştık.
Cihangir'in gözleri bacaklarımın arasına indiğinde bacaklarımı sertçe sıktı. Masanın üzerinde oturduğum için kısıtlı bir dokunuştu. " Bu yer ıslak, sulu ve Şişmiş bir tepecik mi? "
Bacaklarımı birbirine bastırmak için hareketlenmiştim ki ikisini de tutup bunu yapmamı engelledi. " Tam da tahmin ettiğim yer demek..." dedi gözlerini kısarak. " Islandı mı benim için? " yutkundu. Sağ eli bacaklarımın arasına girdiğinde pantolonumun üzerinde kadınlığıma dokundu. Temasıyla birlikte dişlerimi alt dudağıma geçirdim.
" Benim için bir nabız gibi atıyor mu? " Cihangir yüzünü yüzüme yaklaştırdı. " Söylese sevgilim, o da dudaklarımın arasına girmek, emilmek istiyor mu? " Bu adam böyle konuşmayı nereden öğrenmişti diye sormak istiyordum. Göğsüm hiddetle inip kalkarken ne diyeceğimi bilmiyordum. Kadınlığım ıslaktı ama bunu direkt dile getirmek istemiyordum.
Onu kurdurtmak istiyordum.
" Görmeden bilemezsin. " dedim kısık sesle.
Dudaklarını yaladı ve elini kadınlığıma bir kez daha bastırdı. Başımı geriye doğru atarak inledim. " Engeller olmadan seni hissetmek istiyorum. "
" Hissetsene. " dedim dudaklarına doğru eğilerek. Nefesimi dudaklarının arasına üfledim. " Bedenimi. " gözlerimiz kesiştiğinde " Ellerinin bana ne yaptığına bir bak. "
Bacaklarımın arasındaki eli hareket etmeye devam etti. " Kumaşın üzerinden bile hissedeceğim kadar ıslaksın. " hırıltılı bir nefes aldı. " Siktir, siktir, siktir! "
Elleri pantolonumun fermuar kısmına geldiğinde " Artık izin almak yok. " dedi dudaklarıma doğru nefesini vererek. Bu hareketiyle bacaklarımı kastım. Fermuarı tek hareketle indirdiğinde kalçamı havaya kaldırarak pantolonu indirmesini izledim. Bacaklarımın arasına doğru eğildiğinde nefesimi tuttum. " Bana nasıl baktığını bir görsen..." diye mırıldandı.
" Keşke bir ayna olsaydı. " dedim gözlerimi ne kadar utanmış olsam da ondan çekmeden. Altımda iç çamaşırıyla duruyordum.
" Sözümü olsun. " dedi arzulu sesiyle. " Seninle her yerde sevişeceğim. " gözleri bulanıklaştı. Beni görüyor muydu bundan emin bile değildim. Tek görmeyen o değildi üstelik. " Tabi sen de istersen. "
" Hep. " dedim kendimi tutamadan. " Hep isterim, bilirsin. "
Gülümsedi. " Bilirim. " Dudaklarını diz kapağıma bastırdığında masanın kenarlarına sıkıca tutundum. " Seni öpmemi ne kadar istediğini bilirim, minik serçem. "
" Dudaklarını..."
" Ne yapsın sana dudaklarım? " sorusuyla birlikte derin bir nefes aldım. Dudakları diz kapağıma küçük öpücükler kondurmaya devam ediyordu. " Söyle..."
İnsan diz kapağından öpüldüğünde bile etkilenir miydi? Galiba buna Cihangir etkisi diyebilirdik. Dudakları ya da eli nereme değerse vücudumda değişik tepkilere neden oluyordu. Ama şu an hissettiğim tek şey kadınlığımdaki sıvının varlığıydı. " Söylemeyecek misin sevgilim? " Dudakları bacaklarımın üst kısmına yöneldiğinde bacaklarımı birbirine kapatacaktım ki iri ellerini arasına koyarak bunu yapmama engel oldu.
" Cihangir! " temasıyla birlikte inlememe engel olamadım.
" Cihangir sana ne yapsın Umay? " sorusu kulaklarımda yankılandı. Bulunduğumuz odanın dar geldiğini hissettim. Vücudumdaki tüm kan yanaklarıma pompalanıyordu. " Aklından neler geçiyor sevgilim? Yanakların kıpkırmızı oldu. Yoksa..." dedi tehlikeli sesle. Dudakları kasıklarıma yakın bir yerde durduğunda artık bacaklarımın arasında duruyordu. Bana alttan bakışı öyle tehlikeliydi ki birkaç defa yutkundum. " Yoksa dudaklarımı buraya dokunduğumu mu hayal ediyorsun? " elini külotun üzerinden kadınlığıma dokundu. Belim yay gibi gerildiğinde nefes almam zorlaştı. Belki de daha derin nefesler aldığım için bana öyle geliyordu.
Elini bastırınca inledim. " Ah! " külotun yan kısımlarını ortada birleştirerek tepemin kapanmasını sağladı. Yanlardan kadınlığımın yanakları görünüyordu. Utanç devre dışıydı. Bedenimi arzu ele geçirmişti.
" Yoksa hayalinde buraya dokunan tek şey dudaklarım değil mi? " sorusuyla birlikte burnunu kadınlığıma yaslayınca görüntüm bulanıklaştı. " Ah, kokun..." kendinden geçmiş gibi derin nefesler almaya başladı. " Minik serçem bu kokuya bağımlı oldum. Her gün her an her saniye..." yutkundu. " Seni istememe sebep olacak bir kokun var. " alt dudağımı dişlerimin arasına aldım. " Hassiktir, kokusunda bile her an gelecek gibi hissediyorsam onu tattığımda nasıl hissederim? " Benimle değil kendiyle konuşuyordu. Ağzından çıkan her bir cümle ıslaklığımı artırıyor, bedenimin kasılmasına sebep oluyordu.
" Tadıma bakmadan bilemezsin, asker. " dediğimde onu sinir ettiğimin farkındaydım. İstediğim şey de buydu. Beni düşündüğü için her şeyi yavaştan alıyordu. Onu sinir ederek istediğim şeyi daha kısa yoldan almak istedim.
" Kahretsin! " dedi başını kaldırıp bana bakarak. " Sana bu kelimeyi söylediğinde bana neler olduğunu söylemiş miydim hiç? "
" Söyleme. " dedim gözlerimi açık tutmaya çalışarak. " Göster. "
Cihangir bana öyle bir baktı ki tüm derimi zihninde kazımış gibi hissettim. " Cesaretin bende nasıl bir etki bırakıyor biliyor musun? "
" Sertleşiyor musun? "
Gözlerini arzuyla gözlerime sabitledi. " Dokun. " dedi tehlikeli bir nefes eşliğinde. " Dokun ve gör. " yutkundu. " Senin bir lafınla ne hale geldiğimi hisset. "
Elimden tutarak bedenimi masadan ayırdı. İkimizde ayakta dikiliyorduk. Gözlerimi gözlerinden ayırarak aşağıya doğru indirdim. Erkekliğine inen gözlerim şokla irileşti. Kabarıklığı pantolon olmasına rağmen görebiliyordum. " Dokun. " dedi inleyerek. " Senin için nasıl atıyor bak. "
" Emretmen hoşuma gitti. " yumruk yaptığım parmaklarımı açtım. Aramızda bir adım bile yoktu. Dipdibeydik.
" O zaman bir emir daha gelsin mi minik serçem? "
" Sorman hata. " dediğimde elini çenemin altına koyarak ona bakmamı sağladı. Yukarı doğru kaldırdığında kendimi ona kafa tutuyor gibi hissetmeme engel olamadım.
" Eğil. " dedi dudaklarını dudaklarıma yaklaştırarak. " Eğil ve senin için taş gibi olan uvzuma dokun. "
Başka bir şey demesine gerek yoktu. Vakit kaybetmeden eğildim. Biraz önce o benim önümde eğilmişti şimdi ise ben onun önündeydim. Aramızdaki tutkunun bize neler yaptıracağından bihaberdim. Elimi uzatıp önümde duran sertliğe dokundum. Cihangir üstten bana bakıyordu. Elimi hissedince gerildi. Gerginliğini hissedebiliyordum. " Çok.. çok sert. " kendimi tutamadan dile getirdiğim cümleyle birlikte Cihangir tebessüm etti.
" Kıyafet engeli olmadan görmen gerek onu. " başını iki yana salladı. " Sıksana onu. " yutkundu. " Ellerinin temasını hissetsin. Sıcaklığını benimle paylaş minik serçem. "
Ellerimi hafifçe sıktığımda elime gelen çıkıntının irileştiğini hissettim. O an aklıma gelen detayla yüzümde hınzır bir tebessüm oluştu. " Görmek isterdim. " Ellerim sıkılaştı. " Dikliğini de..." alt dudağımı dişlerimin arasına alarak ısırdım. " Damarlarını da..."
Cihangir " Siktir! " diyerek beni bir anda havaya kaldırınca istemeden de olsa inledim. Beni korkutmakta üstüne yoktu gerçekten. Ani hareketlerine alışamamıştım. " Senin edepsiz ağzını yerim. " Beni kucağında yatağa kadar taşıdı. Çift kişilik gibi duran yatak Cihangir üzerime çıkınca küçücük gelmeye başladı. Nefes nefeseydim. Dudaklarını bir anda dudaklarıma bastırdı. Öpücüğü kesinlikle yavaş değildi. Sert ve dengesizdi. Alt dudağımı dişlerinin arasına alarak çekiştirdiğinde bacaklarımı araladı. Elini kadınlığıma bastırdığında inledim.
" Cihangir! "
" Askerden Cihangir'e terfi ettim sonunda. " dedi dudaklarıma doğru. " Söyle. " dedi Cihangir tok bir sesle. " Elimi daha derinlerinde mi istiyorsun? "
Kulak mememi dişlerinin arasına aldığında bedenimde olan baskıların fazla geldiğini hissettim. Hangisine tepki vereceğimi şaşırmış bir halde altında yatıyordum. " Yine susuyorsun sevgilim, ne oldu? Ellerim yeterli değil mi konuşman için? "
Göz göze geldiğimizde dudaklarını boynuma dokundurdu. Sonra göğsüme ve karnıma doğru inmeye başladığında bugünün inlemeden bitmeyeceğini anlamış oldum. Bacaklarımın arasına geldiğinde külotun üzerinden dudaklarını kadınlığıma bastırdı. Nefesini yavaşça orama verdiğinde bacaklarımı hareket ettirmek istedim. Bunu anlamış olacak ki iri elleri iki bacağıma da yerleşti ve hareket alanımı kısıtladı. " Kapatmak yok, daha dilim de girecek. "
" Dilin mi? "
Bana alttan bakarak dişlerini kadınlığıma sürttü. " Dilim, dişlerim. " diliyle külotuma bulanan ıslaklığı yaladı. " Şimdilik bunlarla yetinmen gerekecek sevgilim. Sertliğim için daha müsait bir yer bulmalıyız kendimize. Seviştikten sonra seninle ilgilenmemin sıkıntı olmayacağı bir yerde olmalıyız. "
" Ne yani şimdi onu göremeyecek miyim? "
Güldü. " Onu görmeyi bu kadar istediğini bilmiyordum. "
" Daha bilmediğin çok şey var. " dedim başımı kaldırarak. " Bir tanesini söyleyeyim mi? "
" Söyle. "
" Dilini klitorisime sürtmeni, içime ittirmeni..." gerisini dinlemedi bile. Gezinden gelen hırıltılı sesle birlikte ellerini kalçalarıma yerleştirerek sertçe sıktı. Külotumu hiç zorlanmadan yırttığında ağzım açık bir şekilde ona bakıyordum.
" Yenisini alırım söz ama şimdilik bunu düşünecek durumda değilim. Beni kudurtan sözlerinden sonra hele ki hiç değilim. " gözleri artık kumaşla kapalı olmayan kadınlığıma çevrildiğinde kendi dilinde küfürler savurdu. " Sınavımsın kadın. " dediğinde duraksamadan dudakları klitorisimi buldu.
Dudaklarımla öpüşüyor gibi orama dokunan dudakları beni altında kıvrandırmaya başladı. Hissettiğim arzu inanılmazdı. " Bacaklarını benim için arala, kapatma. " bilincimin kapandığını hissettiğim an konuşmasıyla irkildim. Bacaklarımı birbirine bastırmaya çalışıyordum. Bu da onun alanını kısıtlıyordu. " Arala ki seni daha rahat yiyebileyim. "
İnlememek elde değildi.
Seni daha rahat yiyebileyim de nasıl bir cümleydi öyle?
Kahretsin! Bu adam benim ölümüm olacaktı. Mutluluktan, hazdan ölümüm.
Arada bir sıcak nefesini veriyor sonra kaldığı yerden kadınlığımı emmeye devam ediyordu. Diliyle baştan sonra yaladıktan sonra tepeme bastırıyor oluşu altında şekilden şekile girmeme sebep oluyordu. Birilerinin bizi duyması ihtimali içimin kıpır kıpır olmasını sağlıyordu. Dili bacaklarımla vajinam arasına dokunduğunda iç çektim. " Cihangir ben..Ben bu çok güzel! "
" Dilimi hisset sevgilim. " dediğinde dilini deliğimden içeri doğru ittirdi. Parmakları da tepemi okşuyordu. Aklımı kaybettiğimi düşündüğüm anda nefesini de içime doğru üfleyince kısık kısık inlemeye başladım. Klitorisime dokunan dudakları sanki onu oradan çekip çıkarmak istiyor gibi çekiştirdiğinde yutkunamadım. Sağ elimi başına koyarak onu kendime doğru bastırdım. Daha fazlasını istiyordum. Bu nasıl bir şeydi böyle?
Ağzını vajinamdan çektiğinde bulanık gözleri gözlerimi buldu. " Tadın. " dedi sertçe yutkunarak. " Tarif edemeyeceğim kadar güzel. Dünyadaki hiçbir şeye benzemiyor, eşsiz. " gözleri kadınlığıma çevrildi. Bütün hatlarıyla karşısında açık olan kadınlığım aklıma gelince utançtan yanaklarıma pompalanan kanı hissettim. " Söylesene sevgilim, ben bu tadı bir kez almışken bir daha nasıl durabileceğim? " Dudakları konuşmama izin vermeden bir kez daha vajinama dokunduğunda bana da inlemeye başlama detayı kaldı.
Dili içime girip çıkıyor sonra vajinamı baştan sona yalıyordu. Ona hem dur demek istiyordum hem de asla durma. Böyle bir ikilemde kalmanın ne demek olduğunu çok iyi anlamıştım. Dilinin sert darbelerini tepemde hissedince kendimden geçtim. Saçlarım yatağın üzerinde dağınık bir şekildeydi. Onları önemseyecek durumum yoktu. Zihnimde yankılanan tek ses kadınlığımda dilini gezdiren Cihangir'di.
Kocam.
Cihangir Karaboğa.
" Durma. " dedim biraz önceki dediklerini hatırlayarak. Elini yukarı doğru uzatıp göğsümü avuçladığında alev alev yanıyordum. Bütün bedenimi sarmıştı. Benim bile dokunmadığım yerlerimi keşfetmişti. " Tepelerin yine şişmiş, emilmek mi istiyor? " sesiyle birlikte kadınlığım gerildi. Dudakları oradayken konuştuğunda içimde kopan fırtınalardan haberi var mıydı?
" Her yerim seni istiyor sevgilim. " dedim sesimi ben bile zar zor duyarken. Ellerinin arasındaki göğsümü sertçe sıktı. Dişlerinin arasında olan klitorisimi ısırdığında hissettiğim acıyla belimi içe doğru eğdim. Zevk acıdan daha ağır bastırdığında aynı hareketi bir kez daha yapsın diye kıvrandım. Kalçalarımı tek eliyle kaldırarak ağzına bastırdı.
" Ben de yer yerini istiyorum. Ağzımın, dilimin girmediği yerin kalmasın. " Dudakları vajinamın yanaklarını çekiştirdi. " Tadını almadığım yerin kalmasın. "
Kadınlığıma tükürdüğünde zevkten gözlerim dönmüş haldeydi. Göğüs ucumu çimdikleyerek sırtımı havalandırmamı sağladığında aynı işkencenin devamı da kasıklarımdaydı. Çığlık atmamak için kendimi zor tutuyordum. " Cihangir bir şey oluyor..."
" Geliyor musun? " diye sorduğunda dilini içime doğru ittirdi. Bu hareketini birkaç defa tekrarladığında içimdeki yoğunlukla baş etmeye çalıştım. " Islaklığın başımı döndürüyor. "
" Devam et. " dedim haykırarak. " Dilini içime sokmaya devam et. "
" Edepsiz ağzını yerim senin. Emrin başım üstüne sevgilim. " diyerek beni tekrar yalamaya başladı. Hissettiğim zevkin tarifi yoktu. Nefes nefeseydim. Dudakları kadınlığımı tabiri caizse talan etmişti. Öyle şişti ki Cihangir'in parmakları dokunduğunda patlayacak gibi oluyordum. Dilini son kez içime ittirdiğinde dudaklarına akan sıvıyla birlikte rahatladığımı hissettim.
Cihangir akan sıvıyı her yerine bulaştırmak istiyor gibi yüzünü tamamen kadınlığıma gömdü. " Seni ilk gördüğümde almıştın aklımı başımdan ama şimdi..." yutkundu. " Şimdi aklım seninle bulandı. "
" Bak ya. " dedim bacaklarımın arasından çıktığında. Rahatlamanın verdiği his çok güzeldi. " Yine mi bulanıklık vakası? " kaşlarımı çattım. " Sana bu kelimeyi yasaklıyorum. "
Kahkaha atarak dizlerinin üzerinde yükseldi. " Öyle bir bulanıklık değil. "
" Bulanıklık yokluk gibi bir şey. " omuz silktim. Çıplak olmam şu an sorun değilmiş gibi görünüyordu. " Söyle bakalım başka nasıl bir bulanıklık olabilirmiş bu. "
Gözlerim bacaklarının arasına çevrildi. Dokunduğum andakinden bile sert görünüyordu. " Aklım başım sen olmuşsun işte. Başka her şeye Bulanık. Sadece seni görüyorum. "
" Ha.."
" Ha. " dedi beni taklit ederek. Eliyle çenemi tutarak beni kendine yaklaştırdı. Yataktan uzaklaşan sırtım üşüme hissiyle yüzleşti. " Nasıl hissediyorsun? Canını yakmadım değil mi? Dişlerimi..."
" Sus. " dedim bir anda yükselerek. " Aklıma getirme yoksa..."
" Yoksa ne? " gözleri dudaklarım ve gözlerim arasında gezindi. Kendini rahatlatmamıştı ama bu umrunda gibi de durmuyordu.
" İsterim. " dedim çenemi dikleştirerek.
" Neyi? " utanacağımı sanıyorsa yanılıyordu.
" Bir kez daha beni yatırıp bacaklarımın arasına girmeni. " dedim hiç düşünmeden. " Dilini deliğime ittirmeni..."
" Umay..." dedi acı çeker gibi.
" Ne oldu? Hoşuna gitmedi mi söylediklerim? "
Alnını alnıma yasladı. " Zor tutuyorum kendimi. " alt dudağını dişlerinin arasına aldı. " Kendimi sakinleştirmem biraz zaman alacak. Ben bu haldeyken çok yakın durmasak daha iyi olacak sevgilim. "
" Uzaklaşma. " dedim başımı iki yana sallayarak.
Elini yanağıma yasladı. " İstesem de senden uzaklaşamam ki. " yanağımı okşarken kendinden geçmiş gibi görünüyordu. " Uykun yok mu senin? "
" Beni uyutup bir yere mi gideceksin? "
Güldü. " Kısma güzel gözlerini. " dedi yanağıma baskı yapan elini hareketlendirerek. " Bir yere gitmek yok, buralardayım. Sabah uyanınca Büyük dayının yanına gideceğim. Senin yanından erken ayrılmak zorunda kalabilirim. " gözleri gözlerimden ayrılmadı. " Bu adam nereye gitti diye düşünme tamam mı? "
" Peki ya sen? "
" Ben ne? "
Gözlerimi sertliğine indirerek işaret ettim. " Rahatlamayacak mısın? " yutkundum. " İstersen ben yapa..."
" İsterim. " dedi inleyerek. " Lanet olsun Umay konuşmaya devam edersen seni ters çevirip o sıkı kalçalarının arasına hiç düşünmeden girerim. Beni düşünme, şu an beni o şekilde düşünme. Tamam mı sevgilim? Sadece..." Derin bir nefes aldı. " Siktir! Ellerini sertliğimin üzerinde hayal ediyor olmam derhal yasaklanmalı. " dudaklarını öne doğru eğip dudaklarıma bastırdığında öpüşmeye başladık.
" Ben hep irademe sahip çıkan biriydim. " dedi dudaklarımdan ayrıldığında. " Sen hayatıma girdiğinden beri o kişi değilim. " başını iki yana salladı. " Konu sen olduğunda kendime hakim olmam imkansızlaştı. "
" Bu iyi mi kötü mü? "
" Bu bir zaaf. " dedi yutkunarak. " Sen benim tek zaafımsın, sevgilim. " Dudakları bu sefer alnıma dokundu. Sıcaktı, ben ne kadar soğuksam o da o kadar sıcaktı. " Ve ben zaafım olmanı seviyorum. Çünkü beni tek sen durdurabilirsin. "
" Bana kötü bir şeymiş gibi geldi. " dedim kendime hakim olamadan. " Sanki biri bunu bilse sana karşı kullanırmış gibi. "
Cihangir iç çekti. " Kötüyü düşünmeyi sana yasaklıyorum. Yanında ben olduğum sürece hayatında kötü hiçbir şey olmayacak. "
Bu cümle gerçek dışıydı. Çünkü biz kötülerin içindeyken başımıza bir şey gelmeme diye bir ihtimal yoktu.
" Bu imkansız Cihangir. "
" Emanetimsin demeye başlarım bak Umay. " dedi Cihangir gözlerini kısarak. " Sonra görürsün imkansız kelimesini kullanmamayı. "
" Emanetin olarak mı beni keşfettin yoksa Cihangir Karaboğa? " sorumla birlikte burnunu burnuma sürttü.
" Karım olarak seninle ilgilendim Umay Karaboğa. " dedi ihtiraslı sesiyle. " Başka soru? "
Başka soru sormama gerek yoktu ya da konuşmama. Duyacağımı duymuş anlayacağımı anlamıştım. Cihangir kollarını bedenime sararak yatağa yattığında gözlerimi usulca kapattım.
Gülümsedim, gülümsediğini dudaklarımda hissettim.
Huzur buydu.
Sanırım ben kocasına delicesine aşık o kadındım.
Kocam da bana aşıktı...
" Başka sorum yok. "
" O zaman şimdi izin ver de karımın kollarında uyuyayım. "
Sustum, sustu.
Sessizliğimiz aşkımıza şahit oldu.
♣️
Gece
Büyük dayının nefes alış verişlerini dinlediğim kaçıncı dakikaydı saymayı unutmuştum. Birilerini kaybettikten sonra insan her an tetikte oluyordu. Dudaklarının arasından çıkan küçük bir nefesi bile sayma ihtiyacı hissediyordu. Oysa yaşadığını görebiliyordum. Neydi bu? Paranoyaklık mı?
Ben adlandırmamayı tercih ediyordum.
" Tepemde dikilmeye devam edecek misin kızım? " Büyük dayının sorusuyla irkilerek kendime gelmeye çalıştım. " Yorulmadın mı nefesimi kontrol etmekten? "
Birinin yaptığım davranışı fark etmesi beklenmedikti. " Ben..."
" Yapma bunu kendine. " dedi acı dolu bir sesle. " Herkes bir gün ölecek ama senin elin dokundu diye değil. " Kalbim neredeyse duracaktı. " Ölüm Allah'ın emri, vaden dolduysa bu dünyadan ayrılma vakti gelmiştir. Bu konunun seninle ilgisi yok. " Zihnime kazımak istediği cümlesinin üzerini silmek istedim. Kendimi bu cümleye inandırmak istemiyordum. Ben inandığım doğruyla mutluydum.
" Yaşadıklarım..." devam etmeme izin vermedi.
" Psikologa gidiyorsun değil mi? " sorusuyla birlikte afalladım. Bunu nereden biliyordu? Cihangir ve Umayla denk geldiğimiz psikologa gidiyordum hemde. Ama bunu büyük dayının biliyor olması garipti. Gerçi eli kolu bizim üzerimizdeyken bu ayrıntıya şaşırmış olmamdı garip olan.
" Narin Koçova doğru bir seçim değilmiş. " diye mırıldandım hasta doktor ilişkisinin ihmalini fark ederek. " Gizlilik diye üstüne bastırmış olmama rağmen..."
" Narin bana bir şey söylemedi. " gözlerini kıstı. " Bana bir şeyler söyleyen senin gözlerindi. " Büyük dayının bugün benimle bir edebiyatçı gibi konuşma günü falan mıydı? Onu çekebileceğimi sanıyorsa yanılıyordu. Sanırım biraz uzaklaşmak iyi gelecekti bana. " Cihangirle karşılaşmışsınız orada. "
" Umay mı söyledi? " aklıma gelen isimle birlikte kaşlarımı çattım. Cihangir benimle alakalı konuları konuşmazdı. Birbirimizin bir şeyini Büyük dayıya anlatmadan önce ilgisine giderdik. Yani bana gelmeliydi. " Bu kıza güvenmekle hata mı ettik acaba? "
" Fevri tavırların hoşuma gitmiyor Gece. " dedi doğrulmaya çalışarak.
" Kalkmamalısın Büyük dayı. " dedim birkaç adımda onun dibinde biterek. " Hiç laf dinlemiyorsun. "
" Senin gibi. " dediğinde kaşlarımı çattım. " Orada olduğunuzu bana Umay söylemedi. " Tek düzeydi sesi.
" Cihangir mi? " kaşlarım havalandı. Cihangir'den bunu beklemiyordum. İnsan zaten hep beklemediği yerden vurulmaz mıydı?
" İlla birini suçlu mu yapacaksın? " sorusuyla birlikte derin bir nefes aldım. Aklım hala benim orada olduğumu Büyük dayıya kimin söylediğini düşünüyordu. Kendimi ne söylediğine veremiyordum bile.
" Merak ediyorum ve bilmek hakkım. "
Başını iki yana salladı. " Gel yanıma otur. " işaret ettiği yer yanındaki koltuktu.
" Ayakta kalsam daha rahatım aslında. Herhangi bir sıkıntı da daha hızlı hareket edebilirim. " korku yerinde durmamayı öğretmişti bana.
" Otur. " sesinde rica yoktu, emir vardı. " Gece. " İtiraz istemediğini belli eden ses tonu da eklenince oturmak zorunda kaldım. Gözlerim sürekli ona bağlı olan aletlerdeydi.
" Bana söylemek istediğin bir şey mi var Büyük dayı? "
" Bir değil birçok şey var. " gözlerim sürekli aletler ve büyük dayının gözleri arasında gidip geliyordu. " Sadece bana odaklanmayı seçersen bunlardan bahsedeceğim. "
" Dalmışım. " dedim gözlerimi gözlerine çevirerek.
" Doğru, sen kontrole daldın. " Beni tanımasına rağmen bazen canımı yakacak cümleler kuruyordu. Bu hoşuma gitmiyordu ama biliyordum ki beni kendime getirmek dışında başka bir amacı yoktu. " Gece, bana orada olduğunu kimse söylemedi. Ben kendim gördüm. Narin Koçova'nın kliniğinin kamera kayıtlarını izledim. " içimde bir şeylerin koptuğunu fark ettim. Umay'ı suçladığım an yüzüme tokat gibi çarptı. Ona güvenmeyi denemek yerine suçlamayı tercih etmiştim. Bu beni arkadaş kategorisinden atar mıydı? " Hayatına hep böyle mi devam edeceksin? "
" Nasıl? "
" Kendini suçlayamadığın zaman birilerini suçlayarak. " Büyük dayının cümlesiyle sudan çıkmış balığa döndüm.
Afalladım.
En çok da cümlenin haklılığı altında ezildim.
Alparslan'dan uzak durma sebebimin altında kaldım. Bir enkaz gibiydi cümlesi. Deprem olmuştu altında kalan bir ben olmuştum. Üstüme inen beton yığınları ise bugüne kadar kendimi suçladığım her andı. " Bilmiyordum. " diyebildim sesimi kendim bile duyamazken. Gözlerim artık aletleri unutmuş gibiydi. Zemini izliyordu. Başım cümlenin ağırlığını sırtına yüklemiş gibi öne doğru eğilmiş yeri izliyordum. Bu eylem biraz önceki düşüncelerimi silmiyordu. Vicdanımla baş başa kalmamı sağlıyordu.
" Bilmeden birilerini suçlayamazsın. En çok da kendini. Gece, birileri sen onları sevdiğin için ölmez. " kalbime bir ok fırlatıldı. " Hayat hikayeni biliyorum, her şeyin farkındayım. Yıllardır kendini geri çekişini izledim, ağzımı açmadım. Seni kendi haline bırakmanın en doğrusu olacağına karar verdim. Ama doğru olan bu değilmiş. Sen gittikçe kendine zarar veriyorsun. " yüzüme tokat gibi çarpan gerçeklerle birlikte ruhum çekildi. " Hayat sevgiyle ilerler, aşkla tazelenir. " başını iki yana salladı. " Sevdiğin halde birini elinin tersiyle itmek cehaletten başka bir şey değildir kızım. " Dudakları öne doğru büzüldü. " Nereden biliyorsun diye sorma. " Ruhuma ilmek ilmek işledi sözleri.
Sevdiğin halde birini elinin tersiyle itmek cehaletten başka bir şey değildir...
" Psikologa gitmeyi bu yüzden kabul ettim. " Kimse bana git dememişti. Daha önceden verdiğim sert tepkiler yüzünden karışmıyorlardı. Bunu kendi içimde kabul etmiştim. Ben artık kendime yetemiyordum. Düşüncelerim sürekli tekrar ediyor, beni bir çıkışa ulaştırmıyordu.
En çok da Alparslan konusunda.
Sevildiğimi hissetmek çok güzeldi. Ama ona aynı şekilde karşılık verememek acıdan başka bir şey getirmiyordu. Kubilay bana bir keresinde sen sevdiğini söylemekten korkuyorsun demişti. Birini sevdiğimizi nasıl anlarız soruma ise Alparslan'a bak diye cevap vermişti. O gün sabaha kadar ağlamıştım. Çünkü ben senelerdir Alparslan'a kör olmayı seçmiştim. Kalbim onu her gördüğümde hızlansa da bunu gizlemek zorunda olduğumu hissetmiştim. Ona bunu belli edersem ölür sandım. Yok olur gider...
Sevgi dolu bakışlarını bir daha göremem sandım.
En çok da Mizgin için ondan uzak durdum. Ben lanetliydim. Düşüncelerimde bile birini sevdiğimi dile getirsem benden giderdi. Bunun ne demek olduğunu yaşamayan bilmezdi ki...Mizgin abisinin yokluğuna dayanamazdı. Onu sevmediğim için bana kızıyor olabilirdi ama bu onun da iyiliği içindi.
Birini sevdiğiniz halde karşılık verememek ne demek bilir miydiniz?
" Bende sıradan bir insanım sonuçta, doktor olmam her şeyi doğru yapacağım anlamına gelmez ki, değil mi Büyük dayı? " Cevap vermesini beklemedim. " O yüzden psikologa gitmeye karar verdim. Alparslan'a nasıl yaklaşacağımı bilmiyorum. Onu öyle bir yerden incittim ki geri dönüşümüz olur mu emin değilim. Aynı evde kalmak zorunda olmasaydık yüzüme bakar mıydı acaba? " yüzümde buruk bir tebessüm oluştu.
" Alparslan için mi? " sorusu kanımı dondurdu.
" Önce kendimi iyileştirmem gerekiyor. " Bana söylediği o acı dolu cümleyi tekrar ettim. " Kendimi suçlayamadığım zaman birilerini suçlamaya başlamamayı öğreneceğim. " yüzünde küçük bir tebessüm oluştu. " Sonra da her şeyin kontrolüm altında olmaması gerektiğini. " gözlerim aletleri incelediğinde Büyük dayı güldü.
" Bu biraz zor olacak gibi. "
" Birazdan da fazla zor. " kıvrılan dudaklarım düz bir çizgi haline geldi. " Sonra da Alparslan hala beni seviyorsa..."
" O senden vazgeçmez ki..."
Dayanamadım. Bir damla göz yaşı düştü, yanaklarıma doğru süzüldü. Savunmasız olduğum bir ana denk gelmişti.
O senden vazgeçmez ki...
Gerçekten benden vazgeçmez miydi? Bakışlarını görüyordum. Artık göz teması bile olmuyordu aramızda. Beni es geçiyordu. Bunu kendini dizginlemek için yaptığını düşünüyordum. Ya da benden vazgeçmek böyle daha kolaydı.
" Ben biraz hava alsam iyi olacak. " dedim Büyük dayıya bakmadan. " Sen de artık uyu büyük dayı. Herkesi kovdun ama hala uyumadın. " Bir şey demesine izin vermeden odadan çıktım. Arkamdan biri beni kovalıyor gibiydi. Gözyaşlarım daha fazla bekleyemeyeceği için kaçmayı seçmiştim. Yalnız kalıp ağlamam gerekiyordu. Ama bu ağlamak da sınırlı olmalıydı. Tabi ki gözlerim kan çanağına dönsün istemiyorsam...
Koridorun sonuna doğru yürümekten vazgeçip revirin önündeki yangın merdivenlerine yöneldim. Bu saatte birinin olması imkansızdı. Ama hep imkansız dediğimiz anlardan vurulurduk. İmkansız gerçekleşti. Alparslan buradaydı. Elinde bir sigara tutuyordu. Yakmamış öylece izliyordu.
Ben kokusunu sevmiyorum diye içmeyi bıraktığı sigarayı...
Eski alışkanlıklarına geri mi dönüyordu?
Ağlamamak için kendimi sıktım. Gözümden inen damlayı elimin tersiyle sildim. Ben iyileştiğimde Alparslan'dan eser kalmayacak mıydı?
" Burada olduğunu bilmiyordum. " dedim yanında olduğumu hissettirmek için. Ama o benim geldiğimi çoktan biliyordu. Arkasını bile dönmedi. " Seni rahatsız ettim sanırım. Gideyim. "
" Sen bilirsin. " hazırcevaptı.
Kal demedi, sen bilirsin dedi. Eskiden olsa yüzüme de bakardı.
" O zaman kalmayı seçiyorum. " İlk defa kalbimin sesini dinlemeyi tercih ettim. Doğru muydu bilmiyordum ama şu an hissettiğim tek şey buydu. Burada kal ve konuşmasan bile onu gör.
" Sen bilirsin. " dedi tekrardan. Elindeki sigarayı parmaklarının arasına yerleştirdiğinde kokusundan rahatsız olacağımı bile bile yanına oturmayı seçtim.
Yan yanaydık. Hiçbir zaman olmadığımız günlere inat.
" İçecek misin? " çakmağı sigaranın ucuna yerleştirip yanmasını izledi. Soruma cevabını da sigarayı yakarak vermiş oldu.
" Bunun için geldim. " dedi sigarayı dudaklarının arasından ayırarak.
" Anladım. " sigaranın kokusu ilk defa beni rahatsız etmedi. O an anladım ki beni yıllardır rahatsız eden şey sigara değildi. Beni sevme ihtimaliydi. Şimdi vazgeçince o bile değerli hissettiriyordu. Birinin değerini anlamak için onun bizden vazgeçmesi mi gerekiyordu? " Uyku mu tutmadı? " Gözlerini tesisin karanlık duvarlarına çevirmişti.
" Nöbet tutasım var. " omuz silkti. Uyumadığını biliyorum Alparslan demek istesem de sustum. Derdin de benim! Lanet olası ben...
Sigaranın dumanı benden tarafa geldiğinde yüzümü buruşturdum. Belki de ben gelmesem o sigarayı içmeyecekti. Bana inat içiyordu. Yanından gitmemi istediği için içiyordu. Bu ihtimale tutundum. Çünkü eğer öyleyse hala bir umut vardı.
" Büyük dayının durumu..."
" Ne varmış durumunda? " Cümlemi dinlemedi. Hepimizin ince çizgisiydi o. Telaşlanmıştı. Ama yüzünü yine de bana çevirmedi. Göz göze gelmekten mi korkuyordu?
" İlerliyor hastalığı. "
" Yaşlanıyor. " dedi kısaca. " Bünyesi daha zayıf. "
" Doktor olan benim. "
" Doktor gibi açıklama yapmanı bekletme o halde. " dedi sesini yüklsetmemesine rağmen canımı acıtmak ister gibi. Aslında cümlesinde bir art niyet yoktu. Bunun farkındaydım. Ama kendi kendime alınmaya alışmıştım.
" Alparslan. " dedim sesimin kısık çıkmasını umursamadan. Adını seviyordum. Ona seslenmeyi de. Keşke bunu ona da itiraf edebilseydim. " Sen iyi misin sahiden? "
" Ben iyiyim. " dedi Alparslan içimi kavuran sesiyle. Bana kırılsa da kızsa da asla yükselmezdi sesi. En çok da bu halini seviyordum.
" İyi değilsin biliyorum. " dediğimde başını hızla kaldırarak gözlerimin içine baktı. Yanına oturduğumdan beri ilk kez göz teması kurdu. Elindeki sigarayı her an söndürecekmiş gibiydi bakışları.
" Biliyor musun sahiden? " sorusuna o an ağlayabilirdim ve keşke ağlasaydım. Gözlerimdeki yaşlar kurumadan bir kez daha ağlasam ne olurdu ki? Bana sarılır mıydı?
Sarılırdı.
Her şeye rağmen bana sarılırdı. Ve sonra arkasından eklerdi. ' Yanlış anlama...'
" Biliyorum. " içimin kan ağladığını da sen biliyor musun Alparslan? Mesela şu an sana sıkıca sarılmak istediğimi de biliyor musun? " Ama geçecek bunu da biliyorum. "
" Geçecek. " dedi derin bir nefes alarak.
" Hı hı. "
" Biri demiş ki..." dedi boğuk sesine inat yüzündeki tebessümle bana bakarak. " Duymayan birine şarkılar söyledim. " başını iki yana salladığında ağlamamak için dudaklarımı birbirine bastırdım. O duymayan kişi benden başkası değildi. Geçecek dediğim için kendince bana bir şeyler söylemek istiyordu. Hala onu görmediğimi düşünüyordu. " Görmeyen birine resimler çizdim.
" Nefes aldı. " Kalbi olmayan birini delicesine sevdim. "
Kalbim ortadan ikiye ayrılsaydı sanırım daha az acı çekerdim.
" O biri sen misin? " dudaklarımın aralanması bile mucizeydi. Hala cümlesinin etkisinden çıkamamıştım.
" Şair..." duraksadı. " Belki de bir yazar ama asla ben değil. "
O kişi sensin diye buram buram bağırıyordu sözleri.
" Kalbi olmayan birini sevmek zulüm olmalı. " dedim yutkunarak. " Yani şair ya da yazar için. "
Gözleri yüzümü dikkatle incelediğinde omuz silkti. " Bilmem sormak lazım. "
" Keşke tanıyor olsaydık. " dediğimde iç çekti.
" Tanıyor olsaydın karşısına geçip sormaya cesaret edebilir miydin? " Onunla ilk defa böyle bir konuşma geçiyordu aramızda. Onun azalmış, belki de bitmeye yüz tutmuş sevgisinin eşliğinde konuşmak garipti. Bana bakışları sürekli değişiyordu. Karar vermesi zor gibiydi. Nasıl davranacağı hakkında onun da bir fikri yoktu.
" Cesaret konusunda sıfırım. " acı bir gülümseme yüzümde belirdi. " Hatta eksideyim. " başımı iki yana salladım. " Sanırım soramazdım. "
" Bende öyle düşünmüştüm. " Neden her söylediği cümleden sonra içimden küçük bir parça tuzla buz oluyordu?
Psikologa gittiğimi söylemek istiyordum ona. Her şeyimi sadece Alparslan bilsin istiyordum. Ben tedaviye başladım Alparslan, senin için. Bizim için...
Birine zarar vermeden sevebileceğimi öğrenmek için...
" Neden gitmiyorsun? "
" Nereye? " hava soğuk değildi ama onun sesindeki değişim beni donduracak kadar mesafeliydi. Sanki bilerek yapıyordu bunu. Başlarda öyle değildi.
" Uzağa. " yutkundu. " Hep yaptığın gibi. Beni görme ve git işte. " nefes alamadığımı hissettim. Bazı şeyleri çok geç fark ediyorduk. İş işten geçtikten sonra aklımız başına geliyordu. Ben de o kervanın başını çekiyordum.
" Seni hep gördüm. " gözlerim tesisin yanan ışığına dokundu. Ona bakmayı bilerek reddettim.
" Arkadaş olarak. " Ona bakmasam da gülümsediğini hissettim. " Evdeki herhangi biri olarak. Doğru, sen beni hep gördün çünkü ben hep yanındaydım. Ama hep başka şekilde gördün. "
" Alparslan. " devam etmeme izin vermedi.
" Duydum. " dedi sertçe yutkunarak. " Umayla konuştuğun gün seni duydum. " oksijensiz kaldığımı hissettim. O gün mutfakta konuştuğumuz konudan mı bahsediyordu? Sonrasında onu hiç görmemiştim. Göreve gitmişti. Geldiğinde de yüz yüze bile bakamayacak kadar kırılmıştık. Daha doğrusu onu kırmıştım. Benim tek yaptığım eylem buydu zaten.
Kırmak.
Alparslan'ı kırmak.
" Ne kadarını? "
" Bana yetecek kadarını. " gözümden bir damla yaş aktığında nasıl gizleyeceğimi bilemedim. Elimi yanağıma koyarsam anlardı. Bana doğru döner ve ağlamama müsade etmezdi.
Sustum, konuşmam buraya kadardı. O da sustu. Uzunca bir süre ikimizdende ses çıkmadı. Dudaklarım aralandı ama bu konuşmak için değildi. Burnumdan alamadığım nefesi almak içindi.
" Gece. " dedi Alparslan içimi yakıp kavuran sesiyle. Hayır Gece kendine gel, hayır ona hiçbir şeyi belli etme.
" Efendim? " ağladığımı belli etmemek için duraksadım.
" Olurda bir gün aşık olursan..." yutkunamadı. Yüzünde acı çektiğini belli eden bir ifade belirdi. " O kişiyi bana hiç söyleme tamam mı? "
Ben zaten aşığım Alparslan ve o kişi sensin.
Sensin aptal!
" Tamam. " dedim ona bir umut vermemek adına. Bambaşka cümleler beklemiş olabilirdi benden. Ama dudaklarım laldi bu konulara. Birine sevdiğimi söylediğim an kaybediyordum onu. Hal böyleyken dudaklarım aralanır da onu sevdiğini söyler miydi hiç? Ama kendime gelecektim. Bir gün karşısına çıkıp seni seviyorum diyecektim.
Tabi o gün çok geç olmazsa...
" Teşekkür ederim. " kısıktı sesi ama ben duydum. Ben onun kalbinin sesini bile duyuyordum, sesini mi duymayacaktım? Bana her yaklaştığında öyle bir hızlanıyordu ki...
" Alparslan. " dedim kendimi tutmayı beceremeyerek. Ne olacaksa olsun modumu açtım. Dudaklarım tek bir cümle için aralandı. " Sarılabilir miyim sana? "
Kahrolası o cümleyle Alparslan ayağa kalktı arkasına bile bakmadan yangın merdivenlerinden aşağıya hızla indi. Beni arkasında bıraktı.
Galiba bu sarılamazsın demekti.
Gözyaşlarım artık kendini tutamayacak kadar benimleydi. Yanaklarıma süzüldü. Bacaklarımı gövdeme doğru çektim ve sarsılarak ağlamaya başladım.
Sesimi kimse duymadı, zamanında benim de kimseyi duymadığım gibi.
♣️
Umay
Sabah uyandığımda Cihangir yanımda yoktu. Yatakta tek başımaydım. Kolumun altında bir yastık vardı. Sanki Cihangir'e sarılmışım gibi hissettirmesinin sebebi de onun gibi kokmasıydı. Dünkü kıyafetlerimi tekrar giyerek koridora çıktım. Cihangirsizlikten ölecek gibi hissediyordum. Bu adam bana ne yapmıştı böyle?
Koridor sessizlikten ibaretti. Pencere kenarına yaklaştığımda ise kalbimin sesini duydum. Leman bahçedeydi. Üstelik tek de değildi. Barbarosla konuşuyordu. Tartışıyorlar desem daha doğru olabilirdi. Leman arabaya doğru ilerlediğinde Barbaros onu belinden tutup kendine çekti. Dudaklarını okumam için yüzlerini görmem gerekiyordu. Aklıma gelen detayla sertçe yutkundum. Leman telefonda konuştuğu kişiye gidiyor olabilir miydi?
Hızla merdivenlere yöneldim. Tesisin olduğu yere taksinin gelmesi ihtimal dışıydı. Ya Leman'ın bineceği arabaya bir şekilde binmeliydim ya da Kuzgunlardan birinin arabasını alıp peşine takılmalıydım. Dışarıda üç tane araba vardı. Kimin olduklarını bilmediğim üç araba. Ne yapacaktım?
Merdivenler bittiğinde bahçeye çıktım. Soğuk hava yüzüme tokat darbesi indirdiğinde yılmadan arabanın arkasından dolanmaya karar verdim. Beni görmeyecekleri bir açı bulursam arabanın arka tarafına yerleşebilirdim. Dikiz aynasından görünmeyecek bir yere oturursam sorun kalmazdı. Leman nereye giderse bende oraya gitmiş olurdum.
Barbaros Leman'ı tesise doğru ilerletmeye başladığında Leman kolunu savurarak ondan kurtuldu. İkisinin de arkası bana dönükken koşar adımlarla cipin yanına geldim. Kapısı açıktı.
Şanslı günümdeydim.
Arabanın arkasında beni göreceği için açık olan bagaj kısmına ilerledim. Küçük bir yer değildi ama benim küçük bir yer kaplamam gerekiyordu. Küçülebildiğim kadar küçüldüm.
Arabanın ön kapısı açıldı ve Leman arabaya bindi. " Lanet olsun Barbar. " dedi sinirle kapıyı örterken. " Sakın arkamdan gelme. Beni takip etmen etik değil biliyorsun. Ben senin..."
" Komutanımsın. " dedi Barbaros onun cümlesini tamamlayarak. " Sevgilin olduğum seçeneğin üzerini daha ne kadar örteceksin? "
" Döndüğümde konuşuruz. " dedi Leman soğuk bir sesle. O neden bu kadar soğuktu? Sevgilisine bile soğuk olan bana neden sıcak olacaktı sorusu zihnimde yankılandı. Şimdi daha iyi anlıyordum bana olan tutumunu. O sevgilisine bile mesafeliydi, beni mi sevecekti?
Barbaros'un cevap vermesini beklemeden arabayı hareket ettirdi. Tesisin kapısı açıldı araç dışarı çıktı. Arkamızdan kapana kapıya baktım. Leman direksiyona sertçe vurduğunda " Aptal. " dedi. Kaşlarımı çatarak sessiz kalmaya çalıştım. Barbaros'a mı söylemişti? " Seni bu işlere bulaştırmayayım diye kırk takla atıyorum sense bana olan aşkından başka bir şey görmüyorsun. " yutkundu. " Gerçekten aptalsın. "
Telefon sesi arabanın içinde ikinci ses olduğunda " Adresi Söyle. " diyerek bu sesi susturdu.
Tahminlerimde yanılmamıştım. Telefonda konuştuğu kişiyle buluşacaktı. Ama o kişinin Leman'a ne vereceği hakkında bir fikrim yoktu.
" Tekim. " dedi dişlerini birbirine sürterek. " Gerçekten onun hakkında mı konuşacağız? " diye sordu telefondaki sesin verdiği cevaba karşılık. " Peki o zaman sen bana istediğimi verirsen bende sana istediğin kişiyle ilgili bilgi veririm. " karşısındaki kişinin ne dediğini duymak isterdim. Araba sürüyor olmasına rağmen hoparlöre almadı. " On dakika sonra yanındayım. Nasıl tanıyacağım seni? "
Sonra telefon kapandı. Sessizlik yol boyunca sürdü. Leman yanında herhangi bir koruma olmaksızın tek başına oraya doğru gidiyordu. Telefondaki kişiyi tanımadığı belliydi. Korku denilen bir şeyin varlığından haberdar mıydı bu kadın?
Araba bir otoparkta durduğunda sertçe yutkundum. Arabayı kitlemeden inmem gerekiyordu. Bunu nasıl yapacaktım? Arabadan çıktığında aklıma gelen şeyle birlikte hızla telefonumu çıkarttım ve Leman'ı aradım. Telefonuyla meşgul olduğu an bende arabadan çıkmak için hamlede bulunacaktım. Arabayı kilitlemek gibi bir eyleme geçmeden yapmam gerekiyordu tabi ki bunu.
Leman'ın zil sesi otoparkta yankılandığında başka bir araç daha otoparka girdi ve büyük bir gürültü çıkardı. Bu ses arabadan çıkmam için yeterliydi. Bagaj kısmından diğer tarafa geçip kapıyı usulca açtım. Ayağımı dışarı attığımda kapıyı aralık bırakarak diğer araçlardan birinin arkasına geçtim. Leman telefonu açmadı. Meşgule attı ve arabayı kilitlediğini düşünerek arabanın yanından uzaklaştı.
Derin bir nefes aldım ve onun peşine takıldım. Geldiğimiz yer özel bir hastaneydi. Buluşmak için böyle bir yeri kim seçerdi ki?
Hastanenin koridoruna girdiğimde Leman'ın asansörlerin olduğu yerde beklediğini fark ederek sırtımı duvara yasladım. Kaçıncı kata çıktığını görsem yeterdi. Sonunda asansör geldi ve Leman asansöre bindi. Kapılar kapandığında sırtımı yasladığım duvardan ayırdım. Merdivenlerin olduğu tarafa ilerleyerek bir üst kata çıktım. Asansör bu katta durmayınca bir üst kata çıktım. Yine durmadı. Merdivenlere yöneleceğim an gördüğüm kişiyle duraksadım.
Sanem buradaydı.
Koridorun sonundaki odadan çıkmış asansörlerin bulunduğu tarafa doğru geliyordu. Biraz daha burada durmaya devam edersem beni görebilirdi. Arkama döneceğim an dudaklarıma dokunan soğuk ellerle birlikte gözlerim irice açıldı.
" Sessiz ol. " dedi tanıdık ses. " Yoksa yakalanacağız. "
Ve beni kendiyle beraber arkaya doğru çekerek odalardan birine soktu.
Umarım keyifle okuduğunuz bir bölüm olmuştur. Bölümlerin ne zaman geleceğini öğrenmek için beni takip etmeyi unutmayın. Bir gün önce panomdan duyuruyorum.
Insta: rumistrop
Tiktok: therumice
Sizi seven Rumi
🖤
