İçeriğe geç

KUZGUN

Bölüm 27 · 27 dk okuma

KUZGUN

Bölüm 27

ÜÇ YÜZ ALTMIŞ DAKİKA

Keyifli okumalar!

Siren sesleri...

Telsiz sesleri...

Loş bir ışık altında kutu gibi bir odada bulunan ben.

Cihangir olmadan yapayalnız bir ben.

İçimde kocaman bir boşluk hissi vardı. Bu boşluk şu an bulunduğum durumdan ziyade zihnimdeki Cihangirle alakalıydı. Evan Tilki'nin evinde onu bulamamıştım. Onun yerine polis beni o evde bulmuştu. Sanki birine zarar verebilirmişim gibi suçlu olarak da tutuklamıştı. Orada olmam Evan'a bir şeyler yaptığımı mı açıklıyordu?

Kapının açılma sesini duyunca burada ne zamandır tek başıma olduğumu sorguladım. Beni direkt sorgu odasına almış olmalarını anlayamasamda kuzgun timinin parmağı olduğunu düşünüyordum. Çünkü bir görevde olduğumuzu biliyorlardı. Bir şekilde büyük dayıyla irtibata geçmiş olduklarını düşündüm. Bu sadece benim zihnimin kuruntusu da olabilirdi.

Kutuyu andıran odada önümdeki masa ve sandalye dışında bir şey yoktu. Önümde dikilen beden görüş açıma girdiğinde kaşlarım havalandı.

Tanıdığım biri değildi.

Sert yüz hatlarıyla bana bakan uzun boylu adamı inceledim. Dudakları botokslu gibi duruyordu ama olmadığını kestirebilecek kadar bu işlerden anlıyordum. Simsiyah saçları gözleriyle uyum içindeydi. Muhtemelen Cihangir'den bile uzundu. Yüzündeki ifadeye baktığımda hiçbir duyguyla karşılaşmadım. Kendini iyi gizliyordu.

" Sorguyu siz mi yapacaksınız? " sorumla birlikte kaşları havalandı ama yüzündeki ifade değişmedi. Bir cevap vermeyeceğini sanıyordum ki konuşmaya başlayınca bu sefer havalanan kaş benimkiler oldu.

" Polis değilim. "

O zaman şu an burada ne arıyorsun diye sormak istedim. Ayağa kalkmak ve birilerine haber vermek istedim. Ama hiçbir şey yapmadan öylece ona bakmaya devam ettim. Kimdi? Polis olmayan biri nasıl olur da sorgu odasına girebilirdi? " Yani seni sorgulayamam. " kollarını önünde bağladığında gerinen kaslarına anlık da olsa gözlerim kaydı. O kadar iriydi ki bu beni korkutmaya başladı.

" O zaman neden buradasınız? "

Neredeyse gülümseyecekti ama bu ifadeyi teğet geçerek elini ağzının kenarında gezdirdi. " Fazla soru soruyorsun. "

Bu adam Sanem'in adamı olabilir miydi? Evan'ın olayını duyduktan sonra beni ortadan kaldırmak için birini ayarlamış olabilir miydi? Ya da Tibet? Gerçi Tibet'in yaşadığımdan bile haberi yoktu. Onunla bir bağlantısı olması şimdilik imkansızdı. O zaman kimdi bu adam?

" Umay Karaboğa. "

Soyadım değiştiğinden beri bana Cihangir dışında kimse böyle seslenmediği için irkilmeme engel olamadım. Polis olmamasına rağmen adımı biliyordu. Hakkımda daha çok bilgi sahibi olduğu belliydi.

" Benim, sen kimsin? " kaşlarımı tamamen çattığımda dudaklarında ilk defa küçük bir tebessüm belirdi.

" Seninki gelene kadar yanında duracak biri. " Bu adam neden şifreli konuşuyordu ki? Benimki kimdi mesela? Cihangir dışında benimki diye nitelendirilecek birinin olmadığını ben biliyordum ama o adam biliyor muydu?

" Fazla gizemli konuşuyorsun. Polis değilsen buraya nasıl girdin? Yüksek mertebeden birini tanıyor olmalısın. Çünkü öyle elini kolunu sallayan herkesi buraya alacaklarını sanmıyorum. "

" Yüksek mertebeli olan kişi belki de benimdir ha? " ellerini masaya yasladığında iri cüssesi biraz küçüldü. Bir dağa benziyordu. İnsanın sırtını dayamak isteyeceği bir dağa. Benim tek dağım vardı o da Cihangir'di. Zihnim oyunlarına devam ediyordu. Cihangir'i anıyor ve benim düşünmemi engelliyordu. Şu an bu adama odaklanmam gerekiyordu. Kim olduğunu bilmediğim biriyle aynı odadaydım. Burası bir sorgu odası olsa bile bu şu anki gerçeği değiştirmiyordu.

" Söyle o zaman kimliğini. Kimsin sen? "

" Cihangir..." devam etmesine izin vermedim bile.

" Cihangir'i tanıyor musun? " nefes alış verişim hızlandığında gözlerini kısarak bana baktı. Ona çok çabuk güvenmiştim. Ya Cihangir'i tanımıyorsa ve benim ağzımdan laf almaya çalışacaksa fikri aklıma çok sonradan gelmişti.

" Kocanı tanıyorum. " başını sallayarak beni onayladı. " Zamanında sırtımı çok yasladığım bir dostum olur kendisi. "

Derin bir nefes aldım. Kötü biri olmayabilirdi. Temkinli yaklaşmak zorundaydım. " Karıştırıyorsunuz galiba benim kocam yok. "

Umarım çarpılmazdım. Kocam yok ne demekti?

Cihangir umarım şu an beni duymuyorsundur...

" Cihangir Karaboğa bunu duyunca üzülecek. " dudaklarını öne doğru büzdüğünde omuzlarını kaldırıp indirdi. " Geldiğinde ona da söyle bu cümleyi. "

" Gelecek mi ki? " lanet olsun! Dilimi neden tutamıyordum ki? Konu Cihangir olunca ne zaman kendimi tutmayı becerebilecektim?

" Gelecek. " başını salladığında konuşmaya devam etti. " Ben Yüzbaşı Ertürk. " yutkundu. " Böyle bir tanışmayı ben de hayal etmiyordum. Cihangir'i yakından tanıyorum. Merak etme aklına gelen senaryolardan korkunç olanlardan biri değilim. Dostum. " Gülümsedi. " Sadece yüzüm biraz katı duruyor. Seni korkuttuysam kusuruma bakma. Sadece Cihangir gelene kadar yanında durmak istedim. " Eli ensesine gitti. " Bir de bizimkinin kalbini çalan kadınla tanışmak için ondan önce gelmek istedim. "

Cihangir'in kalbini çalan kadın...

Yani ben!

Ne güzel tabirdi bu böyle?

" Beni korkutmadın diyemem. " gerginliğimi hissediyor olmalıydı. Gözleri sürekli mimiklerimde geziniyordu. " Ama Cihangir dediğin an korkum geçti. "

" Öyle bir güven verdi demek bizim kaplan? "

Kaplan ?

Kaplan ve Cihangir?

" İnanır mısın? Biz dağdayken bende senin gibiydim. Cihangirle göreve gittiysem önümüze gelen kişilerin önemi olmuyordu. " yüzünde geçmişi özlediğini belli eden bir tebessüm belirdi. " Güvendeydim. " Gözlerinin içi gülüyordu. " Kaplan bu çocuk ya. "

" Kaplan? " kaşlarım havalandı. Neden ona kaplan diyordu?

" Hı hı, kod adı kaplan. "

" Vay canına bilmiyordum. "

" O kaplandı ben de aslan. " göz kırptı. " Merak etme yenge ben burada kaldığım süre boyunca sana anlatırım bizimki hakkında bilmediğin şeyler. " Aklına bir şey gelmiş gibi gözlerini kıstı. " Pis huylarından bahsedeyim mi? "

" Cihangir'in pis bir huyunun olduğunu sanmıyorum. " başımı iki yana salladım. Buna ihtimal bile vermiyordum.

" Seni masum halleriyle tavladıysa demek ki..." dudaklarını birbirine bastırdığında gözlerini kıstı. " Tam bir midesiz seninki bu arada. Yanlış anlama da her ama her şeyi yer mi bir insan? Bu insan Cihangirse yer. " Gülümsediğinde samimi biri olduğuna karar verdim. Belki de bana karşı böyle hissettiriyordu. Cihangir'in karısı olduğum için miydi bu davranış şekli?

" En sevdiği yemek ne bilmiyorum. " dedim aklıma gelen küçük bir ayrıntıyla. " Bizimki galiba gerçekten sahte bir evlilik. Baksana onun hakkında pek bir şey bildiğim söylenemez. "

" Çayı şekersiz içmeye başlamış diye duydum. " Yüzümü asacaktım ki sesiyle duraksadım. " Kubilay'ın ağzında bakla ıslanmaz bilirsin. "

" Kubilay'ı da mı tanıyorsun? " şaşırmam gereken şeylere artık anlam veremiyordum. Hangisine şaşırmam gerekiyordu? Kuzgun timiyle bir bağlantısı olduğuna mı yoksa Cihangirle ilişkimizin bir mahremi kalmadığına mı?

" Kuzgunları tanıyorum diyelim. " Bu yaşadığım evdeki herkesi tanıyor demekti. " Bu arada Cihangir Evan Tilki'nin evinde değildi. " Kalbimin sıkışmasına sebep olan cümlesiyle birlikte derin bir nefes alma ihtiyacı hissettim.

" Kubilay dedi ki Evan Tilki'nin evine bir bakıp çıkacakmış. Nasıl oraya gitmez? "

" Bunu sana Kubilay mı söyledi? " Evet hatta o sırada ağzına fındık atmakla meşguldü demek istedim ama dudaklarıma bir fermuar çekerek bu ayrıntıyı kendime sakladım.

" Evet, kuzgunlar da oradaydı. "

" Kubilay'a neden öyle söyledi ki Cihangir? " kaşları çatıldı. " Beni almaya gelecekti. Evan'a gideceğini ben bilmiyordum. Ama senin haberini öğrenince bana gelirken yoldan geri döndü. "

" O zaman şimdi nerde? " korku doluydu sorum. Yüzbaşı Ertürk bile yanıma gelmişken o neredeydi?

" Seni direkt sorgu odasına almalarını o sağlamış olmalı. " omuz silkti. " Bana sadece ben gelene kadar yanında kal dedi, ben de geldim. Bilgim bu kadar. Bir de senin için ne kadar endişeli olduğunu biliyorum o kadar. "

Sevgilim, neredesin?

Avuçlarıyla yanaklarımı kavrasın ve ben buradayım desin istiyordum. Yanındayım, seninleyim.

Ama yoktu.

" Üzme kendini. " dedi Ertürk. " Gelecektir. "

Kapı aniden açıldığında görüş alanıma giren ilk şey kar botları oldu. Cihangir'in giydiği kar botları. Durum tespiti yapmak istercesine önce bacaklarına baktım. Sağlamdı. Zemine sertçe basıyordu. Çok şükür ki hiçbir sorun yoktu. Gözlerim en sonunda gözlerine ulaştığında endişeli bakışlarıyla karşılaştım. Koşmuş gibiydi. Derin nefesler alıyordu.

" Minik serçem..." sesini duymayalı ne kadar olmuştu?

Bir saat?

İki?

Belki de üç?

Ama neden bana asırlar gibi geliyordu?

" Cihangir! " oturduğum yerden ayağa kalktım ama ben ona gidemeden o birkaç adımda benim dibimdeydi. Bedenini bedenime yaslayarak bana sarıldı. Sarılışında yıllardır görmediği birine kavuşmuşluk hissi vardı. Dudaklarını saçlarımda hissettiğimde neredeyse nefessiz kalacağım kadar beni sıktığını hissettim.

" İyisin. " dedi bu bana sormaktan ziyade kendine hatırlatma gibiydi. " İyisin minik serçem. Çok şükür ki İyisin. "

" İyiyim. " sesimi duymuş muydu emin bile değildim. Ona sarılınca mayışmış olmam dışında hiçbir şeyden emin değildim.

" Ellerin. " dedi belime doladığı ellerini geri çekerek. Yarattığı boşlukla bedenimi soğuk dalga esir aldı. Ellerimi büyük ellerinin arasına aldığında yutkunmama engel olamadım. Sıcaktı. Bir yuva gibi sıcaktı. Cihangir Karaboğa bana neden böyle hissettiriyordu? O varsa üşümüyordum. " Yine soğuk, yine buz gibi. " dedi yakınır gibi. " Isınması için ne yapmamız gerek? "

Avcunun içine sıkıştırdığı ellerimi dudaklarına yaklaştırdığında önce küçük bir öpücük kondurdu. Daha sonra nefesini üfleyerek ellerimi ısıtmaya başladı. Bunu yapmasa bile ısınacağına emindim. " Isınması için her daim yanımda olman gerek. "

" Özür dilerim. " başını iki yana salladı. " Seni yalnız bırakmamalıydım. " yüzündeki ifadeye baktıkça onun gerçek olup olmadığını sorguladım.

O gerçekti ve benimdi.

" Karımı nasıl yalnız bırakırım? " kaşları tamamen çatıldığında gözlerim bizi izleyen Yüzbaşı Ertürk'e çevrildi. Kollarını önünde bağlamış yüzünde tebessümle Cihangir'i izliyordu. Kubilay olsa bu halimizi görür ve bir ay boyunca diyaloglarımızı bize fısıldar dururdu. " Kötü bir koca olmaya başladım ben di mi? " kaşları ortada tek bir çizgi halinde birleşecek kadar çatıldı. " Sakın di deme. "

" Karısına bir cevap hakkı tanımayan bir adama mı dönüştün Kaplan? " Cihangir onun varlığını yeni hatırlamış gibi irkildi.

" Ertürk? "

" Sonunda fark edildim. " dedi alınmış gibi. Yüzündeki ifadeye bakılırsa bu durumdan eğlenmiş gibiydi. " Tamam kardeşim en çok senin karın. Umay senin karın anladık. "

Ah Yüzbaşı Ertürk kuzgunların yanında Umay benim sevgilim diye yüz kez tekrarladığını duysa ne yapardı acaba?

" Tabi ki Karım. " elimin üstüne küçük bir öpücük kondurdu. " Hoşgeldin bu arada. Kafam o kadar karıştı ki söylemeyi unuttum. "

" Görmedin bile beni, ne söylemesi? " Güldü Yüzbaşı. Bir an kahkaha bile atacağını düşündüm. " Karın da karın! "

" Ya ne diyecektim? Ertürk de Ertürk mü? " ikisi de gülümsediğinde kalbimin daha önce böyle bir ısınma yaşayıp yaşamadığını sorguladım. Cihangir Karaboğa'nın arkadaşlarıyla olan samimiyeti neden içimi huzurlu hissettiriyordu ki?

Senin böyle arkadaşların olmadığı için olabilir mi diye sordu iç sesim. Onu görmezden gelip Cihangir'in yeni çıkan sakallarına odaklandım. Ellerimi bırakmış olsa direkt dokunacağım yer belliydi.

" Dediğin günleri söyleyeyim mi yengeme? " göz kırptığında Cihangir iç çekerek bana baktı.

" Söyle, gizlim saklım yok yengenden. " Dudakları kıvrıldı. " Ne güzel bir kelimeymiş bu. Yengen. "

" Cihangir Karaboğa görmemiş gibi davranmayı ne zaman keseceksin? Aramızda evli olmayanlar var ve belki de üzülüyorlar. "

" Ertürk. " dedi Cihangir. " Umay'a yenge diye seslen sürekli ama. Sen yenge dedikçe karım olduğu aklıma biraz daha kazınsın. Kalbime kazıdım ama aklım biraz bulanık. "

" Bulanık derken? " sorumla birlikte kaşlarım çatıldı. Ne demek yani beni düşünmüyor muydu? Sadece kalbinde miydim?

" Aklım seni soktuğum tehlikeli işlerle bulanık. " elinin birini ellerimin üzerinden çekerek işaret parmağını burnumun ucuna dokundurttu. " Merak etme minik serçem, aklım bulanık olsa bile yine seninle bulanık. " dudaklarına inen gözlerimi durduramadım. Özlememek gibi bir durum söz konusu bile değildi. " Aklından ne geçiriyorsan lütfen geçirme. " dedi yalvarır gibi. Onun da gözleri dudaklarımla gözlerim arasında gezindiğinde Yüzbaşı burada olmasaydı o dudakların tadına bakabileceğimin sinyalini aldım.

" Aklım boş. " dedim omuz silkerek. " Bulanık değil en azından. "

" Yengemden ne zaman bir trip gelecek diye düşünüyordum ki geldi. " Ertürk'e kaşlarımı çatarak baktım.

" Senin sevgilin var mı Yüzbaşı? " sorumla birlikte gerildi, yüzündeki gülümseme tamamen silindi. Yanlış bir cümle söylediğimi o an hissettim ama toparlayamadım.

" Bilmem. " omuz silkti. " Sevgili demek şu el ele tutuşma muhabbetiyse var gibi gibiydi. "

" Bu nasıl bir cevap böyle? " hayretle ona baktım. Sevgili diye adlandıramayacak kadar garip bir ilişkiye mi sahipti?

" Sevdiği biri vardı. " dedi Cihangir Yüzbaşını benim sorularımdan kurtarmak istercesine. " Ama bir türlü kızın elini tutamadı. "

" Albay'ın kızı. " dedi Ertürk hiddetlenerek. " Ya ne yapsaydım reddetmek dışında? "

" Albay mı? " kaşlarım havalandı. Demek biri vardı ama ondan uzak durmayı tercih etmişti. Kubilay da aynısını yapıyordu ve bu gerçekten sinir bozucuydu.

" Yeni görevin oymuş diye duydum. " Cihangir'in yüzünde eğlendiğini belli eden bir gülümseme yayıldı. " Aynı yerde kalacak, onu koruyacakmışsın. "

" Babasından o istemediyse bende bir şey bilmiyorum. " dedi Yüzbaşı başını iki yana sallayarak. " İşim gücüm yokmuş gibi bir de çocuk bakıcılığı yapacağım. " Ona verilen görevden hoşlanmadığı kesindi.

" O artık çocuk değil. " Cihangir'in yaptığı hatırlatmayla yüzüne yumruk yemiş gibi irkildi Yüzbaşı Ertürk.

" Keşke çocuk olarak kalsaydı. " gözlerini kapatıp açtığında iç çekti. " Sizinkiler geldi mi? Bir de onlarla görüşeyim siz gelene kadar. " Kapıdan çıkmak için hareketlenmişti ki dönüp bize baktı. " Bu arada merak etmeyin, sırrınız bende güvende. Evli olduğunuzu kimseye söylemem. Cihangir'in de onu kimseye söylemediği gibi. " göz kırptı ve bir şey söylememize izin vermeden odadan dışarı çıktı.

Cihangir ve ben sorgu odasında yalnız kaldık. Artık yapayalnız hissetmiyordum. Çünkü yanımda o vardı. Ona dokunabiliyordum. Onu hissedebiliyordum. Bu ne demekti bazı insanlar bilmezdi. Önceden bende bilmiyordum. Birini sevince yüklenen bir duyguydu bu.

Birini delicesine özlemek...

Birini görmeden uyuyamamak...

Birinin sesini duyunca rahat bir nefes alabilmek...

" Sevgilim, artık sadece ikimiz varız. " Alnını alnıma yasladığında derin bir nefes aldı. " Kokun..." kendinden geçmiş gibiydi sesi. Onun kokusunu aldığımda bende böyle oluyordum. Huzur, kokusuydu.

Ya da huzur Cihangir Karaboğa'nın ta kendisiydi.

" Yanından iki dakika ayrıldığımda özlüyorum seni. Normal olabilir mi bu? " diye sorduğumda gözlerini irice açarak yüzümü ellerinin arasına aldı.

" Altı saat. " dedi nefessiz kalmış gibi inleyerek. " Tamı tamına üç yüz altmış dakikadır birbirimizin yanında değiliz. " başını iki yana salladı. " Bu indirgenecek bir sayı değil. "

" Saydın mı? " kaşlarım havalandı. Bende ondan uzun süredir uzak olduğumun farkındaydım. Gözlerini kaçırmak istediğini anladığım an benim de ellerim onun yüzüne gitti. Çenesinden tutarak bana bakmaya zorladım. " Cihangir gerçekten ayrı kaldığımız zaman dilimini hesapladın mı? "

Gözlerini sıkıca yumdu. " Bu ilk sayışım değil. " Bir yağmurun ortasında kalmışım gibi pır pır atmaya başlayan kalbime susmasını emrettim. " Benden uzak olduğun her saniyeyi sayıyorum. " gözleri mahçup bir ifadeye büründü. " Belki şu an sana saçmalıyorum gibi geliyor, belki de benim abarttığımı düşünüyorsun ama bu öyle bir şey değil Umay. " Aynı anda yutkunduk. " Tesisten eve gelene kadar geçen süreleri, kaç saat önce mesajlaştığımızı...." gözlerini bir kez daha yumdu. " Hepsini önemsiyorum. Çünkü.. "

" Neden bu çünküyü duymak istemiyorum? " sakallarını okşadığımda ardından gelecek cümlenin içimi sıkacağına emindim. Ama bana aldırış etmedi.

" Çünkü her an şehit olabilirim. " sus demek istedim, sus. Ama sadece onu dinlemekle yetindim. Yanağımdan düşen bir damlaya engel olamadım. Devamı da gelecekti, biliyordum. " Görev bu, belli olmaz ki nerede ne şekilde bir olayla karşılaşacağımız. Bu sadece benim için geçerli değil. " yanağımı elinin tersiyle okşadı. " Sen..." gözlerini yumdu, sanki böyle yapınca söyleyeceklerini dile getirmek daha kolay oluyordu. " Sana da bir şey olabilir. Hayat bu, minik serçem. " Onu kendime çekip sarılmak istedim. Bir daha göremeyeceğimi düşünmek bile tüylerimin ürpermesine neden oluyordu. İçimdeki boşluğu tarif bile etmek istemiyordum. " O yüzden hala birbirimizin nefesini hissedebiliyorken senden uzak durmak istemiyorum. Sensiz geçirdiğim her saati de istemesizce sayıyorum. " yutkundu. " Ve bence seven biri tam da böyle yapar. "

" Cihangir..."

" Hşşt. Devam etmeme izin ver. " başımı salladığımda konuşmasına devam etti. Cihangir özel bir şey söylemek istediğinde yarıda kesilmekten hoşlanmıyordu. Ne istediğini bilen biriyle birlikte olmak böyle bir şeydi sanırım. Sürekli bana kendini açıklıyordu. Yanlış anlamama dahi ihtimal vermiyordu.

Tabi ki açıklamadığı bir konu vardı. Beni nereden tanıyor olduğunu hala dile getirmemişti. Ama o anlatana kadar ben bu konu hakkında bir şey sormayacaktım.

" Derin bir nefes alsana. " gözleri dudaklarıma indi. " Yaşadığını hissedeyim. "

" Karşındayım, buradayım Cihangir. " dedim rahatlaması için.

" Korktum. " alnını alnıma yasladığında iyice ittirdi. Canım çok yanmasa da ufak bir sızı hissediyordum. " Sen beni korkutmak için yemin falan mı ettin? " alnımı rahat bırakarak tekrar geri çekildi. Bir sorgu odasında onunla bu konuları konuşmak oldukça ilginçti.

" Seni sevmek için ettim. " başımı salladım hızlıca. " Seni delirtmek için de etmiş olabilirim. "

Kaşları havalandı. " Bak sen..."

" Neye bakayım kocacım? " Başımı omzuma doğru yaslayarak kurduğum cümleye güldüm. Ama sonra kaşlarımı çatacak bir şey oldu.

Cihangir donmuş gibiydi. Aynı pozisyonunda duruyordu.

Bir dakika geçti, iki dakika geçti. " Cihangir? " diye seslendim ama ses vermedi. Yanaklarımda duran elleri bile hareket etmiyordu ve bu beni korkutmaya başladı. " Cihangir korkuyorum. Hala benimle misin? "

" Kocacın mıyım gerçekten? " diye sormasıyla göz devirmemek için kendimi zor zapdettim.

" Hı hı. "

" Bunu keşke Ertürk'ün yanında da deseydin ya. " dedi inanamayacağım bir şekilde iç çekip abartarak. " Kıskandırırdık biraz. "

" Cihangir? "

" Efendim karıcım? " dediğinde gülmeme engel olamadım.

" Bu kelimeye sevineceğini hiç düşünmemiştim. "

" Senin dudaklarının arasından çıkan her kelime beni nasıl sevindiriyor bir bilsen. " yutkunamadım bile. Kurduğu cümleye mi düşeyim yoksa bakışlarına mı bilemedim.

" Bana öyle bakma. "

" Nasıl bakıyorum sana? " gözlerindeki bakışı adlandırmak şu anki durumumuza pek yakışmıyordu. Ama yine de tepkisini görmek için söylemeyi seçtim. Hatta abartarak söyleyecektim.

" Her an masaya yatırıp üzerime eğilmek istermiş gibi. " Tek nefeste söylediğim cümle yanaklarımı ısınmasına sebep olmuştu. Biraz sonra karısıyla değil de bir domatesle konuştuğunu fark edecekti Cihangir.

" Siktir! " duraksadı. " Sen...Sen böyle cümle kurmayı nereden öğrendin? "

Onu çıldırtacak bir cümle olduğunu biliyordum. Beni de kırmızıya boyayacak bir cümleydi. Ama şu an nedense utanmak kavramını bırakmak ve devam ettirmek istiyordum. Spor yaparken beni bir anda kucağına oturtması gibi aksiyonlu bir sahne istiyordum. Dudaklarının dudaklarımla buluşacağı bir pozisyonda olmak istiyordum.

" Beni öpmek için neyi bekliyorsun Cihangir Karaboğa? " alt dudağını dişlerinin arasına aldığında kendine hakim olmaya çalışan bir Cihangir vardı karşımda.

" Öpeyim. " sesinin tınısında boğulabilir miydim?

Dudaklarını dudaklarımda beklerken burnumun ucunda hissedince hayal kırıklığıyla ona baktım. Yüzündeki tebessüm benimle oynadığının kanıtıydı.

" Öptün öyle mi? "

" Konum belirtmen gerekiyor sanırım. " omuz silkti.

" Kim olarak? "

" Beni deli etmeye yemin eden karım olarak. "

" Bence o cümleyi değiştirmemiz gerek. " alt dudağımı dişlerimin arasına aldım. " Dudaklarını öpmen gereken karın olarak. " göz kırptığımda gözlerini kapattı.

" Umay, zor dayanıyorum. " başını iki yana salladı. " Lütfen şimdi aklım başımdayken, düzgün düşünebiliyorken. "

Devam etmesine izin vermedim. " Düzgün düşünmeyi bir kenara bırak ve hemen dudaklarını dudaklarıma bastır Cihangir Karaboğa. " dudaklarına yakın bir pozisyonda durup nefesimi verdim.

" Kim olarak? "

Dudaklarım kıvrıldı. " Kocam olarak. " yutkundum. " Başka soru? "

Duyduğu cümleden tatmin olmuş olacak ki bu sefer beklemedi. Kalın dudakları iki dudağımın arasına yerleşti. Bir sorgu odasında, karakolda Cihangirle öpüşeceğim aklıma gelmezdi. Ama şu an tam da bunu yapıyorduk. Dudakları bana minik bir öpücük vermeyi reddetti. Alt dudağımı kendine doğru çekip büyük ellerini belime yerleştirdi. İkimizde ayaktaydık. Beni kendine doğru çektiğinde birbirine yapışan bedenlerimizle birlikte aynı anda inledik.

Üst dudağı alt dudağımı kendine doğru çektiğinde dilimi çıkararak ağzına doğru uzattığımda rotası değişti. Dillerimiz ağzının içinde buluştuğunda birbirini keşfetmek istercesine hareket etmeye başladı. Dilimi yakalayıp dudaklarının arasında emmeye başladığında kendimden geçmemek için hiçbir neden yoktu. Bulunduğumuz yeri unutmuştum. Cihangir varsa yerin ya da konumun önemi yoktu.

Elleri belimden aşağıya kaydığında kalçalarıma tutundu. Hafifçe sıktığında gözlerimi sıkıca kapatarak kendimi ana bıraktım. İnlemelerim ağzının içinde kayboluyordu.

Parmak uçlarımda yükseldiğimde Cihangir biraz önce dile getirdiğim o cümleyi gerçekleştirdi. Belimden tutup beni havaya kaldırdı ve odada bulunan masanın üzerine oturttu. Bu süre zarfında dudaklarımız birbirinden bir kez bile olsun ayrılmadı. Hem nefessiz kalıp hem de nefesim varmış gibi hissetmeyi nasıl becerebiliyordum?

Dudaklarımızı birbirine değecek şekilde geriye çekildiğinde derin bir nefes aldım. " Ne demiştin daha demin? Buraya seni yatırıp bacaklarının arasına mi girecektim? " birbirine kenetlenmiş bacaklarımı büyük elleriyle ayırdığında bu olaya hazırlıksız yakalandığım için afallamama engel olamadım. Bu yaptığı hareket kasıklarımdaki kanın hareketini hissetmeme sebep olduğunda bir hamlesiyle beni nasıl etkileyebildiğine anlam veremedim. Sadece bacaklarımı birbirinden ayırmıştı.

" Neden hala arasında değilsin? " sorumla birlikte sakinliğini koruyamadı.

Bacaklarımın arasına girerek tekrardan dudaklarıma yapıştı. Bu seferki öpüşü hoyratçaydı. Bana günümü göstermek ister gibiydi. Dudaklarım dudaklarında olmasa şu an iki yana kıvrılabilirdi. Bacaklarımın arasındaki bedenini hissedebilmek için onu kendime doğru bastırarak ayaklarımı arkasından birbirine kenetledim. Bu hareketim hoşuna gitmiş olacak ki inlemesine engel olamadı.

Kalbinin atışını duyabiliyordum. Beni her öpüşünde ikimizin de kalbi bu ritimde atıyordu. Bir gün dövme yaptıracak olursam sanırım yaptıracağım tek şey onun kalbinin ritmi olurdu. Tenime kazımak, bu adam benim demekti niyetim.

Ellerimi ensesindeki saçların arasında gezdirdim. Öpüşü derinleştiğinde kalbim daha hızlı atmanın yollarını zorladı. Dilinin varlığını hissetmek aklımı darmadağın ediyordu. Dudakları dudaklarımdan ayrıldığında kaşlarımı çatmıştım ki kulağıma doğru edilince tekrar eski haline gelmesini sağladım. " Minik serçem, şu an tam olarak ne istiyorum biliyor musun? "

Kendimden geçmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Dudakları her konuşmasında kulağıma değiyor, içimin gıdıklanmasına sebep oluyordu. " Anlat. " dedim nefesimi vererek. " Anlat bileyim. "

" Anlatmak yerine göstermeyi tercih ederim. " dediğinde dudakları boynuma doğru sürtündü. Gözleri daha önce fark etmediğim kol saatine odaklandığında zamanımızın kısıtlı olduğunu anladım. Dudaklarının sıcaklığını boynumda hissettiğimde sertçe yutkundum.

" Göster..." gözlerimi kapattım. Kendimi anın büyüsüne kaptırmak dışında bir şey yapmak istemiyordum ki zaten onun dudakları dışında düşünebildiğim hiçbir şey de yoktu.

Elleri bacaklarıma dokunduğunda iç çektim. Hissettiğim tek duygu arzuydu. Cihangir Karaboğa'nın bana yapmasını istediğim listesini oluşturan zihnimi susturmayı diledim. Yoksa ellerim ensesinde durmayı değil, karın kaslarına İnmeyi tercih edecekti.

Eli bacaklarımın iç kısmına dokunduğunda inledim. " Cihangir..."

" Göster demiştin. " dedi arzulu sesini düzenleyemeden. " Ne oldu minik serçem? Ellerimin yeri seni rahatsız mı etti? " elleri bir kez dağa hareketlenip üste çıktığında kadınlığımın kasılmamak için hiçbir nedeni yoktu.

" Aksine. " dedim dudaklarımı boynuna yaslayarak. " Durduğu yeri sevdik. " nefesimi boynuna doğru üflediğimde Cihangir'in bacaklarımdaki baskısı arttı. Artık yüzeysel olarak dokunmuyor, sıkıyordu.

" Sevdik? "

" Ben ve kasık..."

Aniden tıklatılan kapıyla birlikte konuşmam yarıda kesildi. " Cihangir Sanem karakola giriş yapmış. " dedi biraz önce tanıştığım Yüzbaşı. " Haberin olsun istedim. "

Kapıyı açmadığı için ona minnettardım. Yoksa bulunduğumuz pozisyonu görebilirdi. " Tamamdır Aslan, geliyorum. İçeri kimseyi alma. "

Gözleri bana döndüğünde yine yarım kalmışlık hissi vardı ikimizde de. " Evan Tilki hastanede. " dedi eli yanağımı okşamaya başladığında. " Muhtemelen senin haberin de yayıldı ki böyle bir atağını bekliyordum. "

" O yüzden mi saatine bakıyordun? "

Gözleri kısa bir süreliğine saatine çevrildi. " Fazla dikkatlisin. "

" Sadece seninle ilgili konularda. " dedim alt dudağımı ısırarak.

" Bu cümleyi sevdim. " göz kırptığında Sanem'in her an gelme olasılığının onu da gerdiğini fark ettim. Muhtemelen benimle alakalı ters bir şey düşünmesini istemiyordu. " Sana sorduğu sorulara genel geçer cevaplar vermen kafi. Çok zorlarsa korktuğunu ona belli et, fazla zorlamaz. Sanem salak biri değil, düşündüğümüzden daha zeki bir kadın. Evan'ın yanında ne işin olduğunu sorarsa telefon için geldiğini söylersin, tamam mı? "

" Cihangir peki ya sen? "

" Ben ne? "

" Biz biliyorsun onların açılışında yer alacaktık. Şimdi seni burada görürse. "

" Görmeyecek. " yanağımı okşayarak alnını alnıma yasladı. " Gerekirse karakoldaki kameraları hackleriz. "

" Bu oldukça tehlikeli. "

" İnan, senin bulunduğun durumdan daha tehlikeli hiçbir şey olamaz, sevgilim. O kadının yanında durmandan hoşlanmıyorum. Merak etme en kısa zamanda bu işin içinden sıyrılacağız. "

" Bu pek kolay olacak gibi durmuyor. Babama verdiğin söz yüzünden mi bu kadar acele ediyorsun Cihangir? " gözleri birkaç saniyeliğine kapattı.

" Bilirsin, emanetlere ve sözlerime sahip çıkarım. "

Göz devirdim. " Bilmez miyim Cihangir Karaboğa? Bana az emanetim olarak cümlesini kurmadın sonuçta. " alnını ittirdim. " Gıcık oluyordum gerçekten. "

" Hmm, gıcık olduğunda ne yapmak istiyordun peki? " diye sordu oyun oynayan bir sesle.

" Seni kendime çekip öpmek. " gözlerimi kısarak ona bakmaya devam ettim. " Emanet miymişim yoksa başka bir şey mi göstermek. "

Derin bir nefes alarak alnını alnımdan uzaklaştırdı. " Bugün bir kez daha öpücük konusunu açmak yok. " Benden çok kendine yapılan bir hatırlatma gibi duruyordu. " Dudaklarına bu kelime yasaklanmalı, yani en azından şimdilik. "

" Niye? Kendini durduramazsın diye mi? "

" Yok. Gerçi o da bir sebep ama ondan değil. "

" O zaman neden? "

" Çünkü artık karımı keşfetmek istiyorum da ondan. " Dudakları dudaklarıma küçük bir öpücük kondurdu ve hızla geri çekildi. " Başka soru? " Beynimi sulandırdığında afallayarak ona baktım.

Bu adam bana ne yapıyordu böyle?

" Şimdi ben gidiyorum ama şurada seni izliyor olacağım. Merak etme, sen beni görmesen de ben seni hep göreceğim. Güvendesin, minik serçem. " gözleri küpelerime takıldı. " Eğer beni hissetmek istersen küpelerine dokun çünkü ben hep oradayım. Yutkunuşunu bile duyarım. "

Arkasını dönüp odadan çıktığında ellerimi yanaklarıma koydum. Yanıyordum. Ne demişti o? Hala cümlesinin etkisi altındaydım.

Artık karımı keşfetmek istiyorum...

Keşfetmek mi?

Benim de onu keşfetmek istediğim gibi mi?

Tişörtünün altındaki baklavalara dokunmak istediğim gibi bir keşif mi?

Yanaklarım gittikçe kızarmaya başlıyordu. Soğuk soğuk terlemeye başladığımda zihnimden bu ayrıntıyı atmayı diledim. Nasıl yapacaktım? Kahretsin! Her bir hücrem onun için delirirken onu aklımdan atmak da ne demekti?

Kapı aniden açılınca elimi kalbimin üzerine koyarak gelen kişiye baktım. " Kubi? " diye solumama neden olan bedenini içeri soktuğunda arkasından Alparslan da girdi. " Alparslan? "

" Ve Barbaros diyecektin herhalde psikolog bacım. " Kapıdan en son giren kişi ise Barbarostu. Kapının dibinde durmuş dışarıyı kontrol ediyordu. Sanem her an gelebilirdi. Burada ne işleri vardı?

" Sanem gelebilir. " dedim endişe tohumları sesime yansıdığında. " Burada olmanız sıkıntılı. "

" Sakin ol. " dedi Kubi göz kırparak.

" Yüzbaşı dedi ki.. "

" Yuh adını söylemedi mi? Yüzbaşı diye mi tanıttı kendini? " Barbaros'tan gelen hayret dolu sesle başımı salladım. " Cidden bu çocuktan olmaz. "

" Merak etme kimsenin geldiği falan yok. Cihangir mi görecekti kızım seni sonsuza dek? Bizde merak ettik, bizde endişelendik. " Kaşları havalandı. " Yoksa bizi görmek hoşuna gitmedi mi? "

İçimde çocuksu bir heyecan oluştu. Bana sevgiyle bakan üç çift gözle göz göze geldim. Beni görmek için buraya gelmişlerdi. Böyle bir sıcaklığı en son ne zaman hissetmiştim? Ya da beni bu denli önemseyen başkaları olmuş muydu sorusu da doğru bir soru olabilirdi.

" Mümkünatı var mı bu sorunun? " sorumla birlikte dibimde olan Kubilay'a sıkıca sarıldım. Arkadaş mıydı? Sanmıyordum. Bu ondan da öteydi. Kan bağımın olmadığı kardeşimi bulmuş gibi hissettiriyordu.

" Bir an sarılma konusunda ilk tercih olmayacağım diye çok korktum. " dedi Kubilay ellerini saçlarıma koyarak. " Neyse ki doğru yolu seçtin. "

Odadaki diğer erkeklerin sert soluk almasına sebep olan cümlesine gülen tek kişi bendim. " Bizim de sıramız gelir mi psikolog bacım? "

" Gelmez Barbar. " dedi Alparslan. " Ben ne zaman birinin önceliği olacağım ya? "

" Gel buraya koca adam. " diyerek Alparslan'a sarıldım. " Sen bana bir abi oldun, en iyi sen biliyorsun. "

" Ben de herhalde bir dağ oldum sana. " dedi Barbaros kollarını iki yana açarak. " Bu gövdeyle ancak koruyucu bir dağ olur benden. " göz kırptığında bu sefer sarılma sıramın ona geldiğini anladım. " Ama hala bacımsın. "

Sıcak bedeni beni kavradığında iç çekti. " İyi ki geldiniz. " diye mırıldandım. Nasıl hissettiğimi gerçekten ifade edemezdim. Kızlarla yaptığımız dertleşme gecesini anımsadım. Şimdi onların böyle davranmış olması ise kendimi değerli hissettirmişti.

Gerçekten onlar için değerli miydim?

" Ve iyi ki gidiyorsunuzu ekle o cümleye çabuk. " dedi Barbaros kapıya olumsuz bir bakış atarak. " Düşman görüldü, gitmemiz gerek. "

Endişeyle onlara baktım. " Ya sizi görürse? "

" Sorun yok. " dedi Alparslan kendinden emin bir sesle. " Hiçbirimizi tanımıyor. "

" Kubilay'ı hatırlayabilir. "

Arka cebinden çıkardığı şapkayı taktı Kubilay. " Bu şapkayı boşuna taşımıyoruz, Cihangir'in Minik serçesi. " dudaklarını birbirine bastırdı. " Gerçekten minik bir serçe gibisin Umay. Şu haline bak, endişe tüm bedenini ele geçiren tek duygu oldu. Tir tir titreyeceksin. Rahat ol. " kollarıma dokunan ellerini hissedince başımı kaldırıp ona baktım. " Unutma senin arkanda biz varız. "

" Bende ondan korkuyorum, ya benim bir hatam yüzünden size bir şey olursa? "

" Olmaz. " dedi Alparslan. " Olursa da vatan sağolsun. " Baş selamı vererek Barbaros'un yanına doğru gitti. " Çıkmamız gerekiyor artık. Yeterince oyalandık. "

" Siz çıkın geliyorum hemen. " Kubilay'ın bana söyleyecekleri var gibiydi. Onların kapıdan çıktığını görünce başını bana doğru çevirdi. " Aklına kötü bir şey getirmek yok tamam mı? Gözlerin tamam demeyecek gibi bakıyor ama kızım ben hint dizileri izlemiş adamım. Bana ne olabilir ki? Uydururum bir sahne. Şapkam mı düşecek? Hemen bir polis memuruna tutunurum, bir bakmışsın onunla birlikte amirin odasına yuvarlanmışız. " göz kırptı. " Hayal gücümüz geniş geniş. Bize bir şey olmaz, tabi ki sana olmadığı sürece. "

" Amir odası? "

" Havuz mu deseydim? Bir de bavula girip havuza düşmemiz yok mu deseydim? " söylediğine kendi de güldü. " İnandırıcı olayım dedim, yoksa beni kim kurtaracak havuzdan? "

" Belki kurtarıcın çok uzakta değildir be Kubi. " Yüzünü buruşturdu.

" Konuyu değiştirmek konusunda ustalaştın iyice. " elini kolumdan çekerek ensesine yerleştirdi. " Kubi kaçar. "

" Kubi bir gün hiç kaçamayacak. " göz kırptığımda dil çıkararak odadan çıktı. Arkasında hayretle ona bakan bir ben bıraktı tabi ki.

Kubi ve dil çıkarmak mı?

Düşüncelerimin içinde kaybolmama izin vermeyen Kapı bir kez daha açıldı ve İçeri Sanem girdi. Elleri kanlı kadının yüzünde küçük bir gülümseme vardı. Buruk bir tebessüm de diyebilirdim buna. Beni gördüğüne mutlu olmuş ama burada gördüğü için üzülmüş gibi bakıyordu. Onu tanımıyor olsam ağladığını düşünürdüm. Çünkü gözleri kan çanağına dönmüştü. Bu da bir tür makyaj mıydı?

Yoksa o gerçekten Evan Tilki'ye endişelendiği için mi ağlamıştı?

Yok canım! Sanem ve endişe?

" Umay. " dedi son harfini uzatarak. Dudaklarını büzdüğünde ağlamamak için kendini tutan bir oyuncudan ibaretti. " Buradasın. "

Başımı iki yana sallayarak neye uğradığımı anlamayan bir bakışla karşılık verdim tepkisine. " Ben ben neden buradayım? " hıçkırdım. " Evan..." dedim nefesim kesilmiş gibi. Vay canına, oyunculuk dersini benden alması gereken konular vardı. " Evan'ı gördünüz mü? Ben..Ben onu öyle görünce. "

" Canım. " dedi samimi bir dille. Kollarını bana doğru uzatıp belime sardığında kusmamak zordu. " Kendini yorma. Evan iyi bunu bilsen kafi. " Elleri saçlarıma dokunduğunda derhal banyo yapmam gerektiğini zihnime not ettim. " Öncelikle sen nasılsın? Biliyorum Evan'ı öyle görünce endişlendin, ne yapacağını bile şaşırdın. " gözleri yüzümde gezindi. Tepkimi ölçüyordu. " Değil mi? "

" Ben..." yutkundum. " Evet. "

" Hırsız. " dedi duraksayarak. Sürekli kesik kesik konuşması sinirimi bozsa da rolümü oynamak zorundaydım. " Evan'ın evine hırsız girmiş. O da müdahale etmiş tabi. Anlattı her şeyi polise. " Yani o iyiydi. Nedense içimde büyük bir rahatlama hissettim. Evan Tilki'nin iyi olup olmaması beni ilgilendirir miydi?

" O iyi değil mi? Beni kandırmıyorsunuz? Çünkü her yer kan doluydu. "

" Merak etme, gayet iyi. Hatta hırsızın yüzünü bile hatırlıyor. Kim olduğunu bulmak zor olmayacak. " gözleri bir kez daha şüpheyle yüzümde gezindi.

" Onu gördünüz mü? " konuyu sürekli Evan'ın üzerinde tutmak istiyordum. Çünkü Hırsızla ilgili her sorduğum soru başka şeyler düşünmesine sebep olabilirdi. " Ziyaret edebilir miyiz? "

" Sanırım şimdilik görmesek daha iyi olacak. "

" Neden? "

" Çünkü seninle işlerimiz var. " omuz silkti. " Evan'ın durumu işleri biraz sıkıntıya sokacak gibi ama buna izin vermemi istemedi. "

" Bu da ne demek? " kaşlarımı çatarak ona baktım. İş derken neyden bahsediyordu?

" Benim mekanımda yangın çıktığı günü hatırlıyorsun değil mi? " sorusuyla başımı salladım. Sahte yangın. Nasıl hatırlamazdım ki? Dondurucuda kaldığım günden bahsediyordu.

Cihangirle ilk kez öpüştüğümüz günden...

Bir kez daha dondurucuda kalma fikri çık aklımdan diye bağırmak istesem de onu susturmak gerçekten zordu.

" Hatırlıyorum, zaten o günden beri ulaşamadım size. Telefonum orada kalmıştı. " kendimi haklı çıkarmak için ortaya attığım yeme takıldı.

" Telefonun bizdeydi evet. " başını salladı sanki cümlesi yetmiyormuş gibi. " Onu almak için mi geldin Evan'a? "

" Evet. "

" Anladım. " Derin bir nefes aldı. " O gün İtalyanlar katılmamıştı ki biz de işleri bir süreliğine erteledik. Ama bu durum maddiyat açısından beni zorluyor. Bir an önce anlaşmalar yapılmalı. "

" Ama mekan zarar gördü. Nasıl tekrar açılış yapacaksınız? "

Gülümsedi. " Açılış burada olmayacak. " sinsi bakışları benimkilere kitlendi. " Yurt dışına açılıyoruz. İtalya'da açılacak. "

İtalya mı?

Ne yani İtalya'ya mı gidecekti?

" İtalya'ya mı gideceksiniz? "

" Tek gitmiyorum. Sen ve partnerinle birlikte gidiyorum. " dudaklarını şapırdattı. " Umarım dans için birbirinize uyum sağlamışsınızdır. Çünkü sadece dört gün sonra İtalya için ellerinizde biletleriniz olacak. "

Cihangirden bahsediyordu. Dans işini demek burada değil de orada yapacaktık. Kalbim aldığım haberle birlikte hızlandı. Bu olmamalıydı. Ve yurt dışına çıkmak için dört günüm mü vardı? Babam götürememişti ama sanırım bu gidişle Sanem beni yurt dışına çıkaran tek kişi olacaktı.

Cihangirle birlikte diye hatırlatma geçti zihnim. Sakin ol.

" Sevinmedin mi? "

" Biraz hazırlıksız yakalandım. " diye cevap verdim. Evan hastanedeyken bu yolculuğu düşündüğüne göre ona üzülmemişti bile.

" Dua et önceden haber verdim. " göz kırptı. " Pasaportun vardır umarım? Yarın bana getirmen gerekecek. "

Ve o an beynimde şimşekler çaktı.

Pasaportum demek soyadımı öğrenmesi demekti. Ve tabi ki Cihangirle evli olduğumu da.

Kahretsin!

Ne yapacaktım?

Sanem meselesi buraya kadar mıydı yani? Onunla yolculuk yapamazdım. İfşa olurdum. Sahte pasaport yapılsa bile uçakta ne olacaktı?

Bu sefer sanırım Sanem defteri açılmamak üzere kapanacaktı. Hem de ben görevimi tamamlayamadan.

" Gelemem. " dedim yüksek sesle. " Yurt dışına çıkamam. "

Gözlerini kısarak sorgulayıcı bakışlarını bana yöneltti. " Bana söylemek istediğin bir sırrın mı var yoksa Umay? " sorusu tüylerimin ürpermesine sebep oldu.

Neden bana her şeyi biliyor gibi bakıyordu?

" Gerçekleri ne zaman söyleyeceksin? "

Sanem'e gıcık olanlar elime mum diksin butonu geldi ey ahali djdjdjdjdj

Sizi seven Rumi.

🖤

Tiktok: therumice

İnsta: rumistrop

Bölüm sonu

2 yorum

  • SANEM İSMİNİ DE HİÇ sevmem zaten mumu yaktim simdi sanemi yakmakda🥲😶😝