Kervan kuzeyden güneye iniyordu. Güneydeki madenler ve meyveler kuzeyde gayet iyiye satılıyordu. Kervanın başındaki adam gece yavaştan çökmeye başlayınca kervana durmasını söyledi. Çoluk çocuk herkes sevinmeye ve akşam yemeğini hazırlayıp karınlarını doyurmaya koyuldu. Kadınlar yemekleri hazırlarken bazıları etrafı kolaçan ediyor veya diğer kervanları yemeğe davet ediyorlardı. Çocuklar batmaya son dakikaları kalmış güneşe el sallıyor, çoktan gökte olan aya merhaba diyorlardı. Hiçbir sorun yokken ana yolda olmayan bir ses duruldu. Bir erkek çok hafif küfür ederek ve üzerindeki dikenli çalının siyah pelerinini temizlemeye çalışarak ana yola girdi. Adamın arkasından bir at ve atın üzerinde bir figür ana yola çıktı. Adam hafif somurtgan ifadesini bir kenara bırakarak peleriniyle uğraşmayı bıraktı ve kervanı selamladı. Kervandakiler hafif tırsmış bir şekilde birbirlerine baktılar. Kervanın başındaki adamın oğulları hemen ellerindeki kılıçlarla savunma pozisyonuna girdiler. Kervan başı ise onları durdurarak karşısındaki yabancılara sordu, "kimsiniz ve ne istiyorsunuz?" Adam gayet normal bir ses tonunda, "sadece yolunu biraz karıştırmış iki gezginiz. Karım ve ben uzun süredir yolculuk yapıyoruz. Güneye gidiyoruz. Sadece biraz ısınmak istiyoruz. Ateşinizden bize biraz paylaşır mısınız?" diye sordu. Kervan başının en büyük oğlu hafif tiksinerek önündeki ikiliye baktı. "Neden karının yüzünü bize göstermiyorsun? Ayrıca atlarımız ve develerimiz sizi pek sevmemişe benziyor. Bence şansınız varken gidin." şeklinde çatıştı. Adam sakin ses tonunu bozmadan, "tereddütünüzü anlıyorum. Ben bir kalkan ustasıyım ve kadınımı her türlü kötülükten korkmak zorundayım. Çünkü.." cümlesini devam ettirmek için karısına baktı. Kadın başını onaylar şekilde sallayınca adam devam etti: "Çünkü karım hamile. Ona zarar gelmesini istemiyorum. Hem doğuma da bir ay kaldı." Bunu duyan kervandaki kadınlar büyük bir heyecanla erkekleri bir kenara itip nazikçe siyah figürü attan indirdiler. Pelerinini yüzünden kaldırınca ortaya sapsarı saçları ve kahverengi gözleri olan, göbeği bayağı şişmiş ve yorgunlukla beraber üşümüş bir kadın buldular. Kadını hemen ateşin yanına yerleştirdiklerinde bir çocuk kadının sırtındaki kılıcı fark etti ve hayranlıkla bağırarak, "Tanrım! Kılıç ustası mısın? Bu çok havalı!" dediğinde bütün çocuklar kadının pelerinin altında saklanmış olan kılıcı ve kabzasını gördüler. Kervan başı misafirlerine karşı kötü bir his hissetmese bile oğulları çiftten uzak duruyordu. Herkes ateşin başında oturduğunda kervan adama sordu, "adlarınız neler acaba? Ben Ivan ve bu da benim kervanım." Adam, karısının üşüyen parmaklarını ovarak ısıtmaya çalışırken, "Ben Tenebris, karımın ismi ise Em." şeklinde cevapladı. Kadın ilk defa konuşarak, "zengin bir kervana benziyorsunuz. Acaba direkt imparatorlukla mı iş yapıyorsunuz?" diye sordu. Ivan bir kahkaha koparak, "sanırım ticaretten anlayan bir kafanız var. Evet. İki prensese vermek üzere çeşitli mücevreherleri güneyde işleyip kuzeye götürüyoruz. Satmayı unuttuğumuz birkaç eşya var lakin güneyden işlenmiş mücevherleri almadan geri dönmeyeceğiz." dedi. Em hiç şaşırmadan kocasına döndü ve, "açıktım. Keşke o kumral uzun saçlarını kestirip paraya dönüştürseydin." dedi. Kervan başı bu ani konu değişimini fark etti ama umursamadı. Ne de olsa karşısında hamile olan bir kadın vardı ve onu yormamalıydı. Kervandaki çocuklar hemen çiftin önüne birkaç lokma yemek koydular. Adam kendi yemeğini direkt karısına uzattı ve onun yemesini izledi. Kahverengi gözleri karısının yemek yiyişini izlerken karısı kervan başına bakıp, "sattığınız mücevherlerden birkaçına bakabilir miyim?" diye sordu. Ivan kafasıyla ortanca oğluna işaret verip birkaç takı getirmesini istedi. Oğlan geri geldiğinde bir cep saati, bir taç ve bir çift küpe ile döndü. Em, kulağındaki küpeleri çıkardı ve adama, "değiş tokuş yapmak ister misin?" diye sordu. Ivan kadının elindeki küpelere bakınca gözleri fal taşı gibi açıldı. Kara zümrütten yapılmış küpelerdi bunlar. Bu takının değeri kendi elindeki üç eşyadan daha fazlasına eş değer olabilirdi. Ivan elini incelemek için küpeye yaklaştırdığında Em hemen elini geri çekti. "Sen bana elindeki eşyaları daha yakından gösterirsen bende sana küpeleri incelemen için veririm." Ivan bunu kabul etti ve ikili birbirlerinin eşyalarını incelemeye koyuldular. Tenebris karısına hafif sitem ederek, "o küpeleri baban ta liman kentinden getirdi." dedi ve kolunu karısının omzuna attı. Em ise omuzlarını silkerek, "sadece ufak bir anlaşma. Ne de olsa babamı bir daha görmeyi planlanıyorum." dedi. Tenebris daha fazla karısı ile kartışmaya girmek istemedi ve karısının elinde tuttuğu eşyaları incelemeye başladı. İkili eşyaları incelerken kadınlardan birisi sordu, "Em, acaba.." kadın biraz tereddüt etse de devam etti, "kaç çocuk bekliyorsunuz? Karnın o kadar şiş ki büyük ihtimalle ikizlere hamilesin." Em kafasını eşyalardan kaldırmayıp sadece onaylar şekilde kafa salladı. 8 aylık hamileydi ve bu 8 ay boyunca hep göç etmişlerdi. Evlenmeleri bu göçün başlangıcını oluşturmuştu. İkili bu uzun yolculuk boyunca çok fazla şey atlatmıştı ama güneye yani Tenebris'in memleketine gitmekte kararlıydılar.
Em son lokmasını bitirirken küpeleri geri almadı. Onun yerine saat ve taç ile değiş tokuş ettiler. Ivan onların kim olduğunu tam çözemesede bir geceliğine birlikte kalmalarına izin verdi. Tenebris, karısı her oturup kalktığında ona destek çıkıyor ve çevreyi kolacan ediyordu. Ivan'ın en küçük oğlu gece yarısı gibi babasının yanına gidip, "Bu bölgede hayvanın çok olması gerekiyor normalde baba. Ancak hiçbir hayvan görmedik. Hatta bir kuş tüyü veya sinek vızıltısı bile yok. Sence de bu çok ilginç değil mi?" şeklinde açıklama yaptı. Ivan ise kafasını sallayıp, "fark ettim oğlum. Ama neden olduğunu da biliyorum." dedi ve yanına oğlunun oturması için yer açtı. Oğlu otururken sordu, "peki ne oluyor?" Ivan derin bir iç çekip önce yabancı çifte sonra da onların atlarının olduğu noktaya baktı. "Hatırlıyor musun, adam ben bir kalkan ustasıyım demişti. Adam galiba iyi bir eğitim almış. Adım attıkları yerde hiçbir tehlikenin bulunmaması bundan kaynaklanıyor." diye oğluna dönüp cevap verdi. En küçük oğlan, "ama hani imparatorluk bütün askeriyeyi topluyordu? O hamile kadının bir kılıç ustasını olduğunu bile şans eseri öğrendik. İmparatorluktan kaçıyor olabilirler mi?" Ivan oğluna bakıp, "kadının küpelerine bakılırsa zengin bir aileden geliryorlar. Ama eğer izin alamadılarsa kaçmış olmaları büyük bir ihtimal." diye söyleyiverdi. Ivan arkasındaki kervana bakıp, "bizim de durumumuz çok iyi tanrıya şükür. İstersek imparatorluğa ışınlanabiliriz. Lakin bunu yapmanın sınırları var. Mesela tek seferde 10 kişiden fazla kişi götüremezsin. Çünkü her ışınlanma işlemi sistem tarafından gözükür." dedi. Oğlan aklına bir ihtimal gelmiş gibi aniden babasına bakınca Ivan gülerek, "Bir göç için aylarca yol gidilmez. Büyük ihtimalle onlar kaçaklar. Hırsızlar mı bilmiyorum ama hayatta kalma konusunda çok şanslı veya yetenekliler." dedi ve oğlunun sırtını sıvazlayıp ayağa kalkarak sineksiz bir gece uykusu için küçük çadırına gitti.