Merhaba , bölüme başlamadan önce sevmenin ve sevilmenin ne kadar kıymetli olduğunu ve en ufak rutin gibi olan anlarımızın ne kadar huzur verici olduğunu farkında olup olmadığımızı düşünüyorum. Bu bölümü de bunun hakkında düşünürken hissettigim hisleri ve fikirleri yansıtmak istedim. Kısa bir bölüm oldu çünkü yakında konuya giriş yapacağız ve ana karakterlerle tanışacaksınız. Bu yüzden ara bölüm oldu diyebiliriz. Fırtınadan önceki sessizlik de diyebilirsiniz hehe.
Ezginin Günlüğü - Düşler Sokağı şarkısı bölümü okurken tavsiyemdir. Yorum yapmayı da u acemi yazarınıza destek olmak için es geçmezseniz sevinirim🩷
Bir kaç tane daha butiği gezdikten ve siparisler verdikten sonra öğleye doğru küçük bir kafeye oturduk.
Stella çayından bir yudum aldıktan sonra etrafı kontrol etti ve birden heyecanla öne eğildi ve
"Dedikoduyu duydun mu?"
"Hangisini?"
"Kuzey'in Büyük Dükü."
Kalbim bir anlığına durdu. Başkente bile büyük dük hakkinda konuşurken dikkatli olmalıydık .Bu yüzden eğilip ben de devam ettim
"Asiel."
"Evet!"
Stella gözleri parlayarak konuşmaya devam etti.
"Duyduğuma göre birkaç hafta içinde başkente gelecekmiş."
"Emin misin?"
"Bütün soylular bunu konuşuyor."
Yaklaşan Güneş festivali için imparator Büyük Dük'ü başarıları yüzünden onurlandırmak için davet etmişti ve Tanrıçanın huzurunda kutsama alacak olan veliaht prensin refakatçisi seçilmişti.
Güneş festivali tüm kıtada kutlanan bir bayramdı. Tanrıça canavarların istilası yüzünden yok olmak uzere olan insan ırkına bir elçi seçmiş ve savaşması için onu güçleri ile kutsamıştı .Bu kişi iblis gargoyleyi mühürleyip , köleleri ile savastiktan sonra Solnis krallığını kurmuş ve ondan sonra gelen krallar , kutsama ile krallığı İmparatorluğa dönüştürmüştü.
"Kimileri çok yakışıklı olduğunu söylüyor ve ayrıca aurası yüzünde tek bakışıyla insanı titrettiğini... Ahhh sen de o kadar yakışıklı olduğunu düşünüyor musun ? "
Ben fincanıma baktım. Yakışıklı olması umurumda değildi.
Çünkü ben onun ölümünü görmüştüm. Hayır daha doğrusu okumuştum. Tekrar tekrar...
Karların üzerindeki kanı...İmparatorluğun çöküşünü...
Elisha'nın çığlığını...
Hepsini...
"Elena?"
Stella parmaklarını gözlerimin önünde salladı.
"Amanın , yine düşüncelere daldın. İyi misin ? Yüzün oldukça solgun göründü "
"Özür dilerim."
"Ne düşünüyordun? Yoksa bir yerin mi ağrıyor ? Biliyorum çok gezdik değil mi ? Özür dilerim kuyucumcu kapanmadan oturmak istemedim... Bu kadar yorulacagini düşünmedim özür dilerim"
Bir süre sustum ve derin bir nefes aldım. Her ne kadar popüler bir kadın olsa da insanları bunaltmaktan çok çekinirdi. Bu korkusunun tetiklendiğini fark edince gülümsedim.
"Sadece..."
"Bu huzurlu günlerin ne kadar değerli olduğunu düşünüyordum ve bunları kaybettigim bir gelecek olursa ne yapacağımı düşündüm. Bu yüzden anlık olarak içim karardı ve korktum. Çok fazla düşündüğümü biliyorsun canım ama seninle alakalı değil , bu yüzden özür dilemene gerek yok."
Stella anlam veremedi.
" Ah anladım ama olsun bir dahakine seni o kadar gezdirmeyeceğim ve şey immmmmm şey ANİ BİR ŞEKİLDE YAŞLANDIN YİNE"
Kafama vurdu ve
" Hey seni yaşlı keşiş , Elena'nın kafasına olumsuz düşüncelerini sürükleme , seni bulursam yelpazemle iki fiske vuracağım ve seni pataklayacagim "
Ellerini yumruk yapmış ve sanki karşısında gerçekten keşiş varmış gibi konuşmuştu. Kahkaha atmış ve Stellanin sıcak gülümsemesini gördüğüm bir gün batımı ile güzel bir anıya sahip olmuştum
Ama yine bazen düşünmeden edemiyordum...Ben zaten uzun zaman önce yaşlanmıştım
Ama bunu yalnızca ben biliyordum. Buraya uyum sağlasam da aniden burdan yok olmaktan çok korkuyordum , çünkü buraya çok alışmıştım. Neye sahip olduğumu bilmediğim bir durumdaydım çünkü bazen gerçekten reenkarne olup olmadığımı düşünüyordum. Ve bunu kime sorabilirdim ? Deli veya cadı ilan edilirdim. En sonunda yüreğim de ki en gizli sırları anlatacak kimsen yoktu.