İçeriğe geç

KUZEY KILICININ KADERİNİ DEĞİŞTİRECEĞİM

Bölüm 2 · 5 dk okuma

KUZEY KILICININ KADERİNİ DEĞİŞTİRECEĞİM

Bölüm 2

İlkbaharın Son Huzuru

Merhaba bu bölümü yazarken , Stella ve Elena ilişkisini kurgularken sürekli Düşbaz- Bahar dinledim. Bölümü okurken bu şarkıyı dinlemenizi tavsiye ediyorum. Ve ilk eserim olduğu için sahip olduğum eksiklikler yüzünden özür dilerim. Daha iyi olmak için çabalayacağım. Yorum ve görüşlerinizi bırakmayı unutmayın, umarım kitabımı okumayı seversiniz ve okurken zevk alırsınız 🩷

İlkbaharın Son Huzuru

"Günaydın, Leydim."

Perdeler aralandığında ilkbahar güneşi çalışma odama doldu.

Masamın üzerinde yarısı okunmuş kitaplar, açık bırakılmış satranç tahtası ve dün gece antik kütüphaneyi ziyaret edip aldığım eski birkaç parşömen duruyordu.

Tam kahvaltımı bitirmek üzereydim ki uşağın sesi yeniden duyuldu..

"Leydim Stella Griffin teşrif ettiler."

Dudaklarım istemsizce kıvrıldı.

Tam zamanında... Her zamanki gibi heyecandan hazırlıklar bitmeden erken gelmiş.

"İçeri buyur edin."

Kapı açılır açılmaz tanıdık ses bütün malikâneyi doldurdu.

"Elenaaa!"

Bir sonraki saniye Stella, hiçbir asilzadeye yakışmayacak kadar hızlı adımlarla üzerime geldi ve bana sarılmak için bir kaç adımlık mesafeyi atlayarak üstüne zıpladı. Normal bir asil değildim, modern bir yaşamı görmüş ruhum vardı ve bu yüzden Stellanin davranislarini kendimi evdeymis gibi hissetmeme yol açıyordu. Bu korkutucu ortaçag bozması yerde hissettiğim anksiyetemi yok ediyordu

"İki haftadır görüşmüyoruz!"

"On iki gün."

Stella gözlerini devirdi.

"Saymayı bırak."

"Sen başlatıyorsun."

Beni hafifçe omuzumdan itti.

"Ne kadar sıkıcısın benim canım arkadaşım"

Yıllar önce bu hareketlerinden gerçekten bunaldığımı hatırlıyorum.

Sürekli konuşur...

Sürekli güler...

Sürekli beni dışarı çıkarmaya çalışırdı.

İkinci hayatımın ilk yıllarında onu fazlasıyla yorucu bulmuştum.

'Biraz susamaz mı?' diye düşündüğüm günleri bile hatırlıyorum.

Sonra fark ettim.

Bu dünyaya alışmamı sağlayan kişi annem ya da babam değildi.

Stella'ydı.

Ben geçmiş hayatımın yasını tutarken odamın kapısını çalan oydu.

İlk baloma elimden tutarak götüren oydu.

Beni diğer leydilerle tanıştıran oydu.

Ben yeniden yaşamayı onun sayesinde öğrenmiştim.

Galiba...

Hayatımın en büyük şansı, ikinci kez gözlerimi bu dünyada açmam değil...

Stella Griffin'le tanışmış olmamdı.

Bugün de her zamanki gibi baharı andırıyordu.

İlk başlarda bana bir kitap karakteri gibi gelse de onun çabaları sayesinde buraya alışmış ve yeni bir hayat kurmak için gereken motivasyonu sağlamıştım bu yüzden ona daima minnettar olacaktım.

Kiraz çiçeğinin en yumuşak tonundaki pudra pembesi elbisesi güneşte adeta parlıyordu. Kare yakasının çevresini saran zarif danteller, inci işlemelerle birleşiyor; belini kavrayan açık pembe saten kuşak narin siluetini daha da belirginleştiriyordu. Kat kat inen eteğin uçlarına gümüş iplikle işlenmiş şakayık desenleri yürüdükçe ışığı yakalıyordu. Altın sarısı saçlarının ön kısmı örgüyle toplanmış, geriye kalan dalgalar omuzlarına dökülmüştü. Kulaklarında küçük inci küpeler, boynunda ise pembe kuvars taşlı ince bir kolye vardı.

Onu gören herkes aynı şeyi düşünürdü.

"Bahar."

Bu yüzden genç lordlar balolarda peşini bırakmıyor, evlerine sürekli evlilik teklifleri içeren mektuplar geliyor ve balo da dans edeceği bir partneri bulmakta sorun yaşamıyordu. O sosyetenin çiçeği , benim ise biricik arkadaşımdı.

Ben ise aynadaki yansımama göz attım.

Mürdüm ile lavanta arasında kalan koyu mor elbisem, Stella'nınkinden çok daha sade görünüyordu. Yüksek yakasını çevreleyen beyaz Fransız danteli boynumu zarifçe sarıyor, dar korsaj belimi incelikle ortaya çıkarıyordu. Uzun kolların manşetlerinde gümüş asma motifleri işlenmişti. Kumaş ağır ama akıcıydı; yürüdükçe eteği sessizce dalgalanıyordu. Takı olarak yalnızca ametist taşlı küpelerimi ve annemin bana on sekizinci yaş günümde hediye ettiği ince broşu takmıştım.

Stella beni baştan aşağı süzdü.

"Yine mor..."

"Moru seviyorum." Moru seviyordun, ortaçağ filmlerinde olan gothic detaylara bayılırdım ancak bunu tarzıma yansıtmamaya dikkat ederdim çünkü Solnis İmparatorluğunun rahipleri beni cadı ilan edip yaktırabilirdi. Bir soylu olarakk avantajımız çok fazla olsa da en küçük hareketimiz tüm servetimizi ve canımızı tehlikeye atan bir darbe olabilirdi. Ailemi ve küçük kardeşim Martinin canını daha felaket bu dünyanın kapısını çalmadan tehlikeye atamazdım. Ancak tüm bunlara rağmen geçmiş yaşamımda ki kozmetik mağazalarını ve giyim mağazalarını özlüyordum. Burda ki ürünler uzun süre yapım aşaması ve maliyetine sahipti korseler ise oldukça can yakıcıydı.

"Ben olsam sana açık mavi giydirirdim."

"İyi ki sen değilsin çünkü elinde olsa beni bir renk cümbüşünün içine atıp terzimle bana bu renklerin ne kadar yakıştığını kabul ettirmek için tartışırdın"

Bir an sessizlik oldu.

Sonra ikimiz de gülmeye başladık.

Çünkü o da biliyordu , eline fırsat verirsem bunu yapardı. Bunu yapacağını bilmek ise en komik olanıydı.

...

Şehir merkezine vardığımızda bahar festivali başlamıştı.

Sokaklarda müzisyenler çalıyor, çocuklar koşuşturuyor, dükkânların önüne rengârenk çiçekler diziliyordu.

Stella koluma girdi.

"Bugün hiçbir bahaneni kabul etmiyorum."

"Neye?"

"Alışveriş."

"Stella..."

"Hayır."

"On tane yeni elbisen var, Madam Grovery seni ziyaret edip kataloğundan seçtiğin modellere göre sipariş almamış mıydı? ."

" Ancak onlar daha gelmedi ve önümüzde katılmamız gereken bir sürü etkinlik var . Hem on bir tane yeni elbisem olsa ne olur?"

İç çekerek teslim oldum.

"Tamam , seninle bu tartışmaya girmeyeceğim." Çünkü biliyordum , Stella ile asla kıyafet konusunda tartışamazsınız. Ona göre modada asla fazla diye bir şey yoktur, hep azdır. Bir kadının dolabı bu yüzden her zaman azıcık şeylere sahip olduğu için alışveriş yapmaktan çekinmemelidir. Eh , bunu duyan geçmiş yaşamımda da ki ben bunun tüketici çılgınlığı olduğunu savunurdum. Ancak yüksek sosyete bir savaş alanıdır , giydiginiz her kıyafet taktiginiz her mücevher imparatorluğa duydugunuz sadakatten aşk yasaminiza dair pek çok yorum yapilmasina sebep verebilir şanslıyım ki STELLA savurgan biri olsa da gözü hep en iyi şeyleri görür ve seçerdi. Seçtiği şeyler hep moda olur ve begenilirdi. Bu yüzden beni model olarak kullanmayı istese de sosyete de savurgan tatlı bir genç leydi gibi görülmek yerine adaletine ve zarilfigine düşkün bir leydi gibi davranmamın ilerde benim isime yarayacağını düşündüğüm için bunu reddettim.

Zafer kazanmış komutan gibi yumruğunu havaya kaldırdı. Eh , butiklerin ve kuyumcuların bugün Ballı günüydü.

"Yaşasın!"

Bir kumaşçı dükkânına girdik.

Stella beşinci kurdeleye hayran kalırken ben çoktan dinlenme köşesinde oturup Stellanın begendigi bir şeyi görünce yaptığı minik cikliglari izlemeye koyulmustum

"Elena..."

"Hm?"

"Bazen senin gerçekten yirmi iki yaşında olduğuna inanamıyorum."

"Neden?"

"Çünkü ben elbiselere bakıyorum."

"Sen ise muhtemelen otururken dükkânın bu ay ne kadar kâr ettiğini filan hesaplıyorsun."

Gülümsedim.

"Meslek hastalığı, napabilirsin ki. Mesela senin de bu kadar elbiselere yatırım yapmak yerine başka şeylere para yatırıp duzenli bir gelir elde etmenin daha iyi olacağını düşünüyorum."

" Hm , aslında tavsiyelerin sayesinde bireysel olarak oldukça birikim yaptım zaten . Şuanlık daha fazlasina gerek yok . Acaba sen bir keşişin bedeninden kaçmış yaşlı bir bilge olabilir misin ? Ellerini düşünür şekilde yapıp dikkatli şekilde beni inceledi. Onun yanaklarını sıkıp

"Belki." Dedim

Stella kahkaha attı.

"Şaka yapıyorum."

Ben de hafifçe gülümsedim.

Keşke gerçekten şaka olsaydı. Eh en azından acıkmıştım. Bu yüzden gidip bir şeyler yemeliydik.

Bölüm sonu

6 yorum