Melis, sabahın ilk ışıklarıyla gözlerini açtı. Fakat dışarısı hâlâ kapkaranlıktı.
Saate baktı: 07.32.
Ama güneş doğmamıştı. Gökyüzü kararmış, sanki zaman duraksamış gibiydi.
Geceden kalan o cümle hâlâ zihnindeydi:
"Kim?"
Telefonuna baktığında Elif’ten gelen bir mesaj gördü:
📩 "Melis… beni hatırlıyor musun?"
Birden içini buz gibi bir ürperti kapladı. Elif, daha dün gece mutfakta birlikte oturmuş, kahve içmişlerdi. Nasıl hatırlamazdı?
Ama bu mesaj…
Elif’in numarası kayıtlı değildi.
Bir yabancıdan gelmiş gibiydi.
Melis hızla Elif’i aradı. Açmadı. Tekrar denedi, yine cevap yok.
Telefonu bıraktı ve aynanın önüne geçti. Kendini yokladı.
Nefesi hızlanmıştı.
Kalbi yerinden çıkacak gibiydi.
Tam o sırada… ayna buğulandı.
Ve buğuya yazılan harfler kendi kendine belirdi:
"BİZ KİMİZ?"
Melis çığlık atmak istedi ama boğazı düğümlendi.
Ardından aynanın içinden bir siluet belirdi.
İnce, uzun ve hareketsizdi. Gözleri yoktu ama Melis’i izliyordu. Aynanın içinde... ama bir adım daha yakın.