Hava ağırdı.
Eğitim alanının ortasında duran Kaito, elindeki Karanlık Taşı sıkıca kavramıştı. Taş soğuktu. O kadar soğuktu ki avucuna yapışmış gibiydi. Etrafındaki hava sanki birdenbire ağırlaşmıştı. Rüzgar durmuştu. Uzaklardan gelen normal sesler —kuş cıvıltıları, uzaktaki askerlerin konuşmaları— sanki bir anda çok uzaklaşmıştı.
Reiji’nin sesi boğuk bir tonda geldi:
“Gözlerini yum. Taşı hisset. Sonra da… içindeki karanlığı.”
Kaito gözlerini yumdu.
İlk başta hiçbir şey olmadı. Sadece kendi nefesinin sesini duyabiliyordu. Kalbi normalden biraz daha hızlı atıyordu. Sonra yavaş yavaş bir şey değişti.
Soğukluk başladı.
Önce parmak uçlarından geldi. Sonra avucundan koluna doğru yükseldi. Sanki biri damarlarının içine buz gibi bir sıvı enjekte ediyordu. Kaito’nun nefesi hafifçe kesildi. Gözleri hâlâ kapalıydı ama zihninde görüntüler belirmeye başladı.
Karanlık bir boşluk…
İçinde yavaş yavaş dönen siyah damarlar…
Ve o damarların arasında kendi yüzü. Ama bu sefer daha netti. Gözleri tamamen siyahtı. Ağzının kenarından ince, siyah bir sıvı süzülüyordu. O görüntü ona bakıyordu. Ve gülümsüyordu.
Kaito’nun kalbi hızlandı.
Bu ben değilim… Bu ben değilim…
Ama görüntü ona cevap verir gibiydi. Sanki “henüz değil” diyordu.
Tam o sırada Kaito bir ses duydu.
Kendi sesi.
Ama daha derin, daha karanlık bir tondaydı.
“Neden direniyorsun?”
Kaito irkildi. Gözlerini açmak istedi ama açamadı. Sanki göz kapakları taşlaşmıştı.
“Sen de biliyorsun… Bu lanet seni güçlendirecek. Neden savaşmak istiyorsun?”
Kaito zihninde cevap verdi:
Çünkü ben… ben hâlâ ben olmak istiyorum.
Ses hafifçe güldü.
“Ne kadar safsın…”
Tam o anda Kaito bir el hissetti. Biri omzuna dokunuyordu. Sıcak bir el. Gerçek bir el.
Rin’in sesi geldi, hafifçe boğuk ama net:
“Kaito… Sesimi duyuyor musun? Gel geri. Buradayız.”
O sesle birlikte görüntü biraz bulanıklaştı. Kaito zorlanarak gözlerini açtı. Nefesi düzensizdi. Alnı terle kaplıydı. Eli hâlâ taşa yapışmıştı.
Rin’in eli omzundaydı. Yüzünde endişe vardı.
“İyi misin?” diye sordu alçak sesle.
Kaito bir süre cevap veremedi. Sonra yavaşça başını salladı.
“İyiyim… Sanırım.”
Leon ise birkaç adım ötede duruyordu. Kollarını kavuşturmuştu. Yüzünde hiçbir ifade yoktu ama gözleri Kaito’yu dikkatle inceliyordu.
Reiji yanlarına geldi.
“Ne gördün?”
Kaito taşı yavaşça bıraktı. Eli hâlâ titriyordu.
“Kendimi… gördüm. Ama farklıydım. Gözlerim siyahtı. Ve… bir ses duydum. Kendi sesim gibiydi ama… daha karanlık. Bana direnmememi söyledi.”
Reiji başını salladı.
“Lanetin ilk sesi. Henüz çok zayıf. Ama zamanla güçlenecek.”
Kaito koluna baktı. Damarlar bu sefer biraz daha belirgindi. Sanki o sesle birlikte biraz daha yayılmışlardı.
Rin hâlâ omzuna dokunuyordu. Eli sıcaktı.
“Çok mu kötü hissettin?” diye sordu endişeyle.
Kaito hafifçe gülümsedi. Bu gülümseme hem yorgun hem de biraz alaycıydı.
“Bir ses bana ‘neden direniyorsun’ dedi. Ben de ‘çünkü ben olmak istiyorum’ dedim. Komik, değil mi? Sanki birileri bana ‘daha karanlık ol’ diye yalvarıyor.”
Rin’in ifadesi yumuşadı.
“En azından hâlâ savaşabiliyorsun. Bu önemli.”
Leon bu sefer konuştu. Sesi her zamanki gibi soğuktu ama içinde hafif bir saygı vardı.
“Çoğu insan ilk seferde o sesi duyduğunda ya bayılır ya da ağlamaya başlar. Sen ise hâlâ ayaktasın ve şaka yapabiliyorsun. Kötü değil.”
Kaito Leon’a baktı.
“Bu bir iltifat mıydı yoksa?”
Leon omuzlarını silkti.
“Gerçek.”
Reiji arkasını döndü.
“Bugünlük bu kadar. Kaito’nun daha fazlasını kaldıramayacağını düşünüyorum. Yarın devam edeceğiz.”
Rin Kaito’nun koluna hafifçe dokundu.
“Gel, seni odana kadar bırakayım. Biraz dinlenmen lazım.”
Kaito başını salladı. Bacakları hafifçe titriyordu. Rin’le birlikte alandan çıkarken arkasına dönüp son bir kez baktı.
Leon hâlâ aynı yerde duruyordu. Onları izliyordu.
Kaito içinden geçirdi:
Belki de o kadar da kötü biri değil. En azından… beni tamamen aptal yerine koymadı.
Rin’le birlikte koridorda yürürlerken Kaito yavaşça konuştu:
“Rin… teşekkür ederim. O sesi duyduğumda… biraz korktum. Senin sesin olmasa belki gerçekten kaybolurdum.”
Rin hafifçe gülümsedi.
“Endişelenme. Ben buradayım. Ve… sanırım Leon da öyle. Kendi tarzıyla da olsa.”
Kaito hafifçe güldü.
“Onun tarzı biraz sert.”
Rin kıkırdadı.
“Evet. Ama en azından dürüst.”
Kaito bir an durdu ve koluna baktı. Damarlar hâlâ oradaydı. Ama bu sefer o kadar yalnız hissetmiyordu.
En azından… şimdilik..