Ertesi gün Kaito gözlerini açtığında ilk hissettiği şey ağrıydı.
Kolundaki damarlar sadece zonklama yapmıyordu. Sanki içinden biri onları çekiyormuş gibi bir acı vardı. Kaito yatağın içinde doğruldu ve kolunu kaldırdı. Damarlar artık daha koyu ve daha belirgindi. Dün geceye göre neredeyse iki katına çıkmış gibi duruyordu.
Kaito aynanın karşısına geçti. Yüzü bembeyazdı. Gözlerinin altı morarmıştı. Ve en kötüsü… gözlerinin içinde hafif bir kızıllık vardı. Normalde olmayan bir şey.
“Ne oluyor lan bana…” diye fısıldadı kendi kendine.
Kapı vuruldu. Bu sefer Reiji’ydi.
“Gel. Bugün daha ileri bir çalışma yapacağız.”
Kaito kapıyı açtı. Reiji’yi görünce ilk defa yüzünde ciddi bir endişe gördü.
“Ne oldu koluma?” diye sordu doğrudan.
Reiji bir an duraksadı.
“Lanetin seni daha hızlı ele geçirmeye başladığını düşünüyorum. Dün yaptığın çalışma… biraz fazla derine inmiş olabilir.”
Kaito alaycı bir şekilde güldü ama bu gülüşte hiçbir mutluluk yoktu.
“Harika. Yani ya laneti kontrol edeceğim ya da daha hızlı çürüyeceğim. Seçeneklerim her geçen gün daha güzel oluyor.”
Reiji cevap vermedi. Sadece “Gel” dedi.
Eğitim alanına vardıklarında bu sefer sadece Reiji ve Kaito vardı. Rin ve Leon yoktu.
Kaito kaşlarını çattı.
“Diğerleri nerede?”
Reiji ciddi bir sesle cevap verdi:
“Bugün sadece sen ve ben olacağız. Çünkü bugün… lanetin seni gerçekten ne kadar etkilediğini göreceğiz.”
Kaito taşı eline aldı. Bu seferki taş daha büyüktü ve daha koyu renkliydi.
“Ne yapmam gerekiyor?”
Reiji gözlerinin içine baktı.
“Bu sefer… laneti çağırmaya çalışmayacaksın. Tam tersine… onunla savaşacaksın. Taşı elinde tutarken, içindeki karanlığı itmeye çalışacaksın. Ne kadar dayanabileceğini göreceğiz.”
Kaito derin bir nefes aldı ve taşı sıktı. Gözlerini yumdu.
Bu sefer karanlık çok daha hızlı geldi.
Sanki onu bekliyormuş gibiydi.
Kaito zihninde karanlıkla karşı karşıya geldi. Bu sefer görüntü daha netti. Kendi karanlık hali ona bakıyordu. Ama bu sefer gülümsemiyordu. Yüzü ciddiydi.
“Neden hâlâ direniyorsun?” dedi o ses.
Kaito zihninde cevap verdi:
Çünkü ben… ben hâlâ Kaito olmak istiyorum.
Ses hafifçe güldü.
“Ne kadar inatçısın… Peki ya sevdiklerini koruyamazsan? Ya Mizuki ölürse? Ya Rin ölürse? O zaman ne yapacaksın?”
Kaito irkildi.
O anda görüntü değişti.
Rin’in cansız bedeni yerde yatıyordu. Gözleri açıktı. Ve Kaito’nun kendi elleri… o bedene dokunuyordu. Kendi elleri siyahtı.
Kaito’nın nefesi kesildi.
“Hayır…”
Ses devam etti.
“Bu senin geleceğin. Eğer laneti kontrol edemezsen… en sevdiğin insanları sen öldüreceksin.”
Kaito gözlerini açmak istedi ama açamadı. Karanlık onu içine çekiyordu. Kalbi deli gibi atıyordu. Vücudu titriyordu.
Tam o sırada Reiji’nin sesini duydu. Uzakta, boğuk bir tondaydı.
“Kaito! Gel geri! Kaito!”
Ama ses çok uzaktı.
Kaito’nın zihninde karanlık hali tekrar konuştu.
“Teslim ol. Daha az acı çekersin.”
Kaito son bir kez direndi.
Hayır…
Ve sonra her şey karardı.
Kaito gözlerini açtığında yerde yatıyordu. Reiji’nin kucağındaydı. Yüzü ter içindeydi. Vücudu hâlâ hafifçe titriyordu.
Reiji’nin sesi endişeliydi.
“Kaito! İyisin mi? Beni duyuyor musun?”
Kaito zorlanarak başını kaldırdı. Sesi zayıftı.
“Gördüm… Rin’i… Ölmüştü. Ve… ben… ben yapmıştım.”
Reiji’nin ifadesi sertleşti.
“Bu sadece bir görüntü. Lanet seni korkutmaya çalışıyor. Gerçek değil.”
Kaito yavaşça doğruldu. Eli hâlâ titriyordu. Kolundaki damarlar bu sefer daha da koyulaşmıştı. Neredeyse dirseğine kadar yayılmışlardı.
Reiji onu dikkatle inceledi.
“Bugünlük bu kadar. Artık ayağa kalkamayacak durumdasın.”
Kaito başını iki yana salladı.
“Hayır… Devam etmek istiyorum.”
Reiji kaşlarını çattı.
“Kaito, bu tehlikeli. Bugün çok derine indin. Biraz daha derinlere insin… belki gerçekten geri dönemezdin.”
Kaito yavaşça ayağa kalktı. Bacakları titriyordu ama dimdik durdu.
“Eğer bu laneti yenmek istiyorsam… bu acıya dayanmam gerekiyor. Değil mi?”
Reiji bir süre sessiz kaldı. Sonra derin bir nefes aldı.
“Evet. Ama acele etme. Bu lanet seni yavaş yavaş yiyor. Eğer çok hızlı ilerlersen… seni gerçekten kaybederiz.”
Kaito koluna baktı. Damarlar hâlâ zonkluyordu. Ama bu sefer içinde farklı bir his vardı.
Korku.
Ve o korku, dünkü görüntüden çok daha derindi.
Çünkü lanet ona sadece acı çektirmiyordu.
Ona en çok sevdiği şeyleri kaybettirme tehdidiyle geliyordu.
Ve Kaito, bu tehdide nasıl cevap vereceğini henüz bilmiyordu.