Ertesi gün eğitim alanı bu sefer daha kalabalıktı. Reiji, Kaito’yu Rin ve Leon’la birlikte çalıştıracağını söylemişti. Kaito bu fikre hem merak hem de hafif bir tedirginlikle yaklaşıyordu.
Rin sabah erkenden gelmişti. Üzerinde sade bir eğitim kıyafeti vardı ve saçlarını arkadan toplamıştı. Kaito’yu görünce yine o samimi gülümsemeyle selam verdi.
“Günaydın. Dün gece iyi uyudun mu?”
Kaito omuzlarını silkti.
“Fena sayılmaz. En azından kabus görmedim. Bu da bir şeydir.”
Rin hafifçe güldü.
“Burada kabus görmemek bile lüks sayılıyor. Tebrikler.”
Leon ise çoktan alana gelmiş, tek başına kılıç çalışması yapıyordu. Yüzünde hiçbir ifade yoktu. Kaito’yu fark ettiğinde sadece başını hafifçe eğmekle yetindi. Ne selam verdi ne de yaklaşmaya çalıştı.
Kaito içinden geçirdi:
Harika. Biri bana samimi davranıyor, diğeri ise ‘seninle konuşmaya değmez’ havasında. Gerçekten çok dengeli bir ekip.
Reiji alana geldiğinde üçünü de yan yana dizdi.
“Bugün üçünüz de birlikte çalışacaksınız. Hem fiziksel hem de mana konusunda. Birbirinizden öğrenebileceğiniz şeyler var.”
Leon kollarını kavuşturdu.
“Umarım bu ‘öğrenme’ kısmı tek taraflı olmaz. Çünkü bazılarının hâlâ masum kalmaya çalıştığını duyuyorum.”
Kaito kaşlarını çattı ama cevap vermedi. Rin ise Leon’a hafif bir bakış attı.
“Leon, lütfen. Henüz ilk günümüz.”
Leon omuzlarını silkti.
“Gerçekleri söylemek suç mu?”
Reiji araya girdi.
“Yeter. Bugün amacımız kavga etmek değil. Kaito, senin lanetin hakkında daha fazla şey öğrenmeni istiyoruz. Rin ve Leon da sana yardımcı olabilir.”
İlk olarak fiziksel çalışmayla başladılar. Reiji onları koşu, temel kılıç hareketleri ve dayanıklılık çalışmalarına soktu. Kaito hâlâ diğer ikisine göre daha beceriksizdi ama pes etmiyordu.
Bir ara mola verdiklerinde Rin Kaito’nun yanına oturdu. Elinde su şişesi vardı.
“İlk günlerde ben de çok zorlanıyordum,” dedi samimi bir sesle. “Hâlâ zorlanıyorum aslında. Ama en azından yalnız olmadığımı biliyorum.”
Kaito su şişesinden bir yudum aldı.
“Sen… lanetin nasıl başladı?”
Rin bir an sustu. Sonra hafifçe gülümsedi ama bu gülümseme biraz üzgündü.
“Ben de senin gibi çağrıldım. Ama benim lanetim farklı. Ben… insanları iyileştirebiliyorum. Ama her iyileştirdiğimde kendi canımı yakıyorum. Yani ne kadar çok kurtarırsam, o kadar çok ölüyorum.”
Kaito bir süre sessiz kaldı.
“Bu… çok kötü.”
Rin omuzlarını silkti.
“Evet. Ama en azından bir amacım var. Senin lanetin ise… daha karanlık gibi duruyor. İçini kemiriyor.”
Kaito koluna baktı. Damarlar artık daha belirgindi.
“Evet. Kemiriyor.”
Tam o sırada Leon yanlarına geldi. Elinde kılıcı vardı.
“Konuşmayı bırakın. Reiji geliyor.”
Reiji gerçekten de alana yaklaşıyordu. Yüzü ciddiydi.
“Bugün mana çalışması yapacağız. Kaito, sen lanetini hissetmeyi öğreneceksin. Rin ve Leon da sana rehberlik edecek.”
Kaito derin bir nefes aldı.
“Nasıl yapacağız?”
Reiji cebinden küçük bir taş çıkardı. Bu, dün Mizuki’nin verdiği Karanlık Taş’a benziyordu ama daha küçüktü.
“Bu taşı elinde tutacaksın. Sonra gözlerini yumup laneti çağırmaya çalışacaksın. Rin ve Leon da yanında olacak. Eğer çok derinlere inersen seni geri çekecekler.”
Kaito taşı aldı. Eli hafifçe titriyordu.
“Peki… ya geri dönemezsem?”
Leon bu sefer alaycı olmadan, ciddi bir sesle cevap verdi:
“O zaman ya güçlü olursun, ya da kaybedersin. Başka seçenek yok.”
Kaito bir an Leon’a baktı. Bu sefer bakışlarında alay değil, gerçek bir ciddiyet vardı.
Rin Kaito’nun omzuna hafifçe dokundu.
“Endişelenme. Biz buradayız. En azından… ben buradayım.”
Kaito hafifçe gülümsedi.
“Teşekkür ederim, Rin.”
Reiji arkasını döndü.
“Başlayalım.”
Kaito taşı sıktı ve gözlerini yumdu.
İçindeki karanlık bu sefer daha net hissediliyordu. Sanki onu çağırıyordu. Ve bu sefer Kaito, o çağrıya cevap vermeye biraz daha cesaretliydi.
Ama bir yandan da aklından geçen düşünce şuydu:
Umarım bu sefer kendimi tamamen kaybetmem. Çünkü kaybedersem… geri dönüş gerçekten olmayacak