İçeriğe geç

Kutsal Emanet

Bölüm 3 · 11 dk okuma

Kutsal Emanet

Bölüm 3

BÖLÜM 3: Tehlike Çanları

Üçüncü bölüme hoşgeldiniz. Kitabıma devam ederek bana destek olduğunuz için teşekkür ederim. Yorumlarda sahne ve bölüm hakkında ki düşüncelerinizi belirtmeyi, bölümü oylamayı ve eksik gördüğünüz kısımları belirtmeyi unutmayın. Keyifli okumalar dilerim 🤍

🎵La Fouine ~ Du Ferme🎵

Kulağımda kulaklık, gözlerim kapalı düşlerim açık. Gecenin esintisi yalayıp geçiyor tenimi. Yürüyorum sokak boyunca. Gözden geçiriyorum yaşantımı. Arkadaşlarımı. Arkadaşlarım dediğime bakmayın bir elin parmağını geçmez sayısı.

Telefonumun çalması ile düşüncelerimden sıyrıldım. Annem arıyordu. Açtım ve beni yemeğe beklediklerini ama yemek yemek istemediğimi söyleyip aramayı sonlandırdım. Biraz ötemde duran banka doğru ilerledim. Deniz tüm güzelliğiyle karşımdaydı. Banka oturduğum anda demirin soğukluğu vücudumu titretmişti.

Ne kadar oldu oturalı kestiremiyorum ama karşıma ki bu dalga sesiyle düet yapan yakamozu bir ömür boyu usanmadan izleyebilirdim. Ruhumun huzurla dolduğunu hissedebiliyordum.

Kolumun sertçe dürtülmesiyle yerimden sıçradım. Sabah olmuştu ve her yerim soğuktan dolayı hem uyuşmuş hem de tutulmuştu.

Kahretsin! Sabaha kadar burada kalmış olamazdım değil mi? Bu da o aptal rüyalardan bir tanesi değil mi? Lütfen öyle olsun diye kendi kendime söylenirken hemen yanımda oturan ve beni uyandıran kişiye baktım. Serkan'dı bu. Şu an uğraşmak isteyeceğim en son kişiydi. Gözlerimi devirmeden edemedim. Hala yüzünde hiç gitmeyen aptal gülümsemesi vardı.

"Günaydın tombulum. Evden mi kovuldun yoksa?" dedi hafif bir kahkaha atarken. Ellerim ile yüzümü ısınması için kapayıp bir müddet öyle kaldıktan sonra tekrardan Serkan'a baktım.

"Sana da günaydın ukala sevgilim. Eğer beni aşağılamak için geldiysen inan bana seni çekecek halim yok. Ayrıca beni nasıl buldun?" Saatime baktığımda saatin dokuz olduğunu gördüm. "Senin okulda olman gerekmiyor mu Serkan?" sırıtmasını yüzünden eksik etmeyerek önüne döndü ve ellerini birleştirip denize bakmaya başladı.

"Aynı şekilde seninde olman gerekmiyor mu?" tek kaşını kaldırıp bana baktı. Benden cevap gelmediğini anladığında yüzünü denize doğru çevirdi.

"Ben ne zaman istersem okula o zaman giderim." İşte o beklediğim cevap.

Gözlerimden hala uyku akıyordu ve karnım acıkmıştı. Elimi cebime atıp telefonu çıkardığımda annemden sayısız cevapsız çağrı olduğunu görünce hemen bildiğim tüm duaları okuyup arama tuşuna bastım.

Birkaç çalışın ardından telefonun ucundan bir kükreme duyduğuma yemin edebilirim. Fazla kızgındı ve haklıydı. Benimde çocuğum içmiş gibi bir bankta sızarsa ben de öfkelenirdim. Annemi biraz olsun yatıştırıp telefonu kapattıktan sonra yanımın boş olduğunu fark ettim. Ne ara gitmişti? Bu çocuğun yanında kendimi fantastik bir kitabın içinde gibi hissediyordum. Hem fantastik hem klişe.

Bunları düşünecek vaktim yoktu. Halletmem gereken bir anne terliği davası vardı ve eğer çözemezsem sonum pekte hayra alamet olmayacaktı. Doğrulup eve doğru yol aldım.

Kapıya anahtarı takmamla birlikte kapının birden açılması sadece birkaç saniyede oldu. Açılan kapının ardından yüzüme doğru inen sert bir tokatsa cabasıydı. Sanırım sağ yanağım felç geçirmişti. Siz benim sağ tarafımdan ne istiyorsunuz? Ortalama bir kadının aksine annem elleri mermerde dövülmüş kadar sert ve ağırdı ancak bunu sadece tokat attığında görebiliyordum.

Yanağımı tutarak masum bir çocuk gibi içeri süzüldüğümde kapı gürültüye kapandı. Annem öfkeye bana, ben ise ona yavru köpek bakışı ile bakıyordum. Genel olarak yumuşardı ama bu sefer plan yattı ve işe yaramadı.

"Hiç bu sefer heveslenme. Cezadan kaçışın yok? Şimdi söyle bakalım tüm gece hangi cehennemdeydin?" tatlılıkla yüzüne bakarken içimde gülme hissi geldi ama şimdi annemin karşısında gülersem cezam katlanabilirdi.

"Dışarıdaydım."

"Hakikaten mi? Bak ben bunu bilmiyordum. Onu mu diyorum nerede uyudun onu soruyorum" aslına sorusunu anlamıştım ama şirinlik yapmak belki yumuşatabilirdi. Daha birkaç saat önce yatıştırdım sanmıştım ancak daha da alevlendirmiştim.

"Söyleyeceğim ama kızmayacaksın."

"Sence bunu söylemek için geç kalmadın mı? Şimdi lafı uzatma ve söyle. Tüm gece kafayı yedim, her yerde kuzusunu kaybetmiş koyun gibi seni aradım." Bu sefer kahkahama engel olamamıştım. Benimle beraber annemde gülünce ona sarıldım ve bu konuyu ertelemeye karar verdik. Tabi ki de başka zaman konuşmayacaktık. Anne oğul olarak üşengeçtik çünkü.

Annemden ayrıldıktan sonra koşarak üst katta bulunan odama gittim ve kendimi yatağa attım. Bugün okula gitmek istemiyordum. Zaten devamsızlık hakkımda vardı. Bugün tek yapmak istediğim tavana bakıp hayal kurmaktı.

Telefonuma gelen o mesaja kadar. Baktığımda o çok sevdiğim Seda hocamdan mesaj vardı. Okula yapmış olduğum kavga ile ilgili konuşmak istediğini söylüyordu. Ama benim konuşacak cesaretim yoktu. Özellikle Seda Hoca ile. Neden mi? Çünkü bu okulda bana en çok güvenen ve sevgi besleyen öğretmenlerinden biriydi. Kavgayı duyduktan sonra yüzünde oluşan şekli hayal bile edemiyorum.

Telefonu kitaplığımın üzerine bırakıp kendimi tekrar yatağıma attım ve Seda hocanın bana söyleyecek olduğu şeyleri planladım. Kütüphane önünde kavga etmiş olmam eminim onu çok kızdırmıştır. Acaba ortamı yumuşatmak için bir koli çikolata ve kahve ile çıksam karşısına olanları unutur muydu? Bir ihtimal.

Kafamda ki saçma düşünceleri attım ve gerçek dünyaya döndüm. Kavgada hatalıydı. Hatalıydım. Hatalıydık. Bugün kesinlikle okula gitmeyecektim ve yarına kadar kendimi gelecek olan fırtınaya hazırlayacaktım. Başka çarem yoktu. Seda hocayı hem seviyor hem de onun öfkesinden korkuyordum. Beni ve diğer öğrencileri düzgün birer insan olarak eğitmek ve yetiştirmek için çok çaba sarf etmişti.

Ortaokulda da derslerime Seda hoca giriyordu ve şans eseri 8.sınıftan mezun olduğum yıl o da benim gidecek olduğum liseye geçmişti. Bu haberi duyduğumda iki koli kitap almışım gibi sevinmiştim.

Çalışma masama geçtim ve o hala bitiremediğim kitabı okumaya başladım. Akşama kadar yaptığım tek şey kitap okumak oldu. Yapacak başka bir şeyim yoktu zaten. Yaşadığım duygu geçişleri hem beni bitirmiş hem de rahatlatmıştı. Kendi dünyamda kaybolmak o kadar güzel ki. Gerçek dünya da güzel şeyler olmuyor maalesef. Çünkü gerçek dünya acımasızlıklar ve yalanlarla dolu. Kötülükle ve savaşla dolu. Kardeşlik namına bir şey kalmadı. Bütün bunları yaşadıklarım ve gördüklerim ile söylüyorum.

Benim dünyamda bunlar yoktur. Herkes birbiri ile dosttur. Birine bir şey olsa herkes sanki kendine zarar gelmiş gibi üzülür ve birbirlerine destek olurlar. Kimse kimseyi kırmaz, küslük ve savaş asla olmazdı. Irkçılık yoktu, hor görme yoktu. Huzur vardı. Dayanışma ve yanımızdan ayırmadığımız kitaplar. Böyleydi benim dünyam. Hepsinin birer hayaldan ibaret olması canımı yakan en acımasız gerçekti.

Okumaktan yorulan gözlerimi dinlendirmek için kitabı kenara atıp gözlerimi kapatarak kitabın son sahnelerini hayalimde canlandırmaya çalıştım. Her kitaba ara verdiğimde yaptığım bu eylem o kadar eğlenceliydi ki kitap okumayı başka bir boyuta taşıyor gibiydi. Birkaç dakika gözlerim kapalı ve masaya dayanmış şekilde durdum. Sandalyemde geri yaslanarak tavanı izledikten sonra kapanmak için ısrar eden gözlerime yenilip yatağıma geçtim. Yastığa kafamı koymamla birlikte çoktan uykuya dalmıştım bile.

Sanki beynimin içindeymiş gibi çalan alarmı duvara fırlatmak için can atıyordum.

Gözlerimden akan uykuya ve yatakta kalma arzusuna rağmen ağır adımlarla lavaboya giderek ellerimi ve yüzümü soğuk suda iyice yıkadım. Aynada ki yansımama baktığımda gözlerimde ki yorgunluğun nasıl bir seviyede olduğunu gördüm. Canımı yakıyor muydu? Hayır, artık yakmıyordu.

Aynada gördüklerim sadece yorgunluktan ibaret değildi. Sanki bir değişiklik var gibiydi. Kabuslarla uyandığım her sabah göz altlarım morarırdı, bugün hiçbir şey yoktu. Gözlerime bakıp yalandan bir tebessümle lavabodan çıktım.

Aşağı inip annemin bana özel hazırladığı kahvaltıya göz gezdirdim. Tam da oluşturduğumuz diyet programına uyan mükellef bir sofraydı. Biraz peynir, zeytin, ve bolca yeşilliğin süslediği sofraya oturmak için can atıyordum.

Hayır atmıyordum.

Eğer hayalimde ki bedene sahip olmak istiyorsam elimden gelen her türlü fedakarlığı yapmak durumundaydım ve eğer o bedene bu işin sonunda kavuşabileceksem ömrümün sonuna kadar maydonoz yiyebilirdim.

Son lokmayı da yedikten sonra biraz kafein ihtiyacımı karşılamak için kahve makinesinin tuşuna basıp kahvemin hazırlanmasını bekledim. Gelen bip sesiyle fincanımdan büyük bir yudum alarak kafeinin eşsiz tadına vardım.

Kulağımda kulaklık ve hayal kurmakla geçen yolculuğumu yanımda beliren lüks spor arabası bozdu. Simsiyah filmle kaplı camı yavaşça açılırken şoför koltuğunda baş belam olan Serkan'ı gördüm. İki gündür karşıma ansızın çıkışları hoşuma gitmiyordu ve beni huzursuz ediyordu. Gözlüğünü burun ucuna kadar indirdikten sonra sakızını çiğnemeye devam ederek her zaman ki gibi sinir bozucu sırıtışını yüzüne yerleştirdi.

"Hoş geldin sevgilim. Bende nerede kaldın diyordum. Malum iki gündür olur olmadık yerden çıkıyorsun da." Dudaklarından bir kahkaha döküldü. Yeşil gözlerini gözlerime sabitleyip:

"Özledim seni diyelim. Atla bırakayım seni okula." Söylediğinde ciddi mi diye birkaç saniye gözlerine baktım.

"Serkan sen iyi misin? Birkaç gün evvel seninle birbirimizi öldürürcesine kavga ettik. Şimdi böyle davranman sence de tuhaf değil mi?"

"Belki de barışmak ve aramızda ki buzları eritmek istiyorumdur. Tamam kabul o gün aramızda tatsız bir olay oldu ama bunu telafi etmek, arkadaş olmak istiyorum." Söylediklerine inanmak istemiyordum ama her insan ikinci bir şansı hak eder diye düşünmeden de edemiyordum.

"Dikilmeye devam edecek misin yoksa atlayacak mısın?" kararsızdım ama ona güvenmekte istiyordum. Sadece okula kadar bırakacaktı? En fazla ne olabiliri ki?

Daha fazla beklemeden ve okula kadar yürümeye üşendiğim için Şoför koltuğunun yanında yerleştim. Bana kısaca bakıp memnun olmuşçasına gülümseyip nedenini bilmediğim şekilde göz kırptı. Sanki karşısında ben değil de Gülce varmış gibi hareket ediyordu. Bende karşılık olarak gülümsediğimde içim huzursuzlukla ürpermişti yine.

Bir yanım ona güven diyordu ama diğer yanımda ona kolay kolay güvenmemem gerektiğini söylüyordu. Araba hareket etmeye başladığında kulaklığımı kutusuna koyup camdan dışarıyı izlemeye koyuldum. Belli bir süre düz gittikten hemen sonra caddeden sağa doğru döndü ve aracın hızını arttırmaya başladı. Okulun arka sokağını geçip hemen ileriden sola döndüğümüzde okul karşımızdaydı ancak Serkan sağa, okul yolunun tersi istikamete girmişti.

Bu yol okuldan bizi okula götürmüyordu. Uzaklaştırıyordu ama neden bu yola girmiştik ki? Derse yetişmem gerekiyordu.

Okul yolundan oldukça uzaklaşmaya başladığımızda araba yoğunluğuda giderek azalmaya başladı ve o koca yolda yalnızca bizim arabamız kalmıştı. Ne kadar süre yol kat ettik bilemiyordum ama artık ol bizi daha tenha yerlere sürüklemeye başlamıştı. Serkan, ormanın derinliklerine doğru giden patikayı takip etmeye başladığında burayı az çok anlatılanlardan tanımıştım. Burada genel olarak gece içmeye gelenler takılırdı ki duyumlarıma göre bir takım yasal olmayan hadiseler yaşanmıştı.

Serkan'a baktığımda beni arabaya davet edişinde ki gülümsemesine karşılık soğuk bir suratla karşılaşmıştım. Bir an olsun gözünü yoldan ayırmıyor ve benim olduğum tarafa bakmıyordu. En azından nereye gittiğimizi söyleyebilirdi. Onun konuşmayacağını anladığımda ise başta sormam gereken soruyu sordum.

"Nereye gidiyoruz?" Okul yolunun tersine saptığı o ilk an sormam gereken soruyu şu an sormanın pişmanlığını yaşasam da artık geç kalmıştım. Şu an sadece cevap almak istiyordum. Cevap bekleyen gözlerle ona bakıyordum ancak o hala gözünü yoldan ayırmıyor ve beni yanıtsız bırakıyordu.

"Bir soru sordum" Hala yüzüme bakmıyordu. Onun bu sessizliği tüylerimi diken diken etmişti. Araç durmadan ormanın içine girmeye devam ettiğinde içimdeki huzursuzluk daha da artıyor korkumun artmasına neden oluyordu.

"Sadece sabret. Bunu çok seveceksin" Dakikalar sonra verdiği cevap beni hiçte tatmin eden cinsten değildi. Hemen karşımızda kocaman ağaçlarla çevrili bir arazi vardı. Orada kenarlara çekilmiş vaziyette toplanana araba kalabalığını gördüğümde içime bir nebze de olsa su serpilmişti çünkü olası bir durum da yardım isteyebileceğim insanlar vardı.

Araçların yanında belirmeye başlayan insanları gördüğümde artık kendimden emin bir şekilde korkmuyor, sadece olacakları merakla bekliyordum zira Serkan bana net bir cevap vermemekte ısrarcıydı.

Serkan, en arkada duran beyaz aracın yanına park edip kemerini çözüp öylece beklemeye başladı.

"Neden durduk?" Böyle hareketsiz duruyor olması korkumu biraz arttırmıştı. Sanki bir şey bekliyor gibiydi. Arkamızda ki insanlara bakmak için geri döndüğümde onların neredeyse tamamıyla göz göze gelmeyi kesinlikle beklemiyor, neler olduğunu anlamaya çalışıyordum.

Neden bizi izliyorlardı, hem de hepsi birden?

Serkan nihayet yaşam belirtisi gösterip bana doğru döndüğünde yüzünde hiçbir ifade yoktu.

"Yol boyu nereye gidiyoruz diye soru sorup duruyordun. Şimdi cevabını alacaksın işte. İfadesiz donuk bakan yüzünde yine en ufak bir oynama bile olmamıştı. Bir ölü gibi ruhsuzdu.

"Son durağa geldik sevgilim. Buradan sonrasında seni arkadaşlar geçirecek" dediğinde benim tarafımda ki kapı açıldı ve sarışın olduğunu gördüğüm biri beni hızla dışarı çekti.

Sertçe kolumdan beni diğerlerinin yanına sanki kurbanlık koyunmuşum gibi sürükleyerek götürmeye başladı. Kolumu sımsıkı tutan parmakları etimi koparırcasına acı veriyordu. Sonunda beni bırakmıştı ama kolum o kadar ağrıyordu ki morardığına yemin edebilirdim. Etrafıma baktığımda altı kişinin ortasında durduğumu fark ettim. Her birinin elinde bulunan sopalar ise birazdan olacakların habercisi gibiydi.

Serkan, beni öldürmek istiyordu.

Korkmamam, cesurca karşılarında dikilmem gerekiyordu ama yapamıyordum. Elimde olmadan titreyen bacaklarıma sertçe küfürler saydırmaktan başka bir şey gelmiyordu elimden.

Nihayet oturduğu koltuktan kalkan Serkan, arabanın kaputunun üzerine oturup yüzüme baktı. İfadesizliği devam ediyordu ve bu onu hiç olmadığı kadar tehditkar yapıyordu. Beni arabadan sürüklercesine çıkaran sarışın çocuk tam üzerime doğru gelecekti ki Serkan'ın el işaretiyle olduğu yerde durdu.

Yanıma yaklaşan Serkan gözlerini gözlerime sabitleyerek,

"Gerçekten bunun yanına kalacağını mı sanıyordun?" deyip gömleğinin üstünden üç düğmesini açıp göğsünün ortasında ki morluğu gösterdi. Onu ben yapmıştım. Kavga esnasında tutarsızca attığım yumruklarımdan biri göğsüne gelmişti ve en şiddetlisi de sanırım göğsüne gelendi.

"Şimdi ne yapacağız biliyor musun? Sana unutamayacağın bir ders vereceğim. Seni de o rezil gövdeni de gömeceğim buraya"

Bütün bunlar aptalca bir kavga yüzünden miydi yani? Bu resmen çocukça bir davranıştı ve bu yaptığı resmen eşkiyalıktı. Ciddi olup olmadığını anlamak için birkaç kez ona baktım ama o yüzünden son birkaç dakikadır hiç gitmeyen ifadesizliğiyle benden uzaklaşmaya başladı.

Birazdan ömrümde yemediğim dayağı yiyebilirdim ama ona asla acı çektiğimi hissettirip zevkini yaşatmayacaktım. Bana baktığı şekilde bende ona baktım ama o bunu takmıyordu bile. Ellerini birbirine vurup "Parti başlasın" dedi ve sırtımda hissettiğim ilk darbe ile yere düştüm. Serkan hemen ötemde kolları göğsüne bağlı biçimde beni izliyordu. Sanki bir şey hatırlamış gibi eli cebine gitti ve telefonunu çıkarıp beni kayda almaya başladı. Bana nispet yaparmış gibi "Anı ölümsüzleştirelim" dedi.

Gözlerimden yaşlar geliyordu. Ama acıdan değil. Yine birine güvenmekte hata yaptığım için ağlıyordum.

Sırtıma, koluma, bacağıma kafam gelen sopa darbeleri beni acıdan yerde kıvrandırmaya yetmişti. Ona asla bu zevki yaşatmayacağım sözümü tutmakta zorlanıyordum. Bu acı katlanılır cinsten değildi. Kendimi korumak için ellerimi kaldırdıysam da onlar bunu umursamayıp daha sert vuruyorlardı. Sanki benim kendimi koruma çabam onlara zevk veriyor gibiydi.

Vurdukları her darbede biraz daha bitkin düşüyor, biraz daha karanlığa çekiliyordum. Bir zaman sonra vücudum darbelere alışmış gibi artık acı çekmediğinde görüşümün gittikçe kararmaya başladığını fark ettim.

Sonrası ise derin ve uçsuz bucaksız bir uçurumdu.

EVEEET ikinci bölümünde sonuna geldik. Deniz, hayatını değiştirecek olan şeyleri öğrenmesine çok az kaldı. Onu ne gibi bir tehlikenin beklediğinden habersiz. Bölüm nasıldı yorumlarda belirtmeyi unutmayın >

Sosyal medya hesaplarımız;

Instagram: @dennissoikan

Resmi hesabımız: @kutsalemanettofficial

Bölüm sonu

1 yorum