İçeriğe geç

Kutsal Emanet

Bölüm 4 · 8 dk okuma

Kutsal Emanet

Bölüm 4

BÖLÜM 4: Kabus

Dördüncü bölüme hoşgeldiniz. Kitabıma devam ederek bana destek olduğunuz için teşekkür ederim. Yorumlarda sahne ve bölüm hakkında ki düşüncelerinizi belirtmeyi, bölümü oylamayı ve eksik gördüğünüz kısımları belirtmeyi unutmayın. Keyifli okumalar dilerim 🤍

Bip.

Bip.

Bip.

Etrafımı saran karanlığın içinde duyabildiğim tek ses birbirini tekrar eden bip sesiydi. Göz kapaklarım çok ağır geliyordu, kaldıramıyorum. Boynum sanki kızgın demirin tenime değmesi gibi yanıyor, acı veriyordu. Hareket etmek için verdiğim çabalarımın hepsi karşılıksız kalıyordu. Yapamıyorum. Ellerim, kollarım, bacaklarım; tüm bedenim sanki kelepçelerle bağlanmış gibiydi. Beni kendi bedenimde hapsetmişlerdi. Kulaklarıma ilişen bir kapı açılma sesi, atılan adımlar ve birkaç hışırtıyı duyuyordum. Sağ kolumda hissettiğim acıyla irkildim.

Geçen dakikaların ardından bana eziyet edermişçesine açılmayan göz kapaklarım bu sefer kendi istekleriyle açılmış ve durumun ne kadar vahim bir boyutta olduğunu bana kanıtlamıştı. Her bir yanım hala acı içinde sızlıyordu ancak az önce koluma yapılan iğnenin etkisiyle ağrılarım biraz olsun diniyor, bana yaşatılanları unutturmaya çalışıyordu.

Gözlerim, ışığa alışmaya çalışmakta inat ediyordu. Her yanım bembeyazdı, tıpkı kabuslarımda ki o yer gibi ama burası rüyalarımı cehenneme çeviren kabus değil, gerçek bir odaydı. Hastane odasındaydım. Boynumun izin verdiği kadar yatakta uzanan bedenime baktığımda sol kolumun bilekten sarıldığını ve vücudumun neredeyse her yerinde sargı bezleri olduğunu görebiliyordum.

Bana ne olmuştu böyle? Neden buradaydım?

Beynimin içinde tepinen fillere rağmen hatırlamaya, buraya nasıl geldiğimi anlamaya çalıştım.

Dipsiz bir ormandaydım, bir sürü araba; eli sopalı ahmak ordusu.

Evet, hatırlıyordum. Şu an burada, bu halde olmamın nedeni bendim. Ben ve en olmadık kişilere kucağını açan güven duygum. Bizim suçumuzdu.

Kendime öylesine öfkeliydim ki sadece haykırarak ağlamak istiyordum ancak onu bile yapamayacak kadar canım yanıyordu. Yine, yine ve yine Birine güvenmenin en büyük pişmanlığını yaşıyordum. Hem de en aciz bir şekilde.

Bu yaşadığım olay sadece fiziksel bir acıdan ibaretken ruhuma kazınan yaraları nasıl iyileştirecektim. Üstelik üzerine yenileri açılırken nasıl başaracaktım? Güven duygumun başıma açtığı olaylardan nasıl kurtulacaktım? Ben tüm bunları nasıl unutacağım şimdi.

Şu an yatakta yatan bedenimin acizliği beni her şeyden tekrar nefret ettirmeye yetiyordu. Bugüne dek yaşadığım ne varsa hafızamdan bir bir silinmesini istiyordum. Artık onları hatırlayıp yeniden üzülmeye, yeniden tükenmeye mecalim kalmamıştı. Çocukluğumdan beri başlayan bu ızdırabın bir an önce son bulması için ne yapmam gerektiğini biliyordum ama bunu bile yapacak kadar cesaretim yoktu. Korkağın tekiydim.

Babam olmadan başladığım bu azap verici hayatta yalnızca annem ve ben vardık. Birlikte her şeyin üstesinden gelmeye çalıştık, çalışmaya da devam ediyoruz. Ben ve annem, babam tarafından terk edilmiştik. Onu hatırlamıyordum tabi annemin anlattığı kadar biliyordum.

Kapı tıklatılması ile tüm dikkatim kapıya yöneldi. Yavaşça açılan kapının ardından gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuş annemi görmek, bedenime bir darbe daha yemişim gibi canımı yakmıştı. Gözleri gibi tüm yüzü de kızarmıştı ve göz altları uykusuzluğun verdiği etkiyle morarmıştı. Ağrılarıma aldırış etmeden kolumu kaldırıp annemin ağlamaktan ıslanan yağanına dokundum. Göz yaşlarını nazikçe silerken, o da elimi sıkıca tutuyordu. Sanki bıraksa yok olup gidecekmişim gibi. Yattığım yerden doğrulmaya çalışırken annem de bana destek olup doğrulmamda yardımcı oldu. Kollarımı ona sardım. Yüzümü boyun çukuruna gömerek o çok sevdiğim lavanta kokusunu içime çektim. Bu koku benim şifamdı. Vücudum uzun süre bu şekilde kaldığım için acılarımı hatırlatmış ve kollarım titremeye başlamıştı. Durumu fark eden annem beni kendinden ayırıp bedenimi yavaşça yatağıma geri yatırdı.

Sıcacık elleri yüzümü bulduğunda gözlerimi o ellerin verdiği huzurla kapattım. Avuç içlerinden vücuduma en güçlü ağrı kesici yayılıyor gibi tüm ağrılarım bana dokunduğu o süre boyunca kesilmişti. Annelerin ayaklarının altında cennet var derler ya, avuçlarında da şifa olmalıydı. O her yanağımı okşadığında acılarımın biraz daha azaldığını hissediyordum. Elini alnıma götürdüğünde ağlamaktan bozulan sesiyle konuşmaya başladığında keşke bu duruma hiç düşmeseydik diye kendi kendime kızdım. Onun bu kadar kendini bertaraf edip üzmesi yine benim suçumdu.

Sadece güvenmek istemiştim. Bu, en olmayacak kişiye bile olsa.

"Sana bunu kim neden yaptı?"

Cevap veremedim. Gözlerine bakmaya dayanamayıp bakışlarımı karşımda ki duvara sabitledim. Ona, yine birilerine güvendim ve bana hayatımın en büyük dersini verdi diyemezdim.

İnsan güvenmeden nasıl yaşardı ki? Birilerine güvenmeden yaşamak nasıl mümkün olabilirdi?

Cevap vermeyeceğimi anladığında o da sessiz kalmayı tercih edip yanağımı ve saçımı okşamaya devam etti.

Ancak kafamda tek bir soru vardı. Ben buraya nasıl gelmiştim?

"Ben buraya nasıl geldim?" gözlerime baktı. Sanki bir şeyleri hatırlamak istercesine gözlerini kapattı.

"Bir arkadaşın getirmiş seni buraya. Adı neydi? Sercan mı Serkan mı ne? Bana da o haber verdi. Senin telefonundan beni aradı" yaşadığım şok yüzüme nasıl yansıdı bilemiyordum ama annemin bakışları değişmişti. Beni öldürürcesine dövdüren Serkan, hastaneye mi getirmişti? Ama neden böyle bir şeye kalkışsın ki?

"Allah razı olsun ondan. Yoksa oralarda..." devamını getirememişti. Ölümden bahsedecekti. Sahi ölsem acaba cenazeme kaç kişi gelirdi. Bir, iki... bunları düşünmemin sırası değildi.

Kapı tıklanmasıyla birlikte açıldı ve içeri beklemediğim bir yüzün girmesiyle kaslarım kasılmaya başladı. Şuan ki halimin sorumlusu Serkan, araladığı kapıdan içeri süzülüp yatağımın ucuna kadar gelmişti. Hangi yüzle ve cesaretle buraya gelebiliyordu?

Yüzüne bakıp duygularını okumaya çalıştım ancak yüzünde hiçbir duygu belirtisi yoktu fakat içinden bu halime güldüğünü hissedebiliyordum. Annemin yanına gelip kulağına bir şeyler fısıldadıktan sonra annem dışarı çıktı ve çıkmadan önce sanki bana son bakışıymış gibi baktıktan sonra odadan ayrıldı.

Serkan yanı başımda ki sandalyeye kurulmuştu. Anlam veremiyordum, bu cesaret nereden geliyordu? Onu dikkate almıyormuş gibi yaparak yanıma oturmasını görmezden gelip bakışlarımı az önce annemin ardından kapattığı kapıya odakladım.

"Olanlar için üzgünüm. Böyle olmasını istememiştim." dedi. Ciddi olup olmadığını anlamak için yüzüne baktığımda, arabada ki ifadesizliğinden eser kalmamış ve yerini beni bile inandıracak masumane bakışları almıştı.

Yaşadığım bu saçmalığın ardından sinirden hem gülmeye hem de gülerken ağlamaya başladım.

"Ben seni seviyorum." dediğinde öfkeden kuduran gözlerimi onunkilerle buluşturduğumda ne kadar acı çektiğini, gözlerinin gözyaşlarıyla dolduğunu görmüştüm. Nutkum tutulmuştu. Gözünü bile kırpmadan bana bakıyordu. Ne saçmalıyordu bu böyle?

Sevgi, birini ormana götürüp öldüresiye dövmek demek değildi. Onun canını bile isteye yakmak değildi.

Ben hala onun benimle dalga geçtiğini, bana oyun oynadığını düşünüyordum.

O masumane bakışlarının ardından yüzünde sinsi gülümsemesi belirmeye başladığında artık neyin ne olduğu anlaşılıyor ve bu sefer güvenmediğim için kendimi bir nebze iyi hissediyordum. Bacağına vurarak kahkaha atmaya başladığında artık işin cıvıkı iyice çıkmaya başlamıştı.

"Hadi ama gerçekten bunu beklemiyordun değil mi? " Bu ukala sözlerine karşılık olarak sadece yumruklarımı sıktım. Öfkemi içimde bastıracaktım. Sorusunu yanıtsız bırakarak az önce annemin söylediği olayı ona sordum.

"Beni sen getirmişsin buraya. Neden? Beni öldürmek istiyordun." cevap beklercesine yüzüne baktım.

"Bu sefer söylediklerime inanmanı istiyorum"

"Sana tekrar güvenebileceğimi zannetmiyorum."

"Sen ister güven ister güvenme ama ben söylemek istiyorum. Okulda ki kavga günü, sana neden saldırdığımı biliyorsun. Aslında seni severim." hadi ya, bunu mükemmel bir şekilde belli ediyorsun.

"Kendi halinde iyi birisin ama kız arkadaşım yani Gülce bana senin ona askıntılık yaptığını söylediğinde kendimi kaybetmiştim. Sana küçük bir ders vermek istiyordum. Ama abarttığımı kabul ediyorum. Ormanda ki olaydan sonra Gülce beni arayıp gerçekleri anlattı" duraksadı. Bir cevap vermemi bekledi.

"Aslında senin ona böyle bir şey yapmadığını sadece senden nefret etiği ve seni dövdürmek istediği için sana iftira atmış. Bunları duyduktan sonra yerde ölü gibi yatan sana baktım. ne yapacağımı şaşırmıştım. Oracıkta ayrıldım ondan. Hemen yanına geldim ve seni arabaya taşıdık. Seni hastaneye nasıl yetiştirdik inan bana bilmiyorum." Duyduklarım karşısında buz kesmiştim. Benim başıma gelenler bir iftiranın sonucu muydu? Yüzüne bakıp söylediklerinin doğruluğunu tartmaya çalıştım. Ona güvenmemi istiyordu. Oysa ona yeniden güvenebilmem için özürden daha fazlasına ihtiyacı vardı.

"Ben ölebilirdim bunun farkındasın değil mi? Eğer gerçekten pişmansan, kanıtla. Sana inanmak istiyorum. Pişman olduğunu bilmek istiyorum. Seni, beni öldürmeye çalışmana rağmen affetmek istiyorum. Ancak Serkan, insanın bir kez güveni kırılınca tekrar güvenmekten korkuyor. Aynı şeyleri yaşamaktan korkuyor." Başını önüne eğdi. Kafasını elleri arasına aldı.

"Ben seninle dost olmak istiyorum. İnanmayacaksın ama seni kıskanıyorum. Kendine olan tavrını, yalnızlığını kıskanıyorum. İnsanlarla iyi anlaşmanı. Etrafımda ki insanların çoğu pisliğin teki. Senin gibi içi temiz olanlar da beni aralarına almıyorlar. Şu dünya da tek dostum olmanı istiyorum. Diğerleri yalan zaten. Onlardan üç beş kuruş fazla param var diye benimleler. Bunu anlaması o kadar da zor değil. Yaptıklarımdan pişman olduğumu bilmeni isterim sadece."

Bazen pişmanlıklar geri dönülemez sonuçlar doğururdu. Yaptıktan sonra pişman olmak ve özür dilemenin kime ne yararı olabilirdi ki? Kırılan kırılmış, giden gitmiş oluyordu. Geç gelen pişmanlığın affı olur muydu?

Beyaz spot ışıklarıyla kaplanan tavana sabitlenen bakışlarımı Serkan'ın yeşilleriyle birleştirdim. Bir şey söylemememi bekliyordu ancak ne demeliyim veya ne yapmalıydım bilmiyordum. Onu bir yanım yaptıklarının pişmanlığını hissetmişçesine affetmek istiyor, diğer yanımsa asla affetmemem gerektiğini söylüyordu.

"Peki ilk geldiğinde ki tavrın neydi? Bu bana pekte arkadaş canlısı gelmedi."

"Seni denemek istemiştim. Kabul ediyorum çok aptalcaydı ama ben böyleyim işte. Her şeyi eline yüzüne bulaştırmakta usta olan biriyim. Acaba içinde benim gibi birine de yer var mı diye dolaylı yoldan öğrenmek istemiştim. Sanırım onda da çuvalladım. Üzgünüm." Söylediği hiçbir şeye inanmak, güvenmek istemiyordum ama istemsizce onun bu haline karşı sempati besliyordum. Belki güvenerek dünyanın en büyük aptallığını yapacaktım ama olsun. Güvenmek bana huzur veriyordu.

Serum kablosunun izin verdiği kadar kolumu kaldırıp dizinde ki elini tuttuğumda az önce ki hüzünlü yeşilleri yerini saf mutluluğa bıraktı. Dudağı ormandakinin aksine iç ısıtan biçimde kıvrıldığında bende aynı şekilde ona karşılık verdim.

Hastane de geçirdiğim birkaç günün ardından arık taburcu olma vaktim gelmişti. Evimi, özellikle kitaplarımı çok özlemiştim ve onları sarılıp doyasıya koklamak için sabırsızlanıyordum. Annem birkaç parça kıyafetimi çantaya koymama yardım ettikten sonra odadan ayrılmak için kapı koluna uzanmıştım ki benden önce davranıp odaya giren polis memuruyla geri adım attım. Üzerine tam oturan üniforması ve elinde tuttuğu not defteriyle oldukça mükemmel görünen polis memuru olay hakkında bilgi alması gerektiğini ve birkaç dakikamı alacağını belirtti.

Bana bunu kimin yaptığını ve olayın tam olarak ne zaman, nasıl gerçekleştiğini sordu. Olay anı tekrar gözümde canlandı. Ormana giden bir yol, değersiz bir varlık gibi sürüklenmem, bedenime acımasızca inen sopalar ve aşağılanma...

Bana bunu yapan Serkan'dı. Onun adını versem şimdi gözaltına alınırdı ancak bana bir söz vermişti. Benimle arkadaş olmak istiyor ve ona güvenmemi bekliyordu, ki samimiyetine korkarak da olsa güvenmiştim. Benden cevap bekleyen polis memuruna şahısları tanımadığımı ormanda gezintiye çıktığım esna da karşıma çıktıklarını ve darp ettikleri yalanını uydurdum.

Polis memuru söylediklerimi not edip bana döndü ve olayla ilgilenip suçluların en yakın zamanda tespit edileceğini, tekrar görüşme yapılabileceğini söyleyerek odadan ayrıldı. Çıkan memurun ardından omzumu tutan annemle birlikte bizde evimize gitmek üzere hastaneden çıktık.

Bir bölümün daha sonuna geldik. Umarım severek okuyorsunuzdur. Bölüm hakkında ki düşüncelerinizi belirtmeyi ve oylamayı unutmayın ❤️

Sosyal Medya Hesaplarım:

Instagram: dennissoikan

Resmi hesabımız: kutsalemanettofficial

Bölüm sonu

2 yorum