İçeriğe geç

Kutsal Emanet

Bölüm 2 · 7 dk okuma

Kutsal Emanet

Bölüm 2

BÖLÜM 2: Kördüğüm

İkinci bölüme hoşgeldiniz. Kitabıma devam ederek bana destek olduğunuz için teşekkür ederim. Yorumlarda sahne ve bölüm hakkında ki düşüncelerinizi belirtmeyi, bölümü oylamayı ve eksik gördüğünüz kısımları belirtmeyi unutmayın. Keyifli okumalar 🤍

***

"İnsanın duygularını yok etmek bu kadar kolay olmamalıydı"

***

BÖLÜM 2

Kördüğüm

🎵Zoe Wees ~ Ghost🎵

"Yanıma gel!" diye bağırdı gözlerimin içine bakarak.

"Sen kimsin?" korkuyordum. Sadece yüzünü görebiliyordum. Vücudu simsiyahtı. Gözleri bembeyaz ve ona baktığınızda hipnoz olmuş gibi hissediyordum. Sanki o bembeyaz gözlerde beni içine çeken bir şey varmış gibiydi.

"Yanıma gel!" dedi tekrar. Bu sefer sesi daha ürkütücü gelmişti. O an kendime geldim ve bedenimi sırt üstü yatarken buldum. Sanki kendimi hem dışarıdan hem de gözlerimden görüyor gibiydim.

Dirseklerimden yardım alarak ondan uzaklaşmaya çalışırken ona korkudan bağırıyor, benden uzaklaştırıp korkutmaya çalışıyordum. Sanki başarabilecekmişim gibi.

"Sana kimsin dedim?" sesimin titremesine engel olamadım. Karşımdaki de korkumu sezdiğinde tuhaf bir şekilde sırıtmaya başladı. Bana doğru eğilip uzun tırnaklarını omuzlarıma bastırıp etimi kesmeye çalıştı. Bedenimde hissettiğim bıçaktan keskin tırnaklar canımı ne kadar yaksa da bağırmamaya çalıştım. Karşımda ne olduğunu bilmediğim bir şey vardı ve bağırdığımda daha sert saldırabilir korkusuyla sesimi çıkaramıyordum.

Soruma cevap ver diye bağırmaya, Batırdığı tırnaklarını kullanarak beni sarsmaya ve çekiştirmeye başladı. Çok korkuyordum.

Konuşamayacak duruma geldiğimde boşta kalan diğer eliyle boynumu tutup kar beyazı gözlerine bakmamı sağladı. Gözlerimi kapatmaya çalıştım, yapamadım. Bedenim sanki bana engel oluyor gibiydi. Kontrolümü kaybetmiştim.

Gözlerinden minik parıltılar çıkmaya başladığında tüm hareketim kesilmişti. Felç geçirmiş gibiydim. Hissediyor ama hareket edemiyordum. Onun gözlerinden çıkan ışık huzmeleri benimkileri sardığında artık karşımda o değil sonsuz bir beyazlık vardı. Başka hiçbir renk yoktu. Sadece beyaz.

Nasıl olduğunu bilmediğim şekilde kendimde güç bulup son kalan gücümle boynumu tutan kolunu sertçe tutarak benden çıktığına emin olamadığım sesimle bağırdım. Daha doğrusu kükredim.

"YETER!" Bir anda yaratık ya da her neyse kayboldu. Artık gözümün önünde sadece beyazlık yoktu. Yavaş yavaş diğer renklerde yerlerine geldiğinde kendimi yatağımda buldum. Bu bir rüya mıydı? Hayır rüya değil bir kabus. Ama neden böyle bir şey gördüğüm hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Her geçen gün gördüğüm kabuslar daha da şekilleniyor gibiydi.

Yanı başımda dikilen annemi yenice fark ettiğimde bana deliymişim gibi bakıyordu. Masada duran sürahiden bardağa su doldurup bana uzattı. Bir yudumda koca bardağı bitirmiştim. Yaşadığım korku ve heyecanla dilim damağım kurumuş, susadığımı annem sayesinde fark etmiştim.

"İyi misin?" diye sordu elimi tutarken. Başımla onaylamakla yetindim.

"Hadi hazırlan okula geç kalacaksın." Yine kafamla onaylamak ile yetindim. Annem oturduğu yerden kalktı ve hazırlanmam için odadan ayrıldı. Yavaşça yatağımdan çıktım. Büyük ama sıradan kitaplığımın yanında ki kıyafet dolabımdan üniformamı ve kot pantolonumu çıkarım üstüme geçirdim. Akşamdan hazır olan çantamı da koluma astıktan sonra aşağı inip anneme çıktığımı söyleyip evden ayrıldım.

Aynı güzergah üzerinden gidip her gün dinlediğim müziği dinleyerek geçti yol. Öyle müzikleri çok sevdiğimden değil. Kafamı dağıtmak için ve bir şeyle meşgul olmak için.

Okul kapısına yaklaştığımda içimde bir sıkıntı vardı. Çünkü bugün o okulda sevdiğim tek kişi yoktu. Bugün kütüphanemde yalnızdım.

Kapıdan içeri hızlıca girdim ve fazla kimseye görünmeden sınıfım olduğu kata çıktım. Daha ikinci merdivende soluklarım hızlanmaya başlamıştı. Yavaşça araladığım kapıdan içeri girip kimsenin yüzüne bakmadan sırama geçtim. Yanımda her daim boş duran sandalyeye çantamı koyup içinden hala bitiremediğim kitabı çıkarıp okumaya başladım. Kitap istediğim şekilde ilerliyordu ve şu an çok büyük bir savaşın tam ortasındaydı. İki taraftan kim kaybederse kaybetsin beni çok eğlendirecekti ki sayfamın üzerinde beliren bir el, savaşın sonunu okumama engel oldu. Elin sahibine baktığımda başımın tatlı belası olarak tanımladığım Serkan, yüzünden hiç gitmeyen yapmacık gülümsemesiyle gözlerime bakıyordu.

Her okulun popüler bir çocuğu olurdu ve bizim okulun bahtsızlığına bakın ki bu şans Serkan'a vurmuştu. Tip olarak birçok kızı etkileyebilecek yakışıklılığa sahipti ama benim için sadece bu yeterli değildi. Birinden etkilenmek için sadece tip ön planda olmamalıydı. Aynı şekilde zekası, görüşleri, hobileri hatta desteklediği siyasi partiye kadar her şey bir kişiliği oluştururdu.

Eğer bir kişi sadece yakışıklı veya güzel diye onunla sevgili olan varsa vay onun haline.

Ve Serkan, benim görüp görebileceğim en aptal yakışıklılardan biriydi.

"Naber köşesiz?" bana taktığı ve benim zamanla alıştığım ama kabul etmediğim o iğrenç lakabı söylemese eğer içimde kalırdı. Bu kelimeyi duyduğum ilk zamanlarda onu parçalamak, kafasını yerden yere vurmak istiyordum. Oysa şimdi o kadar umurumda değildi ki "iyidir" diyerek geçiştirdim. Çünkü konuşmak, özellikle de benimle dalga geçmek isteyenlerle konuşmak hoşuma gitmiyordu.

"Hayırdır sıkıntılı gibisin. Yoksa neşeni de mi yedin?"

benim dışımda ki herkes çiftleşme dönemindeki maymun gibi haykırıyordu.

Komik olan neydi ki?

Sakinliğimi korumaya çalışarak yüzünde ki muzır ifadeye iğreniyormuş gibi baktım.

"Zekadan ve insanlıktan o kadar acizsin ki sana cevap bile vermeyeceğim. Şimdi o boktan işine dön!" sınıftan gelen oooo nidalarına aldırış etmeden tekrardan kitabıma döndüm ve lanet okulun bir an önce bitmesini diledim.

Sonunda beklediğim teneffüs zilini duyduğumda hemen kütüphaneye indim ve her daim boş olan masaya kuruldum. O mis gibi kitap kokusunun dolu olduğu odaya girmek bu hayattaki en sevdiğim şeyler arasındaydı. Burada kendini bilmez egoistler ve insanların kusurları ile dalga geçen kimse yoktu. Burası elit insanların olduğu bir yerdi. Burada huzur içinde hem beni her gün rahatsız eden kabuslarımın nedeninin düşünebilir hem de biraz olsun sessizliğin tadını çıkarabilirdim.

Rafların arasında dikkatimi çeken yeşil renkli kitaba elimi attığımda başka bir el de tam alacak olduğum kitaba gitmiş ve istemsizce ellerimiz birbirini bulmuştu. O romantizmi kitaplarında ki saçma tesadüfler gibiydi. Gözlerimi elimi tutan kişiye çevirdiğimde işte bu sefer şaşkınlığıma engel olamadım. Okulun popüler kızlarından biriydi. Aynı zamanda Bay Ukala olarak tanımladığım Serkan'ın kız arkadaşı.

"Bir şey mi istiyorsun Gülce?" bir müddet gözlerime bakıp içten bir şekilde gülümsedi.

"Hayır, bir şey istemiyorum. Sadece Serkan adına özür dilemek için geldim. Sınıfta sana yaptığı şey hoş değildi." Elimin üzerinde durmaya devam eden elini ne zaman çekecek diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyordum.

"Önemli değil, benim için önemsiz bir olaydı. Şimdi izin verirsen işime dönmek istiyorum."

başıyla onaylayıp yüzünde ki gülümsemeyi silmeden uzaklaşarak kütüphane kapısından çıkıp gitti. Bu neydi şimdi? diye düşünüp kitabı incelerken çalan ders ziliyle birlikte ayaklandım. Kütüphanede kimsenin kalmadığından emin olduktan sonra kapıyı kilitlemek üzere anahtarı taktığımda sağımdan gelen demir gibi yumruk geri savrulmama neden oldu. Yumrukların ve bağırışların ardı arkası kesilmeden iniyordu suratıma.Sanki sağ tarafımda bomba patlamış gibi kulağım öylesine çınlıyordu ki.

"Sen kimin sevgilisinin elini tutuyorsun lan it!" arkadan vur vur nidaları sanki futbol sahasında ki tezahüratlar gibi yankılanırken kimse yardım etmeye bile tenezzül etmedi. Kollarım ile yüzümü korumaya çalışırken karnıma, karnımı korumaya çalışırken tekrardan yüzüme vuruyordu. En sonunda sakinliğimi bir kenara bırakıp tüm gücümle suratına geçirdiğimde neye uğradığını şaşıran Serkan, yerle bir olurken üstüne çıkıp rolleri değiştirdim.

İçimdeki tüm öfke ve hıncı ondan çıkarıp yüzünü ve vücudunu mora boyadım. Beni kollarımdan tutup çeken müdür ile kavgamız son bulurken ben hıncımı hala alamamış ve kırmızı görmüş boğa gibi karşımda hem ağzından hem de burnundan akan kanları temizleyen Serkan'a bakıyordum. Kolumu sanki kaçacakmışım gibi tutan müdürümüz bizi odasına götürmeye hatta sürüklemeye başladı. Odanın kapısını bir hışımla açıp bizi de içeri fırlatırcasına soktu.

"Ne yaptığınızı sanıyorsunu siz?" diye bir anda bağırması ile ikimizde irkildik.

"Bir şey yapmıyoruz hocam. Sevgilime sulanan bir balina vardı onun işini görüyordum." Müdür Serkan'a dışarı çıkmasını ve bu kavganın disipline taşınacağını söyleyip gönderdi.

Bana kürsüsünün önünde duran koltuğa oturmam için işaret etti. İkiletmeden isteğini yaptım ve karşımda ki koltuğa yerleşti. Ellerini önünde birleştirdi ve yüzüme bakmaya başladı. Ben ise ona değil yere bakıyordum. Yüzüne bakacak cesareti bulamadım kendimde. Utanıyordum. Okulda ki ilk kavgamdı ve bana güvenen, seven birisi benden böyle bir hareket beklemiyordu.

"Neden kavga ettiniz? Nedir bu sevgiliye sarkma olayı Deniz?" hala yüzüne bakamıyordum. Sinirden ve kavgadan dolayı gözümün dolmasına engel olamadım. üstüme iftira atmaya kalkmıştı. Üstelik çok çirkin bir şekilde. Hayatımda ilk defa birini öldürme isteği geçmişti içimden.

"Önemli bir şey değil hocam."

"Emin misin?" sonunda yüzüne bakmaya cesaret ettim ve benden bir cevap bekleyen gözlerine baktım.

"Hocam... Ben... Gerçekten yoruldum. İnsanların bana karşı olan tavırları, hakkımda ki varsayımları ve bana olan ön yargıları yordu beni. Bu zamana kadar hiç bu kadar iğrenç bir şeyle suçlanmamıştım. O da oldu. Yavaş yavaş bitirdiler beni. Bir insanın duygularını yok etmek bu kadar kolay olmamalıydı. Onlardan sadece görünüş olarak farklı olduğum, kendi halimde takıldığım için bana başka bir evrenden geliyormuşum gibi bakıyorlar. Bu durum inanın bana yaşama sevincimi yok ediyor. Hayata, insanlara olan sevgimi bitiriyor. Acaba diyorum bir gün ölüm haberim gelse kim üzülür şu dünya da benim için. Bazen aynanın karşısına geçiyorum. Kendime bakıyorum uzunca. Diyorum ki 'olum seni kim neden arasına alsın bu tiple' diyorum." Son kelimelerim de gözümden akan birkaç damla gözyaşına mani olamadım ve yanağımdan süzülüp yere düştü.

"Seni anlıyorum." Dedi. Anlamıyordu. Anlayamazdı. Hiç kimse bir başkasının yaşadığını yaşamadan onun hissettiklerini anlamazdı. Ama onu kırmamak ve saygısızlık etmemek için cevap vermedim.

"İzninizle ben şimdi evime dönmek istiyorum."

"Peki. Çıkabilirsin ama önce ellerine bulaşan kanı temizle." Ellerime baktım. Avuç içlerim ve eklem yerlerim soyulduğu için kanıyordu. Acımadığı için fark etmemiştim. Müdürün uzattığı mendili alıp acele ile elimi temizledikten sonra teşekkür edip odadan ayrıldım.

Bölüm nasıldı?

Sosyal medya hesaplarım;

Instagram: @dennissoikan

Resmi Hesabımız: @kutsalemanettofficial

Bölüm sonu

2 yorum