İçeriğe geç

Kusursuzluk kusurdurr

Bölüm 7 · 4 dk okuma

Kusursuzluk kusurdurr

Bölüm 7

7. Bölüm / roller ve gerçekler

Ertuğrul, gelen şifreli mesajın yarattığı o gergin ve boğucu havayı dağıtmak istercesine ellerini masadan çekti, ayağa kalkıp birkaç adım attı ve derin bir iç çekerek bana döndü. Yüzündeki o sert çizgiler biraz olsun yumuşamıştı ama hâlâ içinde bulunduğu operasyonun stresini taşıyordu.

— "Bak, Berfin," dedi, sesini alçaltarak. "Bu bir hafta boyunca ellerimiz kolumuz bağlı bekleyeceğiz ama bu senin sürekli benimle bu dört duvar arasında tıkılı kalman gerektiği anlamına gelmez. Ben dışarıdaki köstebeklerle olan temasımı sürdürmek, Necati ve diğerlerinin gözünde o 'sadık eleman' profilini korumak zorundayım. Yani... seninle aynı evde sürekli göz önünde olmamız dikkat çekebilir. Ayrıca benim bu yapının içindeki rolüm gereği... şey, dışarıda görüşmem gereken insanlar, gitmem gereken yerler oluyor."

Kaşlarım istemsizce çatıldı. Ne demek istediğini tam olarak kavrayamamıştım ama içimdeki o huzursuzluk hissi yine tırmanmaya başlamıştı.

— "Nereye gideceksin ki?" diye sordum, sesimdeki şüpheyi gizlemeyerek. "Zaten dışarısı bizim için tehlikeli değil miydi?"

Ertuğrul hafifçe başını başka bir yöne çevirdi, sanki bu açıklamayı yapmaktan rahatsız oluyormuş gibi bir hali vardı.

— "Örgütün içindeki konumumu sağlama almak için dışarıda oynamam gereken roller var," dedi, kaçamak bir tonda. "Bir gece Nurten , bir gece başka biriyle... Toplantılar, buluşmalar... Ben dışarıda o hayatı yaşarken, senin burada rahat edebilmen için başka bir yerde kalacağım. Ev tamamen sana kalacak. En azından bu bir hafta boyunca birbirimizin ayağına dolaşmayız, sen de kafanı dinlemiş olursun."

Söyledikleri zihnimde yankılanırken, içimde bir yerlerde tuhaf, tanımlayamadığım bir öfke ve kırgınlık dalgası kabardı. Nurdem... Örgütteki o kız. Ertuğrul’un dışarıda o insanlarla birlikte olması, o şerefsiz, ikiyüzlü rolleri oynaması... Mantığım bunun sadece bir istihbarat oyunu, bir maske olduğunu söylese de, kalbim bu durumu sindirmekte zorlanıyordu. Zaten dünden beri onunla aynı evde kalmak, ona güvenip güvenmeme konusunda yaşadığım o iç çatışmalar bir yana, şimdi bir de onun dışarıdaki o karanlık hayatını ve başka kadınlarla olan ilişkilerini kabullenmek zorunda kalmak midemi bulandırmıştı.

Aslında, onunla aynı evde kalmak istemediğimi dün kendime bile itiraf edememiştim ama şimdi işin rengi değişmişti. Ertuğrul’un başka yerlerde kalacak olması, o "şerefsiz" rolünü oynamak için evden uzaklaşacak olması, zihnimin bir köşesinde sessizce onay buldu. Onu sürekli görmek, o soğuk yüzüne bakmak istemiyordum zaten.

— "Peki," dedim, sesimi olabildiğince sert ve mesafeli tutmaya çalışarak. "Nasıl istersen öyle olsun. Zaten... seninle aynı evde kalmak için can atıyordum sanki. Git nerede kalıyorsan kal."

Ertuğrul yüzümdeki o ani değişimi ve sesimdeki alaycı tınıyı fark etti ama üzerine gitmedi. Sadece başını sallamakla yetindi.

Gerçekten de öyle oldu. Ertuğrul o günden sonra eşyalarının bir kısmını toplayıp dışarıdaki operasyonlar ve o sahte hayatı bahane ederek evden ayrıldı. İlk birkaç gün, onun o evde olmaması bana derin bir nefes aldırdı. Evin içinde tek başınaydım; kimseye hesap vermeden, o tuhaf adamın yüzünü görmeden dolaşabiliyordum.

Ama bu yalnızlık, beklediğimden çok daha tehlikeli bir avantaja dönüştü. Ertuğrul’un gidişini fırsat bilerek, o bir haftalık yasak süresini sadece bekleyerek geçirmeye niyetim yoktu. Bütün evi, Ertuğrul’un o dağınık çalışma odasını ve bıraktığı dijital izleri alt üst etmeye başladım. Babamla güvenli hatlar üzerinden yeniden iletişime geçebilmek, Ertuğrul’un benden sakladığı o gizli dosyaların şifrelerini arka planda kendi başıma çözebilmek için sabahlara kadar uyumadan araştırma yapıyordum.

Çünkü ne o örgüt ne Necati ne de bana "uzak dur" diyen o sistem... Hiçbiri beni durdurabilirdi. Ertuğrul dışarıda kendi oyununu oynarken, ben bu evde kendi fırtınamı koparmaya hazırlanıyordum.

Evin içinde tek başıma geçirdiğim o sessiz günlerin en büyük avantajı, kafamı tamamen bu karmaşık yapıya ve Ertuğrul’un oynadığı o tehlikeli role odaklayabilmekti. Çalışma odasındaki yarım bırakılmış ekranların karşısına oturup onun bıraktığı dijital izleri incelerken, zihnimdeki taşlar da yavaş yavaş yerine oturmaya başlıyordu.

Kendi kendime mırıldanarak düşüncelerimi tartıyordum:

— "Hani bu görev neydi, tam olarak bilmiyorum..." dedim sesli bir şekilde, ekrandaki şifreli dosyalara bakarken. "Yani örgüt içindeki o oluşturduğu profilin detaylarına tam olarak hâkim değilim ama muhtemelen... yani muhtemelen sadece bir tetikçi ya da sıradan bir eleman değildi. Örgütteki o konumunu korumak, dikkat çekmemek için kesinlikle çapkın bir profil oynuyordu. Hatta muhtemelen Nurten gibi isimlerle, diğer örgüt üyeleriyle yakınlaşmaları, sevgilileri falan da vardı..."

Yüzümü buruşturarak ekranı kaydırdım. Mantığımın bir kısmı bunun sadece bir istihbarat maskesi olduğunu, derin operasyonlarda bu tür rollerin kaçınılmaz olduğunu bağırıyordu. Zaten istihbarat dünyasında böyle şeylere çok rastlanırdı; kimlik gizlemek, hedefin güvenini kazanmak için en yakınındakileri bile kandırmak o oyunun temel kuralıydı. Ertuğrul da dışarıda o "şerefsiz", çapkın ve örgüte son derece sadık adam rolünü kusursuz bir şekilde oynamak zorundaydı.

Ama bunu bilmek, içimdeki o tuhaf rahatsızlık hissiyatını tamamen silip süpürmüyordu.

— "Adam resmen dışarıda kral gibi gününü gün ediyor," diye mırıldandım, masanın üzerine bırakılmış boş bir kahve bardak öfkeyle bakarak. "Biz burada 'ölü' taklidi yapıp eve tıkılalım, o gitsin örgütün içinde o kızla bu kızla mesai harcasın. İstihbarat taktiği falan deyin ama yine de sinir bozucu."

Yine de onun bu rolü ne kadar inandırıcı oynadığını düşündükçe, kafamdaki o puzzle parçaları yavaş yavaş birleşiyordu. Necati gibi şüpheci bir adamın elinde su almadan, o yapının en kılcal damarlarına kadar sızabilmesi ancak böyle kusursuz bir ikiyüzlülükle mümkün olabilirdi. Sert, soğuk ve mesafeli Ertuğrul ile dışarıdaki o cazibeli, tehlikeli "örgüt üyesi" Ertuğrul... İki tamamen zıt karakter.

Derin bir nefes alıp arkama yaslandım. Bütün bu detayları kafamda evirip çevirirken, bu adamın aslında ne kadar büyük bir riskin altına girdiğini de istem dışı fark ediyordum. Sadece benimle ilgili değil, kendi hayatıyla da oynuyordu.

— "Pekala, Ertuğrul Hoca..." dedim ekrana doğru hafifçe gülümseyerek. "Oyn bakalım o çapkın ve tehlikeli adam rolünü. Ama bu flash belleğin şifresi çözüldüğünde ve o oyun bittiğinde, o maskenin altından kimin çıkacağını ben sana göstereceğim."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.