Bazen bazı kişiler öğrenmemesi gereken şeyleri öğrenir bende o kişilerden biriydim ama bence burada harcanacak kişi ben değili ve olmayacağım...
O karanlık odanın içinde, aramızdaki o tehlikeli gerilimi ve havada asılı kalan kelimeleri kesen şey, koridorun ta derinlerinden gelen boğuk ve ağır adımlarla gıcırdayan tahta zemin oldu.
Burak’ın gözlerindeki o odaklanmış ve bana dikilmiş bakış aniden kapıya doğru kaydı. Yüzündeki o meydan okuyan, gizemli ifade bir anda yerini ciddi, hatta otoriter bir temkinliliğe bıraktı. Ama geri çekilmedi; sadece aramızdaki o görünmez hattı koruyarak hafifçe yana doğru kaydı.
Kapının pervazında, ellili yaşlarında, saçlarına ak düşmüş ama bakışları son derece keskin ve tehlikeli olan Tarih Öğretmeni Necati göründü. Necati, okulda ve dershanede hep arkada kalan, sakin, kendi halinde biri olarak bilinirdi. Oysa şimdi üzerindeki o dede figürünün altından, karanlık bir yapının kıdemli yöneticilerinden biri olduğu adeta okunuyordu. Yalnız değildi; sağında ve solunda, siyah takımlı, iri yarı, yüzlerinde kibirden başka bir ifade bulamayacağınız iki adam duruyordu. Koridorun havası bir anda buz gibi bir ciddiyete büründü.
Necati Hoca, derin ve yorgun çıkan ama içinde emir veren bir sertlik barındıran sesiyle konuştu:
— "Çocuk oyuncağı bitti Burak. Fazla uzattın."
Burak, ellerini cebinden çıkarmadan hafifçe omuz silkti, duruma müdahale etmeyeceğini belli eden soğuk bir tavırla bir kenara çekildi. Aralarındaki hiyerarşide Necati’nin üstün olduğu her halinden belliydi ama Burak’ın bu durumdan pek de rahatsız olduğu söylenemezdi.
O iki koca adam, üzerime doğru birer dev gibi yürümeye başladı. Kaçacak yerim yoktu; oda dar, çıkış kapısı ise Necati ve o iki dev adam tarafından kapatılmıştı. Kalbim kulaklarımda atıyordu ama korku, yerini anında o adrenalin dolu savaşçılık refleksine bıraktı.
— "Alın şu kızı," dedi Necati, eliyle beni işaret ederek. "Fazla ses çıkarmadan merdivenlere indirin."
Adamların en öndeki, kollarını uzatıp bileklerimi yakalamaya çalıştı. Tam parmakları tenime değeceği an, vücudumu sağa doğru kaydırıp bir boksörün refleksleriyle boştaki elimi sert bir kroşe misali adamın çenesine patlattım. Tok ses, boş odada yankılandı. Adam anlık bir şokla geri savruldu, diğeri ise bu ani atağım karşısında şaşırıp üzerime atıldı.
— "Siz kimsiniz lan!" diye bağırdım, sesimdeki öfke odanın duvarlarını dövüyordu.
İkinci adamın üzerime gelmesiyle birlikte bacaklarımı açıp dengemi sağladım. Adam belimden yakalamaya çalışırken, dirseğimi karnına geçirip tüm gücümle boğazını sıktım. Karşımdakiler sıradan birer hoca ya da bürokratsa değildi; profesyonel kas gücüne sahip tetikçilerdi ama ben de pes etmeye niyetli değildim. Biri arkamdan kollarımı kıskaca almaya çalışırken, kafamı geriye doğru vurup burnuna geçirdim. Adam acıyla küfür edip geri çekilirken, diğerinin tekmesinden son anda eğilerek sıyrıldım.
Nefes nefese kalmıştım, sırtım duvara dayalıydı. Ellerim yumruk şeklindeydi, eklemlerim beyazlamıştı. Burak, kollarını kavuşturmuş, köşeden bütün bu boğuşmayı en ufak bir duygu belirtisi göstermeden, sadece merak ve hafif bir hayranlıkla izliyordu.
Necati Hoca ise bu direnişten hiç hoşlanmamıştı. Yüzü öfkeyle kasıldı ve o iki dev adama daha sert bir dille emretti:
— "Yeter! Ne yapıyorsunuz, bayıltın şunu, acımayın!"
Adamlar bu kez daha acımasız bir hamleyle üzerime çullandı. Onlarla başa çıkmaya çalışsam da sayıları ve güçleri fazlaydı; biri kollarımı arkaya büküp sabitlediğinde, diğeri ağzımı kapatmak için hamle yaptı. Son bir kez tekmeyle kurtulmaya çalıştım ama başaramadım. Gözlerim öfkeyle Burak’ı buldu; onun o sakin, sessiz kalmayı seçen yüzüne bakarken içimdeki o isyan ateşi daha da harlanmıştı. Kollarım arkaya bükülmüş, nefesim kesilmek üzereyken direncim yavaş yavaş kırılıyordu. Gözlerimin önü kararmaya başlasa da bakışlarımı bir an olsun Burak’tan ayırmıyordum. O an, odanın buz gibi sessizliğini yardı geç sessionId Necati Hoca’nın o emir veren, tık nefes ama son derece net sesi:
— "Bırak çırpınmayı artık... Burak, bunu ortadan kaldır."
Kulağımda yankılanan son cümle buydu. Zihnimin en derin köşesine kazınan o üç kelimeyle birlikte, bilincim tamamen karanlığa gömüldü.