İçeriğe geç

Kusursuz Yalan

Bölüm 8 · 3 dk okuma

Kusursuz Yalan

Bölüm 8

Bölüm 8: Kaçınılmaz Karşılaşmalar

O geceden sonra Rüya, hayatını tamamen derslerine ve stüdyosuna adamaya karar vermişti. Göktuğ’un adını zihninden silmek, onun varlığını yok saymak için elinden geleni yapıyordu. Ancak kaderin garip bir oyunu olsa gerek; bir insandan ne kadar kaçmaya çalışırsanız, evren onu tam da karşınıza çıkarmak için o kadar ısrar ederdi.

Rüya, Göktuğ’u istemeden de olsa her yerde görmeye başlamıştı.

Salı günü Mimarlık Fakültesi’nin altındaki küçük kırtasiyede pafta kâğıdı ararken, kapının üzerindeki çanın çalmasıyla başını kaldırmış ve Göktuğ ile göz göze gelmişti. Göktuğ, yanındaki arkadaşına bir şeyler söylerken içeri girmiş, Rüya’yı fark ettiği an bir anlığına duraksamıştı. Rüya hızla bakışlarını kaçırıp ödemesini yapmış ve yanından geçip gitmişti. Ama o kısa andaki o garip gerilim, gün boyu peşini bırakmamıştı.

Çarşamba günü ise kütüphanenin sessiz çalışma salonundaydı. Rüya, pencerelerin kenarındaki masalardan birine kurulmuş, iç mekân aydınlatması üzerine kaynak inceliyordu. Yorgunlukla gözlerini ovalayıp pencereden dışarı baktığında, bahçedeki büyük çınar ağacının altında duran Göktuğ’u gördü.

Göktuğ tek başınaydı. Kulaklığını takmış, bir eli cebinde, hafifçe yağan çiseleyen yağmurun altında duruyordu. Ama garip olan şey, telefonuna ya da etrafına bakmıyordu.

Bakışları doğrudan kütüphanenin ikinci katındaki o pencereye, yani Rüya’ya kilitlenmişti.

Rüya’nın kalbi göğüs kafesini dövmeye başladı. "Yanlış görüyorum," diye düşündü içinden. "Arka taraftaki birine bakıyordur." Ancak Göktuğ bakışlarını bir milim bile kaydırmadı. O karanlık, derin gözleri, aralarındaki metrelerce mesafeye ve cam engeline rağmen doğrudan Rüya’nın gözlerinin içine bakıyordu. Alaycı ya da küçümseyen bir ifade yoktu yüzünde; aksine, son derece ciddi, anlamlandırması zor bir yoğunluk vardı.

Rüya, ne yapacağını bilemeyerek hızla oturduğu sandalyede geriye çekildi ve kitabının arkasına saklandı. Nefes nefese kalmıştı. Otoparktaki o acımasız reddedişten sonra Göktuğ’un onu tamamen unutmuş olması gerekiyordu. Arkadaşlarına anlatıp güldüğü sıradan bir kızdı Rüya, değil mi? Peki o zaman bu bakışlar neyin nesiydi?

Cuma günü öğle arasında ise durum daha da tuhaf bir hal aldı.

Rüya, Damla ve Bartu ile birlikte orta bahçedeki çimlerde oturmuş, kahvelerini yudumluyorlardı. Bartu yine hocaların tuhaf huylarını taklit ederek kızları güldürmeye çalışıyordu. Rüya, Bartu’nun yaptığı bir espriye içtenlikle gülüp başını geriye attığı sırada, bakışları çaprazlarındaki banka kaydı.

Göktuğ, İktisat’tan arkadaşlarıyla oradaydı. Ama arkadaşları gürültülü bir şekilde bir şeyler tartışırken, Göktuğ muhabbete hiç katılmıyordu. Sigarasından bir nefes çekerken, gözlerini tek bir an bile Rüya’dan ayırmıyordu.

Bu kez sıradan bir bakışma değildi bu. Göktuğ’un bakışları Rüya’nın üzerinde *uzun uzun* kalıyordu.

Rüya’nın gülüşü dudaklarında dondu. Bakışlarını kaçırmaya çalıştı ama Göktuğ’un üzerindeki o ağır, baskıcı gözlerini hissedebiliyordu. Göktuğ, Rüya’nın her hareketini, saçını kulağının arkasına atışını, kahve bardağını tutuşunu, arkadaşlarına gülümseyişini adeta bir mercek altındaymış gibi pür dikkat izliyordu. Yüzünde o eski kibirli tebessüm yoktu; daha çok zihninde bir bulmacayı çözmeye çalışan bir insanın dalgın ve sorgulayıcı ifadesi vardı.

"Rüya? Kanka, iyi misin?" dedi Damla, Rüya’nın aniden sessizleştiğini fark ederek.

Rüya yutkundu, gözlerini güçlükle çimlere indirdi. "İyiyim... Sadece biraz başım döndü."

Damla, Rüya’nın baktığı yöne doğru çaktırmadan göz attı ve Göktuğ’un hâlâ Rüya’yı izlediğini gördü. Kaşlarını çatarak hızla önüne döndü. "O herif yine sana mı bakıyor? Hayret bir şey ya, hem kızı reddet hem de gözünle ye! Ne yapmaya çalışıyor bu çocuk?"

"Boş ver Damla," diye fısıldadı Rüya, kalbindeki o eski sızının yeniden kıpırdandığını hissederek. "Bakmıyordur, öylesine daldı muhtemelen."

Ama Rüya da biliyordu ki Göktuğ dalarak bakmıyordu. O bakışlar son derece bilinçli, son derece hedef odaklıydı.

Reddedilen Rüya’ydı, kalbi kırılan Rüya’ydı. Ama şimdi, o soğuk ve ulaşılmaz Göktuğ, sanki kendi ördüğü o buzdan duvarların arkasından gözlerini bir an bile Rüya’nın üzerinden çekemiyordu. Ve bu durum, Rüya’nın toparlamaya çalıştığı dünyasını yeniden altüst etmeye yetip de artıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.