İçeriğe geç

Kusursuz Yalan

Bölüm 7 · 3 dk okuma

Kusursuz Yalan

Bölüm 7

Bölüm 7: Dumanın Ardındaki Sızı

O günün üzerinden üç gün geçmişti ama zaman Rüya için sanki ağırlaştırılmış bir çekimde ilerliyordu. Kampüsün o cıvıl cıvıl, hareketli atmosferi bile Rüya’nın üzerindeki o ağır, kurşuni havayı dağıtmaya yetmiyordu. Göktuğ’un o otoparkta söylediği her bir soğuk kelime, zihninde dönüp duran bitmek bilmeyen bir plak gibiydi: “Benim yörüngeme girme.”

Rüya, normalde duygularını dışarıya çok yansıtan, fırtınalar koparan biri değildi. Aksine, kırıldığında daha da içine kapanır, sessizleşirdi. Ama bu seferki kırgınlık, göğsünün tam ortasında hafiflemeyen, sürekli ezici bir baskı oluşturan bir ağırlık bırakmıştı.

Güz rüzgârı kampüsün ıssız yürüyüş yolunda sertçe eserken, vakit akşamüstünü çoktan geçmiş, hava alacakaranlığa teslim olmuştu. Mimarlık Fakültesi’nin en üst katındaki yangın merdivenleri, Rüya’nın kendisiyle baş başa kalabildiği tek kaçış noktasıydı. Buradan tüm kampüs ayağının altında kalıyor, rüzgâr yüzünü sertçe yalayıp geçerken zihnindeki sesleri biraz olsun bastırıyordu.

Rüya, soğuktan morarmış parmaklarıyla montunun iç cebine uzandı. Yalnızca çok çaresiz hissettiğinde, zihnini durduramadığı o nadir anlarda sığındığı bir alışkanlığı vardı: Sigara. Normalde paket taşımaz, aylarca aklına bile gelmezdi. Ama Göktuğ’un o umursamaz, alaycı bakışları zihnini kemirmeye devam ettikçe, içindeki o sızıyı başka bir şeyle bastırma ihtiyacı duymuştu.

Paketten tek bir dal çıkardı. Dudaklarının arasına yerleştirip rüzgârdan korumak için elini siper ederek çakmağı çaktı. Küçük turuncu alev bir anlığına karanlığı aydınlattı, ardından sigaranın ucunu tutuşturdu.

Derin bir nefes çekti. Keskin, acı duman boğazını yakıp ciğerlerine dolarken gözlerini hafifçe kapattı. Dışarıya doğru bıraktığı gri duman, soğuk havada hemen dağılıp gitti.

"Değmezdi," diye fısıldadı kendi kendine, rüzgârın sesine karışan cılız bir sesle. "Bile bile o ateşe yürüdün Rüya... Bile bile."

Gözlerinin önüne yine o an geliyordu. Göktuğ’un araba anahtarını parmağında dolandırışı, yüzündeki o 'sen benim dengim değilsin' der gibi bakan tepeden inme ifade... En çok da bu canını yakıyordu işte. Bir insanın, bir başkasının kalbini bu kadar kolay, hiç acımadan ve üstelik bunu bir gurur meselesi bile yapmayacak kadar umursamazca çiğneyebilmesi...

Sigarasından bir nefes daha çekti. Bu defa dumanı üflerken gözünden süzülen tek damla yaş yanağında süzüldü ve çenesinden aşağı düştü. Ağlamak istemiyordu. O adam için, arkasından gülüp geçen biri için tek bir damla gözyaşı bile fazlaydı. Ama kalbine söz geçiremiyordu ki. O pazartesi günü koridorda göz göze geldikleri o iki saniyede hissettiği şey o kadar gerçek, o kadar derindi ki, onun tamamen tek taraflı bir illüzyondan ibaret olduğunu kabullenmek ağır geliyordu.

Aşağıda, kampüsün ana yolundan geçen arabaların farları karanlığı yarıyordu. Rüya, yangın merdivenlerinin demir korkuluklarına yaslanıp sigarasının ucundaki kor ateşin yavaş yavaş kül oluşunu izledi. Duman, parmaklarının arasından süzülüp geceye karışıyordu.

Tam o sırada, arka taraftaki ağır yangın kapısının gıcırtıyla açıldığını duydu. Rüya irkilerek hızla arkasına döndü, sigarayı elinin arkasında saklamaya çalıştı.

Kapının eşiğinde duran kişi Bartu’ydu. Elinde iki tane sıcak çikolata karton bardağıyla durmuş, şefkatle karışık bir üzüntüyle Rüya’ya bakıyordu.

"Seni burada bulacağımı biliyordum," dedi Bartu, yavaş adımlarla demir merdivenlere doğru yürüyerek. Bakışları Rüya’nın elinin arkasından yükselen ince duman çizgisine kaydı ama hiçbir şey söylemedi. Ne bir yargılama ne de bir soru... Sadece elindeki sıcak bardaklardan birini Rüya’ya uzattı.

"Kafa dinlemek istemiştim," dedi Rüya, mahcup bir edayla sigarayı izmarit kutusuna bastırıp söndürürken. Sesi pürüzlü çıkmıştı.

Bartu, korkuluklara yaslanıp kampüsün ışıklarına baktı. "Biliyorum kanka. Biliyorum... Ama kendini böyle cezalandırman canımı yakıyor. Sigara içecek kadar ne yaşadın sen içeride?"

Rüya acı bir tebessümle başını öne eğdi. Bardaktan yükselen sıcak buhar yüzüne vuruyordu. "Sigara bir şey değiştirmiyor Bartu. Sadece... İçimdeki o ateşin dumanı dışarı çıksın istiyorum sanki."

"Rüya," dedi Bartu, sesini yumuşatarak. "Göktuğ bir kaya parçası. Sen ise o kayaya çarpan dalga gibisin. Dalga ne kadar temiz, ne kadar güçlü olursa olsun, kaya sadece durur. Islanmaz bile. O adamın hissetme yetisi kaybolmuş. Senin o güzel kalbin, onun o çürük dünyasına çok fazla gelir."

Rüya derin bir nefes alıp başını Bartu’nun omzuna koydu. Rüzgâr saçlarını uçururken gözlerini kapattı. "Biliyorum Bartu... Valla biliyorum. Sadece geçmesini bekliyorum. O bakışların, o kelimelerin zihnimden silinmesini bekliyorum."

"Geçecek," dedi Bartu güven veren bir sesle. "Biz Damla’yla her zaman buradayız. Seni o herifin gölgesine teslim etmeyeceğiz."

İki dost, soğuk gecede yangın merdivenlerinde öylece durup sıcak içeceklerini yudumladılar. Rüya, içindeki sızının hemen geçmeyeceğini biliyordu. Ama en azından artık o ateşe yalnız yürümediğinin farkındaydı. Sigarasından geriye kalan son duman rüzgârda kaybolurken, kalbindeki o kırık parçaları yavaş yavaş toplamaya söz verdi kendi kendine.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.