Kampüsün hemen dışındaki küçük kafenin köşesindeki ahşap masada ağır bir sessizlik hâkimdi. Masanın ortasındaki dumanı tütmekte olan filtre kahveler çoktan soğumaya yüz tutmuş, Rüya ise bakışlarını tabağının kenarındaki peçeteden bir an bile ayırmamıştı. Yanakları hâlâ hafifçe kızarıktı, gözlerindeki o kırgın ışık ise dün geceden beri hiç sönmemişti.
Damla, ellerini masanın üzerinden uzatıp Rüya’nın titreyen ellerini tuttu. "Rüya... Bebeğim, yapma böyle ne olur," diye fısıldadı gözleri dolarak. "Sana kızmıyoruz, gerçekten. Sadece canının bu kadar yanmasına dayanamıyoruz."
Bartu sandalyesinde huzursuzca kıpırdanıp derin bir nefes verdi. "Kanka, bak... O adama kalbini açmak büyük bir cesaretti. Senin hislerin çok temizdi. Sorun sende değil, onun o duygu yoksunu bünyesinde."
Rüya yavaşça başını kaldırdı. Kurumuş dudaklarını araladığında sesi neredeyse bir fısıltı gibiydi: "Bana bağırmadı, aşağılamadı bile... Anlıyor musunuz? O kadar umursamazdı ki. Sanki karşısında bir insan yokmuş, sadece yolunu kapatan küçük bir sinek varmış gibi baktı yüzüme. 'Benim yörüngeme girme' dedi. Ben sadece... İçimdeki o hissin bir karşılığı olabilir mi diye bir umut beslemiştim. Haklıymışsınız. O buz gibi bir adam. Kalbi yok."
Gözünden süzülen tek damla yaşı hızlıca sildi Rüya. Arkadaşlarının şefkatli bakışları bile göğsündeki o ağır taşın yükünü hafifletmeye yetmiyordu.
Aynı saatlerde, İktisat Fakültesi’nin arkasındaki sigara alanında ise bambaşka bir hava esiyordu.
Göktuğ, lüks arabasının kaputuna yaslanmış, elindeki sigaranın dumanını gamsızca gökyüzüne doğru üflüyordu. Etrafında her zamanki o kalabalık grup vardı. Can ve Berk, kahkahalarla Göktuğ’un anlattıklarını dinliyordu.
"Oğlum ciddi misin sen?" dedi Can, gülmekten yaşaran gözlerini silerek. "Kız harfiyen 'Sana aşık oldum' mu dedi?"
Göktuğ dudağının kenarıyla alaycı bir şekilde sırıttı. Sigarasından bir nefes daha çekip külünü silkeledi. "Aynen öyle dedi. İç Mimarlık’tanmış adı Rüya mı ne. Gelmiş bana 'Hakkında anlatılanları duydum ama kalbime söz geçiremiyorum' falan filan... Türk dizisi çekiyoruz sanki otoparkın ortasında."
Berk araya girip omzuna vurdu Göktuğ’un. "E sen ne dedin oğlum? Salmadın mı kızı?"
"Ne diyeceğim lan?" dedi Göktuğ, gözlerini devirerek. "Gitsin çizimini yapsın, benimle vakit kaybetmesin dedim. Fazla romantik tipler bana göre değil biliyorsunuz. Çekemem hiç öyle drama, gözyaşı falan. Kızın gözleri doldu zaten iki laf edince, ben de bastım gaza gittim."
Grubun kahkahaları otoparkta yankılanırken Göktuğ sigarasının izmaritini yere atıp botunun ucuyla ezdi. Yüzünde en ufak bir pişmanlık ya da suçluluk emaresi yoktu. Onun dünyasında bu, sadece birkaç dakika süren ve arkadaş ortamında makarası yapılacak sıradan bir olaydan ibaretti.
Rüya bir köşede kırık kalbinin parçalarını toplamaya çalışırken, Göktuğ için bu karşılaşma sadece unutulup gidecek bir detaydı... Ya da o an için öyle sanıyordu.