Otoparktaki cılız lambanın altında saniyeler, sanki ağırlaştırılmış bir çekim gibi akıp gidiyordu. Rüya, kalbinin güm güm vuran sesini kendi kulaklarında duyabiliyordu. Göktuğ’dan bir tepki, en ufak bir duygu kırıntısı bekliyordu. Bir şaşırma, belki de yüzünde belirecek hafif bir tebessüm...
Ancak Göktuğ, kollarını göğsünde birleştirmiş halde durmaya devam etti. Yüzündeki o mermer soğukluğu tek bir milim bile esnememişti. Gözleri, Rüya’nın cesaretle ona bakan gözlerinde gezinirken, bakışlarında ne bir etkilenme ne de bir acıma vardı. Tamamen duygusuz, bomboş bir bakıştı bu.
Göktuğ yavaşça kaputun üzerinden doğruldu. Cebinden araba anahtarını çıkartıp parmağında doladı.
"Sana bir tavsiye, Rüya," dedi. Sesi o kadar düz ve umursamazdı ki, Rüya adını onun ağzından duyduğuna sevinemedi bile. "Arkadaşlarını dinlemeyi öğren. Onlar haklı."
Rüya olduğu yerde dona kaldı. Boğazına kocamanca bir düğüm oturdu. "Ne?"
"Diyorum ki," dedi Göktuğ, bir adım atıp Rüya’nın tam hizasına gelerek. Yüzü Rüya’ya birkaç santim uzaklıktaydı ama aralarındaki görünmez mesafe millerce uzaktaydı. "Zamanını benimle harcama. Benim kimseye verecek bir şeyim yok. Aşk, duygular, böyle küçük romantik itiraflar... Bunlar benim ilgilendiğim şeyler değil."
Rüya yutkunmaya çalıştı ama boğazındaki düğüm izin vermedi. Gözlerinin dolmasını engellemek için büyük bir mücadele veriyordu. "Ben sadece... Bir şans vermek istemiştim. Belki anlatılan gibi biri değilsindir diye—"
"Anlatılan gibiyim," diye kesti sözünü Göktuğ, hiç acımadan. Bakışlarını Rüya’nın yüzünden ayırıp arabasının kapısını açtı. "Hatta belki daha da kötüyüm. O yüzden o tatlı hayal dünyana dön ve çizimlerini yapmaya devam et. Benim yörüngeme girme."
Göktuğ sürücü koltuğuna oturdu. Kapıyı sertçe kapattığında çıkan ses, gecenin sessizliğini bir bıçak gibi kesti. Motor büyük bir gürültüyle çalıştı, arabanın farları Rüya’nın üzerini aydınlattı. Siyah araba otoparktan hızla uzaklaşırken, Rüya arkasından kalan egzoz dumanının ve soğuk rüzgârın ortasında tek başına kala kaldı.
Yanaklarına süzülen ilk sıcak gözyaşını elinin tersiyle sildi. Göktuğ onu bağırarak, çağırarak reddetmemişti. Çok daha kötüsünü yapmıştı: Onu tamamen yok saymış, hislerini değersiz birer kelimeden ibaret kılmıştı.
Rüya, göğsündeki o keskin sızıyla arkasını döndü. Yürürken adımları ağırlaşıyordu. Reddedilmişti. Hem de en soğuk, en acımasız şekilde. Ama garip bir şekilde, içindeki o amansız ateş sönmek yerine daha da derine batmıştı.