İçeriğe geç

Kusursuz Yalan

Bölüm 4 · 3 dk okuma

Kusursuz Yalan

Bölüm 4

Bölüm 4: Ateşe Bir Adım

Güz rüzgârı kampüsün ıssız yürüyüş yolundaki sararmış yaprakları savururken, havadaki keskin soğuk insanın yüzünü yakıyordu. Günlerdir Rüya’nın zihninde dönüp duran o büyük karmaşa, artık göğsüne sığmaz bir ağırlığa ulaşmıştı. Arkadaşları Damla ve Bartu’nun uyarıları, Göktuğ hakkında duyduğu o soğuk dedikodular, mantığının feryat eden sesi... Hiçbiri, kalbinde günden güne büyüyen o hissi susturmaya yetmiyordu. Rüya, bu belirsizliğin içinde kaybolmaktansa, sonu ne olursa olsun o yangına bir adım atmayı seçmişti.

İç Mimarlık stüdyosundaki çizim masasını erken toplayıp dışarı çıktığında, vakit akşamüstünü çoktan geçmişti. Kampüsün büyük bölümü tenhalaşmış, dersliklerin ışıkları birer birer sönmeye başlamıştı. Rüya, adımlarını mantığının değil, sadece kalbinin yönlendirdiği tarafa, İktisat Fakültesi’nin arka tarafındaki sessiz otoparka doğru sürükledi.

Ve oradaydı.

Göktuğ, her zamanki gibi siyah, lüks arabasının kaputuna yaslanmış duruyordu. Bu kez yanında o gürültülü arkadaş grubu yoktu; tamamen tek başınaydı. Bir elinde tüten sigarası, diğer elinde telefonuyla karanlığın ortasında tek başına dururken, dışarıdan bakıldığında bile etrafına ördüğü o kalın, geçilmez duvarlar hissediliyordu. Rüzgâr siyah saçlarını dağıtırken, yüzündeki o mesafeli ve dünyayı umursamaz ifade her zamankinden daha belirgindi.

Rüya’nın adımları bir anlığına tereddütle yavaşladı. Kalbi kulaklarında yankılanacak kadar hızlı çarpıyor, elleri heyecanla soğumuş montunun ceplerinde titriyordu. Ama geri dönmedi. Bütün cesaretini topladı ve yaprakların çıtırtıları arasında ona doğru adımladı.

Yaklaşan ayak seslerini duyan Göktuğ, telefonundan kafasını kaldırdı. Sigarasından derin bir nefes çekip dumanını üflerken, gözleri doğrudan kendisine doğru gelen Rüya’ya kilitlendi. Yüzünde en ufak bir şaşırma ya da merak ifadesi belirmedi; sadece o her zamanki soğuk, alaycı ve insanı süzen bakışıyla durdu.

Rüya, onun tam birkaç adım önünde durduğunda aralarındaki mesafe azalsa da, hissettikleri uçurum kadar büyüktü. Göktuğ sigarasını yere atıp ayakkabısının ucuyla ezdi, kollarını göğsünde birleştirdi.

"Bir sorun mu var?" dedi Göktuğ. Sesi, tıpkı rüzgâr gibi buz gibiydi.

Rüya yutkundu. Boğazı kurumuştu ama geri adım atmaya niyeti yoktu. Gözlerini Göktuğ’un o simsiyah, derin gözlerinden ayırmadan derin bir nefes aldı.

"Sorun yok," dedi Rüya, sesinin titrememesine özen göstererek. "Sadece... Seninle konuşmak istedim."

Göktuğ tek kaşını hafifçe kaldırdı. Dudağının kenarında, insanı küçümseyen o meşhur, belirsiz kıvrım belirdi. "Benimle mi? Seni tanıyor muyum?"

Bu soru Rüya’nın içini cız ettirse de durmadı. "Adım Rüya. İç Mimarlık’tayım. Beni tanımıyorsun, doğru... Ama ben seni bir süredir izliyorum."

Göktuğ hiç kıpırdamadı, sadece sessizce onu dinlemeye devam etti. Bu umursamaz duruşu, Rüya’nın üzerindeki baskıyı artırıyordu ama artık ok yaydan çıkmıştı. Kalbinde günlerdir biriken, arkadaşlarından bile sakladığı o tüm hisleri tek bir nefeste ortaya dökmeye kararlıydı.

"Hakkında anlatılan pek çok şey duydum," diye devam etti Rüya, adımlarını bir tık daha yaklaştırarak. "Herkese nasıl davrandığını, insanları nasıl uzaklaştırdığını, kırıp geçtiğini... Arkadaşlarım senin bir felaket olduğunu ve senden uzak durmam gerektiğini söyledi. Ama ben..." Rüya duraksadı, gözlerini bir anlığına yere indirip tekrar Göktuğ’un gözlerine dikti. "Ben seni ilk gördüğüm andan beri kalbime söz geçiremiyorum Göktuğ. Seni uzaktan izlemek, o soğuk bakışlarının arkasında ne olduğunu merak etmek yetmiyor artık. Senden hoşlanıyorum. Hatta... Sanırım sana çoktan aşık oldum."

Sözcükler gecenin sessizliğinde döküldüğünde, zaman adeta durdu. Rüya, göğsündeki o devasa ağırlığın kuş gibi hafiflediğini hissederken, gözlerini Göktuğ’un yüzüne kilitledi. Ondan bir şaşırma, belki biraz öfke ya da küçük bir yumuşama bekliyordu.

Ancak Göktuğ’un yüzündeki o mermer gibi soğuk ifade tek bir santim bile oynamadı. Sadece gözlerini Rüya’nın üzerinde gezdirdi, sanki karşısında duran kız hayatında duyduğu en sıradan şeyi söylemiş gibi derin bir sessizlik bıraktı araya.

Otoparkın üzerindeki lambanın cılız ışığı altında, iki genç insan öylece birbirine bakıyordu. Biri kalbini avuçlarının içine alıp hiç çekinmeden sunmuştu; diğeri ise o kalbe bakmaya bile tenezzül etmiyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.