İçeriğe geç

Kusursuz Yalan

Bölüm 34 · 2 dk okuma

Kusursuz Yalan

Bölüm 34

Bölüm 34: Suyun Altında Bir Nefes

Fakültenin tenha bahçesinden ayrılan Göktuğ, adımlarının yönünü tamamen kaybetmişti. Zihni bomboş, göğsü ise taşınması imkânsız bir ağırlıkla doluydu. Rüya’nın o son *"Biz birbirimize baktıkça iyileşmeyiz, o günü yeniden yaşarız"* cümlesi kulaklarında çınlayıp duruyordu. Haklılığı, bir giyotin gibi boynuna inmişti.

Ayakları onu kendiliğinden şehrin kıyısına, dalgaların kayalıkları dövdüğü o sessiz sahil şeridine götürdü.

Hava kararmak üzereydi. Rüzgâr sertleşmiş, deniz köpük köpük şahlanmıştı. Göktuğ kayalıkların en ucuna kadar yürüdü. Ayaklarının altındaki taşlar ıslak ve kaygandı. Soğuk deniz spreyi yüzüne çarptıkça, içindeki o yakıcı yangın bir an olsun hafifler gibi oluyordu.

Cebinden titreyen elleriyle telefonunu çıkardı. Ekranı açtı. Rüya’yla olan sohbet geçmişine girdi. En son aylar önce atılmış mesajlar duruyordu. Parmakları tuşların üzerinde dolaşırken, artık ne bir savunma yapacak dermanı ne de bir af dileyecek yüzü kalmıştı.

Sadece tek bir şey yazdı:

> *"Seni çok seviyorum. Kendine dikkat et."*

>

Mesajı gönderdiği an, telefonu cebine bile koymadan kayalığın üzerine bıraktı. Göğsündeki o darlık, haftalardır süren uykusuzluk ve derin bitkinlik aniden başını döndürdü. Gözleri karardı. Tam bir adım geri çekilmek isterken, ayağı ıslak ve yosunlu kayanın üzerinde kaydı.

Bir anlık dengesizlik, yerçekiminin acımasızlığıyla birleşti. Göktuğ, ne olduğunu bile anlayamadan kayalıklardan aşağı, denizin o serin ve hırçın sularına doğru yuvarlandı.

*Güm!*

Buz gibi su, bir darbe gibi bedenine çarptı. Soğuk şok etkisi yaratırken, ciğerlerindeki tüm hava bir anda boşaldı. Su, onu dibe doğru çekerken rüzgârın ve kentin tüm uğultusu bir anda kesildi. Suyun altında derin, karanlık ve mutlak bir sessizlik vardı.

Göktuğ bir anlık refleksle çırpınmak istedi ama ağırlaşan kabanı ve haftaların getirdiği yorgunluk bedenini kilitledi. Gücü tamamen tükenmişti. Su yüzeyindeki ışık giderek uzaklaşırken, bilinci yavaşça kayıp gitmeye başladı.

Tam o sırada, biraz ilerde balık tutan iki orta yaşlı adam, sudan gelen o büyük düşme sesini ve çırpınışı fark etti.

"Lan biri düştü sudan! Koş!"

Adamlar olayın ciddiyetiyle hemen kayalıklara koştu. İçlerinden biri, ağır kabanı yüzünden dibe çekilmekte olan Göktuğ’u görünce tereddüt etmeden kendini serin sulara bıraktı. Dakikalarca süren o çetin mücadelenin ardından, bilincini kaybetmek üzere olan Göktuğ’u yakalayıp kıyıdaki arkadaşının da yardımıyla zorlukla kayalıklara çekmeyi başardılar.

Göktuğ kayalıkların üzerine ıslak bir çuval gibi serildi. Göğsüne yapılan baskıyla acı içinde öksürerek ciğerlerindeki suyu dışarı attı. Bilinci bulanıktı, gökyüzüne bakarken ne olduğunu anlayamıyordu. Yanındaki balıkçı adam montunu Göktuğ’un üzerine örterken bağırdı:

"Oğlum iyi misin?! Ambulansı arayın çabuk!"

Göktuğ soğuktan ve şoktan titriyordu ama yaşıyordu. Bir başkasının eliyle o karanlık sudan çekip çıkarılmıştı.

Aynı dakikalarda, fakülte durağında otobüs bekleyen Rüya’nın cebindeki telefon titredi.

Rüya dalgınca ekranı açtı. Bildirimi gördüğünde kalbi bir anlığına duracak gibi oldu.

**Göktuğ:** *"Seni çok seviyorum. Kendine dikkat et."*

Rüya’nın elindeki telefon neredeyse düşecekti. Mesajın zamanlaması, kelimelerin o vedaya benzeyen ağırlığı içindeki tüm alarm zillerini çaldırdı. "Seni çok seviyorum" değil, arkasından gelen "Kendine dikkat et" cümlesi korkutmuştu onu.

"Göktuğ..." diye fısıldadı Rüya, sesi titreyerek.

Hemen numarayı aradı. Telefon kayalıkların üzerinde tek başına çalıyor, ama açan olmuyordu.

Rüya’nın içini daha önce hiç hissetmediği, amansız bir panik dalgası kapladı. Gurur, kırgınlık, geçmişteki o acı kahkahalar... Hepsi bir anda buharlaşıp gitti. Geriye sadece bir insanı, sevdiği adamı kaybetme korkusu kaldı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.