İçeriğe geç

Kusursuz Yalan

Bölüm 35 · 2 dk okuma

Kusursuz Yalan

Bölüm 35

Bölüm 35: Telefonun Ucundaki Yabancı

Rüya’nın elleri titriyor, durağın ortasında buz kesmiş parmaklarıyla ekrana tekrar tekrar basıyordu. Telefon çaldı, çaldı... Her bir dıt sesinde kalbinden bir parça kopuyordu sanki. Aklına en karanlık senaryolar geliyor, nefesi boğazında düğümleniyordu.

"Aç noluşursun aç... Göktuğ lütfen," diye fısıldadı gözlerinden süzülen yaşlarla.

Tam arama kapanmak üzereyken, hışırtılı bir sesle birlikte hat bağlandı. Rüya bir an nefes almayı bile unuttu.

"Göktuğ! Göktuğ neredesin, ne oldu?!" diye bağırdı ahizeye doğru, sesi paniğin ve endişenin eşiğinde k kırılarak.

Ancak hattın diğer ucundaki ses Göktuğ’a ait değildi. Nefes nefese kalmış, yabancı ve orta yaşlı bir adamın sesi hoperlörden yankılandı:

"Kızım... Sen bu telefonun sahibinin yakını mısın?"

Rüya olduğu yerde donakaldı. Kanı çekilmiş gibiydi. Zihninde şimşekler çaktı.

"B-ben... Evet, arkadaşıyım. Kimsiniz siz? Göktuğ nerede? Neden siz açtınız telefonu?!"

"Kızım sakin ol önce," dedi adam, arka plandaki bağrışmalar ve sert rüzgâr sesi telefonun içine dolarken. "Delikanlı kayalıklarda ayağı kaydı, denize düştü. Biz balık tutuyorduk, güç bela sudan çıkardık."

Rüya’nın elindeki çanta yere düştü. Dünya sanki etrafında ekseninden çıkmış gibi fırıldak gibi dönmeye başladı. Bacaklarındaki derman birden çekildi, durağın camına tutunmak zorunda kaldı.

"Ne... Ne demek denize düştü? İyi mi? " dedi hıçkırıklarının arasından.

"Yaşıyor kızım, yaşıyor merak etme. Suyu çıkarttık ama durumu ağır, şokta ve çok soğuk. Bilinci gidip geliyor, titriyor bayağı. Ambulansı çağırdık, yoldalar. Sahil yolundaki büyük kayalıkların oradayız, balıkçı barınağının hemen ilerisinde."

Rüya o an gururunu, kırgınlığını, yaşanan tüm o ağır ayları bir kenara fırlattı. Zihninde tek bir düşünce vardı: *Göktuğ ölmesin.*

"Tamam... Tamam hemen geliyorum! Sakın bırakmayın onu, ne olur bırakmayın!"

Rüya telefonu kapatır kapatmaz, caddeden geçen ilk taksiye doğru kendini fırlattı. Taksiciye adresi söylerken sesi tanınmayacak kadar kısıktı. Taksinin arka koltuğunda otururken, ellerini yüzüne kapatıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

O iddia masası, yırtılan mektup, aradaki o buzdan duvarlar... Hiçbiri, Göktuğ’un yok olma ihtimali kadar canını yakmamıştı.

Taksi sahil yoluna doğru hızla ilerlerken, Rüya camdan dışarı bakıp rüzgârın dövdüğü denizi izledi. *"Dayan Göktuğ,"* diye dua ediyordu içinden. *"Lütfen dayan... Sana kızmama, senden nefret etmeme bile izin vermeden gitme."*

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.