İçeriğe geç

Kusursuz Yalan

Bölüm 30 · 3 dk okuma

Kusursuz Yalan

Bölüm 30

Bölüm 30: Yangının Ortasında Bir Adım

Göktuğ’un o tek bir adımı, koridordaki tüm havayı ağırlaştırdı. Aralarındaki mesafe sadece birkaç adımdı ama ikisinin de zihninde o mesafeye sığdırılmış devasa bir enkaz duruyordu.

Göktuğ’un bakışları, Rüya’nın göğsüne sımsıkı bastırdığı o siyah kâğıda kaydı. Dudakları titredi. Rüya’nın o mektubu yırtıp atmamış olması, göğsüne bastırıyor oluşu Göktuğ’un içindeki o cansız umut kırıntısını aniden tutuşturdu.

"Rüya..." dedi Göktuğ bir adım daha atarak. Sesi o kadar pürüzlü ve kısıktı ki, sanki günlerdir tek bir kelime bile etmemiş gibiydi. "Yemin ederim bir tek kelimem bile yalan değil. O kâğıda yazdığım her şey... Benim şu dünyada sığınabileceğim tek gerçek."

Rüya, göğsündeki mektubu sıkan parmaklarının acıdığını hissetti. Göktuğ’un o yoğun odunsu kokusu genzini yakıyordu. Kalbi, mektubu okurken attığı o çıldırtıcı ritimle atmaya devam ediyordu. Onu öyle deli gibi özlemişti ki... Şu an tek bir hamle yapıp o tanıdık göğse başını koymak, o sahte de olsa huzurlu kollarda kaybolmak istiyordu.

Ama hemen ardından, zihninin karanlık köşelerinden o kahkahalar yükseldi.

*“Tiyatro oynamaktan beynim çürüdü...”*

*“Kızın dünyası masallardan ibaret...”*

Rüya’nın gözleri aniden karardı. İçindeki o arsız özlem dalgası, yerini anında yakıcı bir utanca bıraktı. Kendi kalbinden, bu adama hâlâ bir şeyler hissettiği için ölesiye tiksindi.

Göktuğ, Rüya’nın gözlerindeki o değişimi gördüğü an durdu. Rüya’nın parmakları mektubun kenarlarını buruşturmaya başlamıştı.

"Rüya, yapma..." diye fısıldadı Göktuğ, ellerini çaresizce iki yana açarak. "Bana bak. Bana kız, bana vur, yüzüme tükür ama ne olur yine o buzdan duvarın arkasına geçme. Beni böyle bir hiçlikle cezalandırma."

Rüya yavaşça başını kaldırdı. Gözlerinden akan tek bir damla yaş, yanağından süzülüp çenesine doğru kaydı. Ama yüzünde ne bir yumuşama vardı ne de bir teslimiyet.

"Sen ne sanıyorsun Göktuğ?" dedi Rüya. Sesi titriyordu ama her bir harfi zehir gibiydi. "İki sayfa süslü mektup yazınca, biraz çaresiz bakınca her şeyin silineceğini mi sanıyorsun? Beni bu kadar mı ucuz gördün?"

"Hayır!" dedi Göktuğ hızla, gözleri yaşarırken. "Hayır Rüya, ben sadece—"

"Sen benim canımı yaktın," diye kesti lafını Rüya. "Sen benim bir erkeğe, dünyaya, aşka olan tüm inancımı yok ettin! Ben geceleri senin kokunu hatırlayıp ağlarken kendimden tiksiniyorum, anlıyor musun?! Sana hâlâ bu kalbimde bir yer olduğu için kendimden nefret ediyorum!"

Göktuğ, Rüya’nın dudaklarından dökülen bu itirafla adeta vurulmuşa döndü. *Sana hâlâ bu kalbimde bir yer olduğu için...* Rüya onu hâlâ unutamamıştı, canı hâlâ yanıyordu. Ve bu gerçek, Göktuğ’un vicdanına bir dağlama demiri gibi basıldı.

"Rüya’m..." deyip öne doğru bir hamle yaptı Göktuğ. Rüya’nın elini tutmak, onu göğsüne çekip o acıyı kendi bedeniyle emmek istedi.

"Dokunma bana!" diye bağırdı Rüya.

Elindeki mektubu iki eliyle kavradı. Göktuğ’un gözlerinin içine bakarak kâğıdı ortadan ikiye, sonra bir kez daha, bir kez daha yırttı. Siyah kâğıt parçaları, ikisinin arasındaki o soğuk mermer zemine birer ölü yaprak gibi döküldü.

"Bu mektup da," dedi Rüya, yırtık parçalara bakarak, "senin o süslü sözlerin de benim için bu kâğıt kırıntılarından farksız. Beni gerçekten birazcık bile düşünüyorsan... Benden gerçekten pişmansan, benden uzak durursun. Bırak canımın acısıyla tek başıma kalayım. Seni bir daha görmek istemiyorum."

Rüya arkasını döndü. Yere dökülen kâğıt parçalarının üzerinden geçerek koridorda hızlı adımlarla yürümeye başladı.

Göktuğ peşinden gidemedi. Olduğu yerde, yerdeki parçalanmış mektuba bakarak donup kaldı. Dizlerinin bağı çözüldü ve yavaşça mermer zemine çöktü. Titreyen elleriyle, üzerilerinde yazılarının kaldığı o küçük kâğıt parçalarını tek tek toplamaya başladı.

Rüya ise merdivenleri koşarak inerken, gözyaşları nihayet yüzünü tamamen kaplamıştı. İçindeki o büyük yangın küllenmiyordu; aksine, ikisini de içine alarak gün geçtikçe daha da büyüyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.