İçeriğe geç

Kusursuz Yalan

Bölüm 28 · 2 dk okuma

Kusursuz Yalan

Bölüm 28

Bölüm 28: Gece Çökünce Başlayan Fırtına

Gündüzleri herkesin imrendiği, dik duruşuyla herkesi kendine hayran bırakan o güçlü kız; gecenin karanlığı odaya çöktüğünde yerini bambaşka bir gerçekliğe bırakıyordu.

Çünkü gündüzleri insanları kandırmak kolaydı. Damla’ya gülümsemek, Bartu’ya *"İyiyim ben, atlattım"* demek, hocaların karşısında projelerini savunurken kendinden emin bir tavır takınmak Rüya için bir zırhtı. Ama gece olup odasının kapısını kapattığında, ışıkları söndürüp yorganı üzerine çektiğinde, inşa ettiği o buzdan duvarlar tek bir hamlede yerle bir oluyordu.

Yastığı yüzüne bastırdı Rüya. Sesinin dışarı çıkmasından, yan odada uyuyan Damla’nın duymasından ölesiye korkarak, sessizce ağlamaya başladı.

Hıçkırıkları boğazında düğümleniyor, nefesi kesiliyordu. Göktuğ’un o koca gövdesiyle ona sarılışını, kokusunu, "Rüya'm" derken ki o hırıltılı sesini hatırladıkça canı sökülüyordu sanki. Mantığı ona *"O bir yalancı, seni bir iddia uğruna sattı"* diye avaz avaz bağırıyordu ama kalbi... Kalbi o kadar kolay söz dinlemiyordu. İnsan birine böyle ölesiye, böyle hesapsız aşık olmuşken, tek bir günde o özlemi söküp atamıyordu işte.

İğrenç bir tezatlığın ortasında sıkışıp kalmıştı. Nefret etmek istiyor, ama parmaklarının arasında hâlâ Göktuğ'nun saçlarının sıcaklığını hissediyordu. Yüzüne karşı *"Beni bir daha arama"* derken ne kadar kararlıysa, geceleri o kokuyu bir daha asla içine çekemeyecek olmanın gerçeğiyle o kadar darmadağın oluyordu.

Elini göğsüne koydu Rüya. Kalbi öylesine hızlı ve sıkışarak çarpıyordu ki, kaburgaları kırılacak gibiydi.

Gözyaşları yastığı sırılsıklam ederken, dişlerini birbirine kenetledi. Bir yandan o adama duyduğu bu arsız özlemden tiksiniyor, bir yandan da onun o sahte şefkatine bile ne kadar muhtaç olduğunu hissedip kendine lanet ediyordu. Onu özlemek, hayattaki en büyük ihanetti belki de kendisine yaptığı. Ama elinde değildi; aşk, ihaneti öğrendiğinde bir anda yok olup gitmiyordu.

Gece yarısını çoktan geçmişti.

Yüzünü ıslatan yaşları battaniyenin ucuyla sildi. Gözleri ağlamaktan şişmiş, boğazı kurumuştu. Komodinin üzerindeki sudan bir yudum aldı.

Rüya, tavanı izlerken derin bir nefes verdi. Sabah yine güneş doğacaktı. Yine o güçlü, yıkılmaz, umursamaz duruşunu takınacak; maket bıçağını eline alıp çizimlerinin başına geçecekti. Kimse onun geceleri Göktuğ’un hayaline sarılıp bir çocuk gibi ağladığını, onu deli gibi özlediğini bilmeyecekti.

Çünkü Rüya’nın en büyük savaşı artık Göktuğ ile değildi. Kendi kalbine söz geçirememenin, o adama hâlâ ölen ruhuyla aşık olmanın utancı ve acısıyla yürüttüğü o amansız savaştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.