İçeriğe geç

Kusursuz Yalan

Bölüm 27 · 3 dk okuma

Kusursuz Yalan

Bölüm 27

Bölüm 27: Gecenin Siyahı, Küllerin Soğukluğu

Rüya, Göktuğ’u arkasında bırakıp fakültenin bahçesinden uzaklaşırken adımları tek bir an bile aksamadı. Göğsündeki o dondurıcı soğukluk, ona en büyük zırhı olmuştu. Artık Göktuğ’un gözyaşları, yalvarışları ya da gözlerindeki o parçalanmış ifade onun canını yakmıyordu. Rüya, o gün bir kez daha emin olmuştu: Karşısındaki adam için üzülmek, kendi ruhuna ihanet etmek olurdu.

Durağa varıp ilk gelen otobüse bindi. Eve vardığında hava kararmaya başlamıştı. Damla salondaki koltukta oturmuş, elindeki laptopta bir şeyler inceliyordu. Kapının açılma sesini duyar duymaz başını kaldırdı.

"Bebeğim? Geldin mi?" dedi Damla, dikkatle Rüya’nın yüzünü süzerek. Yüzünde en ufak bir sarsıntı arıyordu. "İyi misin? Yüzün biraz solgun gibi."

Rüya çantasını kenara bırakıp hafifçe gülümsedi. O gülümseme eski neşeli halinden uzaktı ama son derece sakindi. "İyiyim. Fakülte çıkışında Göktuğ'u gördüm."

Damla anında oturduğu yerde dikleşti, gözleri öfkeyle açıldı. "Ne?! Yine mi karşına çıktı o şerefsiz? Bartu ona yeterince açık konuşmadı mı? Ne dedi sana?"

"Konuşmaya çalıştı," dedi Rüya, mutfağa geçip kendine bir bardak su doldururken. Sesi o kadar sıradandı ki, sanki yolda karşılaştığı yabancı birinden bahsediyor gibiydi. "Aşık olduğunu, pişman olduğunu falan söyledi işte. Bildiğin şeyler."

Damla mutfak kapısının eşiğine gelip kolları bağlı bir şekilde durdu. "Peki sen ne yaptın?"

Rüya sudan bir yudum aldı, ardından bardağı tezgâha bıraktı. "Yoluma devam ettim Damla. Bir daha karşıma çıkmamasını söyledim ve yürüdüm. Artık onun dediklerinin benim dünyamda tek bir gram karşılığı yok."

Damla, arkadaşının gözlerindeki o sarsılmaz kararlılığı görünce derin, rahat bir nefes aldı. Yanına gidip Rüya’ya sımsıkı sarıldı. "Sen dünyadaki en güçlü kadınsın, biliyorsun değil mi? O pisliğin senin hayatında tek bir saniye bile yer kaplamasına izin vermediğin için seninle gurur duyuyorum."

Aynı saatlerde, kentin diğer ucundaki o karanlık ve sessiz dairede hayat durmuş gibiydi.

Göktuğ, salonun ortasındaki halının üzerine çökmüş, sırtını koltuğa yaslamıştı. Evin içi zifiri karanlıktı; ne bir ışık açmıştı ne de perdeleri çekmişti. Masanın üzerinde günlerdir dokunmadığı yemek kapları, küllükte birikmiş izmaritler duruyordu.

Gözleri, sehpanın üzerinde duran o gümüş kolyedeydi.

Kolyenin zincirinde hâlâ Rüya’nın kokusu vardı sanki. Göktuğ elini uzatıp kolyeyi avucunun içine aldı. Avucunu sıktıkça, kolyenin ucu haftalar önce Bartu’nun attığı yumruktan sonra kabuk bağlayan yarasına batıyordu. Canı yanıyordu ama bu acı, zihnindeki o cümleyi susturmaya yetmiyordu.

*“Sen sadece kaybettin. Oyunu kaybettiğin için, oyuncağın elinden alındığı için gururun incindi.”*

Rüya’nın buz gibi sesi, beyninin odalarında yankılanıp duruyordu. Göktuğ başını geriye atıp gözlerini kapattı. Göğsünden yırtıcı, boğuk bir hırıltı koptu.

Rüya haklıydı belki de. Bu oyunu o başlatmıştı. Bir kadının masumiyetini iddia masasına yatıran, onun gururuyla oynayan kendisiydi. Şimdi "Aşık oldum" diyerek kapısına dayanması, Rüya’nın gözünde ne kadar acizce ve sahtekârca duruyordu kim bilir...

Telefonu kenarda durmadan titriyordu. Ekranda Can’ın ve Berk’in isimleri ardı ardına yanıp sönüyordu. Ama Göktuğ telefonu açmadı. Artık o gruptan da, o yüzeysel arkadaşlıklardan da, kendi inşa ettiği o sahte krallıktan da tiksiniyordu.

Yavaşça ayağa kalktı. Adımları sendeleyerek banyoya gitti. Aynadaki yansımasına baktı.

Gözlerinin altı kapkaranlıktı, elmacık kemiğindeki morluk hafifçe sararmaya başlamıştı ama yüzündeki o ruhsuz, çökmüş ifade her şeyi anlatıyordu. Göktuğ, aynadaki adama nefretle baktı. Karşısında duran şey, kendi elleriyle mahvettiği bir hayatın ve yok ettiği tek gerçek aşkın enkazından başka bir şey değildi.

Musluğu açıp yüzüne soğuk su çarptı. Sular çenesinden damlarken kendi kendine fısıldadı:

"Bitmedi Rüya..." dedi, sesi karanlık banyoda yankılanarak. "Beni silmiş olabilirsin. Benden nefret bile etmiyor olabilirsin... Ama ben bu günahın bedelini ödemeden, senin o gözlerindeki güveni yeniden kazanmadan durmayacağım."

Göktuğ, bunun ne kadar imkânsız bir mücadele olduğunu biliyordu. Rüya bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı. Ama Göktuğ için de artık geriye dönüş yoktu. Kendi cehennemini kendi elleriyle yaratmıştı ve şimdi o cehennemin ortasında, tek başına yanmaya mahkûmdu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.