İçeriğe geç

Kusursuz Yalan

Bölüm 17 · 5 dk okuma

Kusursuz Yalan

Bölüm 17

Bölüm 17: Güneşin Bulutları Dağıtışı

UYARI ⚠️: +18 BÖLÜM

Göktuğ’un gözlerindeki o karanlık geçmişin izleri hâlâ tazeliğini korurken, Rüya bu kasvetli havanın ikisini de aşağı çekmesine daha fazla izin veremezdi. Sevdiği adamın ruhundaki o eski yaralara dokunmuş olmanın ağırlığını, onun yüzüne konduracağı tebessümle hafifletmek istiyordu.

​Hafifçe Göktuğ'un kucağında doğruldu. Göktuğ daha ne olduğunu anlayamadan, Rüya iki elini de onun keskin çene hattına koyup yüzünü kendine sabitledi.

​Önce Göktuğ’un çatılmış kaşlarının tam ortasına, o gerginliği silmek istercesine uzun, yumuşak bir öpücük kondurdu.

​Göktuğ şaşkınlıkla gözlerini araladığında, Rüya durmadı. Bu kez sol yanağına, tam elmacık kemiğinin üzerine sıcak bir öpücük bıraktı. Ardından sağ yanağına, burnunun ucuna ve şakaklarına... Yüzünün her bir milimine sevgiyle, şefkatle öpücükler kondurmaya başladı. Her bir dokunuşu, "Geçti, ben buradayım" der gibiydi.

​Göktuğ’un o sert, kasvetli yüz hatları Rüya’nın bu tatlı ve muzip hamlesiyle anında gevşedi. Az önce gözlerinde dolaşan o karanlık bulutlar, yerini Rüya’ya baktıkça ortaya çıkan o tanıdık, yumuşak ışığa bıraktı. Göktuğ hafifçe kıkırdayarak belindeki ellerini sıkılaştırdı.

​"Ne yapıyorsun bakayım sen?" dedi Göktuğ, sesi hırıltılı ama neşeyle çıkarak.

​"Kasvetli havaları sevmiyorum," dedi Rüya, son bir öpücüğü de Göktuğ’un alt dudağına kondurup geri çekilerek. Yüzünde kocaman, ışıl ışıl bir tebessüm vardı. "O kötü anıların hepsini silip atacağız demiştik. Benim görevim de senin yüzünü hep böyle güldürmek."

​Göktuğ, derin bir nefes alıp başını geriye attı. Yüzündeki o samimi tebessüm tamamen yayılmıştı. Rüya’yı belinden kavrayıp tek bir hamlede halının üzerine devirdi ve üstüne doğru eğildi.

​"Demek görevin bu..." diye fısıldadı Göktuğ, gözlerinin içi gülerek. Parmak uçlarıyla Rüya’nın yanağındaki saç tutamını kulak arkasına itti. "O zaman ben bu görevi zorlaştırırım, haberin olsun. Çünkü seni böyle izlemek dünyadaki en güzel şey."

​Rüya’nın neşeli kahkahası salonun içinde yankılanırken, ikisi de az önceki ağır havanın tamamen dağıldığını hissediyordu. Rüya, sevdiği adamın yüzüne o tebessümü yeniden kondurabilmiş olmanın huzuruyla Göktuğ’un boynuna sarıldı. Bütün taşlar yerine oturmuş, geçmişin gölgeleri bu sevgi dolu anın içinde kaybolup gitmişti.

Göktuğ, Rüya’nın boynuna sarılmış hâlini bir an izledi. Gözlerindeki yumuşaklık, yerini yavaş yavaş daha koyu, daha aç bir bakışa bırakıyordu. Elleri Rüya’nın belinden kalçalarına kaydı, parmakları sıkıca kavradı.

“Yeterince güldüm,” diye fısıldadı, sesi alçak ve boğuktu. “Şimdi başka bir şey istiyorum.”

Rüya daha cevap veremeden Göktuğ kollarını onun beline doladı, tek bir hamlede kucağına aldı. Rüya’nın bacakları istemsizce Göktuğ’un beline sarıldı. Göktuğ, Rüya’yı göğsüne bastırarak koridordan geçti, yatak odasının kapısını ayağıyla itti. Kapı arkasından kapandığında oda loştu; perdeler yarı açıktı, sokak lambasının sarı ışığı yatağın üzerine düşüyordu.

Göktuğ Rüya’yı yatağın kenarına oturttu, kendi ise dizlerinin üzerine çöktü. Elleri Rüya’nın tişörtünün kenarından içeri girdi, yavaşça yukarı doğru sıyırdı. Kumaş başından geçerken Rüya’nın saçları dağınık döküldü. Göktuğ sütyeninin kopçalarını çözdü, kumaşı omuzlarından indirdi. Rüya’nın göğüsleri serbest kaldığında Göktuğ bir an durdu, sadece baktı.

“Hâlâ bazen inanmıyorum ,” dedi, parmak uçlarıyla bir memesinin altından yavaşça yukarı kaydırarak. “Bu kadar güzel olmana.”

Ağzını Rüya’nın bir memesine kapadı. Sıcak dili ucunu yaladı, emdi, hafifçe dişleri arasına aldı. Rüya’nın başı geriye düştü, dudaklarından uzun bir inilti kaçtı. Göktuğ diğer memesiyle de aynı şeyi yaptı; bir eliyle diğerini ovarken dilini ve dişlerini kullanıyordu. Rüya’nın parmakları Göktuğ’un saçlarına gömüldü, kalçaları istemsizce öne doğru kıvrıldı.

Göktuğ yavaşça ayağa kalktı, kendi tişörtünü tek hamlede çıkardı. Kaslı göğsü, omuzları, karın çizgileri loş ışıkta belirginleşti. Pantolonunun düğmesini açtı, fermuarını indirdi, hem pantolonu hem boxer’ını birlikte aşağı sıyırdı. Sertleşmiş penisi serbest kaldığında Rüya’nın bakışları oraya kaydı. Göktuğ, Rüya’nın çenesini iki parmağıyla tutup yüzünü yukarı kaldırdı.

“Bana bak,” dedi. “Sadece bana.”

Rüya’nın pantolonunu ve külotunu birlikte indirdi. Rüya artık tamamen çıplaktı. Göktuğ onu yatakta geriye doğru yatırdı, kendi de üzerine eğildi. Dizleriyle Rüya’nın bacaklarını açtı, gövdesini onun gövdesine yasladı. Sertliği Rüya’nın ıslak girişine değdiğinde ikisi de aynı anda nefeslerini tuttu.

Göktuğ eğilip Rüya’nın dudaklarını öptü; dilini ağzına soktu, yavaş ve derin. Aynı anda kalçalarını hafifçe ileri itti. Baş kısmı Rüya’nın içine girdi. Rüya’nın tırnakları Göktuğ’un sırtına battı. Göktuğ biraz daha ilerledi, yavaş yavaş, ta ki tamamen içinde olana kadar. İkisi de bir süre kıpırdamadan kaldı. Rüya’nın içi Göktuğ’u sıkıca sarıyordu; sıcak, ıslak, dar.

Göktuğ alnını Rüya’nın alnına yasladı.

“Hissediyor musun beni?” diye fısıldadı.

Rüya başını salladı, sesi titredi: “Her yerde…”

Göktuğ yavaşça hareket etmeye başladı. Uzun, derin vuruşlar. Her girişte Rüya’nın içini sonuna kadar dolduruyor, her çıkışta neredeyse tamamen çıkıyor, sonra tekrar içine gömülüyordu. Rüya’nın bacakları Göktuğ’un beline sarıldı, topukları sırtına değdi. Göktuğ’un tempoları gittikçe hızlandı. Her vuruşta yatak hafifçe gıcırdadı, Rüya’nın iniltileri daha yüksek çıktı.

Göktuğ bir elini Rüya’nın iki bileğini tutup yastığın üzerine sabitledi. Diğer eliyle Rüya’nın bir memesini kavradı, parmaklarıyla ucunu sıkıştırdı. Ağzını boynuna, köprücük kemiklerine, göğüslerine indirdi; ısırdı, yaladı, emdi. Rüya’nın kalçaları her vuruşta yukarı doğru kalkıyor, Göktuğ’u daha derine alıyordu.

“Daha hızlı…” diye fısıldadı Rüya, nefesi kesik kesik.

Göktuğ sözünü dinledi. Kalçaları artık sert, ritmik ve derin vuruyordu. Her girişte Rüya’nın içindeki o hassas noktaya çarpıyor, her çıkışta Rüya’nın iniltisi boğazında takılıyordu. Göktuğ Rüya’nın bacaklarını omuzlarına doğru kaldırdı, açıyı değiştirdi. Yeni pozisyonda daha da derine giriyordu. Rüya’nın gözleri yumruldu, dudaklarından uzun, titrek bir inilti koptu.

Göktuğ bir elini Rüya’nın bacaklarının arasına indirdi, parmak uçlarıyla klitorisine bastırdı. Daireler çizerek ovdu. Rüya’nın vücudu gerildi, içindeki baskı büyüdü, büyüdü…

“Göktuğ… gelıyorum…”

“Gel,” diye hırıldadı Göktuğ. “Benim için gel.”

Rüya’nın bedeni birden kasıldı. Sırtı yataktan kalktı, parmakları çarşafı sımsıkı kavradı, boğazından yüksek, boğuk bir inilti koptu. İçindeki duvarlar ritmik olarak kasılıp Göktuğ’u sıkıca kavradı. Orgazm dalgaları hâlinde yayıldı; sıcak, elektrik gibi, kontrol edilemeyen.

Göktuğ birkaç saniye daha dayandı, sonra kendi de boşaldı. Derin, uzun bir iniltiyle Rüya’nın içine aktı; sıcaklık Rüya’nın derinliklerinde yayıldı. Kalçaları birkaç kez daha yavaşça titredi, sonra yığıldı Rüya’nın üzerine.

İkisi de soluk soluğaydı. Göktuğ yavaşça çıktı, yanına uzandı, Rüya’yı kollarının arasına çekti. Terli alınlarını birbirine yasladılar. Göktuğ’un kalbi hâlâ deli gibi atıyordu; Rüya’nın göğsüne karşı hissediliyordu.

Rüya’nın parmakları yavaşça Göktuğ’un göğsünde gezindi. İçerisi hâlâ sızlıyor, ıslak ve dolu hissediyordu. Göktuğ’un menisi bacaklarının arasından yavaşça akıyordu.

Göktuğ Rüya’nın saçlarını okşadı, dudaklarını alnına, sonra göz kapaklarına, sonra dudaklarına bastırdı.

“Bir daha,” diye fısıldadı, sesi hâlâ boğuktu. “Biraz dinlen… sonra bir daha seni istiyorum.”

Rüya gülümsedi, gözleri yarı açıktı. Göktuğ’un boynuna burun ucuyla sürtündü.

“O zaman dinlenme… çünkü ben de seni istiyorum.”

Göktuğ alçak sesle kıkırdadı. Eli Rüya’nın belinden kalçasına kaydı, parmakları yumuşak teni sıktı. İkinci tur için sabırsızlanan o koyu bakışlar yeniden alevlenmişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.