UYARI ⚠️: BÖLÜMÜN YARISINDAN SONRASI +18
Aralık ayının sonlarına doğru kampüs, vizelerin bitişini ve yaklaşan yeni yılı kutlayan partilerin gürültülü ritmine teslim olmuştu. Bu gecenin adresi ise İktisat Fakültesi’nin popüler isimlerinden birinin şehrin tepelerindeki lüks villasıydı.
Işıkların ritmik bir şekilde değiştiği, bass seslerinin zeminleri titrettiği salonda kalabalık kahkahalar ve müzikle çalkalanıyordu. Rüya, üzerinde vücuduna oturan zümrüt yeşili, zarif bir elbiseyle Göktuğ’un yanındaydı. Saçları hafif dalgalar halinde omuzlarına dökülüyor, boynunda ise Göktuğ’un birinci aylarında hediye ettiği o gümüş kolye parıldıyordu.
Göktuğ ise her zamanki gibi çabasız bir şıklık içindeydi. Siyah gömleğinin üst iki düğmesi açık, kolları dirseklerine kadar katlanmıştı. Parti alanına girdikleri ilk andan itibaren bir saniye bile Rüya’nın yanından ayrılmamış, elini bir an olsun bırakmamıştı. Etraftaki meraklı, gıpta eden ve zaman zaman kıskançlıkla bakan gözlerin hiçbiri Göktuğ’un umurunda değildi. Onun dünyası o gece tamamen Rüya’dan ibaretti.
"Biraz hava alalım mı?" diye fısıldadı Göktuğ, Rüya’nın kulağına doğru eğilerek. Sıcak nefesi Rüya’nın tenini ürpertti.
Rüya başıyla onaylayınca, Göktuğ onu kalabalığın arasından çekip villanın havuza bakan geniş terasına çıkardı. Müzik sesinin biraz daha boğuklaştığı terasta, gecenin keskin soğuğu ikisinin de yüzüne vurdu. Göktuğ, üzerindeki siyah ceketini çıkarıp hiç düşünmeden Rüya’nın omuzlarına örttü.
"Üşümeni istemiyorum," dedi, sesi müziğin gürültüsüne inat son derece derin ve pürüzsüz çıkıyordu.
Rüya, ceketten yayılan o tanıdık, odunsu parfüm kokusunu içine çekerken gülümsedi. "Sen ne yapacaksın?"
Göktuğ hafifçe kıkırdadı. Bir adım daha atıp aralarındaki tüm mesafeyi kapattı. Kollarını Rüya’nın beline sararak onu kendine doğru çekti. "Ben seni böyle tutarsam hiç üşümem ki..."
Rüya ellerini Göktuğ’un göğsüne koydu. Göktuğ’un simsiyah gözleri, terasın loş ışığında inanılmaz bir yoğunlukla parıldıyordu. O gözlerdeki tutku, bakışlarındaki o sahiplenici ve arzulayan ifade Rüya’nın dizlerinin bağını çözecek kadar güçlüydü. Göktuğ başını eğip dudaklarını Rüya’nın boynuna, ardından çene çizgisine kondurdu. Her bir öpücük, Rüya’nın bedeninde küçük birer yangın başlatıyordu.
"Aşırı güzelsin bu gece," diye fısıldadı Göktuğ, dudakları Rüya’nın dudaklarına birkaç milim kala. "Bütün gece sadece sana bakmaktan, seni millete karşı kıskanmaktan kafayı yedim."
Rüya nefesinin kesildiğini hissetti. "Göktuğ..."
Göktuğ daha fazla beklemedi ve dudaklarını Rüya’nın dudaklarıyla buluşturdu. Büyülü, derin ve içindeki tüm arzuyu açığa çıkaran uzun bir öpücük kapladı geceyi. Rüya, ellerini onun saçlarının arasına geçirip öpücüğüne aynı tutkuyla karşılık verdi. Artık etraftaki gürültü, parti ya da dünya yoktu; sadece ikisinin arasındaki o karşı konulmaz çekim vardı.
Göktuğ öpüşmeyi bitirdiğinde, alınlarını birbirine yasladı. Soluk soluğaydılar. Göktuğ’un başparmağı Rüya’nın alt dudağını hafifçe okşadı.
"Gidelim buradan," dedi Göktuğ, gözlerindeki o koyu, tavizsiz arzuyla. "Sadece ikimiz olalım."
Rüya, onun gözlerindeki o yangına bakarak sadece başını sallayabildi.
Gürültülü partiden vedalaşmadan ayrıldılar. Göktuğ’un arabasındaki yolculuk boyunca aralarındaki sessizlik, sözlerden çok daha fazla şey anlatıyordu. İkisinin de zihninde ve teninde aynı sabırsız beklenti dolaşıyordu.
Yarım saat sonra Göktuğ’un dairesinin kapısından içeri girdiklerinde, ev tamamen sessiz ve karanlıktı. Göktuğ kapıyı arkalarından kapatır kapatmaz, ışıkları bile açmaya gerek duymadan Rüya’yı belinden tutup kapıyla kendi gövdesi arasına sıkıştırdı.
Ceketi Rüya’nın omuzlarından düşerken, Göktuğ’un elleri Rüya’nın belini sımsıkı kavradı. Karanlığın içinde birleşen dudakları, terastakinden çok daha aç, çok daha tutkuluydu.
Göktuğ, nefes nefese Rüya’nın kulağına doğru eğildi:
"Bu gece sadece benimsin Rüya..."
Göktuğ’un dairesinin kapısı arkalarından kapanır kapanmaz karanlık onları yuttu. Rüya’nın sırtı soğuk duvara değdiği anda Göktuğ’un bedeni bütün ağırlığıyla ona yaslandı. Dudakları tekrar buluştu; bu sefer daha aç, daha sabırsız. Göktuğ’un dili Rüya’nın dudaklarını yavaşça araladı, içeri süzüldü ve Rüya’nın dilini kendi diline doladı. Rüya’nın elleri istemsizce Göktuğ’un göğsüne tutundu; parmakları siyah gömleğin düğmelerine takıldı.
Göktuğ, öpüşmeyi bozmadan bir eliyle Rüya’nın belini kavradı, diğer eliyle zümrüt yeşili elbisenin fermuarını yavaşça indirdi. Soğuk hava Rüya’nın çıplak sırtına değdiğinde hafif bir ürperti geçti bedeninden. Elbise omuzlarından kayıp ayak bileklerine yığıldı. Rüya sadece ince, dantel bir sütyen ve külotla kalmıştı. Göktuğ bir adım geri çekilip karanlığın içinde onu süzdü. Gözlerindeki koyu arzu, Rüya’nın utancını daha da derinleştirdi.
“Çok güzelsin…” diye fısıldadı Göktuğ, sesi boğuk ve kalın çıkıyordu. Elleri Rüya’nın beline indi, parmak uçları yavaşça kalçalarına doğru kaydı. “Bütün gece seni böyle hayal ettim.”
Rüya’nın kalbi göğüs kafesine çarpıyordu. İlk kez bir erkek onu bu kadar yakından, bu kadar çıplak görüyordu. Göktuğ’un sıcak avuçları teninde gezinirken hem utanıyor hem de o utancın içinde garip bir heyecan hissediyordu. Göktuğ eğilip boynuna, köprücük kemiklerine, ardından sütyeninin üzerinden göğüslerine öpücükler kondurdu. Dişlerini hafifçe tenine bastırdığında Rüya’nın nefesi kesildi.
Göktuğ sütyenin kopçalarını çözdü. Kumaş yere düşerken Rüya’nın göğüsleri serbest kaldı. Göktuğ bir an durdu, sonra ağzını bir memesine kapadı. Sıcak dili ucunu yaladı, emdi, hafifçe ısırdı. Rüya’nın başı duvara yaslandı, dudaklarından istemsiz bir inilti kaçtı. Göktuğ diğer memesiyle de aynı şeyi yaptı; bir eliyle diğerini ovarken dilini ve dişlerini kullanıyordu. Rüya’nın bacakları titriyordu. Kasıklarında daha önce hiç hissetmediği, sıcak ve nemli bir baskı oluşmuştu.
Göktuğ yavaşça dizlerinin üzerine çöktü. Rüya’nın külotunun kenarlarından tutup aşağı indirdi. Rüya’nın utançtan kızaran yanakları karanlıkta bile belli oluyordu. Göktuğ, Rüya’nın bacaklarını nazikçe ayırdı ve sıcak nefesini o hassas bölgeye üfledi. Rüya irkildi.
“Göktuğ… ben… daha önce…” sesi titredi.
“Biliyorum,” diye fısıldadı Göktuğ, dudakları Rüya’nın iç bacağına değerek. “Yavaş olacağım. Sadece hisset.”
Sonra dilini Rüya’nın ıslak kıvrımlarına sürdü. Rüya’nın dizleri büküldü; bir eli Göktuğ’un saçlarına gömüldü. Göktuğ yavaş, ısrarlı hareketlerle yaladı, emdi, dilini içeri doğru itti. Rüya’nın kalçaları istemsizce ileri doğru kıvrıldı. O ana kadar hiç bilmediği bir sıcaklık, bir gerilim karnının altında toplanıyordu. Göktuğ’un dili klitorisine odaklandığında Rüya’nın iniltisi daha yüksek çıktı. Bacakları titriyor, nefesi düzensizleşiyordu.
Göktuğ ayağa kalktı, Rüya’yı kucağına aldı ve yatak odasına götürdü. Yatağa bıraktığında kendi gömleğini ve pantolonunu hızlıca çıkardı. Rüya, karanlıkta Göktuğ’un sertleşmiş, kalın penisini gördüğünde yutkundu. Gözleri büyümüştü. Göktuğ yatağa diz çöküp Rüya’nın bacaklarının arasına yerleşti. Bir eliyle kendini tutup Rüya’nın ıslak girişine sürttü; yavaşça yukarı aşağı kaydırdı.
“Hazır mısın?” diye sordu, sesi kısıktı.
Rüya başını salladı. Kalbi deli gibi atıyordu. Hem korkuyor hem de onu istiyordu.
Göktuğ yavaşça içeri girmeye başladı. Rüya’nın bakire bedeni sıkıca sardı onu. İlk birkaç santimde Rüya’nın yüzü buruştu; keskin, yakıcı bir acı yayıldı. Göktuğ durdu, alnını Rüya’nın alnına yasladı.
“Nefes al… yavaşça.”
Rüya derin bir nefes aldı. Göktuğ biraz daha ilerledi. Rüya’nın tırnakları Göktuğ’un sırtına battı. İçerideki doluluk hissi, o gerilme, o yanma… Daha önce hiç yaşamadığı bir duyguydu. Göktuğ tamamen içindeyken ikisi de bir süre kıpırdamadan kaldı. Rüya’nın gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü; acı hâlâ oradaydı ama artık dayanılmaz değildi.
Göktuğ yavaşça hareket etmeye başladı. Kısa, dikkatli tempolar. Her girişte Rüya’nın içini dolduruyor, her çıkışta o doluluk hissi kayboluyordu. Rüya’nın bacakları Göktuğ’un beline sarıldı. Acı yavaş yavaş yerini başka bir şeye bırakıyordu; sıcak, ıslak, derin bir baskıya. Göktuğ’un kalçaları ritmik hareket ederken Rüya’nın iniltileri değişti. Artık sadece acı değildi; arada bir zevk kıvılcımları da vardı.
Göktuğ eğilip Rüya’nın dudaklarını öptü, dilini ağzına soktu. Bir eliyle Rüya’nın göğsünü kavradı, diğer eliyle klitorisine parmak uçlarıyla bastırdı. Rüya’nın kalçaları istemsizce yukarı doğru kalktı. Göktuğ’un tempoları biraz daha hızlandı. Her vuruşta Rüya’nın içinde daha derinlere giriyor, o dar, ıslak duvarları geriyordu.
Rüya’nın nefesi kesik kesik geliyordu. Karnının altında bir şey toplanıyordu; gittikçe büyüyen, kontrol edilemeyen bir gerilim. Göktuğ’un parmakları klitorisinde daireler çizerken Rüya’nın iniltisi daha yüksek çıktı.
“Göktuğ… ben… bir şey oluyor…”
“Bırak kendini,” diye fısıldadı Göktuğ, nefes nefese. “Hissediyorum seni… çok sıkısın…”
Rüya’nın vücudu birden gerildi. İçerideki o baskı patladı; sıcak, elektrik gibi dalgalar halinde yayıldı. Rüya’nın sırtı yataktan kalktı, parmakları Göktuğ’un sırtını çizdi, boğazından uzun, titrek bir inilti koptu. Kasıkları ritmik olarak kasılıyor, Göktuğ’un penisini daha da sıkı kavrıyordu.
Göktuğ birkaç saniye daha dayandı, sonra kendi de boşaldı. Derin, boğuk bir iniltiyle Rüya’nın içine aktı; sıcaklık Rüya’nın derinliklerinde yayıldı. Göktuğ birkaç saniye daha yavaşça hareket etti, sonra yığıldı Rüya’nın üzerine. İkisi de soluk soluğaydı.
Göktuğ yavaşça çıktı. Rüya’nın bacaklarının arasından sıcak bir ıslaklık aktı; kan ve meninin karışımı. Rüya’nın içi yanıyor, hafif sızlıyordu ama aynı zamanda garip bir şekilde dolu ve sakin hissediyordu. Göktuğ yanına uzandı, Rüya’yı kollarının arasına çekti. Terli alınlarını birbirine yasladılar.
Rüya’nın gözleri karanlıkta açıktı. İlk kez bir erkekle olmuştu. Acı, zevk, utanma, sahiplenilme… hepsi bir aradaydı. Göktuğ’un kalbinin kendi göğsüne karşı attığını hissediyordu. Parmakları yavaşça Göktuğ’un göğsünde gezindi.
Göktuğ Rüya’nın saçlarını okşadı, dudaklarını alnına bastırdı.
“İyisin değil mi?” diye fısıldadı.
Rüya başını göğsüne yasladı. Sesı kısık çıktı:
“İyiyim… sadece… her şey çok farklıydı.
Göktuğ onu daha sıkı sardı. Dışarıda parti hâlâ devam ediyor, şehir ışıkları pencereden içeri süzülüyordu. Ama o an için sadece ikisi vardı; terli tenleri, birbirine dolanan nefesleri ve Rüya’nın hâlâ hafif sızlayan, ama artık bir erkeğe ait olan bedeni.