Zaman, mutluluğun içinde akarken akrep ve yelkovan adeta hızlandırılmış bir ritimde ilerliyordu. Rüya ve Göktuğ’un ilişkisinde ilk ay, arkalarında bıraktıkları onlarca güzel anıyla devrilmişti bile.
Güz mevsimi yerini yavaş yavaş aralık ayının dondurucu soğuklarına bırakırken, Rüya hayatında hiç olmadığı kadar sıcak ve güvende hissediyordu. İlişkilerinin birinci ay dönümü için Göktuğ, günlerdir Rüya’dan gizlediği küçük bir sürpriz hazırlamıştı. Rüya’yı fakülte çıkışında alıp kampüsün keşfettiği gizli, tepe bir noktasına götürdü. Şehrin tüm ışıkları ayaklarının altındaydı; arabanın içinde hafif bir müzik çalıyor, dışarıdaki dondurucu soğuğa inat içerisi sıcacık bir huzurla doluyordu.
Göktuğ, arka koltuktan şık bir kutu çıkarıp Rüya’nın kucağına bıraktı. Kutu açıldığında içinden, Rüya’nın stüdyoda çizim yaparken kullandığı ama ince detaylarını çok sevip bir türlü kıyıp alamadığı özel bir profesyonel çizim kalem seti ve üzerinde minik bir mimarlık figürü olan zarif, gümüş bir kolye çıktı.
"Göktuğ... Bu çok fazla," dedi Rüya, gözleri parlayarak kolyeye bakarken. "Sen bunları ne zaman fark ettin?"
Göktuğ hafifçe gülümsedi. Parmağının ucuyla Rüya’nın yanağını okşayarak kolyeyi aldı ve boynuna takmak için arkasına geçti. Saçlarını kenara çekerken dudaklarını Rüya’nın boynuna hafifçe dokundurdu.
"Ben seninle ilgili her şeyi fark ediyorum Rüya," dedi sesi pürüzlü ve derin bir ton alarak. Kolyenin klipsini kapattıktan sonra Rüya’nın yüzünü kendine çevirdi. "Senin stüdyoda dalgınca çizim yaparken saçını kalemle toplayışını da, kahveni iki şekerli içip ilk yudumda gözlerini kapatışını da... Seninle geçen bu bir ay, benim hayatımda yaşadığım en gerçek zamandı."
Rüya, boynundaki gümüş kolyenin soğuk dokunuşuna ve Göktuğ’un gözlerindeki o yoğun sıcaklığa baktı. İçinde en ufak bir tereddüt, tek bir soru işareti dahi kalmamıştı. Göktuğ ona karşı o kadar ince, o kadar düşünceliydi ki, bazen Rüya bu yaşadıklarının bir rüya olmasından korkuyordu. Dış dünyada herkesin 'soğuk, duygusuz' dediği o adam, Rüya’nın yanında dünyanın en şefkatli insanına dönüşüyordu.
"İyi ki vazgeçmemişsin benden," diye fısıldadı Rüya, ellerini Göktuğ’un yüzüne koyarak. "İyi ki o gün o kapıda durdun."
Göktuğ’un bakışlarında bir anlığına belirsiz, çok hızlı geçen garip bir gölge belirdi ama bu saliseler içinde kayboldu. Yerini yine o güven veren tebessüme bıraktı. Rüya’nın alnına uzun, sıcak bir öpücük kondurdu.
"Ben senden asla vazgeçmem," dedi Göktuğ.
O gece, arabanın içinde şehrin ışıklarını izlerken iki sevgili birbirine sarıldı. Birinci ay geride kalırken Rüya, hayatının en doğru kararını verdiğine, Göktuğ’un onun ruh eşi olduğuna tüm kalbiyle inanıyordu.